|
KELÂM-I
KİBÂR (BÜYÜKLERİN SÖZLERİ)
·
Ölümü özüne sevdir, nasıl olsa
gelecek ·
İnanmak
değil, doğru inanmak önemlidir
·
Alçak
gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar
·
Kibir
her iyiliğe engeldir
·
Hatada
ısrar helâk olmaya sebeptir
·
Herkes
imtihandadır
·
İki
şeyi unutma, iki şeyi de unut! ·
Müslüman
hasreti çekilen insandır
·
Kendisini
seveni, başkası sevmez
· Kızdığınız
zaman bir kefen yapın ·
Her
sıkıntıya sebep, günah işlemektir ·
Dünya
iş, ahiret ücret yeridir ·
İyiliği
sayarak değil, saçarak yapın ·
İnsanı
hayvandan ayıran edeptir ·
Allahü
teâlâ bize rahmeti ile muamele etsin ·
Hedef
birliği, muhabbeti, sevgiyi artırır ·
Herşey
söz dinleyene verilir ·
Günde
60 kere Allaha isyan olur mu? ·
Sonsuz
kurtuluş için üç şey muhakkak lazımdır ·
Öğrenmenin
acısını bir müddet tatmayan ·
Bir
kulun Allaha en yakın olduğu zaman ·
Allah
rızka kefildir ama imana kefil değildir ·
Son
nefeste Allah demek isteyen ·
Sevgi
itaat demektir, itaat olmadan sevgi olmaz ·
Değer
mi........ biraz sabret! ·
İki
şey ararsınız ama bulamazsınız ·
Asıl
marifet çok sevap kazanmaktır ·
Hiç
kimse yanmasın düşüncesinde olmalı ·
Naklederseniz
aziz olursunuz ·
Bir
işin delisi olmadıkça velisi olunmaz ·
Kendinden
tiksinmeyen kurtulamaz ·
Akıl
ahireti, göz dünyayı görür ·
Kişi
sevdiği ile beraberdir
·
Önceliğin
ne, kalbinde ne var? ·
Sermaye
kurtarılmadıkça, kazancı olamaz ·
Sabır
insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. ·
İnsanların
çoğu bu davete icabet etmedi ·
Doğru
kılınan namaz her derdin ilacıdır ·
Başında
beyaz saçların yanmasıyla, gecenin başladığını
anla ·
Allahü
teâlâ, kullarına zulüm etmez ·
Herkes
Allah diyor. Tanımak böyle mi olur? ·
Öfkede
ölü gibi, tevazuda toprak gibi ol
·
Allahü
teâlâ paha ile değil bahane ile verir
·
Düşmanını
tanımayan dostunu bulamaz
·
Min
gayri havlin minna vela kuvveh ·
Âsî kullara Allahü teâlânın müjdesi
·
Müslüman
yol levhası gibidir
- Ölmek felaket değil, öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek, tedbirini almamak felakettir. - Dünya, zıll-i zâildir, yani yok olan bir gölge, bir görüntüdür. Aynadaki görüntü gibi. Bu görüntü ahiretin görüntüsüdür. Ahirette ne var, cennet, cehennem. İbadetlerimiz, iyiliklerimiz, cennetin dünyadaki görüntüsüdür. Günahlar, kötü yerler, karanlık sıkıntılı izbe yerler de Cehennemin görüntüsüdür. Cennetlik, Cennetlik işleri, Cehennemlik olan da Cehenneme götürücü işler yapar. -
Demiri çürüten, kendi pası olduğu gibi, insanı Cehennemlik eden de kendi
günahlarıdır. Mıknatıs demiri nasıl kendine çekiyorsa, haramlar Cehenneme,
ibâdetler Cennete çeker. -
Kıyamette nereye gitmek istiyorsak, ona göre hazırlık yapmalıyız. Ahirette
Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur. Cennete girmek için, doğru iman
sahibi olmak ve dine uymak gerekir. Cehenneme götürücü tuzaklara
yakalanmamalı. Bu tuzaklar şöyle bildiriliyor: (Dünya hayatı ancak bir laib
[oyun], lehv [eğlence], ziynet [süs], aranızda tefahür [övünme] ve mal ve evlâdı çoğaltma isteğinden
ibarettir.) [Hadid 20] Bunların bir tanesine yakalananın gönlü ölür.
-
Çalışın ve nefislerinizi, içinde yer alacakları ölüm ötesi için
hazırlayın. Önünüzde çözümü zorlaşan şeyleri Allah'ın ilmine havale edin.
Öbür âleme geçmeden önce bir şey hazırlayın ki, oraya vardığınızda
karşınıza çıksın. Çünkü Allahü teâlâ, buyuruyor ki: (O gün [kıyamette] herkes, dünyada ne hayır yapmışsa,
onu karşısında hazır bulacak, ne kötülük yapmışsa, onlarla kendi arasında
uzun bir mesafe olmasını arzu edecektir. Kullarına karşı şefkatli,
esirgeyici olan Allah size kendinden korkmanızı emreder.) [Al-i imran
30] O
halde, Allah'tan korkun, yani Onun emir ve yasaklarına riayet edin. Sizden
önce gelip geçenlerden de ibret alın. Unutmayın ki, yarın küçük büyük
bütün davranışlarınızın karşılığını bulacaksınız. -
Rızık mukadderdir. Yani herkesin rızkı bellidir, artmaz eksilmez, rızkını
almadan dünyadan ayrılmaz. İsteyene helalden gelir, isteyene haramdan.
Gelen miktar aynıdır. Ecel mukadderdir. Yani herkesin ömrü bellidir,
uzamaz kısalmaz, vakti dolunca dünyadan ayrılır. Kaza ve kader, hayır ve
şer, zaten imanın şartlarındandır. Peki, daha ne diye isyan ediyorsun,
daha ne diye şükretmiyorsun? Rızkın belli, ömrün belli, başına gelenler
Allah'tan. İster isyan et, ister şükret. Değişen bir şey yok. İsyan edenin
yeri Cehennem, şükredeninki Cennet. Yani aynı şeyler için, ya Cennete
gideceksin ya Cehenneme. -
Dünya misafirhanedir. Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve
insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak ahmaklıktır. Göğsünü
kıbleden çevirenin namazının bozulduğu gibi, yüzünü İslamiyet'ten
çevirenin hem dünyası hem ahireti bozulur. -
Laf ile Müslümanlık olmaz. Dinin emir ve yasaklarına önem vermeyenin imanı
gider. Önem vermemek, işlediği günaha üzülmemek
demektir. -
Dinin en büyük düşmanı cehalettir. Cahillik Cehenneme götürür. Kıyamet
derdini bilseydiniz, dünyada dert diye bir şey tanımazdınız. Bütün
geçimsizlikler, ölümü unutmaktandır. -
Dini, nakli esas alan ehli sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenmeli,
yoksa şeytanın oyuncağı, kötü din adamlarının kuklası oluruz.
-
İnsanların çokluğu, istediklerini yapmaları, gafletleri, sakın seni de
gaflete düşürmesin. Sen, tek olarak ölecek, tek olarak kabre girecek, tek
olarak hesabını vereceksin. Sen unuttun ama unutulmadın. -
En akıllı insan, ölüme hazırlanandır. En ahmak, dünyaya tapandır. Ahmaklar
olmasaydı, dünya harap olurdu. -
Hepimiz ahiret yolcusuyuz, inkârı mümkün değil. Herkes bir sefere giderken
yolda ve gittiği yerde kendine lazım olanları alır, diğerlerini almaz.
İhtiyaç olmayanı almak ahmaklık olur. Dünyadan da, ahirete lazım olanlar
tedarik edilir. -
Şeytan; uzaklaştırıcı demektir. Allahü teâlanın sevgisinden, merhametinden
uzaklaştıran şeydir. Üç türlü şeytan vardır. Birinci şeytan bilinen iblis
ve torunlarıdır. İblis; Allah rahîmdir affeder deyip, günahları vesvese
verir, insan bunu dinlemezse çeker gider, bu şeytan zayıftır. İkinci
şeytan (nefs)’tir; bu daha kuvvetlidir. Ona aldanmayınca çekip gitmez.
Tekrar tekrar aldatıncaya kadar uğraşır. Üçüncüsü daha da kuvvetlidir. Bu
kötü arkadaştır. Dünyada rezil eder, âhiretde cehenneme götürür. İnsanın
imanını öyle çalar ki, o şahsın ruhu bile duymaz. Bunun insan olması şart
değildir. [İnsan olduğu gibi, kitap, gazete, tv. vs.de
olabilir.] -
İnsanlar düşmanı dışarıda arıyorlar, halbuki düşman kendi içlerindedir. Bu
düşman da nefs’tir. -
İnsanın imanına musallat dört düşmanı vardır. Bunlar; bir yanında şeytan,
diğer yanında nefs, arkasında kötü arkadaş, önde ise dünya’dır. Dünya, bu
işbirliğinde ve zararda rehber olmuştur. -
Kim kime, neye güvenirse, yardımı ondan beklesin. -
Kim neye benim demişse o şey ona düşman olmuştur. -
Dünyanın en câhil, en ahmak mahluku, insanların nefsidir. Her isteği kendi
aleyhinedir. Gıdası haramlardır. Nefs, daima zararlı şey ister. Allahü
teâlâ buyuruyorki; "Ey insanlar
nefsinize düşman olun. Çünkü nefsiniz, benim karşıma düşman olarak
dikilmiştir." -
Allahü teâlâ, “Emrime uyan
cennete, uymayan ise cehenneme gidecektir.” buyurmuştur. İbadetlerin
faydası Allahü teâlâya değil, herkesin kendinedir. Maaşla çalışan bir
doktor, bir hastaya ilâç verse, ilâcın doktora faydası yok diye o ilâcı
kullanmamak akla uygun değildir. Zehir içsem doktora ne zararı olur
diyerek zehir içmesi de ahmaklıktır. İşte, günahlarımın Allaha bir zararı
yok diyerek, her çeşit günahı işlemek akıl işi değildir. Öldükten sonra
başına gelecekleri düşünmeyen kimse akıllı olabilir mi? Kur’an-ı kerimde
sık sık, (Hiç mi
düşünmüyorsunuz?) diye ikaz edilmektedir. -
Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider.
Mesela Parise giden uçağa binen Kâbeye varamaz. Hepimiz ahiret yolcusuyuz.
Bu yolculukta vasıtayı iyi seçmeli! Son durakta ya cennet ya cehennem
var. - Sırat köprüsünde herkese 7
şeyden suâl sorulacaktır, cevap veremeyen düşecektir. Bunlar; imân, namaz,
oruç, zekat, hac, gusül ve kul hakkındandır. Yedinci soruya kadar
gelebilmek çok zordur. Yedinci soru da çok zordur. Peygamber efendilerimiz
masum oldukları yani, günahsız oldukları halde burada korkarlar.
-
İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar
saâdete kavuşmak için yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün
olmaktan kaçınmalıdır. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedi kalınacak
bir yer değildir. Âhirette saâdete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç
yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler bu fâni dünyâya düşkün
olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapanlardır. -
Şaşılır şu kimseye ki, dünyaya hırsla sarılır, ama ölüm onu aramaktadır.
Unutmuş ama unutulmuş değildir. Güler, ama bilmez ki, Rabbi ondan razı
mıdır, yoksa değil midir? -
Üç şey beni hayrete düşürdü. Bunlar; ölüm kendisini yakalamak üzere olduğu
halde, dünyalık peşinde olan kimselerin hali, kendisi gaflete dalıp,
kendini unuttuğu halde unutulmamış olup, hesaba çekilecek olan kimseler ve
Rabbinin kendinden razı olup olmadığını bilmediği halde, ağız dolusu gülen kimselerin
hali. - Ölümden şüphen
varsa, yatıp uyuma. Uyumak zorunda kaldığın gibi, ölüme de mahkumsun.
Dirilmekten de şüphen varsa, uyanma hiç. Uykudan uyandığın gibi öldükten
sonra da dirileceksin. - Dünya deniz gibidir. Çok kimse boğulmuştur. Gemin takva, yükün iman, hâlin tevekkül olursa kurtulursun. -
İnsanlara nasihat ederken kendini unutma! Muma benzeme. Mum aydınlatırken,
kendini yakıp eritir. Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah
zikrederken, sen uykuda olma. -
Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alameti de onun mâlâyani ile (ne
dinine ne de dünyasına faydalı olmayan işlerle) vakit geçirmesidir. Allahü
teâlânın bir kulunu sevdiğinin alameti ise, onun fıkıh ilmi ile meşgul
olmasıdır. -
İlim çoktur fakat ömür kısadır. O halde önce dinde zaruri lazım olan
ilimleri öğren! -
Allahü teâlâ iyilik murat ettiği kullarını iyilikte, felaket murat ettiği
kullarını felakette kullanır. Müslüman için en büyük felaket, ehli sünnet
itikadına sahip olmamak, olunca da bu nimetin kıymetini bilmemek
olur. -
Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamah
etmekten sakın. Kazaya razı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka
kanaat et. -
Dünya hiçtir, hiç ile uğraşan da hiçtir. Tövbeyi yarına bırakma, ölüm
ansızın gelip yakalar. -
Allah bir kuluna iman verdi ne vermedi. İman vermedi ne verdi!
-
Şuna şaşıyorum. İnsanlar dünyanın peşinden koşuyorlar. Ölüm de onların
peşinden koşuyor. - Her namazı “son vakit” bilerek kıl! - Şu 3 şeye mani olan her şeyi terk et, 3 şeye sarıl; namazları vaktinde kıl, haramlardan sakın, helal kazancı artır! -
Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerde zerre kadar iyilik
yoktur. -
Dünya hayatı hayâldir. İnsanların çoğu hayâl peşinde koşuyor. Ne
ahmaklıktır hayâl peşinde koşmak... Dünya geçici ve kısadır. Dünya hayatı
ise azın azıdır. Bunun da azı kalmış, çoğu
geçmiştir. -
Allahü teâlâdan ümidi kesmek küfürdür. Onun için rabbimizden daima ümitli
olacağız. Hepimizin günahı çok, tövbemiz bozuk, tövbenin şartlarına uygun
olması lazım. Tövbemizi unutuyoruz. Yüz kere tövbeni bozsan ümidini kesme
buyuruluyor. İşte bu bizim için büyük müjdedir. Hep ona rücû edeceğiz.
Allahdan ümit kesilmez Hastalıklar, mü'minlere, îmânı olanlara
Allahü teâlânın bir lütfudur. Cenâb-ı Hakdan gelen herşey
hayırlıdır. Her ne gelirse yahşîdir (güzeldir). Allahü teâlâ
kullarına kötülük yapmaz, zulmetmez. İnsanlar kendi kendilerine kazdığı
kuyuya düşüyor. Allahü teâlâ rahimdir, ama aynı zamanda şedîdül
îkâbdır da. Çok da şiddetli azâbı vardır. Rahmet, karşılıksızdır,
azap ise isyanın karşılığıdır, cezasıdır. Azâba mâruz kalmamak için itaat
edeceğiz. İtaat ettin mi korkma.
Ölümü
özüne
sevdir, nasıl olsa gelecek -
Gelen her iyilik Allahü teâlâdandır. Hem de sebepsiz olarak. Gelen
kötülükler de nefsdendir. Yaratmak bakımından herşey Allahdandır. Nefs
ister, Allahü teâlâ dilerse yaratır. Allahü teâlâ dilemezse, sivrisinek
kanadını bile oynatamaz. Hayır da şer de
Allahdandır. - Âhirette kurtulmak, ibâdet ve amelin çok olmasıyla değil, doğru iman ile amellerin ihlâslı ve şartlarına uygun yapılmasıyladır. -
Kanâat, insanın kısmetine düşen rızkına râzı
olmasıdır. - Îmânın gitmesine en çok sebep olan günahların başında üç günah gelir: Birincisi, iman nimetine kavuştuğuna şükretmemek; ikincisi, imanın gitmesinden korkmamak; üçüncüsü, müminleri incitmek ve onlara eziyet etmek. Biliniz ki, haksız yere bir müslümanı incitmek, Kâbe’yi yetmiş defâ yıkmaktan daha büyük günahtır. -
Mü'min, doktoru yanında olan hastaya benzer. Doktoru, ona yarayan ve
yaramayanı bilir. Hasta, kendine zararlı bir şeyi isterse, mani olur ve
yersen ölürsün der. Mü'minin hali budur. O birçok şeyleri arzular, ama
Allahü teâlâ ona faydalı olanları yaratır, zararlı olanları yaratmaz.
Mü'min bu şekilde vefat eder. Ve Allahü teâlânın Cennetine
girer. -
Kalp ile bedenin hali kör ve topal bir kimsenin hali gibidir. Kör bir
ağacın altına gider, fakat onda meyve olduğunu göremez. Topal, ağaçtaki
meyveyi görür fakat alamaz. İlahi nimetleri kalp bilmeli, inanmalı, beden
de onunla amil olmalı ki ahıretteki sonsuz nimetlere kavuşmak nasip
olsun. -
Bir kimse Allahü teâlâya açık günah işlerse; tövbesi açık, gizli olarak
günah işlerse tövbesi gizli olur. Tövbe ettikten sonra: "Ya Rabbi bu tövbe
ile günahımı affet" diye dua etmeli. -
Eline geçmediği halde geçmiş gibi nimetlere şükredip razı olan, eline
geçmiş hükmündedir. -
Cehennemin zulmeti ve azabı, dünyada iken insanların kendilerine ve
başkalarına yaptıkları zulümdür. -
Bir şeyi yapmaya niyet ettiğin zaman niyetinin, azminin üzerinde Allahü
teâlâdan kork (haram ve günah olan birşeye azmetme.)
-
Farzları tam yapmadığı halde, nafilelerle derecesini yükseltmeye çalışan
kimsenin hali, sermayesi elinden çıktığı (iflas ettiği) halde kâr peşinde
koşan bir tüccarın haline benzer. -
Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir.
Hakka âsi olmak ahmakça yapılan işlerin
en çirkinidir. Verilen emâneti yerine getirmek
en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olarak da, en önde yalan
gelir. -
Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya
tohum ekme vaktini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat
zamanında pişman
olur. -
Allahü teâlâdan, kendisini, kıyamet gününde
cehennem ateşinden korumasını isteyen
bir kimse, müminlere karşı çok merhametli
ve ince kalpli davransın! -
Ölümü
özüne sevdir. Nasıl olsa
gelecek. -
Allahü teâlâya olan hâlis sevginin zevkine varan, dünyalıktan vazgeçer ve
bütün insanlardan
yüz çevirir. -
Müslümanlardan hiçbiri, diğerini hakir
görmesin! Zira müslüman demek, Allahın sevdiği insan, Allah yanında
kıymeti büyük olan insan demektir.
İnanmak değil, doğru inanmak önemlidir
-
Bazıları Allaha inanan herkesin cennete gideceğini sanıyor. Bu çok
yanlıştır. Amentü’deki altı esastan birine inanmayanın imanı geçersizdir.
Bunun için inanmak değil, doğru inanmak önemlidir. Âhirette kurtulmak,
ibâdetin çok olmasına değil, doğru imana bağlıdır. İhlaslı ameli az da
olsa, hatta hiç ameli olmasa, zerre kadar doğru imanı olsa yine cennete
girer. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Kalbinde zerre kadar imanı olan
cehennemde kalmaz.) [Buhârî, Müslim] - Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe’ye gitmek için niyet edip Paris’e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe’ye varamaz. -
Allahü teâlâ, doğruyu azcık merak edene, doğruyu arayana doğru yolu yani
hakiki islamiyeti nasip edeceğine söz vermiştir. [Ankebut 69, Şûra 13],
Allah sözünden dönmez. (Ali imran 9) Demek ki batıl yollardaki insanlar
istemek bir yana merak bile etmiyorlar. -
Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir.
-
Doğru iman sahibi olmaya çalışmalıdır. İtikadı düzeltmeden önce ibâdet
etmenin faydası olmaz. Doğru itikat, ehli sünnet itikadıdır. Doğru itikad
1 rakamı gibidir. İhlaslı
ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, yani riya ile
yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır
gibi değersizdir. İtikat doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın
gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar artırır. Ancak, doğru
itikadı, yani ehli sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz,
soldaki sıfır gibi değersizdir. -
İbadetler imandan bir parça değildir. Günah işleyen ve farzları yapmayan
kâfir olmaz. Ehli sünnet itikadında, amelsiz iman makbul, imansız amel
makbul değildir.
Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli
olan yanar
-
Tevazu, cahilden veya çocuktan da olsa, hakkı işitince boyun büküp hemen
kabul etmektir. -
Tevazu, karşılaştığı her Müslümanı kendinden aşağı bilmemektir.
-
Baş olmayı seven, iflah olmaz. Kendinden daha kötü birinin bulunduğunu
sanan kibirlidir. -
Her nimet sahibi haset edilir. Haset edilmeyen tek nimet, tevazudur.
-
Ehli sünnet olan şerefli insan, ibâdet edip yükseldikçe tevazu gösterir.
Bid’at ehli olan âdi kimse ise, ibâdet ettikçe büyüklenir, herkese tepeden
bakar. -
Tevazu göstermek de kibirdendir. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu
göstermeye çalışır. Hâlbuki mütevazı kimse, kendinde bir varlık görmez ki
tevazu göstersin. -
Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar. -
Tanıdık salih kimseleri ziyaret etmemek kibir, fakirleri ziyaret, tevazu
alametidir. -
Hastalarla birlikte oturmamak, doğru sözü kabul etmeyip, münakaşa etmek,
kusurunu bildirenlere teşekkür etmemek, fakirin davetine gitmemek kibir
alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. -
Kibir her iyiliğe engeldir, tevazu, her iyiliğin anahtarıdır. Kibirli
değilim diyen, kibirlidir. -
Büyüklenerek ben demek Allahü teâlâ ve evliyadan feyiz ve bereketi keser.
Kusuru başkasında arayan, sevimsizleşir, etrafında insan kalmaz, dost
edinemez. Herkesi haklı, kendisini haksız bulmadıkça, kendi kusur ve
noksanlarını bırakıp, başkasının kusuru ile meşgul oldukça, manevî
bakımdan zerre kadar ilerlemek mümkün değildir. -
Nefsini aradan çeken, herkesle iyi geçinir, huzurlu olur. Nefsini aradan
çek, kimseyi tenkit etme, kendini beğenme, kendinden iğren. Kendinden
tiksinmeyen kurtulamaz. Toprak
ol toprak, gül bitsin sende, Ancak
topraktır kavuşan güle. -
Tevazu güzeldir, zenginde tevazu daha güzeldir. Kibir çirkindir, fakirde
kibir daha çirkindir. -
Mahsul, ovadaki sulu ve yumuşak toprakta yetişir, dağda, sert toprakta
yetişmez. Hikmet de, mütevazı olanın kalbinde gelişir, kibirlinin gönlünde
gelişmez. Bir kimse, başını yükseğe kaldırırsa, tavana değer ve yaralanır,
eğerse tavan ona gölgelik eder ve kendini korur. En büyüğünüz, en
küçüktür. En küçüğünüz de, en büyüktür. [Yani, kendini büyük gören
küçüktür. Kendini küçük gören büyüktür.] -
Kibirden kurtulmak, tevazu ehli olmak için, yaşlı birini görünce, “Bu
benden daha çok ibâdet etmiştir.” demeli, genç birini görünce, “Bu benden
genç, benden daha az günah işlemiştir” demeli, bid’at sahibi veya bir
kâfir gürünce, “Bu, hidayete kavuşabilir, ben de Allah saklasın
sapıtabilirim. Şu andaki durum değil, netice önemlidir. İman ile öleceğimi
bilmediğime göre, nasıl kibrederim?” demeli. -
Bid’at ehline kızmak gerektiği hâlde, kibirlenmek caiz olmaz. Kızmak
başka, kibirlenmek başkadır. Bir misal: Bir hükümdar, gözbebeği olan
biricik çocuğunu terbiye etmesi için kölesine verip, (Kusur edince
döversin) dese, köle, hükümdarın yanında çocuğun kıymetini bildiği için,
hatasından dolayı çocuğa kızarsa da kendini çocuktan üstün göremez, ona
karşı kibirlenemez. Kötülere de bu gözle bakmalı. (Onlar hidayete kavuşur
da ben imanımı kurtaramazsam halim nice olur) diyerek korkmalı ve kimseye
karşı kibirlenmemeli. -
Allahü teâlâ, bütün kitaplarda, kibri kötülemiş ve yasak etmiştir.
Kur'an-ı kerimde de, (Allah,
kibirli olanları elbette sevmez!) buyurmuştur. (Nahl 23) Aklı olan,
kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını,
acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için
her an her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir.
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Allah rızası için tevazu edeni,
[kendini, Müslümanlardan üstün görmeyeni] Allahü teâlâ yükseltir.)
[Bezzar] -
Allahü teâlâ ilim gibi, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına biraz
ihsan buyurmuştur. Fakat yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç
sıfattan hiçbir mahlukuna vermemiştir. Bu üç sıfatı, kibriya, gani olmak
ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani
olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şeyi Ona muhtaç olmak demektir.
İnsan ise ihtiyaç sahibidir. Allah yaratıcıdır, insan ise yaratıktır,
fanidir. Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına tecavüz
etmek olur. Kula kibirlenmek yakışmaz. En büyük günahtır. Hadis-i kudside
buyuruldu ki: (Azamet ve kibriya
bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azap
ederim.) [Müslim] -
Tevazu sahibi olabilmek için dünyaya niçin geldiğini, nereye gideceğini
bilmek gerekir. İnsan, hiç yok idi. Önce bir şey yapamayan, hareket
edemeyen bebek oldu. Şimdi de, her an hasta olmak, ölmek korkusundadır.
Nihayet ölecek, çürüyecek ve toprak olacaktır. Dünya zindanında, her an,
ne zaman azaba götürüleceğini beklemektedir. Ölecek, leş olacak, böceklere
yem olacak, kabir azabı çekecek, sonra diriltilip kıyamet sıkıntılarını
çekecektir. Cehennemde sonsuz yanmak korkusu içinde yaşayan kimseye
tekebbür mü yakışır, tevazu mu? Bir menkıbe: Âbidin biri, ibâdet etmek üzere dağa çıkar. Bir gece rüyasında "Falan ayakkabıcıya git! Senin için duâ etsin" denir. Âbit dağdan iner, adamı bulur, ne iş yaptığını sorar. Adam, gündüzleri oruç tutup, ayakkabı işlerinde çalıştığını, kazandığı para ile ailesini geçindirdikten sonra fazlasını sadaka verdiğini söyler. Âbit, adamın güzel bir iş yaptığını anlar, fakat kendisinin dağda sırf ibâdetle meşgul olmasını daha iyi bulur ve tekrar ibâdetine döner. Yine gece rüyasında, (Ayakkabıcıya git ve ona, "Bu yüzündeki sararmanın sebebi ne?" diye sor) denir. Âbit, gidip sorar. Ayakkabıcı, "Kimi görürsem, bu kurtulacak da, ben helak olacağım der ve kendimden korkarım. Yüzümün sararması bundandır" der. İşte o zaman âbit, ayakkabıcının bu korku ve tevazu ile üstünlük kazandığını anlar. -
Kibir, kendisini başkasından üstün görmektir. Kibirli, kendini başkasından
üstün görmekle, kalbi rahat eder. Burada başkasını düşünmez. Kendini ve
ibadetlerini beğenir. Kibir; kötü huydur, haramdır. Allahı unutmanın
alametidir. Çok kimse, bu kötü hastalığa yakalanmıştır. Kibirli olan,
salih insan olamaz. -
Kibir, diğer günahlardan niçin daha büyüktür? Çünkü kibir, yani büyüklük
ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin
hükümdarın tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine
benzer. Hükümdarın bir emrini yapmayarak suç işlemekle, hükümdarlığına
sahip çıkmak arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allahın
emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç
oluyor. Bu suçun biraz daha aşağısı ilahlığa ortak olmaktır. Hükümdarın
maiyetine hakaret eden, onlara üstünlük taslayan ve onları kendi idaresine
almak isteyen kimse, bir noktada hükümdara ortak olmuş sayılır. Her ne
kadar bunun tahtına oturmak gibi değilse de ona yakındır. Bütün
yaratıklar, Allahü teâlânın kullarıdır. Bunlar üzerinde büyüklük,
hakimiyet, yalnız Ona mahsustur. İnsanlara bu şekilde kibirlenen, Allahü
teâlâya ortak olmuş sayılır. Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç
kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar
etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi,
tevazu üzere bulunması gerekir.
Kibir her iyiliğe engeldir
-
Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir
varlığın kibirlenmesi, bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini
beğenmesi ne kadar anlamsızdır. -
Tevazu göstermekle, tevazu sahibi olmak çok farklıdır. Tevazu sahibi
övülmüş, tevazu göstermeye çalışan ise yerilmiştir. Cüneyd-i Bağdadi
hazretleri, (Tevazu göstermeye çalışmak da kibirdir. Çünkü kendinde bir
varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır. Gerçek tevazu ehli, kendinde
bir varlık hissetmez ki, tevazu göstermeye çalışsın. Onun tevazuu
tabiidir, yapmacık değildir.) buyuruyor. Bazısı da, (Bu günahkâr, bu
fakir) diyerek kendinin tevazu ehli olduğunu göstermeye çalışır. Bir
günahını söyleyince hemen kızar. O zaman sözünde yapmacık olduğu
anlaşılır. Din büyükleri de “bu fakir” diye kullanırlar. Fakat bunlar
böyle sözlerinde samimidir. Kibirlenmek, kibirli görünmek, tevazu
farklıdır. Kibirliye karşı, kibirli görünmek sadaka vermek gibi sevaptır.
Hadis-i şerifte (Kibirliye kibirli
görün ki, onu hakir ve küçük düşürmüş olursun) buyuruldu.
-
Kibir sahibine karşı tevazu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid’at
sahiplerine ve zenginlere karşı da kibirli görünmek caizdir. Bu kibir,
kendini yüksek göstermek için değildir. Onlara ders vermek, gafletten
uyandırmak içindir. Savaşta, bid’at ehli ile münazara ederken onlara karşı
kibirli görünmek de sevaptır. Sadaka verirken de neşe ile karışık kibirli
görünmek, malı parayı çöpe atar gibi vermek gerekir. Sadaka verenin
kibirli görünmesi, fakire karşı değildir. Verdiği malı küçültmek, mala
kıymet vermediğini gösterir. Gösteriş yapan riyakârlara karşı da kibirli
görünmek caizdir. Kendinden
aşağı olanlara karşı tevazu göstermek iyi ise de, bunun aşırı olmaması
gerekir. Aşırı olan tevazua yaltaklanmak denir ki bu ancak üstada ve âlime
karşı caizdir. Başkalarına karşı caiz değildir. - Yanına başkasının oturmasını istememek ve hastalarla birlikte oturmamak, evine lazım olan eşyaları alıp evine getirmemek ve eski elbisesini tekrar giymekten hoşlanmamak, iş başında iş elbisesi giymek istememek, fakirlerin davetine gitmek istemeyip zenginlerinkini tercih etmek, akrabasının ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmemek, doğru sözü, haklı tenkitleri kabul etmeyip münakaşa etmek, kusurunu, kabahatini bildirenlere teşekkür etmemek, içeri girince, oradakilerin ayağa kalkmaları hoşuna gitmek gibi şeyler kibir alametidir. Başkasının tenkidinden hoşlanmıyor, onun benden ne farkı var, o da bir insan diyorsa, hakkı onun ağzından duymak zor geliyorsa, bilsin ki bu da kibirdendir. - Kibir, insanı, Allahü teâlânın bütün emirlerine muhalefete sevk eder. Çünkü kibirli insan, başka birinden hak ve hakikati duysa, onu kabul etmek istemez, hemen karşısına çıkar. Dînî konularda bile münazara edilse, hemen inkâra kalkışır. Hatta hakkı, karşıdakinin dilinden duysa hemen çeşitli yollardan, doğru olduğunu bile bile onu çürütmeye çalışır. - Kibrin en kötüsü Allahü teâlâya karşı kibirdir. Nemrud, Firavun böyle idi. İlahlık iddiasında bulundular. Bazı dinsizler de imanı, ibâdeti, namaz kılmayı aşağılık, gericilik sanarak kibirlenirler. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Büyüklenerek bana ibâdet etmeyenler alçalmış olarak cehenneme girecektir.) [Mümin 60] Bundan sonra kibrin kötüsü, Peygamberlere karşı kibirdir. Bazıları, peygamberleri kendileri gibi bir insan gördükleri için, kibirlenerek onlara uymayı kabul etmediler. Mesela Peygamber efendimiz için dediler ki: (Bu da sizin gibi bir insan. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, hüsrana uğrarsınız.) [Müminun 33, 34] Bundan sonra da İnsanlara karşı kibir gelir. Herhangi bir hususta kendini başkasından üstün gören kibirlidir. Kibrin sebepleri şunlardır: İlim, ibadet, soy, güzellik, kuvvet, servet, mevki, yakınların çokluğu. - İlim silah gibidir. Düşman elinde zararı, dostun elinde faydası olur. Yani ilim, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. İlmi ile kibirlenmek, büyük felakettir. İbadeti sebebiyle kibirlenmek de büyük felakettir. Bunun için “Çok ibâdet edenin, kibirden kurtulması zor olur” buyurulmuştur. Soyu ile övünmek ahmaklıktır. Kabil, Hz. Âdem’in oğlu idi. Babasının Peygamber olması, bunu küfürden kurtaramadı. Güzellik yüzünden kibre düşmek daha çok kadınlarda görülür. Başkalarını ayıplamaya, küçük düşürmeye ve gıybete vesile olur. Hâlbuki güzellik, insanda kalıcı değildir, er-geç gider. Geçici olan şeyle kibirlenmek, ahmaklıktır. Kibredenin güzelliği, gübrelikte biten gül gibidir. Gücü, kuvveti ile kibretmek de, cahilliktir. Çünkü hayvanların kuvvetleri, insanlardan çok fazladır. Mesela bir insan fil kadar kuvvetli olamaz. Kaplan gibi koşamaz. Kuş gibi uçamaz. Hayvanlar, bir bakımdan insandan üstündür. Hayvanlarda da bulunan üstünlüklerle kibirlenmek elbette uygun olmaz. Çok zengin olmak da üstün olmayı gerektirmez. Karun’un çok malı vardı. Malı ile beraber kahrolup gitti. Geçici olarak sahip olunan servet ile, mal ile kibirlenmek, çok çirkindir. Gelip geçici olan makam, mevki de üstünlük sebebi değildir. Birçok krallar, derebeyler, Firavunlar mevki sahibiydi. Hepsi gitti. Ancak iyilerin iyiliği, kötülerin kötülüğü söylenmektedir. Kötü birinin mevkii, makamı ile övünmesi neye yarar? Akraba ve tanıdıklarının çokluğu ile üstünlük taslamak da yanlıştır. Bir kimsenin kendisi iyi değilse, bütün dünya onun akrabası olsa ne çıkar?
Hatada ısrar helâk olmaya
sebeptir
-
Namaz bir ölçekdir. Kim dolu dolu ölçer, onu hakkıyla kılarsa, büyük ecir
ve mükafata kavuşur. Kim ki, eksik ölçerse (şartlarına ve adabına uygun
kılmazsa Allahü teâlânın buyurduğu Veyl'i (Cehennemi)
hatırlasın. -
Allahü teâlâ mü'minin hastalığını ona kefaret yapar ve günahlarının affına
sebep olur. Fasıkın hastalığı ise, sahibi tarafından bağlanan devenin hali
gibidir. Daha sonra salındığında niçin bağlandığını ve neden salındığını
bilmez. -
Büyüklerin nasihat ve tavsiyelerine uyarsan,
henüz erişemediğin ve mutlak
surette sana ulaşacak olan ölümden
sevimli bir şey senin için olamaz. Eğer uymazsan da gaybda olan ölümden
daha
çok buğz ettiğin bir şey olmaz. Halbuki
onu önlemeğe gücün yetmez. -
Size her işte, her durumda
Allahü teâlâdan korkmanızı nasihat
ederim. Hoşunuza giden işler kadar, size zor gelen durumlarda da hakikate
sarılın. Şunu bilin ki, doğru
söz dışında hiçbir kelam
hayır ve yarar getirmez. Yalan söyleyen, yaradılış hikmetini saptırmış, bunu
yapan ise, helak olmuştur. Ey insanlar! Büyüklenmekten sakının. Topraktan
yaratılıp, yine toprağa
dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi de, ne demek oluyor? Bugün
var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar
anlamsızdır!.. Kendinizi
iyi tanıyın, sadece kendi noksanlarınızla
meşgul olun. Yardım istenilecek tek kudret sahibi Allahü teâlâdır. O'nun
dışında hiçbir güç ne yapabilir, ne bozabilir. -
Şunlarla beraber bulunmaktan sakın: 1- Yalancıdan. 2- Cimriden. 3-
Ahmaktan. Çünkü en çok işine yarayacağı zaman, seni bırakır. 4- Fâsıktan
yani günah işlemekten utanmayandan! -
Bir hata işlediğiniz zaman istiğfar edin, hatada ısrar helâk olmaya
sebeptir. Bir kimse geçim darlığı çekiyorsa istiğfara devam etsin. Mihnete
şükretmeyen, nimete şükretmez. -
Sadaka vererek rızkınızı çoğaltınız. Zekât vererek mallarınızı koruyunuz.
Tasarrufa riayet eden sıkıntı çekmez. Tedbirli, düzenli yaşamak, geçimin
yarısıdır. İnsanlarla iyi geçinmek, aklın yarısıdır. Musibet zamanında
dizini döven, sevabından mahrum olur. -
Şu dört şeyin azı da çoktur:
Ateş, düşman, fakirlik, hastalık. -
Şu üç şey Müslümana şeref verir: Kendisine zulmedeni affetmek, bir şey
vermeyene iyilikte bulunmak ve kendisini aramayanı, arayıp
sormak. -
Ey insanlar,
Allah'tan af ve afiyet isteyiniz. Çünkü mü'mine, islâmdan sonra af ve
afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir. -
Bilmiş ol ki, sabâh namazını kılan kimse,
Allah'ın himayesindedir. Allah'ın hakkını küçümseme, zira yüzüstü seni
Cehenneme
atar. -
Hak ağırdır. Ağır olduğu kadar da acıdır. Ve aynı zamanda faydalıdır.
Bâtıl ise hafif ve aynı zamanda belâlı ve
zararlıdır.
Şu dört şeye dikkat
et! - Allahü teâlâ hepimizi dünya
ve ahiretin efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği ve en
iyisi olan Resulullaha tâbi olmak saadetiyle şereflendirsin! Çünkü cenâb-ı
Hak, Ona tâbi olmayı, Ona uymayı çok sever. Ona uymanın ufak bir zerresi
bütün dünya lezzetlerinden ve bütün ahiret nimetlerinden daha üstündür.
Hakiki üstünlük, O'nun sünnet-i seniyyesine tâbi
olmaktır. - Kalbin
kararmış olmasının alâmeti, günahlardan, üzüntü duymaması, günahta ısrar
etmesidir. İşlediği günahlardan dolayı kalbi o kadar kararır ki, artık
nasihat tesir etmez, gafletten uyanmaz. -
Şu dört şeye dikkat et: Günahlardan sakın, namazını cemaatle kıl, cömert
ol, Allahü teâlânın yarattıklarına şefkat göster. -
İnsanın yaratılmasından maksat, kulluk yapmasıdır. Kulluktan maksat ise,
her hâlükârda Allahü teâlâyı unutmamaktır.
Allahü teâlâ için yaptığın her şey ihlâstır. Halk için yaptığın herşey de
riyâdır. -
Bir mümin kardeşini sabahtan akşama kadar incitmeyen kimse, o gün akşama
kadar Peygamber efendimizle yaşamış olur. Eğer incitirse, Allahü teâlâ
onun o günkü ibâdetini kabul etmez. -
Eşin dostun gönlünü almak için günah işlemek
ahmaklıktır. -
Dünyayı maksat edinmemeli. Dünya, nefsin arzularına yardımcıdır. Dünya ve
ahiret bir arada olmaz. Dünyaya düşkün olmak, günahların başıdır. Dünyaya
düşkün olanlar ahirette zarar görür. Dünyaya düşkün olmamanın ilacı,
islamiyete uymaktır. -
Bu zamanda dünyayı terk etmek çok zordur. Dünyayı terk lazımdır. Hakikaten
terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, ahirette kurtulabilsin. Hükmen
terk etmek de büyük nimettir. Bu da, yemekte, içmekte, giyinmekte,
meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur. -
Dünyayı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların, zaruret
miktarından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve
şüphelileri terk edip yalnız mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da
iyidir. -
Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır. İşlerin en
kıymetlisi sahibine hizmet etmektir. Yani Allahü teâlâya ibadet ve taat
etmektir. -
Gençlik zamanında dinin emirlerine uymak, dünya ve ahiret nimetlerinin en
üstünüdür. -
Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyamet
günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun! -
Ayet-i kerimede mealen; "Vallahu
basirun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir" buyuruldu. Allahü
teâlâ her şeyi gördüğü halde, (insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir
kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler, vaz geçerler yapmazlar. Bunlar
ya Hak teâlânın görmesine inanmıyorlar, yahut onun görmesine kıymet
vermiyorlar. İmanı olana her ikisi de yakışmaz. Nefsini
hesaba çek! - Farzı bırakıp, nafile ibadetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir. -
Allah rızası için yapana sevap var. Hayırlı iş yapana niyetine göre
sevap verilir. Kötü iş yapanın niyetine bakılmaz. İyi niyetle yapsa da,
cezasını çeker. İyi niyetle günah işlenmez. -
Allahü teâlâyı an, dilini, başka işlerle uğraşmaktan koru. Nefsini hesaba
çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Merhamet sahibi ve yumuşak ol.
Allahü teâlâyı unutturacak her şeyden uzak dur. Bir kimsenin, Allahü
teâlâya olan sevgisinin gerçek olup olmadığının alâmeti, kendisinde deniz
misâli cömertlik, güneş misâli şefkat ve toprak misâli tevâzu gibi üç
hasletin bulunmasıdır. -
Dervişlik, yalnız bir yere çekilip oturmak, gökte uçmak, keramet göstermek
değildir. Dervişlik; gönlü, mâsivadan, [Allahü teâlâdan başka her şeyden]
yüz çevirmektir. Bir yandan günah işleyip, bir yandan da, "Estagfirullah"
demek, istigfar değildir. İstigfar; Allahü teâlânın emirlerine uymak,
yasak ettiği şeylerden sakınmaktır. -
Kalbin birçok şeyleri sevmesinin sebebi, hep o bir şey içindir. O da
nefsdir. -
Kelime-i tevhid; putlara ibadeti bırakıp, Hak teâlâya ibadet etmek
demektir. -
Küfür, nefs-i emmarenin isteklerinden hasıl olur. -
Büyükleri sevmek, saadetin sermayesidir. Muhabbete müdahane, gevşeklik
sığmaz. -
Nefs bir kötülük deposudur. Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb
olmuştur. -
Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için
günahtan kaçmak daha sevaptır. -
Saadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır. -
Sünnet ile bid'at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok
olur. -
Zahid, dünyaya gönül bağlamadığı için, insanların en
akıllısıdır. -
Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmaya başlar.
Şüphelileri yapmak da harama yol açar. Herkes
imtihandadır
-
Hep kendinizi kusurlu, hatalı kabul edin. Mertlik suçu kendinde bilmektir.
Peygamberimiz vâdediyor: "Haklı
olduğu halde, haksızım, ben hatalıyım diyene Cenneti vâdediyorum, söz
veriyorum" buyuruyor. -Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı
iter, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar birbirini çeker. İki tarafta ben haklıyım derse netice
de kavga çıkar geçim olmaz. Yani karı kocadan birisi fani olursa geçim
olur. İkisi de diri ise geçim olmaz. Peki, ikisi de fani ise ne olur?
İkisi de fani ise o evde ilahi aşk başlar. -
Bir müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güleryüzlü olmayan kimse mümin
sıfatlı değildir. Müslim-Gayrimüslim herkese karşı güleryüzlü olmalıdır.
Başkasının kötü ahlakından şikayet eden kimsenin kendisi kötü ahlaklıdır.
Başkalarının kötülüklerinden bahsediyorsak bu kendimizin kötü olduğunun
alametidir. Güzel ahlak eziyetleri sineye çekmektir. -
Herkes imtihandadır. -
Kul hakkından korkan [önemini bilen] ayağını uzatıp
yatamaz. - Aldatan
aldanmıştır. -
Kimseye tepeden bakmayın. Tepeden bakan tepetaklak
gider. -
Su-i zan en tehlikeli günahlardandır. Çünkü su-i zannın tövbesi olmaz.
Yani kişi su-i zan ettiğini bilmediği için tövbe etmez. Tövbe edilmeyen
günahın cezası cehennem ateşidir. -
İnsana en büyük bela dilinden gelir. -
İyi olmak için iyilerle beraber olmak lazımdır. -
Kişinin işi olursa işi, sever onu her kişi. Kişinin işi olursa kişi,
çıkmaza girer onun her işi. -
Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası, insanları daima yalnız
bırakır ve sevimsiz kılar. Çünkü bunun dibinde karşı tarafa güvensizlik
vardır. Güven ise, sevginin barışın ve başarının temelidir. Güvenin
kaybolduğu yerde hayat durur ve insanlar birbirine düşman olur, merhamet
kaybolur. Bunların yuvaları yıkılır ve cenazelerine kimse gelmez olur.
Halbuki, birlikte, beraberlikte, kardeşlikte, anlaşmada yani cemaatta
rahmet vardır. -
Sevginin dayandığı bir temel vardır o da karşılıklı güvendir. İnsan
güvendiği ve çok sevdiği biri için hayatını feda eder. Güven varsa sevgi
de vardır. Güven ve sevgi varsa başarı da vardır. İnsanları başarılı
olmaları için zorlamak doğru değil. İnsanları bulundukları yerde mutlu
olmalarını sağlayınız. O güveni tesis etmek ve işi önüne koymak lazım. O
artık onu sevgi ve güvenle alır götürür. Ona iş tarif etmeye gerek
yoktur. -
Bir yumruk gibi olmalı! El açık olursa parmaklar zarar görür. Yumruk
haline gelirse zarar görmezler. -
Mü’min gıda gibi olmalıdır. Her zaman ihtiyaç duyulmalıdır.
-
Yüzü insanlara dönük olan insanlarla çarpışır, yüzü ahirete dönük olan,
herkes ona kavuşmak için yarışır. -
Saadete kavuşan insan kızmaz, sevinir. - Mü’minin alameti güleryüzdür.
Münafığın alameti çatık kaşlı olmaktır. Allahü teâlâ ihsan ettiği nimeti
göstermemizi sever. Müslüman olmak nimetini nasıl göstereceğiz; güler
yüzümüzle, tatlı dilimizle, merhametimizle, şefkatimizle.
-
Size gelen nimete vesile olan kimseye teşekkür etmedikçe, o nimet için
yapacağınız şükrü Allahü teâlâ kabul etmez. -
En büyük günah kalp kırmaktır. Kâfirin dahi kalbini kırmayın.
İki
şeyi unutma, iki şeyi de unut! - İnsanların sıkıntılarına katlanmak, Allahü teâlânın beğendiği, Resûlullahın sevdiği ve evliyânın özendiği bir ahlâktır. -
Köpek olan eve rahmet melekleri girmez. Kalbde de dört köpek ulumaktadır:
1- Kibir 2- Kıskançlık 3- Öfke 4- Şehvet. Demek ki kendini beğenmemek,
başkasındaki bir nimeti kıskanmamak, öfkelenmemek ve şehvete kapılmamak
gerekir. -
Gıybet kanser gibidir, girdiği yer iflah olmaz. Gıybet edene sus diyene
100 şehit sevabı verilecek. -
Kendinize, Allah rızası için, insan ancak bu kadar iyi olabilir, dedirtin.
Herkese yumuşak söyleyin, yumuşaklıkla muamele edin, az konuşun,
incitmeyin. Merhametli ve affedici olun. -
Düşmanınıza iyilik edin, hediye verin. Rahat edersiniz. Kırıldığınız
müslümana iyilik edin, sevmediğinize ihsan, sıkıldığınız insana güler yüz
gösterin. Dinimizde buna fütüvvet denir. -
Fütüvvet [mertlik], seni sevmeyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de
tatlı konuşmaktır. Herkesin utanacak şeylerini örtün ve kötülükleri
affedin. -
Doğru olun, doğru konuşun, arkadaşlarınızın hatalarına tahammül edin,
herkese iyilik edin, komşuya eziyet etmeyip ondan gelecek sıkıntıya
katlanın. Buna mürüvvet denir. Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak
arzusudur -
İki şeyi unutma: Allahın seni her yerde gördüğünü ve ölümü hiç unutma. İki
şeyi de unut: Yaptığın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri unut. İyinin
de kötü huyu bulunabilir. Bunun kötü huyunu değil, iyi huylarını örnek
almalıdır! Çünkü Peygamber efendimiz (Bir müminin iyiliğini unutup,
kötülüğünü hatırlayanı Allah sevmez) buyuruyor. -
Kalbi en fazla nurlandıran şey; kızdığınız kimseye duâ
etmektir. -
Omuzunuzda iki müfettiş var, devamlı teftiş halindedir. Şu hâlde, az
konuşun, ağzınızdan çıkan sözün size hayır ve şer yazıldığını
unutmayın. -
Ağızdan çıkan söz muallakta kalmaz, ya sağ tarafa yazılır ya da sol
tarafa. -
Bir söz söylerken, hem kendinizin, hem karşınızdakinin ahiretini düşünerek
konuşun.
Müslüman hasreti çekilen
insandır
-
Güzel ahlâk, kimseye yük olmamak, fakat herkesin yükünü
çekmektir. -
Kendini beğenmeyip haramlardan sakınanın kabına, rahmet dolmaya başlar,
ihlası artar, istifade etmeye başlar. İşte bu istifadenin hasıl olup
olmadığı, kimseye yük olmayıp, herkesin yükünü çekmeye başlaması ile
anlaşılır. -
Herkeste şef olmak arzusu vardır. Bu insanın tabiatında vardır. Bu hâl
yalnız yüzü ahirete dönük olanlarda olmaz. -
Güleryüzlü olmayanın, insanların itimadını, sevgisini kazanması zordur.
Cömert olmayan, vermekten hoşlanmayan, insanların sevgisini kazanamaz.
İhlaslı olmayanın, yani sırf Allah rızasını gözetmeyenin, yaptığı
hizmetlerde insanlardan takdir veya maddi bir karşılık bekleyenin ihlası
zedelenir. Allahü teâlâ da ihlassız kimseyi muvaffak
kılmaz. -
Bir müslüman, bir müslümanın yanına, herhangi bir iş için, rahat
gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, o kendisinden çekinilen müslümanın son
nefesinden korkulur. -
Nefse tabi olmak, kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak sıkıntı verir. Çok
engeller var. En büyük engel, akla, nefse tabi olmaktır.
-
Resulullah efendimiz; (Beni Rabbim
terbiye etti) buyuruyor. O hiçbir mümine sert bakmamıştır. Herhangi
bir şey istendiği zaman, yok dememiş, varsa vermiş, yoksa
susmuştur. -
İnsan, ölüme hazırlanırsa, huyu güzel olur. En büyük müjde, mümine ölümü
hatırlatmaktır. Müminin ölümü, büyük saadettir. Sevgiliye ancak ölümle
kavuşur. -
Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok yaşama arzusu ömrü kısaltır. Böyle
biri, üç şeye hasret gider. Topladığına doymaz, umduğuna kavuşamaz. Ahiret
yolculuğu için yeterli hazırlık yapamaz. -
Hiç bir zaman, hiç bir şekilde, halinizden şikayetçi olmayın. Her zaman
şükredici olun. Beterin beteri vardır. -
Mertlik demek, herkes ile iyi geçinmektir. -
Herkese iyilik yapamayız; fakat, hiç kimseye kötülük yapmaya hakkımız
yoktur. -
Müslüman demek, (hasreti çekilen insan) demektir. Bir kimsenin hasreti
çekilmiyorsa, son nefeste imanı tehlikededir.
Kendisini seveni, başkası sevmez
-
Allahın veya insanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de
insanlara öyle davran. -
Cüzzamlının yanında 7 sene kalana, cüzzamın geçmeme ihtimali vardır. Fakat
bir binada bulunan kötü bir insan, başka bir odada da olsa, ondaki kötü
huyların geçmeme ihtimali yoktur. Kötülük çabuk yayılır, çünkü nefsimiz
kötülüğe meyyaldir. Bir sepet üzümdeki çürük bir tane, bütün sepeti
çürütür. Fakat sağlam üzümler o çürüğü
kurtaramazlar. -
Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset,
herkesin memnun olması demektir. Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalır,
gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Kendisini seveni, başkası sevmez.
-
Kul hakkından çok korkun, her müslümana karşı derin muhabbet ve hürmet
içinde olun. Hiçbir müslümanı incitmeyin. Büyüklerinize karşı mutlaka
hürmetkâr olur. Emriniz altında olan aileniz veya çocuklarınıza karşı
şefkatli olun, onları dindar yetiştirmeye dikkat edin, çünkü ölüm ani
gelir. Herkes pişman olacak. O pişmanlık günü gelmeden tövbe etmek akla
gelmeyebilir. Bugün fırsat varken istiğfar edelim. -
Gıybet aileyi parçalar, toplumu çökertir, cemiyeti felakete götürür. Çünkü
zinadan daha büyük günah olduğu halde, çok kolay işlenen bir
günahtır. -
Kusursuz insan olmaz, onun için kusurunu bilmek
tövbedir. -
Herkese sıkıntı veren kibirlilerdir. Herkesi şikayet etmesi kibrindendir.
Mütevazi demek ölmüş, demektir. Ölü kimseyi şikâyet etmez, ölüyü şikayet
eden olmaz.
Kızdığınız
zaman
bir kefen yapın -
Sizin için en büyük tehlike, kibirlenmektir. Dünyada verilen bazı
payelerle kibirlenirseniz perişan olursunuz. Kalbinde zerre kibir olan
cennete giremez. Birbirinizle konuşurken, birbirinize emri maruf yaparken,
kibirlenmeyin. Hiç kimse elbise veya etiketinden dolayı makbul olamaz.
Müslümanın şerefi, ilim ve edep sahibi olmasıyladır.
-
Herkes kendini meth etmeye çalışıyor, siz kusurları kendinizde arayın.
-
İnsanların iki zineti vardır. Edep ve tevâzu. Kibir, çok kötü bir şey, onu
ne Allah seviyor, ne kul seviyor. Edep çok güzel bir şey, kimde olsa
beğeniliyor. Edep demek; kendini haksız görmek, acz ifade etmektir. Böyle
olanlar, topla tüfekle yıkılmazlar. -
Kapasite evvela iş değildir. Birincisi ihlas, ikincisi edep, üçüncüsü
tevazûdur. -
Kim toprak gibi mütevazi olursa, her nimete kavuşur. Bir parça yükselse,
su o toprakta durmaz. Büyüklerin feyz ve bereketine kavuşmak için toprak
gibi mütevazi olmak lazım. Rahmete kavuşmak için toprak olmak
lazım. - Kibir, şirkin kardeşidir. -
En iyi insan kalp kırmayandır. Din kardeşine eziyet eden, kalbini kıran,
kâbeyi yıkmış gibi günaha girer. -
Komşuya eziyet etmek haramdır. Müslüman olmayan komşuyu da incitmemek
lâzım, onların da komşu hakkı var, hep tatlı söylemeli, tatlı hareket
etmeli. -
Kızdığınız zaman bir kefen yapın. -
İnsanlar iyilik gördüklerine muhabbet beslerler. -
Eğer gıybet etseydim, anamı, babamı gıybet ederdim. Çünkü sevâblarımın
onlara verilmesi daha hayırlı olur. -
“Nefsini bilen Rabbini bilir.”
hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpekten aşağı
bilir. - Kul hakkı, İslam Ahlâkının temelidir. Bir dirhem kul hakkı bulunanın, haccı (haccı mebrur olsa da) kabûl olmaz.
Her sıkıntıya sebep, günah işlemektir
-
Tevekkülü azalanın imanı zayıflamış demektir. Tevekkülünü kaybedenin ise
imanı kalmamış demektir. Tevekkül, her türlü sebebe (o işin, dinen, ilmen
ve örfen sebeplerine) yapışarak gayret göstermek, sonucu Allahü teâlâdan
beklemek ve sonucun mutlaka hayırlı olduğuna inanmaktır (yani neticeye
ihlasla teslim olmaktır). -
Bir müslümana ye'se (ümitsizliğe) kapılmak yakışmaz. Çünkü, herkesin
yardımcısı, hamisi olduğu gibi, müslümanın hamisi de cenab-ı
Allahtır. -
Her sıkıntıya sebep, günah işlemektir. - En
büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan büyük günah, günahı ibadet olarak
yapmaktır. -
Başarılı olmak ve ahirette de bu başarısının faydasını görmek isteyen iki
şey yapsın; Sabretsin, İhlaslı olsun. - Peygamberlerden başka herkesin
nefsi vardır ve günah işler. Allahü teâlâ sevdiği kullarının günahlarının cezasını
ahırete bırakmamak için dünyada üç sıkıntı verir. Çünkü günah suçtur.
Karşılığı cezadır. 1-Hastalık
verir. Sabrederse affeder. Sebeplere yapışmak ve geleni Allahdan bilmek
lazımdır.Ve ne maksadla geldiğini bilerek şükretmekdir. 2-Günahların affının ikinci yolu
maddi sıkıntıdır.Borçlu olmakdır. Borçlarını ödemek için çekilen
sıkıntılardır. Bu da günahların affına sebebdir. 3- İnsanların yalan, dedikodu ve
iftiralarıyla haksız olarak iftiraya
uğramakdır. -
İmânsız ölmekten korkmayan imânsız ölür.
Dünya
iş, ahiret ücret yeridir -
Ahirette faydası olamayan şey dünyalıktır. - Dünya
iş yeridir. Ahıret ücret yeridir. -
Dünyada Cehenneme götürücü tuzaklar var. Bu tuzaklara yakalanmamalıdır.
Kur'an-ı kerimde, bu tuzaklar şöyle bildiriliyor: (Dünya hayatı, lab, lehv, zinet,
tefahur ve malı, parayı, evladı çoğaltmaktır) [Hadid 20] [Lab oyun,
lehv eğlence, zinet süslenmek, tefahur öğünmek demektir.] Bunların bir
tanesine yakalananın gönlü ölür. -
İhlassız amel, mühürsüz para gibidir. -
Ağız haram yemez, dil de yalan söylemezse, edilen duâ kabul olur. Haram
yiyenin 40 gün duâsı kabul olmaz. Tıbben de kan değişimi 40 günde
tamamlanır. Ne çekiyorsak dilimizden çekiyoruz. -
İsyanı [günahı] çok olanın, nisyanı [unutkanlığı] çok
olur. -
Tasavvuf, zamanı en iyi kullanmaktır. Sabır,
susmaktır. -
İhlas ile ibâdet etmeyen, Belam-ı Baura gibi mürted olarak
ölür. -
İnsan genç iken şehvetin, yaşlanınca şöhretin esiri
olur. -
İbadetler insanın vazifesidir. Güzel ahlak ise
meziyetidir. -
İki zinet insanı süsler: Tevazu, haya ve edep. -
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükredemez.
-
Mümin elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyendir.
-
Hayır görünende şer, şer görünende hayır vardır. -
Kim Allah içinse, Allahü teâlâ da onun içindir. -
İnsanların dünyada işlediği suçlardan dolayı Allahü teâlâ iki şekilde
cezalandırır, ya cezayı ahirete bırakır, kâfirlerin ki böyle. Ya da
dünyada sıkıntı verir. Ahirete bir şey kalmaz. Bu yüzden sıkıntı Müslüman
için bir nimettir. Bunun ahiretteki karşılığı bilinse insanlar sıkıntı
gelsin diye dua ederler. -
Bir kimsenin cebinde parası varsa, dünyada istediğini alır mı? Alır. Ev
alır, elbise alır, her şeyi alır. İhlas da para gibidir. Bir kimsede ihlas
varsa onun her şeyi var demektir, onunla her şeye kavuşur, hem dünyada hem
ahirette. -
Allahü teâlânın dostları, Allahü teâlânın yaptığı her şeyden zevk alırlar,
sıkıntı, elem ve dertlerden nefs zevk almadığı için, daha çok hoşlanırlar.
-
İman nimetinin şükrünü ifa etmek için, hubb-u fillah ile şereflenmeli.
Müslümanın kalbini kırmaktan titremeli. Zaten mü’minin kalbini kırmak
haramdır. Müslümanın kusurlarını af etmeli, sabretmeli. Sabredenin
gideceği yer cennetdir. -
Fasıklar dedikodu yaparlar, salihler dua ederler. -
Cenab-ı Hak hakimdir, her yaptığında hikmet vardır. -
Üç zümreye, üç şey çirkin düşer: 1-İdârecilere, sertlik, 2-Âlimlere, mal
sevdası, 3-Zenginlere ise cimrilik. -
Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak
demektir. -
Adalet, halkın dirliği ve düzeni; idarecilerin ise, süsü ve
güzelliğidir. -
Dört şey ibâdettendir: Abdestsiz durmamak, çok secde etmek, gönlü
mescidlere bağlı olmak ve Kur’ân-ı kerîmi çok okumak.
- Kur’an-ı
kerimi severek, ağlayarak okumalıdır. Cenab-ı Hak bizleri, bizim gibi
günahkârları, kendine muhatap kılıyor. Bizimle konuşuyor. Bu ne büyük bir
rütbedir.
İyiliği
sayarak değil, saçarak yapın -
Her sıkıntının, her başarısızlığın, her derdin ilacı istiğfardır. Allahü
teâlâ günah işleyen bir kulunu muvaffak etmez. -
Allahü teâlâ günah işlemeyenlerden ve günah işlenmeyen yerlerden razıdır.
Siz, günah işlememeye ve arkadaşlarınızı günahtan korumaya
çalışınız. -
Allahü teâlâya sığınan hıfz-ı emân-ı ilahide olur. -
İhlas, muhabbet ve itaat üçü ayrılmazsa feyz gelir. Ayrılırsa, büyük zât
feyz vermek istese de, feyz gelmez. -
Allahü teâlâ bir kulundan razı olursa, ona, herşeyi vermiş
demektir. -
Her şeyin, her işin bir gayesi, kıblesi vardır. Esas gaye imanla ölmek,
Allah demektir. Allahı unutarak iş yapan, cehennem ateşini talep
etmektedir. Samimiyet varsa, iyilikle, tatlı dille bu hatırlatılmalı, ona
yardım etmeli. -
Müsefaha edince, el ayrılmadan günahlar dökülür. -
Günah işlenmeyen yerde huzur vardır. Günah işlenirse huzursuzluk başlar.
Günahlar kalbi sıkar, Zikri ilahi ile meşgul olmak, insana ferahlık verir,
günahlara karşı soğukluk getirir. Bir müslüman günah işlemese cennet
nimetleri başlar. -
Şeytan, öfke anında aklı örter, avucunun içine alır, herşeyi yaptırır.
-
Nice küçük amel, niyetle büyür, nice büyük amel ise niyetle
küçülür. -
Fasıklar Allahü teâlânın sıfatlarına, kâfirler ise Zatına
düşmandırlar. -
Cömertlik et, iyilikte bulun. Fakat başa kakma, çünkü cömertliğin faydası
sana aittir. -
Müslümanın ikramında şifa vardır. Hediye vermek de almak da
sünnettir. -
İyiliği, sayarak değil, saçarak yapın! -
Eline, diline, beline sahip olana, kötülükler uzak
kalır. -
Göz iki, kulak iki, ağız tek, çok görüp, çok dinleyip, az söylemek
gerek. -
Güzel ahlâk güler yüzlü, cömert olmak ve kimseyi
üzmemektir. -
İçi aydın olan, dışına ışık verir. -
İnsanın sözü hikmet, bakışı ibret ve susması ders
olmalıdır. -
Kişinin sözü, amelinden çok olursa aklı noksandır. -
Kurtuluş için ilim, amel ve ihlas şarttır. -
Küçük bir delik, büyük bir gemiyi batırır. -
Musibete sabırsızlık göstermek, ondan da büyük
musibettir. -
Nasihat tutmayanı musibet tutar. -
Zalim ölmek yerine mazlum olarak öl.
Kalpleri temizlemenin ilacı
-
Her yerde doğru birdir. Muvaffak olmak iki şeye bağlıdır: 1) Doğruluk 2)
Sevgi ile yaklaşmak ve herkesle barışık olmak. -
Su bir taşı eritirse Allahü teâlânın zikri benim kalbimi eritmez mi? Kap
kapalı olursa su nereye dolar, kabımızı açık tutmak gerekir. Nisan yağmuru
ne kadar bol da olsa, eğer kaplar ters çevrilmiş ise, kırk sene de rahmet
yağsa bir damla bile kaba girmez. -
Bişr-i Hafi hazretlerinin evine gelen zat, hür müsün köle misin, dedi.
Hürüm diye cevap verince bırakıp gitti. Peşinden koşarak niye gidiyorsun
diye sorunca, sen hürüm dedin. Kulum deseydin kulluğunu bilirdin, diye
cevap verdi. -
Her zevalin bir kemali ve her kemalin bir zevali vardır. Eğer zeval vakti
gelmişse bunu kimse durduramaz, yok eğer zeval vakti gelmemişse bunu kimse
öne alamaz. Ayağımıza bir diken batsa bunu, bir günahımız sebebiyle oldu
bilmeliyiz. -
İnsanlar zor zamanlarda, zor ile karşılaştıklarında mudara (insanları
idare etme) yapamazlar. Böyle zamanlarda herkes içindekini ve gerçek
yüzünü dışa vurur. Yani, bencil bencilliğini, fedakâr fedakârlığını, hain
hainliğini gösterir. Bu zor zamanlar bir imtihandır. Ve dünyada hiçbir
imtihanda, girenlerin hepsi kazanmamıştır. Bazıları imtihandan başarılı
çıkar, bazıları ise imtihanda kalır. -
''Hastalıkda şifa vardır.''
Ayaklarınız rahatsızlansa bile. Bu vücuda rahatsızlık veren her şey
insanın acizliğini anlamasına, Cenab-ı Hakka dönmesine sebep olur. Bu
sebeple kalb için şifadır. -
Şükür demek, nimetleri mahallinde, yerinde kullanmaktır.
-
Allahü teâlâ beraat gecesinde afv-ı mağfiret vâdediyor. Cenab-ı Hakk
vâdinden dönmez. - Allahü teâlâ sıkıntılı halde yapılan duayı kabûl eder. Hastalık sıkıntı olduğu için, hastanın duası red olmaz. Her sıkıntı aynı şekildedir. -
Hastalığa, sıkıntıya üzülünmez. Ancak hizmetlerine, namazına mani olursa o
zaman üzülünür. Bununla beraber, hastalık ve sıkıntıları istememelidir,
hasta olmamak için sebeplere yapışılır, buna rağmen gelirse sabredilir.
-
Kalbleri temizlemenin ilacı, Allahın dostlarının kelâmıdır. Onların
yazılarını okuyunca kalpler temizlenir. -
Cuma günleri mevtaların ruhları, tanıdıklarına evlatlarına gelirler, bir
hediye beklerler, bir yâsin-i şerif okusa da sevabını bana hediye etse
diye beklerler. -
Kalbin gıdâsı mârifettir. Görmek şart değil, sevmek şarttır. Hayâtımız
hayâl oluyor. Bu hayale gönül bağlayanlara yazıklar olsun.
-
Temiz ve helâl ye de, ister sabaha kadar ibâdet et, ister uyu!
İnsanı
hayvandan
ayıran edeptir -
Mümin güneş gibidir. Sararıp, solarak batar ama doğduğunda (ahirette) göz
kamaştırır. -
Edeb hudûda, sınırlara riâyet etmek onu taşmamaktır. En büyük edeb ise
ilâhi hudûdu muhâfazadır, gözetmektir. -
Eshâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse, Muhammed aleyhisselâma îmân etmiş
olmaz. -
Nereye bağlısın diyene İmam-ı a'zama demeli veya bağlı olduğu mezhebi
söylemelidir! Hiçbir yere bağlı değilim dememelidir. -
Gelen cereyanın kesilmemesine dikkat edin. Kablonun arasını açmayın.
Cereyan geliyor ama sigorta atıyorsa, araya nefis karışıyordur. Nefsin
girdiği her aralıktan cereyan kesilir. Nefsinizi aradan çektiğiniz
müddetçe kablolar kuvvetlenir. Evliyanın başarılarının sebebi, gelen
cereyanın arasına girmeyip, kendilerini
sıfırlamalarıdır. -
İnsanı hayvandan ayıran edeptir. -
Allahü teâla kerîmdir, ufak bir sebeple kerîmin keremi artar. En büyük
sebep, ona yalvarmakdır. -
Allah varken mahlukdan bir şey beklenmez. -
İki kelime vardır, söylemesi kolaydır, kıyamet günü sevabı çok ağırdır. Bu
iki kelime: Sübhanâllahi ve bihamdihi, sübhanallahil
azîm. -
Ölüm acısı yetmiş kere kılıçla doğranmaktan fazladır, bu herkese vardır.
Fakat Allahü teâlâ sevdiği kullarına duyurmaz. Ölüm acısı, kabir azâbı
yanında hiç kalır. Kabir azâbı mahşer azâbı yanında hiç kalır. Cehennem
ateşi ondan da fazladır. -
Kevser şerabı narkoz gibidir, ölürken bir damla verirler, ölüm acısı
duyulmaz.
Kimin
ne olduğu belli olmaz -
İlim cahilliği götürür, fakat ahmaklığı götürmez. -
Koyunlar çobanı tanıyamadığı gibi, avamda havas’ı tanımaz
-
Mürşid-i kâmil demek, Hakkı Hak, bâtılı bâtıl bilen zat demektir. Onlara
kavuşanın ve hatta onların sâdık bendelerine, talebelerine kavuşanın en
büyük kârı, Hakk’ı Hakk, batıl’ı batıl bilmesidir. Bu ise, erişilmesi en
zor noktadır. Dünyada en zor şey, doğruyu bulmaktır.
-
Allahü teâlânın sevgili kullarını tanımak şarttır. Büyükleri inkâr eden
her şeyden mahrumdur. Büyükleri tasdik eden, değil kendisine yedi
sülalesine faydalı olur. -
Allahü teâlânın sevgili kullarını tanıyan, onlardan istifade etmeye
başlar. Bilse de, bilmese de !...
En büyük istifadesi; imanı düzelir, sonra ibadetleri düzelir,
günahlar çirkin gelmeye başlar. Bu, istifade ettiğinin alâmetidir. Bu
istifade ya bizzatihi olur; en güzeli budur.... Veyahutta kitaplarını
okumak suretiyle, ruhaniyetlerinden istifade ederek olur. Veyahutta o
büyükleri tanıyan, seven kişilerle arkadaş olunur, mukallidleriyle beraber
bulunulur. Onlarla beraber olan da feyz ve berekete kavuşur, imanını bi
iznillah kurtarır. -
Ümidimiz, büyüklerin şefaati ve bize sahip çıkmalarıdır. Onların bize
sahip çıkması için, bizim onlara sahip çıkmamız lazımdır. Layık olmak ve
âlâka kurmak lâzım. O âlâka söz dinlemektir. Nasihatlerine uygun
yaşayabilmektir. - Münkirden (inkârcıdan) ve
bid'at ehlinden aslandan kaçar gibi kaçın! Münkirin ekmeğini yiyenin
kalbi, zikre karşı kırk gün ölür. Bu münkirler, Resulullahın zamanında
olsalardı, ona iman etmezlerdi. -
Bir müslüman kardeşinin ismini duvara yazsalar, oradan geçerken ceketin
düğmesini ilikle de geç. -
Mü’min mü’minle karşılaşınca yaptığı dua kabul olur.
-
Her geceyi kadir bilin, herkesi hızır bilin, kimin ne olduğu belli olmaz.
Allahü teâlâ bize rahmeti ile muamele
etsin
- En iyi
haslet dindar olmaktır. Bu haslet iki olursa, dindarlık ve mal sahibi
olmak. Üç olursa, dindarlık, mal ve hayâ. Dört olursa, dindarlık, mal,
hayâ ve güzel ahlâk. Beş olursa, dindarlık, mal, hayâ, güzel ahlâk ve
cömertliktir.
-
Allahü teâlâ sırrını eminine verir. Bilen söylemez, söyleyen
bilmez. -
Ahmaklık, hatâda ısrar etmektir. -
Allahü teâlâ bize rahmeti ile, ihsânı ile muamele etsin, bizi rahmeti ile
ihsanı ile korusun! Adaletiyle muamele ederse,
yanarız. -
İhlaslı insan, en iyi halinde de, en zayıf halinde de tavrı değişmeyendir.
Allah için sevinmek, Allah için üzülmek lazım. -
Dua etmekle beraber sebeplere yapışıp çalışmak lazımdır. Fatih Sultan
Mehmed İstanbulu alınca, etrafındakiler, Akşemseddin hazretlerinin
duasıyla, şunun yardımıyla... deyince, hiç şu kılıcın hakkı yok mudur, bu
hiçbir şey yapmadı mı, der. -
Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş
yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri,
fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde
etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl
olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lazımdır. İnsanların
bütün hareketleri, işleri, Allahü teâlânın bu adeti içinde meydana
gelmektedir. Allahü teâlâ sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak için ve
azılı düşmanlarını aldatmak için bunlara, adetini bozarak sebepsiz şeyler
yaratıyor. -
Gerçek kerâmet, kerâmetin gizlenmesidir. Bunun dışında görünenler, velinin
irâde ve ihtiyârı ile değildir. İlâhi hikmet öyle gerektiriyor
demektir.
Hedef birliği, muhabbeti, sevgiyi
artırır
-
Kalbin tasviyesi (temizlenmesi); İslamiyete uymakla, sünnetlere
yapışmakla, bid'atlerden kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden
sakınmakla olur. Zikir ve rehberi, doğru yolu gösteren alimi sevmek bunu
kolaylaştırır. -
Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk'a
kavuşamaz. -
Ehli sünnet âlimlerinin eserlerini okumalı, kıymetli nasihatlerine,
hikmetli sözlerine kulak vermeli! Allahü teâlâ, bahar yağmuru ile toprağa
hayat verdiği gibi, ölü kalpleri hikmet nurları ile
diriltir. - Yapacağın işi, daha önce
bunu denemiş, tecrübeli kimselere danış! Çünkü onlar, kendilerine pahalıya
mal olmuş doğru görüş ve bilgileri sana bedava
verirler. -
Hedef birliği çok önemli. Herkesin çektiği, hedefsizlik ve belirsizliktir.
Hedef birliği, muhabbeti, sevgiyi artırır. - Yalandan çok
sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla
değerini ve makamını kaybedersin. - Hikmet, bize lazım olmayan
şeyin üzerinde durmamak ve gizli şeyleri
araştırmamaktır. -
Bir cemâat içinde, Allahü teâlâ en çok hizmet edeni
sever. -
Allahü teâlanın dostlarının anıldığı yere rahmeti ilâhi nâzil olur. Yani,
oradakilere Allahü teâlâ merhamet eder, günahı olanları affeder. Günahı
olmayanları da kendisine yaklaştırır. Allahü teâlâya yaklaşmak demek; onun
sevgisini kazanmak demektir. -
Mü'minin ölüm zamanında alnının terlemesi, gözleri yaşarıp, burun
deliklerinin kabarması, Allahü teâlânın rahmetine nail olduğunun
alametidir. Ölülere dua ve
istigfar etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdatlarına yetişmek
lazımdır. -
Belâlara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın
birbirinden acı belâları vardır. -
Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak
olur. -
Velilerin hiçbiri, Peygamber ve Sahabi (eshab-ı kiram) mertebesine
varamaz.
Herşey
söz dinleyene verilir -
Büyükler her hatayı af eder. Fakat haini af etmez. Hain kimdir? Yaptığı
hizmetleri kendinden bilendir. -
Herşey söz dinleyene verilir, herşey bu herşeyin içinde vardır.
-
Aklını bırak kurtul, tâbi ol saadet bul. -
İnsana devlet birkaç kere geçer. Onun kıymetini
bilmeli! - Fitne çıkaranlar bir günah işliyor. Dinleyenler iki günah işliyorlar. Bir dinlediği için iki susturmadığı için. Sus diyene şehit sevabı var. Bir münafık, bir orduyu bozar. -
Başta islamiyeti tam yaşayan emir varsa, ona itaat tamsa, herkes onu
seviyorsa, elinde kuru kılıç bile olsa zafer
kazanılır. -
Emaneti ehline vermek lazımdır. Emaneti ehline vermeyen mes’ul olur. Ehl-i
olmayana verirse yine mes’ul olur. -
Âmir öyle olmalı ki, maiyetindeki herkes (Âmir beni herkesten daha çok
seviyor) diyebilmeli. -
En büyük düşmanına, en büyük hediyeyi ver. -
Her hayırlı işe başlarken besmele söylemelidir. -
Hayvan yularından, insan sözünden tutulur. -
İnsan, her söylediğini bilmeli; fakat her bildiğini
söylememeli. -
Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedenlerinizi
rahat ve hoş tutunuz. -
Dertli misin istiğfar söyle, şifa bulursun. Bir arzun mu var, kavuşmak mı
istiyorsun, istiğfar söyle. Fakir misin istiğfar söyle, zengin olursun.
Zengin misin istiğfar söyle, şükretmiş olursun. “İstiğfar edenin yardımına
yetişirim” buyruluyor.
Günde
60 kere Allaha isyan olur mu? -
İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok
yaklaştıran şey namazdır. Namaz kılmak, huzûr-u ilâhiye çıkmak demektir.
Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilerek okumalıyız. Namazı ne
olduğunu bilerek kılmalıyız. -
Huzûru ilâhide toplanmak çok büyük nimettir. Huzuru ilâhi namazdır. Allahü
teâlâ, namazdan sonra “İste kulum vereyim” diyor. Bu saat-i icâbedir. Hele
Cuma günü öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan dua red olmaz. Alimler,
Cuma günü (saat-i icabe) ikindi namazı vaktidir
buyurmuşlar. - Allahü teâlâ islam düşmanlarına azap etmekte niye acele etmiyor diye merak ediliyor. Buraya bir karınca gelse ve bize kafa tutsa biz onu muhatap kabul eder miyiz? Kainata kıyasla derya yanında damla bile olmayan bu dünyada, yine dünyaya kıyasla deryada damla olmayan insanı da Allahü teâlâ muhatap kabul etmiyor. Namaz hariç... Kul Allahü ekber deyip de namaza durduğunda Allahü teâlâ onu muhatap kabul ediyor. - Bir namazda 12 tane farz vardır. Bir günde 60 farz eder. Bir müslüman, beş vakit namazını kılmazsa, günde tam 60 kere Allahü teâlâya karşı gelmiş oluyor. Bu insan nasıl kurtulacak? - Allahü teâlânın ve peygamber efendimizin emr ve yasakları iki türlüdür. Birisi; sârâhat-ı nass ile sabittir, açıkca bildirilmiştir. Bunları kabul etmeyen kâfir olur. Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de ehemmiyet vermiyordur. Ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Kadınların, kızların sokağa açık çıkmaları sârâhat-ı nass ile haramdır. Yani açıkca bildirilmiştir. Sârâhât-ı nass demek; ayet-i kerime veya hadis-i şeriflerle açıkça bildirilen hüküm demektir. -
Kıyamet günü hesap evvela imandan, sonra namazdandır. Tek vakit namazımı
kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih ederim. Namaz, aman namaz, nerede ve
ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılın. -
Kur'ân-ı kerim şifâdır. Fakat şifâ, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis
borudan şifâ gelmez. -
Riyâ olmasın diye cemâatten kaçanlar ayrı bir riyâ
içindedirler.
Sonsuz kurtuluş için üç şey muhakkak
lazımdır
-
Salih ameller İslamın beş şartıdır. Salih amelleri yapmadan kalp selamette
olmaz. -
İhlas ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç
(sevap) hasıl eder. -
Her ibadeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamaya, hakkı olanlara
hakkını ödemeye titizlikle çalışmalıdır. -
İnsanlar riyazet deyince, açlık çekmeyi ve nafile oruç tutmayı anladılar.
Halbuki, dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene
nafile oruç tutmaktan daha faydalıdır. -
Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet yapmaktan daha çok
faydalıdır. -
Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel,
ihlas. -
Amellerinizi ucb (kendini beğenmek, ibadeti kendinden bilmek) ile örtüp
yok etmeyiniz. -
Niyetsiz amel olmaz. Amelsiz de niyet olmaz. Adam hacca niyet ediyor, ama
evinde öyle hacı olunmaz. Adam sefere niyet ediyor ama bir yere
kımıldamıyor. Bu kimse seferi gibi namazları iki rekat kılamaz. Niyet ve fiil amelle
beraber olacak ki yerini bulsun. Tek olmaz. -
Dünyanın geçer akçesi paradır. Ahiretin geçer akçesi amel-i
salihdir. -
Farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Öğrenmeyen günaha gider. Bilmemek
özür değildir, bilmemek suçtur. Öğrenmeye ehemmiyet vermezse küfür olur.
Demek ki bilmemek ya haramdır ya küfürdür. -
Ramazanı şerifde âşîkare oruç yiyenin îmânı gider. Çünkü âşîkâre oruç
yemek, Allahü teâlânın emrine ehemmiyet vermeme alâmetidir. Kâfirlerin
ibâdet olarak yaptıklarını yapanlar kâfir olur.
Öğrenmenin acısını bir müddet
tatmayan
-
Nefsine uyan haram işler, haram işleyen alışır, alışınca zevk alır,
ehemmiyet vermez olur. Harama ehemmiyet vermeyince kâfir olur. Haramlara
dalınca küfre ulaştırır. -
Sagâire, küçük günahlara dalan büyük günah dalar. Büyük günaha dalan küfre
dalar. -
İman nimetine şükretmemiz lazım. Onun için abdest almaya başlarken
“elhamdülillahi alâ dînil islâm ve alâ tevfîkil îmân ve alâ
hidâyetirrahman” okumamız lazım. İmanının sağlamlaşmasını isteyen bu iman
duasını okusun. Çünkü Allahü teâlâ; şükrederseniz arttırırım buyuruyor.
İman artmaz, kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredersek artar, imana
şükredersek sağlamlaşır, kuvvetlenir. -
Dinimizin her meselesi nimettir. Emirleri yapmakla şükredeceğiz, nehiyleri
de; terk etmekle şükredeceğiz. -
İlim öğrenmek farzdır. Farzları, haramları öğrenmek farzdır, vâcibleri
öğrenmek vâcib, sünnetleri öğrenmek sünnettir. Öğreneceğiz ve kaçınacağız.
Talebül ilmi farîzatün alâ külli müslimen ve müslimetün. Erkek olsun kadın
olsun, müslümanların ilim öğrenmesi farzdır buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Beşikten mezara kadar ilim öğreneceğiz. - İlim ganîmettir. Sükût kurtuluştur.
Halktan bir şey ummamak rahatlıktır. Bir göz açıp kapayacak kadar Allahü
teâlâyı unutmak, O’nun verdiği emânete hıyânettir. -
Velî olduğu söylenen kimse, dînin emir ve yasaklarına aykırı hareket
ederse, ondan sakınmak lâzımdır. Almayı, vermekten daha tatlı gören, hâl
sâhibi olamaz. Bir kimse halkı doğru yola dâvet ettiği hâlde, kendisi bu
yolda değilse, halkı fitneye düşürür. -
Hakîkî âlim; güzel ahlâkı ile sana doğru yolu gösteren, gidişâtı ile seni
kuvvetlendiren, nûrları ile senin bâtınını aydınlatan kimsedir.
-
Ehli sünnet alimlerine tabi olunuz; bid'at yoluna, dinde olmayıp, sonradan
çıkarılan şeylere sapmayınız. İtaat ediniz, muhalefet etmeyiniz.
Sabrediniz, sızlanmayınız. Sabit kalınız, ayrılıp dağılmayınız.
Bekleyiniz, ümit kesmeyiniz. Özünüzü günahdan temizleyiniz, kirletmeyiniz.
Hele Rabbinizin kapısından hiç ayrılmayınız. - Batın ilmi zahir ilmini öğrendikten
sonra öğrenilir. Zahiri ilimleri öğrenip onunla amel eden kimseye Allahü
teâlâ batın ilmini açar. Batın ilmi ancak kalbin açık olup nurlanması ile
elde edilir. Siz açık ve zahir olan şeylere sarılın. Bilinmeyen yollara
girmekten sakının. -
Senden görüşünü istemeyene, görüşünü verme. Çünkü böyle yaparsan,
övülmediğin gibi, görüşün de o kimseye fayda vermez. -
İlim öğren, kimse alim olarak doğmaz, ilim sahibi ile cahil bir
olmaz. -
Bir kavmin büyüğünün ilmi yoksa, herkes ona yönelip geldiği zaman o
küçüktür. Kavmin makam ve mertebe sahibi olmayan ve ilim sahibi olan
küçüğü, ilmi meclislerde kavmin büyüğüdür. -
Hakkı doğruyu kim söylerse söylesin kabul ediniz. Söyleyene değil,
söylenen söze bakınız. Ancak ölçü şu: Ehli sünnet itikadına uygun olmayan
sözlerin ve söyleyenlerin hiçbir kıymeti yoktur. -
İlim öğrenmek isteyen kimsenin vakarlı ve Allahü teâlâdan korkması
lazımdır. İlim, çok rivayet etmek değildir. İlim bir nurdur. Allahü teâlâ
bu nuru sevdiği mümin kullarının kalbine koyar. -
Din ilminde konuşan kimse, Allahü teâlânın kendisine: «Benim dinimde sen
nasıl fetva verdin, nasıl söz söyledin?» sualini sormayacağını
zannediyorsa, kendisine ve dinine gevşeklik etmiş
olur. -
Şaşarım şu kimselere ki, zanla konuşurlar ve onunla amel
ederler! -
Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin
sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azaba yakalanır ve çok pişman
olur. -
Bir kimse fıkıh bilmez, fıkhın kıymetini ve fıkıh alimlerinin değerini
bilmezse, böyle alimlerin kıymetli eserlerini okumak kendisine ağır
gelir. -
Meziyet, fazilet, ilim ve irfan tamamlığı iledir. -
İlim, insanlara, ekmek ve su kadar lazımdır, İlim, rivayet ve kuru
ma'lumat çokluğu değildir, İlim, faydalı olan ve kendisiyle amel edilen
şeydir. -
Bir kimsenin ilmi, kendisini Allahü teâlânın yasaklarından men etmiyorsa,
o kimse büyük tehlikededir. -
İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah
bulmuş değildir. Ama ilmi tevazu için, alimlere ve insanlara hizmet için
isteyen, elbette felah bulur, kurtulur. -
İlim, ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden temin edilen
faydadır. -
Alimlerin güzelliği, nefslerini ıslah etmeleridir, ilmin süsü, şüpheli
şeylerden sakınmak, yumuşak olup, sertlik göstermemektir. -
İlmi sevmeyende hayır yoktur. Böyle kimselerle dostluk ve bağlılığını kes.
Çünkü, ilim kalblerin hayatı, gözlerin aydınlığıdır. -
İlim öğrenmek, nafile ibadetten üstündür. -
Kendini bilmeyene ilim öğreten, ilmin hakkını zayi etmiş olur. Layık
olandan ilmi esirgeyen de, zulmetmiş olur. -
İlim öğrenmek için üç şart vardır: Hocanın maharetli, talebenin zeki
olması ve uzun zaman. -
Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zilletini
yudumlar. Bir kulun Allaha en yakın olduğu
zaman
-
Namazını kılan, tesettür eden hanım, cennet nimetidir.
-
Namaz kılmak, yalnız Allahü teâlâdan korkan müminlere, kolay gelir.
- Namazlarınızı geciktirmeden kılın. Çocuklarınıza da vaktinde kılmalarını öğretin. Doğru kılınan namaz, her kötülüğün ilacıdır. -
Dünyada saadet, ahirette Cennet iki şeyle olur. Biri Allahın bir sevgili
dostuna kavuşmak ve onun tarafından kabul edilmek. İkincisi ise dosdoğru
kılınan namaz. Bir büyüğü tanıyan zaten namaz kılar. Hem tanımak hem namaz
kılmamak olmaz. Böyle tanımak, tanımak değildir. Namazsız ahiret olmaz.
Namazsız Allaha kavuşulmaz. Namazsız hayat olmaz, namaz her şeyin başıdır.
Çünkü, buyruluyor ki, bir kulun yüce Allaha en yakın olduğu zaman
namazdır. -
Namazlar vaktinde kılınmaz, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına itaat
edilmez ise Allah dört musibet verir: 1-Rızıklar daralır. 2-Hastalıklar
artar. 3-Emniyet olmaz. 4-Merhamet kalkar. Eğer
Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eder, namazlarımızı vaktinde
kılarsak bunların tersi olur. Herkes birbirini sever. Birbirimizi
sevmememiz nefsimizi sevmememize bağlıdır. Nefsini seven, arkadaşını,
büyükleri ve Allahü teâlâyı sevemez. Çünkü bir kalpte zıt iki sevgi bir
arada bulunmaz. -
Bir anne çocuğunu namaza kaldırmıyorsa, onu eliyle Cehenneme atıyor
demektir. -
Çocuklarınıza namazın önemini anlatın ve mutlaka namaz kıldırın. Namaz
kılmasına mani her şeyin, felaketine sebep olacağını bilmeli ve
bildirmelisiniz. Çocuğun istikbalini garantiye almak, iyi bir müslüman
olması ile mümkündür. Diploma ile istikbal garantiye alınmış olmaz. Hatta
felaketine sebep olabilir. İyi bir müslüman olduktan sonra diploma işe
yarar. O zaman, hem kendisine hem insanlara daha çok faydalı olur.
- Namaz en önemli ibadettir. Namaza ehemmiyet vermeyenleri veyl çukuruna atacağım diyor Cenâb-ı Hak, hem de sonsuz, çünkü, namaza ehemmiyet vermeyenin îmânı gider. Veyl çukuru; cehennemdeki ateş çukurlarının en derinidir. -
Her namazdan sonra onbir ihlas okuyan, cennete istediği kapıdan girecek.
Peygamber efendimiz ben kefilim buyuruyor. -
Bir kimse yemek yerken Allahü teâlâyı ne kadar hatırlarsa, namazda da o
kadar hatırlar. Kalbinizi Allahtan başkasına vermeyin.
-
Tesbih okumak (sübhanallah demek), tövbenin anahtarı ve hatta
özüdür. Allah
rızka kefildir ama imana kefil değildir - Mal iyi de değildir, kötü de değildir. Mal, mülk gönüle girerse onu şımartır. Ve onun sonu olur. Mal mülk iyi niyetle kullanılırsa faydalı olur. Niyet iyi olmazsa insanın felaketi olur. Şunun şuyu bunun buyu var diye düşünmek sizi bağlamasın. - Razzak olan Hak teâlâ, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır. -
Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz. Kendinize güvenmeyin. Allahü teâlâya
güvenin. Size düşen görev budur. Sabah kuş gibi... Yuvasından çıkıyor,
tevekkül ediyor, akşama tok dönüyor. -
Malı zarardan korumanın ilacı, zekat vermektir. -
Zekat niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak
vermekten kat kat daha sevapdır. - Borç yükü altında
ezilmektense, taş taşımayı tercih et. Yoksulluktan korun. Yoksul düşenin
dini ve aklı zayıflar ve mürüvveti kaybolur. -
Bir zenginle arkadaş olduğun zaman, onun yanında dereceni düşürmek
istemiyorsan kendisinden bir şey isteme. Çünkü istemek insanoğlunun
yüzünde siyah bir lekedir. Verileni red eden kimse ise, verenin gözünde
büyük ve ona karşı makamını korumuş olur. -
Gına sahiplerinin yani zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir.
Fakirlerin ise onurlu olması lazımdır. -
Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir.
-
Düşünmekle ibadet olmaz, oturmakla ticaret olmaz. -
İslamiyette paranın yeri,
kalp değil cepdir. Para, müslümanın kalbinde değil cebinde olmalı.
Para, kalpte ise bu kötüdür ve sevilmez. Bir cep dolu olunca kalp boş
olur. İki cep dolu olunca kalp bomboş olur. Cepte olmazsa, kalpte olur.
Cepler boş olursa, kalp dopdolu olur hem de cerahatla
karışık. -
İhtiyaçsızlık azgınlığa sebep olur. -
Cömert veren değil, verdiğine sevinendir. -
Allahü teâlâ dünyada müslümanlara da, kâfirlere de rızık veriyor,
rahatlık, huzur veriyor. Kâfirle müslümanı dünyada ayırt etmiyor.
Müslümanlar Allahü teâlânın dostudur. Kâfirler düşmanıdır. Dünyada dostla
düşman ayrılığı yok fakat ahiret öyle değil. Ahirette dostla düşman
ayrılacak. Müslümanlara nimetler var, kâfirlere azâp var.
Nimetler
ne zaman artar -
Dünyadan sakınınız demek, haramlardan, yasaklardan sakınınız demektir.
-
Harâm giren, haram çıkan ağızdan yapılan duayı Allahü teâlâ kabul etmez.
-
Müslümanlar Allahü teâlâya tevekkül eder. Tevekkül çalışmadan yatıp
beklemek değildir. Tevekkül, çalışıp sebebine yapışıp, o sebebin tesirini
Allahü teâlâdan beklemektir. Çalışmadan bana ver yarabbi denmez. Namaz
kılmadan, yarabbi günahlarımı af et demeye benzer. Namaz kılmayanın duası
kabul olmaz. -
Allahü teâlâ sebebe yapışmayı emrediyor. Sebebe yapışanları sever.
Peygamber Efendimiz, helekel müsevvifün buyuruyor. Sebebe yapışılmazsa,
çalışılmazsa helâk olunur. Vesile aramak lâzımdır. Allahü teâlâ sebebe
yapışanlara ihsân eder. -
Fakirlik, hâline şükredip kimseye şikâyet etmeyerek ihtiyacını
gizlemektir. -
Malı olanın aç sabahlaması, olmayanın tok sabahlamasından
evladır. -
İyi sebebe yapışan iyi netice alır. Çalışırken netice alamazsanız,
kabahati kendinizde arayın. -
Haset eden mesut olamaz. -
İbadet için abdest şarttır, ticarette de doğruluk şarttır.
-
Dinimizde bir şey istemek zillet, bir şey vermek
izzettir. -
Helal parayla beslenen kimseye ibâdetler kolay
gelir. -
Kovandan çıkmayan arı bal yapmaz. -
Para iş görmek için yaratılmıştır, sevmek ve biriktirmek için
değil. -
Paranın sevgisi yılan sevgisi gibidir. -
Dünya malını kalbinden atan, Allahın sevgili kulu
olur. -
Dini kurtarmak için, dünyayı verin. -
Çalışıp kazanma zahmeti çekmemiş kimsede hayır
yoktur. -
Allahın verdiği rızka
râzı olan kimseyi, başkalarının elinde bulunan ni’metler mahzun
etmez. -
Sanat, altın bileziktir. -
Zararın neresinden dönülürse kârdır. -
Çalışmayıp herkese muhtaç kalanların, dini ve aklı noksan
olur. -
Kanaat gibi zenginlik olmaz. -
Mal kazanmakla, şeref kazanılmaz. -
Müslümanlık nimetlerinin ortadan kalkmasına sebep bunların kıymetinin
bilinmemesidir. Elinizden alan Allahü teâlâdır. Allahü teâlânın adet-i
ilahiyesi şöyledir ki, iyi işleri sevdiği kullarına, kötü işleri
düşmanlarına yaptırır. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen, "Ni'metlerimin kıymetini bilir şükür
ederseniz onları arttırırım. Kıymetini bilmez, nankörlük ederseniz,
elinizden alır, şiddetli azap ederim" buyuruyor. Her nimet için de
böyledir. Şükür etmek, o nimeti izin verildiği ve emredildiği yerde
kullanmak demektir. Dil ile elhamdülillah veya çok şükür demek şükür etmek
olmaz. Buna "hamd" denir. Hamd dil ile, şükür beden ile yapılır. Göz
nimetine şükür etmek için Allahü teâlânın bak dediği yere bakılır, bakma
dediği yere bakılmaz. İman nimetine şükür etmek için de, onu Allahü
teâlânın diğer kullarına ulaştırmak gerekir.
Son
nefeste Allah demek isteyen -
İmanda değişme olursa nimetlerde de değişme olur. -
Dinimizde, gri yoktur. Siyah beyaz vardır. Ya iman ya küfür.
-
İnsanı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk'a karşı şirk ve
müşrikliktir. İlim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış
olan fesad karanlığı hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve
sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip
sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk'ı tanımadıkça, Hakk'ı
sevmedikçe, Hak teâlâyı hakim bilip, O’na kulluk etmedikçe, insanlar,
birbiri ile sevişemez. Hak'dan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse,
hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur. - Allahü teâlâya inanan ve güvenen
kimse neden mahrumdur. Allah'tan mahrum olan ise neye mâliktir -
Allahü teâlâ dilediğini yapar. İster sebepli ister sebepsiz, dilediği gibi
azap veya lütfeder. Güzel ve doğru Onun dilediğidir. -
Dünyaya zillet, ahirete izzet verilmiştir. -
Kuldan isteyen zelil, Allahtan isteyen aziz olur. -
Dünyayı sevmeyeni Allah sever, insanların elindekini sevmeyeni insan
sever. -
Bu dünyayı mekan sanan hapı yuttu. -
Son nefeste Allah demek isteyen, hemen başlasın. -
Herşeyi Allah için yapmalıdır. Birşeyin içine dünya menfaati girerse,
zemzeme idrar karıştırmak gibi olur. İsterse bir damla
olsun. -
Kâbir insana ibret olarak yetmez mi, kıyamete kadar, daracık yerde nasıl
beklenir. Mutlak olan bir şey var, o da ölümdür. Ne ahmaktır o kişi ki
muhakkak olanı bırakır, muvakkat olana sarılır. -
Kalbinde Allah korkusu çok az olan, dünyâ sevgisi bulunan, haramlardan
sakınmayan, âlim olduğunu söylerse şaşılır. -
Sâlih kimselerden olmadığım hâlde, sâlihleri severim. Kötü kimselerden
daha aşağı olduğum halde, kötüleri sevmem. -
Allahü teâlânın gazab etmesi, cehennem ateşinden
şiddetlidir.
Sevgi itaat demektir, itaat olmadan sevgi
olmaz
-
Dünyanın vefasızlıkta eşi yoktur, dünyayı isteyenler de alçaklıkta ve
bahillikte (cimrilikte) meşhurdur. Aziz ömrünü, bu vefasızın ve değersizin
peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun. -
Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslamiyet
bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü
faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık
olunuz. -
Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zan etmemeli, nefse güç ve acı
gelenleri de şekavet ve felaket sanmamalıdır. -
Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği
şeyleri yapmağa çalışmalıdır. Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen
dünyalıklara aldanmamalıdır. -
Nefs-i emmâreden kurtulmanın alâmeti, insanların övmesi ile ayıplamasını,
eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevmek, önem vermemelerine üzülmek,
basitlik ve akılsızlıktır. -
Hak teâlânın hakimliğini tanıdığınız, emaneti ve emniyeti bozmayarak
çalıştığınız zaman, birbirinizi ne kadar sevecek, birbirinize ne kadar
bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden Allah'ın merhameti
neler yaratacaktır. Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakk'a imanın hasıl ettiği
kardeşliğin neticesi ve Allahü teâlânın merhamet ve ihsanıdır. Gördüğünüz
her musibet ve felaket de; hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın
neticesidir. Bunlar ise hakkı tanımamanın, zulüm ve haksızlık etmenin
cezasıdır. -
Ölmeden önce ölmek ne demektir? Dünya hayatı hayal, ahiret hayatı
hakikidir. İşte buradaki hayalleri hakiki gibi yaşamak, görmek
demektir. -
Nefs, bütün iyiliklerden süzülmüş, sadece bütün kötülüklerin bulunduğu
varlıktır. Her istediği aleyhinedir. Gıdası haramlardır. En ahmak
yaratıktır. Asıl arzusu kendini ilahlaştırmak, kendine tapdırmaktır,
kötülük yaptırmakla tatmin olmaz. -
Dünyanın kıymeti dünya kadardır. Ahiretin kıymeti ahiret kadardır. Dünya
gıdası hazırdır. Ahiretin gıdası dini ilimdir. Ahiretin kıymetinin yanında
dünyanın kıymeti sivrisineğin kanadı kadar değildir. -
Bir iş Allahü teâlâ için değilse at gitsin. -
Dünyanın lezzeti çiledir. -
Dünya hayaldir. Ben diyen mahrum kalır, mahvolur. -
Sevgi itaat demektir. İtaat olmadan sevgi olmaz. Sevginin derecesi
itaatteki sürat ile ölçülür. -
Bu dünyada mukim yok, herkes seferi. Bunu anlayıp tedbirini alana müjdeler
olsun. -
Dünyada en güzel şey dünyayı sevmemektir.
Değer mi........ biraz sabret!
-
En iyi insan kendini en kötü bilendir. En kötü insan, yanına
yaklaşılmayandır. -
Evliyaların sevilmesi; nefsini aradan çektiği, kendi menfaatini
düşünmediği içindir. -
En iyi iş, iyi insanlarla beraber olmak, en kötü iş kötü insanlarla
beraber olmaktır. -
Mü’minin bayramı, günahlarının affedildiği gündür, imanla öldüğü gündür,
Allahü teâlânın rûyetine kavuşmaktır, Peygamber efendimizi görmektir.
-
Hakiki bayram, Rabbimizin huzuruna, yüz akıyla çıkabilmektir. Bu da
büyüklerin vasıtasına binerek, onlarla gitmekle olur.
-
Elini harama uzatan, ateşe elini uzatır. Ayağıyla harama giden, ateşe
gider. Haramı yiyen ateşi yer. Harama bakan ateşe bakar, ateş onu yakar.
Değer mi .... biraz sabret! -
Mü’mine gelen her şey hayırlıdır. -
Başarının sırrı vermektir. -
Kurtulmanın çaresi yok olmaktır. Yok olan, adam olmuştur. Var olan, adam
olamamıştır. Yok olmanın çaresi de peki demektir. Peki diyen yok olur,
hayır diyen mahvolur. Var olan hem kendini, hem etrafını yok eder. Yok
olan hem kendini hem etrafını kurtarır. -
Dünyada ve ahirette, felaketten kurtulmanın tek çaresi var, o da
kurtulanlarla beraber olmaktır. -
Göğsünü kıbleden çevirenin namazının bozulduğu gibi, yüzünü islamiyetten
çevirenin hem dünyası hem ahireti bozulur. -
İbadetlerin çokluğu değil, Allahü teâlâya yakınlık önemlidir. Allahü
teâlâya yakınlıkta ondan korkmak ve sevmektir.
Rûhun
rahatı
az günahtadır -
Dünya zevklerine düşkün olmak nefsi beslemektir. Halbuki nefse düşmanlıkla
emr olunduk. Çünkü nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Bize; nefsinizi
besleyin diye bir emr yok, kalbinizi kuvvetlendirin diye emr var. Nefse
düşmanlık; riyazet ve mücahede ile olur. Riyazet; nefsin arzularını
yapmamak, mücahede ise nefsin istemediği şeyleri yapmaktır.
-
Nefs daima şer, yani haram ister. O halde nefslerine uyanlar cehennem
yolunu seçmektedirler. Haram işleyenler nefsinin esiri olmuşlardır.
Bilmemesi özür olmaz. Cürüm olur. Çünkü, öğrenmek ile emrolunduk.
-
Ceryan hata kabul etmez. Allahü teâlâ ceryanı yarattı. Faydaları çok
çeşitli, ama elini değeni yakıyor. Kontak yapıyor, evler yanıyor.
Kullanmaya göre değişiyor. Su, çok faydaları var ama seller evleri
yıkıyor. Yani hem faydaları var hem de zararları. Nefs de böyle. Nefssiz
olmaz. Nefs, islamiyete uyarak zaptedilirse ilerleme olur. Yani içimizde
olan bu mahluku iyi tanımalı, İslamiyet ile zaptetmelidir. Nefs, seni iman
etmek, haramlardan kaçmak, farzları yapmaktan
alıkoymasın. -
Bir şey için olan hırs ve gayret, ona olan sevginin
neticesidir. -
Müminin kabrinde yüzünün kıbleden çevrilmiş görünmesi, dünya sevgisi
üzerine ölmesindendir. -
Her uzvun, kalbin ve nefsin lezzet aldığı şeyler başkadır. Nefs haram
işlemekten zevk alır. Çünkü gıdası haramlardır. -
Hadis-i kudside buyuruluyorki; (Bir kulum farzları yapar, haram
işlemez, sünnetleri terk etmez, geceleri teheccüd namazı da kılarsa, ben bu
kulumu severim. Ben bir kulumu seversem, o benimle görür, benimle işitir,
benimle gider. İşte ben onun her duasını kabul ederim.) Duanın kabul
olması için ağıza da mideye de dikkat etmek lazım. Vesile ile dua etmek
lazım. -
Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana, doğruluk nasip olmaz.
-
Üç şey kalbi öldürür: Çok konuşmak, çok uyumak ve çok yemek.
-
Vücudun rahatı az yemekte; rûhun rahatı az günahtadır.
-
Gözü harama bakmaktan ve başkalarının ayıplarını görmekten korumalıdır!
-
Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de
söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.
İki
şey ararsınız
ama
bulamazsınız -
Gençliğin kıymetini ihtiyarlar, huzûrun kıymetini huzûrsuzlar, sıhhatin
kıymetini hastalar, hayatın kıymetini ölüler bilir. -
İşlediğiniz günâhları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyilikleri de
gizleyiniz! -
Nefsin aldanmasına, dünyanın yalancı ve geçici tadına kapılan, hayrın
tadını alamaz. Öyle bir kimseyle arkadaşlık edin ki; onda dünya malı hırsı
bulunmasın. -
Hakîki sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de
eksilmeyendir. -
İki şeyi ararsınız ama, bulamazsınız. Bunlar, neşe ve rahatlık olup, ikisi
de Cennette olur. -
İyi komşuluk, yalnız komşuya eziyet etmemek değil, komşunun eziyetlerine
de katlanmak demektir. -
Yılan candan eder, kötü arkadaş hem candan hem imandan eder.
-
İstediklerini vermediğiniz zaman kızan ve küsen hakiki dost değildir.
-
Hep gülmek iyi değil. Gün tövbe ve istiğfar zamanıdır. Yarına çıkacağımız
belli değil. Mümin müminin kıymetini bilmez ise Allahü teâlânın kıymetini
hiç bilmez. -
Evliyanın korkusu kalb kırmaktır. Hiç ölünün diri ile kavga ettiğini
gördünüz mü? -
Abdülhalık Goncdüvani hazretlerine bir genci meth etmişler. O da merak
edip ziyaretine gitmiş. Biraz sohbet ettiklerinde genç demiş ki, "Rabbimin
rızası cehenneme girmemde ise girerim." Abdülhalik Goncdüvani hazretleri
buyurmuş ki, "Senin işin bitmiş! Zira hep mimli, yâni "ben"li
konuşuyorsun. Mimli konuşmak ise nefistendir." Allah muhafaza
eylesin.
-
Başarı nedir? Manisi Nedir? Başarı, öldükten sonra ahirette işe yarar
şeydir. Ahirette işe yaramıyorsa, o başarı değildir. Manisi insanın
kendisidir. İmamı EbuYusuf hazretlerinin mühür olarak kullandığı yüzüğünde
"men amile bi re'yihi nedime" yani, kendi aklı ile hareket eden pişman
olur, yazılıydı. -
Muvaffak olmuş kime denir? Muvaffak olmuş, yaptığının faydasını ahirette
görene denir. -
Kriz insanın içindedir, dışarıda kriz yoktur. -
Dinin emirlerine uymak birinci şarttır. Büyük engel insanın kendisidir.
Nefsimize uymak en büyük engeldir. Bu hiçbir düşmana benzemez. Çünkü o
doğrudan Allahü teâlâya düşmandır. Çocuk doğarken insanın içine düşmanlık
koydu. Her faydalının karşısında zararlısını yarattı. Mektubât-ı Rabbanîde
"Kelime-i tevhid içimizdeki düşmana karşı tek ilaçtır." buyurulmaktadır.
Bir içimizde, bir de dışımızda düşmanlar vardır. Dış düşmanlar belli biz
içimizdeki düşmanı halledelim. Tövbe edelim. Kaza bela ancak dua ile
gider. -
Nefsinin arzularına tâbi olan, Allahü teâlâya nasıl kul olur? Ey insan!
Kime tâbi isen onun kulu olursun.
Asıl marifet çok sevap
kazanmaktır
-
Kalb dünyâ arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden
birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkânı yok, âhireti sevmiş
olamaz. -
Midenin tok olması feyze manidir. Büyükler, çok yemek yemeyin
diyor. -
İnsanın ilmi arttıkça, Allaha sevgisi arttıkça, nefsinden soğumaya, nefret
etmeye başlar. Bu hâle kavuşmak, Allahın lutuf ve ihsanıdır. O kulunu
sevdiğinin alametidir. -
Asıl marifet, çok para kazanmak değil, çok sevab
kazanmaktır. - Dertlerinizi kullara değil, Allahü teâlâya arz edin. Dert ve belânın tamamının kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayı olduğunu unutmayalım. -
Yumuşak ve mülayim olan kazanır. - En büyük ibadet ana babanın kalbini almaktır. Ana babanız sizden razı olmadıkca Allahü teâlânın sevgili kulu olamazsınız. İhsana kavuşma sebebi anne baba duâsıdır. -
Ana-babaya hizmet, Allahü teâlânın emrine, ilim öğrenmeye mani oluyorsa,
sevab değil, günah olur. -
Dua almaya bakın. Üç kişinin hem duası hem bedduası kabul olur
reddolunmaz. 1)Anne babanın 2) Misafirin 3) Mazlum
olanların. - İlk imanımızı anamızdan, babamızdan öğrendik. Onlar ilk mürşîdimizdir. Onun için ana baba hakkı çok büyüktür. Onun için din düşmanları; islamı kökünden kazımak için aile yuvasını yıkmak lazım diyorlar. -
Çocuklarınıza çok ihtimâm gösterin. Kur’anı kerim okumalarına, ehli sünnet
itikadını ve ilmihal bilgilerini öğrenmelerine, Büyükleri tanımalarına ve
sevmelerine çok ehemmiyet verin.
Hiç
kimse yanmasın
düşüncesinde olmalı - Dünyada iken, Allahü teâlânın dinine hizmet edenler, Allahü teâlânın kullarının müşküllerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde, kürsülerde, gölgelerde oturacaklar. Allahü teâlâ onlarla konuşacak. Onlar için ne hesap var ne azap var. -
En zor iş islamiyete hizmet etmektir. Çünkü Allahü teâlâ en zor işi en
güvendiğine ençok sevdiğine vermiştir. Peygamberlere ve vârislerine
vermiştir. -
Başarının sırrı, birlik-beraberlik, dürüstlük, iyi hedef
seçmektir. -
Yanan bir evden birini kurtarmak çok büyük sevap olduğu halde cehennem
ateşinden kurtarmak yanında hiç kalır. Bir kişi daha yanmaktan kurtulsun
diye uğraşmalıyız. Hiç kimse yanmasın düşüncesinde
olmalıyız. -
Müslümanlık dünya ve ahiret saadetidir. Allahü teâlânın en sevdiği şey
imandan sonra kullarına hizmet etmektir. -
Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona iki şey verir. Birincisi; sevdiği bir
kulunu ona tanıştırır. Eshab-ı Kirama Peygamber efendimizi tanıttığı gibi.
İkincisi; ona hayırlı bir iş verir. En hayırlı iş Peygamber efendimizin
yaptığı iştir. -
Allahın dinini, Allahın kullarının ayaklarına kadar götürmek ne büyük
zevktir. -
Müslümanların öğrenmesi lazım olan bilgilere Ulum-i İslamiyye (Müslümanlık
Bilgileri) denir. İslam dininin emrettiği bu bilgileri Resulullah
aleyhisselam ikiye ayırmıştır. Biri, "ulum-i nakliyye", yani din
bilgileri; diğeri "ulum-i akliyye" yani fen bilgileridir, buyurmuştur. Din
bilgileri, dünyada ve ahirette, huzuru, saadeti kazandıran
bilgilerdir. Bunlar
da ikiye ayrılır: "Ulum-i aliyye" yani yüksek din bilgileri ve "ulum-i
ibtidaiyye" yani alet ilimleri. İslam ilimlerinin ikinci kısmı olan akıl
bilgilerinin yani tecrübi ilimlerin iyi öğrenilmesi, ince ve derin din
bilgilerinin kolay ve açık anlaşılmasına yardım eder. Riyazi fizik
öğrenmek, din bilgilerini kuvvetlendirir. Astronomi, aritmetik ve
geometri, dine yardımcı bilgilerdir. Tecrübi fizikteki (tecrübe ve isbat
edilenlere esasen uymayan) birkaç yanlış teori ve hipotezden başka hepsi
dine uymakta, imanı kuvvetlendirmektedir. İlahi fizik (metafizik)
bilgilerinden, çürük, bozuk olanları dine uymaz. Bu ilimler öğrenilince,
din bilgilerinin akli ilimlere uyan ve akli bilgilerle çözülmeyen yerleri
ve sebepleri meydana çıkar ve akla uygun sanılmayan, aklın erişemediği
meselelerin inkâr edilemeyeceği anlaşılır. -
Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir. -
Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü
çektirmemektir. -
Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı
hatırlamaktır. - İnsanın
kıymeti; idrâkinin, ehli sünnet büyüklerinin hakikatlerini anladığı
kadardır. -
İnsana lazım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın
emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda
ilerlemektir. -
Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz
haraptır. Eğer bütün harablıkları, çirkinlikleri verseler itikadımız
düzgün ise, hiç üzülmemeliyiz. Doğru itikad, düzgün itikad, ehli sünnet
itikadıdır.
Naklederseniz
aziz
olursunuz -
Şu iki kişinin çıkardığı fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünyaya düşkün
âlim ve ilimsiz sofu. - Ne söyleyeceğine ve ne zaman
söyleyeceğine
dikkat et! -
Kişinin kelâmı, aklının beyânı, faziletinin
tercümanıdır. -
Alimlerin ziyneti; bilmiyorum demektir. Cahiller, atar atar söyler. Alim,
her kelimeden korkar, vesika bulmadan söyleyemez. Her suale cevap vermek,
bir alim için ahmaklık işaretidir. -
İnsanların çektikleri sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır. Kötü din
adamları, mahsulün önündeki suyu kesmiş kaya’lara benzer. Suyu bırakmazlar
ki mahsul sulansın, hayat bulsun. Taş oldukları için, kendileri de
istifade edemez. -
En iyi mürşid, en iyi alim, en iyi insan nakledendir, vasıta olandır.
Kendinden söyleyen ve kendine bağlayan değil. Sakın ola ki, kendinizden
bir şey söylememeye çalışınız. Dinimiz nakil dinidir. İman ibadet
bilgileri kıyamete kadar aynıdır, değişmez. Naklederseniz aziz olursunuz,
anlatırsanız rezil olursunuz. Ehli sünnet alimlerinin eserlerinden
nakledilirse rabıta teşekkül eder. O mübarek zatın ruhu orada hazır olur.
Diri kalplerin sözleri nakledilirse, Allahü teâlâ feyz ve bereket verir.
Ehli sünnet itikadını, ehli sünnet alimlerinin kıymetli eserlerini yayın.
Doğru iman ibadet bilgilerini duymak insanların en tabii hakkıdır. Bu
kıymetli ve şerefli bir hizmettir. Bundan daha büyük nimet, şeref, rütbe
olamaz. En büyük şerefe büyüklerin bereketi ile
kavuşulur." -
Alim kimdir? Işığı karanlığı
gören kimsedir. Amaya (kör olana) hep karanlıktır. Alim, hakkı batıldan
ayırt eden insandır, islam alimlerinden nakil yapan
kişidir. -
Âlimleri hafife alanların âhireti, ümerâyı hafife alanların dünyâsı,
dostlarını hafife alanların mürüvveti yıkılır. -
Evliyanın menkıbelerini dinlemek, muhabbeti artırır, Eshab-ı kiramın
menkıbeleri imanı kuvvetlendirir, günahları
mahveder. -
Her peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden,
her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise her zamanda her
memlekette, yani dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş
ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse,
hiçbir bakımdan O'nun üstünde değildir. Bu olamayacak birşey değildir.
Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, O'nu böyle yaratmıştır. Hiçbir
insanın O'nu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın O'nu tenkit edecek
iktidarı yoktur. -
Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür. -
Evliyanın sözünde rabbani tesir vardır. -
Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiğiniz yerlerde, ahlakınızla,
sözlerinizle, İslamın vekarını, kıymetini gösterdiğiniz gibi, giyiminizle
de saygı ve ilgi toplayınız. -
Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okuyun. Bunları okumak insanın
şerefini artırır.
-
Bir zaman dilimi ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumak bütün geceyi
nafile ibadetle geçirmekten iyidir. Çünkü öğrendiğimiz şeylerin farzlarla
ilgisi varsa daha çok sevap hasıl olur. -
Başarılı olmanın üç şartı vardır: 1) Akıllı olmak. Akıllı olmak demek,
ahireti tercih etmek demektir. Dünyayı tercih etmek zekiliktir. 2) Siyasi
olmak. a) Karşısındaki insanın yapısına, kültürüne hitap etmek, onun
gönlünü alacak şekilde hitap etmek. b) Dost meclisinde mert konuşmak,
düşman varsa idare etmek. 3) Samimi olmak, ihlaslı
olmak. - İnsanları sonsuz saadete
kavuşturmak en iyi iştir. Allahü teâlânın en sevdiği iş kullarına hizmet
etmektir. [Burada hizmet demek, islamiyeti doğru olarak insanlara duyurmak
demektir. İslamiyeti doğru duymak, doğru öğrenmek insanların hakkıdır.
İslamiyeti yanlış anlatan, nakledildiği gibi değil, çürük aklına, bozuk
ilmine, iğrenç nefsine göre anlatan kötü din adamları, insanların en
kötüsü olup, büyük vebal altındadır.]
Bir
işin delisi
olmadıkça velisi olunmaz -
Size bahşedilen nimetlerin kadrü kıymetini bilin, şükredin. Şükrederseniz
nimetler daha da artar. Şükretmezseniz elinizden alınır. Elinizden
alınınca öyle kalmazsınız. O andan itibaren sizde azabı ilahi
başlar. -
Bir insan bir işin delisi olmazsa, o işin velisi olamaz.
-
Yapmak başarı değil, başarının sırrı sormaktır. -
Kalbinden Muhammed aleyhisselama inanan kimseye müslüman denir. Müslümanın
bütün işleri Muhammed aleyhisselamın şeriatine uygun olmalıdır. Muhammed
aleyhisselamın şeriatine uyan, dünyayı ve haramları sevmez olur. Kalbinde
haram işlemek arzusu kalmayınca, kalbine Allah sevgisi dolar. İçindeki su
boşalan şişeye, hemen havanın dolması gibi olur. Böyle bir kalbde
bilmediğimiz his uzuvları hasıl olur. Dünyanın her tarafını ve kabir
hayatını görür. Heryerdeki sesi işitir. -
Ehli sünnete hizmet kime nasip olursa haline gece gündüz şükretsin,
rabbine hamd etsin. Küfre karşı emr-i mâruf yapılırsa, Allahü teâlâ o
beldenin hak ettiği azâbı tehir eder. Emri maruf yapılmazsa azabı ilahi
gelir. -Hazreti
Ali efendimiz ne buyuruyor; Bir kimse bana bir kelime öğretirse, onun
kölesi olurum buyuruyor. Analarımız, babalarımız bir değil, kaç kelime
öğrettiler. İlk mürşîdimiz analarımız, babalarımızdır. Ninni söylerken,
analarımızdan Allah demeyi öğrendik, masal anlatılırken Peygamber
Efendimizden anlatırlardı. Temeli kalbimize anamız, babamız yerleştirdi.
Onun için onların kulu kölesi oluruz. Anamızın, babamızın, hocamızın,
üzerimizde hakkı olanların kulu kölesiyiz. Dünyada, kim kimi severse,
ahirette onun yanında haşrolacak. İhlas ile yapılan dua kabul olur. İnsan
dînini kimden öğrenirse onu çok sever. -
İmanın şartı altıdır, bunlar inanılacak şeylerdir, imanın esas şartı hubbu
fillah buğdu fillahdır. -
Ehli sünnet yolunda olanları, Allahın dinine hizmet edenleri sevmek hubbu
fillahtır. Kâfirleri, Allahü teâlânın düşmanlarını, 72 fırkada olanları
sevmemek buğdu fillahdır. Bu, sevmek ve sevmemektir. Dövüşmek ve münakaşa
etmek değildir. Hem dostla, hem düşmanla, münakaşa dahi etmemeli.
-
Ehli sünnetten kimseye zarar gelmez. Ehli sünnet fitne çıkarmaz, isyan
etmez. Baştaki kâfir bile olsa, habeşi köle bile olsa ona isyan etmez.
Tarih boyunca böyle olmuştur. -
Üç halde bulunmamalıdır: 1-
Müşrik, 2- Kâfir, 3- Rai... Bu üç kimsenin duası kabul olmaz. Rai, kendi
aklına göre hareket edendir. İslamiyet geldi akıl gitti. (Yani akıl tek
başına doğru yolu bulamaz, bulabilseydi Peygamberler gönderilmezdi.)
Hazret-i Ali buyuruyor ki: "İster alim, ister zalim, ister fasık
olsun başınızda birisi bulunsun, yalnız olmak şeytanla beraber
olmaktır." İki kişi olsa biri emir tayin edilir.
-
Yolunu şaşırmış bir kimseyi, doğru yola çevirmek, on tane kâfirin imana
gelmesinden daha sevaptır. -
Dünyada en mühim, en önemli şey; Ehli sünnet itikadını öğrenmek ve Ehli
Sünnet itikadında olmak ve Ehli Sünnet itikadını tatbik etmek. Bundan daha
mühimi de Ehli Sünnet itikadını yaymaktır. Bu nimet kimde var ise, afiyet
olsun, müjdeler olsun.
Kendinden
tiksinmeyen kurtulamaz -
Allahü teâlâ bir kulunu severse onu fakih (yani dinde âlim) yapar, daha da
çok severse onu fıkhı yayıcı yapar. Bu hizmetlerde (yani Allahü teâlânın
ihsanıyla Onun dinini, Onun kullarına doğru olarak, bozmadan ulaştırırken)
ben demek bid'attir. Bida't ehli cehennem köpeklerindendir, bid'at ehline
büyüklerin feyz ve ihsanları gelmez. Bid'atlerin başı ben demektir. Bu ben
demek ise Allahü teâlâdan, büyüklerden gelen feyz ve bereketi
keser. -
Nefsini aradan çekiniz. Kimseyi tenkit etmeyiniz kendinizi beğenmeyiniz,
kendinizden iğreniniz, kendinden tiksinmeyen kurtulamaz. Yapmadığınızı
söylemeyiniz. Bir gün öleceğiz ve yaptıklarımızın hesabını
vereceğiz. -
Abdullah-i Dehlevi hazretlerine birisi gelmiş, "Efendim himmet istiyorum"
demiş. Mübarek buyurmuşlar ki; "Ben evden birşey getirmedim" Hocasına
işaret buyurmuşlar. Eğer hocasına gitseler o da kendi hocasına
gönderecektir. Allah adamları işte böyledir. Evden bir şey getirmezler.
-
Evliyayı kiramın himmeti, yayından çıkan oku, namludan çıkan mermiyi geri
çevirir. Evliyaya muhabbet edene, sevene de böyle kuvvetli himmet gelir.
-
Evliyânın vefâtından sonra feyzi, bereketi daha artar. Kınından sıyrılmış
kılıç gibidir. Tasarrufu daha tesirli olur. -
Kim, Allahü teâlânın sevdiği bir kulu incitirse, yedi kat gökten düşmüş
gibi olur. -
Cenab-ı Hakkın bize verdiği bu nimet çok büyük. Bizi insan olarak yarattı,
hayvan değil. Müslüman olarak yarattı, gayrimüslim değil. Ehli Sünnet
olarak yarattı, bidat ehli sapık değil. Evliyaları sevdirdi. Bu büyükleri
tanımayı nasip etti. Bunlar çok büyük nimetler. Bunları verdi daha ne
vermedi ki? -
Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumak günah işlemeye mani olur. Aklı
fikri, kalbi iyi şeylerle meşgul ettiğinden günah işleyecek ortam olmaz.
-
Teberri etmedikçe tevelli olmaz. Yani insan önce buğz-ı fillah eder sonra
Cenab-ı Hakkın sevgisi kalbe yerleşir. Yani, önce ne kadar Allahın
düşmanlarına düşman olursa, o kadar cenab-ı Hakkın sevgisi kalbe
girer. -
Zikir, fikir insanlara hizmet etme durum ve imkanı yok ise yapılır.
İnsanlar hizmet beklerken zikir ve fikirle
uğraşılmaz. -
Dünyaya ne kadar değer vermezsen dünya hakkında her söylediğin o kadar
değerli olur. - Bir
halifesine bir mübarek zat vazife vermiş.Yola uğurlarken ''Gittiğin yerde
Allahlık ve Peygamberlik davasında bulunma' 'buyurmuş. Talebesi
estagfirullah deyince, ''Her dediğim olsun dersen Allahlık davasıdır.
Sadece Allahın her dediği olur. Bana uymayan kötüdür, bozuktur dersen bu
da peygamberlık davasıdır'' buyurmuş. -
Başarının sırrı, günahlardan sakınarak sabretmek, insanlara güler yüz
göstererek iyilik etmek. Yani tatlı dil ve güzel siyaset, herkesi memnun
etmektir. -
Kıtmir bir köpekti. Eshab-ı kehfin köpeği idi. İstisna olarak Cennete
gitti. Siz kim olduğunuza değil, kimlerle olduğunuza
bakın. -
Dini yaymakta sabırlı ol; cömert ol; yumuşak ol; affedici ol. Dine hizmet
etmekte üç esas var: İtaat, ihlas, sevgi. Eshab-ı kiramın başarısının
sebebi, birbirlerini sevmeleridir.
Akıl
ahireti, göz dünyayı görür -
Hasta olan, ilaç kutularını raflara dizse, ilaçları kullanmadığı müddetçe
ne faydası olur? Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını rafa dizip okumayan
veya okuduğu hâlde amel etmeyen nasıl adam olur ki? -
Dine hizmet etmek isteyenin, siyaset ilmini yani insanların halini,
zamanın ve ülkenin şartlarını bilmesi gerekir. Yahut bunları bilen basiret
sahibi bir kimse ile istişare etmelidir. Dine hizmet edecek kimsede şu üç
vasfın bulunması gerekir. Bunlardan biri noksan olursa, hizmette başarı
azalır. Hiç biri olmazsa fıtne çıkar. Bu üç vasıf: Tatlı dil, güleryüz,
cömertlik ve ihlas. -
Muteber olan sondur. Son nefeste "Allah!" diyeceği yerde, "Aman kurtar
beni doktor!" diyen tehlikededir. Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Hep
abdestli duran, son nefeste Allah diyerek ölür. -
Büyüklerin isimleri yazılı olan levhalara bakılınca o zatlar
hatırlanırlar, hatırlanınca ruhları biiznillah hazır olur, hazır olunca
feyz gelir. -
İstifade hasıl olması için, verenin olgun, alanın uygun olması gerekir.
Uygun olmak haram işlememek, kalb kırmamak, kendini beğenmemek ve
gadaplanmamakla hasıl olur. -
Akıl ahireti, göz dünyayı görür. -
Allahü teâlâ sevdiğine iki nimet verir. Ona sevdiği bir zatı tanıtır ve
bir de hayırlı iş nasip eder. Daha çok severse çeşitli belâ verir.
-
Küfrü, kâfirleri sevmemek ve ibâdetlerin kolay gelmesi iman alametidir.
-
Söz, etkisiz ise, ya dinleyenin kalbi kararmıştır veya söyleyen,
söylediğini yaşamıyordur. -
Emr-i maruf yapan, sevimli ve cömert olur, hiçbir menfaat beklemez.
-
Halkın kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetsiz, Hakkın kıymet verdiğine
kıymet veren azizdir. Hakkın aziz ettiğini, kimse zelil edemez.
-
Kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal
eder. -
Evliyanın hayatını okuyanın kalbinden dünya sevgisi çıkar, yerine Allah
sevgisi dolar ve ihlası artar. Bir müslüman, Ehl-i sünnet kitaplarını
alıp, bir rafa hürmetle koysa, o kitapları o evde bulundurduğu için Allahü
teâlâ, o kimsenin imanla ölmesini nasib eder.
İnsanın
en büyük
yarası -
Her müslümanın yanında bir Ehl-i sünnet kitabı
bulunmalıdır! -
Müjdeler olsun imanı olanlara ve ibadetini ihlasla yapanlara... yazıklar
olsun üç paralık dünyaya ibadetini değişenlere. -
Allahü teâlâ, ne yaptığınızı görüyorum, biliyorum diyor. Onun gördüğünü
bildiğiniz halde ikiyüzlü olmaya lüzum yok. İhlas; içini de dışını da
temizlemek demektir. -
Allahü teâlânın her emrinde mutlaka nefsi kırma payı
vardır. -
Bazı yerlerde, ben bu işten anlamam demelidir. Çünkü, insana bazı
felaketler kendine güvenmesinden, güzelliğinden, zenginliğinden
gelir. -
Emri maruf yapmak, her müslümana farzdır. Bu tebliğe evvela kendi
nefsinden başlanır. -
İnsan düşmanını iyi tanıması lazım. En büyük düşman, insanın
nefsidir. -
İnsanın en büyük yarası hubb-i dünyadır. (dünya
sevgisidir) -
İnsanın nefsi, Allahü teâlâya düşmandır, bize daha
düşmandır. -
Günahlara mübtela olanlar, kendi kendilerini yakar. -
Emîre itaat vacibdir. İtaat edilmezse, isyan edilirse, Allahü teâlâ
verdiği nimeti alır. -
Amirlik memurluk için gelmedik bu dünyaya... Amirlik değil, hizmetkârlık
zamanıdır. Nefsimizin arzusu için amirlikten Allah bizi korusun.
Başınızdaki amire, içinizde veya dilinizde bir buğzu adavet varsa, bunun,
sizin için bir felaket olduğunu bilin. Neticede Cenab-ı Hak sizi bu
nimetten mahrum eder. -
İslamiyetin yayılmasına mâni olmayan sevilir. -
Allah'tan en çok korkanlar, O'nu bilenlerdir. İlim arttıkça korku
artar. -
Bir tel parçası ol, fakat büyüklerin ceryanını naklet. İşte saadet
odur. -
İş, büyüklerin vasıtasına binebilmek, girebilmektir. Nâehilleri de
atmazlar -
Evliyayı kirâmın ruhlarından, hayatta iken feyz alındığı gibi,
vefatlarından sonra da feyz alınır. Hatta daha çok feyz verirler. Yeter ki
sevgi, muhabbet olsun.... Ehli sünnet itikâdı olsun, haram işlememek
olsun, birde namazları doğru kılmak oldu mu feyz kesilmez,
artar. -
Peygamber efendimiz buyuruyor ki, ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki,
dînini îmanını muhafaza etmek avucunda ateşi tutmak gibi olacak. Onun için
rabbena duasını çok okumak lâzım. -
Ehl-i bid'atın yüzüne gülenin dini yıkılır. -
Sözün tesir etmesi için, yakîn olması lazımdır. -
Bir insana İslamiyeti anlatmak isteyende şu üç vasfın olması şarttır;
yoksa hem kendisine hem karşısındakine zarar verir: 1) Karşısındakinin
dinini bilecek. 2) Dünyasını bilecek. 3) İslamiyeti ve ilm-i siyaseti
bilecek. -
Bilmek, yapmak içindir. -
Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri
yapmakta gevşek davranmak, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda
gevşek davranan da mârifete, Allahü teâlânın rızâsına
kavuşamaz. -İlmin
evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhâfaza, sonra da
yaymaktır.
İnsanların
en
alçağı -
Kim ilmi ararsa öğrenir. İlmi öğrenen, günah işlemekten korkar. Günahtan
korkan ondan kaçar. Ondan kaçan ise kıyâmet günü hesaptan
kurtulur. -
Din kardeşimin bir ihtiyâcını görmem, bir sene nâfile ibâdet etmemden daha
önemlidir. -
İnsanların en alçağı, din kisvesi altında dünyâ menfaati sağlayandır.
-
İlimde cimrilik yapan kişiye Allahü teâlâ üç belâ verir: Ya ölür, ilmi
gider. Yâhud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar,
öylece ilmi gider. -
Peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe var mı?
-
İnsandaki en üstün haslet, kâmil akıldır. Eğer o yoksa, güzel edebtir. O
da yoksa, kendisiyle istişâre edilecek şefkatli bir kardeştir. O da yoksa,
devamlı sükûttur. O da bulunmazsa, ölmektir. -
Bir âlimin sakınması gereken en önemli husus; Allahü teâlânın haram
kıldığı şeylerden uzak durması ve dünyâya gönül
bağlamamasıdır. -
Mazisini, büyüklerini tanıyamayan, büyüklüklere talip olamaz.
-
Evliyanın sohbetine kavuşan, şeytanın elinden kurtulur, her an Allahü
teâlâ ile birlikte olur. -
Arifin alameti; susması, tefekkürü, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünmesi,
gördüklerinden ibret ders alması ve Allahü teâlânın razı olup beğendiği
şeyleri istemesidir. Seninle yediğini, içtiğini, alışveriş ettiğini,
eğlendiğini görürsün, ne var ki Onun kalbi Allaha bağlıdır, boş yere
konuşmaz. -
Büyükler, Peygamberlerin varisleridir. Ne mutlu onları tanıyanlara. Sevmek
şöyle dursun, tanımak bile ne büyük nimet. Hele tanıdıktan sonra sevdi mi,
saadete kavuşur, feyz yolu açılır. Kalbden kalbe feyz gelmeye
başlar. -
Allahü teâlâ, müminlere hizmet edeni sever. Dünyalarına hizmet etmek
kıymetli ama, âhiretlerine hizmet etmek daha kıymetli. Yeter ki, Allah
için olsun... -
Kur'an-ı Kerîm de açık bildirilen birşeye inanmayan, ehemmiyet vermeyen
kâfir olur. Hadîsi şerifde açık bildirilen bir şeye de inanmayan kâfir
olur. Kur'an-ı Kerîme de, Hadîs-i şeriflere de hakaret eden kâfir olur.
İslâm alimleri sözbirliği ile haram dedi ise ona da inanmayan kâfir olur.
Allahü teâlâ bazı şeyleri açık bildirmedi, merhametinden dolayı, ehemmiyet
vermeyen kâfir olmasın diye açık bildirmedi. Müslümanları kâfir olmaktan
kurtarmak için açık bildirmedi. Peygamber efendimiz de hepsini açıkca
bildirmedi; açıkca bildirilmeyen, kapalı yerlere inanmayan kâfir olmaz,
bid'at ehli olur. Müctehidlerin sözbirliği olan, dört mezhebde de haram
olan bir şeye ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Müctehidlerin söz birliği ile
bildirdiği nass olur. Peygamber efendimiz bildirmiş gibi olur. -
Ne mutlu Allah’ın dinini doğru olarak yayanlara. Kitap ile ilim ile
yaymanın sevabı, dövüşerek şehit olanın sevabından daha
çoktur. -Evliyâlar
da Allahü tealânın sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Onlar da dünyada dostla
düşmanı ayırmazlar. Dostlara yaptıkları iyi muameleyi düşmanlara da
yaparlar. Düşmanlar, dostlarla karışıp evliyanın huzuruna gelirler, evliya
onlara hiç düşman muamelesi yapmaz, dostlarına olduğu gibi, onlara da
ikram ederler, tatlı konuşurlar. Onlar da, bu adam benim düşman olduğumun
farkında değil, bana dost muamelesi yapıyor dermiş. Evliyanın dostla
düşmanı ayırmaması, nîmet vermek bakımındandır.
Kişi
sevdiği
ile beraberdir -
Allahü teâlâ, evliyamı gökkubbem altında gizlerim”, buyuruyor. Burada
gökkubbeden maksat, sıfat-ı beşerdir. Yani Allahü teâlâ evliyasını insan
sıfatları ile gizler. -
Bütün kemâlât ve faziletler büyüklerin sevgisinde ve onlara uymaktadır. Bu
ele geçtimi herşey ele geçmiş demektir. -
Uyku miskinliktir. Basit insanlar kendilerinden geçip saatlerce uyurlar.
Amma, Allahın veli kulları az uyurlar. Onlara bir saatlik uyku bile yeter.
Onlar uyumakla zamanı boşa geçirmezler. Her akşam iman duası okumalıdır.
Bir günaha tövbe etmemek, o günahı işlemekten daha büyük
günahtır. -
İman ışık gibidir. Azalır, çoğalır. Azalır çoğalır, ama yok olmaz. Ne
zaman küfre düşülürse Allah muhafaza, yok olur. Evliyanın ki çok çok
parlaktır. O kadar fazladır ki onlar için geceler bile gündüz gibidir.
Onun için evliya gece bile uyuyamaz. Ancak gafiller gündüz vakti bile uzun
uzun uyurlar. Azalıp çoğalan imanın kendisi değil, parlaklığıdır.
-
Müslümanlara hubb-i fillah ve buğd-i fillahı anlatın. Nasibi olana herşey
bunun içinde vardır. -
Büyükler, kıyamete kadar kendilerine tabi olanları, olacakları isimlerine
ve memleketlerine varıncaya kadar bilir ve görürler. İmam-ı Rabbanî
hazretleri buyuruyor ki: "Erkeklerden ve
kadınlardan bizim yolumuza girmiş olanların ve kıyâmete kadar, vâsıtalı ve
vâsıtasız girecek olanların hepsini bana gösterdiler. İsimlerini,
soylarını ve memleketlerini bildirdiler. İstersem, hepsini bir bir
sayarım. Hepsini bana bağışladılar. -
Bir büyüğü tanımak demek, Allahü teâlânın sevgili kulu olduğuna, her
halinin ve sözünün Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflere uygun olduğuna, her
sözüne itaat edilmesi gerektiğine, yardım istendiğinde mutlaka yardım
edeceklerine inanmak demektir. -“El
mer'u mea men ehabbe”
(Kişi sevdiği ile beraberdir) hadis-i şerifine göre, herkes bu dünyada
kimi severse ahiretde onunla beraber olacaktır. Her hadis-i şerif bir
ayet-i kerimenin açıklamasıdır. Bu hadis-i şerif de Maide suresindeki "Müşrikleri ve yahudileri severseniz
onlardan olursunuz" mealindeki ayet-i kerimenin açıklamasıdır. Burada,
müşriklerden maksat hıristiyanlardır. Çünkü onlar hâşâ Allahü teâlâ üçdür
dedikleri için müşrik olmuşlardır. -
Büyüklerden istifade iki şekilde olur: Birinci yol, onları kalbinde
bulundurmaktır. Onlarla her zaman rabıta halinde olmaktır. [Burada
muhabbetin sevginin idaresi bize aittir.] İkincisi onların kalbine
girmektir. Bu çok zordur, kalblerine girebilmek için çok ağır
imtihanlardan geçirirler. Fakat bir kere kalblerine girdikten sonra gerisi
kolaydır. Kalbine giren kimse artık onların kalbine gelen her şeye ortak
olur. Hem feyzlere, nurlara, hem de bela ve musibetlere. Bu yola girenin
bela ve musibetlere hazır olması lazımdır. Çünkü yolun sahibi yani
Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem böyle idi. Resulullah
efendimiz, "Hiçbir peygamberin
çekmediği sıkıntıyı ben çektim" buyuruyor. -
Bizim dinimizin iki ayağı, iki kolu, iki esası, iki gözü vardır. Biri
öğrenmek, diğeri öğretmektir. Ancak, öğrenmeden öğretmek olmaz.
-
İslamiyet nerede ise ilim oradadır. İlmin olduğu yerde de islamiyet
vardır. İlim ile islamiyet iç içedir. Hıristiyanlıkta ve diğer dinlerde
ise iş tersinedir. İlim rütbelerin en üstünüdür. Dünyadaki bütün rütbeler
üst üste konsa, ilim bunların da üstünde yer alır. -
Haddini bil, kanaat et, çok konuşma, rahat et. -
Salih müslüman şu dört şeye öncelik vermeli: 1-Ehli sünnet alimlerinin
kitaplarını okumalı. 2-Okuduklarını doğru anlamalı. 3-Yaşamalı.
4-Yaymalı. -
İlim dini beslemek içindir, yoksa dünya nimetlerini yutmak için
değil. -
Günah işlemekten sakınmayan âlim, elinde lâmba tutan köre benzer.
Başkalarına yol gösterir; fakat kendi görmez!.. -
Düşmanın belini kıracak darbeyi yapmazsan, vuracağın her darbe onu
kuvvetlendirir. -
“Allahümmağfirli velivâlideyye, veli üstaziyye, velil mü’minine vel
mü’minat, vel müslimîne vel müslimât, el ahyâ-i minhüm vel emvat.
Birahmetike yâ erhamerrahîmîn” Bu istiğfar, günahların affedilmesine sebep
olur. Günahı olmayanlar içinse; ileride günah işlemekten korunması
içindir. Günah işlemeyecek hale gelmek içindir.
Önceliğin ne, kalbinde ne var?
-
Ahireti sermayen, dünyayı bu sermayenin kazancı yap. Sakın dünyanı
sermaye, ahiretini onun kârı şeklinde yapma. -
Hadis-i şerifte, dünya hırsı, iki aç kurttan daha çok zarar verir,
buyuruluyor. Dikkat edin, daha çok zarar verir, buyuruluyor. Aç kurt bir
koyunu yakalayıp karnını doyurmaz. Bütün koyunları boğmadıkça rahat
edemez. Allahü
teala insanlara iki tane bardak ihsan etti. Bu iki bardaktan biri som
altın, diğeri çömlek. Altın olan yere düşse de kırılmaz. Öbürünü bir
elinden düşürsen parça parça. Birinin üzerinde ahıret, diğerinde dünya
yazıyor. Ahıret yazana dünyalık da girse ahiretlik oluyor. Dünya yazana
ahıretlik de girse dünyalık oluyor. İngilizler buna priority derler. Yâni
önceliğin ne? Kalbinde ne var? Bu herkeste bellidir. Bunu ölçecek bir şey
yok. Ahıret bardağı pasaport gibi. Vizeleri tamam. Kabirde, sıratta, her
yerde geçiyor. Cennetten gelmiş, sâhibini de cennete götürüyor. Ya biz ne yapıyoruz? Gaflet burada
başlıyor. Bir gün o bardağı alıyoruz öne, bir gün öbürünü. Halbuki tut
ahıret bardağını bırakma. Yapılan işte netice alabilmek için Allah rızası
için yapılması lazım. Niyet bu olmazsa sıkıntı olur, fayda yerine zarar
hasıl olur. -
Kalp, birçok tarafa yönelebilir. Onu hangi tarafa yönlendirirsen, öteki
taraflar kapanır. Bir kimse hem dünyâya ve hem de âhirete yönelemez.
Bunlardan biri diğerine mâni olur. -
Allahü teâlâ, vicdanlardaki gizli sırlara, insanın her nefeste ve her
hâldeki hâline muttalîdir, hepsini bilir. Hangi kalbi kendisine yönelmiş
görürse, onu felâketlerden, sıkıntılardan, sapıklıklardan ve fitnelerden
muhâfaza eder. -
İnsan kendini Kelime-i tevhide, yani "La ilahe illallah" demeye
alıştırmazsa, ölüm döşeğinde iken onu hatırlaması ve söylemesi güç
olur. -
Hakiki yaşamak; nefsin arzularını, haram ve zararlı isteklerini yerine
getirmemek demektir. -
Allahü tealaya en yakın olan, ahlakı güzel, kalbi rahat olandır. En üstün
amel, kalbin Allah'tan başkasına yönelmemesidir. -
Kalbinde, bir kimseye düşmanlık veya sevgi hali bulursan, onu dinin emir
ve yasaklarına arz et! O kimse onlara göre sevimli ise, sen de sev! Kötü
ise, sen de kötü gör! Hiç kimseyi kovma! Hiç kimseye darılma! Kimsenin
aleyhinde konuşma! -
İnsanlara rehberlik eden kimsede şu hasletler bulunmazsa, o rehberlik
yapamaz. Kusurları örtücü ve bağışlayıcı olması, şefkatli ve yumuşak
olması, doğru sözlü ve iyilik yapıcı olması, iyiliği emredip,
kötülüklerden men edici olması, misafirperver ve geceleri insanlar uyurken
ibadet edici olması, alim ve cesur olması. -
Şükrün esası, nimetin sahibini bilmek, bunu kalb ile itiraf etmek ve dille
söylemektir. -
Kalb dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden
birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkanı yok, ahireti sevmiş
olamaz. -
Mümin, insanlara karşı yüzünden sevinçli olduğunu gösterir. Fakat kendi
mahzundur. Peygamber efendimiz; "Müminin sevinci yüzündedir. Halbuki
kalbi mahzundur." buyurmaktadır. Müminin tefekkürü, düşünmesi,
ağlaması çok, gülmesi azdır. Tebessümü ile kalbindeki hüznü gizler.
Dışarıda geçimini temin etmekle uğraşıyor görünür, kalbi Rabbini anmakla
meşguldür. Çoluk çocuğu ile uğraşıyor görünür, kalbi Rabbi
iledir.
Sermaye kurtarılmadıkça, kazancı
olamaz
-
Mü'minin, en önce farzları yapması lazımdır. Farzları bitirdikten sonra,
vacib ve sünnetleri yapar. Ondan sonra, nafilelerle meşgul olur. Farz
borcu varken sünnet ile meşgul olmak, ahmaklıktır. Farz borcu olanın,
sünnetleri kabul olmaz. Hz. Ali'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte,
Resulullah efendimiz buyuruyor ki: "Üzerinde farz borcu olan kimse,
kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse,
kazasını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nafile namazlarını kabul
etmez." Mümin, bir tüccara benzer. Farzlar onun sermayesi, nafileler
de kazancıdır. Sermaye kurtarılmadıkça, kazancı
olamaz. -
Kötü arkadaşları terket. Onlara sevgi duyma, salihleri sev. Yakının bile
olsa, kötü arkadaştan uzak dur. Uzak bile olsa, iyi arkadaşlarla beraber
ol. Kimi seversen, seninle onun arasında bir yakınlık hasıl olur. Bu
bakımdan, sevgi beslediğin kimsenin kim olduğuna iyi
bak. -
Kötü kimselerle düşüp kalkman, seni, iyi kimseler hakkında kötü zanna
düşürür. Ehli sünnet alimlerinin gölgeleri arkasında yürü, felah bulur
kurtuluşa erersin. -
Düşüncen, yiyecek, içecek, giyecek ve dünya lezzetleri olmasın. Bütün
bunlar, nefsin ve insan tabiatının istediği şeylerdir. Kalbin düşüncesi
nerede, nefsin ve tabiatın istekleri nerede? Kalbin düşüncesi Allahü
teâlâdır. Senin düşüncen, Rabbin ve O'nun katında bulunan nimetler
olmalıdır. Dünyadan (haram ve şüphelilerden) ne terkedersen, mutlaka bunun
karşılığında ahirette ondan daha hayırlısı vardır. Ömründe sadece şu
içerisinde bulunduğun günün kaldığını farz et de ahiret için hazırlık
yap. -
Sana fayda vermeyen şeyler hakkında konuşmayı bırak. Dünya ve ahirette
sana fayda verecek işlerle uğraş. Boş işlerle uğraşmayı bırak. Kalbinden
dünya düşüncelerini çıkar. Çünkü yakında dünyadan alınacak, ahirete
götürüleceksin. Dünyada rahat ve hoş bir hayat arama. Resul-i ekrem; "Hayat, ahiret hayatıdır"
buyurdu. - Allahü teâlâdan dünya ve ahiretin hayırlarını iste. Sakın; "Ben istiyorum. Fakat Allahü teâlâ vermiyor, ben de bundan sonra istemeyeceğim." deme. Duaya devam et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmiş ise, Allahü teâlâdan istedikten sonra, Allahü teâlâ onu sana gönderir. Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allahü teâlâ seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rıza gösterme nimetini ihsan eder. Eğer Allahü teâlâ senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allahü teâlâya fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allahü teâlâ sana razı ve memnun olacağın bir hal verir. Eğer, ezelde borçlu olmak takdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak için dua edersen, Allahü teâlâ alacaklıyı sana kötü muamele etme halinden vaz geçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama haline çevirir. Eğer dünyada borçlu halden kurtarmazsa buna karşılık sana bol sevap verir. -
Kardeşinin sana yaptığı nasihatı kabul et. Ona muhalefet etme. Çünkü o,
senin kendinde göremediğin şeyleri görür. Bunun için Resul-i ekrem; "Mümin, müminin aynasıdır."
buyurmuştur. Mümin, din kardeşine yapmış olduğu nasihatlerde samimidir.
Onun göremediği şeyleri bildirir. Ona, iyilikler ve kötülükler arasındaki
farkı gösterir. Ona, lehinde veya aleyhinde olan şeyleri
anlatır. -
Acele etme! Acele eden, ya hata yapar veya hatalı duruma yakın olur. Ağır
ve temkinli hareket eden, o işte ya isabet kaydeder veya isabet etmeye
yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket etmek. Allahü
teâlâdandır. Umumiyetle aceleye sebep, dünyalık toplama hırsıdır. Kanaat
sahibi ol. Kanaat bitmeyen bir hazinedir.
Sabredin, feryad
etmeyin - Allahü teâlâdan hakkıyla haya ediniz. Gaflette olmayınız. Zamanınız, zayi olup gidiyor. Halbuki siz, yiyemeyeceğiniz şeyleri toplamak, ulaşamayacağınız şeylerin peşinde koşmak, oturamayacağınız binaları kurmakla meşgul oluyorsunuz. Bütün bunlar size, Rabbinizin huzurunda hesap vermek için duracağınızı unutturuyor. -
Senin dilin güzel ve tatlı; yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi
gülüyor, ya kalbinin hali nasıl? Cemaat içinde iyi görünüyorsun, ya yalnız
iken, yanında kimse yok iken nasılsın? Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz
kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf
Allahü teâlânın rızasını gözeterek yapmazsan, nifak üzere ve Allahü
teâlâdan uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah için yapmadığın bütün
işlerin, bütün sözlerin, adi ve bayağı niyetlerin için tövbe
et. -
İnsanlara gösteriş için, onların rızalarını almak için amel yapıp, sonra
da bunu Allahü teâlânın kabul etmesini istemek yakışır mı? Hırsı,
şımarıklığı, azgınlığı ve dünyaya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neşeni
biraz azalt. Biraz hüzünlü ol. Çünkü sen, hüzün evinde ve dünya
hapishanesindesin. Resul-i ekrem daima tefekkür ederdi. Sevinçleri az,
hüzünleri çoktu. Az gülerdi. Sadece başkasının kalbini ferahlandırmak için
tebessüm buyururlardı. -
Kulun Allahü teâlâyı sevmesinde samimi olup olmadığı, başına bela ve
musibet geldiği zaman ortaya çıkar. Bela ve musibet geldiğinde sabır ve
sükun halini muhafaza edebiliyorsa, o gerçekten Allahü teâlâyı seviyor
demektir. Musibet ve fakirlik zamanında sebat gösterebilmek bu sevgiye
delil ve alamet yapıldı. Birisi Peygamber efendimize;"Ben seni seviyorum."
deyince; "Fakirlik için bir elbise
hazırla." buyurdu. Bir başkası gelip Peygamber efendimize; "Ben Allahü teâlâyı seviyorum."
deyince; "Bela için elbise
hazırla." buyurdu. - Halinizden şikayette bulunmayın. Sabredin, feryad etmeyin. Doğruluk üzere devam edin. İsteyin, istemekte bıkkınlık göstermeyin. İçinde bulunduğunuz istenmeyen hallerden dolayı ümitsizliğe düşmeyin. Daima ümitli olun. Birbirinize düşman değil, kardeş olun. Birbirinize buğz etmeyin. -
Allahü teâlâya, rızası için yapılan sabırlar ve tahammüller, asla
karşılıksız kalmaz. Onun için bir an olsun sabrediniz, mutlaka, senelerce
bu sabrın mükafatını görürsünüz. Ömrü boyunca kahraman lakabıyla meşhur
olan, bu lakabı, bir anlık cesareti neticesinde kazanmıştır. Allahü teâlâ
Kur'an-ı kerimde mealen; "Şüphesiz
ki, Allah sabredenlerle beraberdir." buyuruyor (Bekara suresi:
153) -
Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat
kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe
hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tövbe kapısı açıkken ve elinizde bu
imkan varken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Dua etmeye imkanınız
varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat
biliniz.
Sabır
insana mahsustur.
Hayvanlarda sabır yoktur. -
Mümin kimse küçük günahları da büyük görür. Peygamber efendimiz; "Mümin kimse, günahını dağ gibi
görüp, kendi üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını burnu
üzerine konan ve hemen uçan sinek gibi görür."
buyurdu. - Ne oluyor ki, seni, komşunu; yemede, içmede, giymede ve başka şeylerde kıskanır görüyorum. Bu nasıl iş? Bilmiyor musun ki, bu senin imanını zayıflatır. Mevlanın yanında kıymetin kalmaz. Seni, Allahü teâlânın gazabına uğratır. Peygamber efendimiz; "Allahü teâlâ, hasetçi kimse nimetimin düşmanıdır," buyurdu." diye bildirmiştir. Resul-i ekrem bir hadis-i şerifte; "Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, haset de iyilikleri yer." buyurdu. Sen, haset ettiğin kimseyi, hangi ve ne hususta haset ediyorsun. Onun kısmeti için mi, yoksa kendi kısmetin hususunda mı haset ediyorsun? Eğer onu, Allahü teâlânın ona kısmet olarak verdiği şeyde haset ediyorsan, ona haksızlık etmiş olursun. Haset ettiğin kimse, Allahü teâlânın kendisi için takdir ve taksim ettiği nimetin içerisinde bulunmaktadır. Sen onu, Allahü teâlânın bu ihsanından dolayı haset etmekle, ne kadar haksızlık ve cimrilik yaptığını, ne kadar akılsızlık ettiğini biliyor musun? Eğer onu, sana takdir edilenin onun eline geçeceğinden endişe ederek kıskanıyorsan, bu senin çok cahil olduğunu gösterir. Çünkü senin kısmetini başkası yiyemez. Muhakkak ki Allahü teâlâ sana zulmetmez. Allahü teâlâ senin için takdir ettiğini, sana nasip olarak verdiğini, senden alıp başkasına vermez. -
Allahü teâlânın verdiği nîmeti, O’nun sevdiği yerde harcamak şükür;
sevmediği yerde kullanmak ise küfrân-ı nîmettir (nîmeti inkâr etmektir).
-
Belâya şükretmek lâzımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka belâ yoktur
ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allah, senin iyiliğini
senden iyi bilir. -
Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün! Eğer o sözü söylemediğin zaman mesul
olacaksan söyle. Yoksa sus! -
Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Meleklerin ise sabra
ihtiyâcı yoktur. -
Allahü teâlânın, her yaptığımızı her düşündüğümüzü bildiğini
unutmamalıyız. İnsanlar birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise, hem
dışını, hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin işleri ve düşünceleri
edepli olur. -
Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem, yalnız ömrümdür.
Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan
nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır.
O hâlde bu günü elden kaçırmamak bunu saâdete kavuşmak için kullanmamaktan
daha büyük ziyân olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan
koru. -
Ey nefsim, sonra tövbe ederim ve iyi şeyler yaparım, diyorsan, ölüm daha
önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tövbe etmeyi bugün tövbe
etmekten kolay sanıyorsan, aldanıyorsun. - Sana hürmet edene hürmet et!
Sıhhatinin kıymetini bil! Senden korkandan kork! İnsan ne kadar çok üzüntü
ve acı çekerse, Allahü teâlâya o kadar yaklaşır. -
Allah ile konuşmak isteyen, Kur'an-ı kerim okusun. -
Dünyada kendini hesaba çek. Kalbinin pasını temizlemek için mücahede et.
Büyükleri de kendine kıyas etme. Zira bir veli, zehir de yese o bal
olur. -
Riya, korkunç bir afettir. Allahü teâlânın rızasına uygun olmayan işler,
ameller boştur. Bir zat, bir mescide ibadet etmek için girmişti. Geceleyin
bir ses duydu. Demek ki mescide biri girdi. O kişi, büyük bir zatın
geldiğini zannetti. (Böyle yere büyük zatlar ancak Allahü teâlâya ibadet
etmek üzere gelir. Bu zat beni görür, halime nazar kılar.) diye
düşündükten sonra, bütün geceyi seher vaktine kadar ibadetle geçirdi.
Kendini nasıl göstermek istiyorsa öyle yaptı. Seher vakti etraf ağarınca
geriye dönüp baktığında bir köpeğin yattığını gördü. Çok utanıp kendi
kendine, (Ey edepsiz, Allahü teâlâ seni şu köpekle terbiye etti,
dedi.
İnsanların çoğu bu davete icabet etmedi
-
Câhillerle dostluk kurmaktan sakının. İslâmiyeti tam bilmeyen, tatbik
etmeyen bir kimse, evliyâlık yolunda bulunmaya kalkarsa, bunun îmanını
şeytan çalar. Kendisinde keramete benzeyen bazı haller görülürse de bu,
şeytanın oyunudur. -
Allahü teâlâ insanları Cennetine davet ediyor. Davetçi olarak da
Peygamberimizi gönderdi. Davetiye olarak da İslamiyeti gönderdi. Fakat
insanların çoğu bu davete icabet etmedi. Zaten bunun için Kur'an-ı kerimde
sık geçiyor: Ekserisi kâfir, ekserisi fasık diye. -
Halinizden şikayetçi olmayın. Büyüklerin ömürleri hep sıkıntı ile geçti.
Eshab-ı kiram, çok sıkıntı çektiler. Peygamber Efendimize çıkıp,
durumlarını arz ettiler. Peygamber Efendimiz, halinizden şikayetçi
olmayın, eski ümmetler çok daha fazla sıkıntı çektiler. Fakat sabrettiler.
Onları bellerine kadar kuma gömerlerdi, sonra testere ile başlarından
başlayıp ikiye ayırırlardı, yine Rabbimize hamdolsun derlerdi. Eshab-ı
kiram çoluk çocuk Habeşistan'a hicret ettiler. Çoluk çocuk Sina Çölü'nü
aşmak için ne sıkıntılar çektiler. Bilal-i Habeşi hazretlerini sıcak çölün
ortasında, üzerine taş bırakıp eziyet ettiler. Hazret-i Sümeyyeyi iki
hayvana bağlayıp ters yöne çekerek parçaladılar. Hem de oğlunun gözü
önünde. Eshab-ı kiram, açlıktan karınlarına taş bağlıyorlardı.
-
Asıl nimet doğru imandır, yani ehli sünnet itikadıdır. Bu nimet, güneş
gibidir. Sıkıntılar yıldızlar gibidir. Evet yıldızlar var elbet, inkâr
edilmez, ama göremezsin! Güneşin olduğu yerde yıldızlar yok olur.
Yıldızların adı olmaz.. Siz güneşe sahip olup olmadığınıza
bakın. -
Para, şan şöhret insanı rahatlatmaz. İslamiyet ile kontrol altına
alınmazsa, insanı dünyada ve ahirette perişan eder.
Herkese akıllı denmez -
Kulun kalbini ıslah etmesi için, iyilerle beraber olması kadar faydalı bir
şey yoktur. Yine kulun fasıklarla beraber olup, onların işlerine dikkat ve
nazar etmesi kadar zararlı birşey yoktur. -
Günahlar imanı zayıflatır. -
Yemeği, din kardeşleriyle sürur içinde, fakirlerle ikram ve cömertlikle,
diğer insanlarla da mürüvvet içinde yemek lazımdır. -
Her şey için kerem vardır. Kalbin keremi Allahü tealadan razı olmak,
kadere rıza göstermektir. -
Sizde olmayan meziyetlerle sizi metheden kimsenin, sizde olmayan
kötülüklerle de birgün kötüleyeceğini unutmayınız. -
İstediklerini vermediğiniz zaman kızan, kırılan veya küsen arkadaş, gerçek
arkadaş değildir. -
Kibir taşıyan kafada, akıla rastlayamazsınız. -
İnsanların ahmak sınıfı, kendilerinin meth edilmesinden
hoşlananlarıdır. -
Tevekkül, herşeyi Allahtan bilmek ve rızkı O'nun verdiğine
inanmaktır. -
Tevekkül, bütün işlerinde Allahü teâlâya teslim olmak, başa gelen her şeyi
O'ndan bilip katlanabilmektir. -
İnsana az bir mal yetişir. Çok mal ise kafi gelmez. -
Bir kimse, sadık bir arkadaşını kaybederse, kendisi için
zillettir. -
Hüsn-i zannı olanın hayatı hoş geçer. -
Yalan söylemek, emniyeti giderir. -
Ayıplardan uzak arkadaş arayanlar, arkadaşsız kalır. -
Hergün sabahtan akşama kadar camide ibadet edip, Allahü teâlâ benim
rızkımı nereden olsa gönderir, diyen kimse, cahildir. İslamiyetten haberi
yoktur. - İhlas, amellerin afetlerinden
kurtulmaktır. Tevekkül, rızkın Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır. Zühd,
üç türlüdür; cahilin zühdü, haramları terk etmektir. Alimlerin zühdü,
helal olanların fazlasından sakınmaktır. Ariflerin zühdü, Allahü teâlâyı
unutturan şeyleri terk etmektir. Fütüvvet, korktuğun şey (Cehennem) için,
arzu ettiğin şeyi (heva ve hevesi)
terketmektir. -
Günah işlemeyi zillet; günahı terk etmeyi mürüvvet görün ve
bilin -
Allah bize, insanların mümin olanlarını sevmemizi, onlara karşı saygı
beslememizi ve asla kırıcı olmamamızı, kalplerinde ne sakladıklarını
bilemeyeceğimizi, hareketlerimizi buna göre ayarlamamızı
emretmiştir. -
Kulların birbirlerine karşı işledikleri suçlar, kendileri için bir
zulümden ibarettir. -
İnsan, her şeye şifa veren tek varlığın Allahü teâlâ olduğuna inanır;
bununla beraber derdine deva olması için ilaç kullanır. Çünkü ilaç bir
sebeptir. Şifasını verecek olan ise Allahü teâlâdır. -
Mümin, Allahü teâlâdan korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmaz. Şiddetli bir
hastalığa yakalanır veya feci bir kaza veya belaya uğrarsa, gizli veya
aşikar; “Ya Rabbi, bana bu belayı neden verdin?” diye şikayetçi olmaz.
Bilakis hastalığa, belaya ve kazaya rağmen Allahü teâlâyı zikir ve
şükreder. -
Dünyada zahid ol, dünya malına bağlanma! Ahireti isteyici ol, onun için
çalış! Her işinde Allahü teâlâyı hatırla. Böyle yaparsan, kurtulmuşlardan
olursun. Ruhsat ve te’viller ile uğraşan alimden fayda
gelmez. -
İnsanları tamamen razı ve memnun etmek çok zordur. Bir kimsenin bütün
insanları kendinden hoşnut etmesi mümkün değildir. Bunun için kul, daima
Rabbini razı ve memnun etmeye bakmalı, ihlas sahibi
olmalıdır. -
Senden daha çok malı ve parası olan kimseyi kıskanma. O malına ve parasına
hasretle ölür. İbadeti ve taatı çok olan kimselere gıpta et. Yaşayanlar da
sonunda ölecekleri için, onların dünyalıklarına özenmeğe
değmez. -
Hiçbir kimse yoktur ki, dostu ve düşmanı olmasın. Madem ki böyledir, o
halde Allahü teâlâya itaat edenlerle beraber bulun, onları
sev. -
Resulullahın ve Esbabının yolunda olmayanı havada uçar görseniz, yine
doğruluğunu kabul etmeyin. Bu üstünlük sebebi değildir, karga da uçar
sinek de. -
Herkese akıllı denmez. Akıllı kimse, kendisini her türlü kötülükten
koruyandır. -
Hiç bir vakit yoktur ki, ilim mütalaası, hüzün ve kederi yok etmesin, ilmi
mütalaa, kalbin en ince ve en gizli noktalarını harekete geçirir, insanda
yüce duygular uyandırır.
Doğru kılınan namaz her derdin
ilacıdır -
Sadık dost, arkadaşının hüzün ve sevinçte ortağı olandır. -
İki kişinin, darıldıktan sonra birbirinin ayıplarını ortaya çıkarması,
münafıklık alametidir." -
Haksız sözleri tasdik eden, dalkavuk ve iki yüzlüdür. -
Sadık dost, arkadaşının ayıplarını görünce ihtar eder, ifşa
etmez. -
İbret almak istersen, hata sahibi kişilerin akıbetlerine bak da kalbini
topla. -
Dünya sevgisi ile Allah sevgisini bir arada toplarım iddiasında bulunmak,
yalandır, bunu söyleyen yalancıdır. -
Dünya işlerinde bir darlığa ve sıkıntıya düşen kimse, istiğfara ve namaza
yönelmelidir. Doğru kılınan namaz her derdin
ilacıdır. -
Gururlanıp böbürlenmek, adi ve bayağı kimselerin vasfıdır. -
Hizmet edene, hizmet edilir. -
Dostlar ile yapılan sohbetten sevimli bir hareket yoktur. Dostların
ayrılığı kadar da gam ve keder veren şey yoktur. -
Sadık dost ve halis kimya az bulunur, hiç arama! -
Bütün düşmanlıkların aslı, kötü kimseler ile dostluk etmek ve onlara
iyilik yapmaktır. -
Resulullahtan sonra insanların en üstünü Hz. Ebu Bekir, sonra Hz. Ömer,
sonra Hz. Osman, sonra Hz. Ali'dir.” (radıyallahü anhüm) -
Kimin düşüncesi, arzusu, maksadı yemek içmek (dünya) ise; kıymeti,
bağırsaklarından çıkardığı kazurat kadardır. -
Dünyada en huzursuz kimse, kalbinde hased ve kin
taşıyanlardır. -
Başkalarını senin yanında çekiştiren, senin bulunmadığın yerde de seni
çekiştirir. -
Kanaatkâr olmak, rahatlığa kavuşturur. -
Sırrını saklamasını bilen, işinin hakimidir. -
Günlerin beraberinde getirdiği hadiseler, seni te'siri altına almasın. Sen
iyi bir müslüman olmaya bak. Zaman içerisinde gelen musibetler ve
belalardan dolayı sabırsızlık gösterme. Dünyanın bela ve musibetleri
devamlı değildir. İnsanlar arasında hata ve ayıbın çok olsa bile, ahlakın;
iyilik, cömertlik ve vefa (sözünde durmak) olsun iyilik ve cömertliğin
ile, hata ve ayıplarını ört. Cimriden iyilik bekleme. Dünyanın sevinci de,
kederi de, bolluğu da, darlığı da devamlı değildir. Kanaatkar bir kalbe
sahip olduğun zaman, sen ve dünyaya sahip olan kimse eşitsiniz. Ölüm,
kimin yanına gelirse, artık onu ölümün elinden kurtaracak ne yer ve ne de
gök vardır. Gerçi Allahü teâlânın yarattığı şu yeryüzü geniştir. Fakat,
bir kere Allahü teâlânın hükmü gelince, feza bile dar gelir. Ölümün asla
devası (ilacı yoktur).
Başında beyaz saçların yanmasıyla, gecenin başladığını
anla -
Başında ağaran saçlar, nefsinin ateşini söndürmeli. Başında beyaz saçların
yanmasıyla, senin gecenin başladığını anla. (Çünkü bunlar, ölümün
habercileridir.) İhtiyarlığın habercileri yanaklarına indikten sonra,
nasıl rahat yaşarsın, insanın ömrünün en iyi kısmı, ihtiyarlıktan
öncekidir. Halbuki, gençliği yok olan bir nefs, yok olmuş demektir.
İnsanın rengi sararıp, saçları ağardığı zaman, güzel ve tatlı günleri de,
o güzellik ve tatlılığını kaybeder. Yeryüzünde büyüklenerek yürüme. Çünkü,
bir müddet sonra bu yer, seni de içine çekip alacaktır. -
Bir kimseyi affedip, ona kin tutmadığın zaman, düşmanlık düşüncesinden
kendini rahata kavuşturursun. -
Sefih ve cahil bir kimse konuşunca ona cevap verme. Sükut, ona cevap
vermekten daha hayırlıdır. -
Bütün düşmanlıkların sevgiye dönüşmesi umulur. Fakat hasedden dolayı olan
düşmanlık böyle değil. -
Allahü teâlâyı sevdiğini söylersin, halbuki, ona isyan edersin. Böyle
sevgi olmaz. Eğer sevginde samimi olsaydın, Allahü teâlâya itaat ederdin.
Çünkü seven, sevdiğine itaat eder. -
Sana gelene sen de git. Sana kötülük ve eziyet edene sen eziyet
etme. -
Dilini muhafaza et, seni sokmasın. Çünkü o, büyük bir yılandır.
-
Kendisine hayrı olmayan kimsenin başkasına hayrı olmaz. İnsan kendisi için
hayır işlemez, kendisine iyilik yapmazsa, insanlar da ona hayır ve iyilik
yapmaz." Peygamber efendimiz buyuruyor ki; "Kişinin malayaniyi (faydasız
şeyleri) terk etmesi,
müslümanlığının güzelliğindendir." -
Bir kimse kendini övmeye başlarsa, değeri düşer. -
İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar
saâdete kavuşmak için yaratılış gâyelerine dikkat etmeli ve dünyâya düşkün
olmaktan kaçınmalıdır. Dünyâ nîmetleri geçicidir. Dünyâ ebedî kalınacak
bir yer değildir. Âhirette saâdete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç
yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler bu fâni dünyâya düşkün
olmayıp kulluk vazîfesini hakkıyla yapanlardır. - İnsan, dünya ve ahiret saadeti için islamiyete muhtaçtır. Zaten bunun için ihsan edilmiştir. Yalnız, onu iki iple tutabilirsiniz. Birisi öğrenmek, diğeri öğretmektir. Bu ipten birisini bıraktığınız zaman uçar gider. Şahsınızdan uçar, evinizden uçar, cemiyetinizden uçar gider. Bu iki ipten biri ehli sünnet itikadını öğrenmek diğeri de bunu öğretmektir. -
Kalbini düşmandan boşalt! Dostu kalbe çağırmağa lüzum kalmaz. Kalp denilen
latife hiç boş kalamaz. Mahlukların düşüncelerinden temizlenen kalp,
kendiliğinden Allahü teâlâya teveccüh eder. [Boşaltılan bir şişeye havanın
kendiliğinden dolması gibidir.] - Bir iş nasıl baslarsa öyle devam eder. Hizmete, bir işe başlayınca iki maksadınız olmalı: Birincisi, Allahın dinine hizmet etmek. İkincisi Onun kullarına faydalı olmak. İşinizi adaletle idare edin. Sıkıntılar da sevinçler de paylaşılsın. Sen üzülürsen başkaları da üzülsün, sen ağlarsan başkaları da ağlasın. Başkaları sıkıntı çekiyorsa sen de sıkıntı çek. O işi yaparken hep beraber, sıkıntılar da sevinçler de paylaşılsın. -
Bir ailenin, bir müessesenin, bir milletin yıkılması içeriden olur.
Dedi-kodu, gıybet ile olur. Kim olursa olsun gıybetini yapmayın.
Evlerinizde de gıybet yapılmasın. Gıybet, içki içmekten, kumardan daha
büyük günahtır. Gıybet kanser gibidir, girdiği yer iflah olmaz
-
İki kişinin darıldıktan sonra, birbirlerinin ayıplarını ortaya çıkarması,
münafıklık alametidir.
Allahü
teâlâ,
kullarına zulüm etmez -
Allahü teâlânın feyzleri, nimetleri, ihsanları, yanî iyilikleri, her an,
insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Herkese mal, evlad,
rızk, hidayet, irşad ve selamet ve daha her iyiliği fark gözetmeksizin
göndermektedir. Fark,
bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da almamak sûretiyle,
insanlardadır. Nahl sûresinin otuzüçüncü ayetinde
mealen: (Allahü
teâlâ, kullarına zulüm etmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azaba,
acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulüm
ve işkence ediyorlar) buyurulmuşdur. Nitekim
güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şekilde,
parlamakda iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise
beyazlatır. [Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı halde, elmayı kızartınca tatlılaşdırır. Biberi kızartınca acılaşdırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin ışıkları ile ise de, aralarındaki fark, güneşden değil, kendilerindendir. Allahü teâlâ, bütün insanlara çok acıdığı için ve bir ananın yavrusuna olan merhametinden daha çok acıdığı için, dünyanın her tarafındaki, her insanın, her ailenin, her cemıyyetin ve milletin her zamanda ve her işlerinde nasıl hareket etmeleri lazım geleceğini, dünyada ve ahırette rahat etmeleri ve seadet-i ebediyyeye kavuşmaları için, işlerini ne yolda yürütmeleri ve nelerden kaçınmaları lazım geldiğini, Kuran-ı kerîmde bildirdi. Ehl-i sünnet alimleri, bunların hepsini, keskin görüşleri ile bulup, milyonlarca kitab yazarak, bütün dünyaya bildirdi. Demek ki, Allahü teâlâ, insanları işlerinde başı boş bırakmamış, islamiyetin girmediği bir yer kalmamışdır. Demek ki, islamiyeti dünya işlerinden ayırmak mümkün değildir. İslamiyeti dünya işlerinden ayırmaya kalkışmak, islamiyeti ve müslümanları yeryüzünden kaldırmaya çalışmak demek olmaz mı?] İnsanların,
ahıretteki nimetlere nail olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz
çeviren, elbette birşey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisan yağmuruna
elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, dünya nimetleri
içinde yaşadığı görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlara
dünya için çalışmalarının karşılığını vermektedir. Yalnız dünya için
çalışanlara verdiği dünyalıklar hakîkatte azab ve felaket tohumlarıdır.
Mekr-i ilahî ile, istidrac olarak, yani Allahü tealanın aldatarak, nimet
şeklinde gösterdiği musîbetlerdir. Nitekim, Müminûn sûresi, ellialtıncı
ayetinde mealen, (Kâfirler, mal ve
çok evlad gibi dünyalıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi
ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime inanmadıkları ve dîn-i islamı
beğenmedikleri için, onlara mükafat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır öyle
değildir. Aldanıyorlar. Bunların nimet olmayıp, musîbet olduğunu
anlamıyorlar) buyurdu. Kalbleri [gönülleri] Hak tealadan yüz
çevirenlere verilen dünyalıklar, hep harablıkdır, felakettir. Şeker
hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir.
Herkes Allah diyor. Tanımak böyle mi
olur?
-
Peygamber efendimize "sallallahu aleyhi ve sellem" Allahü teâlâ
nasıldır diye sormuşlar. Cevâben buyurmuş ki: (Gözlerini kapat Allah de.. hatırına
ne geliyorsa, Allah o değildir.) Çocuk, büyük adamların işinden
anlamadığı gibi, akıl da Allahü teâlânın bir şeye benzeyip benzemediğini
ayıramaz. -
Zaruret; başka mezhebi taklid etmek imkânı olmayan şeydir. Meselâ yaranın
üstünü mesh etmek dört mezhepte de aynıdır, onun için zarurettir. Dört
mezhepde de aynı ise zaruret olur, dört mezhepte de aynı değilse, o mesele
zaruret olmaz, başka mezhebe uyulur. -
Nefsin, sende olduğu hâlde, Allahü teâlâyı tanımak istiyorsun. Halbuki
nefsin, daha kendisini bile tanımamıştır. Rabbini nasıl
tanısın? -
Sizler mümkün olduğu kadar sabah çarşıya ilk çıkan ve akşam en son dönen
olmayınız. Çünkü bu iki vakit, şeytanların harp ettikleri
zamanlardır. -
Allahü teâlâyı herkes tanıyor. Herkes Allah diyor. (Tanımak) böyle mi
olur? Tanımak öyle olmaz. Allahü teâlâyı tanıyan onu sever. Onu seven de
dinin emirlerini yapar. Haramlardan kaçınır. Allahü teâlâ ibadet yapılarak
sevilir. Böyle yapan Allahı tanımış olur. -
Allahü teâla kerîmdir, ufak bir sebeple kerîmin keremi artar. En büyük
sebep, ona yalvarmaktır. -
Mal ve mülke olma mağrûr, deme var mı ben gibi! Bir muhâlif yel eser,
savurur harman gibi. -
Her ne varsa güzel, Allah sevgisinden başka, Hepsi câna zehirdir, şeker
dahi olsa! -
Herkesten duâ almaya bakın. İnsan duâ alarak Allaha yakın olur. -
Allahtan korkan, selâmete çıkar. -
Arkadaşların en iyisi Allahı hatırlatandır. -
Her gününü “son gün”ün bil!
Öfkede ölü gibi, tevazuda toprak gibi
ol
-
Kötü kimseyi; kötülüğü ile anma, bir iyiliğini bul, onu söyle. Eğer
kötülüğü din hakkında ise, bid’at ise onu insanlara söyle ve ona uymaktan
onları koru. Bid’at ehlinden uzak dur. Küfür ehli ile zaruretsiz konuşma,
mümkünse onları İslama davet et, değilse, onlarla dost olma [diyaloga
girme!] Anneni, babanı, hocanı hayır duadan unutma. Komşudan gördüğün
ayıpları, emanet bil; sakla, kimsenin sırrını kimseye söyleme. Seninle
istişare edene doğruyu söyle. Cimrilikten sakın. Tamahkâr olan mürüvvetsiz
olur. Her işte mürüvveti gözet.
İhtiyacın olsa da, kimseden bir şey isteme. Dünya ehline rağbet
etme. -
Cömertlikte akarsu gibi ol. Şefkatte güneş gibi ol. Kusur örtmekte gece
gibi ol. Öfkede ölü gibi ol. Tevazuda toprak gibi ol. Müsamahada deniz
gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi
ol. -
Her kemalin bir zevali vardır. Kırkından sonra zeval var. Dünya değil,
dünyayı sevmek kötüdür. Önemli olan son nefeste iman ile gitmektir.
Büyükleri tanıyan küfre düşmez, imansız gitmez. -
Alim, ehli sünnet alimlerinin kitaplarından nakleder, hem kendi aziz olur
hem uyanlar. Cahil kafadan söyler. Hem kendi rezil olur, hem uyanlar.
-
Yeis haramdır, büyük günahtır. -
Herkesin hesabı vardır. Cenab-ı Hakkın da bir hesabı var. O da kaza ve
kader’dir. Kadere inanan kederden emin olur. Mümin; başına hayır ve şer
geldiğinde ben bunu bekliyordum diyendir. Allahın kaza ve kaderine iman
eden, kederden kurtulur. -
Müslüman su gibi olur. Ama sel gibi değil. İçme suyu gibi. Dinimizin en
yüce tarafı kanı su ile yıkamaktır, kanla değil... Elbetteki o kanlı
olacaktır, sen de kanlı olursan o temizlik olmaz, sen su olacaksın, o ne
şekilde davranırsa davransın, sen müslümanca
davranacaksın. -
Allahü teâlâ bütün günahlara sıfatları ile düşmandır, ama kibir ve şirke
zatı ile düşmandır. -
Herşey para ile satın alınır, ama iman asla. - Bir
çocuğu sevindirenin, Allahü teâlâ şirk hariç bütün günahlarını affeder. -
Etrafına adam toplamaya çalışan şeytanı da toplar. -
Hayatta verdiğinden dolayı kimse pişman olmamıştır, en fazla yanılmıştır.
Ama alanlar pişman olmuştur. -
Bir şeyi güzel yapmak, çok yapmakla olur.
Allahü teâlâ paha ile değil bahane ile
verir
-
Bizim dinimiz düşünce dini değildir, amel dinidir. Namazı istediğin kadar
düşün, Haccı istediğin kadar hayal et, Orucu istediğin kadar düşün.
Kılmadıktan, gitmedikten, tutmadıktan sonra neye yarar. Sefere çıkmadan
niyet et, çıkmadıktan sonra olur mu? Ancak azimetle beraber niyet olur.
Tefekkür ayrı bir olay. Namaz kılmak ayrı. Niyet başka... Niyete dünya
girdi mi, ibadet olmaz. Dünya melundur. Dünyada Allah için olmayan şeyler
de melundur. Mesela namaz kılıyoruz, Allah için değilse o da melundur.
Oruç tutuyoruz, Allah için değilse o da melundur. Yani hiçtir, boşa
gitmiştir, red edilmiştir. Ahirette insanların yaptıkları Allahü teâlâya
arzedilecek. Allah için olmayanlar atılacak. Allahü teâlâ, (onlar benim
için değildi) buyuracak. Herkese niçin yaptın diye sorulacak. Herkes, her
işinde (niçin) sorusuna cevap verecek. -
Allahü teâlâyı tanıyan, bilen başını kaldırabilir mi? Ne kadar Allahü
teâlâyı tanırsanız, o kadar korkarsınız. Gerçek alimler Allahü teâlâdan en
çok korkan kişilerdir. -
Gayeniz ve hedefiniz Allahın rızasını tahsil etmek olsun. Çünkü Onun
kuluyuz. İkinci hedefiniz Onun kullarını sevindirmek, ateşten kurtarmak
olsun. Onun kullarına nasıl muamele ederseniz, O da size öyle muamele
eder. Dünyayı talep etmeyin, ölümü, hesabı unutmayın. Yüzünüzü kabristana
dönün. Çok rahat eder, çok mesut olursunuz. Çünkü kabri talep eden yok.
Size gülerler, acırlar, hatta sıkıştığınızda yardım da ederler.
-
Allahü teâlâ paha ile değil bahane ile verir. -
Büyüklerin sevmediği, affetmediği iki şey vardır. Birisi edepsizliktir,
diğeri fitne çıkarmaktır. Edep, müslümanın bariz özelliğidir. Yolun başı,
ortası, sonu edeptir. Edepsiz insanda ne Allah sevgisi ne kul sevgisi
olur. Fitne çıkarmak ise haramdır. İnsanlar arasını açan, dedikodu yapan,
büyüklerle arasını bozan, insanları sıkıntıya sokan fitnelerden uzak
durmalıdır. Her fitne bir parçayı götürür. En sonunda eser kalmaz. Onun
için hizmet etmek isteyen evvela kendine hizmet etsin.Yani kendini hesaba
çeksin. Fitne olduğu zaman, birisinin aleyhinde konuşulduğu zaman;
Allahtan kork, sus! Diyen 100 şehit sevabı alır.
Düşmanını tanımayan dostunu
bulamaz
-
Allahü teâlâ ile kullar arasında şefaat, af çok amma, kullar arasındaki
günahlara şefaat, af yok. Adalet var, mahkeme var. Haklı olsa bile
insanlar mahkemeye gitmekten korkar. En iyisi sulh yapmak ister, mahkemeye
düşmek istemez. Ya o haklı ise. Ahirete giderken borçlu gitmeyin. Alacaklı
gidin. Zalim olmayın mazlum olun. Zalim verecek mazlum alacak.
Sevaplarımızdan vereceğiz alacaklılara, yoksa onların günahlarını
yükleneceğiz. -
Bir kalp kırmak, senelerce ibadet, zikir sevabının hepsini alıp götürür.
Öyle bir din ki, kâfirin dahi kalbini kırmak yok. Nerde kaldıki Allah -
Peygamber diyen birini kırmak... -
Büyükleri devamlı düşünen devamlı feyz alır. Kalpten kalbe yol vardır. O
yol muhabbettir. -
Kâlp hastalıklarının tedavisini bilen tâbibül kulüb; evliyalardır. Evliya
olmak için haramdan sakınmak lâzımdır. Çünki, haramdan sakınmayan evliya
olamaz. Evliyalar, aynı zamanda islâm alimleridir. - Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz. Nefsini tanımayan Allahı tanıyamaz, nefsini tanıyan Allahı tanır. Nefsden kurtulmadıkça, insan kendini emniyette hissedemez. En büyük mücadele nefisle olmalıdır. Bu iş bir tarikat yolu değil, Allahın dinine sarılmak yoludur. -
Şeytan insana ibadet ettirir. Peki, yaptığımız işlerin rahmani mi, şeytani
mi olduğunu nasıl bileceğiz? Şeytan, tam dine uygun şekilde, yani ehli
sünnet itikadına uygun şekilde ibadet ettiremez. Ancak bir eksikle ibadet
ettirir. Yani o ibadeti bozan, kabul ettirmeyen bir eksikle ibadet
ettirir. Mesela, 5 kuruş zekat borcun var, bunu sana verdirmez. Buna
yaklaştırmaz. Bunun yerine milyarlarca sadaka verdirir, hayır hasenat
yaptırır. Mesela iki rekat kaza namazı borcun var, bunu kıldırmaz,
sabahlara kadar tesbih çektirir, zikir ettirir, nafile namaz kıldırır,
ağlatır sızlatır. Halbuki, dinimiz 5 kuruş zekatını ver diyor, iki rekat
kaza namazını kıl diyor. Bunlar farzdır, dinin isteğidir, hesabı azabı
var. Biz ise ne yapıyoruz; kendi isteğimizi yapıyoruz, şeytanın isteğini
yapıyoruz. Bu yüzden dinimizi doğru şekilde ehli sünnet alimlerinin
kitaplarından öğrenmeliyiz. - Neyin faydalı neyin zararlı olduğunu ayıran islamiyettir. İnsanlar faydalı sanır, zararlı olabilir. Zararlı sanır faydalı olabilir. Allahü teâlâ bildirmeseydi, insanlar bilemezdi. İslamiyeti bilen, dünyanın zararlarından kurtulur. -
İbadetin kabûl olması için şartlarına uygun olması lazım. Birincisi;
şartlarını öğrenmek, sonra; şartlarına uygun şekilde yapmak, üçüncüsü;
ihlâs ile olması lâzımdır. İhlâs ile olmayan ibadet hiçbir işe
yaramaz. -
Nefsin azgınlığı doğrudan doğruya İslamiyetedir. Onun için en büyük
riyazet, İslamiyete uymaktır. Haramlarla kandıramıyorsa, nafilelerle
uğraştırır ki farzı işlemesin diye. -
İnsanın nefsi, başkasına soru sordurmaz, ben biliyorum der, o ben kelimesi
insanı yıkar.
Min gayri havlin minna vela
kuvveh
-
Âlem-i islamda Mektubat-ı Rabbani ayarında bir kitap telif edilmemiştir.
-
Kâfirler zulûm ile öldürülse de cennete gitmez. Cennete girme şartı
imandır. -
İnsanı küfre götüren günahların başında kibir gelir.
-
Lüzûmsuz şeylerle uğraşanları Allahü teâlâ sevmez. -
Haram'a düşkün olmak leşe düşkün olmaktır. -
Medeniyet; fende ilerlemek değildir, fen vâsıtalarını insanların hayrına
kullanmaktır. -
Sonu olan bir şeyi elde etmek için, sonsuz olanı vermek akıl işi değildir.
-
Dünya, haramlar ve mekruhlardır. -
Nefes sayısı bellidir. Artmaz eksilmez. Trafik kazası, kalb krizi vesaire
bunlar işin bahanesi. -
Min gayri havlin minna vela kuvveh... çok güzel bir dua, benden değil,
benimle ilgisi yok, benim kudretim, emeğim dışında, demektir. Mesela,
yemek yiyoruz, fasulye nerelerden, kimlerden geçerek geliyor. Ekilmesinden
yetiştirilmesinden ayıklanmasından hiç haberimiz yok Önümüze gelmiş
yiyoruz. Rızık insanın, insan rızkının peşinden koşar. Birbirlerini
ararlar bulurlar. -
Sultanlara [devlet adamlarına] yaklaşan, zarar eder.
-
Malı çok olan, bunun hesabını verecek. Helaldan olanın hesabı verilecek.
Haramsa zaten bunun azabı var. Malının ne kıymeti var.
-
Birinin malını parasını, gizli almaya hırsızlık, bilerek zorla almaya gasb
denir. O para verilmedikce ölünceye kadar devamlı günah yazılır. Akıl işi
değil. Böyle yapıldığında, gasp, hırsızlık günahının yanında, bir de şu
günah var. Eğer bu mal, para götürülmemiş olsaydı, onunla hayırlı bir
hizmet yapılacak idiyse, bu hizmete mani olunduğu için bu günaha,
hırsızlık ve gasb günahına bu vebal de eklenir. Kul hakkı çok önemlidir.
Bunun için ölün fakat başkasının hakkını yemeyin.
Âsî kullara Allahü teâlânın müjdesi
-
Bilerek pek küfre düşülmez fakat bilmeyerek küfre düşülebilir. Bunun için
(Yarabbi, bilerek veya bilmeyerek küfre sebep olan bir söz söylediysem,
bir iş yaptıysam nadim oldum, pişman oldum, beni affet) duasını çok
okumamız lazım. Küfür sigorta gibidir. İrtibatı keser. Bir kimse küfre
düşmüş ise, ne yaparsa yapsın, ne kadar çok ibadet ederse etsin hiçbir
faydası yoktur. Çünkü sigorta atmıştır, ampül, tesisat ne kadar sağlam
olursa olsun, elektrik gelmediği için fayda olmaz. Nice sarhoşlar vardır
ki, yaptığından pişmanlık duyar tövbe eder, imanla gider. Nice dervişler,
müridler vardır ki, kibirlidir, günahları için tövbe etmez, imansız
giderler. Cüneydi bağdadi hazretlerine bir papaz gelip, ben mi üstünüm sen
mi üstünsün diye sorar. O da bir hafta sonra gel, der. Bir hafta sonra
geldiğinde vefat ettiğini görür. Bugün bana cevap verecekti diye
söylenince, tabutu göstererek, işte orada git sor, o boşuna konuşmaz
derler. Tabutunun başına gidip aynı soruyu sorar. Cüneydi Bağdadi
hazretleri Allahın izniyle başını kaldırıp, şöyle cevap verir; geçen hafta
sonumun ne olacağını bilmediğim için sana cevap veremedim. Ben imanla
gidip kendimi kurtardım, senden üstünüm. Sen kendine bak. Papaz, ağlamaya
başlar, kelime-i şehadet getirir müslüman olur. -
Peygamber efendimize bir yahudi gelip, selam verir gibi yaparak Es sam
aleyküm yani, ölesin, yok olasın der. Peygamber efendimiz de, ve aleyküm
sam diye cevap vermiş. Gittikten sonra, Hz.Aişe validemiz, Allah belanızı
versin, sizi kahretsin... gibi bazı şeyleri sıralamaya başlayınca,
Peygamberimiz durdurup, fazlaya hakkımız yok, bize ne yaptıysa ancak o
kadarını yapabiliriz, buyurmuş. Kâfir de olsa yaptığından fazlasını yapmak
caiz değildir. -
Allahü teâlâ suç işleyenin cezasını verir, ancak istiğfar edenleri avf
eder. Müjdeler çok var. Rabbimizin merhameti çok. Seksen sene kilisede
papazlık yapmış, islâmı yıkmaya uğraşmış kişiyi bile bir kelime-i tevhid
söylemekle afv ediyor. Allahümme inneke afuvvün, kerîmün, tuhibbül afve
fafuannî ; (Ya Rabbi sen mademki afvedicisin, ihsan edicisin, affetmeyi
seversin öyleyse beni de affet). Bunu her namazdan sonra okuyalım. Bunlar
hep, âsî kullara Allahü teâlânın müjdesidir. -
Nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Peygamber Efendimiz Allahü teâlânın
dostudur. Nefsimize uyarsak Allahü teâlânın düşmanına itaat etmiş oluruz.
İslâm dinine uyarsak, Allahü teâlânın dostuna uymuş
oluruz.
Müslüman
yol
levhası gibidir -
Saadetin alameti; Allahü teala hayır murat ederse, onun kalbine sevdiği
kullarının sevgisini verir. Bir insanın ehl-i saadet mi ehl-i felaket mi
olduğu buradan anlaşılır. -
Büyükleri inkâr eden, her şeyden mahrumdur. Tasdik eden değil kendisine
yedi sülalesine faydası vardır. -
Rastgele su içmediğimiz gibi, rastgele kitap ta okuyamayız. Ehli sünnet
alimleri bu suyu, içine pislik bulaştırmadan muhafaza ederek bize kadar
ulaştırmışlardır. -
Her şeyin yenisi makbuldür yalnız ahbâbın eskisi
makbuldür. -
Peygamber efendimizin yolunu bütün dünyaya Eshab-ı kiram yaydı. Onlar
peygamber efendimizin cemaatidir. Ehl-i sünnet velcemaat demek, Peygamber
efendimizin ve Eshab-ı kirâmın yolu demektir. Eshab-ı kiramın bildirdiği
yol, Peygamber efendimizin yoludur. -
İnsanlar üç guruptur. Bir kısmı ekmek, su, hava gibidir; her zaman ihtiyaç
duyulur. Bir kısmı ilaç gibidir; bazen lazım olur. Bir kısmı hastalık
gibidir; kaçılır. -
Peygamberlere ve varislerine karşı gelen iflah olmaz.... Ateşle
oynamaktır. -
Kendini firenk kâfirinden üstün gören Allahı tanıyamaz. Nerde kaldı ki,
bir mümin kendini başka müminden üstün görsün. -
Müslüman yol levhası gibidir. Sizi arzu ettiğiniz yere götürür. Yol
levhası olmak çok kıymetlidir. Çünkü cehenneme götüren yol levhaları da
çok var. Levhanın maddi değeri yoktur. Ama gösterdiği istikamet çok
mühimdir. -
Bu feci cereyanın içinden aksi istikamete gidebilmek ferdin yapacağı iş
değildir. Bir himmet, bir dua olmasa çok zordur. -
İbadet yap, cihad yap, namaz kıl, arkasından tövbe yap. Çünkü her amelimiz
kusur doludur, arza layık değildir.
İki
kalbin yok
ki -
İki kalbin yok ki, biri ile Allahü teâlâya, diğeri ile Allahü teâlâdan
başkalarına yönelesin. -
Evliyâya dil uzatan, onlara karşı edep dışı harekette bulunan ve onları
inkâr eden kimse, en kötü hâl üzere ölür. Edep, konuştuğun zaman dilini
korumak, yalnız kaldığın zaman kalbini korumak, dışarıya çıktığın zaman
gözünü korumak, yediğin zaman boğazını korumak, uzattığın zaman elini
korumak, yürüdüğün zaman ayağını korumak ve bütün işlerinde vaktini
korumaktır. Kim âzâlarını korumaz ve vaktini zâyi ederse, onun uzuvları
edepsizliğe gider. Kim vaktini değerlendirir, sırrını gözetlerse, Allahü
teâlâ onun vakitlerini ve uzuvlarını korur. -
Behâeddîn Buhârî hazretleri bir sohbetlerinde buyurdu ki: "Bizim
yolumuzdaki kimselerin şu edebi gözetmesi gerekir: Birincisi; Allahü
teâlâya karşı edeptir. Yâni zâhiri ve bâtını ile tamâmen kulluk içinde
olmalı. Allahü teâlânın bütün emirlerini yerine getirip, yasaklarından
sakınması ve Allahü teâlâdan başka her şeyi, mâsivâyı terketmesidir.
İkincisi; Resûlullah efendimize karşı edeb: Bu da iş ve hâllerde O'na
uymaktır. Üçüncüsü; hocasına karşı edeb: Çünkü kendisinin Peygamberimize
uymasına, hocası vâsıta olmuştur. Bu bakımdan, hocasını hiçbir zaman
unutmamalıdır. -
İmâm-ı Rabbânî hazretleri ise; "Edebe riâyet etmeyen hiç kimse, Allaha
kavuşamaz, yâni velî olamaz. Din büyüklerinin yolu baştan sona edeptir.
Namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzîhî bir mekrûhtan
sakınmak; zikir, fikirden (tefekkürden) üstündür."
buyurmuştur. - Dünya misafirhane, gelen gider, rızkını yer içer, rızkı bitince elvedâ... çeker gider. -
Her şey geçicidir. Ancak Allahü teâlâ bâkidir. Geçici şeylere gönül
bağlamak aptallıktır. Sende geçeceksin sevdiklerin de geçecek. Kalıcı
birşeye gönül bağlamak lâzım.... O da Allahü teâlâdır, Allah sevgisidir,
Muhabbetullahdır. -
Nasıl ki evliyalar feyz verir, kâfirlerden de zulmet
gelir. -
Sözün hayırlısı kısa ve yol gösterici olanıdır. -
Kâfirlere zerre kadar muhabbet imanı giderir. -
Allahü teâlâdan en çok alimler korkar. Âlim; dinini bilene denir.
Üniversite bitirene denmez. -
Âlemi misalde herşeyin şekli görülür. Evliyada heryerde
görülebilir. Hikmetli sözler
-
Her kabdan, içinde olan, dışarı sızar! -
Hüküm neticeye göre verilir. -
Şer bir sel gibi çabuk yayılır. -
İyilik edersen, hep iyilik görürsün. -
Müminin yüzüne bakmak ibâdettir. -
Güler yüzlü olmak, imân alâmetidir. -
Ahirette her işinden suâl edilecektir. -
Hizmet; vermekle olur, almakla değil. -
Kendi aybını gören kimse, başkasının aybını göremez. -
Sır senin esirindir. Salıverdiğin zaman sen ona esir olursun.
-
Konuşmadığın söze hiç pişman olmazsın. -
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste!.. -
Câhil davula benzer, gümbür gümbür öter; fakat içi
boştur. -
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. -
Ateş düştüğü yeri yakar. -
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. -
Rüzgâr eken fırtına biçer. -
Gönüle göre düş olmaz. -
Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder. -
Arı söğüdü, akıllı öğüdü sever. -
Ağaç yaş iken eğilir. -
Ayağını, yorganına göre uzat. -
Peyniri deri, kadını eri
saklar. -
Deveye bindikten sonra çalı ardına gizlenmek olmaz. -
Hayvan yularından, insan sözünden tutulur. -
Kızını dövmeyen, dizini döver. -
Sanat, altın bileziktir. -
Zararın neresinden dönülürse kârdır. -
Danışan dağı aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış. -
Destursuz bağa giren, hesapsız dayak yer. -
Dost acı söyler. -
El ağzına bakan karısını tez boşar. -
İçi aydın olan, dışına ışık verir. -
İnsanın sözü hikmet, bakışı ibret ve susması ders
olmalıdır. -
İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin
kârı. -
Kanaat gibi zenginlik olmaz. -
Kişinin sözü, amelinden çok olursa aklı noksandır. -
Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok yaşama arzusu ömrü kısaltır.
-
Tarihte her hareket hep bir kişinin ayağa kalkmasıyla
başlar. -
Nasihat tutmayanı musibet tutar.
|