KELEBEKLER NASIL UÇTU?
Dünya daha çok gençken, havada kanat çırpan, ilkbahar ve yaz
günlerini renkleriyle şenlendiren kelebekler yoktu. Toprağın yüzünde
kelebeklerin atası olarak gçrülen bazı sürüngen böcekler vardı, ama
bunlar henüz uçamıyorlardı. Bu böceklerin renkleri çok güzel ve
parlaktı, ama yanlarından geçip giden insanlar onların güzelliklerini
göremiyorlardı.
O günlerde " İlkbahar Çiçeği"adında bir genç kız yaşıyordu ve kendisini
tanıyan herkese neşe ve mutluluk saçıyordu. Dudaklarında hep sıcak
bir gülümseme ve tatlı bir söz, ellerinde ateşli hastaları bile iyileştiren
serin bir ilkbahar rüzgarı taşıyordu. Elini ateşli bir hastanın alnına
koyar koymaz, o kişinin ateşi hemen düşüyordu. Kadın olduğu zaman
bu özellikleri daha da güçlendi ve gördüğü bir düş üzerine her türlü
hastalığı iyileştirmeye başladı.
Düşünde hiç bilinmeyen, uçan güzel yaratıklar ona gelmişler ve
taşıdıkları ebemkuşağı renklerini ona armağan etmişlerdi.
Ebemkuşağının her renginin ayrı bir iyileştirici rengi vardı ve uçan
yaratıklar hepsini ona açıkladılar. Ona dediler ki, "Yaşadığın sürece
bu
güçlerle herkesi iyileştireceksin ve öldüğün zaman bu güçleri tekrar
havaya
salacaksın, böylece bütün insanlar ondan yararlanabilecek." Bu yaratıklar
düşünde ona bir de isim takarak "Ebemkuşağını Gökyüzüne Dokuyan
Kadın" dediler.
"Ebemkuşağını Gökyüzüne Dokuyan Kadın" yıllar boyunca işini sürdürdü.
İnsanları iyileştirdi ve herkese giderek çoğalan bir dostluk ve neşe
içinde hizmet etti. Bir gün bir adamla karşılaştı. Bir düşçüydü bu
adam
ve onu da koa olarak aldı. İki çocukları oldu, onları birlikte büyütüp
güçlü, sağlıklı,mutlu insanar haline getirdiler. Bu çocuklar da ana
babalarının güçlerini daha da arttırdı ve dört bir yandan hastalanan
herkes onun kapısına koştu. O da elinden geldiğince herkese yardım
etti.
Zamanla iyileştirici güçlerin bedeninden akıp geçmesi onu iyice
yormaya başladı ve düşünün geriye kalan bölümünün gerçekleşmesi
zamanının yaklaştığını anladı. Yaşamı boyunca ne zamna toprağa
otursa, topraktaki canlı, parlak renkli böceklerin hemen kendisine
sokulduğunu gördü. Bu böcekler ellerine yaklaşıyor ve yüzlerini
ellerine sürüyorlardı. Bazen de birisi kolundan tırmanıyor, kulağına
yaklaşıp orada duruyordu. Bir gün yine dinlenirken böceklerden biri
gelip kulağına kadar tırmandı. Kadın böceklerin hepsinin zaman
zaman kendisine yardımcı olduğunu bildiği için, onu hoş karşıladı ve
"Sizlere nasıl yardım edebilirim?" diye kulağına tırmanan böceğe sordu.
"Kardeşim" dedi böcek "Benim halkım her zaman senin yanında oldu
ve sırtlarında taşıdıkları parlak renklerle, senin gökkuşağının
iyileştirici güçlerini hastalara aktarmana yardım ettiler. Şimdi sen
ruhlar alemine geçmeye hazırlandığın için, renklerimizin bundan sonra
insanlara nasıl yararlı olabileceğini bilemiyoruz. Eğer uçabilseydik,
insanlar bizi kolayca görebilirler ve renklerimiz onlara neşe ve ferahlık
verirdi. O zaman iyileşmeye gereksinim duyan kişilerin çevrelerinde
uçuşur ve onlara güç verirdik. Uçmamız için bize yardımcı olabilir
misin?"
"Ebemkuşağını Gökyüzüne Dokuyan Kadın" bu onuda elinden geleni
yapacağına söz verdi. Olan biteni kocasına anlattı ve düşünde bu
konuda herhangi bir şey görürse kendisine bildirmesini rica etti.
Ertesi gün, adam geceliğin gördüğü düşün heyecanıyla uyandı ve
hemen karısına anlatmak için karısına dokundu, ama "Ebem Kuşağını
Gökyüzüne Dokuyan Kadın" kıpırdamadı. Adam karısının yüzüne baktı ve
onun ruhlar alemine gittiğini anladı.
Karısının ruh için dua ederken ve nu gömmek için hazırlanırken gece
gördüğü düş aklına geldi, biraz avundu. "Ebemkuşağını Gökyüzüne
Dokuyan Kadın"ı gömüleceği ormana götürdükleri zaman, kocası,
düşünde gördüğü böceği bekliyordu. Karısının mezarı yanında onu
buldu. Yavaşça onuyerden kaldırdı ve eline aldı.
Karısını mezara koydukları ve üstünü toprakla örtmeye başladıkları
zaman böceğin konuştuğunu gördü: "Beni de karının omzunun üstüne
koy. Toprak bizi örttüğü zaman benim de bedenim ölecek. Ama ruhum
karının ruhu ile kaynaşacak ve topraktan çıkıp birlikte uçup gideceğiz.
Ondan
sonra halkımın yanına dönecek ve onlara uçmayı öğreteceğiz. Böylece
karının başlattığı uğraş sürecek. O da beni bekliyor. Hadi beni onun
yanına
mezara koy."
Adam böceğin dediğini yaptı ve gömme töreni devam etti. Törene
katılanlar gittikten sonra, adam bir süre daha mezarın başında kaldı.
Mezara baktı ve karısının o güne kadar sunduğu onca sevgiyi
düşündü. Birden bire mezardan bir şey uçtu, kanatlarında
ebemkuşağının bütün renklerini taşıyan çok güzel birşeydi bu. Uçup
geldi ve adamın omzuna kondu.
"Üzülme kocacığım" dedi. "Benim düşümün süresi doldu ve şimdi bilgimi
sunup yardım edeceğim varlıklar, insanlara hep iyilik, mutluluk ve
güzellik
saçacaklar ve senin ruhlar alemine göçme vaktin gelince seni orada
bekleyeceğim, yeniden beraber olacağız."
Birkaç yıl sonra adam da başka bir dünyaya girmek için bu dünyadan
ayrıldığında çocuklar mezarının başında yalnız kaldılar. O sırada
kelebek denilen güzel yeni yaratıklardan birinin mezarın üstünde
uçtuğunu gördüler. Birkaç dakika sonra babalarının mezarından da
tıpkı onun gibi güzel bir kelebek çıktı ve kendisini bekleyenle buluştu.
İkisi birlikte kuzeye, yenilikler ülkesine doğru uçup gittiler...
İşte o zamandan beri, insanların çevresinde, güzellikleriyle havayı
ve
yaşamı süsüleyen kelebekler uçuşur durur.
|