PİŞMANLIK / KATE CHOPIN


Mamzelle Aurelie, kırmızı yanaklı, kahverengi saçlı, boylu boslu bir kadındı. Çiftliğinde dolaşırken başına bir erkek şapkası takar, hava soğuksa sırtına eski bir asker parkası geçirir, kimi zaman da erkek botları giyerdi.

Mamzelle Aurelie evlenmeyi asla düşünmedi. Hiç âşık olmamıştı. Yirmi yaşındayken aldığı bir evlenme teklifini hiç düşünmeden reddetmişti. Şimdi elli yaşındaydı ve bu yaptığından hiç pişmanlık duymuyordu.

Köpeği Ponto'yu, çiftliğinde çalışan zencileri, bir kaç tavuk, inek ve katırı, yavru şahinlere ateş ettiği tabancasını ve dinini saymazsak bu dünyada yapayalnız yaşayan bir insandı.

Bir sabah kollarını kavuşturmuş verandasında otururken uzaktan, çoğunluğunu çocukların oluşturduğu küçük bir kalabalık gözüktü. Gelişleri öyle beklenmedik ve şaşırtıcıydı ki bu ziyaretin, en hazırlıklı insan için bile hoş olması mümkün değildi. Bu çocuklar Mamzelle Aurelie'nin en yakınında oturan ama aslında o kadar da yakın olmayan komşusu Odile'in çocuklarıydı.Odile, kucağında küçük Elodie, elinden tuttuğu Ti Nomme, ve peşinden yürüyen Marceline ve Marcelete ile birlikte Mamzelle Aurelie'nin çiftliğine ansızın çıkagelmişti.

Heyecan ve gözyaşları, genç kadının çehresinin güzelliğini bozmuştu. Annesi ağır hastaydı ve yanına gitmesi gerekiyordu; kocası ise ona milyonlarca kilometre uzaktaymış gibi gelen Texas'taydı ve arabacı Valsin, kendisini istasyona götürmek üzere katır arabasıyla bekliyordu.

"Başka çarem yok Mamzelle Aurelie. Tek yapmanız gereken bu ufaklıklara ben dönene kadar göz kulak olmanız. Tanrı aşkına. Yapabileceğim başka bir şey olsa sizi kesinlikle rahatsız etmezdim. Onlara kendi çocuğunuzmuş gibi davranın; acımayın. Bunların içinde ben kafayı üşüttüm zaten. Leon da evde değil. Gittiğimde annemi sağ bulabilecek miyim, onu da bilemiyorum." İşte Odile'in saydığı bütün bu gerekçeler, çocuklarından bir süre için alelacele ayrılmasını gerektiriyordu. Onları, verandanın gölgesinde bırakıp gitti. Beyaz gün ışıkları beyaz tahtaları iğneliyor; bir kaç piliç, basamakların dibinde toprağı eşeliyor; bir tavuk cesaretle çıktığı verandada kendini beğenmiş bir tavır ve ağır adımlarla oradan oraya dolaşıyordu. Havada, karanfillerden yayılan hoş bir koku vardı. Uzaktaki pamuk tarlalarından zenci işçilerin gülüşmeleri duyuluyordu.

Mamzelle Aurelie dikkatle çocukları izlemekteydi. Sırtında gezdirdiği tombik kardeşi Elodie'nin ağırlığı altında sendeleyerek yürüyen Marceline'i içten pazarlıklı bir edayla seyrediyor, aynı tavırla, için için gözyaşı döken Marcelette'i ve Ti Nomme'un isyanını izliyor, bir taraftan da kafasında bir eylem planı hazırlıyordu. İşe onları doyurmakla başladı.

Mamzelle Aurelie'nin yüklenmesi gereken sorumluluklar bundan ibaret olsaydı her şey çok kolaylaşırdı çünkü ambarlar ağzına kadar yiyecek doluydu. Ancak küçük çocuklar kuzulardan ya da civcivlerden çok farklıydı. Onlar, yiyeceğin yanında ayrıca, Mamzelle Aurelie'nin vermeye hazır olmadığı hatta ismini aklının ucundan bile geçirmediği bir şeye, ilgiye de gereksinim duyuyordu.

Mamzelle Aurelie, ilk bir kaç gün çocuklarla uğraşmakta oldukça başarısızdı. Marcelette ile otoriter ve yüksek bir sesle konuşulduğunda ağladığını nereden bilebilirdi ki? Ti Nomme bahçedeki en güzel gardenyaları ve karanfilleri botanik açıdan incelemek amacıyla yolmasaydı çocuğun çiçek merakıyla tanışma fırsatı da bulamayacaktı.

Marceline, Mamzelle Aurelie'ye akıl verdi: "Ona bunu yapmamasını söylemek yetmez Mamzelle Aurelie. Onu bir sandalyeye bağlamanız gerekir. Yaramazlık yaptığında annem onu hep sandalyeye bağlar." Mamzelle Aurelie'nin çocuğu bağladığı sandalye öyle rahat ve genişti ki Ti Nomme o sıcak öğle sonrasını güzel bir şekerleme yaparak geçirdi.

Akşam olunca, tavukları kümese kovalar gibi çocukların yataklarına gitmesini isteyince çocuklar anlamsız gözlerle kendisine baktılar. Yastıklarını oyun aracı hâline getirip içlerini çıkarmalarından ya da odanın ortasına bir fıçı suyu döküp oluşan birikintide o minik, kirli ve güneşten kararmış ayaklarını yıkamalarından hiç bahsetmeyeceğiz. Bir de Mamzelle Aurelie, Ti Nomme'un 'Ağustosböceği' veya 'Ağaç Kurdu' masalını dinlemeden yahut Elodie'nin sallanmadan ve ninni söylenmeden de uyuyabileceğine kısa bir an için dahi olsa inandığında Marceline ile Marcelette'in neşeyle gülüşmeleri var.

*

Mamzelle Aurelie ahçısına dert yanıyordu: "Ah Ruby Teyze, dört çocuğu idare etmektense bir düzine çiftliği idare etmeyi yeğlerdim. Ne korkunç bir şey bu böyle. Tam bir felaket! Aman kimse bana çocuk lâfı etmesin."

"Çocuklar hakkında fazla bir şey bilmeniz elbette beklenemez Mamzelle Aurelie. Geçen gün çocukları gizlice seyrediyordum. Anahtarlarınızla oynuyorlardı. Örneğin, anahtarlarla oynamak çocukları huysuz ve inatçı yapar, bunu biliyor muydunuz?"

Mamzelle Aurelie'nin, zamanında beş çocuk yetiştirip altısını toprağa veren Ruby Teyze'nin uzmanlık alanına giren bu konunun inceliklerini öğrenmek gibi bir niyeti yoktu. Yalnızca günü kurtarmaya yetecek bir iki annelik numarası öğrenmek istiyordu, o kadar.

*

Ti Nomme'un yapışkan parmakları Mamzelle Aurelie'yi yıllardır giymediği önlüklerini bulup giymeye mecbur bırakmış ayrıca çocuğun sevecen ve coşkun tabiatının bir ifadesi olan ıslak öpücüklerine de kendini alıştırmak zorunda kalmıştı. Pek nadiren kullandığı dikiş sepetini dolaptan indirmiş yırtık ve sökükleri çabucak dikmek için el altında bir yere koymuştu. Evin içinde ve dışında bütün gün yankılanan gülüşme, ağlama ve konuşma seslerine alışması bir kaç gününü aldı. Elodie sıcak ve tombik gövdesiyle kendisine sarılırken ve çocuğun ılık nefesi, küçük bir kuşun kanat çırpması gibi yüzüne çarparken rahatça uyuyabilmesi, daha da zor oldu.

Fakat iki hafta sonra Mamzelle Aurelie tüm bunlara iyice alışmış ve yakınmaktan vazgeçmişti.

Ve Mamzelle Aurelie bir akşam üstü, sığırların otladığı tarlaya bakarken Valsin'in mavi katır arabasının uzaktan gelişini gördüğünde de aradan iki hafta geçmişti. Odile arabada dimdik oturuyordu. Araba yaklaştığında, genç kadının aydınlık yüzünde bu gelişin mutlu bir geliş olduğu okunabiliyordu. Ne var ki bu beklenmedik geliş Mamzelle Aurelie'nin kuvvetli bir yürek çarpıntısı hissetmesine yol açtı. Çocukların bir araya toplanması gerekiyordu. Ti Nomme neredeydi? İleride sundurmanın yanında çakısını bileyliyordu. Ya Marceline ile Marcelette? Verandanın bir köşesinde bez bebeklerine yeni elbiseler hazırlıyorlardı. Elodie ise Mamzelle Aurelie'nin emin kollarındaydı. Annesini getiren mavi arabayı tanıyınca sevinçle bağırdı.

*

Ve şimdi yaşanan bu heyecan sona ermişti. Onlar gidince ortalık nasıl da sessizleşmişti. Mamzelle Aurelie verandasında durmuş bakıyor ve dinliyordu. Günbatımının kızıllığı ve mavi-gri renkli alacakaranlık, tarlaların ve yolun üzerine mor bir buğu indirmiş, mavi arabayı Mamzelle Aurelie'nin gözlerinden saklamıştı. Tekerleklerin gacırtısını da artık işitemiyordu. Ama çocukların mutlu, tiz çığlıkları hafiften hafife duyabiliyordu.

Eve girdi. Kendisini bekleyen bir yığın iş vardı. Çocuklar arkalarında hazin bir dağınıklık bırakmışlardı. Ama ortalığı toparlamakta acele etmedi. Masanın yanındaki bir sandalyeye oturdu. Yalnız benliğini kuşatmaya başlayan akşam gölgelerinin doluştuğu odaya telaşsız gözlerle baktı. Başını koluna yasladı ve ağlamaya başladı. Ağladı; ağladı. Ama kadınların ağladığı gibi değil, ruhunu yırtan hıçkırıklarla, bir erkek gibi ağladı. Ponto'nun elini yaladığını fark etmedi bile.







Hosted by www.Geocities.ws

1