|
İSTENEN
GENÇLİK
Baş
eğmeğiz zalimlerin zoruna
Midesini alabildiğine doyurdukları halde, ruhlarını manevi gıdalarla
doyurmayıp, dengesizlikler içinde bulunan, dayanacakları, güvenecekleri
çaresiz kaldıklarında iltica edecekleri bir Allah’ı (c.c) bir
peygamberi olmadığı için teselliyi içkide,esrarda, eroinde ve daha
bilmem nelerde arayıp, tatmin olmayınca neticede ya intihar eden veya
başkalarını işkence ile öldüren sadist bir gençlik değil, ruhunu
Allah ve Rasülünün aşkı ile doyuran, sadece daraldığında değil,
günde beş defa Allah’a (c.c) iltica edip, hiçbir faninin önünde eğmediği
şerefli başını yerlere kadar eğip “sübhane
rabbiyel a’la” diyen bir gençlik istiyoruz.
Beş bin sene önce yaşamış Eflatun’u, Sokrat’ı,
Aristo’yu, Psagor’u velhasıl yüzlerce antik çağ Yunan flozofunu
ve Holivud yıldızlarını yedi ceddi ile tanıyıp bilen, fakat
Farabi’yi, İbni Sina’yı, İbni Rüşdü’yü, Ebu Heysemi’yi,
Biruni’yi kısacası
Avrupa rönesansına ışık tutan islam flozoflarını tanımayan,
dolayısıyla ecdadının medeniyette ulaştığı seviyeyi bilmediği için
her şeyi Avrupalı bilir, her şeyi onlar yapar.... gibi bir komplekse
kapılmış mıymıntı bir gençlik değil, “ Hiç bilenlerle
bilmeyenler bir olur mu? ” ayetini “Beşikten mezara kadar ilim
tahsil ediniz ” hadisini kendine şiar edinip, gece gündüz çalışıp
tekniğin zirvesine doğru tırmanma azmi ve gayreti içinde olan bir
gençlik arzu ediyoruz.
Emil Zolo’yu , Dante’yi, Servantes’i ... gayet iyi tanımış,
onları okumuş, onlardan feyiz almış, Şophen’i, Motzart’ı
zevkle dinlemiş, batı kültürünün derinliklerine dalmış, batı
filmlerinin telkin ve öğretileri ile yetişmiş, bir Jactan, bir
Coni’den, bir Wictor’dan.... farkı sadece ismi olan bir gençlik değil,
Dede Korkut’u okuyan, Fuzuli’yi anlayan, Mevlana’da kaybolan,
Yunus’da dirilen, Emrah’dan zevk alan, Karacaoğlan’la diyar diyar
gezen, Akif’te abideleşen bir gençlik istiyoruz.
Dünya takımlarını ezbere bilen, oyuncularını yedi sülalesi
ile tanıyan, boynunda onların maskotunu taşıyan, gazeteyi eline alınca
ilk önce spor sayfasına bakan, bir defa Allah’ın (c.c) huzuruna
gelmediği halde, eksi 25 derecede yüzbinler toplanıp saatlerini
onlara feda eden, Micheal Jackson gelmedi diye intihar etmeye kalkan,
Allah’ına, (c.c) Peygamber’ine sövüldüğünde gık demeyip, takımına
sövenin gırtlağını sıkan, takımının formasına uzanan elleri kırdığı
halde, bacısının başörtüsüne ve namusuna uzanan eller karşısında
hareketsiz kalan, akif’i merhumun :
His
yok hareket yok leş mi
kesildin
Hayret
veriyorsun bana, sen böyle değildin.
Dediği
gibi, leşler misali bir gençlik değil, Allah (c.c) aşkına, Rasulü
uğruna vatan ve namus yoluna bin başı olsa binini de fada edebilecek,
şehit olacak fakat asla taviz vermeyecek bir gençlik istiyoruz.
Batıyı gözünde putlaştıran, batasıca batının kulu kölesi
olan,ondan gelen herşeye evet deyip sarılan, onların gerçek yüzünü
göremeyen bir gençlik değil, şöyle elini kaldırıp, eey hain batılı;
Bana diyorsun ki din afyondur, kendin papayı baş tacı
ediyorsun. Bana diyorsun ki din adamları terakkiye mani, kendin
protokolde onlara başbakanından önce yer veriyorsun. Bana diyorsun ki
doğum kontrolü yap, kendin doğuran kadınlara milyarlar veriyorsun.
Bana diyorsun ki Kıbrıs’ı ver, kendin bilerce mil uzaktaki Fokland
adaları için savaş yapıp, Kanarya adalarında nükleer deneme
yapıyorsun. Asya’yı ve
Afrika’yı sömürüyorsun. Bana diyorsun ki bölün, küçül, doğu
ve güneydoğuya özerklik ver, kendin İrlanda’ya, Sicilya’ya,
Korsika’ya Kızılderililere ve Kuntakinte’nin torunlarına,
ayni zencilere aynı hakkı vermiyorsun. ABD veya AT. diye birleşiyor,
büyüyor ve kuvvetleniyorsun. Seni artık gerçek yüzünle tanıyor ve
öz benliğime dönüyorum, diyerek silkinebilecek bir gençlik
istiyoruz.
Tembelliği adet, kaytarmayı marifet, az çalışıp çok
istemeyi sendikal hak adalet telakki eden, neticede daha düne kadar
birer şehrimiz olan balkan ve arap devletlerine çalışmaya gitmek
mecburiyetinde kalan, hele hele hristiyan Avrupalıların tuvaletlerini,
kanalizasyonlarını ve bin bir çeşit pisliklerini izzeti nefsi
rencide olmadan, onurları kırılmadan temizleyebilen bir gençlik değil,
“ İnsan çalıştığının semeresini mutlaka görecektir.”
Ayetini kendine düstur edinip bir gaflet sonucu 1571’de İnebahtı
limanında tamamen imha edilen Osmanlı donanmasının yerini doldurmak
için “ Bu kış 300 gemi yapılacak” emrine, tersane komutanının,
“bu mümkün olur mu?” deyince
“Paşa paşa, sen paşa olmuşsun ama, hala bu devleti tanımamışsın.
Bu millet isterse bu 300 geminin yelkenlerini atlastan, halatlarını
ibrişimden, direklerini de gümüş
kaplamadan yapabilir.” Diye bağıra ve hakikaten bir kışta 245 gemi
yapıp denize salan ecdadındaki azmi, iradeyi, kendine güven duygusunu
gören ve hisseden, neticede tarih sahnesinde, milletini layık olduğu
yere çıkaran bir gençlik istiyoruz.
Ezeli ve ebedi düşmanımız olan, milyonlarca müslümana asırlarla
kan kusturan ve hala kusturmakta olan, balkanları elimizden alıp
milyonlarca Mehmet’i şehit edip, binlercesini yaralı halde Rodop ve
Karpat dağlarına, Belgrad ormanlarına bırakıp, kışın açlıktan
kıvranan kurtlara, domuzlara ve sırtlanlara yem yapan Moskof’a gönül
bağlayıp;
Yazılı
pankartlarla caddelerde, sokaklarda dolaşıp, şairin ;
Fışkıran otları sıksan kan çıkacak dediği aziz vatanı Ruslara peşkeş çeken hainler ve reziller sürüsü bir gençlik değil, yüzlerine baktığımızda bize dini, imanı, vatan ve millet için Malazgirt’te, Çaldıran’da, Mohaç’ta, Kosova’da, Sakarya’da ve Kıbrıs’ta hayatlarının baharında canlarını feda, kanlarını sebil eden aziz şehitlerimizi hatırlatan ve her ne kadar kıyafetleri değişse de şairin ;
Velhasıl Allah’a (c.c) inanmayan, Rasülünü (s.a.v) tanımayan,
Kur’an-ı çöl kanunu telakki eden, ecdadını küçümseyen, örf ve
adetleriyle alay eden, hayvanlaşmış, insani duygulardan uzaklaşmış
bir gençlik değil, Rasül-i Ekrem’in (s.a.v) : “Öyle gençler
varki, hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde Allah (c.c)
kendi gölgesinde onları muhafaza edecek.” Diye müjdelediği bir gençlik
istiyoruz.
Kur’an-ı
Kerim ALLAH’ın en son ve en mükemmel kitabıdır. İslam dinin temel
taşıdır. İnsanlara en doğru ve en sağlam yolu göstermek üzere
indirilen bu mukaddes kitap, Cenab-ı Hakkın yer yüzündeki en son
kanunudur. Dünya ve ahiretin mutluluğu onun hükümlerine sımsıkı bağlanmakla
ve onun gösterdiği ilahi yoldan gitmekle elde edilebilir.
Kur’an-ı
Kerim hak ile batılı, karanlık ile aydınlığı, iman ile küfrü,
adalet ile zulmü, iyilik ile kötülüğü, haram ile helali ve her şeyi
en açık, en veciz ve en güzel ifadelerle ortaya koyan ve herkesin
anlayabileceği bir ölçüde belirten ilahi bir kitaptır.
İlim
ve irfanın en genişini elde etmek isteyenler ona koşmalıdır. Samimi
ve ciddi dindar olmak isteyenler ona sarılmalıdır. Güzel ahlakın en mükemmeline
iffet, namus ve hayanın en yücesin ulaşmak isteyenler ona sımsıkı bağlanmalıdır.
Hem dünyanın hem de ahiretin saadetini ve mutluluğunu kazanmak
isteyenler yine onun yolunu izlemelidir.
Kur’an-ı
Kerim yüce Peygamberimizin (S.A.V) en büyük mucizesidir. Ne insanların
nede cinlerin, iş birliği yapsalar bile bir benzerini meydana
getirmeleri mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim’in karşısında en büyük
alimler, en büyük fikir adamları, en kudretli şairler ve en güçlü
edebiyatçılar susmak mecburiyetinde kalmışlardır. Kur’an-ı
Kerim’e dil uzatanlar,onun bir benzerini meydana getirmeye yeltenenler
daima perişan olmuşlardır.
Kur’an-ı
Kerim 610 yılında Mekke’de inmeye başlamıştır. Bu büyük kitabın
inişine başlangıç teşkil eden ay Ramazan-ı Şerif ayıdır. Bu
mubarek iniş Ramazan-ı Şerif içinde yer alan ve bin aydan daha hayırlı
olan Kadir gecesi gerçekleşmiştir. Kur’an-ı Kerim’in inişi 22
sene 2 ay 22
gün içinde tamamlanmıştır. Toptan değil parça parça, sure
sure ve
kısım kısım
inmiştir. Kur’an-ı Kerim 114 sureden ibarettir. Bu surelerden
93 tanesi Mekke’de, 21 tanesi Medine’de inmiştir. Kur’an-ı
Kerim’de yer alan ayetlerin toplamı ise
6666 dır.
İnmeye
başladığı ilk yıllardan itibaren Kur’an-ı Kerim’in yazılmasına
ve ezberlenmesine çok büyük önem verilmiştir. İnen ayet ve sureler müslümanlar
tarafından hemen ezber edildiği gibi. Kağıt olmadığı için hurma
dalları, kürek kemikleri,düzgün taşlar,işlenmiş deriler ve benzeri
malzeme üzerine dikkatle ve titizlikle yazılmıştır. Çünkü
Kur’an-ı Kerim’i dünyanın sonuna kadar gelecek nesillere ulaştırmak
ve bozulmamasını, kaybolmamasını temin etmek ancak bu iki yolla mümkündür.
Bunun için müslüman her devirde Kur’an-ı Kerim’in yazılmasına ve
ezberlenmesine son derece dikkat etmişlerdir. Büyük bir titizlikle bu
meseleye eğilmişlerdir.
Hiç
şüphe yok ki, Kur’an-ı Kerim apaçık bir nur ve bütün alemlere
rahmet olmak üzere indirilmiştir. İnsanlığın maddi ve manevi
dertlerinin çareleri ondadır. İnkarcılara iman yolunu, riyakarlara
ihlas yolunu, alimlere adaleti ve sapıklara hidayeti öğreten yine odur.
Karanlıkta kalanlar ancak onunla aydınlanabilir. Nursuzla onunla nur’a
kavuşabilir. Ahlakın en güzeli onun sayesinde meydana gelir. Kur’an
zayıfları kudretli, acizleri kuvvetli yapar. İtibarı düşük olanları
itibarlı hale getirir. Dünyada şerefle yaşamak, ahiret’te
sonsuz mutluluklara erişmek Kur’an-ı Kerim’e sarılmakla mümkün
olur.
Kur’an-ı
Kerim’i öğrenmek ve ezberlemek, başkalarına da öğretmeye çalışmak
Allah’a karşı yapılan ibadetlerin en büyüklerinden biridir. Manevi
kazancı ve sevabı çok büyük olan bir ibadettir. Hz. Osman (R.A.)’ın
Hz. Peygamber (S.A.V)’den naklettiği bir Hadis-i Şerif’te
Peygamberimiz (S.A.V) şöyle buyurmaktadır: “Sizin en hayırlınız
Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir.” Hz. Aişe’nin (R.A.) naklettiği
diğer bir Hadis-i Şerif’te
ise Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmaktadır. “Kur’an-ı
iyi bilenler, büyük meleklerle birdir. Kur’an-ı okuyan ve üzerine düşenin
ücreti iki kat olacaktır.” Başka bir Hadis’te Hz. Peygamber (S.A.V)
şöyle buyurur. “Kim Kur’an-ı okur ve onunla amel ederse ahirette
onun annesine ve babasına öyle bir taç giydirilecektir ki, o tacın
parlaklığı Güneş’in dünya evlerindeki parlaklığından daha güzeldir.
Ya bizzat onunla amel edenin derecesi nedir?” Hz. Peygamber (S.A.V) bir
başka Hadis’i de
şöyledir. “Kalbinde Kur’andan hiçbir şey bulunmayan kimse
harap bir ev gibidir.” Başka bir Hadis’tede şöyle buyrulmaktadır.
“Kim Kur’an-ı okur ve onu iyice ezberlerse, helal kıldıklarımı
helal, haram kıldıklarımı haram kabul ederse, Allah onu Cennetine
koyar ve Cehennemlik olan yakınlarından on kişiye şefaatçi yapar.”
MÜSLÜMANIN GÜNLÜK MUHASEBESİ
BUGÜN ALLAH İÇİN NE
YAPTIN ?
Ø
Bugün,
uykudan kalkarken, Allah’u Teala’yı anarak ve O’na hamdederek kalktın
mı? (*)
Ø
Bugün,
beş vakit namazını, özellikle sabah namazını – camide – kıldın
mı?
Ø
Bugün,
Allah’ın
kitabından bir şey okudun ve üzerinde hiç düşündün mü?
Ø
Bugün,
bilerek
yada bilmeyerek işlediğin günahlarında dolayı hiç tevbe ve istiğfarda
bulundun mu?
Ø
Bugün,
ölümü,
kabir hayatını ve ahiret safhalarını hiç düşündün mü?
Ø
Bugün,
Allah’tan
korkarak ve yanında bulunan meleklerden utanarak günah işlemekten uzak
durdun mu?
Ø
Bugün,
dilini
başıboş konuşmaktan, yalandan,dedikodudan, gıybetten ve gönül kırıcı
söz söylemekten hiç uzak tuttun mu?
Ø
Bugün, en büyük düşmanın olan nefsinle hiç
hesaplaştın, onu sorguya çektin mi?
Ø
Bugün,
Allah’ü Teala’dan, kalbini Din-i Mübin-i İslam üzere sabit kılması
için hiç dua ettin mi? (**)
Ø
Bugün,
sana dinini öğretecek, bilgini arttıracak, imanını kuvvetlendirecek
herhangi bir eser okudun mu?
Ø
Bugün,
yeni
bir ilmi mes’ele öğrendin ya da başkalarına öğrettin mi?
Ø
Bugün,
Peygamber
Efendimiz (S.A.V)’e hiç salat’ü selam getirdin mi?
Ø
Bugün,
kazancının,
yeyip- içtiğin ve giydiğinin helal olması için hiç dikkat ettin mi?
Ø
Bugün, en büyük tehlike olan şikten korunmak için
sabah – akşam okunması büyük önem taşıyan dua’yı (***)
okudun mu?
Ø
Bugün, kıldığın namazların sonundaki tesbihatını,
eksiksiz yerine getirdin mi?
Ø
Bugün,
sabah-akşam okunması pek çok sevap olan ve Peygamber (S.A.V)
Efendimiz’in devam edip tavsiye buyurduğu dua ve zikirleri okudun mu?
Ø
Bugün,
sayısız
insanların aldandıkları, Hadis’i Şerifte bildirilen “sıhhati
koruma ve zamanı (vakti) gereği gibi değerlendirme” konusunda gereken
hassasiyeti gösterdin mi?
Ø
Bugün, gözünü, kulağını ve diğer uzuvlarını
haramdan koruma hususunda gereken dikkat ve hassasiyeti gösterdin mi?
Ø
Bugün,
yeme-içme,
yatıp-kalkma gibi günlük faaliyetlerini sünnet ölçülerine riayet
ederek yerine getirdin mi?
Ø
Bugün,
Allah için cihad veya hizmet sayılabilecek
herhangi bir faaliyet ve teşebbüste bulundun mu?
Ø
Bugün, her an gelmesi mümkün olan ölüm için
vasiyetini hazırlayıp, borç ve alacak gibi hesaplarını yaparak ebedi
yolculuk için gerekli bütün hazırlıklarını tamamladın mı?
Not: Ey Müslüman ! Yukarıdaki
muhasebe örneklerini dikkatle okuyarak ilgili sorulara vereceğin “evet”
ve “hayır” cevapları ile
her gün kendini kontrol et! Sonunda da tekrar kendine sor. Gerçekte “BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN”
Not:"Cümlelerin
sonundaki (*) ların
acıklamaları asagıda bulunmaktadır."
“Bizi
öldükten sonra dirilten (uyuduktan sonra uyandıran) Allah’a hamd olsun. Kıyamette O’nun huzurunda toplanılacaktır.
(**)
Efendimiz
(S.A.V)’in en çok devam ettiği dualardan birisi şudur: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi Din-i (Mübin-i İslam) üzere sabit kıl.”
(***)
Şirkten
korunmak için her sabah – akşam okunacak dua: “Allah’ım şüphesiz ben bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmaktan sana sığınırım. (Şirk ve hatalarım)ında senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaypları (gizli şeyleri) ancak sen bilirsin.
“Ey
insanlar! Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz
tartılmadan önce, kendi amellerinizi tartınız. Hesaba çekilmek üzere,
kıyamet günündeki en büyük arz (huzura alınma) için,gerekli hazırlığınızı
yapınız!...”
(Hz.
Ömer R.Anh.)
“Akıllı
kimse nefsini muhasebe eden ve ölümden sonrası için çalışandır.
Aciz ve ahmak kimse de, nefsini hevai isteklerinin peşine takan ve
Allah’tan temennide bulunan (ondan kurtuluş bekleyen) kimsedir.”
(Tirmizi, Kıyamet, 26.)
ARKADAŞLIK
ÜZERİNE
Kötü
karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir
torba vermiş.Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her
sefer bu tahta perdeye bir çivi çak demiş. Genç, birinci günde
tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini
kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş.
Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence “Bu günden
başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta
perdeden bir çivi çıkart demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş
ki çivilerin tümü çıkarılmış. Babası ona Aferin iyi davrandın
ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çook delik var. Artık geçmişteki
gibi güzel olmayacak demiş. “Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği
zaman kötü kelimeler söylenir. Her kötü kelime bir yara bırakır.
Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ama bu
delik aynen kalacak. Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür,
yüreklendirir, sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur, seni dinler,
sana yüreğini açar.
YARIN
SANA RESULULLAH GELİYOR
Resululah
sana geliyor.” Evet. Yarın zaman ve mekan kavramı ortadan
kalksa ve birisi sizi bana böyle söylese ne olur!...
Evimize
Efendimiz, şefaatcimiz gelse, evimizden neler kaldırırız. Ömründe hiç
oturmadığı cevizden koltuklarımı, yatağını sermek için çabalarken
yaylı sünger yataklarımı kaldırırız? Köşede asılı duran babamızın
resmini mi? Büfedeki kristal bardakları mı? Gelse ve otursa, hangi
kanalı açıpta, yanında seyretmeyi uygun görürüz.
İşlerimizi
sorsa, fabrikamıza aldığımız kredinin düşük faizli olduğunu nasıl
izah ederiz; gerekçesinde müslümanın güçlü bir kapitale sahip olmasının
bugün ki konjoktürde şart olduğunu o’na herkese anlattığımız
gibi çekinmeden anlatabilir miyiz?
İşlerin
rüşvetle döndüğünü, ama kalbi buğz ederek bu işi yaptığımızı
söylermiyiz?
Okuduğumuz
dergiyi, gazeteyi o’na gönül rahatlığıyla gösterebilir miyiz? Eş
ve çocuklarımızın onun hanımlarına benzediğini söyleyebilir miyiz?
Yada sakalı bırakmamamızın sebebini o’na içtihadımızla izah
edebilir miyiz? Kızımızın gittiği okulu, okuduğu dersleri o’na
anlatabilir miyiz? Oğlumuzun gittiği yerleri, gezdiği kafeleri izah
ederken, zamane çocuğu, Ya Resulullah dersek, bizi mesuliyetten azad
edip beri tutar mı?
Onunla
yemeğe otursak, ömründe üç çeşit yemeği bir arada yememiş olan
Allah’ın Habibine, getirin buzdolabındaki katıkları dese, ne cevap
veririz? Zeytinyağı, peynir, salça, soğan, tuz, sirke, yoğurt, süt,
un, şeker, pirinç, makarna.... hangi katığı sofrada nereye sığdırır
ve o’na geçim şartlarının zorluğunda nasıl bahsedebiliriz?
O’nu
kızımızın düğününe davet etsek, çeyizimizi gösterebilir miyiz?
O’nu çalıştığımız iş yerine davet etsek ve o, sabahtan akşama
kadar yanımızda otursa,insanlarla olan ilişkilerimizde ne gibi değişiklikler
yaparız?
Namazlarımızı
kılarken o, önümüzde durduğunda, ayağımızdaki kotla, kısa kollu gömlekle
yada başımızda baba şapkası gibi takkeyle namaza dahil olmaya
kalksak, bizi cemaatine alır mı? Acaba sünneti ve tesbihatı, ondan kaç
dakika evvel bitiririz?
Kendimizin
kaç pantolon ve gömleği olduğu, hanıma kaçıncı elbiseyi alacağımızı,
türban denen bir şeyin icad olduğunu ve evimizde her elbiseye kaç türban
düştüğünü nasıl söyleyebiliriz? Hangi matematiksel ifade bunu
anlatmaya yeter?
Ve
ve ve Allah Resulüyle bu Müslüman Anadolu’nun her hangi bir
beldesinde sokağa çıkmak istersiniz? Sakın ha!... Bu ülkenin kanunları
Allah Resulü’nü kılık kıyafet kanununu tutuklamaya kalkacaktır.
Haykır!
Kime, lakin. Hani sahipleri yurdun. Ey bu vatanın hamiyet perver evlatları!
Canımızı, cananımızı,her şeyimizi bir tebessüme hiç düşünmeden
feda edeceğimiz Allah’ın Habibi Muhammet Mustafa (S.A.V) efendimizin
hayatımızda ne kadar yeri var.
Siz
bu yukarıdaki yazıya daha bir sürü sorular ekleyip uzatın. Sonra bu
yazının üstüne kocaman harflerle, “YARIN SANA RESULULAH GELİYOR”
diye yazın ve bunu duvara asın.
Yada
bunu bir ipe asın, idam edin ki, kafanız böyle hamasi beylik laflarla
meşgul olup, “hizmetinizi aksatmasın!.”
Siz
yada en iyisi, bu yazıyı yıkayıp ta ipe asın; o zaman temiz yazı
olur. Belki de bir parçada çekme yapar ve o soru kısımları ortadan
kalkar, bir tek kala kala “YARIN SANA ALLAH’IN RESULÜ ŞEFAATCİ GELİYOR”
kalır. Bu sözde sana hayatında epey prim yapar.
Her
gün gelebilecek misafirinizi beklemeniz dileğiyle.
NOT
: Bu
yazıyı gerçekten bir günlüğüne duvara asın. Çünkü
“Aksiyon, fikir ve imana kuvvet verir” ikinci gün zaten
unutursunuz.
|
|
|
|
||
|
|
||
|
||
|