|
|
|
KÜÇÜK ama ŞİRİN ŞEYLER
Adından da anlaşılacağı gibi bu yazı dizisinde (yayınlandığı takdirde) tamamen gereksiz bilgiler vereceğim.
İlk durağımız Köyceğiz. İsminden de anlaşılacağı gibi bu yöre daha köy olamamış ama çalışmalarına son hızla devam eden bir yerleşim birimi. Şehre girişte insanın ilk aklına gelen “Acaba burada deniz var mi? “ sorusunun cevabına 50km/saat hızla 1,5 dakika gidildikten sonra sağa sert viraj alınmadığı takdirde ulaşılıyor. Arabanızı yol kenarına istediğiniz gibi park edin kimse gelipde buraya park olur mu kardeşim surada park var demiyor. Fakat park konusundaki en büyük sorun arabanın içinin 4 dakika gibi bir sürede 80 derece sıcaklığa ulaşıyor olması. Köyceğizliler buna da çözüm bulmuş ve genelde ağaçların altında olan gölge diye bir yere arabalarını bırakıyorlar. Bu yerlere genelde yöre insanı park ettiği için ben edemedim ve piştik, heryanımız terledi.
Araba sorununu hallettikten sonra tatildeki en büyük 2. sorun olan para ihtiyacımız için Bankamatik aramaya başladık. Hemen bulduk. Arabanın yaklaşık 100 metre arkasında bir adet Bankamatik vardı, gittik para çektik. Artık paramızda vardı ve geriye kalacak yer bulmak kaldı. Daha önceden edindiğimiz tecrübeler sayesinde en yakın esnafa giderek (bu bir eczaneydi) “Köy meydanına yakın temiz ve ucuz bir otel var mı?” dedik. “Var” dedi. “Hadi len” dedik. “Efendim” dedi. “Neresi” dedik. Eczacıda bize bir iki otel ismi vererek yerlerini tarif etti. “Güle güle eczacı “dedik, gittik.
Tekrar arabaya bindiğimizde ikimizde çığlık attık çünkü koltuklar inanılmaz sıcaktı. Yay gibi oturduğmuz yerden fırlayarak garip hareketlerle yanan kısımlarımızı serinletmeye çalıştık. Daha sonra araba biraz daha soğuyunca tekrar bindik ve otellerin olduğu yöne gitmeye başladık. Oteller sahil şeridine gelen yol bitince sağa döndükten sonra bir sol ve takrar sağ yapılarak bulunuluyor. İlk otel ÖZAY Oteldi. Çok şirin ve meydana yakın bir yerde yürüyerek heryere ulaşılabiliyor. Ör: Bankamatik, eczane ...örnekle çoğaltılabilir.
Birkaç yere daha baktıktan sonra burada kalmaya karar verdik.
Resepsiyondaki çocuk jet gibi koşarak bavullarımızı taşımaya çalıştı ama olmadı bende yardım ettim. (Neymiş eğer bavul taşımak istemiyorsak ufak bavullarla yola çıkalım.) Oda iyiydi. Hemen üstümüzü değişip Dalyan’a tekne turuna çıkmaya karar verdik. Fakat resepsiyondaki şirin şey bize tekne turlarının saat 10 da bittiğini söyledi. Bizde inat yaptık ya atladık arabamıza fakat yanıp dışarı çıkıp soğutup tekrar atladıktan sonra bastık Dalyan’a gittik. Burada inanmassınız Ankara’daki taksiler gibi tekne turları var Dalyan plajına. Bir tanesi ile anlaşıp plaja gittik. Yolculuk harikaydi. Labirent gibi sazlıkların arasında kıvrıla kıvrıla yüzüyordu tekne, sonra bir anda geniş bir alana geldik kaptan çocuk bize ne zaman istersek gelip alabileceğini söyledi. Bizde atladık tekneden başladık yürümeye. Sahili tam anlamıyla görünce inanamadık görüntüye. Yaklaşık 2 km boyunca yeşil ve mavinin karışımı süper bir deniz ve binlerce turist vardi önümüzde. Tabi ki medeni cesareti hayli yüksek olan bizler plajın en ucunda tek başımıza denize girdik. Deniz suyu herhalde 33-34 derece falandı çünkü girdiğinizi nerdeyse hissetmiyorsunuz. Ama plajın en ilginç olayı bence hiç derinleşmeden 200 metre falan diziniz ile beliniz arasında gidiyor olması. Bütün bunların üstüne birde dev boyuttaki dalgalar eklenince değmeyin keyfimize. Yaklaşık 1 saat boyunca çucuklar gibi gelen dalgalarla oynadıktan sonra yorulup karaya çıktık ama bu seferde kumların (toz demek daha doğru) yumuşaklığı bizi büyüledi. Ben 1 saat kadar daha sahildeki kumlardan kale yaparak vakit geçirdim. Artık vakit geç olmuştu ve bütün turlar dönmüştü bizde kaptanımızı bulup Dalyan’a geri döndük. Burada alışverişimizi (Turistik ama ucuz bir yer) yaptık.
Köyceğize geri geldiğimizde açlığımızı fark edip yemek yiyecek yer aramaktansa öğlen yediğimiz yere gitmeye karar verdik ve gittik. Döner yedik yanında da bira ve patates istedik. Garson bize “öğğğğkkk ulan onlar beraber yenmeski” demedi ama dese gıkımız bile çıkmazdı. Yemekten sonra orada adetmiş sahil boyunca oturup çekirdek çitlemeye başladık. Esas ilginç olan bütün halk kordon boyunca oturmuş başka işleri yok gibi çekirdek yiyordu. Neyse onların köyü dedik sesimizi çıkarmadık. Önemli not: Çekirdeği alırken meydandaki palmiyenin altında satan yaşlı amcadan değil. Köyün içerisindeki yanılıyorsam Çekirdekçi Salih’ten alın daha iyiymiş. Uyumak için odaya giderken acaba Sinkov’u prize taktık mı diye bayağı bir düşündük çünkü malum Dalyan’da yetişen bütün sivriler geceleri hooop köyceğiz’e ava geliyorlar. Bu arada Köyceğiz’de gece hayatı polisin saat 2’de heryerin kapatılmış olmasını emrettiği için yok.
Sonra ertesi gün Fethiye’ye gitmek üzere planlarımızı yaptık ve yattık uyuduk.
Absolut
|
|
This page is hosted
by 
|
|
|