Ali Bayramoğlu - SABAH - 24.04.2001

Yine ölümler

Cezaevlerini, cezaevlerindeki ölümleri "haber savmak usülü" dillendirmek ise yaramiyor. 15. ölümden sonra harekete geçen Adalet Bakani'nin çözüm olarak açiklamadigi tasarilar eylemi sona erdirmiyor. Ölenlerin sayisi 17'yi buldu.

Bu eylemlerin, dolayisiyla ölümlerin sona ermesinin bir ön kosulu var: Adalet Bakanligi yetkililerinin cezaevlerindeki ölüm orucu eylemi yapan hükümlü ve tutuklularla görüsmesi.

Ölüm orucu yapan kisilerden gelen bu talep herhalde, devlet otoritesinin ciddi bir biçimde sarsilmasi ya da devletin düz pazarliga girmesi olarak kabul ediliyor olmali ki, Adalet Bakanligi tarafindan keskin bir sekilde reddediliyor.

Anlamak zor...

Zira su anda sorun cezaevlerine, infaz sistemine, F tipi uygulamasina verilecek nihai biçim meselesi degil; insan ölümlerinin durdurulmasi meselesi...

Adalet Bakani da çok biliyor ki, Meclis'e sevk ettigi tasarilar, bu tasarilarin ardindan çikarilacak yönetmelikler 2 ila 6 ay arasi bir süre alacak ve bu orta vadeli tedbirler, ölümleri seyre dalacak.

Kaldi ki, bu tedbirler içerikleri itibariyle ölüm oruçlarina yol açan, insan hakki ihlâline zemin hazirlayan ana sorunu ortadan kaldiracak nitelikte de degil. Tersine, bazi yönleriyle bu tür eylemleri su an itibariyle tahrik edecek nitelikte.

Örnegin cezaevlerini sivil denetime açmak amaciyla hazirlanan Cezaevleri Izleme Kurullari'nda sivil toplum örgütleri, yani sivil yok. Kurul mülki amir tarafindan seçilecek ya da Adli Yargi Adalet Komisyonu tarafindan belirlenecek isimlerle olusturulacak. Bu yolla demokratik denetim yerini otorite denetimine birakabilecek.

Örnegin Terörle Mücadele Yasasi'nin 16. maddesiyle ilgili degisiklik tasarisi, bu maddenin ruhundaki özgürlügü kisitlama mantigini giderecegine biraz sembolik olarak, biraz daha sertlestiriyor.

Bu tasari, 3713 sayili yasa hükümlerine tâbi tutuklularin, sosyal, kültürel, egitim ve spor faaliyetlerinden yararalanmalarini, meslek kazandirma ve is yurdu çalismalarina katilmalarini, bir hak olarak degil, iyi hal durumunda cezaevi idaresi tarafindan verilecek bir mükâfat olarak tanimliyor. Iyi hal durumu da baska bir sikintili duruma isaret ediyor. Iyi hal mahkûm ya da tutuklunun kendisini iyilestirmesi ve egitim almayi istemesi, yani "fikrî terbiye"yi kabul etmesi anlamina geliyor. Baska bir deyisle, cezaevlerinde belli sosyal ve kültürel olanaklardan yararlanmak ya da spor yapabilmek, ancak söz konusu egitim ve iyilestirme programlarina katilmayi kabul etmek durumunda geçerli oluyor.

Düsüncenin ve fikrin cebrî yollarla terbiye edilmesi, bu terbiyenin ödüle baglanmasi ya da tersinden söylenecek olursa, ortak yasam olanaklarindan faydanlamadan men gibi yeni bir cezaya endekslenmesi niyeti bile düsünce özgürlügü açisindan kabul edilemez aykiri bir durum olusturur.

Önce, "su sekilde düsünmeyi birak, daha sonra insanlarla konusmak, is ögrenmek, spor yapmak gibi haklardan faydalan" mantigi bu çagda, suçlunun suçu ne olursa olsun kabul edilebilir bir mantik degildir.

Nitekim tasari, "uygulanan programlarin amaca aykiri sonuçlar dogurdugu anlasildiginda, o hükümlüler yönünden programa son verilecegini" öngörmektedir. Bu, programlari sona erdirilen hükümlülerin, spor ve diger sosyal aktivitelerinden yararlanmasinin da son bulmasi, mahkûmlarin tecride geri dönmeleri demektir.

Üstelik egitimin de ne olacagi belli degildir. Egitim, daha önce pek sik karsilastigimiz gibi mars okumak, asker gibi davranmak, sürekli and içmek gibi unsurlar üzerine kurulursa, ki büyük ihtimalle böyle olacaktir, uygulama tümüyle beklentinin tersi sonuçlar verecek bir hatta ilerleyecetir.

Garip bir ülke burasi, "demokratik düzeltme girisimleri"nden bile daha derin bir otoriterlesmeyi üretebiliyor, böyle yaptikça sorunlari azdiriyor...

Hosted by www.Geocities.ws

1