http://www.geocities.com/lordunuz

Haftanın Yazısı Önceki Yazılar Gidin, okuyun, seyredin, dinleyin Sesinizi Duyurun Başkalarının Sayfaları Lordunuz Kimdir, Ne Yer, Ne İçer? Yazın Bakalım Başkaları Ne Düşünmüşler, Ne Demişler?


Yollayın Bakalım!



Lordunuz Sizin İçin Macaristan Grand Prix'ini Seyretti...

Cuma sabahı, savaş yıllarından beri gitmediğim Budapeşte'ye eski bir yarışçı ve bir takım sahibi olan Alain Prost dostumun davetiyle gittim. O zamanlardan bu yana çok birşey değişmemişti. Neredeyse hala spitfire'ların motor sesleri kulaklarımda yankılanıyordu.

Nostaljinin pençesinden zorlukla kurtulduktan sonra eşyalarımı otele bırakıp yarışın yapılacağı Hungaroring'in yolunu tuttum. Ancak trafik çok yoğun olduğu için sabahki antrenman turlarına yetişemedim. Pistin yakınlarında, postanenin karşısındaki kebapçıda oltu kebabı yedikten sonra ikinci antrenman turlarını seyretmek üzere pitlerde eski dostumun yanında yerimi aldım. Uzun zamandır bu teknoloji harikası makinaları görmeyi istediğimden çok heyecanlıydım ancak start çoktan verilmiş ve antrenmanın bitmesine 20 dakika kalmış olmasına rağmen tek bir araba bile piste çıkmamıştı. Merak ettim, Alain'e sordum:

(lordunuz) Alain, hayırdır, arkadaşlar niye şeetmiyo pist etrafında?
(alain) Lorum, sorma, Bernie Ecclestone geçen hafta şahadet getirip müslüman olmuş. Bundan sonra cuma öğleden sonra antrenmanları topluca namaz kılındıktan sonra başlayacakmış, biz de şaşırdık, ama naapalım lordum, ekmek parası.
(lordunuz) Olur mu öyle saçma şey canım, milyonlar izliyor bu organizasyonu.
(alain) Daha kötüsü, lordum, bizim çocuklara namaz kılmayı öğretmekte çok zorlandık, Jean'ı bilirsin agresif çocuktur, bitürlü ezberleyemedi şu fatihayı.

Formula 1 cemaatinin namaz kılmasının ardından tekbir sesleriyle piste çıkan arabaları büyük bir keyifle seyrettikten sonra Alain'in sürücülerinden Jean'la konuşma imkanı buldum.

(lordunuz)Vay, Jean n'aber, araba iyi kaçıyo haa, kaç yapıyo?
(jean alesi)Ooo lordum, hoşgeldin, şeref verdin.
(lordunuz)Alain senin bu aralar asabiyet yaptığını söyledi.
(jean)Yok be abi, alakası yok, geçenlerde bi kaza yaptım, çok kötüyüm o günden beri, hiçbiyerim tutmuyo. Alain abi de benle hiç ilgilenmiyo, kıl olmaya başladım valla!
(lordunuz)Zaten geçen gün Michael ve David'in muhabbetine maydonoz olmuşsun, yumruk patlat felan demişsin, ne o hır mı çıkarmaya çalışıyosun burda, alırım bak façanı aşşaaa, yapma bana öyle el kol!
(jean)Ama abi...
(lordunuz)Sus! Yezid...

Ertesi sabah otelde, Tuna Nehri'ne karşı kahvaltı yaparken küçüklüğümde bizim oradaki Tuna Pastanesinde yediğim kedi dilleri aklıma geldi... Budapeşte'de biraz müze gezdikten sonra sıralama turlarını izlemek üzere yine piste gittim. Bu Alain'in karısı çok becerikli kadın, severim diye bana kedi dili pişirip göndermiş, sağolsun.

Cumartesi günü, bir önceki güne göre çok daha hareketli ve kalabalıktı, epey tanıdık yüz görme fırsatı da buldum. Eski bir arkadaşım olan Danii'yle karşılaştım:

(danii)Lordum?
(lordunuz)Danii, Danii Minogue, seni görmeyeli uzun zaman oldu.
(danii)Artık Villeneuve, Jaques'la evlendik.
(lordunuz)Yaa, tebrikler...
(Jaques Villeneuve)Danii, kim lan bu adam, ben pistte fır fır dönerken sen demek buralarda bu lord kılıklı adamlarla kırıştırıyosun!
(lordunuz)Çok konuşma bacaksız şurada...
(danii)Jaques, o sadece eski bi arkadaşım!

Bu iki kısa boylu insan, yadsınamaz karizmam ve çekiciliğim yüzünden kavga etmeye başladıklarında, orada daha fazla durmamın gereksiz olacağını düşünerek diğer takımların garajlarına doğru yola çıktım. Ferrari'nin garajında Jean Todt'la karşılaştım, kafamdan ne sevimli adam diye geçirirken yanıma yaklaştı:

(Jean Todt)Ne sevimliyim di mi?

Ona sadece soğuk bir bakış fırlattıktan sonra Williams BMW'nin garajına yöneldim, Gerhard Berger, Frank Williams'ı kafakola almış:

(berger)Abi ben eskiden olsa bunların hepsine toz yuttururdum...

diye geyik yapıyordu. Belli içmişti ve inanın bana Gerhard içkiliyken hiç çekilmez.

En iyisi Alain'in garajına dönüp sıralama turlarının geri kalanını oradan seyredeyim dedim. Ben oraya vardığımda süre tamamlanmış sonuçlar açıklanıyordu. Duyguları tarafımdan rencide edilmiş Jean Alesi'yle fazla göz göze gelmemeye çalışarak arabaları incelemeye başladım. Çok güzel makinalardı, küçücük direksiyonları, o direksiyonların üzerinde de birsürü anlamsız ışık ve düğme vardı. Tahminimce büyük çoğunluğu yarışın uzun sıkıcılığı boyunca sürücüleri eğlendirmekten başka bir işe yaramıyordu. Bu zihniyetle bu düğmelerden bir iki tane yürüttüğümü kimse farketmedi bile.

Yarış günü sabahı pırıl pırıl güneş gökyüzündeydi ve ben Prost takımının garajında yerimi almıştım. O sırada kapının önünden geçen Michael Schumacher'i yakaladım:

(lordunuz)N'aber Miki? Bu yarışı kazanabilicen mi?
(Schumacher)Siz kimsiniz?
(lordunuz)Benim kim olduğumu boşver, sizin işiniz de çok zor, arabaların içi çok ısınıyo mu, klima var mı arabalarda?
(Schumi)Abi sorma ya, bu bebek yüzlü şeytan ruhlu canavar(sanırım Jean Todt'u kasdediyordu), bırak klimayı arabaya bi teyp bile taktırmadı.
(lordunuz)Abi değil lordum demen gerekiyodu.
(Schumi)Hıı...Ne...

Arabalar pistin etrafında antrenman turları atıyordu, ben de Alain Prost'un yanına yaklaştım:

(lordunuz)Alain bi tur da ben atayım mı?

Alain'in verdiği cevabı buraya yazmak istemiyorum, biraz onur kırıcıydı. Üstelik çok da yersizdi. Bunca senelik hukukumuz var, insan bi kere bindirir. Zaten baştan beri hiç sevmemiştim kıvırcık kafayı. Her ne kadar yarışı seyretmeyi çok istiyor olsam da Alain sinirlerimi bozduğu için orayı hemen terkettim. Beni kapıya kadar geçiren güvenlik görevlileri kalmam için her ne kadar ısrar ettilerse de ben:

(lordunuz)O kıvırcık artık yalvarsa da arabasını kullanmam...Ahh, çekiştirme kolumu gidiyos işte...

dedim. Yarışı kaçırmıştım, ama duyduğum kadarıyla Prost'un iki arabası da yarışı bitirememiş. Bu arada onların arabalırndan yürüttüğüm düğmeleri Rolls Royce'umun direksiyonuna taktım, trafikte eğlence oluyo.





This page is hosted by

Hosted by www.Geocities.ws

1