David Gilmour ile Echoes: Best of Pink Floyd albümü döneminde... |
lunaticsite![]() ![]() ![]() |
Pink Floyd dağıldı mı? David Gilmour: Yakın vadede neler olur kestiremiyorum. Şahsen, hayattan başka bir ölçekte zevk almaya başladım, isteklerimi biraz azalttım. Kalkıp da uzun bir turneye çıkma ihtiyacı duymuyorum, yaşım da bir hayli ilerledi zaten. "Best of"unuz "Echoes" için birlikte çalışırken bu konu gündeme gelmedi mi? "Birlikte" kelimesi biraz muğlak bir kavram! Arada bir telefonlaşıyoruz, ama öyle bir araya gelip "beyin fırtınası" tabir edilen toplantılar yapmıyoruz. "Echoes"u, ses mühendisimiz James Guthrie, Tahoe Gölü'ndeki evinden koordine etti. Roger Waters'la görüşmediniz mi? Hayır, 1987'de grubu terkettiğinden beri Roger'la ne konuştuk, ne de aynı mekânda bulunduk. Roger'ı iyi tanırım, birisiyle bağları kopardı mı tam koparır, bir daha görüşmez. "Echoes" kimin fikriydi, grubun mu, yoksa plak şirketinin mi? Yıllardır bir "best of" yapalım der dururuz, bunu şimdi yapmanın uygun olacağını düşündük. Evet,EMİ albümü yapalım istiyordu, ama bu kararı vermemizde plak şirketinin bir etkisi olmadı. Şarkıları seçmekte çok zorlandınız mı? Mayıstan beri bununla uğraşıyoruz. Rick (Wright) en başta bir liste yolladı, ama sonra ilgisini kaybetti. Nick'se (Mason) bu işe hiç bulaşmak istemedi. Vakit daralmaya başlayınca, şarkıları hangi kıstaslara göre belirleyelim, her albümden birkaç parça alalım mı, yoksa başka türlü bir seçim mi yapalım diye düşünmeye başladım. Sonuçta bir oylama yaptık ve listeyi öyle oluşturduk. Şarkılar kendi kendilerini seçmiş gibiler... Evet, şimdi bakıyorum da, şarkılar ne kadar belliymiş diyorum. Halbuki seçme süreci ne kadar uzun sürdü. Hangi şarkılarda anlaşmazlığa düşüldü? Ben Fat Old Sun'ı istedim, ama başka kimse istemedi. Aslında liste henüz kesinleşmiş değil. Bazı şarkılarda iş benim tercihime kaldı. Roger, artık karışmak istemiyor, benim Nick ve Rick'i onu devre dışı bırakmak için ikna etmeye çalıştığımı söyleyip aksileşiyor. Onun listesi berbat. İnsanların "The Final Cut"'dan altı parça istediklerini sanmıyorum. Öte yandan, dördümüzün de "The Fletcher Memorial Home"a oy verdiğimizi de söylemeliyim. O şarkıyı yaptığımız dönem, hayatımın en berbat zamanıydı. Roger'la çalışmak bir kabus gibiydi, bu yüzden artık ne "The Final Cut"ı dinlemek, ne de lafını duymak istiyorum. Ama "The Fletcher Memorial Home" müthiş bir şarkı. Ayrıca "Kaç Syd Barrett parçası koyalım?" diye de tartıştık. Listeye beş parça ekleyebildim, ama diğerleri "Bike" da olsun diye çok ısrar ettiler. 1967'ye dönelim... Syd'in yerine çalmanı istediklerinde, bunun zorluğu seni ürküttü mü? Başlarda evet. Bir topluluğa yeni katılmış her müzisyen önceden yapılana uymak ister, burada yeri doldurulacak kişi de Syd'di. Fakat kişiliğimin burnu büyük tarafı, o güne dek yapılanı daha ileriye götüreceğimi söylüyordu. Böyle düşünmesem, Pink Floyd'a katılmazdım. Syd'in, Beach Boys'un Brian Wilson'ı gibi, evinde oturup grup üyeliğini sürdürmesi söz konusu oldu mu? Olabilirdi belki de, ama öyle bir seçenek hiç gündeme gelmedi. Syd olmadan da yeterli olduğumuzu hissettik. Gözle görülür şekilde inişe geçen popülerliğimiz, 1968 ve 69'da tekrar yükselmeye başladı, Syd'in kalmasının anlamı yoktu. Syd'in güçlü bir dönüş yapacağı ihtimali hiç aklına geldi mi? Hayır. Gruba katıldığım zamanki halini ve sonrasını dikkate alırsak, onun muhteşem bir dönüş yapıp dehasını göstereceğine dair bir emare yoktu. Sen katıldığında grubu Roger mı yönetiyordu? Sanırım işleri toparlamaya çalışıyordu. Roger'ın herhangi bir insandan daha fazla yazar olmak isteyecek güçlü bir egosu olduğunu sanmıyorum. Sonradan bu oluştu belki, ama başlangıçta durum öyle değildi. Şarkı söylemeye de talip değildi. Bütün parçaları benim söylememi isterdi. 60'ların sonunda Pink Floyd'da müzikal bir tutarsızlık vardı. Ne yaptığınızın farkında mıydınız? Konserlerde gayet iyiydik, ama albüm yaparken çuvallıyorduk, işin nereye varacağını kestiremiyorduk. "A Saurcerful Of Secrets"la başlayıp "Atom Heart Mother"da belirginleşen ve "Echoes"a uzanan bir çizgi yavaş yavaş ortaya çıktı. "Atom Heart Mother"ın fikri güzeldi, ama kendisi berbattı. Geçenlerde bir daha dinledim; o kadar boktan ki, sanatsal açıdan belki de en düşük noktamız. O albümde sanki birbirimiz hakkında hiçbir şey bilmiyor gibiyiz. Fakat sonradan açıldık. 60'ların sonuna doğru Pink Floyd üyeleri kendilerini asık suratlı birer Beethoven gibi mi görüyorlardı? Hayır. Müziğimizin o tür bir tavırdan kaynaklandığını düşünmek kolaycılık olur, müziğimiz çok daha deneyseldi. Bizi üç dakikalık pop şarkılarının diktasından kurtaracak bir yol arıyorduk. Ben asık suratlı olarak tanımlamazdım, ayrıca o zamanlar müziğimiz bize eğlenceli geliyordu. Bugünlerde başkalarının albümlerinde çalmaktan zevk alıyor gibisin: Paul McCartney'le, The Pretty Things'le, Robyn Hitchcock'la çalıştın... Böylesi çok zevkli, üzerimde hiç baskı yok. Gitarını ve amplifikatörünü getiriyorsun, fişi takıyorsun, aklında ne bir kaygı, ne de bir şarkı var. Ama hep böyle olsun istemezdim. Kişinin egosu, yaratma arzusu hep baskın çıkar. O yaratma arzusu, sende neden kendini pek göstermiyor son zamanlarda? Kendimi müzik üretme duygusundan uzaklaştırdım. Bilgisayarlı kayıt sistemimde 120 tane bitmemiş parça var, oturup onları işlemem lazım, ama onlarla uğraşmak yerine dinleniyorum, ailemle vakit geçiriyorum, çocuklarımı yetiştiriyorum. Robert Wyatt'ın düzenlediği Meltdown Festivali'nde solo çalmak hoşuma gitti, Ocakta Festival Hall'da iki ya da üç gece ve Paris'te de birkaç gece çalmak istiyorum. Hemen hepsi unplugged olacak, bir sürü Pink Floyd parçası çalacağım. "Echoes"daki Pink Floyd başyapıtlarını gözden geçirmek büyük bir müziksel tatmin duygusu vermiştir herhalde... "Echoes"da bunu birçok şarkıda hissettim, "Wish You Were Here", "Shine On You Crazy Diamond" ve diğerleri... Ama asla tam anlamıyla tatmin olmuyorsun. Eski parçaları dinlediğimde, hâlâ "keşke şöyle yapsaydık, böyle yapmasaydık" derim. |