VAH ZAVALLI MALING! / Graham GREENE
Zavallı, zararsız, önemsiz arkadaşım Maling! Doktorların her muayenede yaptıkları gibi Maling'e ve 'borborigmi'sine gülmenizi istemiyorum. Öyle tahmin ediyorum ki doktorlar, arkadaşımın borborigmisi, 3 Eylül 1940'ta, Simcox ve Hythe Matbaacılık ve Baskı Sanayi Şirketleri'nin ortak toplantılarını 24 saatlik bir kesintiye uğratmak suretiyle doruk noktasına çıktığında da çok gülmüşlerdir. Simcox'un çıkarları arkadaşım Maling için canından bile önce gelirdi. Çalışkan, dürüst ve işinde mutlu olan bir insandı. Sekreterlikten daha yüksek bir pozisyonda gözü yoktu. Sonra bir gün, iki şirketin ortak yönetim kurulu toplantısı ve şirket için büyük kayıplar yaratan o talihsiz 24 saat! Toplantının sebeplerini burada nakletmek akıllıca olmaz çünkü altında yeni İngiliz gelir vergisi yasa tasarısıyla ilgili bir takım dolaplar dönüyordu. O günden sonra Maling tamamen ortadan kayboldu. Ben hep onun, gözden ırak bir yerlerde bir taraftan matbaa işleri ile uğraşırken diğer taraftan da kalbi kırık bir şekilde ölmeyi beklediğini düşünmüşümdür. Vah zavallı Maling.
Şikayetine borborigmi adını doktorlar koymuştu. Oysa İngiltere'de biz buna 'mide gurultusu' deriz. Tahminimce hazımsızlığın zararsız bir çeşidinden başka bir şey değildi Maling'in şikayeti. Ama bir tuhaflık da yok değildi. Maling'in midesinin kulakları vardı! Akılalmaz bir biçimde sesleri kaydediyor ve yemeklerden sonra bu sesleri dışarı veriyordu. Yerel matbaacılar şerefine Piccadilly Oteli'nde verilen bir davette yaşananları hiç unutmayacağım: Savaştan bir yıl önceydi. Maling, o sıralarda sık sık Queen's Hall'daki senfonik müzik konserlerine giderdi (o günden sonra hiç gitmedi). Davet devam ederken uzakta bir yerlerden bir dans orkestrasının 'The Lambeth Walk' adlı parçayı seslendirdiği duyuluyordu. Ansızın, danslar arasındaki mutlu sessizlik sırasında ve matbaacılar çay ve çöreklerini henüz bitirip oturdukları bir anda otelin hayli uzak bir köşesinden gelirmiş gibi bir Brahms konçertosunun hüzünlü ve derinden gelen açılış melodisi duyuldu. Müzikten anlayan İskoç bir matbaacı sevinçle haykırdı: "Aman Allahım; bu ne ustaca bir performans böyle!" Derken müzik bir anda kesildi. Kuşkuyla Maling'e baktım; zavallı pancar gibi kızarmıştı. Neyse ki dans orkestrası, İskoç'un hoşnutsuzluğuna karşın, oynak bir parçaya başladı da kimse pek bir şeyin farkına varmadı. Bu olaydan sonra Maling'in oturduğu koltuktan 'Lambeth Walk' adlı parçanın melodilerinin yayıldığını duydum ama öyle sanıyorum ki bunu benden başka fark eden olmadı.
Matbaacılar taksilere doluşup Euston'a doğru yola çıktıklarında saat ondu. Onlar gittikten sonra Maling bana midesinden söz etmeye başladı: "Bunun bir izahı yok" dedi. "Tıpkı bir papağan gibi. Duyduklarını rasgele kaydediyor sanıyorum." Gözü yaşlı bir sesle ekledi: "Artık yemek yemekten zevk alamaz oldum. Bundan sonra başıma neler gelebileceğini kestiremiyorum. Bugün olanlar en kötüsü değildi. Bazı zamanlar öyle gürültülü sesler çıkarıyor ki." Gözleri uzaklara daldı."Gençliğimde Alman orkestralarını dinlemeyi ne çok severdim…"
"Bir doktora gittin mi?"
"Onlar bir şeyden anlamıyorlar. Dediklerine göre bu hazımsızlıktan başka bir şey değilmiş ve meraklanacak bir durum yokmuş. Meraklanacak bir durum yok ha! Ne zaman bir doktorun yanına girsem çıt çıkarmadan duruyor." Dikkat ettim, midesinden pis bir hayvanmış gibi bahsediyordu. Ellerinin eklem yerlerine kederli gözlerle baktı: "Yeni bir ses çıkarmaktan korkar oldum. Başıma neler gelebileceğini bilemiyorum. Bazı seslere hiç ilgi göstermezken bazılarından çok hoşlanıyor ve bir duyuşta kaydediyor. Geçen yılki çay partisinde de kompresörlü yol matkabı sesi çıkarmıştı."
Aptallık yapıp dedim ki: "Yemeğin üstüne bir bardak maden sodası içmeyi denedin mi hiç?" Yüzünde, artık kimseden anlayış beklemediğini gösteren ümitsiz bir ifade vardı. Bu onu son görüşüm oldu.
Bu onu son görüşüm oldu; çünkü savaş nedeniyle matbaa işinden uzaklaşıp pek çok tuhaf işe girmek zorunda kaldım. Bu nedenle de zavallı Maling'i derinden yaralayan şirket toplantısı olayını ancak ikinci ağızdan dinleyebildim.
Gazetelerde bir haftadan beri, Almanların İngiltere'ye âni bir hava taarruzu gerçekleştireceğine dair haberler yayınlanıyordu. Londra'da günde hiç değilse altı-yedi kere hava taarruzu sirenleri çalınıyordu. Ama savaşın yıldönümü olan 3 Eylül günü ortalık biraz daha sakindi. Yine de Hitler'in bu tarihi büyük bir saldırı ile kutlayacağı, halk arasında yaygın bir beklentiydi. Simcox ve Hythe şirketlerinin ortak toplantısı işte bu gergin hava içinde yapılacaktı.
Toplantı için Simcox'un Fetter Lane'deki merkezinde küçük, kirli bir oda seçilmiş. Odada, şirketin esas kurucusu Joshua Simcox'un zamanından gelen bir yuvarlak masa, 1875'ten kalma, baskı işlerini tasvir eden çelik bir kabartma ve büyük bir cam kitaplık içinde, matbaa harflerini içeren bir katalogla yanyana duran alâkasız bir İncil kopyası bulunuyormuş. İhtiyar Sir Joshua Simcox koltuğunda oturuyormuş. İhtiyarı, bembeyaz saçları ve domuzu andıran İngiliz protestanı suratıyla gözünüzde canlandırabilirsiniz. Wesby Hythe da oradaymış ve ayrıca temiz, siyah ceketli ve dar suratlarından ihtiyat akan yarım düzine müdür de toplantıya iştirak ediyormuş. Herkes biraz gergin görünüyormuş. Yeni vergi düzenlemelerinden yakayı sıyırmak için hızlı hareket etmek gerekiyormuş. Maling ise elinde not defteri, sorulacak her konu hakkındaki her soruyu cevaplamaya hazır bir vaziyette oturmaktaymış.
Tutanakların okunması sırasında yalnızca bir tek kesinti yaşanmış: Hasta bir adam olan Wesby Hythe, yan odadan gelen bir daktilo sesinin sinirine dokunduğunu söylemiş. Maling'in yüzü kızarmış ve odadan dışarı çıkmış. Tahminimce bir hap almış çünkü daktilonun sesi kesilmiş. Hythe sabırsızlanıyormuş: "Daha hızlı gidelim beyler; daha hızlı. Bütün gece burada kalamayız." Ne var ki o geceyi orada geçirmek zorunda kalmışlar.
Tutanakların okunmasının ardından Sir Joshua, Yorkshire'lı aksanıyla yaptıklarının aslında çok yurtseverce bir iş olduğunu anlatmaya başlamış: Esasında vergi kaçırmak gibi bir niyetleri yokmuş; ülkelerinin askeri çabalarını desteklemeyi; ekonomiye katkı sağlamayı amaçlıyorlarmış…Sir Joshua "Nasıl ki daha önce hiç yemediğiniz bir tatlıyı denemeden tadının…" diye konuşurken, işte tam o anda hava akını sirenleri çalmaya başlamış. Biraz evvel de belirttiğim gibi yoğun bir taarruz bekleniyormuş. Zaman yitirmeden sığınaklara inilmesi gerekiyormuş çünkü ölü bir adamın vergi kaçırması mümkün değilmiş. Müdürler evraklarını toplayıp bodruma koşmuşlar.
Bir tek Maling hariç. Sizin de anladığınız gibi Maling gerçeği biliyormuş. Tahminimce uyuyan hayvanı uyandıran 'tatlı' ile ilgili sözler olmuş. Maling pek tabii durumu izaha çalışabilirmiş ama lütfen bir düşünün; siz olsaydınız, bellerine kadar çektikleri beyaz iç donları içinde korkuyla kaçışan o yaşını başını almış insanlara gerçeği söyleme cesaretini gösterebilir miydiniz? Ben olsaydım aynen Maling'in yaptığını yapar, midemin 'Tehlike Geçti' işaretini vermesini umarak, Sir Joshua'nın arkasından bodruma inerdim. Ne var ki Maling'in midesi 'Tehlike Geçti' işaretini vermemiş ve Simcox ve Hythe şirketlerinin ortak yönetim kurulu toplantısına katılanlar 12 saatlerini bodrumda geçirmek zorunda kalmışlar. Maling de hiç bir şey söylemeden onlarla birlikte kalmış. Açıklanması mümkün olmayan bir seçicilikle Maling'in midesi 'Tehlike' işaretini gayet güzel kaydettiği hâlde 'Tehlike Geçti''yi beğenmemiş ve kaydetmemiş.