®©KochTeaM©®     İslami Bilgiler Bölümüne hoşgeldiniz.

İSTENEN GENÇLİK
Muhammed (s.a.v) Rasüldür. Allah (c.c) bir dedik
Beş vakit dilimiz mevlaya gider

Hazreti Kur’an-ı rehber edindik
İnşaallah yolumuz Mevlaya gider.  

Baş eğmeğiz zalimlerin zoruna
Çekirdekler meyve verir yarına
Kara sevdalıyız Hakkın nuruna
Kökümüz dalımız Mevlaya gider.

  Diye haykıran gençler arzu ediyoruz.

            Midesini alabildiğine doyurdukları halde, ruhlarını manevi gıdalarla doyurmayıp, dengesizlikler içinde bulunan, dayanacakları, güvenecekleri çaresiz kaldıklarında iltica edecekleri bir Allah’ı (c.c) bir peygamberi olmadığı için teselliyi içkide,esrarda, eroinde ve daha bilmem nelerde arayıp, tatmin olmayınca neticede ya intihar eden veya başkalarını işkence ile öldüren sadist bir gençlik değil, ruhunu Allah ve Rasülünün aşkı ile doyuran, sadece daraldığında değil, günde beş defa Allah’a (c.c) iltica edip, hiçbir faninin önünde eğmediği şerefli başını yerlere kadar eğip “sübhane  rabbiyel a’la” diyen bir gençlik istiyoruz.

            Beş bin sene önce yaşamış Eflatun’u, Sokrat’ı, Aristo’yu, Psagor’u velhasıl yüzlerce antik çağ Yunan flozofunu  ve Holivud yıldızlarını yedi ceddi ile tanıyıp bilen, fakat Farabi’yi, İbni Sina’yı, İbni Rüşdü’yü, Ebu Heysemi’yi, Biruni’yi  kısacası Avrupa rönesansına ışık tutan islam flozoflarını tanımayan, dolayısıyla ecdadının medeniyette ulaştığı seviyeyi bilmediği için her şeyi Avrupalı bilir, her şeyi onlar yapar.... gibi bir komplekse kapılmış mıymıntı bir gençlik değil, “ Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? ” ayetini “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz ” hadisini kendine şiar edinip, gece gündüz çalışıp tekniğin zirvesine doğru tırmanma azmi ve gayreti içinde olan bir gençlik arzu ediyoruz.

            Emil Zolo’yu , Dante’yi, Servantes’i ... gayet iyi tanımış, onları okumuş, onlardan feyiz almış, Şophen’i, Motzart’ı zevkle dinlemiş, batı kültürünün derinliklerine dalmış, batı filmlerinin telkin ve öğretileri ile yetişmiş, bir Jactan, bir Coni’den, bir Wictor’dan.... farkı sadece ismi olan bir gençlik değil, Dede Korkut’u okuyan, Fuzuli’yi anlayan, Mevlana’da kaybolan, Yunus’da dirilen, Emrah’dan zevk alan, Karacaoğlan’la diyar diyar gezen, Akif’te abideleşen bir gençlik istiyoruz.

            Dünya takımlarını ezbere bilen, oyuncularını yedi sülalesi ile tanıyan, boynunda onların maskotunu taşıyan, gazeteyi eline alınca ilk önce spor sayfasına bakan, bir defa Allah’ın (c.c) huzuruna gelmediği halde, eksi 25 derecede yüzbinler toplanıp saatlerini onlara feda eden, Micheal Jackson gelmedi diye intihar etmeye kalkan, Allah’ına, (c.c) Peygamber’ine sövüldüğünde gık demeyip, takımına sövenin gırtlağını sıkan, takımının formasına uzanan elleri kırdığı halde, bacısının başörtüsüne ve namusuna uzanan eller karşısında hareketsiz kalan, akif’i merhumun :

His yok hareket yok  leş mi  kesildin

Hayret veriyorsun bana, sen böyle değildin.

 

Dediği gibi, leşler misali bir gençlik değil, Allah (c.c) aşkına, Rasulü uğruna vatan ve namus yoluna bin başı olsa binini de fada edebilecek, şehit olacak fakat asla taviz vermeyecek bir gençlik istiyoruz.

 

            Batıyı gözünde putlaştıran, batasıca batının kulu kölesi olan,ondan gelen herşeye evet deyip sarılan, onların gerçek yüzünü göremeyen bir gençlik değil, şöyle elini kaldırıp, eey hain batılı;

            Bana diyorsun ki din afyondur, kendin papayı baş tacı ediyorsun. Bana diyorsun ki din adamları terakkiye mani, kendin protokolde onlara başbakanından önce yer veriyorsun. Bana diyorsun ki doğum kontrolü yap, kendin doğuran kadınlara milyarlar veriyorsun. Bana diyorsun ki Kıbrıs’ı ver, kendin bilerce mil uzaktaki Fokland  adaları için savaş yapıp, Kanarya adalarında nükleer deneme yapıyorsun. Asya’yı  ve Afrika’yı sömürüyorsun. Bana diyorsun ki bölün, küçül, doğu ve güneydoğuya özerklik ver, kendin İrlanda’ya, Sicilya’ya, Korsika’ya Kızılderililere ve Kuntakinte’nin  torunlarına, ayni zencilere aynı hakkı vermiyorsun. ABD veya AT. diye birleşiyor, büyüyor ve kuvvetleniyorsun. Seni artık gerçek yüzünle tanıyor ve öz benliğime dönüyorum, diyerek silkinebilecek bir gençlik istiyoruz.

            Tembelliği adet, kaytarmayı marifet, az çalışıp çok istemeyi sendikal hak adalet telakki eden, neticede daha düne kadar birer şehrimiz olan balkan ve arap devletlerine çalışmaya gitmek mecburiyetinde kalan, hele hele hristiyan Avrupalıların tuvaletlerini, kanalizasyonlarını ve bin bir çeşit pisliklerini izzeti nefsi rencide olmadan, onurları kırılmadan temizleyebilen bir gençlik değil,

            “ İnsan çalıştığının semeresini mutlaka görecektir.” Ayetini kendine düstur edinip bir gaflet sonucu 1571’de İnebahtı limanında tamamen imha edilen Osmanlı donanmasının yerini doldurmak için “ Bu kış 300 gemi yapılacak” emrine, tersane komutanının, “bu mümkün olur mu?”  deyince  “Paşa paşa, sen paşa olmuşsun ama, hala bu devleti tanımamışsın. Bu millet isterse bu 300 geminin yelkenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden, direklerini de  gümüş kaplamadan yapabilir.” Diye bağıra ve hakikaten bir kışta 245 gemi yapıp denize salan ecdadındaki azmi, iradeyi, kendine güven duygusunu gören ve hisseden, neticede tarih sahnesinde, milletini layık olduğu yere çıkaran bir gençlik istiyoruz.

            Ezeli ve ebedi düşmanımız olan, milyonlarca müslümana asırlarla kan kusturan ve hala kusturmakta olan, balkanları elimizden alıp milyonlarca Mehmet’i şehit edip, binlercesini yaralı halde Rodop ve Karpat dağlarına, Belgrad ormanlarına bırakıp, kışın açlıktan kıvranan kurtlara, domuzlara ve sırtlanlara yem yapan Moskof’a gönül bağlayıp;

  Din neymiş, iman neymiş, kim bakar safsataya
Fatihte kahramanlık denilen palavraya
Osman Gazi’de kimmiş, kim bakar Mustafaya
Devrim hiç durmamalı, davran tamamlamaya
Selam Lenin, Stalin, Kosigin ve Mao’ya
Savaştayız yoldaşlar sol yumruklar havaya

Yazılı pankartlarla caddelerde, sokaklarda dolaşıp, şairin ;

  Enbiya yurdu bu toprak, şuheda burcu bu yer
Bir yıkık türbesinin üstüne Mevla titrer
Öyle meşbuu şehadet ki  bu aziz toprak

            Fışkıran otları sıksan kan çıkacak dediği aziz vatanı Ruslara peşkeş çeken hainler ve reziller sürüsü bir gençlik değil, yüzlerine baktığımızda bize dini, imanı, vatan ve millet için Malazgirt’te, Çaldıran’da, Mohaç’ta, Kosova’da, Sakarya’da ve Kıbrıs’ta hayatlarının baharında canlarını feda, kanlarını sebil eden aziz şehitlerimizi hatırlatan ve her ne kadar kıyafetleri değişse de şairin ;

  Ecdatımızın heybeti marufu cihandır,
Fıtrat değişir sanma,bu kan yine o kandır.

  Dediği, aynı kanı, aynı gayeyi  ve aynı ideali taşıyan bir gençlik arzu ediyoruz.

            Velhasıl Allah’a (c.c) inanmayan, Rasülünü (s.a.v) tanımayan, Kur’an-ı çöl kanunu telakki eden, ecdadını küçümseyen, örf ve adetleriyle alay eden, hayvanlaşmış, insani duygulardan uzaklaşmış bir gençlik değil, Rasül-i Ekrem’in (s.a.v) : “Öyle gençler varki, hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde Allah (c.c) kendi gölgesinde onları muhafaza edecek.” Diye müjdelediği bir gençlik istiyoruz.

  ALLAH’IN (c.c) SELAMI BÖYLE GENÇLERİN ÜZERİNE  OLSUN........


KUR’AN-I KERİM’İN BÜYÜKLÜĞÜ

          Kur’an-ı Kerim ALLAH’ın en son ve en mükemmel kitabıdır. İslam dinin temel taşıdır. İnsanlara en doğru ve en sağlam yolu göstermek üzere indirilen bu mukaddes kitap, Cenab-ı Hakkın yer yüzündeki en son kanunudur. Dünya ve ahiretin mutluluğu onun hükümlerine sımsıkı bağlanmakla ve onun gösterdiği ilahi yoldan gitmekle elde edilebilir.

          Kur’an-ı Kerim hak ile batılı, karanlık ile aydınlığı, iman ile küfrü, adalet ile zulmü, iyilik ile kötülüğü, haram ile helali ve her şeyi en açık, en veciz ve en güzel ifadelerle ortaya koyan ve herkesin anlayabileceği bir ölçüde belirten ilahi bir kitaptır.

          İlim ve irfanın en genişini elde etmek isteyenler ona koşmalıdır. Samimi ve ciddi dindar olmak isteyenler ona sarılmalıdır. Güzel ahlakın en mükemmeline iffet, namus ve hayanın en yücesin ulaşmak isteyenler ona sımsıkı bağlanmalıdır. Hem dünyanın hem de ahiretin saadetini ve mutluluğunu kazanmak isteyenler yine onun yolunu izlemelidir.

          Kur’an-ı Kerim yüce Peygamberimizin (S.A.V) en büyük mucizesidir. Ne insanların nede cinlerin, iş birliği yapsalar bile bir benzerini meydana getirmeleri mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim’in karşısında en büyük alimler, en büyük fikir adamları, en kudretli şairler ve en güçlü edebiyatçılar susmak mecburiyetinde kalmışlardır. Kur’an-ı Kerim’e dil uzatanlar,onun bir benzerini meydana getirmeye yeltenenler daima perişan olmuşlardır.

          Kur’an-ı Kerim 610 yılında Mekke’de inmeye başlamıştır. Bu büyük kitabın inişine başlangıç teşkil eden ay Ramazan-ı Şerif ayıdır. Bu mubarek iniş Ramazan-ı Şerif içinde yer alan ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi gerçekleşmiştir. Kur’an-ı Kerim’in inişi 22 sene 2 ay 22  gün içinde tamamlanmıştır. Toptan değil parça parça, sure sure  ve kısım kısım  inmiştir. Kur’an-ı Kerim 114 sureden ibarettir. Bu surelerden 93 tanesi Mekke’de, 21 tanesi Medine’de inmiştir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetlerin toplamı ise  6666 dır.

          İnmeye başladığı ilk yıllardan itibaren Kur’an-ı Kerim’in yazılmasına ve ezberlenmesine çok büyük önem verilmiştir. İnen ayet ve sureler müslümanlar tarafından hemen ezber edildiği gibi. Kağıt olmadığı için hurma dalları, kürek kemikleri,düzgün taşlar,işlenmiş deriler ve benzeri malzeme üzerine dikkatle ve titizlikle yazılmıştır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’i dünyanın sonuna kadar gelecek nesillere ulaştırmak ve bozulmamasını, kaybolmamasını temin etmek ancak bu iki yolla mümkündür. Bunun için müslüman her devirde Kur’an-ı Kerim’in yazılmasına ve ezberlenmesine son derece dikkat etmişlerdir. Büyük bir titizlikle bu meseleye eğilmişlerdir.

          Hiç şüphe yok ki, Kur’an-ı Kerim apaçık bir nur ve bütün alemlere rahmet olmak üzere indirilmiştir. İnsanlığın maddi ve manevi dertlerinin çareleri ondadır. İnkarcılara iman yolunu, riyakarlara ihlas yolunu, alimlere adaleti ve sapıklara hidayeti öğreten yine odur. Karanlıkta kalanlar ancak onunla aydınlanabilir. Nursuzla onunla nur’a kavuşabilir. Ahlakın en güzeli onun sayesinde meydana gelir. Kur’an zayıfları kudretli, acizleri kuvvetli yapar. İtibarı düşük olanları itibarlı hale getirir. Dünyada şerefle yaşamak, ahiret’te  sonsuz mutluluklara erişmek Kur’an-ı Kerim’e sarılmakla mümkün olur.

          Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek ve ezberlemek, başkalarına da öğretmeye çalışmak Allah’a karşı yapılan ibadetlerin en büyüklerinden biridir. Manevi kazancı ve sevabı çok büyük olan bir ibadettir. Hz. Osman (R.A.)’ın Hz. Peygamber (S.A.V)’den naklettiği bir Hadis-i Şerif’te Peygamberimiz (S.A.V) şöyle buyurmaktadır: “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir.” Hz. Aişe’nin (R.A.) naklettiği diğer bir Hadis-i Şerif’te  ise Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmaktadır. “Kur’an-ı iyi bilenler, büyük meleklerle birdir. Kur’an-ı okuyan ve üzerine düşenin ücreti iki kat olacaktır.” Başka bir Hadis’te Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurur. “Kim Kur’an-ı okur ve onunla amel ederse ahirette onun annesine ve babasına öyle bir taç giydirilecektir ki, o tacın parlaklığı Güneş’in dünya evlerindeki parlaklığından daha güzeldir. Ya bizzat onunla amel edenin derecesi nedir?” Hz. Peygamber (S.A.V) bir başka Hadis’i de  şöyledir. “Kalbinde Kur’andan hiçbir şey bulunmayan kimse harap bir ev gibidir.” Başka bir Hadis’tede şöyle buyrulmaktadır. “Kim Kur’an-ı okur ve onu iyice ezberlerse, helal kıldıklarımı helal, haram kıldıklarımı haram kabul ederse, Allah onu Cennetine koyar ve Cehennemlik olan yakınlarından on kişiye şefaatçi yapar.”  

MÜSLÜMANIN GÜNLÜK MUHASEBESİ

BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN ?

 

Ø   Bugün, uykudan kalkarken, Allah’u Teala’yı anarak ve O’na hamdederek kalktın mı? (*)

Ø   Bugün, beş vakit namazını, özellikle sabah namazını – camide – kıldın mı?

Ø   Bugün, Allah’ın kitabından bir şey okudun ve üzerinde hiç düşündün mü?

Ø   Bugün, bilerek yada bilmeyerek işlediğin günahlarında dolayı hiç tevbe ve istiğfarda bulundun mu?

Ø   Bugün, ölümü, kabir hayatını ve ahiret safhalarını hiç düşündün mü?

Ø   Bugün, Allah’tan korkarak ve yanında bulunan meleklerden utanarak günah işlemekten uzak durdun mu?

Ø   Bugün, dilini başıboş konuşmaktan, yalandan,dedikodudan, gıybetten ve gönül kırıcı söz söylemekten hiç uzak tuttun mu?

Ø   Bugün, en büyük düşmanın olan nefsinle hiç hesaplaştın, onu sorguya çektin mi?

Ø   Bugün, Allah’ü Teala’dan, kalbini Din-i Mübin-i İslam üzere sabit kılması için hiç dua ettin mi? (**)

Ø   Bugün, sana dinini öğretecek, bilgini arttıracak, imanını kuvvetlendirecek herhangi bir eser okudun mu?

Ø   Bugün, yeni bir ilmi mes’ele öğrendin ya da başkalarına öğrettin mi?

Ø   Bugün, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e hiç salat’ü selam getirdin mi?

Ø   Bugün, kazancının, yeyip- içtiğin ve giydiğinin helal olması için hiç dikkat ettin mi?

Ø   Bugün, en büyük tehlike olan şikten korunmak için sabah – akşam okunması büyük önem taşıyan dua’yı (***) okudun mu?

Ø   Bugün, kıldığın namazların sonundaki tesbihatını, eksiksiz yerine getirdin mi?

Ø   Bugün, sabah-akşam okunması pek çok sevap olan ve Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in devam edip tavsiye buyurduğu dua ve zikirleri okudun mu?

Ø   Bugün, sayısız insanların aldandıkları, Hadis’i Şerifte bildirilen “sıhhati koruma ve zamanı (vakti) gereği gibi değerlendirme” konusunda gereken hassasiyeti gösterdin mi?

Ø   Bugün, gözünü, kulağını ve diğer uzuvlarını haramdan koruma hususunda gereken dikkat ve hassasiyeti gösterdin mi?

Ø   Bugün, yeme-içme, yatıp-kalkma gibi günlük faaliyetlerini sünnet ölçülerine riayet ederek yerine getirdin mi?

Ø   Bugün, Allah için cihad veya hizmet sayılabilecek herhangi bir faaliyet ve teşebbüste bulundun mu?

Ø   Bugün, her an gelmesi mümkün olan ölüm için vasiyetini hazırlayıp, borç ve alacak gibi hesaplarını yaparak ebedi yolculuk için gerekli bütün hazırlıklarını tamamladın mı?

Not: Ey Müslüman ! Yukarıdaki muhasebe örneklerini dikkatle okuyarak ilgili sorulara vereceğin “evet” ve “hayır” cevapları ile her gün kendini kontrol et! Sonunda da tekrar kendine sor. Gerçekte “BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN”

Not:"Cümlelerin sonundaki  (*) ların acıklamaları asagıda bulunmaktadır."
(*) Her sabah kalkarken Allah’a hamd ile başlayan şu dua’yı okumak Efendimiz (S.A.V)’in günlük sünnet-i seniyelerindendi:

Bizi öldükten sonra dirilten (uyuduktan sonra uyandıran) Allah’a hamd olsun. Kıyamette O’nun huzurunda toplanılacaktır. 

(**) Efendimiz (S.A.V)’in en çok devam ettiği dualardan birisi şudur:

“Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi Din-i (Mübin-i İslam) üzere sabit kıl.”

(***) Şirkten korunmak için her sabah – akşam okunacak dua:

“Allah’ım şüphesiz ben bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmaktan sana sığınırım. (Şirk ve hatalarım)ında  senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaypları (gizli şeyleri) ancak sen bilirsin.

“Ey insanlar! Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz tartılmadan önce, kendi amellerinizi tartınız. Hesaba çekilmek üzere, kıyamet günündeki en büyük arz (huzura alınma) için,gerekli hazırlığınızı yapınız!...”                                            (Hz. Ömer R.Anh.)

“Akıllı kimse nefsini muhasebe eden ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz ve ahmak kimse de, nefsini hevai isteklerinin peşine takan ve Allah’tan temennide bulunan (ondan kurtuluş bekleyen) kimsedir.”                                                                                                                                     

                                                                             (Tirmizi, Kıyamet, 26.)

ARKADAŞLIK ÜZERİNE

            Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak demiş. Genç, birinci günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence “Bu günden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdeden bir çivi çıkart demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki çivilerin tümü çıkarılmış. Babası ona Aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çook delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak demiş. “Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenir. Her kötü kelime bir yara bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ama bu delik aynen kalacak. Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir, sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur, seni dinler, sana yüreğini açar.

YARIN SANA RESULULLAH GELİYOR

 

            Resululah  sana geliyor.” Evet. Yarın zaman ve mekan kavramı ortadan kalksa ve birisi sizi bana böyle söylese ne olur!...

          Evimize Efendimiz, şefaatcimiz gelse, evimizden neler kaldırırız. Ömründe hiç oturmadığı cevizden koltuklarımı, yatağını sermek için çabalarken yaylı sünger yataklarımı kaldırırız? Köşede asılı duran babamızın resmini mi? Büfedeki kristal bardakları mı? Gelse ve otursa, hangi kanalı açıpta, yanında seyretmeyi uygun görürüz.

          İşlerimizi sorsa, fabrikamıza aldığımız kredinin düşük faizli olduğunu nasıl izah ederiz; gerekçesinde müslümanın güçlü bir kapitale sahip olmasının bugün ki konjoktürde şart olduğunu o’na herkese anlattığımız gibi çekinmeden anlatabilir miyiz?

          İşlerin rüşvetle döndüğünü, ama kalbi buğz ederek bu işi yaptığımızı söylermiyiz?

          Okuduğumuz dergiyi, gazeteyi o’na gönül rahatlığıyla gösterebilir miyiz? Eş ve çocuklarımızın onun hanımlarına benzediğini söyleyebilir miyiz? Yada sakalı bırakmamamızın sebebini o’na içtihadımızla izah edebilir miyiz? Kızımızın gittiği okulu, okuduğu dersleri o’na anlatabilir miyiz? Oğlumuzun gittiği yerleri, gezdiği kafeleri izah ederken, zamane çocuğu, Ya Resulullah dersek, bizi mesuliyetten azad edip beri tutar mı?

          Onunla yemeğe otursak, ömründe üç çeşit yemeği bir arada yememiş olan Allah’ın Habibine, getirin buzdolabındaki katıkları dese, ne cevap veririz? Zeytinyağı, peynir, salça, soğan, tuz, sirke, yoğurt, süt, un, şeker, pirinç, makarna.... hangi katığı sofrada nereye sığdırır ve o’na geçim şartlarının zorluğunda nasıl bahsedebiliriz?

          O’nu kızımızın düğününe davet etsek, çeyizimizi gösterebilir miyiz? O’nu çalıştığımız iş yerine davet etsek ve o, sabahtan akşama kadar yanımızda otursa,insanlarla olan ilişkilerimizde ne gibi değişiklikler yaparız?

          Namazlarımızı kılarken o, önümüzde durduğunda, ayağımızdaki kotla, kısa kollu gömlekle yada başımızda baba şapkası gibi takkeyle namaza dahil olmaya kalksak, bizi cemaatine alır mı? Acaba sünneti ve tesbihatı, ondan kaç dakika evvel bitiririz?

          Kendimizin kaç pantolon ve gömleği olduğu, hanıma kaçıncı elbiseyi alacağımızı, türban denen bir şeyin icad olduğunu ve evimizde her elbiseye kaç türban düştüğünü nasıl söyleyebiliriz? Hangi matematiksel ifade bunu anlatmaya yeter?

          Ve ve ve Allah Resulüyle bu Müslüman Anadolu’nun her hangi bir beldesinde sokağa çıkmak istersiniz? Sakın ha!... Bu ülkenin kanunları Allah Resulü’nü kılık kıyafet kanununu tutuklamaya kalkacaktır.

          Haykır! Kime, lakin. Hani sahipleri yurdun. Ey bu vatanın hamiyet perver evlatları! Canımızı, cananımızı,her şeyimizi bir tebessüme hiç düşünmeden feda edeceğimiz Allah’ın Habibi Muhammet Mustafa (S.A.V) efendimizin hayatımızda ne kadar yeri var.

          Siz bu yukarıdaki yazıya daha bir sürü sorular ekleyip uzatın. Sonra bu yazının üstüne kocaman harflerle, “YARIN SANA RESULULAH GELİYOR” diye yazın ve bunu duvara asın.

          Yada bunu bir ipe asın, idam edin ki, kafanız böyle hamasi beylik laflarla meşgul olup, “hizmetinizi aksatmasın!.”

          Siz yada en iyisi, bu yazıyı yıkayıp ta ipe asın; o zaman temiz yazı olur. Belki de bir parçada çekme yapar ve o soru kısımları ortadan kalkar, bir tek kala kala “YARIN SANA ALLAH’IN RESULÜ ŞEFAATCİ GELİYOR” kalır. Bu sözde sana hayatında epey prim yapar.

          Her gün gelebilecek misafirinizi beklemeniz dileğiyle.

NOT :  Bu yazıyı gerçekten bir günlüğüne duvara asın. Çünkü  “Aksiyon, fikir ve imana kuvvet verir” ikinci gün zaten unutursunuz. 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 

 

 
 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1