The Wall - başlangıç

lunaticsite


röportajlar
anasayfa
yazılarım
gitarcılar için...
fotoğraflar
şarkı sözleri



"The Wall" albümü oluşurkenki psikolojinizden bahsedelim biraz...

Waters: Bazen gün boyunca çok anlamsız şeyler hissederim -fakat kesinlikle başıboş hisler değildir bunlar, gayet doludur- ve her şeyin, çok uzaklardan, bulanık bir şekilde gözümün önüne geleceğini anlanm. İşte o zaman 'evet, bir parçanın sözleri geliyor' diye düşünürüm. Kişi, gelen şeyi ensesinde hissetmelidir ve becerisi neyse ona dökmek zorundadır, fakat ilk yaratım süreci pasif bir edimdir. Benim görüşüme göre bu, bir ifade olabilir, Jung'un 'collective conscious' (kolektif bilinç) dediği türden bir ifade... İnsanoğlu her şeyle olan ilişkisini ifade etmek ve açığa çıkarmak ihtiyacındadır. Ben bu noktaya geldiğimde psikoterapi görmem gerekip gerekmediğini düşündüm. 1981 yılına kadar da gerekli olmadı.

Başlangıçta kafamda iki imge vardı -biri, sahneye duvar çekmekti. Bu imge, grupla seyirci arasındaki sado mazoşist ilişkiyi anlatmak içindi. Üzerlerine bomba atılan, parçalara ayrılan ve bunu çılgınca alkışlayan seyirci fikri. Her ne kadar kurban olsalar da, eylemin merkezi seyirciydi. Bu ilişkide hem endişe verici hem de korkutucu bir şey vardı. Sana zarar verebilecek bir ses sistemi kuracağız ve sende mümkün olan en fazla zararı görebilmek ve en önde olabilmek için mücadele vereceksin. Böylelikle Pink'in bir Nazi demagoguna dönüşme fikri çıktı ortaya.

İkinci tema, hem Syd'le hem de benim deneyimlerimle ilgili. 'When I was a child I had a fever, my hands felt just like two ballons' (çocukken ateşlenmiştim, ellerim iki balondu sanki) sözleriyle, yüksek ateşle sayıklarken, her şeyin çok büyük gözüktüğünü ve vücudumda hissettiğim ama tarif edemediğim şeyleri anlattım. Hayatımda bir kaç sefer kendimi ruhsal bunalımın eşiğinde hissettim. Bu yüzden, Syd ve diğer şizofrenlerle kurduğum ilişki, anlattığım bu çocukluk anıma ve kendimi o duygunun sınırlarında hissettiğim dayanılmaz stresli zamanlara dayanır.

Albümü ilk defa ne zaman dinlediniz?

Bob Ezrin: Roger beni hafta sonu evine davet etmişti -çok güzel bir evi ve hafif karanlık bir stüdyosu vardı. İngiltere'ye o gri rengin çöktüğü mükemmel hafta sonlanndan biriydi. Beni bir odaya oturttu ve içinde "The Wall" isminde yaklaşık 90 dakika süren bir parçanın da yer aldığı, bir bant dinletti. Diğer parçalar inişli çıkışlı fikirlerle doluydu ve bu parçayla bir şekilde bağlantıları vardı. Rutubet ve bulutlar altında kalmış bu ingiliz sayfiye yeriyle, çalan müzik öylesine güzel bir ikili oluşturmuştu ki kendimden geçtim. Tamamlanmamıştı, son şeklini almamıştı fakat atmosferi iyi yakalamıştı. Dinledikten sonra sadece şunu iyi biliyordum ki; çok önemli bir çalışma olacaktı -ama bütünlüğü olan bir albüm durumuna getirmek için çalışmak gerekecekti.

Waters: Uzun ve karmaşık bir süreç olduğunun farkındaydım, benimle işbirliği içinde olacak ve konuşabileceğim birine ihtiyacım vardı. Grupta bunu konuşabileceğim kimse yoktu -Dave ilgilenmiyordu, Rick içine kapanmmıştı, Nick dinlemekten mutlu olurdu çünkü o zamanlar oldukça yakındık ama yarış arabalarıyla daha fazla ilgileniyordu. Müzikal ve entelektüel anlamda bana daha yakın olan Ezrin gibi birine ihtiyacım vardı.

"Animals" turu bittikten sonra siz ne yaptınız?

Gilmour: Bir projeyi bitirdikten sonra hemen planlar yapıp bir yenisine hiç başlamadık. Daima biraz zaman geçmesini bekledik. Pink Floyd'dan önce bir grupta beraber çaldığımız bir kaç arkadaş, eğlencelik, doğaçlama bir albüm yapmak için beni ikna etmişti. Rick bir albüm yapıyordu. Londra'daki bir stüdyoda tekrar biraraya geldiğimizde Roger'ın, bu zaman zarfında evdeki stüdyosunda yaptığı iki projeden birini gerçekleştirmek gibi bir düşüncesi vardı. Biri "The Wall"du, diğer çalış-; ma ise daha sonra ilk solo albümü olacaktı. Kendi aramızda, yeni albümün "The Wall" olmasına ve eylül ayında çalışmalara başlamaya karar verdik.

Wright: O sıralar mali açıdan berbat durumdaydık. Büyük rakamlarda vergi borcumuz vardı ve bir yıllığına yurdışına çıkmamız, albümü dışarıda yapıp, vergi borcumuzu ödememiz söylendi. Hepimiz için korku dolu zamanlardı.

"The Wall"u ilk dinlediğinizde nasıl buldunuz?

Mason: Bantlar çok kalitesizdi -Roger, gelişmiş aletler kullanarak yapsa da demolar hep çok kötü olurdu- fakat geliştirilebilecek bir fikir olduğu da hemen anlaşılıyordu.

Wright: 'Hayır, yine mi aynı şey' diye düşündüğüm zamanlar oldu -parçaların hepsi savaş, Roger'ın sorunlu annesi, kayıp babasıyla ilgiliydi. Tüm bunları anlatmak istediğini ama sonuçta başka şeylerin de olacağını umuyordum fakat Roger bu konulara aşırı bağlıydı... Bütün şarkılarda aynı tempo, aynı melodi, her şey aynıydı. Mali krizde olmasaydık belki de 'Biz bu parçalan beğenmedik' diyebilirdik ve her şey daha farklı olabilirdi. Fakat Roger'ın elinde bunlar vardı, Dave ve bende hiçbir şey yoktu. Yapacaktık...

Gilmour: Mali krizde olduğumuz doğru, ama bu durum sanırım Eylül ve Ocak ayları arasında İngiltere'de "The Wall"un ilk kısmını oluşturduktan sonra ortaya çıktı. O zamanlar çok iyi bir iş olduğunu -şimdi o kadar iyi olduğunu düşünmüyorum-ve incelemeye değer bulduğumu düşünüyordum. Dizginleri Roger'ın hayal gücüne teslim etmeye razı olmuştum.

Hosted by www.Geocities.ws

1