ÖNSÖZ
Batıda ortaya çıkan üniversite kavramı zamanla bütün dünyaya yayılmıştır. Üniversite örneğine bizde ilk olarak Osmanlı devleti döneminde ortaya çıkmıştır. Kurulan Darülfunun'dan önce Osmanlı'da medreseler bu görevi üstlenmişlerdir. Ancak medreselerin zamanla işlevinden uzaklaşması ve bu kurumlar üzerinde yenilik yapılmasını gerektirmiştir.
Bu durum XIX. yy'ın ortasından itibaren fark edilmeye başlanmıştır. Bu dönemde çeşitli bilim dallarında tahsil yapmak üzere Avrupa'ya öğrenciler gönderilmiş bu öğrenciler mensup oldukları bilim dallarında ürün vermemişler, çoğu Şinasi gibi şair ve edebiyatçı olmuşlardır. Ülke dahilinde XIX. yy'ın II. yarısında açılan üniversite birkaç kere kapatılmış ve kalıcı bir biçimde ancak üniversite 1900 yılında kurulabilmiştir.
Yüksek öğretim ve üniversite konusu XIX. yy'ın ortalarından itibaren ve çoğunlukla XX. yy'ın başından beri aydınların ve yöneticilerin başlıca eğitim davalarından biri olmuştur. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise üniversite reformlarına devam edilmiş ve günümüze kadar üniversite beş reform dönemi geçirmiştir. Yapılan bu reformlarla üniversitenin gerek amaç gerekse fonksiyonlarında önemli değişiklikler yapılmış fakat üniversite sorunu yapılan yeniliklere rağmen tam anlamıyla çözüme kavuşturulamamıştır.
I. BÖLÜM
ÜNİVERSİTE KAVRAMI VE BİR KURUM OLARAK ÜNİVERSİTENİN ORTAYA ÇIKIŞI
ÜNİVERSİTE KAVRAMI
Üniversite kavramının kökeninde Latince bir kelime olan Üniversitos terimi yalnız birlik ve birleştiricilik değil,bütün bilgi dallarında yayılmayı yani Üniversalliği ifade etmektedir .
Üniversite, kavram olarak batıda ortaya çıkan ve tarihsel süreç içerisinde aşamalardan geçerek günümüzdeki yapısına ulaşan bir kurumdur.
Üniversite kavramının ilk örneği olan Akademia günümüzden 2500 yıl öncesine dayanmaktadır. Akademia, Atina çevresinde etrafı duvarlar ile örtülü gözlerden uzak olan bir mekandır. Günümüzün üniversite kampüsü fikri,Platon'un seçkin öğrencileri ile felsefe yaptığı kalabalıktan uzak bahçelere dayanmaktadır .
Bugünkü yüksek öğretimin temeli olarak üniversite, XV. ve XVI. Yüzyıllarda hoca ve öğrencileriyle eğitim yapan bir kurum olarak bütün Avrupa'ya yayılmıştır. Üniversitelerin bizdeki formu olan medreselerin kuruluş tarihi ise 1330'a kadar gitmektedir . Modern üniversite kavramına karşılık gelen örnekse Napolyon'un kurduğu "Fransa Üniversitesi"dir.
Üniversite genel anlamda orta öğretim düzeyinden sonraki düzeyde eğitimin başlıca işlevlerinden biri olan kültürün yenileşmesini bir kuşaktan diğer bir kuşağa aktırılmasını sağlayan, ayrıca gençleri bazı mesleklere hazırlamak, bilimsel araştırmalarda bulunmak gibi görevleri üstlenen bir yüksek öğretim kurumudur .
Üniversitenin birinci hedefi araştırma,inceleme yaparak bilim adamı yetiştirmek. İkinci hedefi ise üretilen bilimsel bilgilerin yayılmasını ve yaygınlaştırılmasını sağlamaktır. Görüldüğü gibi üniversitenin öğretim ve araştırma olmak üzere temel iki işlevi vardır.
Bunun yanında üniversite, öğrencilere işlenmiş bir zeka, dürüst, adaletli ve serinkanlı bir kafa, soylu ve ince bir davranış kazandırmaktadır. Üniversitenin varlık nedeninin en önemlisi araştırmadır. Çünkü ancak araştırıcı öğretebilir, meslek için öğrenci yetiştirirken dahi bilimsel davranışı geliştirme ön planda tutulmalıdır .
Üniversite öğretim ve araştırma yanında toplum sorunlarına eğilmelidir, sorunlara çözümler aramalıdır. Yani üniversite toplumla bağlantılı olmalıdır .
Bu tür bir yüksek öğretim anlayışına göre; üniversiteler gençleri seçtikleri bilim alanında yetiştirirler, hayata ve mesleğe ait bilgi ve becerilerle donatmazlar. Yani üniversiteler gençleri araştırma yapabilecek yatkınlığa kavuştururlar. Çünkü üniversiteler bilginin yapıldığı ve yoğrulduğu yerdir.
Sonuç olarak üniversite bilgi oluşturarak kendisini ve zorunlu olarak topluma açar. Diğer taraftan toplumun beliren genel eğitimlerine uygun olarak toplumsal amaçlar formüle eder. Toplumun tarihsel özelliklerini dikkate alarak toplumu daha iyi ve yararlı amaçlar için iknaya çalışır .
Eğitim,öğretim ve araştırmanın yasal yapısı ne olursa olsun bir yüksek öğretim kurumu bu üç işlevi yerine getirmek zorundadır. Çünkü üniversite ancak bu üç öğe ile birlikte olduğu sürece başarılı olabilir.
Çeşitli nedenlerden dolayı bu öğelerden biri önemsenmezse üniversiteyi oluşturan denge ve dinamik yapı bozulur. Bunun sonucunda da günümüz Türkiye'sinde görülen sadece derslik ve sınav salonlarından oluşan binalar ortaya çıkar.
Bugün Türkiye'de ve dünyada üniversitelerin içine düştüğü çıkmaz, üniversite eğitiminin yalnızca bir boyutu olarak düşünülen " Teknik olarak kullanılabilir bilgi" üretiminin üniversitenin kendisi ile özdeş hale getirilmesinden kaynaklanmaktadır.
II. BÖLÜM
TÜRK ÜNİVERSİTELERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE YAPILAN ÜNİVERSİTE REFORMLARI
Türkiye'de üniversitelerin kurulması ve gelişmesinin üniversite kavramı olarak cumhuriyet öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Bu ayrımı imparatorluk dönemi ve cumhuriyet dönemi olarak da adlandırabiliriz .
Batı türü ilk yüksek öğretim kurumu Osmanlı donanmasının Çeşme'de Rus donanımsınca ağır bir yenilgiye uğratılmasından sonra kurulan "Mühendishane-i Berri Hümayun"dur. Bundan sonra ki yıllarda Darülfünün kurma teşebbüsleri başlamıştır. Bun göre 1846'da Muvakkat Maarif Meclisi bir Darülfünün açmayı kararlaştırmıştır . 1863'te kurulan Darülfünün 1865'te çıkan bir yangın sonucu bütün araç gereç ve ders kitapları ile birlikte yanmış ve bir daha üniversite kurma fikri uzun bir süre gündeme gelmemiştir. 1870 yılında Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile Darülfünun-i Osmani adı altında üniversite kurulmuş ancak bu da kısa bir süre sonra kapatılmıştır.
Bundan sonra üniversite konusu, XIX.yy'ın sonlarından itibaren aydınların ve yöneticilerin başlıca eğitim davalarından biri olmuştur.
1900 yılına kadar Osmanlı imparatorluğunda tam üç Darülfünün kurma girişiminin her biri kıs ömürlü ve başarısız olmuştur. Ancak 1900 yılında II.Abdülhamid'in cülusunun 25. yılında kurulan 4. Darülfünün başarılı olabilmiştir .
1900 yılında padişahın adını simgeleyen Darülfünün-u Şahane bugünkü İstanbul üniversitesinin kaynağının teşkil etmektedir. Ancak bu kuruluş mutlakıyet yönetiminin çeşitli kısıtlamaları yüzünden bir varlık gösterememiştir. Son derece sınırlı öğrenci alınmış, belli bir displin konulmamış ve dersleri denetleyen Maarif müfettişleri bir üniversite düzeyini engellemişlerdir. Bu durum 1908 II. Meşrutiyet dönemine kadar sürmüştür .
1908'den itibaren bir canlanmaya görülmeye başlanmış ve 1908 yılında Darülfünün-i Osmani adını alan üniversite yeniden örgütlenmiştir. Böylece 1908 inkılabı ile " Genç Türkler " döneminde üniversite değişmiştir. 1908'den itibaren artık Darülfünün'un devam edip etmeyeceği değil gelişimi ile ilgili sorunlar ortaya çıkmıştır. Yani Darülfünün'un kalıcılığı perçinlenmiş ve bugünkü üniversite tartışmaları ilk kez bu dönemde ortaya çıkmıştır .
Darülfünün-i Osmani bilimi bulmak korumak ve yaymak için çabalara girişmiştir. Bunun için 1914'de çoğu Alman olan yabancı profesörler getirilmiştir. Bu suretle Darülfünün'un içinde yeni ve ecnebi bir grup oluşmuştur.
Alman hocaların tercih edilmesinin sebebi de I. Dünya savaşı yıllarında yapılan Alman ittifakıdır. Ancak Alman hocalar Almanca çalışmak noktasında birleşince Alman hocalarından beklenen gerçekleşmedi. Ayrıca Türk hocaların Alman arkadaşlarından bekledikleri de boşa çıktı .
Böylece Alman hocaların görevlerine son verildi. Yabancı profesörlerin 1918 -1919 öğretim yılında ayrılmaları ile Darülfünün önemli sarsıntı geçirdi. Kendi içinde problemlerini çözemeyen Darülfünün kendi dışında da yararlı olamadı.
1919 üniversitesi, Darülfünün-i Osmani Nizamnamesi ile yeniden düzenlenmiştir. 1919 üniversitesi Osmanlı devletinin son döneminde kurulan üniversitesidir. Bu dönem hükümet merkezinin Ankara'ya taşınması hazırlıklarının başladığı bir dönemdir. Dolayısıyla İstanbul hükümetinin otoritesinin en zayıf olduğu dönemdir. İşte bu nedenle bu reform hiçbir üst otoritenin etkisi olmadan yapılmıştır. Bu reform ile çağdaş anlamda üniversite amacı getirilmiştir.
Bu üniversite reformu dönemin olumsuz etkilerine maruz kalmıştır. Ancak buna rağmen çağdaş anlamda üniversite anlayışı tarihimizde, çok önemli bir gelişme olarak nitelendirebiliriz .
Cumhuriyet döneminde üniversite reformları yıllara göre değişikliler göstermiştir. Buna göre bu reformları: 1923-1946 dönemi, 1960 dönemi,1973 dönemi, 1981 dönemi ve 1992 dönemi olmak üzere sınıflara ayırabiliriz.
Cumhuriyet kurulduktan sonra da kısa bir süre Darülfünun-i Osmani adını taşıyan üniversite 1924 yılında çıkarılan kanun ile "İstanbul Darülfunun"u adını aldı. Cumhuriyet hükümeti bu kuruluşa özerklik vermiştir.
İstanbul Darülfunun'u tıp,hukuk, edebiyat, fen ve ilahiyat fakültelerinden oluşmakta idi. Eğitim bakanı bilimsel özerkliğe sahip Darülfunun başkanıdır. "Darülfunun Emini" denilen rektör öğretim görevlilerin arasından seçilmekte ve milli eğitim bakanı olarak 3 yıl süreyle atanmaktadır .
Bu üniversite Osmanlı devletinin sona ermesinden sonra kurulan ilk cumhuriyet üniversitesidir. Amacı yüksek öğrenim geçliğine Kurtuluş savaşı ve Atatürk devrimlerinin genel ilkelerini açıklamak ve Türk geçliğine milli bilinci yerleştirmekti.
Bu amacın gerçekleştirilmesi için Osmanlı Darülfunun da yabancı uzman ve profesörlerden yararlanma yoluna gidildiği gibi cumhuriyet döneminde de aynı çözüm yolu bir kez daha denenmiştir ve 1923 yılında 13 yabancı profesör ve 3 teknisyen getirilmiştir. Ancak bunlarda pek verimli olamamışlardır.
Bütün bunlara rağmen cumhuriyetin ilk yıllarında kendisinden çok şey beklenen İstanbul Darülfunun istenilen sonucu vermemiştir. Darülfunun kendisinden beklenen görevleri yerine getiremediği görüşü giderek kuvvetlenmiştir. Bu kuruma başlıca iki eleştiri yöneltilmiştir. Birincisi,Darülfunun toplumun gereksinmelerini karşılayacak bilimsel çalışmalar yapamamaktadır.İkincisi ise ;Darülfunun yapılan inkılaplara kayıtsız kalmaktadır.
1930'lu yıllara gelindiğinde Darülfunun sorunu yeniden gündeme gelmiştir.artık Darülfunun'u daha iyi hale getirmek için yenilik çabalarına girişilmiş ve projeler hazırlanmıştır .ilk olarak üniversitenin incelenmesi ve düzeltilmesi amacıyla alınacak tedbirleri göstermek ve rapor hazırlamak üzere İsviçre Golf Üniversitesi Profesörlerinden Albert Malche çağırılmıştır .
Altı ay sözleşmeli yabancı uzman olarak çalışan Malche 1932 yılında hazırladığı raporda şunların üzerinde durmuştur:
- Üniversitede bilimsel araştırma yapılmamaktadır.
- Yeterince bilimsel eser verilmemektedir.
- Dersler belli kitapların sayfalarına bağlı olarak işlenmektedir.
- Ülke sorunlarına eğilmeyen daha çok kuramsal kalan öğretim şekline ağırlık verilmektedir.
- Gelişme için öncelikle dil derslerine ağırlık verilmesi gerekmektedir.
Malche'nin raporunda belirtilen yetersizliklerde dikkate alınarak 1933 tarihinde 2252 sayılı kanunla İstanbul Darülfunun kapatılmış yerine " İstanbul Üniversitesi" kurulmuştur.
19 Kasım 1933 günü yapılan bir törenle açılan İstanbul Üniversitesi'nde emin yerine rektör,fakülte reisi yerine dekan,profesörlere ordinaryüs,öğretmenlere profesör ve muavinlere de doçent denilmesi kararlaştırılmıştır.1933 kanunu ile özerklik kaldırılmış,üniversite Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmış,rektörde Ankara tarafından atanmıştır. Darülfunun öğretim kadrosu geniş ölçüde elenmiş yalnız öğretim elemanlarından 59'u üniversiteye alınmıştır.
Üniversiteye yabancı profesörler alınmıştır.bunların çoğunluğunu da Alman Üniversitelerinde Nazi Rejiminin etkisiyle barınmak isteyen Alman bilim adamlarıydı.İstanbul üniversitesinde görev alan yabancı profesörler ve uzmanların batılı anlamda üniversite geleneğinin yerleşmesine ve öğretim elemanı ihtiyacının giderilmesinde önemli rolleri olmuştur.Fakat Türkçe bilmemeleri zaman kaybına yol açmıştır .
Atatürk'ün 1933'te gerçekleştirdiği üniversite reformu ile ilgili 11 Ekim 1934 tarihli talimatnamesinde üniversitenin amaçları şöyle belirtilmiştir:
- Yeni kurulan üniversitenin temel amacı İstanbul'un ve milli varlığın canlı kalmasını sağlamak olacaktır.
- Atatürk devrimlerini benimseyen yeni kuşaklar yetiştirmek
- Üniversiteyi köhne düşünce ve inançlardan ayırmak
- Darülfunun'a göre bilimsel çalışma sağlamak
- Yeterli bir araştırma yaparak öğretim ortamı oluşturmak üniversitenin amaçları arasındadır .
Yeni kurulan üniversite birleştirici ve toplayıcı bir kurum olarak öngörülmüştür.Bu üniversitenin en önemli fonksiyonu milliliği ve inkılapçılığıdır.En önemli vasfı ise Türk inkılabının ideolojisini işlemektir.Böylece cumhuriyet ilkelerine bağlı bir gençlik yetişmiş olacaktır.
Olumlu ve olumsuz yönleriyle 1933 reformu üniversitenin gelişiminde önemli bir evredir.Batılı anlamda bir üniversite yapısının,düzeyli bir eğitim standardının sağlandığı bir dönemdir.
İstanbul Üniversitesinin kurulması ve gelişmesi yanında 1773 yılında kurulmuş olan Mühendishane-i Berri Hümayun,yapılan değişikliklerden sonra İstanbul Teknik Üniversitesine dönüşmüştür.1944 yılında da yürürlüğe giren bir kanunla Avrupa mühendis okullarına bir eğitim yapmak üzere İstanbul Teknik Üniversitesi kurulmuştur.
Ankara Üniversitesinin kurulması;cumhuriyet döneminde İstanbul üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi reform hareketleri,eski yüksek öğretim kurumlarının değiştirilmesi ile ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda da Ankara'da yeni bir cumhuriyet üniversitesi kurulmasına başlanmıştır. Bu üniversitenin kurulmasındaki amaç; bilim kuruluşlarını arttırmak ve yaymaktır.
Bu üniversiteye bağlı olarak 1933 yılında "Yüksek Ziraat Enstitüsü", 1935 yılında "Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi" kurulmuştur. II.Dünya savaşının çıkması ve mali nedenlerden dolayı tıp fakültesinin kuruluşu 1945 yılına kalmıştır. Sonuç olarak Ankara Üniversitesinin temelleri cumhuriyet döneminde atılmıştır.
İstanbul'da kurulan İstanbul ve İstanbul Teknik Üniversitesi ile Ankara da kurulan fakülteler, 1933 yılı üniversite reformunun sonucu ortaya çıkan kuruluşlar olmakla beraber, bu kuruluşlar toplumu değişen koşulları karşısında yetersiz kalmaya başlamış ve yenileşme zorunluluğu bu dönemde kendisini hissettirmişti .
Bu amaçla 4936 sayılı kanunla 1946 yılında "Üniversiteler Kanunu" yayınlanmıştır. Bu kanunla Ankara Üniversitesi resmen kurulmuştur. 1946 reformu, Türk üniversitelerinde köklü bir reformu simgelemektedir.
Bu kanunun getirdiği yenilikleri şöyle özetleyebiliriz:
- Üniversiteler özerklik ve tüzel kişilik kazanmışlardır.
- Üniversitelerin amaçlarını gerçekleştirmeleri için yerine getirmekle yükümlü oldukları görevler belirlenmiştir.
Özerklik bu defa kanunla ve ağırlıkla ve üniversitenin bir parçası kılınmıştır. Bu kanun aynı zamanda öğretim kadar araştırmaya da ağırlık verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur ve üniversite programlarının "klasik ve ansiklopedik" bilgi yığını olmaktan çıkarmış, üniversitenin ülke sorunlarına da yönelmesini sağlamıştır. Dolayısıyla 1946 reformu 1933 reformundan ileri bir atılım olarak görülebilir .
1946'yı izleyen yıllarda oluşan siyasal,sosyal ve ekonomik değişmeler, yüksek öğretimin iki büyük kentin dışında bölge üniversitelerinin kurulması düşüncesine yol açmıştır. Böylece 1950'li yıllarda büyük kent dışı üniversitelerin açılması gündeme gelmiştir .
Cumhuriyetin kuruluşunun 15. yılında Atatürk, sık sık doğu bölgelerde ilim ve kültür faaliyetlerinin başlatılması konusunda fikirlerini beyan etmiştir. Atatürk bir yandan Türk devriminin komşu Asya ve İslam ülkelerine nüfuz etmesini bir yandan da bu bölgelerde Türk dil ve tarihinin incelenmesini istiyordu. Ancak Atatürk'ün ölümü ve II. Dünya savaşının çıkması gibi nedenlerle bu konu ancak 1950'den sonra ele alınmıştır. Doğu da kurulacak bir üniversite hem doğunun ilim merkezini oluşturacak hem de bilim ve düşünce hareketleri ile Türk devrimi bu bölgelerde yayılacaktı.
Bu amaçla Milli Eğitim Komisyonu, çalışmaları sonunda 1953 tarihli 6059 sayılı "Doğu Üniversitesi" kuruluşu hakkında kanun çıkarılmıştır. Doğu da kurulacak üniversite Erzurum'da kurulacak ve adı da Atatürk Üniversitesi olacaktı.
Erzurum'da kurulan bu üniversitenin Amerikan üniversiteleri tipinde olması düşünülmüştür. Üniversite de geleneksel mesleklere de yer verilmekle beraber, çeşitli alanlarda, çiftçinin,inşaatçının,imalatçının,işçinin,iş adamının sorunları ile de ilgilenilecekti. Yani Atatürk üniversitesi bilginin ve araştırmanın öğrenciye olduğu kadar vatandaşlara yayılması ile uğraşacaktır. 1976 yılına kadar Milli Eğitim Bakanlığının yönetiminde kalan Atatürk üniversitesi şubat 1976'da kendi rektörünü seçerek özerk bir duruma gelmiştir.
Bu dönemde doğuda üniversite kurma çalışmaları yapılırken,Ankara da uluslar arası nitelikte bir üniversite kurulması görüşü ortaya atılmıştır. Sonunda Birleşmiş Milletlerin desteği ile 1956 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesinin çekirdeği oluşturulmuştur. Sonra ki yıllarda sosyal ve beşeri bilim dallarında öğretim yapan bölüm ve fakülteleri açılmıştır. Bu üniversite klasik Türk üniversitelerinden farklı olan Anglo-Sakson modeline uygun olarak kurulmuştur.
Ortadoğu'nun kaynaklarını geliştirmek ve ekonomik sorunlarını çözümlemek,Türk ulusuna ve diğer uluslara yarar sağlayacak uygulamalı araştırmalar yapmak ve İngiliz dilinde ileri öğretim vermek bu üniversitenin başlıca amaçları arasındadır.
Bu dönemde üniversite reformları devam etmiştir. Bir yandan Erzurum Atatürk Üniversitesi çalışmaları devam ederken bir yandan da İstanbul ve Ankara'dan sonra 3. büyük kentimiz olan İzmir'de yeni bir üniversitenin kurulmasına karar verilmiştir. Bölge üniversiteleri kurma gerekliliği fikri kabul edilmiştir. 27 Mayıs 1955 günü İzmir'de Ege üniversite adıyla yeni bir üniversite kurulma kararı kabul edilmiştir.
Ege üniversitesi, 1958 yılında üniversiteler kanununa girmiş ve tüzel kişilik ile özerk bir yapıya kavuşmuştur. Bu üniversite başak üniversitelerden farklı olarak çeşitli dallarda öğretim yapacak olan yüksek okulların açılmasını sağlamıştır. Ayrıca üniversitenin kararı ile İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi adı altında üniversiteye bağlanmıştır.
Bu dönemde Karadeniz Teknik Üniversitesi kurulmasına karar verilmiştir. Bu üniversitenin kurulma amacı ise; Doğu Karadeniz bölgesindeki illerin sosyal ve ekonomik sorunlarına çözüm bulmak ve bölgeye her yönden öncülük yapmaktır. Bunun içinde 1955'te kabul edilen kanun ile bu üniversite kurulmuştur.
Karadeniz Teknik Üniversitesi,İstanbul Teknik Üniversitesi'nin programlarını uygulamıştır. Karadeniz Teknik Üniversitesi bu yönüyle İstanbul Teknik Üniversitesinin bir kopyası durumunda olmuştur. Üniversite 1977 yılında özerk statüye geçmiştir.
Görüldüğü gibi 1950'li yıllardan itibaren büyük kent dışı üniversitelerin açılması ağırlık kazanmıştı. Ancak bu her yeni kurulan üniversite, büyük kent üniversitelerinden birine örnek olarak aldığı için gelişmekte başarılı olunamamıştır.
Bunun içinde 1960 yılından itibaren Türkiye'de üniversitelerin değiştirilmesi için hızlı bir süreç başlatılmıştır ilk olarak bilimsel çalışmalardaki verimsizlikleri nedeniyle 147 öğretim görevlisi görevinden uzaklaştırılmıştır.
Üniversite tarihinde bu "147'ler Olayı " olarak bilinmektedir. Bu olay sonucunda; önemli ölçüde öğretim üyesi açığı meydana gelmiş,huzursuzluk öğretim ile araştırmayı olumsuz yönde etkilemiştir.
1960 döneminde yapılan değişiklerin en önemlisi Milli Eğitim Bakanı'nın üniversitelerin başı olması hükmünün kaldırılmış olmasıdır. Ayrıca 1961 anayasası idari ve bilimsel yönden üniversitelere tam bir özerklik getirmiştir.
Bu dönemde kurulan üniversitelerin ilki 1967 yılında kurulan Hacettepe üniversitesidir. Bu üniversite teknik bilgileri yanında, geniş kültürlü, pratiğe ağırlık veren ve sosyal sorunları bilen insan yetiştirmeyi amaçlamıştır.
Robert Koleji Yüksek okulunun Amerikan Vakfı tarafından ülkemize devredilmesi üzerine 1971 tarihinde Boğaziçi üniversitesi kurulmuştur. Boğaziçi üniversitesi tamamiyle İngilizce öğretim yapmak amacıyla kurulmuştur. Bu üniversite bünyesinde Mühendislik,Temel Bilimler ve İdari Bilimler Fakülteleri hızlı bir gelişme göstermişlerdir.
1968 yılında bütün dünyada görülen öğrenci olayları Türkiye'yi yakından etkilemiştir. Bu etkileşim üniversitelerimizde köklü yenileşme gereğini ortaya koymuştur. Bu dönemde öğrenciler ve çeşitli çevrelerce istenen yenilikler vardır. Bunlar:
- Tam gün çalışma
- Öğrencilerin yönetime katılması
- Çağdaş eğitimin gerektirdiği ders programlarının yapılması
- Yüksek öğretime girişte fırsat eşitliği tanınması
- Özerk olmayan üniversitelerin özerkliğe kavurtulması
- Üniversitelere daha fazla öğrenci alınmasıdır
Beş yıl kadar süren tartışmalardan sonra başlayan kanun çıkarma çalışmaları özellikle anarşi ve teröre dönüşen öğrenci olaylarını izleyen günlerde daha da hızlanmıştır. Bu olaylardan dolayı eğitimin tümüne yönelik bir reform düşünülmüş ve sonuç olarak da 1973 yılında iki kanun yürürlüğe girmiştir. Bunlar: "Milli Eğitim Temel Kanunu" ile " Üniversiteler Kanunu" dur.
Bu kanunlarla Türkiye'de ilk kez bir yüksek öğretim kurulu oluşturulmak istenmiştir. Oluşturulmak istenen yeniliklere karşı üniversitelerde geniş çapta yeni uygulamalara geçilmemiştir. Ayrıca bu dönemde yüksek öğretimin dengeli bir şekilde yurt yüzeyine yayılması amacıyla yeni üniversite açma politikası uygulanmıştır.
Yeni kurulan üniversitelere açılış nedenleri şunlardır:
- Eski üniversitelerin tutumuna tepki
- Teknolojik yenileşmeler ve endüstrinin gerektirdiği şartlar
- Ülkenin geri kalmış bölgelerine sosyal, ekonomik ve kültürel yönden değiştirmek
- Üniversiteleri ülke yüzeyine dengeli olarak dağıtmaktır.
Bu nedenlerle çeşitli illerde yeni üniversiteler kurulmuştur. Bu dönemde kurulan yeni üniversiteler şunlardır: 1973'de Diyarbakır üniversitesi,Çukurova üniversitesi, aynı tarihte Eskişehir'de Anadolu üniversitesi, Sivas'ta Cumhuriyet üniversitesi, Malatya'da İnönü üniversitesi, Kayseri'de Erciyes üniversitesi, Samsun'da 19 Mayıs üniversitesi, Bursa'da Uludağ üniversitesi,Konya'da Selçuk üniversitesi, Elazığ'da Fırat üniversitesi ve Van'da 100. Yıl üniversitesi.
Bölge üniversitelerinin kuruluş gerekçeleri ise şöyledir:
- Modern bir kültür şehri oluşturmak ( Van üniversitesi)
- Bölgenin sosyal,kültürel, ekonomik ve teknik yönden kalkınmasında rol oynamak ( Atatürk üniversitesi)
- Bulunduğu bölgenin kültür hayatını,çalışma imkanlarını,refahını yükseltmede doğrudan etkili olmak ( Ege üniversitesi)
- Sadece bilgi vermekle yetinmeyip, doğal kaynakları mali kaynakları bulmak,halkın şimdiye dek değinilmemiş toplumsal ekonomik sorunlarını çözmek ( Karadeniz Teknik Üniversitesi )
- Çevreyi kültürel ve ekonomik yönden incelemek ve bölge kalkınmasına katkıda bulunmak ( Çukurova ve Üniversiteleri ile )
1979 yılında yüksek öğretim alanında ki kargaşaya son vermek, bilime daha fazla katkıda bulunmak,toplumumuzun sorunlarına yönelik çağdaş insan yetiştirecek öğretim kurumları hazırlamak,için Milli Eğitim Bakanlığınca bir üniversiteler yasa tasarısı hazırlanmış ve bu " Yüksek Öğretim Kanunu " ile 6 Kasım 1981 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu kanuna göre:
- Üniversiteler ve bütün yüksek öğretim kurumları, Yüksek Öğretim kuruluna bağlanmıştır.
- Özerklik kaldırılmış bütün akademik yöneticiler atama ile görevlendirilmiştir.
- Özel vakıf üniversitelerinin kurulması kararlaştırılmıştır.
- Yüksek öğretim paralı hale dönülmüştür.
- Yüksek öğretim kurumlarına girecek öğrencileri tespit etmek ve yerleştirmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi düzenlenmiştir.
1981 kanunundan sonra,1984'te Bilkent Üniversitesi,1987'de Gaziantep Üniversitesi kurulmuştur. 1992 tarihinde ise kabul edilen kanun ile çeşitli illerde 23 üniversite daha kurulmuştur.
SONUÇ:
Sonuç olarak : 1973 yılına kadar 7'si İstanbul, Ankara, İzmir gibi üç büyük kentimizde, birisi Trabzon'da bir diğeri de Erzurum'da olmak üzere toplam 9 üniversite vardı. 1973-1976 yılları arası Türkiye'de yeni üniversitelerin açıldığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde üniversitelerin sayısı ikiye katlanmıştır. 1981 Yüksek Öğretim Reformu ile birlikte üniversite sayısının artışında II. bir dönem başlamıştır. 19 olan üniversite sayısı 31'e yükselmiştir. 1992 yılında mevcut üniversitelere yeni birimler eklenmesi ve yeni üniversiteler kurulması ile ülkedeki üniversite sayısında önemli ölçüde artış olmuştur. 1995-1996'da üniversite sayısı 61'e yükselmiştir.
Son yıllarda üniversite sayıları ve öğrenci kontenjanındaki bu artışlara rağmen, öğretim elemanı sayılarında bir artış görülmemektedir. Bu da ayrı bir üniversite sorunu olarak günümüze ulaşmıştır.
Üniversite reformları çeşitli yasalarla sağlanmaya çalışılmıştır. Her yasa ülkenin yaşadığı olağanüstü koşullardan sonra yürürlüğe girmiştir. Tüm çabalara rağmen evrensel nitelikteki üniversite amaçlarını sağlayıcı bir üniversite geleneği oluşturulamamıştır. Bu gelenek sağlanmadıkça üniversite, gerçek görevini yerine getiremez, çünkü üniversite toplu bir öğrenme ve araştırma ruhunun ifadesidir. Bu ruh ise ancak üniversitenin gerçek görevinin ortak bilincine varmakla oluşur.