|
|
|
KÜÇÜK ama ŞİRİN ŞEYLER - KAŞ
Gene sabah olmuştu ve biz gene yola çıkmak zorundaydık. (niye zorundayız bilmiyorduk ama doğa bizi çağırıyordu) Bizde son model cep telefonlarımız elimizde son model arabamıza doğru giderken insanın arada bir de olsa medeniyetten uzaklaşması ne kadar zevkliymiş diye düşünüyorduk.
Sabah 9’da paragliding yaptık çok hızlı bir Ölüdeniz gezisinden sonra saat 13.00’a doğru yola koyulduk. Sahil yolundan gitmeyi şeçmiştik zaten Kaş’a giden başka yol var mıydı bilmiyorum. Yol inanılmaz derecede virajlı bir o kadar da güzeldi. Fakat ben genede her kör viraja girerken havalı kornamı öttürmekten geri kalmıyordum.
Yolun ortalarına doğru bir yerde insanların arabalarından inerek sağa sola bilinçsizce koşturduklarını görünce bir Türk olarak hemen durduk ve arabadan indik. İyikide inmişiz meğersem burası adını habire duyduğumuz Kaputaş’mış. (normalde Kaputaş köprüsü yazacaktım ama tam köprü değil, geçit desen geçit değil) Manzara olağanüstü güzeldi. Ve en ilginci uçurumun dibinde insanlar güruh halinde denize giriyorlar. Biz gene son derece medeni ve sosyal insanlar olarak orada denize girmemeye karara verdik. Ama denize girme fikri bir kere aklımıza yerleşmişti işte bu yüzden ilk gördüğümüz yüzülebilitesi olan koyda hemencecik durduk ve attık kendimizi güzel sulara. Her güzel şeyde olması gereken aksilik gene olmuştu. Tam duşumuzu almak üzere gidiyordukki duşun altında baş parmagım büyüklüğünde siyah sarı şeylerin sinirli sinirli uçuşup piknik yaptıklarını farkettik. Bunlar Bal Arısı Tombik ve arkadaşları değil Deli Neco ve Kayınbiraderleriydi. Hayvanlar o kadar büyüktü ki Ashley’i yanımdan alıp uçarak kaçacaklar diye bir an epey ürktüm. Neyse o sırada gelen bacak kadar velet “Ağabey ne oldu bir sorun mu var” dedi. Bende “Aha sorun onlar” dedim. Bebe bize güldü ve arkasını dönüp Indiana Jones edasıyla çardağa girdi. 2 dakka sonra elinde karton bir kapakla çıktı. Ben vahşi insan olduğum için kartonla arıları ezecek diye sevinirken bir anda beberuhi kartonu duşun altına bırakıp geri çekildi. Meğersem buralarda adetmiş arılara karton verince onlarda paşa paşa kartonu alıp oradan uçup giderlermiş. Hehe gerçekte böyle oldu desem nasıl şaşardınız ama. Neyse kartona daha yakından bakınca üstünün Bally (kafa yapan yapıştırıcı) ile kaplı olduğunu ve zavallı arılara karşı acımasızca bir tuzak olduğunu fark ettik. Ama nedense 2-3 arı bu tuzağa yakalanana kadar da başından ayrılmadık. Duş almamıştık ve daha 1-1.5 saat yolumuz vardı.
Yolda ilk kez bu kadar rahat ilerliyorduk çünkü bir yere yetişmemiz gerekmiyordu. Eee hal böyle olunca biz saldıkça saldık kendimizi. Ben en son kendimi bir güvenlik kapısındaki adama lütfen girelim içeri bu saatten sonra parayla girilmezki gibi salakça ve anlamsız şeyler söylerken buldum.
Kazasız belasız Kaş’a vardık. Acaip hoş görünüşlü bir yer. Tabiii hemen bir yere girip burada kalınabilinilecek güzel yerlerin ismini öğremeye çalıştık ama bu kez nafile. Meğerse Kaş’ta koca bir yarım ada sadece oteller ve motellere ayrılmış. Af edersiniz ama tam g.t gibi kaldık, çünkü bütün yarımadayı arabayla dolaşmak ½ saat sürdü ve istediğimiz gibi bir yer bulamadık. Dönüş yolunda tam hayattan umudu kesmişken yolun deniz kısmında Kaş H(M)otel diye bir yer gördük ve Allah yarattı demeden daldık içeri. Gayet temiz ve ucuz bir yerdi. Hemen üstümüzü değişip otelin arkasından uçurumlardan atlayarak denize girdik. Çevremizdeki bir kaç üstsüz ecnebi dişisi benimle o kadar çok o kadar çok ilgilendiler ki en sonunda Ashley müdahale etmek zorunda kaldı ve “Yankee go Home, he my” dedi. Türkçesi “Haydi siz şimdi gidin , o benimdir”. Neyse daha sonra odaya çıktık ve yemekten önce dinlenelim biraz kararı aldık. Dinlendikten sonra Ashley biraz daha dinlenmek istedi bende Alanya’dan almış olduğum Örümcek Adam ve Süperman dergilerini büyük bir keyifle okumaya başladım. Yaa inanırmısınız bazı insanlar en büyük kahramanın süperman olduğunu iddia ederler ama bilmezlerki o insan bile değil zavallı bir uzaylıdır. Merhaba uzaylı biz dostuz aha buda Hamza abi. En büyüğü Örümcek adamdır bu arada.
Açlıktan, uyanıp şehre inen kutup ayısı gibi yemek yeri aramaya başlamıştım, zavallı Ashley’de onu yemiyim diye gıkını bile çıkarmıyordu (zaten genelde sadece beni onaylar). Tam meydanda çok güzel bir balık lokantası bulduk gene. O kadar çok çupra yemiştik ki çevrecilerin “Absolut ve Ashley yasaklansın” diye eylem hazırlığına başladıklarının haberlerini alıyorduk. Bizde bu sefer değişiklik olsun diye levrek yedik, o da güzeldi. Daha sonra Kaş hakkında biraz daha fazla bilgi almak için meydandan en kalabalık sokağa doğru yürümeye başladık. Ve işte o anda Ashley’in titrediğini ve ağzından köpükler çıkardığını farkettim. İçimden “Hah işte balık bozukmuş, Ashley kafayı yeddi 10 dakkaya kadar bende sıra” derken olayın nedenini anladım. Meğersem burası Kaş’ın tek turistik alışveriş çarşısının girişiymiş. Tabi Ashley’in sorununun sağlıktan kaynaklanmadığını öğrenmem beni mutlu etmişti ama şimdide sonunu göremediğim bir alışveriş caddesinin başındaydım hangisi daha kötüydü bilemiyorum. O ana kadar kedi yavrusu gib olan Ashley tam bir Pokemon manyağı gibi her önüne gelen dükkana girip “Onuda isterim bunuda isterim bak buda güzelmiş AAAA oda ne hemde sarı haaa sen şurda iki dakka otur ben deneyeyim ama önce suna bakayım sen neden oturdun yardım etsene bluzu çıkaramıyorum...” gibi kadınca şeyleri 1 saat boyunca nefes almadan söyleyebildi. En son otele dönerken “Yaa hiçbir şey alamadım yarın erkenden gelelim daha çok gezeriz”dedi. Bende olur canımın içi demedim ama ertesi gün gene gittik.
Ertesi sabah cam altlı tekne ile batık şehri görmeye gittik. Siz siz olun oranın en güzel ve büyük teknesine binmeyin çünkü 100 kişilik bir tekne ve sünnet düğünlerine bu teknede de izin veriyorlar. Kalabalıktan gene en uzak noktada oturarak kendimize özerk bir bölge yarattık. Tur fena değildi ama nedense batık şehir dedikleri yerde su altında topu topu sadece bir tane anafor vardı. Bir. Neyse turdan sonra bayılmış halde otellimize gittik ve uyuduk. Uyanınca ertesi günün planlarını yaptık ve yemek yemeğe takrar meydana indik. Bu sefer içerilerde daha tenha bir ara sokakta pizza yedik ve birazdan çok alkol aldık.
Kaş’ıda bitirmiştik ve sırada hedefimiz olan Antalya vardı. Sıkılanlar bir yazı daha sabretsin çünkü tatil serimiz bitiyor ve daha değişik konularda yazılarımız gelecek.
Sir Absolut
|
|
This page is hosted
by 
|
|
|