|
Uzun zamandır planlanan ve
bir türlü gerçekleştirilemeyen mangal zirvesi 15
ağustos günü Orhan'ın
mekânında icra edildi. Adam toplayana kadar canı
çıkan Orhan, sıcağın da etkisiyle organizasyon için "geliriz hacı
;)", "tamam okkk", "ayıpsın ordayım!!" deyip de gelmeyenlere sinkaf
gitti..Sakinleştirme çalışmaları faydasızdı. Adam sinirlenmişti. Tüm
bu sitem kokan dakikalardan sonra mangal için gerekli levazımatı
almamız gerektiğinin farkına vardık. Orhancan bisikletinin dibine
iki tane nöbetçi -onlar ki Can ve Emre- dikip Baran ve Uğur ile
birlikte 4.Levent'in dar caddelerinde kömür ve et aramaya
koyuldular. (burdan sonraki kısmı anlatamayacağım çünkü gezen
kafileye dahil değildim) Fakat unuttukları birşey
vardı..Alışverişleri uzadıkça uzamış, bisikletin başında bekleyen
iki genç sıcaktan pelteleşip fiziksel hal değişimi yolunda mesafe
katetmişlerdi. Neyse ki alışveriş uzun sürmüş olsa da bitmişti.
Orhan, Emre, Can, Baran taksiyle, Uğur ise velespitle lojmanın yolunu
tuttu..
"Deja-vû"
Gençler Lojman kapısına
geldiklerinde Orhan önceki seferlerde olduğu gibi "kafa
kağıtlarınızı çıkarın layn!" diye haykırınca başı dik ve gururlu bir
şekilde nüfus kağıdını uzatanların arkasına saklanan biri vardı. Evet
o Baran'dı. Getirmemişti kimliğini, hatta getirmeyeceğini önceki
günden belirtmişti oha! Baran kapıdaki askerlerle içeri girebilmek
için pazarlaşa dursun bizler askeriyenin kaldırımlarına adımımızı
atıyorduk..
'a doğru..
Elimizde köfte, kanat,
biber, domates, şeftali dolu poşetlerle sallana sallana yürüyorduk.
Ha tüm bunlar Uğur için geçerli değildi tabi, çocukcağız o sıcağın
altında bisiklet pedalı çeviriyordu vah yazık(!) İleride Orhanın
annesi yolu arabasıyla kapamıştı. Arabanın içinde Orhanın kendisinden 8 yaş
küçük klonu Orhancancık'ı görme fırsatımız oldu. Bu sene 1. sınıfa
başayacakmış hayırlısı olsun. Yasemin Teyzeden mangal ekipmanını
alıp
yükümüzü çoğalttıktan sonra yeşillik alana doğru yola koyulduk.
Baban da mı mangalcıydı
bæ!
Mekâna ulaştığımızda iki
masa üzerine ilk önce iyi bir yayıldık. Belki de havanın 38 derece
olmasındandı çok susamıştık. Baran ve Emre en yakın kantinin yolunu
tuttu. Hayvanlar gibi susamamızdan olsa gerek 3 şişe 1,5 litrelik su
aldık. Hesabı ödemek için kasaya gitmiştik ki..hamile bir bayanın
bize yönelttiği soru şaşkınlığa uğramamıza yol açtı."Çocuklar
saçlarınızı nerede kestirdiniz? Gerçekten harika olmuş! Sivilde mi
kesitirdiniz???". İltifatlardan yüzleri kızaran Emre ve Baran bu
dakikalarda suya daha çok ihtiyaç duyuyordu! 2 alışverişgârın piknik
alanına geri dönmesiyle birlikte duman şov Orhanın mæstroluğunda
başladı. Aman Allah'ım o ne koku? ımmm bu bu bubambaşka! Alevin
gözlerimiz önündeki dansı eşliğinde kızaran tavuk göğüsleri keyifli
muhabbetimize o enfes kokusuyla dahil oluyordu..Sıra sofraya oturup
kıpkırmızı etleri sırf göz doygunluğu olayı vukû bulsun diye
iştahkârhane bir bakışla süzmeye gelmişti.. E tabi tüm bunlar sadece
sofradaki yemeklerin midedekini yerini almasını geciktiren
faktörlerdi ve kaybedilecek daha fazla zamanımız yoktu. Birinci
parti çabuk bitti, kemikleri kedilere ikram ederek cömertliğimizi
pekiştirdiğimizi zannetsekte cömertliğimizin asıl nedeninin
kemikleri çöpe atmaya üşenmemiz olması ayrı bir gerçekti.
Ambalajının üzerinde "İnegöl Köftesi" yazan yandan yemiş et
parçaları keyfimizi biraz kaçırsa da Orhan Şef'in maharetli
ellerinde çamurdan yapılmış bir şatoya dönmüştü adeta. Derken
vücutlar gerildi, ağızlar 120 derece açılarak kollektif esnemeler
silsilesi meydana geldi. Sanki doymuştuk? Evet doyduk doymasına
da..ne bileyim..bir bir birşey evet birşeyden de öte bir kişi
eksikti sanki. Hemen İsmail'e telefon açıp eğlenceye dahil olmasını
söylemek bu ihtiyacımızı giderdi.
Bi' tur versene ağbi?
Pikniğe damgasını vuran
aktivitelerden biri de bisikletle zamana karşı atılan turlardı. Uğur
rakiplerini 1,5 saniyeyle geride bırakarak birinciliğe ulaştı.
Emre'nin ise Uğurdan daha kısa zamanda attığı tur "şâibeli olabilir"
gerekçesiyle iptal edildi. Öte yandan Baran da 3 yarışmacıdan
biriydi. Evet, tek sıfatı yarışmacı olmasıydı.
4.Levent'in tatlısı
mehşurmuş..?
Her lojman çıkarmamızda
olduğu gibi bu sefer de oturup tatlımızı yemeyi unutmadık. Fakar o
da nesi? Sütlü Nuriye kalmamıştı. Nasıl olurdu ki? Bizlerin favori
tatlısı, sütlüsü, biricik nuriyesi nasıl olur da biterdi? Yoksa onu
bizden çok seven mi vardı? İçsorgulamalarımızdan sıyrılıp başka gül
koklamaya karar verip çeşitli baklava ve mozaik pastalara kaydık.
Eyvallah hocam!
Derken saate baktığımızda
bize ayrılan sürenin sonuna geldiğimizin farkına varmışcasına
oturduğumuz yerden kalkıp lojmanın çıkış kapısına kadar toplu halde
yürüdük. Kapıda duygu dolu anlar yaşanırken Orhan "bisikletimin
içine ettiniz lan! ön pabuç yok, tekerlek gevşemiş, sele kaymış!"
diyerek ortamın romantizmini bir çırpıda siliveriyordu!
Herşey çok güzeldi.
Orhan'a aldığı bu sorumluluğundan, katılan arkadaşlara ise
sözlerinde durmalarından ötürü teşekkürü bir borç bilir, ellerini
sıkar, kafamı tokuştururum.
emredici |