David Gilmour Soloları |
lunaticsite![]() ![]() ![]() |
David Gilmour güzel solo atar... Blues'a yakın durur. Albert King tarzı tel çekiştirmeleriyle ve bunları yaparkenki nüanslı pena vuruşlarıyla çok sıcak, melodik ve parçayla bütünleşen soloları dinleyeni hemen sarar. Pek çok parçadaki en vurucu bölümler Gilmour'un gitarını konuşturmasıyla oluşmuştur. Örneğin "Wish You Were Here" albümünün temel fikri, stüdyoda boş boş vakit geçirdikleri sırada ve bir türlü şarkı yazmayı beceremedikleri bir dönemde Gilmour'un kendi kendine bir köşede gitarıyla takılmaya başlamasından doğmuştur. Shine On You Crazy Diamond'ın başında dinlediğimiz o yumuşak, sakin ve acıklı gitar melodisini çalmaya başlayınca belli ki orada oturup duran Roger Waters'ın üzerine bir hüzün çökmüş ve eski günlere dalıp giden Waters, büyük ölçüde Syd Barrett'a adanmış bir albüm olan Wish You Were Here'ı oluşturacak fikirlerle dolmuş. Waters bir röportajında o güzel gitar melodisnin kendisini alıp-götürdüğünü ve dinledikten sonra Gilmour'a dönüp: "Bunu da nerden buldun şimdi?" diye sorduğunu anlatıyor. Sonradan ne kadar birbirleri hakkında atıp-tutmuş olurlarsa olsunlar bu ikili bir arada çok iyi bir müzik yapmıştır. En güzel David Gilmour sololarını seçerkenki kriterlerim tamamen benim uydurmalarımdır fakat sanıyorum ki kim olsa yine aşağı yukarı aynı listeyi yapar... En üste yazılan en iyisidir, sonrakiler daha az iyidir anlamında değildir. Listeyi yaparken parçaların aklıma geliş sırasına göre yazıyorum. Bu durum belki de bilinçaltı olarak yaptığım bir derecelemenin ölçütüdür ve fakat sanıyorum esasen hiçbirşey demek değildir. Ne de olsa "Bir puro bazen sadece bir purodur." :) Comfortably Numb Bu parçanın müziği de Gilmour'undur. The Wall sırasında Roger Waters zaten her işin başında durmayı ve esas adam olmayı çoktan normal bir durum haline getirmişti. Gilmour müziği üretme işine daha fazla katılmak istiyordu ama Waters'ın evde besteleyip az biraz kaydettiği besteler üzerine kendisine kalan dar alanda takılarak vakit geçiriyordu ve galiba bu duruma da biraz bozuluyordu. Ne var ki eldeki iyi besteler ve albüm fikirleri hep Waters'dan geliyordu. Sonuçta bir stüdyo müzisyeni muamelesi görmek hoşuna gitmiyordu tabii... İşte Comfortably Numb ne yapıp edip albüme kattığı bir parçadır. Oturup bu sefer o evinde müzikleri yapmış ve gruba getirmiştir. Sözlerin üzerine besteyi yapmış ve iki versiyon hazırlamıştır. Biri The Wall albümündeki az gitarlı ve diğeri de, herhalde, Waters gittikten sonra PULSE'ta kana kana çaldığı çok gitarlı versiyon... Parçayı bitirince bir akşam Waters, Bob Ezrin (hakem :) ) ve Gilmour bir restoranda buluşup albüme parçayı nasıl katacaklarını konuşmuşlar. Gilmour altyapıda daha fazla gitar olan versiyonu istemiş ama bunun albümün kalanıyla uyumsuz olacağını düşünen Waters da diğer versiyonu desteklemiştir ve haklıdır da. Sonuçta aklın yolu birdir ve Bob Ezrin de bass + orkestralı versiyonu destekleyince olan olmuş ve o akşam bir güzel bağırış çağırışla kavga etmişlerdir. :) Herhalde Gilmour, elinde kalan tek kaleyi sonuna kadar savunmak istemiş olsa gerek. Waters'la olan çekişmelerinin çok baskın olduğu bir dönemdir. Gitarlı versiyon konserde iyi gidiyor ama tek parça olarak... Baştan sona The Wall çalınırken o haliyle fazla sırıtırdı. Neyse, zaten albüme diğer versiyon girmiştir. Şimdi miyadı dolmuş dedikoduları bırakalım da işimize dönelim. Parçanın uzun uzun ağlayan final solosu çok güzeldir. The Wall gösterilerinde bu parça, grubun duvarın arkasından çaldığı bölümdedir ama solo başladığında Gilmour o koca duvarın tepesinde çalarmış. Sahneyi bir düşünün... Artık iyice hızını almış gidiyor olan gösteride 10 metre falan yukarda, duvarın üstünde Gilmour bağırta bağırta solosunu çalıyor. Bu heriflerin bir arada duramayışı müzik dünyası için büyük bir kayıp. Eften püften sebeplerle dağılıp gittiler. 20 yıl sonra LIVE8 için biraraya gelip çaldıklarında ne halt ettiklerini anlamışlardır bence ama çok geç tabii. 20 yıl insan ömrü için fazla uzun bir süre... Time Bol sustainli gidişatını ve vurgulamalarını çok severim. Daha giriş anında parçayı patlatır. Gerilimli ve gürültülü bağırtılar ortalığı kasıp kavurur sonra da bir anda durulur ve akar gider. Parçanın sözlerindeki duyguları çok güzel tamamlar. O melodiler nasıl aklına gelmiş bilmem. Notaları basarken sabırlıdır. Bir oraya bir buraya atlayayım derdi olmaz. Sesleri uzamaya bırakır. Gerçekten muhteşem bir solo. Shine On You Crazy Diamond Aslında acayip basit bir şeymiş gibi durur. Richard Wright altta bir sürü akorlar basar durur ve Gilmour da üstte yavaş yavaş bir iki nota basar. Birkaç perde arasında döner durur ama çeşit çeşit tel çekmeleriyle notaları vurgular ve Wright&Gilmour ikilisi çok uyumlu giderler. Zaten Waters'ın bestelerinin genel problemi olan sound'daki sığlığı hep bu uyum hale yola koymuştur. Grupta Roger Waters'ın diktası arttıkça Animals'tan The Final Cut'a kadar geçen sürede müziksel derinliğin nasıl giderek azaldığını takip edebilirsiniz.. Neyse, sonra o bilindik Shine On gitar melodisi gelir ve girizgahtan sonra Gilmour yine sakin sakin ama daha tempolu biçimde yine çok melodik bir gitar bölümüyle parçayı sürdürür. Ardından gelen klavyelerden sonra konserlerde pas geçtikleri bir gitar solo daha var. Orda iyice keskinleşen bir blues tınısı vardır. Galiba sonradan bu bölümün fazla olduğuna karar verdiler. Dogs: Bu, çok uzun ve popüler olması imkansız tarzdaki bir parçanın içinde yer aldığı için olsa gerek, hakkı teslim edilmemiş bir gitar solodur. Gerçi bilen de bilir yani... Gilmour'un birkaç gitarı üst üste kayıt ederek oluşturduğu bol tel çekmeli ve dolu dolu melodilerden tutun da alttaki ritmi vuruş vuruş takip ettiği tek notalar ve gitara çığlıklar attırdığı bütün o uzun süreli gitar partisyonu parçayı bambaşka yerlere götürür. 20 dakikadan uzun süren bu şarkıda Gilmour kendi üzerine düşen işi çok iyi yapmıştır. Grup üyeleri röportajlarda birbirlerinden hep enstrümanlarını çalamayan tipler olarak söz ederler ve gerçekten de hiçbiri öyle virtüöz falan değildir ama David Gilmour bu konuda diğer elemanlardan daha iyidir. Hakkını yememek lazım... Echoes (Live at Pompeii): Pompeii videosunda ikiye bölünmüş halde ve farklı çaldıkları Echoes versiyonunda bahsedilmeden geçilmeyecek güzel bir solo vardır. Vokallerden sonra yine uzun bir gitar bölümü Gilmour'a ayrılmıştır ve o zamanlar yaptıkları o "acayip" müziği mükemmel tamamlayan ve bir sürü bağırış çağırışı da içeren gitar bölümü çok yaratıcıdır. Bunu 1972 yılında yapabilmesi de ayrı bir konudur. O zamanlar gerçekten de tamamen bir yer altı grubuydular. Sonradan yaptıkları işleri yapmadan dağılmış olsalar bugün yine hatırlanırlardı ama şimdi isimlerini bilen insanların herhalde yüzde onu falan tanırdı. Dark Side of the Moon öncesi Pink Floyd kendine özgü bir keyiftir. Meraklısı için de en özel zamanlarıdır. Ayrıca Wish You Were Here'ı duyunca çakmak yakıp sallamaya falan başlayan. Sonra da Another Brick in the Wall part 2 hakkında konuşan kalabalıktan saklanmak isteyen floydianlar için de son kale bu bölgedir :) Another Brick in the Wall part 2 Sıra geldi en hit parçaya. 1979 civarlarındaki disco fırtınası dönemine paralel bir parçadır. Birçok insan için Pink Floyd müziği değildir bile... ama en tanınmış parçaları da budur. Genellile adı "We don't need no" olarak bilinir :) Arkada giden o hafif flanger efektli re minör akorunu bilmeyen yoktur. 'TammmTaTam TaTam TaTam' diye özetlenip giden bir re minör üzerine keskin sözler geçer. İyi parçadır. Hikayenin ayaklanmalı bir kısmını anlatır. Gerçi bahsi geçen öğrenci ayaklanması filmde de görüldüğü gibi Pink'in o anki hırsıyla aklından geçen hayallerden ibarettir ama mesaj da açıktır yani... Neyse, sonra sıra gelir gitar soloya. Telleri gökyüzüne çekiştire çekiştire giden agresif bir solo vardır burda. Yine de harika melodik bir şeydir. Özellikle Gilmour'un giriş cümlesi takdire şayandır. Gilmour'un pek çok solosu gibi bluesun kralıdır. Zaten bana kalırsa bütün sololarındaki o kulağa hoş gelen, insanı yormayan ve bu yüzden, çoğu zaman yaptığı gibi uzun ve uzun bir gitar bölümü yazdığında bile, yine de her tür dinleyicinin bıkmadan sonunu getirebilmesini sağlayan Gilmour tınısının esas sebebi bu blues sadakatidir. Lafım bu kadar. Okuyan olursa ve "Bi de şey vardı ama aklına gelmemiş bunun." gibi düşünceleri olan varsa mail atabilir. Sözkonusu farazi solo hakkında da hemen atıp tutarım hiç dert değil :) |