|
|
|
KÜÇÜK ama ŞİRİN ŞEYLER - ANTALYA
Kaş’tan da ayrılma vakti gelmişti ve sabah erken yola çıkmamıza gene gerek yoktu çünkü Antalya’da buluşacağımız arkadaşımız Luthien akşam saat 18.00’a kadar sürecek bir tura katılmıştı. Fakat yanılmanızı istemem bu turun rehberi idi bu arkadaşımız. Neyse kendisi ile sağlıklı olmayan bir buluşma planı yaptıktan sonra yola koyulduk.
İlk vardığımız dinlenme yeri Kemerdi ama ne sıcaktı anlatamam. Bizde hazır daha 5-6 saat vaktimiz var “Bari yemeğimizi burada yiyek” diye düşündük ve ilk gördüğümüz sahil kenarı yere oturduk. Bir güzel yemeğimizi yedik daha sonra 15 metre gerimizdeki Aqua Park’a girmeye yaklaşık 20 dakika düşündükten sonra karar verdik.
İçerisi diğer Aqua Parklara kıyasla biraz daha küçüktü ama burada istediğiniz her türlü tehlikeli hareketi yapmanıza izin veriyorlar. Bu açıdan tam bizler gibi bilinçli insanlara göre bir yerdi bence. Çevredeki Rus turistlerin sayısını anlatmaya iki elimin parmakları yetmez her yerde onlar vardı bir an kendimi Vietnam’daki şavaş günlerimi tekrar yaşarken bulmuştum. Fakat bu sefer nereye baksam çekik gözlü yerine uzun bacaklı beyaz tenli şirin mi şirin Rus kızlarımız çarpıyordu. Ben bilinçsizce break dans figürleri yaparken Ashley’nin döner tekmesi sağ burun deliğimden girince kendime geldim ve “Ulan sen de amma kıskançsın be ben onlara bakarmıyım. Ha ha ha ha ilahi senn ha ha ha Ashley bak kızın mayosu açıldı göğüsleri gözükecek gali.... “ sol burun deliğime iki ayağını birden soktu.
Neyse oturacak bir yer bulduk ve doğal olarak oturduk (sit down). Sıcaktan pişince artık havuza girmenin kaydıraktan kaymanın ve bilimum aile eğlencelerinin yapma vakti geldiğine karar verdik. İlk olarak grup aktiviteli bir tanesine gittik. Bu dedelerimizin zamanındaki şambriyelin devasa boyutunda, iki kişilik bir bottu. Ashley doğal olarak öne sen otur ben önde gitmem dedi ve gene denek faresi olarak öne oturdum ve hoyratça bir hareketle bizi deliğe doğru yolladım. Aman tanrım one biçim bir kaydıraktı tam zifiri karanlıkta ışık hızına yakın bir hızla gidiyorduk. Bende ailenin direği olarak Ashley’e destek vermek ve korktuğu için utanmamasını sağlamak amacıyla avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Sonra bir anda yaklaşık 350-400km/hr hızıyla suya girdik. Ben belki henüz çıkmamış bir rus varsa ve kazara diye çarpar diye ellerimi iki yana açarak uzun süre su altında bekledim ama olmadı.
Kaydıraklardan sıkılınca yandaki normal havuza girmeye karar verdik ve esas eğlencenin orada olduğunu gördük. Ben Ashley’i ayaklarından fırlatarak havaya atıyordum ve oda havada “BİR İKİ ÜÇ BİZİ YENMEK GÜÇ” diye bağırıyordu. Sonra oda beni atmaya çalıştı ama olmadı bizde havuzdan çıkıp güneşlenmeye başladık. Daha sonra neden buralarda bu kadar çok Ruscuk olduğunuda Luthien’dan öğrendik. Meğersem turlar bu salakları gezi programı olarak buralara getiriyorlarmış.
Aqua Parktan çıktık ve Luthien’ın bize ayarladığı pansiyonu bulmak üzere Antalya Kale’ye doğru yola çıktık. Kale bölgesine geldiğimizde arabaya park yeri bulma umudumuz hiç kalmamıştı çünkü pansiyona giden yollar ancak bir arabanın geçebileceği genişlikte yollardı zaten. Ama tam pansiyonun önünde şanıma yakışacak bir park yeri beni bekliyordu tabii. Odamıza çıktık ve ne görelim. Yatağın ortasında nah elim kadar bir tarantula ağlarını örmüş ve küçük bir kız çocuğunun ırzına geçerken bir yandan da patlıcanı koltuk altlarına sürüyordu. Ben bu sahneye dayanamadım ve Işığın oğlu Absolut olarak yıldırım gib patlıcanı aldım ve camdan attım, sonra başladım böceee vurmaya 2 vurdum 1 saydım en sonunda pes etti ve odadan çıktı gitti. Pansiyon tek kelimeyle harikaydı. Tam Atatürk’ün evi dedikleri şekilde döşeliydi ve buranın işletmecisi teyze bize çok iyi davrandı. Akşam olmuştu ve Luthien ile buluşma vakti gelmişti. Tam 1 haftadır gördüğümüz ilk arkadaşımız olacaktı.
Shaper’in abisi (nick namemini bilmiyorum (ben biliyorum, kendisi her nedense “lavuk” nickiyle tanınmayı seçmiştir – lordunuz)) de bize katılacaktı. Hep beraber çok hoş bir balık lokantasına gittik ve bilin gene ne yedik. Evvvet Çupra ve Levrek yedik ama hakkaten güzeldi. Bayağıda alkol aldığımızdan acaip eğlendik. Daha sonra uyumak üzere evlerimize yönlendik.
Ertesi gün Ashley ile artık alışkanlık haline getirdiğimiz tekne turuna çıktık ama bu sefer sadece 7 kişiydik koca teknede. Yaklaşık 2 saat süren gayet yeterli bir turdu. Dev gibi bir şelalenin altında durdu (Düden) ve sadece biz denize girdik ecnebiler ise haydi çıkında gidelim daha yolumuz var gibisinden baktılar. Tur bittikten sonra Luthien ile olan buluşmamıza daha çok olduğundan önce bir yemek yiyelim dedik ve falezlerin tepesinde bir lokantada oturduk yedik (dedik mi yaparız). Vakit hala çok vardı ve benim aklıma bir anda limandan balık tutmak geldi Ashley de okey verince indik limana aldık uyduruk birer olta ve başladık balık tutmaya. Yaklaşık 2 saatte 15-20 tane ufak ama yenen balık tuttuk ama yakaladıklarımıza bağışlayıcılığımızı göstermek için geri attık. Hatta bir seferinde ben irice bir yengeç tuttum ve tam Ashley’e eşşek şakası yapacakken gözlerindeki “oyarım” bakışından sonra suya geri attım hayvancığı.
Neyse akşam olmuştu ve Luthien ile buluşma vakti gelmişti. Buluştuk ve gene öğlen yemek yediğimiz lokantada akşam yemeğimizi yedik. Muhabbet süperdi. Bol bol ortak arkadaşlar ve tabiki Sir Ork hakkında konuştuk. Yemekten sonra Luthien bizi belki de Antalya’nın en tatlı yerlerinden birine götürdü. Burası şark köşesi yola bakan bir lokantaydı. Şark köşelerinden birine oturup ortayada güzel bir nargile getirttik birerde bira varyaaa offf. Süper olmuştuk anlatılamaz yaşanır tipi bir hadiseydi. Zaten ondan sonrada Sir Afex ve kendimize birer nargile aldık hemen. Tam o sırada Sir Ork telefon etmez mi teeee uzaklardan. Ona da olan hasretimizi konuşarak azalttıktan sonra gene muhabbete döndük. Herkes birbirine güle güle dedikten sonra uyumaya gittik.
Sabah olmuştu ve Ankara’ya evimize yola çıkacaktık ki Luthien bizi evinde kahvaltıya çağırdı. Evi bulana kadar hakkaten canımız çıktı. Bütün Antalya’nın en salak 7 adamını bizim yol güzergahımızda tam yol sorulası yerlere çok dikkatlice yerleştirmişler. Sağı gösterip sol diyenler, “Aha ya işte orası burası” diyenler. Oooff çok zorladılar beni çook. En sonunda evi bulduk, kahvaltı alışverişimizi yaptık ve yola çıktık. Bu arada Luthien’in evi çok şirin. Televizyonu gelmeden önce Shaper ile oturup çekirkek çitlerken evin eski sahibinden kalan dünya şeklindeki lambayla oyun oynuyorlarmış. Ama şimdi gayet güzel bir ev bence.
Yol Afyon’a 50 km kalana kadar tenhaydı fakat o son 50 km bitmek bilmedi. Millet sıcaktan kafayı yemiş bir halde solluyordu. Biz tırstık ve 90km/hr sabit hızla gitmeye karar verdik en sonunda. Varan’da Shaper bizi aradı, ailesini Ankara’ya götürdüğünü ve Afyon’a sadece 30 km uzaklıkta olduğunu söyledi. Küçük bir kuş gibi heyecanlanmıştık. 30 dakika sonra o da sinir olmuş bir halde Varan’a girdi. Ama onun nedenleri daha farklıydı. Malum aile ile yola çıkınca yok şurda duralım yok incir yiyelim yok incir bitti ellerimizi yıkayalım olaylarından bayılmak üzereydi ve en sonunda Varan’dan sonra bizim arabaya geçti ve yolun geri kalan kısmını üç kişi tamamladık.
Ankara’ya gelmiştik ve çok güzel 2 haftalık tatilimiz bitmişti. Ama bu bizi üzmedi niye çünkü arkadaşlarımız, ailelerimiz, bilgisayarım ve televizyonumuz buradaydı.
Yeni yazılarda görüşmek üzere.
Sir Absolut
|
|
This page is hosted
by 
|
|
|