KELÂM-I KİBÂR (BÜYÜKLERİN SÖZLERİ)

 

 

·   (Ölmek felaket değildir)

·   Sen unuttun ama unutulmadın

·   Dünya hayatı hayâldir

·   Ölümü özüne sevdir, nasıl olsa gelecek

·   İnanmak değil, doğru inanmak önemlidir

·   Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar

·   Kibir her iyiliğe engeldir

·   Hatada ısrar helâk olmaya sebeptir

·   Şu dört şeye dikkat et!

·   Nefsini hesaba çek!

·   Herkes imtihandadır

·   İki şeyi unutma, iki şeyi de unut!

·   Müslüman hasreti çekilen insandır

·   Kendisini seveni, başkası sevmez

·   Kızdığınız zaman bir kefen yapın

·   Her sıkıntıya sebep, günah işlemektir

·   Dünya iş, ahiret ücret yeridir

·   İyiliği sayarak değil, saçarak yapın

·   Kalpleri temizlemenin ilacı

·   İnsanı hayvandan ayıran edeptir

·   Kimin ne olduğu belli olmaz

·   Allahü teâlâ bize rahmeti ile muamele etsin

·   Hedef birliği, muhabbeti, sevgiyi artırır

·   Herşey söz dinleyene verilir

·   Günde 60 kere Allaha isyan olur mu?

·   Sonsuz kurtuluş için üç şey muhakkak lazımdır

·   Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan

·   Bir kulun Allaha en yakın olduğu zaman

·   Allah rızka kefildir ama imana kefil değildir

·   Nimetler ne zaman artar

·   Son nefeste Allah demek isteyen

·   Sevgi itaat demektir, itaat olmadan sevgi olmaz

·   Değer mi........ biraz sabret!

·   Rûhun rahatı az günahtadır

·   İki şey ararsınız ama bulamazsınız

·   Asıl marifet çok sevap kazanmaktır

·   Hiç kimse yanmasın düşüncesinde olmalı

·   Naklederseniz aziz olursunuz

·   Bir işin delisi olmadıkça velisi olunmaz

·   Kendinden tiksinmeyen kurtulamaz

·   Akıl ahireti, göz dünyayı görür

·   İnsanın en büyük yarası

·   İnsanların en alçağı

·   Kişi sevdiği ile beraberdir

·   Önceliğin ne, kalbinde ne var?

·   Sermaye kurtarılmadıkça, kazancı olamaz

·   Sabredin, feryad etmeyin

·   Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur.

·   İnsanların çoğu bu davete icabet etmedi

·   Herkese akıllı denmez

·   Doğru kılınan namaz her derdin ilacıdır

·   Başında beyaz saçların yanmasıyla, gecenin başladığını anla

·   Allahü teâlâ, kullarına zulüm etmez

·   Herkes Allah diyor. Tanımak böyle mi olur?

·   Öfkede ölü gibi, tevazuda toprak gibi ol

·   Allahü teâlâ paha ile değil bahane ile verir

·   Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz

·   Min gayri havlin minna vela kuvveh

·   Âsî kullara Allahü teâlânın müjdesi

·   Müslüman yol levhası gibidir

·   İki kalbin yok ki

·   Hikmetli sözler

 

 

Ölmek felaket değildir

- Ölmek felaket değil, öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek, tedbirini almamak felakettir.

- Dünya, zıll-i zâildir, yani yok olan bir gölge, bir görüntüdür. Aynadaki görüntü gibi. Bu görüntü ahiretin görüntüsüdür. Ahirette ne var, cennet, cehennem. İbadetlerimiz, iyiliklerimiz, cennetin dünyadaki görüntüsüdür. Günahlar, kötü yerler, karanlık sıkıntılı izbe yerler de Cehennemin görüntüsüdür. Cennetlik, Cennetlik işleri, Cehennemlik olan da Cehenneme götürücü işler yapar.

- Demiri çürüten, kendi pası olduğu gibi, insanı Cehennemlik eden de kendi günahlarıdır. Mıknatıs demiri nasıl kendine çekiyorsa, haramlar Cehenneme, ibâdetler Cennete çeker.

- Kıyamette nereye gitmek istiyorsak, ona göre hazırlık yapmalıyız. Ahirette Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur. Cennete girmek için, doğru iman sahibi olmak ve dine uymak gerekir. Cehenneme götürücü tuzaklara yakalanmamalı. Bu tuzaklar şöyle bildiriliyor: (Dünya hayatı ancak bir laib [oyun], lehv [eğlence], ziynet [süs], aranızda tefahür [övünme] ve mal ve evlâdı çoğaltma isteğinden ibarettir.) [Hadid 20] Bunların bir tanesine yakalananın gönlü ölür.

- Çalışın ve nefislerinizi, içinde yer alacakları ölüm ötesi için hazırlayın. Önünüzde çözümü zorlaşan şeyleri Allah'ın ilmine havale edin. Öbür âleme geçmeden önce bir şey hazırlayın ki, oraya vardığınızda karşınıza çıksın. Çünkü Allahü teâlâ, buyuruyor ki: (O gün [kıyamette] herkes, dünyada ne hayır yapmışsa, onu karşısında hazır bulacak, ne kötülük yapmışsa, onlarla kendi arasında uzun bir mesafe olmasını arzu edecektir. Kullarına karşı şefkatli, esirgeyici olan Allah size kendinden korkmanızı emreder.) [Al-i imran 30]

O halde, Allah'tan korkun, yani Onun emir ve yasaklarına riayet edin. Sizden önce gelip geçenlerden de ibret alın. Unutmayın ki, yarın küçük büyük bütün davranışlarınızın karşılığını bulacaksınız.

- Rızık mukadderdir. Yani herkesin rızkı bellidir, artmaz eksilmez, rızkını almadan dünyadan ayrılmaz. İsteyene helalden gelir, isteyene haramdan. Gelen miktar aynıdır. Ecel mukadderdir. Yani herkesin ömrü bellidir, uzamaz kısalmaz, vakti dolunca dünyadan ayrılır. Kaza ve kader, hayır ve şer, zaten imanın şartlarındandır. Peki, daha ne diye isyan ediyorsun, daha ne diye şükretmiyorsun? Rızkın belli, ömrün belli, başına gelenler Allah'tan. İster isyan et, ister şükret. Değişen bir şey yok. İsyan edenin yeri Cehennem, şükredeninki Cennet. Yani aynı şeyler için, ya Cennete gideceksin ya Cehenneme.

- Dünya misafirhanedir. Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak ahmaklıktır. Göğsünü kıbleden çevirenin namazının bozulduğu gibi, yüzünü İslamiyet'ten çevirenin hem dünyası hem ahireti bozulur.

- Laf ile Müslümanlık olmaz. Dinin emir ve yasaklarına önem vermeyenin imanı gider. Önem vermemek, işlediği günaha üzülmemek demektir.

- Dinin en büyük düşmanı cehalettir. Cahillik Cehenneme götürür. Kıyamet derdini bilseydiniz, dünyada dert diye bir şey tanımazdınız. Bütün geçimsizlikler, ölümü unutmaktandır.

- Dini, nakli esas alan ehli sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenmeli, yoksa şeytanın oyuncağı, kötü din adamlarının kuklası oluruz.

- İnsanların çokluğu, istediklerini yapmaları, gafletleri, sakın seni de gaflete düşürmesin. Sen, tek olarak ölecek, tek olarak kabre girecek, tek olarak hesabını vereceksin. Sen unuttun ama unutulmadın.

Sen unuttun ama unutulmadın

- En akıllı insan, ölüme hazırlanandır. En ahmak, dünyaya tapandır. Ahmaklar olmasaydı, dünya harap olurdu.

- Hepimiz ahiret yolcusuyuz, inkârı mümkün değil. Herkes bir sefere giderken yolda ve gittiği yerde kendine lazım olanları alır, diğerlerini almaz. İhtiyaç olmayanı almak ahmaklık olur. Dünyadan da, ahirete lazım olanlar tedarik edilir.

- Şeytan; uzaklaştırıcı demektir. Allahü teâlanın sevgisinden, merhametinden uzaklaştıran şeydir. Üç türlü şeytan vardır. Birinci şeytan bilinen iblis ve torunlarıdır. İblis; Allah rahîmdir affeder deyip, günahları vesvese verir, insan bunu dinlemezse çeker gider, bu şeytan zayıftır. İkinci şeytan (nefs)’tir; bu daha kuvvetlidir. Ona aldanmayınca çekip gitmez. Tekrar tekrar aldatıncaya kadar uğraşır. Üçüncüsü daha da kuvvetlidir. Bu kötü arkadaştır. Dünyada rezil eder, âhiretde cehenneme götürür. İnsanın imanını öyle çalar ki, o şahsın ruhu bile duymaz. Bunun insan olması şart değildir. [İnsan olduğu gibi, kitap, gazete, tv. vs.de olabilir.]

- İnsanlar düşmanı dışarıda arıyorlar, halbuki düşman kendi içlerindedir. Bu düşman da nefs’tir.

- İnsanın imanına musallat dört düşmanı vardır. Bunlar; bir yanında şeytan, diğer yanında nefs, arkasında kötü arkadaş, önde ise dünya’dır. Dünya, bu işbirliğinde ve zararda rehber olmuştur.

- Kim kime, neye güvenirse, yardımı ondan beklesin.

- Kim neye benim demişse o şey ona düşman olmuştur.

- Dünyanın en câhil, en ahmak mahluku, insanların nefsidir. Her isteği kendi aleyhinedir. Gıdası haramlardır. Nefs, daima zararlı şey ister. Allahü teâlâ buyuruyorki; "Ey insanlar nefsinize düşman olun. Çünkü nefsiniz, benim karşıma düşman olarak dikilmiştir."

- Allahü teâlâ, “Emrime uyan cennete, uymayan ise cehenneme gidecektir.” buyurmuştur. İbadetlerin faydası Allahü teâlâya değil, herkesin kendinedir. Maaşla çalışan bir doktor, bir hastaya ilâç verse, ilâcın doktora faydası yok diye o ilâcı kullanmamak akla uygun değildir. Zehir içsem doktora ne zararı olur diyerek zehir içmesi de ahmaklıktır. İşte, günahlarımın Allaha bir zararı yok diyerek, her çeşit günahı işlemek akıl işi değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyen kimse akıllı olabilir mi? Kur’an-ı kerimde sık sık, (Hiç mi düşünmüyorsunuz?) diye ikaz edilmektedir.

- Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Mesela Parise giden uçağa binen Kâbeye varamaz. Hepimiz ahiret yolcusuyuz. Bu yolculukta vasıtayı iyi seçmeli! Son durakta ya cennet ya cehennem var.

- Sırat köprüsünde herkese 7 şeyden suâl sorulacaktır, cevap veremeyen düşecektir. Bunlar; imân, namaz, oruç, zekat, hac, gusül ve kul hakkındandır. Yedinci soruya kadar gelebilmek çok zordur. Yedinci soru da çok zordur. Peygamber efendilerimiz masum oldukları yani, günahsız oldukları halde burada korkarlar.

 

Dünya hayatı hayâldir

- İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saâdete kavuşmak için yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalıdır. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedi kalınacak bir yer değildir. Âhirette saâdete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler bu fâni dünyâya düşkün olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapanlardır.

- Şaşılır şu kimseye ki, dünyaya hırsla sarılır, ama ölüm onu aramaktadır. Unutmuş ama unutulmuş değildir. Güler, ama bilmez ki, Rabbi ondan razı mıdır, yoksa değil midir?

- Üç şey beni hayrete düşürdü. Bunlar; ölüm kendisini yakalamak üzere olduğu halde, dünyalık peşinde olan kimselerin hali, kendisi gaflete dalıp, kendini unuttuğu halde unutulmamış olup, hesaba çekilecek olan kimseler ve Rabbinin kendinden razı olup olmadığını bilmediği halde, ağız dolusu gülen kimselerin hali.

- Ölümden şüphen varsa, yatıp uyuma. Uyumak zorunda kaldığın gibi, ölüme de mahkumsun. Dirilmekten de şüphen varsa, uyanma hiç. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.

- Dünya deniz gibidir. Çok kimse boğulmuştur. Gemin takva, yükün iman, hâlin tevekkül olursa kurtulursun.

- İnsanlara nasihat ederken kendini unutma! Muma benzeme. Mum aydınlatırken, kendini yakıp eritir. Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikrederken, sen uykuda olma.

- Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alameti de onun mâlâyani ile (ne dinine ne de dünyasına faydalı olmayan işlerle) vakit geçirmesidir. Allahü teâlânın bir kulunu sevdiğinin alameti ise, onun fıkıh ilmi ile meşgul olmasıdır.

- İlim çoktur fakat ömür kısadır. O halde önce dinde zaruri lazım olan ilimleri öğren!

- Allahü teâlâ iyilik murat ettiği kullarını iyilikte, felaket murat ettiği kullarını felakette kullanır. Müslüman için en büyük felaket, ehli sünnet itikadına sahip olmamak, olunca da bu nimetin kıymetini bilmemek olur.

- Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamah etmekten sakın. Kazaya razı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka kanaat et.

- Dünya hiçtir, hiç ile uğraşan da hiçtir. Tövbeyi yarına bırakma, ölüm ansızın gelip yakalar.

- Allah bir kuluna iman verdi ne vermedi. İman vermedi ne verdi!

- Şuna şaşıyorum. İnsanlar dünyanın peşinden koşuyorlar. Ölüm de onların peşinden koşuyor.

- Her namazı “son vakit” bilerek kıl!

- Şu 3 şeye mani olan her şeyi terk et, 3 şeye sarıl; namazları vaktinde kıl, haramlardan sakın, helal kazancı artır!

- Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerde zerre kadar iyilik yoktur.

- Dünya hayatı hayâldir. İnsanların çoğu hayâl peşinde koşuyor. Ne ahmaklıktır hayâl peşinde koşmak... Dünya geçici ve kısadır. Dünya hayatı ise azın azıdır. Bunun da azı kalmış, çoğu geçmiştir.

- Allahü teâlâdan ümidi kesmek küfürdür. Onun için rabbimizden daima ümitli olacağız. Hepimizin günahı çok, tövbemiz bozuk, tövbenin şartlarına uygun olması lazım. Tövbemizi unutuyoruz. Yüz kere tövbeni bozsan ümidini kesme buyuruluyor. İşte bu bizim için büyük müjdedir. Hep ona rücû edeceğiz. Allahdan ümit kesilmez  Hastalıklar, mü'minlere, îmânı olanlara Allahü teâlânın bir lütfudur. Cenâb-ı Hakdan gelen herşey hayırlıdır. Her ne gelirse yahşîdir (güzeldir). Allahü teâlâ kullarına kötülük yapmaz, zulmetmez. İnsanlar kendi kendilerine kazdığı kuyuya düşüyor. Allahü teâlâ rahimdir, ama aynı zamanda şedîdül îkâbdır da. Çok da şiddetli azâbı vardır. Rahmet, karşılıksızdır, azap ise isyanın karşılığıdır, cezasıdır. Azâba mâruz kalmamak için itaat edeceğiz. İtaat ettin mi korkma.

 

Ölümü özüne sevdir, nasıl olsa gelecek

- Gelen her iyilik Allahü teâlâdandır. Hem de sebepsiz olarak. Gelen kötülükler de nefsdendir. Yaratmak bakımından herşey Allahdandır. Nefs ister, Allahü teâlâ dilerse yaratır. Allahü teâlâ dilemezse, sivrisinek kanadını bile oynatamaz. Hayır da şer de Allahdandır. 

- Âhirette kurtulmak, ibâdet ve amelin çok olmasıyla değil, doğru iman ile amellerin ihlâslı ve şartlarına uygun yapılmasıyladır.

- Kanâat, insanın kısmetine düşen rızkına râzı olmasıdır.

- Îmânın gitmesine en çok sebep olan günahların başında üç günah gelir: Birincisi, iman nimetine kavuştuğuna şükretmemek; ikincisi, imanın gitmesinden korkmamak; üçüncüsü, müminleri incitmek ve onlara eziyet etmek. Biliniz ki, haksız yere bir müslümanı incitmek, Kâbe’yi yetmiş defâ yıkmaktan daha büyük günahtır.

- Mü'min, doktoru yanında olan hastaya benzer. Doktoru, ona yarayan ve yaramayanı bilir. Hasta, kendine zararlı bir şeyi isterse, mani olur ve yersen ölürsün der. Mü'minin hali budur. O birçok şeyleri arzular, ama Allahü teâlâ ona faydalı olanları yaratır, zararlı olanları yaratmaz. Mü'min bu şekilde vefat eder. Ve Allahü teâlânın Cennetine girer.

- Kalp ile bedenin hali kör ve topal bir kimsenin hali gibidir. Kör bir ağacın altına gider, fakat onda meyve olduğunu göremez. Topal, ağaçtaki meyveyi görür fakat alamaz. İlahi nimetleri kalp bilmeli, inanmalı, beden de onunla amil olmalı ki ahıretteki sonsuz nimetlere kavuşmak nasip olsun.

- Bir kimse Allahü teâlâya açık günah işlerse; tövbesi açık, gizli olarak günah işlerse tövbesi gizli olur. Tövbe ettikten sonra: "Ya Rabbi bu tövbe ile günahımı affet" diye dua etmeli.

- Eline geçmediği halde geçmiş gibi nimetlere şükredip razı olan, eline geçmiş hükmündedir.

- Cehennemin zulmeti ve azabı, dünyada iken insanların kendilerine ve başkalarına yaptıkları zulümdür.

- Bir şeyi yapmaya niyet ettiğin zaman niyetinin, azminin üzerinde Allahü teâlâdan kork (haram ve günah olan birşeye azmetme.)

- Farzları tam yapmadığı halde, nafilelerle derecesini yükseltmeye çalışan kimsenin hali, sermayesi elinden çıktığı (iflas ettiği) halde kâr peşinde koşan bir tüccarın haline benzer.

- Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakka âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emâneti yerine getirmek en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olarak da, en önde yalan gelir.

- Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya tohum ekme vaktini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat zamanında pişman olur.

- Allahü teâlâdan, kendisini, kıyamet gününde cehennem ateşinden korumasını isteyen bir kimse, müminlere karşı çok merhametli ve ince kalpli davransın!

- Ölümü özüne sevdir. Nasıl olsa gelecek.

- Allahü teâlâya olan hâlis sevginin zevkine varan, dünyalıktan vazgeçer ve bütün insanlardan yüz çevirir.

- Müslümanlardan hiçbiri, diğerini hakir görmesin! Zira müslüman demek, Allahın sevdiği insan, Allah yanında kıymeti büyük olan insan demektir.

 

İnanmak değil, doğru inanmak önemlidir

- Bazıları Allaha inanan herkesin cennete gideceğini sanıyor. Bu çok yanlıştır. Amentü’deki altı esastan birine inanmayanın imanı geçersizdir. Bunun için inanmak değil, doğru inanmak önemlidir. Âhirette kurtulmak, ibâdetin çok olmasına değil, doğru imana bağlıdır. İhlaslı ameli az da olsa, hatta hiç ameli olmasa, zerre kadar doğru imanı olsa yine cennete girer. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Kalbinde zerre kadar imanı olan cehennemde kalmaz.) [Buhârî, Müslim]

- Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe’ye gitmek için niyet edip Paris’e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe’ye varamaz.

- Allahü teâlâ, doğruyu azcık merak edene, doğruyu arayana doğru yolu yani hakiki islamiyeti nasip edeceğine söz vermiştir. [Ankebut 69, Şûra 13], Allah sözünden dönmez. (Ali imran 9) Demek ki batıl yollardaki insanlar istemek bir yana merak bile etmiyorlar.

- Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir.

- Doğru iman sahibi olmaya çalışmalıdır. İtikadı düzeltmeden önce ibâdet etmenin faydası olmaz. Doğru itikat, ehli sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, yani riya ile yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. İtikat doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar artırır. Ancak, doğru itikadı, yani ehli sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir.

- İbadetler imandan bir parça değildir. Günah işleyen ve farzları yapmayan kâfir olmaz. Ehli sünnet itikadında, amelsiz iman makbul, imansız amel makbul değildir.

 

Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar

- Tevazu, cahilden veya çocuktan da olsa, hakkı işitince boyun büküp hemen kabul etmektir.

- Tevazu, karşılaştığı her Müslümanı kendinden aşağı bilmemektir.

- Baş olmayı seven, iflah olmaz. Kendinden daha kötü birinin bulunduğunu sanan kibirlidir.

- Her nimet sahibi haset edilir. Haset edilmeyen tek nimet, tevazudur.

- Ehli sünnet olan şerefli insan, ibâdet edip yükseldikçe tevazu gösterir. Bid’at ehli olan âdi kimse ise, ibâdet ettikçe büyüklenir, herkese tepeden bakar.

- Tevazu göstermek de kibirdendir. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır. Hâlbuki mütevazı kimse, kendinde bir varlık görmez ki tevazu göstersin.

- Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar.

- Tanıdık salih kimseleri ziyaret etmemek kibir, fakirleri ziyaret, tevazu alametidir.

- Hastalarla birlikte oturmamak, doğru sözü kabul etmeyip, münakaşa etmek, kusurunu bildirenlere teşekkür etmemek, fakirin davetine gitmemek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz.

- Kibir her iyiliğe engeldir, tevazu, her iyiliğin anahtarıdır. Kibirli değilim diyen, kibirlidir.

- Büyüklenerek ben demek Allahü teâlâ ve evliyadan feyiz ve bereketi keser. Kusuru başkasında arayan, sevimsizleşir, etrafında insan kalmaz, dost edinemez. Herkesi haklı, kendisini haksız bulmadıkça, kendi kusur ve noksanlarını bırakıp, başkasının kusuru ile meşgul oldukça, manevî bakımdan zerre kadar ilerlemek mümkün değildir.

- Nefsini aradan çeken, herkesle iyi geçinir, huzurlu olur. Nefsini aradan çek, kimseyi tenkit etme, kendini beğenme, kendinden iğren. Kendinden tiksinmeyen kurtulamaz.

Toprak ol toprak, gül bitsin sende,

Ancak topraktır kavuşan güle.

- Tevazu güzeldir, zenginde tevazu daha güzeldir. Kibir çirkindir, fakirde kibir daha çirkindir.

- Mahsul, ovadaki sulu ve yumuşak toprakta yetişir, dağda, sert toprakta yetişmez. Hikmet de, mütevazı olanın kalbinde gelişir, kibirlinin gönlünde gelişmez. Bir kimse, başını yükseğe kaldırırsa, tavana değer ve yaralanır, eğerse tavan ona gölgelik eder ve kendini korur. En büyüğünüz, en küçüktür. En küçüğünüz de, en büyüktür. [Yani, kendini büyük gören küçüktür. Kendini küçük gören büyüktür.]

- Kibirden kurtulmak, tevazu ehli olmak için, yaşlı birini görünce, “Bu benden daha çok ibâdet etmiştir.” demeli, genç birini görünce, “Bu benden genç, benden daha az günah işlemiştir” demeli, bid’at sahibi veya bir kâfir gürünce, “Bu, hidayete kavuşabilir, ben de Allah saklasın sapıtabilirim. Şu andaki durum değil, netice önemlidir. İman ile öleceğimi bilmediğime göre, nasıl kibrederim?” demeli.

- Bid’at ehline kızmak gerektiği hâlde, kibirlenmek caiz olmaz. Kızmak başka, kibirlenmek başkadır. Bir misal: Bir hükümdar, gözbebeği olan biricik çocuğunu terbiye etmesi için kölesine verip, (Kusur edince döversin) dese, köle, hükümdarın yanında çocuğun kıymetini bildiği için, hatasından dolayı çocuğa kızarsa da kendini çocuktan üstün göremez, ona karşı kibirlenemez. Kötülere de bu gözle bakmalı. (Onlar hidayete kavuşur da ben imanımı kurtaramazsam halim nice olur) diyerek korkmalı ve kimseye karşı kibirlenmemeli.

- Allahü teâlâ, bütün kitaplarda, kibri kötülemiş ve yasak etmiştir. Kur'an-ı kerimde de, (Allah, kibirli olanları elbette sevmez!) buyurmuştur. (Nahl 23) Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Allah rızası için tevazu edeni, [kendini, Müslümanlardan üstün görmeyeni] Allahü teâlâ yükseltir.) [Bezzar]

- Allahü teâlâ ilim gibi, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına biraz ihsan buyurmuştur. Fakat yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiçbir mahlukuna vermemiştir. Bu üç sıfatı, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şeyi Ona muhtaç olmak demektir. İnsan ise ihtiyaç sahibidir. Allah yaratıcıdır, insan ise yaratıktır, fanidir. Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına tecavüz etmek olur. Kula kibirlenmek yakışmaz. En büyük günahtır. Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azap ederim.) [Müslim]

- Tevazu sahibi olabilmek için dünyaya niçin geldiğini, nereye gideceğini bilmek gerekir. İnsan, hiç yok idi. Önce bir şey yapamayan, hareket edemeyen bebek oldu. Şimdi de, her an hasta olmak, ölmek korkusundadır. Nihayet ölecek, çürüyecek ve toprak olacaktır. Dünya zindanında, her an, ne zaman azaba götürüleceğini beklemektedir. Ölecek, leş olacak, böceklere yem olacak, kabir azabı çekecek, sonra diriltilip kıyamet sıkıntılarını çekecektir. Cehennemde sonsuz yanmak korkusu içinde yaşayan kimseye tekebbür mü yakışır, tevazu mu?

Bir menkıbe: Âbidin biri, ibâdet etmek üzere dağa çıkar. Bir gece rüyasında "Falan ayakkabıcıya git! Senin için duâ etsin" denir. Âbit dağdan iner, adamı bulur, ne iş yaptığını sorar. Adam, gündüzleri oruç tutup, ayakkabı işlerinde çalıştığını, kazandığı para ile ailesini geçindirdikten sonra fazlasını sadaka verdiğini söyler. Âbit, adamın güzel bir iş yaptığını anlar, fakat kendisinin dağda sırf ibâdetle meşgul olmasını daha iyi bulur ve tekrar ibâdetine döner. Yine gece rüyasında, (Ayakkabıcıya git ve ona, "Bu yüzündeki sararmanın sebebi ne?" diye sor) denir. Âbit, gidip sorar. Ayakkabıcı, "Kimi görürsem, bu kurtulacak da, ben helak olacağım der ve kendimden korkarım. Yüzümün sararması bundandır" der. İşte o zaman âbit, ayakkabıcının bu korku ve tevazu ile üstünlük kazandığını anlar.

- Kibir, kendisini başkasından üstün görmektir. Kibirli, kendini başkasından üstün görmekle, kalbi rahat eder. Burada başkasını düşünmez. Kendini ve ibadetlerini beğenir. Kibir; kötü huydur, haramdır. Allahı unutmanın alametidir. Çok kimse, bu kötü hastalığa yakalanmıştır. Kibirli olan, salih insan olamaz.

- Kibir, diğer günahlardan niçin daha büyüktür? Çünkü kibir, yani büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmayarak suç işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allahın emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor. Bu suçun biraz daha aşağısı ilahlığa ortak olmaktır. Hükümdarın maiyetine hakaret eden, onlara üstünlük taslayan ve onları kendi idaresine almak isteyen kimse, bir noktada hükümdara ortak olmuş sayılır. Her ne kadar bunun tahtına oturmak gibi değilse de ona yakındır. Bütün yaratıklar, Allahü teâlânın kullarıdır. Bunlar üzerinde büyüklük, hakimiyet, yalnız Ona mahsustur. İnsanlara bu şekilde kibirlenen, Allahü teâlâya ortak olmuş sayılır. Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir.

 

Kibir her iyiliğe engeldir

- Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi, bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır.

- Tevazu göstermekle, tevazu sahibi olmak çok farklıdır. Tevazu sahibi övülmüş, tevazu göstermeye çalışan ise yerilmiştir. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, (Tevazu göstermeye çalışmak da kibirdir. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır. Gerçek tevazu ehli, kendinde bir varlık hissetmez ki, tevazu göstermeye çalışsın. Onun tevazuu tabiidir, yapmacık değildir.) buyuruyor. Bazısı da, (Bu günahkâr, bu fakir) diyerek kendinin tevazu ehli olduğunu göstermeye çalışır. Bir günahını söyleyince hemen kızar. O zaman sözünde yapmacık olduğu anlaşılır. Din büyükleri de “bu fakir” diye kullanırlar. Fakat bunlar böyle sözlerinde samimidir. Kibirlenmek, kibirli görünmek, tevazu farklıdır. Kibirliye karşı, kibirli görünmek sadaka vermek gibi sevaptır. Hadis-i şerifte (Kibirliye kibirli görün ki, onu hakir ve küçük düşürmüş olursun) buyuruldu.

- Kibir sahibine karşı tevazu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid’at sahiplerine ve zenginlere karşı da kibirli görünmek caizdir. Bu kibir, kendini yüksek göstermek için değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak içindir. Savaşta, bid’at ehli ile münazara ederken onlara karşı kibirli görünmek de sevaptır. Sadaka verirken de neşe ile karışık kibirli görünmek, malı parayı çöpe atar gibi vermek gerekir. Sadaka verenin kibirli görünmesi, fakire karşı değildir. Verdiği malı küçültmek, mala kıymet vermediğini gösterir. Gösteriş yapan riyakârlara karşı da kibirli görünmek caizdir.

Kendinden aşağı olanlara karşı tevazu göstermek iyi ise de, bunun aşırı olmaması gerekir. Aşırı olan tevazua yaltaklanmak denir ki bu ancak üstada ve âlime karşı caizdir. Başkalarına karşı caiz değildir.

- Yanına başkasının oturmasını istememek ve hastalarla birlikte oturmamak, evine lazım olan eşyaları alıp evine getirmemek ve eski elbisesini tekrar giymekten hoşlanmamak, iş başında iş elbisesi giymek istememek, fakirlerin davetine gitmek istemeyip zenginlerinkini tercih etmek, akrabasının ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmemek, doğru sözü, haklı tenkitleri kabul etmeyip münakaşa etmek, kusurunu, kabahatini bildirenlere teşekkür etmemek, içeri girince, oradakilerin ayağa kalkmaları hoşuna gitmek gibi şeyler kibir alametidir. Başkasının tenkidinden hoşlanmıyor, onun benden ne farkı var, o da bir insan diyorsa, hakkı onun ağzından duymak zor geliyorsa, bilsin ki bu da kibirdendir.

- Kibir, insanı, Allahü teâlânın bütün emirlerine muhalefete sevk eder. Çünkü kibirli insan, başka birinden hak ve hakikati duysa, onu kabul etmek istemez, hemen karşısına çıkar. Dînî konularda bile münazara edilse, hemen inkâra kalkışır. Hatta hakkı, karşıdakinin dilinden duysa hemen çeşitli yollardan, doğru olduğunu bile bile onu çürütmeye çalışır.

- Kibrin en kötüsü Allahü teâlâya karşı kibirdir. Nemrud, Firavun böyle idi. İlahlık iddiasında bulundular. Bazı dinsizler de imanı, ibâdeti, namaz kılmayı aşağılık, gericilik sanarak kibirlenirler. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Büyüklenerek bana ibâdet etmeyenler alçalmış olarak cehenneme girecektir.) [Mümin 60]

Bundan sonra kibrin kötüsü, Peygamberlere karşı kibirdir. Bazıları, peygamberleri kendileri gibi bir insan gördükleri için, kibirlenerek onlara uymayı kabul etmediler. Mesela Peygamber efendimiz için dediler ki: (Bu da sizin gibi bir insan. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, hüsrana uğrarsınız.) [Müminun 33, 34]

Bundan sonra da İnsanlara karşı kibir gelir. Herhangi bir hususta kendini başkasından üstün gören kibirlidir. Kibrin sebepleri şunlardır: İlim, ibadet, soy, güzellik, kuvvet, servet, mevki, yakınların çokluğu.

- İlim silah gibidir. Düşman elinde zararı, dostun elinde faydası olur. Yani ilim, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. İlmi ile kibirlenmek, büyük felakettir. İbadeti sebebiyle kibirlenmek de büyük felakettir. Bunun için “Çok ibâdet edenin, kibirden kurtulması zor olur” buyurulmuştur. Soyu ile övünmek ahmaklıktır. Kabil, Hz. Âdem’in oğlu idi. Babasının Peygamber olması, bunu küfürden kurtaramadı. Güzellik yüzünden kibre düşmek daha çok kadınlarda görülür. Başkalarını ayıplamaya, küçük düşürmeye ve gıybete vesile olur. Hâlbuki güzellik, insanda kalıcı değildir, er-geç gider. Geçici olan şeyle kibirlenmek, ahmaklıktır. Kibredenin güzelliği, gübrelikte biten gül gibidir. Gücü, kuvveti ile kibretmek de, cahilliktir. Çünkü hayvanların kuvvetleri, insanlardan çok fazladır. Mesela bir insan fil kadar kuvvetli olamaz. Kaplan gibi koşamaz. Kuş gibi uçamaz. Hayvanlar, bir bakımdan insandan üstündür. Hayvanlarda da bulunan üstünlüklerle kibirlenmek elbette uygun olmaz. Çok zengin olmak da üstün olmayı gerektirmez. Karun’un çok malı vardı. Malı ile beraber kahrolup gitti. Geçici olarak sahip olunan servet ile, mal ile kibirlenmek, çok çirkindir. Gelip geçici olan makam, mevki de üstünlük sebebi değildir. Birçok krallar, derebeyler, Firavunlar mevki sahibiydi. Hepsi gitti. Ancak iyilerin iyiliği, kötülerin kötülüğü söylenmektedir. Kötü birinin mevkii, makamı ile övünmesi neye yarar? Akraba ve tanıdıklarının çokluğu ile üstünlük taslamak da yanlıştır. Bir kimsenin kendisi iyi değilse, bütün dünya onun akrabası olsa ne çıkar?

 

Hatada ısrar helâk olmaya sebeptir

- Namaz bir ölçekdir. Kim dolu dolu ölçer, onu hakkıyla kılarsa, büyük ecir ve mükafata kavuşur. Kim ki, eksik ölçerse (şartlarına ve adabına uygun kılmazsa Allahü teâlânın buyurduğu Veyl'i (Cehennemi) hatırlasın.

- Allahü teâlâ mü'minin hastalığını ona kefaret yapar ve günahlarının affına sebep olur. Fasıkın hastalığı ise, sahibi tarafından bağlanan devenin hali gibidir. Daha sonra salındığında niçin bağlandığını ve neden salındığını bilmez.

- Büyüklerin nasihat ve tavsiyelerine uyarsan, henüz erişemediğin ve mutlak surette sana ulaşacak olan ölümden sevimli bir şey senin için olamaz. Eğer uymazsan da gaybda olan ölümden daha çok buğz ettiğin bir şey olmaz. Halbuki onu önlemeğe gücün yetmez.

- Size her işte, her durumda Allahü teâlâdan korkmanızı nasihat ederim. Hoşunuza giden işler kadar, size zor gelen durumlarda da hakikate sarılın. Şunu bilin ki, doğru söz dışında hiçbir kelam hayır ve yarar getirmez. Yalan söyleyen, yaradılış hikmetini saptırmış, bunu yapan ise, helak olmuştur. Ey insanlar! Büyüklenmekten sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi de, ne demek oluyor? Bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır!..  Kendinizi iyi tanıyın, sadece kendi noksanlarınızla meşgul olun. Yardım istenilecek tek kudret sahibi Allahü teâlâdır. O'nun dışında hiçbir güç ne yapabilir, ne bozabilir.

- Şunlarla beraber bulunmaktan sakın: 1- Yalancıdan. 2- Cimriden. 3- Ahmaktan. Çünkü en çok işine yarayacağı zaman, seni bırakır. 4- Fâsıktan yani günah işlemekten utanmayandan!

- Bir hata işlediğiniz zaman istiğfar edin, hatada ısrar helâk olmaya sebeptir. Bir kimse geçim darlığı çekiyorsa istiğfara devam etsin. Mihnete şükretmeyen, nimete şükretmez.

- Sadaka vererek rızkınızı çoğaltınız. Zekât vererek mallarınızı koruyunuz. Tasarrufa riayet eden sıkıntı çekmez. Tedbirli, düzenli yaşamak, geçimin yarısıdır. İnsanlarla iyi geçinmek, aklın yarısıdır. Musibet zamanında dizini döven, sevabından mahrum olur.

- Şu dört şeyin azı da çoktur:  Ateş, düşman, fakirlik, hastalık.

- Şu üç şey Müslümana şeref verir: Kendisine zulmedeni affetmek, bir şey vermeyene iyilikte bulunmak ve kendisini aramayanı, arayıp sormak.

- Ey insanlar, Allah'tan af ve afiyet isteyiniz. Çünkü mü'mine, islâmdan sonra af ve afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir.

- Bilmiş ol ki, sabâh namazını kılan kimse, Allah'ın himayesindedir. Allah'ın hakkını küçümseme, zira yüzüstü seni Cehenneme atar.

- Hak ağırdır. Ağır olduğu kadar da acıdır. Ve aynı zamanda faydalıdır. Bâtıl ise hafif ve aynı zamanda belâlı ve zararlıdır.

 

Şu dört şeye dikkat et!

- Allahü teâlâ hepimizi dünya ve ahiretin efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği ve en iyisi olan Resulullaha tâbi olmak saadetiyle şereflendirsin! Çünkü cenâb-ı Hak, Ona tâbi olmayı, Ona uymayı çok sever. Ona uymanın ufak bir zerresi bütün dünya lezzetlerinden ve bütün ahiret nimetlerinden daha üstündür. Hakiki üstünlük, O'nun sünnet-i seniyyesine tâbi olmaktır.

- Kalbin kararmış olmasının alâmeti, günahlardan, üzüntü duymaması, günahta ısrar etmesidir. İşlediği günahlardan dolayı kalbi o kadar kararır ki, artık nasihat tesir etmez, gafletten uyanmaz.

- Şu dört şeye dikkat et: Günahlardan sakın, namazını cemaatle kıl, cömert ol, Allahü teâlânın yarattıklarına şefkat göster.

- İnsanın yaratılmasından maksat, kulluk yapmasıdır. Kulluktan maksat ise, her hâlükârda Allahü teâlâyı unutmamaktır. Allahü teâlâ için yaptığın her şey ihlâstır. Halk için yaptığın herşey de riyâdır.

- Bir mümin kardeşini sabahtan akşama kadar incitmeyen kimse, o gün akşama kadar Peygamber efendimizle yaşamış olur. Eğer incitirse, Allahü teâlâ onun o günkü ibâdetini kabul etmez.

- Eşin dostun gönlünü almak için günah işlemek ahmaklıktır.

- Dünyayı maksat edinmemeli. Dünya, nefsin arzularına yardımcıdır. Dünya ve ahiret bir arada olmaz. Dünyaya düşkün olmak, günahların başıdır. Dünyaya düşkün olanlar ahirette zarar görür. Dünyaya düşkün olmamanın ilacı, islamiyete uymaktır.

- Bu zamanda dünyayı terk etmek çok zordur. Dünyayı terk lazımdır. Hakikaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, ahirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nimettir. Bu da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur.

- Dünyayı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların, zaruret miktarından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terk edip yalnız mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir.

- Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır. İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir. Yani Allahü teâlâya ibadet ve taat etmektir.

- Gençlik zamanında dinin emirlerine uymak, dünya ve ahiret nimetlerinin en üstünüdür.

- Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyamet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!

- Ayet-i kerimede mealen; "Vallahu basirun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir" buyuruldu. Allahü teâlâ her şeyi gördüğü halde, (insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler, vaz geçerler yapmazlar. Bunlar ya Hak teâlânın görmesine inanmıyorlar, yahut onun görmesine kıymet vermiyorlar. İmanı olana her ikisi de yakışmaz.

 

Nefsini hesaba çek!

- Farzı bırakıp, nafile ibadetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.

- Allah rızası için yapana sevap var.  Hayırlı iş yapana niyetine göre sevap verilir. Kötü iş yapanın niyetine bakılmaz. İyi niyetle yapsa da, cezasını çeker. İyi niyetle günah işlenmez.

- Allahü teâlâyı an, dilini, başka işlerle uğraşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allahü teâlâyı unutturacak her şeyden uzak dur. Bir kimsenin, Allahü teâlâya olan sevgisinin gerçek olup olmadığının alâmeti, kendisinde deniz misâli cömertlik, güneş misâli şefkat ve toprak misâli tevâzu gibi üç hasletin bulunmasıdır.

- Dervişlik, yalnız bir yere çekilip oturmak, gökte uçmak, keramet göstermek değildir. Dervişlik; gönlü, mâsivadan, [Allahü teâlâdan başka her şeyden] yüz çevirmektir. Bir yandan günah işleyip, bir yandan da, "Estagfirullah" demek, istigfar değildir. İstigfar; Allahü teâlânın emirlerine uymak, yasak ettiği şeylerden sakınmaktır.

- Kalbin birçok şeyleri sevmesinin sebebi, hep o bir şey içindir. O da nefsdir.

- Kelime-i tevhid; putlara ibadeti bırakıp, Hak teâlâya ibadet etmek demektir.

- Küfür, nefs-i emmarenin isteklerinden hasıl olur.

- Büyükleri sevmek, saadetin sermayesidir. Muhabbete müdahane, gevşeklik sığmaz.

- Nefs bir kötülük deposudur. Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb olmuştur.

- Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.

- Saadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır.

- Sünnet ile bid'at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.

- Zahid, dünyaya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır.

- Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar.

 

Herkes imtihandadır

- Hep kendinizi kusurlu, hatalı kabul edin. Mertlik suçu kendinde bilmektir. Peygamberimiz vâdediyor: "Haklı olduğu halde, haksızım, ben hatalıyım diyene Cenneti vâdediyorum, söz veriyorum" buyuruyor.

-Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı iter, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar birbirini çeker. İki  tarafta ben haklıyım derse netice de kavga çıkar geçim olmaz. Yani karı kocadan birisi fani olursa geçim olur. İkisi de diri ise geçim olmaz. Peki, ikisi de fani ise ne olur? İkisi de fani ise o evde ilahi aşk başlar.

- Bir müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güleryüzlü olmayan kimse mümin sıfatlı değildir. Müslim-Gayrimüslim herkese karşı güleryüzlü olmalıdır. Başkasının kötü ahlakından şikayet eden kimsenin kendisi kötü ahlaklıdır. Başkalarının kötülüklerinden bahsediyorsak bu kendimizin kötü olduğunun alametidir. Güzel ahlak eziyetleri sineye çekmektir.

- Herkes imtihandadır.

- Kul hakkından korkan [önemini bilen] ayağını uzatıp yatamaz.

- Aldatan aldanmıştır.

- Kimseye tepeden bakmayın. Tepeden bakan tepetaklak gider.

- Su-i zan en tehlikeli günahlardandır. Çünkü su-i zannın tövbesi olmaz. Yani kişi su-i zan ettiğini bilmediği için tövbe etmez. Tövbe edilmeyen günahın cezası cehennem ateşidir.

- İnsana en büyük bela dilinden gelir.

- İyi olmak için iyilerle beraber olmak lazımdır.

- Kişinin işi olursa işi, sever onu her kişi. Kişinin işi olursa kişi, çıkmaza girer onun her işi.

- Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar. Çünkü bunun dibinde karşı tarafa güvensizlik vardır. Güven ise, sevginin barışın ve başarının temelidir. Güvenin kaybolduğu yerde hayat durur ve insanlar birbirine düşman olur, merhamet kaybolur. Bunların yuvaları yıkılır ve cenazelerine kimse gelmez olur. Halbuki, birlikte, beraberlikte, kardeşlikte, anlaşmada yani cemaatta rahmet vardır.

- Sevginin dayandığı bir temel vardır o da karşılıklı güvendir. İnsan güvendiği ve çok sevdiği biri için hayatını feda eder. Güven varsa sevgi de vardır. Güven ve sevgi varsa başarı da vardır. İnsanları başarılı olmaları için zorlamak doğru değil. İnsanları bulundukları yerde mutlu olmalarını sağlayınız. O güveni tesis etmek ve işi önüne koymak lazım. O artık onu sevgi ve güvenle alır götürür. Ona iş tarif etmeye gerek yoktur.

- Bir yumruk gibi olmalı! El açık olursa parmaklar zarar görür. Yumruk haline gelirse zarar görmezler.

- Mü’min gıda gibi olmalıdır. Her zaman ihtiyaç duyulmalıdır.

- Yüzü insanlara dönük olan insanlarla çarpışır, yüzü ahirete dönük olan, herkes ona kavuşmak için yarışır.

- Saadete kavuşan insan kızmaz, sevinir.

-  Mü’minin alameti güleryüzdür. Münafığın alameti çatık kaşlı olmaktır. Allahü teâlâ ihsan ettiği nimeti göstermemizi sever. Müslüman olmak nimetini nasıl göstereceğiz; güler yüzümüzle, tatlı dilimizle, merhametimizle, şefkatimizle.

- Size gelen nimete vesile olan kimseye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağınız şükrü Allahü teâlâ kabul etmez.

- En büyük günah kalp kırmaktır. Kâfirin dahi kalbini kırmayın.

 

İki şeyi unutma, iki şeyi de unut!

- İnsanların sıkıntılarına katlanmak, Allahü teâlânın beğendiği, Resûlullahın sevdiği ve evliyânın özendiği bir ahlâktır.

- Köpek olan eve rahmet melekleri girmez. Kalbde de dört köpek ulumaktadır: 1- Kibir 2- Kıskançlık 3- Öfke 4- Şehvet. Demek ki kendini beğenmemek, başkasındaki bir nimeti kıskanmamak, öfkelenmemek ve şehvete kapılmamak gerekir.

- Gıybet kanser gibidir, girdiği yer iflah olmaz. Gıybet edene sus diyene 100 şehit sevabı verilecek.

- Kendinize, Allah rızası için, insan ancak bu kadar iyi olabilir, dedirtin. Herkese yumuşak söyleyin, yumuşaklıkla muamele edin, az konuşun, incitmeyin. Merhametli ve affedici olun.

- Düşmanınıza iyilik edin, hediye verin. Rahat edersiniz. Kırıldığınız müslümana iyilik edin, sevmediğinize ihsan, sıkıldığınız insana güler yüz gösterin. Dinimizde buna fütüvvet denir.

- Fütüvvet [mertlik], seni sevmeyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de tatlı konuşmaktır. Herkesin utanacak şeylerini örtün ve kötülükleri affedin.

- Doğru olun, doğru konuşun, arkadaşlarınızın hatalarına tahammül edin, herkese iyilik edin, komşuya eziyet etmeyip ondan gelecek sıkıntıya katlanın. Buna mürüvvet denir. Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak arzusudur

- İki şeyi unutma: Allahın seni her yerde gördüğünü ve ölümü hiç unutma. İki şeyi de unut: Yaptığın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri unut. İyinin de kötü huyu bulunabilir. Bunun kötü huyunu değil, iyi huylarını örnek almalıdır! Çünkü Peygamber efendimiz (Bir müminin iyiliğini unutup, kötülüğünü hatırlayanı Allah sevmez) buyuruyor.

- Kalbi en fazla nurlandıran şey; kızdığınız kimseye duâ etmektir.

- Omuzunuzda iki müfettiş var, devamlı teftiş halindedir. Şu hâlde, az konuşun, ağzınızdan çıkan sözün size hayır ve şer yazıldığını unutmayın.

- Ağızdan çıkan söz muallakta kalmaz, ya sağ tarafa yazılır ya da sol tarafa.

- Bir söz söylerken, hem kendinizin, hem karşınızdakinin ahiretini düşünerek konuşun.

 

Müslüman hasreti çekilen insandır

- Güzel ahlâk, kimseye yük olmamak, fakat herkesin yükünü çekmektir.

- Kendini beğenmeyip haramlardan sakınanın kabına, rahmet dolmaya başlar, ihlası artar, istifade etmeye başlar. İşte bu istifadenin hasıl olup olmadığı, kimseye yük olmayıp, herkesin yükünü çekmeye başlaması ile anlaşılır.

- Herkeste şef olmak arzusu vardır. Bu insanın tabiatında vardır. Bu hâl yalnız yüzü ahirete dönük olanlarda olmaz.

- Güleryüzlü olmayanın, insanların itimadını, sevgisini kazanması zordur. Cömert olmayan, vermekten hoşlanmayan, insanların sevgisini kazanamaz. İhlaslı olmayanın, yani sırf Allah rızasını gözetmeyenin, yaptığı hizmetlerde insanlardan takdir veya maddi bir karşılık bekleyenin ihlası zedelenir. Allahü teâlâ da ihlassız kimseyi muvaffak kılmaz.

- Bir müslüman, bir müslümanın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, o kendisinden çekinilen müslümanın son nefesinden korkulur.

- Nefse tabi olmak, kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak sıkıntı verir. Çok engeller var. En büyük engel, akla, nefse tabi olmaktır.

- Resulullah efendimiz; (Beni Rabbim terbiye etti) buyuruyor. O hiçbir mümine sert bakmamıştır. Herhangi bir şey istendiği zaman, yok dememiş, varsa vermiş, yoksa susmuştur.

- İnsan, ölüme hazırlanırsa, huyu güzel olur. En büyük müjde, mümine ölümü hatırlatmaktır. Müminin ölümü, büyük saadettir. Sevgiliye ancak ölümle kavuşur.

- Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok yaşama arzusu ömrü kısaltır. Böyle biri, üç şeye hasret gider. Topladığına doymaz, umduğuna kavuşamaz. Ahiret yolculuğu için yeterli hazırlık yapamaz.

- Hiç bir zaman, hiç bir şekilde, halinizden şikayetçi olmayın. Her zaman şükredici olun. Beterin beteri vardır.

- Mertlik demek, herkes ile iyi geçinmektir.

- Herkese iyilik yapamayız; fakat, hiç kimseye kötülük yapmaya hakkımız yoktur.

- Müslüman demek, (hasreti çekilen insan) demektir. Bir kimsenin hasreti çekilmiyorsa, son nefeste imanı tehlikededir.

 

Kendisini seveni, başkası sevmez

- Allahın veya insanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de insanlara öyle davran.

- Mümin kardeşinizin duâsını almaya çalışın. Kurtuluşun onun duâsında olabileceğini unutmayın.

- Cüzzamlının yanında 7 sene kalana, cüzzamın geçmeme ihtimali vardır. Fakat bir binada bulunan kötü bir insan, başka bir odada da olsa, ondaki kötü huyların geçmeme ihtimali yoktur. Kötülük çabuk yayılır, çünkü nefsimiz kötülüğe meyyaldir. Bir sepet üzümdeki çürük bir tane, bütün sepeti çürütür. Fakat sağlam üzümler o çürüğü kurtaramazlar.

- Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olması demektir. Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalır, gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Kendisini seveni, başkası sevmez.

- Kul hakkından çok korkun, her müslümana karşı derin muhabbet ve hürmet içinde olun. Hiçbir müslümanı incitmeyin. Büyüklerinize karşı mutlaka hürmetkâr olur. Emriniz altında olan aileniz veya çocuklarınıza karşı şefkatli olun, onları dindar yetiştirmeye dikkat edin, çünkü ölüm ani gelir. Herkes pişman olacak. O pişmanlık günü gelmeden tövbe etmek akla gelmeyebilir. Bugün fırsat varken istiğfar edelim.

- Gıybet aileyi parçalar, toplumu çökertir, cemiyeti felakete götürür. Çünkü zinadan daha büyük günah olduğu halde, çok kolay işlenen bir günahtır.

- Kusursuz insan olmaz, onun için kusurunu bilmek tövbedir.

- Herkese sıkıntı veren kibirlilerdir. Herkesi şikayet etmesi kibrindendir. Mütevazi demek ölmüş, demektir. Ölü kimseyi şikâyet etmez, ölüyü şikayet eden olmaz.

 

Kızdığınız zaman bir kefen yapın

- Sizin için en büyük tehlike, kibirlenmektir. Dünyada verilen bazı payelerle kibirlenirseniz perişan olursunuz. Kalbinde zerre kibir olan cennete giremez. Birbirinizle konuşurken, birbirinize emri maruf yaparken, kibirlenmeyin. Hiç kimse elbise veya etiketinden dolayı makbul olamaz. Müslümanın şerefi, ilim ve edep sahibi olmasıyladır.

- Herkes kendini meth etmeye çalışıyor, siz kusurları kendinizde arayın.

- İnsanların iki zineti vardır. Edep ve tevâzu. Kibir, çok kötü bir şey, onu ne Allah seviyor, ne kul seviyor. Edep çok güzel bir şey, kimde olsa beğeniliyor. Edep demek; kendini haksız görmek, acz ifade etmektir. Böyle olanlar, topla tüfekle yıkılmazlar.

- Kapasite evvela iş değildir. Birincisi ihlas, ikincisi edep, üçüncüsü tevazûdur.

- Kim toprak gibi mütevazi olursa, her nimete kavuşur. Bir parça yükselse, su o toprakta durmaz. Büyüklerin feyz ve bereketine kavuşmak için toprak gibi mütevazi olmak lazım. Rahmete kavuşmak için toprak olmak lazım.

- Kibir, şirkin kardeşidir.

- En iyi insan kalp kırmayandır. Din kardeşine eziyet eden, kalbini kıran, kâbeyi yıkmış gibi günaha girer.

- Komşuya eziyet etmek haramdır. Müslüman olmayan komşuyu da incitmemek lâzım, onların da komşu hakkı var, hep tatlı söylemeli, tatlı hareket etmeli.

- Kızdığınız zaman bir kefen yapın.

- İnsanlar iyilik gördüklerine muhabbet beslerler.

- Eğer gıybet etseydim, anamı, babamı gıybet ederdim. Çünkü sevâblarımın onlara verilmesi daha hayırlı olur.

- “Nefsini bilen Rabbini bilir.” hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpekten aşağı bilir.

- Kul hakkı, İslam Ahlâkının temelidir. Bir dirhem kul hakkı bulunanın, haccı (haccı mebrur olsa da) kabûl olmaz.

 

Her sıkıntıya sebep, günah işlemektir

- Tevekkülü azalanın imanı zayıflamış demektir. Tevekkülünü kaybedenin ise imanı kalmamış demektir. Tevekkül, her türlü sebebe (o işin, dinen, ilmen ve örfen sebeplerine) yapışarak gayret göstermek, sonucu Allahü teâlâdan beklemek ve sonucun mutlaka hayırlı olduğuna inanmaktır (yani neticeye ihlasla teslim olmaktır).

- Bir müslümana ye'se (ümitsizliğe) kapılmak yakışmaz. Çünkü, herkesin yardımcısı, hamisi olduğu gibi, müslümanın hamisi de cenab-ı Allahtır.

- Her sıkıntıya sebep, günah işlemektir.

- En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan büyük günah, günahı ibadet olarak yapmaktır.

- Başarılı olmak ve ahirette de bu başarısının faydasını görmek isteyen iki şey yapsın; Sabretsin, İhlaslı olsun.

- Peygamberlerden başka herkesin nefsi vardır ve günah işler. Allahü teâlâ sevdiği  kullarının günahlarının cezasını ahırete bırakmamak için dünyada üç sıkıntı verir. Çünkü günah suçtur. Karşılığı cezadır. 1-Hastalık verir. Sabrederse affeder. Sebeplere yapışmak ve geleni Allahdan bilmek lazımdır.Ve ne maksadla geldiğini bilerek şükretmekdir. 2-Günahların affının ikinci yolu maddi sıkıntıdır.Borçlu olmakdır. Borçlarını ödemek için çekilen sıkıntılardır. Bu da günahların affına sebebdir. 3- İnsanların yalan, dedikodu ve iftiralarıyla haksız olarak iftiraya uğramakdır.

- İmânsız ölmekten korkmayan imânsız ölür.

 

Dünya iş, ahiret ücret yeridir

- Ahirette faydası olamayan şey dünyalıktır.

- Dünya iş yeridir. Ahıret ücret yeridir.

- Dünyada Cehenneme götürücü tuzaklar var. Bu tuzaklara yakalanmamalıdır. Kur'an-ı kerimde, bu tuzaklar şöyle bildiriliyor: (Dünya hayatı, lab, lehv, zinet, tefahur ve malı, parayı, evladı çoğaltmaktır) [Hadid 20] [Lab oyun, lehv eğlence, zinet süslenmek, tefahur öğünmek demektir.] Bunların bir tanesine yakalananın gönlü ölür.

- İhlassız amel, mühürsüz para gibidir.

- Ağız haram yemez, dil de yalan söylemezse, edilen duâ kabul olur. Haram yiyenin 40 gün duâsı kabul olmaz. Tıbben de kan değişimi 40 günde tamamlanır. Ne çekiyorsak dilimizden çekiyoruz.

- İsyanı [günahı] çok olanın, nisyanı [unutkanlığı] çok olur.

- Tasavvuf, zamanı en iyi kullanmaktır. Sabır, susmaktır.

- İhlas ile ibâdet etmeyen, Belam-ı Baura gibi mürted olarak ölür.

- İnsan genç iken şehvetin, yaşlanınca şöhretin esiri olur.

- İbadetler insanın vazifesidir. Güzel ahlak ise meziyetidir.

- İki zinet insanı süsler: Tevazu, haya ve edep.

- İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükredemez.

- Mümin elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyendir.

- Hayır görünende şer, şer görünende hayır vardır.

- Kim Allah içinse, Allahü teâlâ da onun içindir.

- İnsanların dünyada işlediği suçlardan dolayı Allahü teâlâ iki şekilde cezalandırır, ya cezayı ahirete bırakır, kâfirlerin ki böyle. Ya da dünyada sıkıntı verir. Ahirete bir şey kalmaz. Bu yüzden sıkıntı Müslüman için bir nimettir. Bunun ahiretteki karşılığı bilinse insanlar sıkıntı gelsin diye dua ederler.

- Bir kimsenin cebinde parası varsa, dünyada istediğini alır mı? Alır. Ev alır, elbise alır, her şeyi alır. İhlas da para gibidir. Bir kimsede ihlas varsa onun her şeyi var demektir, onunla her şeye kavuşur, hem dünyada hem ahirette.

- Allahü teâlânın dostları, Allahü teâlânın yaptığı her şeyden zevk alırlar, sıkıntı, elem ve dertlerden nefs zevk almadığı için, daha çok hoşlanırlar.

- İman nimetinin şükrünü ifa etmek için, hubb-u fillah ile şereflenmeli. Müslümanın kalbini kırmaktan titremeli. Zaten mü’minin kalbini kırmak haramdır. Müslümanın kusurlarını af etmeli, sabretmeli. Sabredenin gideceği yer cennetdir.

- Fasıklar dedikodu yaparlar, salihler dua ederler.

- Cenab-ı Hak hakimdir, her yaptığında hikmet vardır.

- Üç zümreye, üç şey çirkin düşer: 1-İdârecilere, sertlik, 2-Âlimlere, mal sevdası, 3-Zenginlere ise cimrilik.

- Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir.

- Adalet, halkın dirliği ve düzeni; idarecilerin ise, süsü ve güzelliğidir.

- Dört şey ibâdettendir: Abdestsiz durmamak, çok secde etmek, gönlü mescidlere bağlı olmak ve Kur’ân-ı kerîmi çok okumak.

- Kur’an-ı kerimi severek, ağlayarak okumalıdır. Cenab-ı Hak bizleri, bizim gibi günahkârları, kendine muhatap kılıyor. Bizimle konuşuyor. Bu ne büyük bir rütbedir.

 

İyiliği sayarak değil, saçarak yapın

- Her sıkıntının, her başarısızlığın, her derdin ilacı istiğfardır. Allahü teâlâ günah işleyen bir kulunu muvaffak etmez.

- Allahü teâlâ günah işlemeyenlerden ve günah işlenmeyen yerlerden razıdır. Siz, günah işlememeye ve arkadaşlarınızı günahtan korumaya çalışınız.

- Allahü teâlâya sığınan hıfz-ı emân-ı ilahide olur.

- İhlas, muhabbet ve itaat üçü ayrılmazsa feyz gelir. Ayrılırsa, büyük zât feyz vermek istese de, feyz gelmez.

- Allahü teâlâ bir kulundan razı olursa, ona, herşeyi vermiş demektir.

- Her şeyin, her işin bir gayesi, kıblesi vardır. Esas gaye imanla ölmek, Allah demektir. Allahı unutarak iş yapan, cehennem ateşini talep etmektedir. Samimiyet varsa, iyilikle, tatlı dille bu hatırlatılmalı, ona yardım etmeli.

- Müsefaha edince, el ayrılmadan günahlar dökülür.

- Günah işlenmeyen yerde huzur vardır. Günah işlenirse huzursuzluk başlar. Günahlar kalbi sıkar, Zikri ilahi ile meşgul olmak, insana ferahlık verir, günahlara karşı soğukluk getirir. Bir müslüman günah işlemese cennet nimetleri başlar.

- Şeytan, öfke anında aklı örter, avucunun içine alır, herşeyi yaptırır.

- Nice küçük amel, niyetle büyür, nice büyük amel ise niyetle küçülür.

- Fasıklar Allahü teâlânın sıfatlarına, kâfirler ise Zatına düşmandırlar.

- Cömertlik et, iyilikte bulun. Fakat başa kakma, çünkü cömertliğin faydası sana aittir.

- Müslümanın ikramında şifa vardır. Hediye vermek de almak da sünnettir.

- İyiliği, sayarak değil, saçarak yapın!

- Eline, diline, beline sahip olana, kötülükler uzak kalır.

- Göz iki, kulak iki, ağız tek, çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek.

- Güzel ahlâk güler yüzlü, cömert olmak ve kimseyi üzmemektir.

- İçi aydın olan, dışına ışık verir.

- İnsanın sözü hikmet, bakışı ibret ve susması ders olmalıdır.

- Kişinin sözü, amelinden çok olursa aklı noksandır.

- Kurtuluş için ilim, amel ve ihlas şarttır.

- Küçük bir delik, büyük bir gemiyi batırır.

- Musibete sabırsızlık göstermek, ondan da büyük musibettir.

- Nasihat tutmayanı musibet tutar.

- Zalim ölmek yerine mazlum olarak öl.

 

Kalpleri temizlemenin ilacı

- Her yerde doğru birdir. Muvaffak olmak iki şeye bağlıdır: 1) Doğruluk 2) Sevgi ile yaklaşmak ve herkesle barışık olmak.

- Su bir taşı eritirse Allahü teâlânın zikri benim kalbimi eritmez mi? Kap kapalı olursa su nereye dolar, kabımızı açık tutmak gerekir. Nisan yağmuru ne kadar bol da olsa, eğer kaplar ters çevrilmiş ise, kırk sene de rahmet yağsa bir damla bile kaba girmez.

- Bişr-i Hafi hazretlerinin evine gelen zat, hür müsün köle misin, dedi. Hürüm diye cevap verince bırakıp gitti. Peşinden koşarak niye gidiyorsun diye sorunca, sen hürüm dedin. Kulum deseydin kulluğunu bilirdin, diye cevap verdi.

- Her zevalin bir kemali ve her kemalin bir zevali vardır. Eğer zeval vakti gelmişse bunu kimse durduramaz, yok eğer zeval vakti gelmemişse bunu kimse öne alamaz. Ayağımıza bir diken batsa bunu, bir günahımız sebebiyle oldu bilmeliyiz.

- İnsanlar zor zamanlarda, zor ile karşılaştıklarında mudara (insanları idare etme) yapamazlar. Böyle zamanlarda herkes içindekini ve gerçek yüzünü dışa vurur. Yani, bencil bencilliğini, fedakâr fedakârlığını, hain hainliğini gösterir. Bu zor zamanlar bir imtihandır. Ve dünyada hiçbir imtihanda, girenlerin hepsi kazanmamıştır. Bazıları imtihandan başarılı çıkar, bazıları ise imtihanda kalır.

- ''Hastalıkda şifa vardır.'' Ayaklarınız rahatsızlansa bile. Bu vücuda rahatsızlık veren her şey insanın acizliğini anlamasına, Cenab-ı Hakka dönmesine sebep olur. Bu sebeple kalb için şifadır.

- Şükür demek, nimetleri mahallinde, yerinde kullanmaktır.

- Allahü teâlâ beraat gecesinde afv-ı mağfiret vâdediyor. Cenab-ı Hakk vâdinden dönmez.

- Allahü teâlâ sıkıntılı halde yapılan duayı kabûl eder. Hastalık sıkıntı olduğu için, hastanın duası red olmaz. Her sıkıntı aynı şekildedir.

- Hastalığa, sıkıntıya üzülünmez. Ancak hizmetlerine, namazına mani olursa o zaman üzülünür. Bununla beraber, hastalık ve sıkıntıları istememelidir, hasta olmamak için sebeplere yapışılır, buna rağmen gelirse sabredilir.

- Kalbleri temizlemenin ilacı, Allahın dostlarının kelâmıdır. Onların yazılarını okuyunca kalpler temizlenir.

- Cuma günleri mevtaların ruhları, tanıdıklarına evlatlarına gelirler, bir hediye beklerler, bir yâsin-i şerif okusa da sevabını bana hediye etse diye beklerler.

- Kalbin gıdâsı mârifettir. Görmek şart değil, sevmek şarttır. Hayâtımız hayâl oluyor. Bu hayale gönül bağlayanlara yazıklar olsun.

- Temiz ve helâl ye de, ister sabaha kadar ibâdet et, ister uyu!

 

İnsanı hayvandan ayıran edeptir

- Mümin güneş gibidir. Sararıp, solarak batar ama doğduğunda (ahirette) göz kamaştırır.

- Edeb hudûda, sınırlara riâyet etmek onu taşmamaktır. En büyük edeb ise ilâhi hudûdu muhâfazadır, gözetmektir.

- Eshâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse, Muhammed aleyhisselâma îmân etmiş olmaz.

- Nereye bağlısın diyene İmam-ı a'zama demeli veya bağlı olduğu mezhebi söylemelidir! Hiçbir yere bağlı değilim dememelidir.

- Gelen cereyanın kesilmemesine dikkat edin. Kablonun arasını açmayın. Cereyan geliyor ama sigorta atıyorsa, araya nefis karışıyordur. Nefsin girdiği her aralıktan cereyan kesilir. Nefsinizi aradan çektiğiniz müddetçe kablolar kuvvetlenir. Evliyanın başarılarının sebebi, gelen cereyanın arasına girmeyip, kendilerini sıfırlamalarıdır.

- İnsanı hayvandan ayıran edeptir.

- Allahü teâla kerîmdir, ufak bir sebeple kerîmin keremi artar. En büyük sebep, ona yalvarmakdır.

- Allah varken mahlukdan bir şey beklenmez.

- İki kelime vardır, söylemesi kolaydır, kıyamet günü sevabı çok ağırdır. Bu iki kelime: Sübhanâllahi ve bihamdihi, sübhanallahil azîm.

- Ölüm acısı yetmiş kere kılıçla doğranmaktan fazladır, bu herkese vardır. Fakat Allahü teâlâ sevdiği kullarına duyurmaz. Ölüm acısı, kabir azâbı yanında hiç kalır. Kabir azâbı mahşer azâbı yanında hiç kalır. Cehennem ateşi ondan da fazladır.

- Kevser şerabı narkoz gibidir, ölürken bir damla verirler, ölüm acısı duyulmaz.

 

Kimin ne olduğu belli olmaz

- İlim cahilliği götürür, fakat ahmaklığı götürmez.

- Koyunlar çobanı tanıyamadığı gibi, avamda havas’ı tanımaz

- Mürşid-i kâmil demek, Hakkı Hak, bâtılı bâtıl bilen zat demektir. Onlara kavuşanın ve hatta onların sâdık bendelerine, talebelerine kavuşanın en büyük kârı, Hakk’ı Hakk, batıl’ı batıl bilmesidir. Bu ise, erişilmesi en zor noktadır. Dünyada en zor şey, doğruyu bulmaktır.

- Allahü teâlânın sevgili kullarını tanımak şarttır. Büyükleri inkâr eden her şeyden mahrumdur. Büyükleri tasdik eden, değil kendisine yedi sülalesine faydalı olur.

- Allahü teâlânın sevgili kullarını tanıyan, onlardan istifade etmeye başlar. Bilse de, bilmese de !...  En büyük istifadesi; imanı düzelir, sonra ibadetleri düzelir, günahlar çirkin gelmeye başlar. Bu, istifade ettiğinin alâmetidir. Bu istifade ya bizzatihi olur; en güzeli budur.... Veyahutta kitaplarını okumak suretiyle, ruhaniyetlerinden istifade ederek olur. Veyahutta o büyükleri tanıyan, seven kişilerle arkadaş olunur, mukallidleriyle beraber bulunulur. Onlarla beraber olan da feyz ve berekete kavuşur, imanını bi iznillah kurtarır.

- Ümidimiz, büyüklerin şefaati ve bize sahip çıkmalarıdır. Onların bize sahip çıkması için, bizim onlara sahip çıkmamız lazımdır. Layık olmak ve âlâka kurmak lâzım. O âlâka söz dinlemektir. Nasihatlerine uygun yaşayabilmektir.

- Münkirden (inkârcıdan) ve bid'at ehlinden aslandan kaçar gibi kaçın! Münkirin ekmeğini yiyenin kalbi, zikre karşı kırk gün ölür. Bu münkirler, Resulullahın zamanında olsalardı, ona iman etmezlerdi.

- Bir müslüman kardeşinin ismini duvara yazsalar, oradan geçerken ceketin düğmesini ilikle de geç.

- Mü’min mü’minle karşılaşınca yaptığı dua kabul olur.

- Her geceyi kadir bilin, herkesi hızır bilin, kimin ne olduğu belli olmaz.

 

Allahü teâlâ bize rahmeti ile muamele etsin

- En iyi haslet dindar olmaktır. Bu haslet iki olursa, dindarlık ve mal sahibi olmak. Üç olursa, dindarlık, mal ve hayâ. Dört olursa, dindarlık, mal, hayâ ve güzel ahlâk. Beş olursa, dindarlık, mal, hayâ, güzel ahlâk ve cömertliktir.

- Allahü teâlâ sırrını eminine verir. Bilen söylemez, söyleyen bilmez.

- Ahmaklık, hatâda ısrar etmektir.

- Allahü teâlâ bize rahmeti ile, ihsânı ile muamele etsin, bizi rahmeti ile ihsanı ile korusun! Adaletiyle muamele ederse, yanarız.

- İhlaslı insan, en iyi halinde de, en zayıf halinde de tavrı değişmeyendir. Allah için sevinmek, Allah için üzülmek lazım.

- Dua etmekle beraber sebeplere yapışıp çalışmak lazımdır. Fatih Sultan Mehmed İstanbulu alınca, etrafındakiler, Akşemseddin hazretlerinin duasıyla, şunun yardımıyla... deyince, hiç şu kılıcın hakkı yok mudur, bu hiçbir şey yapmadı mı, der.

- Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lazımdır. İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allahü teâlânın bu adeti içinde meydana gelmektedir. Allahü teâlâ sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak için ve azılı düşmanlarını aldatmak için bunlara, adetini bozarak sebepsiz şeyler yaratıyor.

- Gerçek kerâmet, kerâmetin gizlenmesidir. Bunun dışında görünenler, velinin irâde ve ihtiyârı ile değildir. İlâhi hikmet öyle gerektiriyor demektir.

 

Hedef birliği, muhabbeti, sevgiyi artırır

- Kalbin tasviyesi (temizlenmesi); İslamiyete uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid'atlerden kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden sakınmakla olur. Zikir ve rehberi, doğru yolu gösteren alimi sevmek bunu kolaylaştırır.

- Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk'a kavuşamaz.

- Ehli sünnet âlimlerinin eserlerini okumalı, kıymetli nasihatlerine, hikmetli sözlerine kulak vermeli! Allahü teâlâ, bahar yağmuru ile toprağa hayat verdiği gibi, ölü kalpleri hikmet nurları ile diriltir.

- Yapacağın işi, daha önce bunu denemiş, tecrübeli kimselere danış! Çünkü onlar, kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüş ve bilgileri sana bedava verirler.

- Hedef birliği çok önemli. Herkesin çektiği, hedefsizlik ve belirsizliktir. Hedef birliği, muhabbeti, sevgiyi artırır.

- Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla değerini ve makamını kaybedersin.

- Hikmet, bize lazım olmayan şeyin üzerinde durmamak ve gizli şeyleri araştırmamaktır.

- Bir cemâat içinde, Allahü teâlâ en çok hizmet edeni sever.

- Allahü teâlanın dostlarının anıldığı yere rahmeti ilâhi nâzil olur. Yani, oradakilere Allahü teâlâ merhamet eder, günahı olanları affeder. Günahı olmayanları da kendisine yaklaştırır. Allahü teâlâya yaklaşmak demek; onun sevgisini kazanmak demektir.

- Mü'minin ölüm zamanında alnının terlemesi, gözleri yaşarıp, burun deliklerinin kabarması, Allahü teâlânın rahmetine nail olduğunun alametidir.  Ölülere dua ve istigfar etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdatlarına yetişmek lazımdır.

- Belâlara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın birbirinden acı belâları vardır.

- Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak olur.

- Velilerin hiçbiri, Peygamber ve Sahabi (eshab-ı kiram) mertebesine varamaz.

 

Herşey söz dinleyene verilir

- Büyükler her hatayı af eder. Fakat haini af etmez. Hain kimdir? Yaptığı hizmetleri kendinden bilendir.

- Herşey söz dinleyene verilir, herşey bu herşeyin içinde vardır.

- Aklını bırak kurtul, tâbi ol saadet bul.

- İnsana devlet birkaç kere geçer. Onun kıymetini bilmeli!

- Fitne çıkaranlar bir günah işliyor. Dinleyenler iki günah işliyorlar. Bir dinlediği için iki susturmadığı için. Sus diyene şehit sevabı var. Bir münafık, bir orduyu bozar.

- Başta islamiyeti tam yaşayan emir varsa, ona itaat tamsa, herkes onu seviyorsa, elinde kuru kılıç bile olsa zafer kazanılır.

- Emaneti ehline vermek lazımdır. Emaneti ehline vermeyen mes’ul olur. Ehl-i olmayana verirse yine mes’ul olur.

- Âmir öyle olmalı ki, maiyetindeki herkes (Âmir beni herkesten daha çok seviyor) diyebilmeli.

- En büyük düşmanına, en büyük hediyeyi ver.

- Her hayırlı işe başlarken besmele söylemelidir.

- Hayvan yularından, insan sözünden tutulur.

- İnsan, her söylediğini bilmeli; fakat her bildiğini söylememeli.

- Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedenlerinizi rahat ve hoş tutunuz.

- Dertli misin istiğfar söyle, şifa bulursun. Bir arzun mu var, kavuşmak mı istiyorsun, istiğfar söyle. Fakir misin istiğfar söyle, zengin olursun. Zengin misin istiğfar söyle, şükretmiş olursun. “İstiğfar edenin yardımına yetişirim” buyruluyor.

 

Günde 60 kere Allaha isyan olur mu?

- İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey namazdır. Namaz kılmak, huzûr-u ilâhiye çıkmak demektir. Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilerek okumalıyız. Namazı ne olduğunu bilerek kılmalıyız.

- Huzûru ilâhide toplanmak çok büyük nimettir. Huzuru ilâhi namazdır. Allahü teâlâ, namazdan sonra “İste kulum vereyim” diyor. Bu saat-i icâbedir. Hele Cuma günü öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan dua red olmaz. Alimler, Cuma günü (saat-i icabe) ikindi namazı vaktidir buyurmuşlar.

- Allahü teâlâ islam düşmanlarına azap etmekte niye acele etmiyor diye merak ediliyor. Buraya bir karınca gelse ve bize kafa tutsa biz onu muhatap kabul eder miyiz? Kainata kıyasla derya yanında damla bile olmayan bu dünyada, yine dünyaya kıyasla deryada damla olmayan insanı da Allahü teâlâ muhatap kabul etmiyor. Namaz hariç... Kul Allahü ekber deyip de namaza durduğunda Allahü teâlâ onu muhatap kabul ediyor.

- Bir namazda 12 tane farz vardır. Bir günde 60 farz eder. Bir müslüman, beş vakit namazını kılmazsa, günde tam 60 kere Allahü teâlâya karşı gelmiş oluyor. Bu insan nasıl kurtulacak?

- Allahü teâlânın ve peygamber efendimizin emr ve yasakları iki türlüdür. Birisi; sârâhat-ı nass ile sabittir, açıkca bildirilmiştir. Bunları kabul etmeyen kâfir olur. Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de ehemmiyet vermiyordur. Ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Kadınların, kızların sokağa açık çıkmaları sârâhat-ı nass ile haramdır. Yani açıkca bildirilmiştir. Sârâhât-ı nass demek; ayet-i kerime veya hadis-i şeriflerle açıkça bildirilen hüküm demektir.

- Kıyamet günü hesap evvela imandan, sonra namazdandır. Tek vakit namazımı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih ederim. Namaz, aman namaz, nerede ve ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılın.

- Kur'ân-ı kerim şifâdır. Fakat şifâ, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis borudan şifâ gelmez.

- Riyâ olmasın diye cemâatten kaçanlar ayrı bir riyâ içindedirler.

 

 

Sonsuz kurtuluş için üç şey muhakkak lazımdır

- Salih ameller İslamın beş şartıdır. Salih amelleri yapmadan kalp selamette olmaz.

- İhlas ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç (sevap) hasıl eder.

- Her ibadeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamaya, hakkı olanlara hakkını ödemeye titizlikle çalışmalıdır.

- İnsanlar riyazet deyince, açlık çekmeyi ve nafile oruç tutmayı anladılar. Halbuki, dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha faydalıdır.

- Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet yapmaktan daha çok faydalıdır.

- Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlas.

- Amellerinizi ucb (kendini beğenmek, ibadeti kendinden bilmek) ile örtüp yok etmeyiniz.

- Niyetsiz amel olmaz. Amelsiz de niyet olmaz. Adam hacca niyet ediyor, ama evinde öyle hacı olunmaz. Adam sefere niyet ediyor ama bir yere kımıldamıyor. Bu kimse seferi gibi namazları iki rekat  kılamaz. Niyet ve fiil amelle beraber olacak ki yerini bulsun. Tek olmaz.

- Dünyanın geçer akçesi paradır. Ahiretin geçer akçesi amel-i salihdir.

- Farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Öğrenmeyen günaha gider. Bilmemek özür değildir, bilmemek suçtur. Öğrenmeye ehemmiyet vermezse küfür olur. Demek ki bilmemek ya haramdır ya küfürdür.

- Ramazanı şerifde âşîkare oruç yiyenin îmânı gider. Çünkü âşîkâre oruç yemek, Allahü teâlânın emrine ehemmiyet vermeme alâmetidir. Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıklarını yapanlar kâfir olur.

 

Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan

- Nefsine uyan haram işler, haram işleyen alışır, alışınca zevk alır, ehemmiyet vermez olur. Harama ehemmiyet vermeyince kâfir olur. Haramlara dalınca küfre ulaştırır.

- Sagâire, küçük günahlara dalan büyük günah dalar. Büyük günaha dalan küfre dalar.

- İman nimetine şükretmemiz lazım. Onun için abdest almaya başlarken “elhamdülillahi alâ dînil islâm ve alâ tevfîkil îmân ve alâ hidâyetirrahman” okumamız lazım. İmanının sağlamlaşmasını isteyen bu iman duasını okusun. Çünkü Allahü teâlâ; şükrederseniz arttırırım buyuruyor. İman artmaz, kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredersek artar, imana şükredersek sağlamlaşır, kuvvetlenir.

- Dinimizin her meselesi nimettir. Emirleri yapmakla şükredeceğiz, nehiyleri de; terk etmekle şükredeceğiz.

- İlim öğrenmek farzdır. Farzları, haramları öğrenmek farzdır, vâcibleri öğrenmek vâcib, sünnetleri öğrenmek sünnettir. Öğreneceğiz ve kaçınacağız. Talebül ilmi farîzatün alâ külli müslimen ve müslimetün. Erkek olsun kadın olsun, müslümanların ilim öğrenmesi farzdır buyuruyor Peygamber Efendimiz. Beşikten mezara kadar ilim öğreneceğiz.

- İlim ganîmettir. Sükût kurtuluştur. Halktan bir şey ummamak rahatlıktır. Bir göz açıp kapayacak kadar Allahü teâlâyı unutmak, O’nun verdiği emânete hıyânettir.

- Velî olduğu söylenen kimse, dînin emir ve yasaklarına aykırı hareket ederse, ondan sakınmak lâzımdır. Almayı, vermekten daha tatlı gören, hâl sâhibi olamaz. Bir kimse halkı doğru yola dâvet ettiği hâlde, kendisi bu yolda değilse, halkı fitneye düşürür.

- Hakîkî âlim; güzel ahlâkı ile sana doğru yolu gösteren, gidişâtı ile seni kuvvetlendiren, nûrları ile senin bâtınını aydınlatan kimsedir.

- Ehli sünnet alimlerine tabi olunuz; bid'at yoluna, dinde olmayıp, sonradan çıkarılan şeylere sapmayınız. İtaat ediniz, muhalefet etmeyiniz. Sabrediniz, sızlanmayınız. Sabit kalınız, ayrılıp dağılmayınız. Bekleyiniz, ümit kesmeyiniz. Özünüzü günahdan temizleyiniz, kirletmeyiniz. Hele Rabbinizin kapısından hiç ayrılmayınız.

- Batın ilmi zahir ilmini öğrendikten sonra öğrenilir. Zahiri ilimleri öğrenip onunla amel eden kimseye Allahü teâlâ batın ilmini açar. Batın ilmi ancak kalbin açık olup nurlanması ile elde edilir. Siz açık ve zahir olan şeylere sarılın. Bilinmeyen yollara girmekten sakının.

- Senden görüşünü istemeyene, görüşünü verme. Çünkü böyle yaparsan, övülmediğin gibi, görüşün de o kimseye fayda vermez.

- İlim öğren, kimse alim olarak doğmaz, ilim sahibi ile cahil bir olmaz.

- Bir kavmin büyüğünün ilmi yoksa, herkes ona yönelip geldiği zaman o küçüktür. Kavmin makam ve mertebe sahibi olmayan ve ilim sahibi olan küçüğü, ilmi meclislerde kavmin büyüğüdür.

- Hakkı doğruyu kim söylerse söylesin kabul ediniz. Söyleyene değil, söylenen söze bakınız. Ancak ölçü şu: Ehli sünnet itikadına uygun olmayan sözlerin ve söyleyenlerin hiçbir kıymeti yoktur.

- İlim öğrenmek isteyen kimsenin vakarlı ve Allahü teâlâdan korkması lazımdır. İlim, çok rivayet etmek değildir. İlim bir nurdur. Allahü teâlâ bu nuru sevdiği mümin kullarının kalbine koyar.

- Din ilminde konuşan kimse, Allahü teâlânın kendisine: «Benim dinimde sen nasıl fetva verdin, nasıl söz söyledin?» sualini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dinine gevşeklik etmiş olur.

- Şaşarım şu kimselere ki, zanla konuşurlar ve onunla amel ederler!

- Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azaba yakalanır ve çok pişman olur.

- Bir kimse fıkıh bilmez, fıkhın kıymetini ve fıkıh alimlerinin değerini bilmezse, böyle alimlerin kıymetli eserlerini okumak kendisine ağır gelir.

- Meziyet, fazilet, ilim ve irfan tamamlığı iledir.

- İlim, insanlara, ekmek ve su kadar lazımdır, İlim, rivayet ve kuru ma'lumat çokluğu değildir, İlim, faydalı olan ve kendisiyle amel edilen şeydir.

- Bir kimsenin ilmi, kendisini Allahü teâlânın yasaklarından men etmiyorsa, o kimse büyük tehlikededir.

- İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir. Ama ilmi tevazu için, alimlere ve insanlara hizmet için isteyen, elbette felah bulur, kurtulur.

- İlim, ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden temin edilen faydadır.

- Alimlerin güzelliği, nefslerini ıslah etmeleridir, ilmin süsü, şüpheli şeylerden sakınmak, yumuşak olup, sertlik göstermemektir.

- İlmi sevmeyende hayır yoktur. Böyle kimselerle dostluk ve bağlılığını kes. Çünkü, ilim kalblerin hayatı, gözlerin aydınlığıdır.

- İlim öğrenmek, nafile ibadetten üstündür.

- Kendini bilmeyene ilim öğreten, ilmin hakkını zayi etmiş olur. Layık olandan ilmi esirgeyen de, zulmetmiş olur.

- İlim öğrenmek için üç şart vardır: Hocanın maharetli, talebenin zeki olması ve uzun zaman.

- Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zilletini yudumlar.

 

Bir kulun Allaha en yakın olduğu zaman

- Namazını kılan, tesettür eden hanım, cennet nimetidir.

- Namaz kılmak, yalnız Allahü teâlâdan korkan müminlere, kolay gelir.

- Namazlarınızı geciktirmeden kılın. Çocuklarınıza da vaktinde kılmalarını öğretin. Doğru kılınan namaz, her kötülüğün ilacıdır. 

- Dünyada saadet, ahirette Cennet iki şeyle olur. Biri Allahın bir sevgili dostuna kavuşmak ve onun tarafından kabul edilmek. İkincisi ise dosdoğru kılınan namaz. Bir büyüğü tanıyan zaten namaz kılar. Hem tanımak hem namaz kılmamak olmaz. Böyle tanımak, tanımak değildir. Namazsız ahiret olmaz. Namazsız Allaha kavuşulmaz. Namazsız hayat olmaz, namaz her şeyin başıdır. Çünkü, buyruluyor ki, bir kulun yüce Allaha en yakın olduğu zaman namazdır.

- Namazlar vaktinde kılınmaz, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına itaat edilmez ise Allah dört musibet verir: 1-Rızıklar daralır. 2-Hastalıklar artar. 3-Emniyet olmaz. 4-Merhamet kalkar.

Eğer Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eder, namazlarımızı vaktinde kılarsak bunların tersi olur. Herkes birbirini sever. Birbirimizi sevmememiz nefsimizi sevmememize bağlıdır. Nefsini seven, arkadaşını, büyükleri ve Allahü teâlâyı sevemez. Çünkü bir kalpte zıt iki sevgi bir arada bulunmaz.

- Bir anne çocuğunu namaza kaldırmıyorsa, onu eliyle Cehenneme atıyor demektir.

- Çocuklarınıza namazın önemini anlatın ve mutlaka namaz kıldırın. Namaz kılmasına mani her şeyin, felaketine sebep olacağını bilmeli ve bildirmelisiniz. Çocuğun istikbalini garantiye almak, iyi bir müslüman olması ile mümkündür. Diploma ile istikbal garantiye alınmış olmaz. Hatta felaketine sebep olabilir. İyi bir müslüman olduktan sonra diploma işe yarar. O zaman, hem kendisine hem insanlara daha çok faydalı olur.

- Namaz en önemli ibadettir. Namaza ehemmiyet vermeyenleri veyl çukuruna atacağım diyor Cenâb-ı Hak, hem de sonsuz, çünkü, namaza ehemmiyet vermeyenin îmânı gider. Veyl çukuru; cehennemdeki ateş çukurlarının en derinidir.

- Her namazdan sonra onbir ihlas okuyan, cennete istediği kapıdan girecek. Peygamber efendimiz ben kefilim buyuruyor.

- Bir kimse yemek yerken Allahü teâlâyı ne kadar hatırlarsa, namazda da o kadar hatırlar. Kalbinizi Allahtan başkasına vermeyin.

- Tesbih okumak (sübhanallah demek), tövbenin anahtarı ve hatta özüdür.

 

 

Allah rızka kefildir ama imana kefil değildir

- Mal iyi de değildir, kötü de değildir. Mal, mülk gönüle girerse onu şımartır. Ve onun sonu olur. Mal mülk iyi niyetle kullanılırsa faydalı olur. Niyet iyi olmazsa insanın felaketi olur. Şunun şuyu bunun buyu var diye düşünmek sizi bağlamasın.

- Razzak olan Hak teâlâ, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır.

- Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz. Kendinize güvenmeyin. Allahü teâlâya güvenin. Size düşen görev budur. Sabah kuş gibi... Yuvasından çıkıyor, tevekkül ediyor, akşama tok dönüyor.

- Malı zarardan korumanın ilacı, zekat vermektir.

- Zekat niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır.

- Borç yükü altında ezilmektense, taş taşımayı tercih et. Yoksulluktan korun. Yoksul düşenin dini ve aklı zayıflar ve mürüvveti kaybolur.

- Bir zenginle arkadaş olduğun zaman, onun yanında dereceni düşürmek istemiyorsan kendisinden bir şey isteme. Çünkü istemek insanoğlunun yüzünde siyah bir lekedir. Verileni red eden kimse ise, verenin gözünde büyük ve ona karşı makamını korumuş olur.

- Gına sahiplerinin yani zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir. Fakirlerin ise onurlu olması lazımdır.

- Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir.

- Düşünmekle ibadet olmaz, oturmakla ticaret olmaz.

- İslamiyette paranın yeri,  kalp değil cepdir. Para, müslümanın kalbinde değil cebinde olmalı. Para, kalpte ise bu kötüdür ve sevilmez. Bir cep dolu olunca kalp boş olur. İki cep dolu olunca kalp bomboş olur. Cepte olmazsa, kalpte olur. Cepler boş olursa, kalp dopdolu olur hem de cerahatla karışık.

- İhtiyaçsızlık azgınlığa sebep olur.

- Cömert veren değil, verdiğine sevinendir.

- Allahü teâlâ dünyada müslümanlara da, kâfirlere de rızık veriyor, rahatlık, huzur veriyor. Kâfirle müslümanı dünyada ayırt etmiyor. Müslümanlar Allahü teâlânın dostudur. Kâfirler düşmanıdır. Dünyada dostla düşman ayrılığı yok fakat ahiret öyle değil. Ahirette dostla düşman ayrılacak. Müslümanlara nimetler var, kâfirlere azâp var.

 

Nimetler ne zaman artar

- Dünyadan sakınınız demek, haramlardan, yasaklardan sakınınız demektir.

- Harâm giren, haram çıkan ağızdan yapılan duayı Allahü teâlâ kabul etmez.

- Müslümanlar Allahü teâlâya tevekkül eder. Tevekkül çalışmadan yatıp beklemek değildir. Tevekkül, çalışıp sebebine yapışıp, o sebebin tesirini Allahü teâlâdan beklemektir. Çalışmadan bana ver yarabbi denmez. Namaz kılmadan, yarabbi günahlarımı af et demeye benzer. Namaz kılmayanın duası kabul olmaz.

- Allahü teâlâ sebebe yapışmayı emrediyor. Sebebe yapışanları sever. Peygamber Efendimiz, helekel müsevvifün buyuruyor. Sebebe yapışılmazsa, çalışılmazsa helâk olunur. Vesile aramak lâzımdır. Allahü teâlâ sebebe yapışanlara ihsân eder.

- Fakirlik, hâline şükredip kimseye şikâyet etmeyerek ihtiyacını gizlemektir.

- Malı olanın aç sabahlaması, olmayanın tok sabahlamasından evladır.

- İyi sebebe yapışan iyi netice alır. Çalışırken netice alamazsanız, kabahati kendinizde arayın.

- Haset eden mesut olamaz.

- İbadet için abdest şarttır, ticarette de doğruluk şarttır.

- Dinimizde bir şey istemek zillet, bir şey vermek izzettir.

- Helal parayla beslenen kimseye ibâdetler kolay gelir.

- Kovandan çıkmayan arı bal yapmaz.

- Para iş görmek için yaratılmıştır, sevmek ve biriktirmek için değil.

- Paranın sevgisi yılan sevgisi gibidir.

- Dünya malını kalbinden atan, Allahın sevgili kulu olur.

- Dini kurtarmak için, dünyayı verin.

- Çalışıp kazanma zahmeti çekmemiş kimsede hayır yoktur.

- Allahın verdiği rızka râzı olan kimseyi, başkalarının elinde bulunan ni’metler mahzun etmez.

- Sanat, altın bileziktir.

- Zararın neresinden dönülürse kârdır.

- Çalışmayıp herkese muhtaç kalanların, dini ve aklı noksan olur.

- Kanaat gibi zenginlik olmaz.

- Mal kazanmakla, şeref kazanılmaz.

- Müslümanlık nimetlerinin ortadan kalkmasına sebep bunların kıymetinin bilinmemesidir. Elinizden alan Allahü teâlâdır. Allahü teâlânın adet-i ilahiyesi şöyledir ki, iyi işleri sevdiği kullarına, kötü işleri düşmanlarına yaptırır. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen, "Ni'metlerimin kıymetini bilir şükür ederseniz onları arttırırım. Kıymetini bilmez, nankörlük ederseniz, elinizden alır, şiddetli azap ederim" buyuruyor. Her nimet için de böyledir. Şükür etmek, o nimeti izin verildiği ve emredildiği yerde kullanmak demektir. Dil ile elhamdülillah veya çok şükür demek şükür etmek olmaz. Buna "hamd" denir. Hamd dil ile, şükür beden ile yapılır. Göz nimetine şükür etmek için Allahü teâlânın bak dediği yere bakılır, bakma dediği yere bakılmaz. İman nimetine şükür etmek için de, onu Allahü teâlânın diğer kullarına ulaştırmak gerekir.

 

Son nefeste Allah demek isteyen

- İmanda değişme olursa nimetlerde de değişme olur.

- Dinimizde, gri yoktur. Siyah beyaz vardır. Ya iman ya küfür.

- İnsanı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk'a karşı şirk ve müşrikliktir. İlim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesad karanlığı hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk'ı tanımadıkça, Hakk'ı sevmedikçe, Hak teâlâyı hakim bilip, O’na kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hak'dan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur.

- Allahü teâlâya inanan ve güvenen kimse neden mahrumdur. Allah'tan mahrum olan ise neye mâliktir

- Allahü teâlâ dilediğini yapar. İster sebepli ister sebepsiz, dilediği gibi azap veya lütfeder. Güzel ve doğru Onun dilediğidir.

- Dünyaya zillet, ahirete izzet verilmiştir.

- Kuldan isteyen zelil, Allahtan isteyen aziz olur.

- Dünyayı sevmeyeni Allah sever, insanların elindekini sevmeyeni insan sever.

- Bu dünyayı mekan sanan hapı yuttu.

- Son nefeste Allah demek isteyen, hemen başlasın.

- Herşeyi Allah için yapmalıdır. Birşeyin içine dünya menfaati girerse, zemzeme idrar karıştırmak gibi olur. İsterse bir damla olsun.

- Kâbir insana ibret olarak yetmez mi, kıyamete kadar, daracık yerde nasıl beklenir. Mutlak olan bir şey var, o da ölümdür. Ne ahmaktır o kişi ki muhakkak olanı bırakır, muvakkat olana sarılır.

- Kalbinde Allah korkusu çok az olan, dünyâ sevgisi bulunan, haramlardan sakınmayan, âlim olduğunu söylerse şaşılır.

- Sâlih kimselerden olmadığım hâlde, sâlihleri severim. Kötü kimselerden daha aşağı olduğum halde, kötüleri sevmem.

- Allahü teâlânın gazab etmesi, cehennem ateşinden şiddetlidir.

 

 

Sevgi itaat demektir, itaat olmadan sevgi olmaz

- Dünyanın vefasızlıkta eşi yoktur, dünyayı isteyenler de alçaklıkta ve bahillikte (cimrilikte) meşhurdur. Aziz ömrünü, bu vefasızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun.

- Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslamiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.

- Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zan etmemeli, nefse güç ve acı gelenleri de şekavet ve felaket sanmamalıdır.

- Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmağa çalışmalıdır. Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalıdır.

- Nefs-i emmâreden kurtulmanın alâmeti, insanların övmesi ile ayıplamasını, eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevmek, önem vermemelerine üzülmek, basitlik ve akılsızlıktır.

- Hak teâlânın hakimliğini tanıdığınız, emaneti ve emniyeti bozmayarak çalıştığınız zaman, birbirinizi ne kadar sevecek, birbirinize ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden Allah'ın merhameti neler yaratacaktır. Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakk'a imanın hasıl ettiği kardeşliğin neticesi ve Allahü teâlânın merhamet ve ihsanıdır. Gördüğünüz her musibet ve felaket de; hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın neticesidir. Bunlar ise hakkı tanımamanın, zulüm ve haksızlık etmenin cezasıdır.

- Ölmeden önce ölmek ne demektir? Dünya hayatı hayal, ahiret hayatı hakikidir. İşte buradaki hayalleri hakiki gibi yaşamak, görmek demektir.

- Nefs, bütün iyiliklerden süzülmüş, sadece bütün kötülüklerin bulunduğu varlıktır. Her istediği aleyhinedir. Gıdası haramlardır. En ahmak yaratıktır. Asıl arzusu kendini ilahlaştırmak, kendine tapdırmaktır, kötülük yaptırmakla tatmin olmaz.

- Dünyanın kıymeti dünya kadardır. Ahiretin kıymeti ahiret kadardır. Dünya gıdası hazırdır. Ahiretin gıdası dini ilimdir. Ahiretin kıymetinin yanında dünyanın kıymeti sivrisineğin kanadı kadar değildir.

- Bir iş Allahü teâlâ için değilse at gitsin.

- Dünyanın lezzeti çiledir.

- Dünya hayaldir. Ben diyen mahrum kalır, mahvolur.

- Sevgi itaat demektir. İtaat olmadan sevgi olmaz. Sevginin derecesi itaatteki sürat ile ölçülür.

- Bu dünyada mukim yok, herkes seferi. Bunu anlayıp tedbirini alana müjdeler olsun.

- Dünyada en güzel şey dünyayı sevmemektir.

 

Değer mi........ biraz sabret!

- En iyi insan kendini en kötü bilendir. En kötü insan, yanına yaklaşılmayandır.

- Evliyaların sevilmesi; nefsini aradan çektiği, kendi menfaatini düşünmediği içindir.

- En iyi iş, iyi insanlarla beraber olmak, en kötü iş kötü insanlarla beraber olmaktır.

- Mü’minin bayramı, günahlarının affedildiği gündür, imanla öldüğü gündür, Allahü teâlânın rûyetine kavuşmaktır, Peygamber efendimizi görmektir.

- Hakiki bayram, Rabbimizin huzuruna, yüz akıyla çıkabilmektir. Bu da büyüklerin vasıtasına binerek, onlarla gitmekle olur.

- Elini harama uzatan, ateşe elini uzatır. Ayağıyla harama giden, ateşe gider. Haramı yiyen ateşi yer. Harama bakan ateşe bakar, ateş onu yakar. Değer mi .... biraz sabret!

- Mü’mine gelen her şey hayırlıdır.

- Başarının sırrı vermektir.

- Kurtulmanın çaresi yok olmaktır. Yok olan, adam olmuştur. Var olan, adam olamamıştır. Yok olmanın çaresi de peki demektir. Peki diyen yok olur, hayır diyen mahvolur. Var olan hem kendini, hem etrafını yok eder. Yok olan hem kendini hem etrafını kurtarır.

- Dünyada ve ahirette, felaketten kurtulmanın tek çaresi var, o da kurtulanlarla beraber olmaktır.

- Göğsünü kıbleden çevirenin namazının bozulduğu gibi, yüzünü islamiyetten çevirenin hem dünyası hem ahireti bozulur.

- İbadetlerin çokluğu değil, Allahü teâlâya yakınlık önemlidir. Allahü teâlâya yakınlıkta ondan korkmak ve sevmektir.

 

 

Rûhun rahatı az günahtadır

- Dünya zevklerine düşkün olmak nefsi beslemektir. Halbuki nefse düşmanlıkla emr olunduk. Çünkü nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Bize; nefsinizi besleyin diye bir emr yok, kalbinizi kuvvetlendirin diye emr var. Nefse düşmanlık; riyazet ve mücahede ile olur. Riyazet; nefsin arzularını yapmamak, mücahede ise nefsin istemediği şeyleri yapmaktır.

- Nefs daima şer, yani haram ister. O halde nefslerine uyanlar cehennem yolunu seçmektedirler. Haram işleyenler nefsinin esiri olmuşlardır. Bilmemesi özür olmaz. Cürüm olur. Çünkü, öğrenmek ile emrolunduk.

- Ceryan hata kabul etmez. Allahü teâlâ ceryanı yarattı. Faydaları çok çeşitli, ama elini değeni yakıyor. Kontak yapıyor, evler yanıyor. Kullanmaya göre değişiyor. Su, çok faydaları var ama seller evleri yıkıyor. Yani hem faydaları var hem de zararları. Nefs de böyle. Nefssiz olmaz. Nefs, islamiyete uyarak zaptedilirse ilerleme olur. Yani içimizde olan bu mahluku iyi tanımalı, İslamiyet ile zaptetmelidir. Nefs, seni iman etmek, haramlardan kaçmak, farzları yapmaktan alıkoymasın.

- Bir şey için olan hırs ve gayret, ona olan sevginin neticesidir.

- Müminin kabrinde yüzünün kıbleden çevrilmiş görünmesi, dünya sevgisi üzerine ölmesindendir.

- Her uzvun, kalbin ve nefsin lezzet aldığı şeyler başkadır. Nefs haram işlemekten zevk alır. Çünkü gıdası haramlardır.

- Hadis-i kudside buyuruluyorki; (Bir kulum farzları yapar, haram işlemez, sünnetleri terk etmez, geceleri  teheccüd namazı da kılarsa, ben bu kulumu severim. Ben bir kulumu seversem, o benimle görür, benimle işitir, benimle gider. İşte ben onun her duasını kabul ederim.) Duanın kabul olması için ağıza da mideye de dikkat etmek lazım. Vesile ile dua etmek lazım.

- Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana, doğruluk nasip olmaz.

- Üç şey kalbi öldürür: Çok konuşmak, çok uyumak ve çok yemek.

- Vücudun rahatı az yemekte; rûhun rahatı az günahtadır.

- Gözü harama bakmaktan ve başkalarının ayıplarını görmekten korumalıdır!

- Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.

 

İki şey ararsınız ama bulamazsınız

- Gençliğin kıymetini ihtiyarlar, huzûrun kıymetini huzûrsuzlar, sıhhatin kıymetini hastalar, hayatın kıymetini ölüler bilir.

- İşlediğiniz günâhları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyilikleri de gizleyiniz!

- Nefsin aldanmasına, dünyanın yalancı ve geçici tadına kapılan, hayrın tadını alamaz. Öyle bir kimseyle arkadaşlık edin ki; onda dünya malı hırsı bulunmasın.

- Hakîki sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de eksilmeyendir.

- İki şeyi ararsınız ama, bulamazsınız. Bunlar, neşe ve rahatlık olup, ikisi de Cennette olur.

- İyi komşuluk, yalnız komşuya eziyet etmemek değil, komşunun eziyetlerine de katlanmak demektir.

- Yılan candan eder, kötü arkadaş hem candan hem imandan eder.

- İstediklerini vermediğiniz zaman kızan ve küsen hakiki dost değildir.

- Hep gülmek iyi değil. Gün tövbe ve istiğfar zamanıdır. Yarına çıkacağımız belli değil. Mümin müminin kıymetini bilmez ise Allahü teâlânın kıymetini hiç bilmez.

- Evliyanın korkusu kalb kırmaktır. Hiç ölünün diri ile kavga ettiğini gördünüz mü?

- Abdülhalık Goncdüvani hazretlerine bir genci meth etmişler. O da merak edip ziyaretine gitmiş. Biraz sohbet ettiklerinde genç demiş ki, "Rabbimin rızası cehenneme girmemde ise girerim." Abdülhalik Goncdüvani hazretleri buyurmuş ki, "Senin işin bitmiş! Zira hep mimli, yâni "ben"li konuşuyorsun. Mimli konuşmak ise nefistendir." Allah muhafaza eylesin. 

- Başarı nedir? Manisi Nedir? Başarı, öldükten sonra ahirette işe yarar şeydir. Ahirette işe yaramıyorsa, o başarı değildir. Manisi insanın kendisidir. İmamı EbuYusuf hazretlerinin mühür olarak kullandığı yüzüğünde "men amile bi re'yihi nedime" yani, kendi aklı ile hareket eden pişman olur, yazılıydı.

- Muvaffak olmuş kime denir? Muvaffak olmuş, yaptığının faydasını ahirette görene denir.

- Kriz insanın içindedir, dışarıda kriz yoktur.

- Dinin emirlerine uymak birinci şarttır. Büyük engel insanın kendisidir. Nefsimize uymak en büyük engeldir. Bu hiçbir düşmana benzemez. Çünkü o doğrudan Allahü teâlâya düşmandır. Çocuk doğarken insanın içine düşmanlık koydu. Her faydalının karşısında zararlısını yarattı. Mektubât-ı Rabbanîde "Kelime-i tevhid içimizdeki düşmana karşı tek ilaçtır." buyurulmaktadır. Bir içimizde, bir de dışımızda düşmanlar vardır. Dış düşmanlar belli biz içimizdeki düşmanı halledelim. Tövbe edelim. Kaza bela ancak dua ile gider.

- Nefsinin arzularına tâbi olan, Allahü teâlâya nasıl kul olur? Ey insan! Kime tâbi isen onun kulu olursun.

 

Asıl marifet çok sevap kazanmaktır

- Kalb dünyâ arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkânı yok, âhireti sevmiş olamaz.

- Midenin tok olması feyze manidir. Büyükler, çok yemek yemeyin diyor.

- İnsanın ilmi arttıkça, Allaha sevgisi arttıkça, nefsinden soğumaya, nefret etmeye başlar. Bu hâle kavuşmak, Allahın lutuf ve ihsanıdır. O kulunu sevdiğinin alametidir.

- Asıl marifet, çok para kazanmak değil, çok sevab kazanmaktır.

- Dertlerinizi kullara değil, Allahü teâlâya arz edin. Dert ve belânın tamamının kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayı olduğunu unutmayalım.

- Yumuşak ve mülayim olan kazanır.

- En büyük ibadet ana babanın kalbini almaktır. Ana babanız sizden razı olmadıkca Allahü teâlânın sevgili kulu olamazsınız. İhsana kavuşma sebebi anne baba duâsıdır.

- Ana-babaya hizmet, Allahü teâlânın emrine, ilim öğrenmeye mani oluyorsa, sevab değil, günah olur.

- Dua almaya bakın. Üç kişinin hem duası hem bedduası kabul olur reddolunmaz. 1)Anne babanın 2) Misafirin 3) Mazlum olanların.

- İlk imanımızı anamızdan, babamızdan öğrendik. Onlar ilk mürşîdimizdir. Onun için ana baba hakkı çok büyüktür. Onun için din düşmanları; islamı kökünden kazımak için aile yuvasını yıkmak lazım diyorlar.

- Çocuklarınıza çok ihtimâm gösterin. Kur’anı kerim okumalarına, ehli sünnet itikadını ve ilmihal bilgilerini öğrenmelerine, Büyükleri tanımalarına ve sevmelerine çok ehemmiyet verin.

 

Hiç kimse yanmasın düşüncesinde olmalı

- Dünyada iken, Allahü teâlânın dinine hizmet edenler, Allahü teâlânın kullarının müşküllerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde, kürsülerde, gölgelerde oturacaklar. Allahü teâlâ onlarla konuşacak. Onlar için ne hesap var ne azap var.

- En zor iş islamiyete hizmet etmektir. Çünkü Allahü teâlâ en zor işi en güvendiğine ençok sevdiğine vermiştir. Peygamberlere ve vârislerine vermiştir.

- Başarının sırrı, birlik-beraberlik, dürüstlük, iyi hedef seçmektir.

- Yanan bir evden birini kurtarmak çok büyük sevap olduğu halde cehennem ateşinden kurtarmak yanında hiç kalır. Bir kişi daha yanmaktan kurtulsun diye uğraşmalıyız. Hiç kimse yanmasın düşüncesinde olmalıyız.

- Müslümanlık dünya ve ahiret saadetidir. Allahü teâlânın en sevdiği şey imandan sonra kullarına hizmet etmektir.

- Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona iki şey verir. Birincisi; sevdiği bir kulunu ona tanıştırır. Eshab-ı Kirama Peygamber efendimizi tanıttığı gibi. İkincisi; ona hayırlı bir iş verir. En hayırlı iş Peygamber efendimizin yaptığı iştir.

- Allahın dinini, Allahın kullarının ayaklarına kadar götürmek ne büyük zevktir.

- Müslümanların öğrenmesi lazım olan bilgilere Ulum-i İslamiyye (Müslümanlık Bilgileri) denir. İslam dininin emrettiği bu bilgileri Resulullah aleyhisselam ikiye ayırmıştır. Biri, "ulum-i nakliyye", yani din bilgileri; diğeri "ulum-i akliyye" yani fen bilgileridir, buyurmuştur. Din bilgileri, dünyada ve ahirette, huzuru, saadeti kazandıran bilgilerdir.

Bunlar da ikiye ayrılır: "Ulum-i aliyye" yani yüksek din bilgileri ve "ulum-i ibtidaiyye" yani alet ilimleri. İslam ilimlerinin ikinci kısmı olan akıl bilgilerinin yani tecrübi ilimlerin iyi öğrenilmesi, ince ve derin din bilgilerinin kolay ve açık anlaşılmasına yardım eder. Riyazi fizik öğrenmek, din bilgilerini kuvvetlendirir. Astronomi, aritmetik ve geometri, dine yardımcı bilgilerdir. Tecrübi fizikteki (tecrübe ve isbat edilenlere esasen uymayan) birkaç yanlış teori ve hipotezden başka hepsi dine uymakta, imanı kuvvetlendirmektedir. İlahi fizik (metafizik) bilgilerinden, çürük, bozuk olanları dine uymaz. Bu ilimler öğrenilince, din bilgilerinin akli ilimlere uyan ve akli bilgilerle çözülmeyen yerleri ve sebepleri meydana çıkar ve akla uygun sanılmayan, aklın erişemediği meselelerin inkâr edilemeyeceği anlaşılır.

- Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir.

- Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir.

- Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır.

- İnsanın kıymeti; idrâkinin, ehli sünnet büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır.

- İnsana lazım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir.

- Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün harablıkları, çirkinlikleri verseler itikadımız düzgün ise, hiç üzülmemeliyiz. Doğru itikad, düzgün itikad, ehli sünnet itikadıdır.

 

Naklederseniz aziz olursunuz

- Şu iki kişinin çıkardığı fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünyaya düşkün âlim ve ilimsiz sofu.

-  Ne söyleyeceğine ve ne zaman söyleyeceğine dikkat et!

- Kişinin kelâmı, aklının beyânı, faziletinin tercümanıdır.

- Alimlerin ziyneti; bilmiyorum demektir. Cahiller, atar atar söyler. Alim, her kelimeden korkar, vesika bulmadan söyleyemez. Her suale cevap vermek, bir alim için ahmaklık işaretidir.

- İnsanların çektikleri sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır. Kötü din adamları, mahsulün önündeki suyu kesmiş kaya’lara benzer. Suyu bırakmazlar ki mahsul sulansın, hayat bulsun. Taş oldukları için, kendileri de istifade edemez.

- En iyi mürşid, en iyi alim, en iyi insan nakledendir, vasıta olandır. Kendinden söyleyen ve kendine bağlayan değil. Sakın ola ki, kendinizden bir şey söylememeye çalışınız. Dinimiz nakil dinidir. İman ibadet bilgileri kıyamete kadar aynıdır, değişmez. Naklederseniz aziz olursunuz, anlatırsanız rezil olursunuz. Ehli sünnet alimlerinin eserlerinden nakledilirse rabıta teşekkül eder. O mübarek zatın ruhu orada hazır olur. Diri kalplerin sözleri nakledilirse, Allahü teâlâ feyz ve bereket verir. Ehli sünnet itikadını, ehli sünnet alimlerinin kıymetli eserlerini yayın. Doğru iman ibadet bilgilerini duymak insanların en tabii hakkıdır. Bu kıymetli ve şerefli bir hizmettir. Bundan daha büyük nimet, şeref, rütbe olamaz. En büyük şerefe büyüklerin bereketi ile kavuşulur."

- Alim kimdir?  Işığı karanlığı gören kimsedir. Amaya (kör olana) hep karanlıktır. Alim, hakkı batıldan ayırt eden insandır, islam alimlerinden nakil yapan kişidir.

- Âlimleri hafife alanların âhireti, ümerâyı hafife alanların dünyâsı, dostlarını hafife alanların mürüvveti yıkılır.

- Evliyanın menkıbelerini dinlemek, muhabbeti artırır, Eshab-ı kiramın menkıbeleri imanı kuvvetlendirir, günahları mahveder.

- Her peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise her zamanda her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan O'nun üstünde değildir. Bu olamayacak birşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, O'nu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın O'nu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın O'nu tenkit edecek iktidarı yoktur.

- Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür.

- Evliyanın sözünde rabbani tesir vardır.

- Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiğiniz yerlerde, ahlakınızla, sözlerinizle, İslamın vekarını, kıymetini gösterdiğiniz gibi, giyiminizle de saygı ve ilgi toplayınız.

- Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okuyun. Bunları okumak insanın şerefini artırır.  

- Bir zaman dilimi ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumak bütün geceyi nafile ibadetle geçirmekten iyidir. Çünkü öğrendiğimiz şeylerin farzlarla ilgisi varsa daha çok sevap hasıl olur.

- Başarılı olmanın üç şartı vardır: 1) Akıllı olmak. Akıllı olmak demek, ahireti tercih etmek demektir. Dünyayı tercih etmek zekiliktir. 2) Siyasi olmak. a) Karşısındaki insanın yapısına, kültürüne hitap etmek, onun gönlünü alacak şekilde hitap etmek. b) Dost meclisinde mert konuşmak, düşman varsa idare etmek. 3) Samimi olmak, ihlaslı olmak.

- İnsanları sonsuz saadete kavuşturmak en iyi iştir. Allahü teâlânın en sevdiği iş kullarına hizmet etmektir. [Burada hizmet demek, islamiyeti doğru olarak insanlara duyurmak demektir. İslamiyeti doğru duymak, doğru öğrenmek insanların hakkıdır. İslamiyeti yanlış anlatan, nakledildiği gibi değil, çürük aklına, bozuk ilmine, iğrenç nefsine göre anlatan kötü din adamları, insanların en kötüsü olup, büyük vebal altındadır.]

 

Bir işin delisi olmadıkça velisi olunmaz

- Size bahşedilen nimetlerin kadrü kıymetini bilin, şükredin. Şükrederseniz nimetler daha da artar. Şükretmezseniz elinizden alınır. Elinizden alınınca öyle kalmazsınız. O andan itibaren sizde azabı ilahi başlar.

- Bir insan bir işin delisi olmazsa, o işin velisi olamaz.

- Yapmak başarı değil, başarının sırrı sormaktır.

- Kalbinden Muhammed aleyhisselama inanan kimseye müslüman denir. Müslümanın bütün işleri Muhammed aleyhisselamın şeriatine uygun olmalıdır. Muhammed aleyhisselamın şeriatine uyan, dünyayı ve haramları sevmez olur. Kalbinde haram işlemek arzusu kalmayınca, kalbine Allah sevgisi dolar. İçindeki su boşalan şişeye, hemen havanın dolması gibi olur. Böyle bir kalbde bilmediğimiz his uzuvları hasıl olur. Dünyanın her tarafını ve kabir hayatını görür. Heryerdeki sesi işitir.

- Ehli sünnete hizmet kime nasip olursa haline gece gündüz şükretsin, rabbine hamd etsin. Küfre karşı emr-i mâruf yapılırsa, Allahü teâlâ o beldenin hak ettiği azâbı tehir eder. Emri maruf yapılmazsa azabı ilahi gelir.

-Hazreti Ali efendimiz ne buyuruyor; Bir kimse bana bir kelime öğretirse, onun kölesi olurum buyuruyor. Analarımız, babalarımız bir değil, kaç kelime öğrettiler. İlk mürşîdimiz analarımız, babalarımızdır. Ninni söylerken, analarımızdan Allah demeyi öğrendik, masal anlatılırken Peygamber Efendimizden anlatırlardı. Temeli kalbimize anamız, babamız yerleştirdi. Onun için onların kulu kölesi oluruz. Anamızın, babamızın, hocamızın, üzerimizde hakkı olanların kulu kölesiyiz. Dünyada, kim kimi severse, ahirette onun yanında haşrolacak. İhlas ile yapılan dua kabul olur. İnsan dînini kimden öğrenirse onu çok sever.

- İmanın şartı altıdır, bunlar inanılacak şeylerdir, imanın esas şartı hubbu fillah buğdu fillahdır.

- Ehli sünnet yolunda olanları, Allahın dinine hizmet edenleri sevmek hubbu fillahtır. Kâfirleri, Allahü teâlânın düşmanlarını, 72 fırkada olanları sevmemek buğdu fillahdır. Bu, sevmek ve sevmemektir. Dövüşmek ve münakaşa etmek değildir. Hem dostla, hem düşmanla, münakaşa dahi etmemeli.

- Ehli sünnetten kimseye zarar gelmez. Ehli sünnet fitne çıkarmaz, isyan etmez. Baştaki kâfir bile olsa, habeşi köle bile olsa ona isyan etmez. Tarih boyunca böyle olmuştur.

- Üç halde bulunmamalıdır:  1- Müşrik, 2- Kâfir, 3- Rai... Bu üç kimsenin duası kabul olmaz. Rai, kendi aklına göre hareket edendir. İslamiyet geldi akıl gitti. (Yani akıl tek başına doğru yolu bulamaz, bulabilseydi Peygamberler gönderilmezdi.) Hazret-i Ali buyuruyor ki:  "İster alim, ister zalim, ister fasık olsun başınızda birisi bulunsun, yalnız olmak şeytanla beraber olmaktır." İki kişi olsa biri emir tayin edilir.

- Yolunu şaşırmış bir kimseyi, doğru yola çevirmek, on tane kâfirin imana gelmesinden daha sevaptır.

- Dünyada en mühim, en önemli şey; Ehli sünnet itikadını öğrenmek ve Ehli Sünnet itikadında olmak ve Ehli Sünnet itikadını tatbik etmek. Bundan daha mühimi de Ehli Sünnet itikadını yaymaktır. Bu nimet kimde var ise, afiyet olsun, müjdeler olsun.

 

Kendinden tiksinmeyen kurtulamaz

- Allahü teâlâ bir kulunu severse onu fakih (yani dinde âlim) yapar, daha da çok severse onu fıkhı yayıcı yapar. Bu hizmetlerde (yani Allahü teâlânın ihsanıyla Onun dinini, Onun kullarına doğru olarak, bozmadan ulaştırırken) ben demek bid'attir. Bida't ehli cehennem köpeklerindendir, bid'at ehline büyüklerin feyz ve ihsanları gelmez. Bid'atlerin başı ben demektir. Bu ben demek ise Allahü teâlâdan, büyüklerden gelen feyz ve bereketi keser.

- Nefsini aradan çekiniz. Kimseyi tenkit etmeyiniz kendinizi beğenmeyiniz, kendinizden iğreniniz, kendinden tiksinmeyen kurtulamaz. Yapmadığınızı söylemeyiniz. Bir gün öleceğiz ve yaptıklarımızın hesabını vereceğiz.

- Abdullah-i Dehlevi hazretlerine birisi gelmiş, "Efendim himmet istiyorum" demiş. Mübarek buyurmuşlar ki; "Ben evden birşey getirmedim" Hocasına işaret buyurmuşlar. Eğer hocasına gitseler o da kendi hocasına gönderecektir. Allah adamları işte böyledir. Evden bir şey getirmezler.

- Evliyayı kiramın himmeti, yayından çıkan oku, namludan çıkan mermiyi geri çevirir. Evliyaya muhabbet edene, sevene de böyle kuvvetli himmet gelir.

- Evliyânın vefâtından sonra feyzi, bereketi daha artar. Kınından sıyrılmış kılıç gibidir. Tasarrufu daha tesirli olur.

- Kim, Allahü teâlânın sevdiği bir kulu incitirse, yedi kat gökten düşmüş gibi olur.

- Cenab-ı Hakkın bize verdiği bu nimet çok büyük. Bizi insan olarak yarattı, hayvan değil. Müslüman olarak yarattı,  gayrimüslim değil. Ehli Sünnet olarak yarattı, bidat ehli sapık değil. Evliyaları sevdirdi. Bu büyükleri tanımayı nasip etti. Bunlar çok büyük nimetler. Bunları verdi daha ne vermedi ki?

- Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumak günah işlemeye mani olur. Aklı fikri, kalbi iyi şeylerle meşgul ettiğinden günah işleyecek ortam olmaz.

- Teberri etmedikçe tevelli olmaz. Yani insan önce buğz-ı fillah eder sonra Cenab-ı Hakkın sevgisi kalbe yerleşir. Yani, önce ne kadar Allahın düşmanlarına düşman olursa, o kadar cenab-ı Hakkın sevgisi kalbe girer.

- Zikir, fikir insanlara hizmet etme durum ve imkanı yok ise yapılır. İnsanlar hizmet beklerken zikir ve fikirle uğraşılmaz.

- Dünyaya ne kadar değer vermezsen dünya hakkında her söylediğin o kadar değerli olur.

- Bir halifesine bir mübarek zat vazife vermiş.Yola uğurlarken ''Gittiğin yerde Allahlık ve Peygamberlik davasında bulunma' 'buyurmuş. Talebesi estagfirullah deyince, ''Her dediğim olsun dersen Allahlık davasıdır. Sadece Allahın her dediği olur. Bana uymayan kötüdür, bozuktur dersen bu da peygamberlık davasıdır'' buyurmuş.

- Başarının sırrı, günahlardan sakınarak sabretmek, insanlara güler yüz göstererek iyilik etmek. Yani tatlı dil ve güzel siyaset, herkesi memnun etmektir.

- Kıtmir bir köpekti. Eshab-ı kehfin köpeği idi. İstisna olarak Cennete gitti. Siz kim olduğunuza değil, kimlerle olduğunuza bakın.

- Dini yaymakta sabırlı ol; cömert ol; yumuşak ol; affedici ol. Dine hizmet etmekte üç esas var: İtaat, ihlas, sevgi. Eshab-ı kiramın başarısının sebebi, birbirlerini sevmeleridir.

 

Akıl ahireti, göz dünyayı görür

- Hasta olan, ilaç kutularını raflara dizse, ilaçları kullanmadığı müddetçe ne faydası olur? Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını rafa dizip okumayan veya okuduğu hâlde amel etmeyen nasıl adam olur ki?

- Dine hizmet etmek isteyenin, siyaset ilmini yani insanların halini, zamanın ve ülkenin şartlarını bilmesi gerekir. Yahut bunları bilen basiret sahibi bir kimse ile istişare etmelidir. Dine hizmet edecek kimsede şu üç vasfın bulunması gerekir. Bunlardan biri noksan olursa, hizmette başarı azalır. Hiç biri olmazsa fıtne çıkar. Bu üç vasıf: Tatlı dil, güleryüz, cömertlik ve ihlas.

- Muteber olan sondur. Son nefeste "Allah!" diyeceği yerde, "Aman kurtar beni doktor!" diyen tehlikededir. Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Hep abdestli duran, son nefeste Allah diyerek ölür.

- Büyüklerin isimleri yazılı olan levhalara bakılınca o zatlar hatırlanırlar, hatırlanınca ruhları biiznillah hazır olur, hazır olunca feyz gelir.

- İstifade hasıl olması için, verenin olgun, alanın uygun olması gerekir. Uygun olmak haram işlememek, kalb kırmamak, kendini beğenmemek ve gadaplanmamakla hasıl olur.

- Akıl ahireti, göz dünyayı görür.

- Allahü teâlâ sevdiğine iki nimet verir. Ona sevdiği bir zatı tanıtır ve bir de hayırlı iş nasip eder. Daha çok severse çeşitli belâ verir.

- Küfrü, kâfirleri sevmemek ve ibâdetlerin kolay gelmesi iman alametidir.

- Söz, etkisiz ise, ya dinleyenin kalbi kararmıştır veya söyleyen, söylediğini yaşamıyordur.

- Emr-i maruf yapan, sevimli ve cömert olur, hiçbir menfaat beklemez.

- Halkın kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetsiz, Hakkın kıymet verdiğine kıymet veren azizdir. Hakkın aziz ettiğini, kimse zelil edemez.

- Kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder.

- Eskiden bir mürşid, sadece çok sevdiğine değil, günahı çok olana [daha fazla günah işleyip dinden uzaklaşmasın diye] çok iltifat eder, günahı az olana ise, [kendini bir şey sanıp kibirlenmesin diye] hiç iltifat etmezdi. [İstisnalar hariç, bir kimseyi yüzüne karşı övmek, ona kötülük sayılır.] İhlası artanın dine hizmeti artar, dine hizmeti artanın ihlası artar. [İhlas, her şeyi Allah rızası için yapmak demektir.]

- Evliyanın hayatını okuyanın kalbinden dünya sevgisi çıkar, yerine Allah sevgisi dolar ve ihlası artar. Bir müslüman, Ehl-i sünnet kitaplarını alıp, bir rafa hürmetle koysa, o kitapları o evde bulundurduğu için Allahü teâlâ, o kimsenin imanla ölmesini nasib eder.

 

 

İnsanın en büyük yarası

- Her müslümanın yanında bir Ehl-i sünnet kitabı bulunmalıdır!

- Müjdeler olsun imanı olanlara ve ibadetini ihlasla yapanlara... yazıklar olsun üç paralık dünyaya ibadetini değişenlere.

- Allahü teâlâ, ne yaptığınızı görüyorum, biliyorum diyor. Onun gördüğünü bildiğiniz halde ikiyüzlü olmaya lüzum yok. İhlas; içini de dışını da temizlemek demektir.

- Allahü teâlânın her emrinde mutlaka nefsi kırma payı vardır.

- Bazı yerlerde, ben bu işten anlamam demelidir. Çünkü, insana bazı felaketler kendine güvenmesinden, güzelliğinden, zenginliğinden gelir.

- Emri maruf yapmak, her müslümana farzdır. Bu tebliğe evvela kendi nefsinden başlanır.

- İnsan düşmanını iyi tanıması lazım. En büyük düşman, insanın nefsidir.

- İnsanın en büyük yarası hubb-i dünyadır. (dünya sevgisidir)

- İnsanın nefsi, Allahü teâlâya düşmandır, bize daha düşmandır.

- Günahlara mübtela olanlar, kendi kendilerini yakar.

- Emîre itaat vacibdir. İtaat edilmezse, isyan edilirse, Allahü teâlâ verdiği nimeti alır.

- Amirlik memurluk için gelmedik bu dünyaya... Amirlik değil, hizmetkârlık zamanıdır. Nefsimizin arzusu için amirlikten Allah bizi korusun. Başınızdaki amire, içinizde veya dilinizde bir buğzu adavet varsa, bunun, sizin için bir felaket olduğunu bilin. Neticede Cenab-ı Hak sizi bu nimetten mahrum eder.

- İslamiyetin yayılmasına mâni olmayan sevilir.

- Allah'tan en çok korkanlar, O'nu bilenlerdir. İlim arttıkça korku artar.

- Bir tel parçası ol, fakat büyüklerin ceryanını naklet. İşte saadet odur.

- İş, büyüklerin vasıtasına binebilmek, girebilmektir. Nâehilleri de atmazlar

- Evliyayı kirâmın ruhlarından, hayatta iken feyz alındığı gibi, vefatlarından sonra da feyz alınır. Hatta daha çok feyz verirler. Yeter ki sevgi, muhabbet olsun.... Ehli sünnet itikâdı olsun, haram işlememek olsun, birde namazları doğru kılmak oldu mu feyz kesilmez, artar.

- Peygamber efendimiz buyuruyor ki, ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, dînini îmanını muhafaza etmek avucunda ateşi tutmak gibi olacak. Onun için rabbena duasını çok okumak lâzım.

- Ehl-i bid'atın yüzüne gülenin dini yıkılır.

- Sözün tesir etmesi için, yakîn olması lazımdır.

- Bir insana İslamiyeti anlatmak isteyende şu üç vasfın olması şarttır; yoksa hem kendisine hem karşısındakine zarar verir: 1) Karşısındakinin dinini bilecek. 2) Dünyasını bilecek. 3) İslamiyeti ve ilm-i siyaseti bilecek.

- Bilmek, yapmak içindir.

- Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşek davranmak, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da mârifete, Allahü teâlânın rızâsına kavuşamaz.

-İlmin evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhâfaza, sonra da yaymaktır.

 

İnsanların en alçağı

- Kim ilmi ararsa öğrenir. İlmi öğrenen, günah işlemekten korkar. Günahtan korkan ondan kaçar. Ondan kaçan ise kıyâmet günü hesaptan kurtulur.

- Din kardeşimin bir ihtiyâcını görmem, bir sene nâfile ibâdet etmemden daha önemlidir.

- İnsanların en alçağı, din kisvesi altında dünyâ menfaati sağlayandır.

- İlimde cimrilik yapan kişiye Allahü teâlâ üç belâ verir: Ya ölür, ilmi gider. Yâhud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, öylece ilmi gider.

- Peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe var mı?

- İnsandaki en üstün haslet, kâmil akıldır. Eğer o yoksa, güzel edebtir. O da yoksa, kendisiyle istişâre edilecek şefkatli bir kardeştir. O da yoksa, devamlı sükûttur. O da bulunmazsa, ölmektir.

- Bir âlimin sakınması gereken en önemli husus; Allahü teâlânın haram kıldığı şeylerden uzak durması ve dünyâya gönül bağlamamasıdır.

- Mazisini, büyüklerini tanıyamayan, büyüklüklere talip olamaz.

- Evliyanın sohbetine kavuşan, şeytanın elinden kurtulur, her an Allahü teâlâ ile birlikte olur.

- Arifin alameti; susması, tefekkürü, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünmesi, gördüklerinden ibret ders alması ve Allahü teâlânın razı olup beğendiği şeyleri istemesidir. Seninle yediğini, içtiğini, alışveriş ettiğini, eğlendiğini görürsün, ne var ki Onun kalbi Allaha bağlıdır, boş yere konuşmaz.

- Büyükler, Peygamberlerin varisleridir. Ne mutlu onları tanıyanlara. Sevmek şöyle dursun, tanımak bile ne büyük nimet. Hele tanıdıktan sonra sevdi mi, saadete kavuşur, feyz yolu açılır. Kalbden kalbe feyz gelmeye başlar.

- Allahü teâlâ, müminlere hizmet edeni sever. Dünyalarına hizmet etmek kıymetli ama, âhiretlerine hizmet etmek daha kıymetli. Yeter ki, Allah için olsun...

- Kur'an-ı Kerîm de açık bildirilen birşeye inanmayan, ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Hadîsi şerifde açık bildirilen bir şeye de inanmayan kâfir olur. Kur'an-ı Kerîme de, Hadîs-i şeriflere de hakaret eden kâfir olur. İslâm alimleri sözbirliği ile haram dedi ise ona da inanmayan kâfir olur. Allahü teâlâ bazı şeyleri açık bildirmedi, merhametinden dolayı, ehemmiyet vermeyen kâfir olmasın diye açık bildirmedi. Müslümanları kâfir olmaktan kurtarmak için açık bildirmedi. Peygamber efendimiz de hepsini açıkca bildirmedi; açıkca bildirilmeyen, kapalı yerlere inanmayan kâfir olmaz, bid'at ehli olur. Müctehidlerin sözbirliği olan, dört mezhebde de haram olan bir şeye ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Müctehidlerin söz birliği ile bildirdiği nass olur. Peygamber efendimiz bildirmiş gibi olur.

- Ne mutlu Allah’ın dinini doğru olarak yayanlara. Kitap ile ilim ile yaymanın sevabı, dövüşerek şehit olanın sevabından daha çoktur.

-Evliyâlar da Allahü tealânın sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Onlar da dünyada dostla düşmanı ayırmazlar. Dostlara yaptıkları iyi muameleyi düşmanlara da yaparlar. Düşmanlar, dostlarla karışıp evliyanın huzuruna gelirler, evliya onlara hiç düşman muamelesi yapmaz, dostlarına olduğu gibi, onlara da ikram ederler, tatlı konuşurlar. Onlar da, bu adam benim düşman olduğumun farkında değil, bana dost muamelesi yapıyor dermiş. Evliyanın dostla düşmanı ayırmaması, nîmet vermek bakımındandır.

 

Kişi sevdiği ile beraberdir

- Allahü teâlâ, evliyamı gökkubbem altında gizlerim”, buyuruyor. Burada gökkubbeden maksat, sıfat-ı beşerdir. Yani Allahü teâlâ evliyasını insan sıfatları ile gizler.

- Bütün kemâlât ve faziletler büyüklerin sevgisinde ve onlara uymaktadır. Bu ele geçtimi herşey ele geçmiş demektir.

- Uyku miskinliktir. Basit insanlar kendilerinden geçip saatlerce uyurlar. Amma, Allahın veli kulları az uyurlar. Onlara bir saatlik uyku bile yeter. Onlar uyumakla zamanı boşa geçirmezler. Her akşam iman duası okumalıdır. Bir günaha tövbe etmemek, o günahı işlemekten daha büyük günahtır.

- İman ışık gibidir. Azalır, çoğalır. Azalır çoğalır, ama yok olmaz. Ne zaman küfre düşülürse Allah muhafaza, yok olur. Evliyanın ki çok çok parlaktır. O kadar fazladır ki onlar için geceler bile gündüz gibidir. Onun için evliya gece bile uyuyamaz. Ancak gafiller gündüz vakti bile uzun uzun uyurlar. Azalıp çoğalan imanın kendisi değil, parlaklığıdır.

- Müslümanlara hubb-i fillah ve buğd-i fillahı anlatın. Nasibi olana herşey bunun içinde vardır.

- Büyükler, kıyamete kadar kendilerine tabi olanları, olacakları isimlerine ve memleketlerine varıncaya kadar bilir ve görürler. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: "Erkeklerden ve kadınlardan bizim yolumuza girmiş olanların ve kıyâmete kadar, vâsıtalı ve vâsıtasız girecek olanların hepsini bana gösterdiler. İsimlerini, soylarını ve memleketlerini bildirdiler. İstersem, hepsini bir bir sayarım. Hepsini bana bağışladılar.

- Bir büyüğü tanımak demek, Allahü teâlânın sevgili kulu olduğuna, her halinin ve sözünün Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflere uygun olduğuna, her sözüne itaat edilmesi gerektiğine, yardım istendiğinde mutlaka yardım edeceklerine inanmak demektir.

-“El mer'u mea men ehabbe” (Kişi sevdiği ile beraberdir) hadis-i şerifine göre, herkes bu dünyada kimi severse ahiretde onunla beraber olacaktır. Her hadis-i şerif bir ayet-i kerimenin açıklamasıdır. Bu hadis-i şerif de Maide suresindeki "Müşrikleri ve yahudileri severseniz onlardan olursunuz" mealindeki ayet-i kerimenin açıklamasıdır. Burada, müşriklerden maksat hıristiyanlardır. Çünkü onlar hâşâ Allahü teâlâ üçdür dedikleri için müşrik olmuşlardır.

- Büyüklerden istifade iki şekilde olur: Birinci yol, onları kalbinde bulundurmaktır. Onlarla her zaman rabıta halinde olmaktır. [Burada muhabbetin sevginin idaresi bize aittir.] İkincisi onların kalbine girmektir. Bu çok zordur, kalblerine girebilmek için çok ağır imtihanlardan geçirirler. Fakat bir kere kalblerine girdikten sonra gerisi kolaydır. Kalbine giren kimse artık onların kalbine gelen her şeye ortak olur. Hem feyzlere, nurlara, hem de bela ve musibetlere. Bu yola girenin bela ve musibetlere hazır olması lazımdır. Çünkü yolun sahibi yani Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem böyle idi. Resulullah efendimiz, "Hiçbir peygamberin çekmediği sıkıntıyı ben çektim" buyuruyor.

- Bizim dinimizin iki ayağı, iki kolu, iki esası, iki gözü vardır. Biri öğrenmek, diğeri öğretmektir. Ancak, öğrenmeden öğretmek olmaz.

- İslamiyet nerede ise ilim oradadır. İlmin olduğu yerde de islamiyet vardır. İlim ile islamiyet iç içedir. Hıristiyanlıkta ve diğer dinlerde ise iş tersinedir. İlim rütbelerin en üstünüdür. Dünyadaki bütün rütbeler üst üste konsa, ilim bunların da üstünde yer alır.

- Haddini bil, kanaat et, çok konuşma, rahat et.

- Salih müslüman şu dört şeye öncelik vermeli: 1-Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumalı. 2-Okuduklarını doğru anlamalı. 3-Yaşamalı. 4-Yaymalı.

- İlim dini beslemek içindir, yoksa dünya nimetlerini yutmak için değil.

- Günah işlemekten sakınmayan âlim, elinde lâmba tutan köre benzer. Başkalarına yol gösterir; fakat kendi görmez!..

- Düşmanın belini kıracak darbeyi yapmazsan, vuracağın her darbe onu kuvvetlendirir.

- “Allahümmağfirli velivâlideyye, veli üstaziyye, velil mü’minine vel mü’minat, vel müslimîne vel müslimât, el ahyâ-i minhüm vel emvat. Birahmetike yâ erhamerrahîmîn” Bu istiğfar, günahların affedilmesine sebep olur. Günahı olmayanlar içinse; ileride günah işlemekten korunması içindir. Günah işlemeyecek hale gelmek içindir.

 

Önceliğin ne, kalbinde ne var?

- Ahireti sermayen, dünyayı bu sermayenin kazancı yap. Sakın dünyanı sermaye, ahiretini onun kârı şeklinde yapma.

- Hadis-i şerifte, dünya hırsı, iki aç kurttan daha çok zarar verir, buyuruluyor. Dikkat edin, daha çok zarar verir, buyuruluyor. Aç kurt bir koyunu yakalayıp karnını doyurmaz. Bütün koyunları boğmadıkça rahat edemez.

Allahü teala insanlara iki tane bardak ihsan etti. Bu iki bardaktan biri som altın, diğeri çömlek. Altın olan yere düşse de kırılmaz. Öbürünü bir elinden düşürsen parça parça. Birinin üzerinde ahıret, diğerinde dünya yazıyor. Ahıret yazana dünyalık da girse ahiretlik oluyor. Dünya yazana ahıretlik de girse dünyalık oluyor. İngilizler buna priority derler. Yâni önceliğin ne? Kalbinde ne var? Bu herkeste bellidir. Bunu ölçecek bir şey yok. Ahıret bardağı pasaport gibi. Vizeleri tamam. Kabirde, sıratta, her yerde geçiyor. Cennetten gelmiş, sâhibini de cennete götürüyor.  Ya biz ne yapıyoruz? Gaflet burada başlıyor. Bir gün o bardağı alıyoruz öne, bir gün öbürünü. Halbuki tut ahıret bardağını bırakma. Yapılan işte netice alabilmek için Allah rızası için yapılması lazım. Niyet bu olmazsa sıkıntı olur, fayda yerine zarar hasıl olur.

- Kalp, birçok tarafa yönelebilir. Onu hangi tarafa yönlendirirsen, öteki taraflar kapanır. Bir kimse hem dünyâya ve hem de âhirete yönelemez. Bunlardan biri diğerine mâni olur.

- Allahü teâlâ, vicdanlardaki gizli sırlara, insanın her nefeste ve her hâldeki hâline muttalîdir, hepsini bilir. Hangi kalbi kendisine yönelmiş görürse, onu felâketlerden, sıkıntılardan, sapıklıklardan ve fitnelerden muhâfaza eder.

- İnsan kendini Kelime-i tevhide, yani "La ilahe illallah" demeye alıştırmazsa, ölüm döşeğinde iken onu hatırlaması ve söylemesi güç olur.

- Hakiki yaşamak; nefsin arzularını, haram ve zararlı isteklerini yerine getirmemek demektir.

- Allahü tealaya en yakın olan, ahlakı güzel, kalbi rahat olandır. En üstün amel, kalbin Allah'tan başkasına yönelmemesidir.

- Kalbinde, bir kimseye düşmanlık veya sevgi hali bulursan, onu dinin emir ve yasaklarına arz et! O kimse onlara göre sevimli ise, sen de sev! Kötü ise, sen de kötü gör! Hiç kimseyi kovma! Hiç kimseye darılma! Kimsenin aleyhinde konuşma!

- İnsanlara rehberlik eden kimsede şu hasletler bulunmazsa, o rehberlik yapamaz. Kusurları örtücü ve bağışlayıcı olması, şefkatli ve yumuşak olması, doğru sözlü ve iyilik yapıcı olması, iyiliği emredip, kötülüklerden men edici olması, misafirperver ve geceleri insanlar uyurken ibadet edici olması, alim ve cesur olması.

- Şükrün esası, nimetin sahibini bilmek, bunu kalb ile itiraf etmek ve dille söylemektir.

- Kalb dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkanı yok, ahireti sevmiş olamaz.

- Mümin, insanlara karşı yüzünden sevinçli olduğunu gösterir. Fakat kendi mahzundur. Peygamber efendimiz; "Müminin sevinci yüzündedir. Halbuki kalbi mahzundur." buyurmaktadır. Müminin tefekkürü, düşünmesi, ağlaması çok, gülmesi azdır. Tebessümü ile kalbindeki hüznü gizler. Dışarıda geçimini temin etmekle uğraşıyor görünür, kalbi Rabbini anmakla meşguldür. Çoluk çocuğu ile uğraşıyor görünür, kalbi Rabbi iledir.

 

Sermaye kurtarılmadıkça, kazancı olamaz

- Mü'minin, en önce farzları yapması lazımdır. Farzları bitirdikten sonra, vacib ve sünnetleri yapar. Ondan sonra, nafilelerle meşgul olur. Farz borcu varken sünnet ile meşgul olmak, ahmaklıktır. Farz borcu olanın, sünnetleri kabul olmaz. Hz. Ali'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah efendimiz buyuruyor ki: "Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nafile namazlarını kabul etmez." Mümin, bir tüccara benzer. Farzlar onun sermayesi, nafileler de kazancıdır. Sermaye kurtarılmadıkça, kazancı olamaz.

- Kötü arkadaşları terket. Onlara sevgi duyma, salihleri sev. Yakının bile olsa, kötü arkadaştan uzak dur. Uzak bile olsa, iyi arkadaşlarla beraber ol. Kimi seversen, seninle onun arasında bir yakınlık hasıl olur. Bu bakımdan, sevgi beslediğin kimsenin kim olduğuna iyi bak.

- Kötü kimselerle düşüp kalkman, seni, iyi kimseler hakkında kötü zanna düşürür. Ehli sünnet alimlerinin gölgeleri arkasında yürü, felah bulur kurtuluşa erersin.

- Düşüncen, yiyecek, içecek, giyecek ve dünya lezzetleri olmasın. Bütün bunlar, nefsin ve insan tabiatının istediği şeylerdir. Kalbin düşüncesi nerede, nefsin ve tabiatın istekleri nerede? Kalbin düşüncesi Allahü teâlâdır. Senin düşüncen, Rabbin ve O'nun katında bulunan nimetler olmalıdır. Dünyadan (haram ve şüphelilerden) ne terkedersen, mutlaka bunun karşılığında ahirette ondan daha hayırlısı vardır. Ömründe sadece şu içerisinde bulunduğun günün kaldığını farz et de ahiret için hazırlık yap.

- Sana fayda vermeyen şeyler hakkında konuşmayı bırak. Dünya ve ahirette sana fayda verecek işlerle uğraş. Boş işlerle uğraşmayı bırak. Kalbinden dünya düşüncelerini çıkar. Çünkü yakında dünyadan alınacak, ahirete götürüleceksin. Dünyada rahat ve hoş bir hayat arama. Resul-i ekrem; "Hayat, ahiret hayatıdır" buyurdu.

- Allahü teâlâdan dünya ve ahiretin hayırlarını iste. Sakın; "Ben istiyorum. Fakat Allahü teâlâ vermiyor, ben de bundan sonra istemeyeceğim." deme. Duaya devam et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmiş ise, Allahü teâlâdan istedikten sonra, Allahü teâlâ onu sana gönderir. Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allahü teâlâ seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rıza gösterme nimetini ihsan eder. Eğer Allahü teâlâ senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allahü teâlâya fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allahü teâlâ sana razı ve memnun olacağın bir hal verir. Eğer, ezelde borçlu olmak takdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak için dua edersen, Allahü teâlâ alacaklıyı sana kötü muamele etme halinden vaz geçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama haline çevirir. Eğer dünyada borçlu halden kurtarmazsa buna karşılık sana bol sevap verir.

- Kardeşinin sana yaptığı nasihatı kabul et. Ona muhalefet etme. Çünkü o, senin kendinde göremediğin şeyleri görür. Bunun için Resul-i ekrem; "Mümin, müminin aynasıdır." buyurmuştur. Mümin, din kardeşine yapmış olduğu nasihatlerde samimidir. Onun göremediği şeyleri bildirir. Ona, iyilikler ve kötülükler arasındaki farkı gösterir. Ona, lehinde veya aleyhinde olan şeyleri anlatır.

- Acele etme! Acele eden, ya hata yapar veya hatalı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli hareket eden, o işte ya isabet kaydeder veya isabet etmeye yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket etmek. Allahü teâlâdandır. Umumiyetle aceleye sebep, dünyalık toplama hırsıdır. Kanaat sahibi ol. Kanaat bitmeyen bir hazinedir.

 

Sabredin, feryad etmeyin

- Allahü teâlâdan hakkıyla haya ediniz. Gaflette olmayınız. Zamanınız, zayi olup gidiyor. Halbuki siz, yiyemeyeceğiniz şeyleri toplamak, ulaşamayacağınız şeylerin peşinde koşmak, oturamayacağınız binaları kurmakla meşgul oluyorsunuz. Bütün bunlar size, Rabbinizin huzurunda hesap vermek için duracağınızı unutturuyor.

- Senin dilin güzel ve tatlı; yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi gülüyor, ya kalbinin hali nasıl? Cemaat içinde iyi görünüyorsun, ya yalnız iken, yanında kimse yok iken nasılsın? Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf Allahü teâlânın rızasını gözeterek yapmazsan, nifak üzere ve Allahü teâlâdan uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah için yapmadığın bütün işlerin, bütün sözlerin, adi ve bayağı niyetlerin için tövbe et.

- İnsanlara gösteriş için, onların rızalarını almak için amel yapıp, sonra da bunu Allahü teâlânın kabul etmesini istemek yakışır mı? Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve dünyaya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neşeni biraz azalt. Biraz hüzünlü ol. Çünkü sen, hüzün evinde ve dünya hapishanesindesin. Resul-i ekrem daima tefekkür ederdi. Sevinçleri az, hüzünleri çoktu. Az gülerdi. Sadece başkasının kalbini ferahlandırmak için tebessüm buyururlardı.

- Kulun Allahü teâlâyı sevmesinde samimi olup olmadığı, başına bela ve musibet geldiği zaman ortaya çıkar. Bela ve musibet geldiğinde sabır ve sükun halini muhafaza edebiliyorsa, o gerçekten Allahü teâlâyı seviyor demektir. Musibet ve fakirlik zamanında sebat gösterebilmek bu sevgiye delil ve alamet yapıldı. Birisi Peygamber efendimize;"Ben seni seviyorum." deyince; "Fakirlik için bir elbise hazırla." buyurdu. Bir başkası gelip Peygamber efendimize; "Ben Allahü teâlâyı seviyorum." deyince; "Bela için elbise hazırla." buyurdu.

- Halinizden şikayette bulunmayın. Sabredin, feryad etmeyin. Doğruluk üzere devam edin. İsteyin, istemekte bıkkınlık göstermeyin. İçinde bulunduğunuz istenmeyen hallerden dolayı ümitsizliğe düşmeyin. Daima ümitli olun. Birbirinize düşman değil, kardeş olun. Birbirinize buğz etmeyin.

- Allahü teâlâya, rızası için yapılan sabırlar ve tahammüller, asla karşılıksız kalmaz. Onun için bir an olsun sabrediniz, mutlaka, senelerce bu sabrın mükafatını görürsünüz. Ömrü boyunca kahraman lakabıyla meşhur olan, bu lakabı, bir anlık cesareti neticesinde kazanmıştır. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen; "Şüphesiz ki, Allah sabredenlerle beraberdir." buyuruyor (Bekara suresi: 153)

- Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tövbe kapısı açıkken ve elinizde bu imkan varken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Dua etmeye imkanınız varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz.

 

Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur.

- Mümin kimse küçük günahları da büyük görür. Peygamber efendimiz; "Mümin kimse, günahını dağ gibi görüp, kendi üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını burnu üzerine konan ve hemen uçan sinek gibi görür." buyurdu.

- Ne oluyor ki, seni, komşunu; yemede, içmede, giymede ve başka şeylerde kıskanır görüyorum. Bu nasıl iş? Bilmiyor musun ki, bu senin imanını zayıflatır. Mevlanın yanında kıymetin kalmaz. Seni, Allahü teâlânın gazabına uğratır. Peygamber efendimiz; "Allahü teâlâ, hasetçi kimse nimetimin düşmanıdır," buyurdu." diye bildirmiştir. Resul-i ekrem bir hadis-i şerifte; "Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, haset de iyilikleri yer." buyurdu. Sen, haset ettiğin kimseyi, hangi ve ne hususta haset ediyorsun. Onun kısmeti için mi, yoksa kendi kısmetin hususunda mı haset ediyorsun? Eğer onu, Allahü teâlânın ona kısmet olarak verdiği şeyde haset ediyorsan, ona haksızlık etmiş olursun. Haset ettiğin kimse, Allahü teâlânın kendisi için takdir ve taksim ettiği nimetin içerisinde bulunmaktadır. Sen onu, Allahü teâlânın bu ihsanından dolayı haset etmekle, ne kadar haksızlık ve cimrilik yaptığını, ne kadar akılsızlık ettiğini biliyor musun? Eğer onu, sana takdir edilenin onun eline geçeceğinden endişe ederek kıskanıyorsan, bu senin çok cahil olduğunu gösterir. Çünkü senin kısmetini başkası yiyemez. Muhakkak ki Allahü teâlâ sana zulmetmez. Allahü teâlâ senin için takdir ettiğini, sana nasip olarak verdiğini, senden alıp başkasına vermez.

- Allahü teâlânın verdiği nîmeti, O’nun sevdiği yerde harcamak şükür; sevmediği yerde kullanmak ise küfrân-ı nîmettir (nîmeti inkâr etmektir).

- Belâya şükretmek lâzımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka belâ yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allah, senin iyiliğini senden iyi bilir.

- Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün! Eğer o sözü söylemediğin zaman mesul olacaksan söyle. Yoksa sus!

- Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Meleklerin ise sabra ihtiyâcı yoktur.

- Allahü teâlânın, her yaptığımızı her düşündüğümüzü bildiğini unutmamalıyız. İnsanlar birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise, hem dışını, hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur.

- Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. O hâlde bu günü elden kaçırmamak bunu saâdete kavuşmak için kullanmamaktan daha büyük ziyân olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan koru.

- Ey nefsim, sonra tövbe ederim ve iyi şeyler yaparım, diyorsan, ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tövbe etmeyi bugün tövbe etmekten kolay sanıyorsan, aldanıyorsun.

- Sana hürmet edene hürmet et! Sıhhatinin kıymetini bil! Senden korkandan kork! İnsan ne kadar çok üzüntü ve acı çekerse, Allahü teâlâya o kadar yaklaşır. 

- Allah ile konuşmak isteyen, Kur'an-ı kerim okusun.

- Dünyada kendini hesaba çek. Kalbinin pasını temizlemek için mücahede et. Büyükleri de kendine kıyas etme. Zira bir veli, zehir de yese o bal olur.

- Riya, korkunç bir afettir. Allahü teâlânın rızasına uygun olmayan işler, ameller boştur. Bir zat, bir mescide ibadet etmek için girmişti. Geceleyin bir ses duydu. Demek ki mescide biri girdi. O kişi, büyük bir zatın geldiğini zannetti. (Böyle yere büyük zatlar ancak Allahü teâlâya ibadet etmek üzere gelir. Bu zat beni görür, halime nazar kılar.) diye düşündükten sonra, bütün geceyi seher vaktine kadar ibadetle geçirdi. Kendini nasıl göstermek istiyorsa öyle yaptı. Seher vakti etraf ağarınca geriye dönüp baktığında bir köpeğin yattığını gördü. Çok utanıp kendi kendine, (Ey edepsiz, Allahü teâlâ seni şu köpekle terbiye etti, dedi.

 

İnsanların çoğu bu davete icabet etmedi

- Câhillerle dostluk kurmaktan sakının. İslâmiyeti tam bilmeyen, tatbik etmeyen bir kimse, evliyâlık yolunda bulunmaya kalkarsa, bunun îmanını şeytan çalar. Kendisinde keramete benzeyen bazı haller görülürse de bu, şeytanın oyunudur.

- Allahü teâlâ insanları Cennetine davet ediyor. Davetçi olarak da Peygamberimizi gönderdi. Davetiye olarak da İslamiyeti gönderdi. Fakat insanların çoğu bu davete icabet etmedi. Zaten bunun için Kur'an-ı kerimde sık geçiyor: Ekserisi kâfir, ekserisi fasık diye. 

- Halinizden şikayetçi olmayın. Büyüklerin ömürleri hep sıkıntı ile geçti. Eshab-ı kiram, çok sıkıntı çektiler. Peygamber Efendimize çıkıp, durumlarını arz ettiler. Peygamber Efendimiz, halinizden şikayetçi olmayın, eski ümmetler çok daha fazla sıkıntı çektiler. Fakat sabrettiler. Onları bellerine kadar kuma gömerlerdi, sonra testere ile başlarından başlayıp ikiye ayırırlardı, yine Rabbimize hamdolsun derlerdi. Eshab-ı kiram çoluk çocuk Habeşistan'a hicret ettiler. Çoluk çocuk Sina Çölü'nü aşmak için ne sıkıntılar çektiler. Bilal-i Habeşi hazretlerini sıcak çölün ortasında, üzerine taş bırakıp eziyet ettiler. Hazret-i Sümeyyeyi iki hayvana bağlayıp ters yöne çekerek parçaladılar. Hem de oğlunun gözü önünde. Eshab-ı kiram, açlıktan karınlarına taş bağlıyorlardı.

- Asıl nimet doğru imandır, yani ehli sünnet itikadıdır. Bu nimet, güneş gibidir. Sıkıntılar yıldızlar gibidir. Evet yıldızlar var elbet, inkâr edilmez, ama göremezsin! Güneşin olduğu yerde yıldızlar yok olur. Yıldızların adı olmaz.. Siz güneşe sahip olup olmadığınıza bakın.

- Para, şan şöhret insanı rahatlatmaz. İslamiyet ile kontrol altına alınmazsa, insanı dünyada ve ahirette perişan eder.

 

Herkese akıllı denmez

- Kulun kalbini ıslah etmesi için, iyilerle beraber olması kadar faydalı bir şey yoktur. Yine kulun fasıklarla beraber olup, onların işlerine dikkat ve nazar etmesi kadar zararlı birşey yoktur.

- Günahlar imanı zayıflatır.

- Yemeği, din kardeşleriyle sürur içinde, fakirlerle ikram ve cömertlikle, diğer insanlarla da mürüvvet içinde yemek lazımdır.

- Her şey için kerem vardır. Kalbin keremi Allahü tealadan razı olmak, kadere rıza göstermektir.

- Sizde olmayan meziyetlerle sizi metheden kimsenin, sizde olmayan kötülüklerle de birgün kötüleyeceğini unutmayınız.

- İstediklerini vermediğiniz zaman kızan, kırılan veya küsen arkadaş, gerçek arkadaş değildir.

- Kibir taşıyan kafada, akıla rastlayamazsınız.

- İnsanların ahmak sınıfı, kendilerinin meth edilmesinden hoşlananlarıdır.

- Tevekkül, herşeyi Allahtan bilmek ve rızkı O'nun verdiğine inanmaktır.

- Tevekkül, bütün işlerinde Allahü teâlâya teslim olmak, başa gelen her şeyi O'ndan bilip katlanabilmektir.

- İnsana az bir mal yetişir. Çok mal ise kafi gelmez.

- Bir kimse, sadık bir arkadaşını kaybederse, kendisi için zillettir.

- Hüsn-i zannı olanın hayatı hoş geçer.

- Yalan söylemek, emniyeti giderir.

- Ayıplardan uzak arkadaş arayanlar, arkadaşsız kalır.

- Hergün sabahtan akşama kadar camide ibadet edip, Allahü teâlâ benim rızkımı nereden olsa gönderir, diyen kimse, cahildir. İslamiyetten haberi yoktur.

- İhlas, amellerin afetlerinden kurtulmaktır. Tevekkül, rızkın Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır. Zühd, üç türlüdür; cahilin zühdü, haramları terk etmektir. Alimlerin zühdü, helal olanların fazlasından sakınmaktır. Ariflerin zühdü, Allahü teâlâyı unutturan şeyleri terk etmektir. Fütüvvet, korktuğun şey (Cehennem) için, arzu ettiğin şeyi (heva ve hevesi) terketmektir.

- Günah işlemeyi zillet; günahı terk etmeyi mürüvvet görün ve bilin

- Allah bize, insanların mümin olanlarını sevmemizi, onlara karşı saygı beslememizi ve asla kırıcı olmamamızı, kalplerinde ne sakladıklarını bilemeyeceğimizi, hareketlerimizi buna göre ayarlamamızı emretmiştir.

- Kulların birbirlerine karşı işledikleri suçlar, kendileri için bir zulümden ibarettir.

- İnsan, her şeye şifa veren tek varlığın Allahü teâlâ olduğuna inanır; bununla beraber derdine deva olması için ilaç kullanır. Çünkü ilaç bir sebeptir. Şifasını verecek olan ise Allahü teâlâdır.

- Mümin, Allahü teâlâdan korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmaz. Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya feci bir kaza veya belaya uğrarsa, gizli veya aşikar; “Ya Rabbi, bana bu belayı neden verdin?” diye şikayetçi olmaz. Bilakis hastalığa, belaya ve kazaya rağmen Allahü teâlâyı zikir ve şükreder.

- Dünyada zahid ol, dünya malına bağlanma! Ahireti isteyici ol, onun için çalış! Her işinde Allahü teâlâyı hatırla. Böyle yaparsan, kurtulmuşlardan olursun. Ruhsat ve te’viller ile uğraşan alimden fayda gelmez.

- İnsanları tamamen razı ve memnun etmek çok zordur. Bir kimsenin bütün insanları kendinden hoşnut etmesi mümkün değildir. Bunun için kul, daima Rabbini razı ve memnun etmeye bakmalı, ihlas sahibi olmalıdır.

- Senden daha çok malı ve parası olan kimseyi kıskanma. O malına ve parasına hasretle ölür. İbadeti ve taatı çok olan kimselere gıpta et. Yaşayanlar da sonunda ölecekleri için, onların dünyalıklarına özenmeğe değmez.

- Hiçbir kimse yoktur ki, dostu ve düşmanı olmasın. Madem ki böyledir, o halde Allahü teâlâya itaat edenlerle beraber bulun, onları sev.

- Resulullahın ve Esbabının yolunda olmayanı havada uçar görseniz, yine doğruluğunu kabul etmeyin. Bu üstünlük sebebi değildir, karga da uçar sinek de.

- Herkese akıllı denmez. Akıllı kimse, kendisini her türlü kötülükten koruyandır.

- Hiç bir vakit yoktur ki, ilim mütalaası, hüzün ve kederi yok etmesin, ilmi mütalaa, kalbin en ince ve en gizli noktalarını harekete geçirir, insanda yüce duygular uyandırır.

 

Doğru kılınan namaz her derdin ilacıdır

- Sadık dost, arkadaşının hüzün ve sevinçte ortağı olandır.

- İki kişinin, darıldıktan sonra birbirinin ayıplarını ortaya çıkarması, münafıklık alametidir."

- Haksız sözleri tasdik eden, dalkavuk ve iki yüzlüdür.

- Sadık dost, arkadaşının ayıplarını görünce ihtar eder, ifşa etmez.

- İbret almak istersen, hata sahibi kişilerin akıbetlerine bak da kalbini topla.

- Dünya sevgisi ile Allah sevgisini bir arada toplarım iddiasında bulunmak, yalandır, bunu söyleyen yalancıdır.

- Dünya işlerinde bir darlığa ve sıkıntıya düşen kimse, istiğfara ve namaza yönelmelidir. Doğru kılınan namaz her derdin ilacıdır.

- Gururlanıp böbürlenmek, adi ve bayağı kimselerin vasfıdır.

- Hizmet edene, hizmet edilir.

- Dostlar ile yapılan sohbetten sevimli bir hareket yoktur. Dostların ayrılığı kadar da gam ve keder veren şey yoktur.

- Sadık dost ve halis kimya az bulunur, hiç arama!

- Bütün düşmanlıkların aslı, kötü kimseler ile dostluk etmek ve onlara iyilik yapmaktır.

- Resulullahtan sonra insanların en üstünü Hz. Ebu Bekir, sonra Hz. Ömer, sonra Hz. Osman, sonra Hz. Ali'dir.” (radıyallahü anhüm)

- Kimin düşüncesi, arzusu, maksadı yemek içmek (dünya) ise; kıymeti, bağırsaklarından çıkardığı kazurat kadardır.

- Dünyada en huzursuz kimse, kalbinde hased ve kin taşıyanlardır.

- Başkalarını senin yanında çekiştiren, senin bulunmadığın yerde de seni çekiştirir.

- Kanaatkâr olmak, rahatlığa kavuşturur.

- Sırrını saklamasını bilen, işinin hakimidir.

- Günlerin beraberinde getirdiği hadiseler, seni te'siri altına almasın. Sen iyi bir müslüman olmaya bak. Zaman içerisinde gelen musibetler ve belalardan dolayı sabırsızlık gösterme. Dünyanın bela ve musibetleri devamlı değildir. İnsanlar arasında hata ve ayıbın çok olsa bile, ahlakın; iyilik, cömertlik ve vefa (sözünde durmak) olsun iyilik ve cömertliğin ile, hata ve ayıplarını ört. Cimriden iyilik bekleme. Dünyanın sevinci de, kederi de, bolluğu da, darlığı da devamlı değildir. Kanaatkar bir kalbe sahip olduğun zaman, sen ve dünyaya sahip olan kimse eşitsiniz. Ölüm, kimin yanına gelirse, artık onu ölümün elinden kurtaracak ne yer ve ne de gök vardır. Gerçi Allahü teâlânın yarattığı şu yeryüzü geniştir. Fakat, bir kere Allahü teâlânın hükmü gelince, feza bile dar gelir. Ölümün asla devası (ilacı yoktur).

 

Başında beyaz saçların yanmasıyla, gecenin başladığını anla

- Başında ağaran saçlar, nefsinin ateşini söndürmeli. Başında beyaz saçların yanmasıyla, senin gecenin başladığını anla. (Çünkü bunlar, ölümün habercileridir.) İhtiyarlığın habercileri yanaklarına indikten sonra, nasıl rahat yaşarsın, insanın ömrünün en iyi kısmı, ihtiyarlıktan öncekidir. Halbuki, gençliği yok olan bir nefs, yok olmuş demektir. İnsanın rengi sararıp, saçları ağardığı zaman, güzel ve tatlı günleri de, o güzellik ve tatlılığını kaybeder. Yeryüzünde büyüklenerek yürüme. Çünkü, bir müddet sonra bu yer, seni de içine çekip alacaktır.

- Bir kimseyi affedip, ona kin tutmadığın zaman, düşmanlık düşüncesinden kendini rahata kavuşturursun.

- Sefih ve cahil bir kimse konuşunca ona cevap verme. Sükut, ona cevap vermekten daha hayırlıdır.

- Bütün düşmanlıkların sevgiye dönüşmesi umulur. Fakat hasedden dolayı olan düşmanlık böyle değil.

- Allahü teâlâyı sevdiğini söylersin, halbuki, ona isyan edersin. Böyle sevgi olmaz. Eğer sevginde samimi olsaydın, Allahü teâlâya itaat ederdin. Çünkü seven, sevdiğine itaat eder.

- Sana gelene sen de git. Sana kötülük ve eziyet edene sen eziyet etme.

- Dilini muhafaza et, seni sokmasın. Çünkü o, büyük bir yılandır.

- Kendisine hayrı olmayan kimsenin başkasına hayrı olmaz. İnsan kendisi için hayır işlemez, kendisine iyilik yapmazsa, insanlar da ona hayır ve iyilik yapmaz." Peygamber efendimiz buyuruyor ki; "Kişinin malayaniyi (faydasız şeyleri) terk etmesi, müslümanlığının güzelliğindendir."

- Bir kimse kendini övmeye başlarsa, değeri düşer.

- İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saâdete kavuşmak için yaratılış gâyelerine dikkat etmeli ve dünyâya düşkün olmaktan kaçınmalıdır. Dünyâ nîmetleri geçicidir. Dünyâ ebedî kalınacak bir yer değildir. Âhirette saâdete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler bu fâni dünyâya düşkün olmayıp kulluk vazîfesini hakkıyla yapanlardır.

- İnsan, dünya ve ahiret saadeti için islamiyete muhtaçtır. Zaten bunun için ihsan edilmiştir. Yalnız, onu iki iple tutabilirsiniz. Birisi öğrenmek, diğeri öğretmektir. Bu ipten birisini bıraktığınız zaman uçar gider. Şahsınızdan uçar, evinizden uçar, cemiyetinizden uçar gider. Bu iki ipten biri ehli sünnet itikadını öğrenmek diğeri de bunu öğretmektir.

- Kalbini düşmandan boşalt! Dostu kalbe çağırmağa lüzum kalmaz. Kalp denilen latife hiç boş kalamaz. Mahlukların düşüncelerinden temizlenen kalp, kendiliğinden Allahü teâlâya teveccüh eder. [Boşaltılan bir şişeye havanın kendiliğinden dolması gibidir.]

- Bir iş nasıl baslarsa öyle devam eder. Hizmete, bir işe başlayınca iki maksadınız olmalı: Birincisi, Allahın dinine hizmet etmek. İkincisi Onun kullarına faydalı olmak. İşinizi adaletle idare edin. Sıkıntılar da sevinçler de paylaşılsın. Sen üzülürsen başkaları da üzülsün, sen ağlarsan başkaları da ağlasın. Başkaları sıkıntı çekiyorsa sen de sıkıntı çek. O işi yaparken hep beraber, sıkıntılar da sevinçler de paylaşılsın.

- Bir ailenin, bir müessesenin, bir milletin yıkılması içeriden olur. Dedi-kodu, gıybet ile olur. Kim olursa olsun gıybetini yapmayın. Evlerinizde de gıybet yapılmasın. Gıybet, içki içmekten, kumardan daha büyük günahtır. Gıybet kanser gibidir, girdiği yer iflah olmaz

- İki kişinin darıldıktan sonra, birbirlerinin ayıplarını ortaya çıkarması, münafıklık alametidir.

 

 

Allahü teâlâ, kullarına zulüm etmez

- Allahü teâlânın feyzleri, nimetleri, ihsanları, yanî iyilikleri, her an, insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Herkese mal, evlad, rızk, hidayet, irşad ve selamet ve daha her iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir.

Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da almamak sûretiyle, insanlardadır. Nahl sûresinin otuzüçüncü ayetinde mealen:

(Allahü teâlâ, kullarına zulüm etmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azaba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar) buyurulmuşdur.

Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şekilde, parlamakda iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyazlatır.

[Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı halde, elmayı kızartınca tatlılaşdırır. Biberi kızartınca acılaşdırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin ışıkları ile ise de, aralarındaki fark, güneşden değil, kendilerindendir. Allahü teâlâ, bütün insanlara çok acıdığı için ve bir ananın yavrusuna olan merhametinden daha çok acıdığı için, dünyanın her tarafındaki, her insanın, her ailenin, her cemıyyetin ve milletin her zamanda ve her işlerinde nasıl hareket etmeleri lazım geleceğini, dünyada ve ahırette rahat etmeleri ve seadet-i ebediyyeye kavuşmaları için, işlerini ne yolda yürütmeleri ve nelerden kaçınmaları lazım geldiğini, Kuran-ı kerîmde bildirdi. Ehl-i sünnet alimleri, bunların hepsini, keskin görüşleri ile bulup, milyonlarca kitab yazarak, bütün dünyaya bildirdi. Demek ki, Allahü teâlâ, insanları işlerinde başı boş bırakmamış, islamiyetin girmediği bir yer kalmamışdır. Demek ki, islamiyeti dünya işlerinden ayırmak mümkün değildir. İslamiyeti dünya işlerinden ayırmaya kalkışmak, islamiyeti ve müslümanları yeryüzünden kaldırmaya çalışmak demek olmaz mı?]

İnsanların, ahıretteki nimetlere nail olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette birşey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisan yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, dünya nimetleri içinde yaşadığı görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlara dünya için çalışmalarının karşılığını vermektedir. Yalnız dünya için çalışanlara verdiği dünyalıklar hakîkatte azab ve felaket tohumlarıdır. Mekr-i ilahî ile, istidrac olarak, yani Allahü tealanın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musîbetlerdir. Nitekim, Müminûn sûresi, ellialtıncı ayetinde mealen, (Kâfirler, mal ve çok evlad gibi dünyalıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime  inanmadıkları ve dîn-i islamı beğenmedikleri için, onlara mükafat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların nimet olmayıp, musîbet olduğunu anlamıyorlar) buyurdu. Kalbleri [gönülleri] Hak tealadan yüz çevirenlere verilen dünyalıklar, hep harablıkdır, felakettir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir.

 

Herkes Allah diyor. Tanımak böyle mi olur?

- Peygamber efendimize "sallallahu aleyhi ve sellem"  Allahü teâlâ nasıldır diye sormuşlar. Cevâben buyurmuş ki: (Gözlerini kapat Allah de.. hatırına ne geliyorsa, Allah o değildir.) Çocuk, büyük adamların işinden anlamadığı gibi, akıl da Allahü teâlânın bir şeye benzeyip benzemediğini ayıramaz.

- Zaruret; başka mezhebi taklid etmek imkânı olmayan şeydir. Meselâ yaranın üstünü mesh etmek dört mezhepte de aynıdır, onun için zarurettir. Dört mezhepde de aynı ise zaruret olur, dört mezhepte de aynı değilse, o mesele zaruret olmaz, başka mezhebe uyulur.

- Nefsin, sende olduğu hâlde, Allahü teâlâyı tanımak istiyorsun. Halbuki nefsin, daha kendisini bile tanımamıştır. Rabbini nasıl tanısın?

- Sizler mümkün olduğu kadar sabah çarşıya ilk çıkan ve akşam en son dönen olmayınız. Çünkü bu iki vakit, şeytanların harp ettikleri zamanlardır.

- Allahü teâlâyı herkes tanıyor. Herkes Allah diyor. (Tanımak) böyle mi olur? Tanımak öyle olmaz. Allahü teâlâyı tanıyan onu sever. Onu seven de dinin emirlerini yapar. Haramlardan kaçınır. Allahü teâlâ ibadet yapılarak sevilir. Böyle yapan Allahı tanımış olur.

- Allahü teâla kerîmdir, ufak bir sebeple kerîmin keremi artar. En büyük sebep, ona yalvarmaktır.

- Mal ve mülke olma mağrûr, deme var mı ben gibi! Bir muhâlif yel eser, savurur harman gibi.

- Her ne varsa güzel, Allah sevgisinden başka, Hepsi câna zehirdir, şeker dahi olsa!

- Herkesten duâ almaya bakın. İnsan duâ alarak Allaha yakın olur. 

- Allahtan korkan, selâmete çıkar.
- Allah sevgisi arttıkça, insan halinden utanmaya başlar. 

- Arkadaşların en iyisi Allahı hatırlatandır.

- Her gününü “son gün”ün bil!

 

 

Öfkede ölü gibi, tevazuda toprak gibi ol

- Kötü kimseyi; kötülüğü ile anma, bir iyiliğini bul, onu söyle. Eğer kötülüğü din hakkında ise, bid’at ise onu insanlara söyle ve ona uymaktan onları koru. Bid’at ehlinden uzak dur. Küfür ehli ile zaruretsiz konuşma, mümkünse onları İslama davet et, değilse, onlarla dost olma [diyaloga girme!] Anneni, babanı, hocanı hayır duadan unutma.

Komşudan gördüğün ayıpları, emanet bil; sakla, kimsenin sırrını kimseye söyleme. Seninle istişare edene doğruyu söyle. Cimrilikten sakın. Tamahkâr olan mürüvvetsiz olur. Her işte mürüvveti gözet.  İhtiyacın olsa da, kimseden bir şey isteme. Dünya ehline rağbet etme. 

- Cömertlikte akarsu gibi ol. Şefkatte güneş gibi ol. Kusur örtmekte gece gibi ol. Öfkede ölü gibi ol. Tevazuda toprak gibi ol. Müsamahada deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.

- Her kemalin bir zevali vardır. Kırkından sonra zeval var. Dünya değil, dünyayı sevmek kötüdür. Önemli olan son nefeste iman ile gitmektir. Büyükleri tanıyan küfre düşmez, imansız gitmez.

- Alim, ehli sünnet alimlerinin kitaplarından nakleder, hem kendi aziz olur hem uyanlar. Cahil kafadan söyler. Hem kendi rezil olur, hem uyanlar.

- Yeis haramdır, büyük günahtır.

- Herkesin hesabı vardır. Cenab-ı Hakkın da bir hesabı var. O da kaza ve kader’dir. Kadere inanan kederden emin olur. Mümin; başına hayır ve şer geldiğinde ben bunu bekliyordum diyendir. Allahın kaza ve kaderine iman eden, kederden kurtulur.

- Müslüman su gibi olur. Ama sel gibi değil. İçme suyu gibi. Dinimizin en yüce tarafı kanı su ile yıkamaktır, kanla değil... Elbetteki o kanlı olacaktır, sen de kanlı olursan o temizlik olmaz, sen su olacaksın, o ne şekilde davranırsa davransın, sen müslümanca davranacaksın.

- Allahü teâlâ bütün günahlara sıfatları ile düşmandır, ama kibir ve şirke zatı ile düşmandır.

- Herşey para ile satın alınır, ama iman asla.

- Bir çocuğu sevindirenin, Allahü teâlâ şirk hariç bütün günahlarını affeder.

- Etrafına adam toplamaya çalışan şeytanı da toplar.

- Hayatta verdiğinden dolayı kimse pişman olmamıştır, en fazla yanılmıştır. Ama alanlar pişman olmuştur.

- Bir şeyi güzel yapmak, çok yapmakla olur.

 

 

Allahü teâlâ paha ile değil bahane ile verir

- Bizim dinimiz düşünce dini değildir, amel dinidir. Namazı istediğin kadar düşün, Haccı istediğin kadar hayal et, Orucu istediğin kadar düşün. Kılmadıktan, gitmedikten, tutmadıktan sonra neye yarar. Sefere çıkmadan niyet et, çıkmadıktan sonra olur mu? Ancak azimetle beraber niyet olur. Tefekkür ayrı bir olay. Namaz kılmak ayrı. Niyet başka... Niyete dünya girdi mi, ibadet olmaz. Dünya melundur. Dünyada Allah için olmayan şeyler de melundur. Mesela namaz kılıyoruz, Allah için değilse o da melundur. Oruç tutuyoruz, Allah için değilse o da melundur. Yani hiçtir, boşa gitmiştir, red edilmiştir. Ahirette insanların yaptıkları Allahü teâlâya arzedilecek. Allah için olmayanlar atılacak. Allahü teâlâ, (onlar benim için değildi) buyuracak. Herkese niçin yaptın diye sorulacak. Herkes, her işinde (niçin) sorusuna cevap verecek.

- Allahü teâlâyı tanıyan, bilen başını kaldırabilir mi? Ne kadar Allahü teâlâyı tanırsanız, o kadar korkarsınız. Gerçek alimler Allahü teâlâdan en çok korkan kişilerdir.

- Gayeniz ve hedefiniz Allahın rızasını tahsil etmek olsun. Çünkü Onun kuluyuz. İkinci hedefiniz Onun kullarını sevindirmek, ateşten kurtarmak olsun. Onun kullarına nasıl muamele ederseniz, O da size öyle muamele eder. Dünyayı talep etmeyin, ölümü, hesabı unutmayın. Yüzünüzü kabristana dönün. Çok rahat eder, çok mesut olursunuz. Çünkü kabri talep eden yok. Size gülerler, acırlar, hatta sıkıştığınızda yardım da ederler.

- Allahü teâlâ paha ile değil bahane ile verir.

- Büyüklerin sevmediği, affetmediği iki şey vardır. Birisi edepsizliktir, diğeri fitne çıkarmaktır. Edep, müslümanın bariz özelliğidir. Yolun başı, ortası, sonu edeptir. Edepsiz insanda ne Allah sevgisi ne kul sevgisi olur. Fitne çıkarmak ise haramdır. İnsanlar arasını açan, dedikodu yapan, büyüklerle arasını bozan, insanları sıkıntıya sokan fitnelerden uzak durmalıdır. Her fitne bir parçayı götürür. En sonunda eser kalmaz. Onun için hizmet etmek isteyen evvela kendine hizmet etsin.Yani kendini hesaba çeksin. Fitne olduğu zaman, birisinin aleyhinde konuşulduğu zaman; Allahtan kork, sus! Diyen 100 şehit sevabı alır.

 

Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz

- Allahü teâlâ ile kullar arasında şefaat, af çok amma, kullar arasındaki günahlara şefaat, af yok. Adalet var, mahkeme var. Haklı olsa bile insanlar mahkemeye gitmekten korkar. En iyisi sulh yapmak ister, mahkemeye düşmek istemez. Ya o haklı ise. Ahirete giderken borçlu gitmeyin. Alacaklı gidin. Zalim olmayın mazlum olun. Zalim verecek mazlum alacak. Sevaplarımızdan vereceğiz alacaklılara, yoksa onların günahlarını yükleneceğiz.

- Bir kalp kırmak, senelerce ibadet, zikir sevabının hepsini alıp götürür. Öyle bir din ki, kâfirin dahi kalbini kırmak yok. Nerde kaldıki Allah - Peygamber diyen birini kırmak...

- Büyükleri devamlı düşünen devamlı feyz alır. Kalpten kalbe yol vardır. O yol muhabbettir.

- Kâlp hastalıklarının tedavisini bilen tâbibül kulüb; evliyalardır. Evliya olmak için haramdan sakınmak lâzımdır. Çünki, haramdan sakınmayan evliya olamaz. Evliyalar, aynı zamanda islâm alimleridir.

- Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz. Nefsini tanımayan Allahı tanıyamaz, nefsini tanıyan Allahı tanır. Nefsden kurtulmadıkça, insan kendini emniyette hissedemez. En büyük mücadele nefisle olmalıdır. Bu iş bir tarikat yolu değil, Allahın dinine sarılmak yoludur.

- Şeytan insana ibadet ettirir. Peki, yaptığımız işlerin rahmani mi, şeytani mi olduğunu nasıl bileceğiz? Şeytan, tam dine uygun şekilde, yani ehli sünnet itikadına uygun şekilde ibadet ettiremez. Ancak bir eksikle ibadet ettirir. Yani o ibadeti bozan, kabul ettirmeyen bir eksikle ibadet ettirir. Mesela, 5 kuruş zekat borcun var, bunu sana verdirmez. Buna yaklaştırmaz. Bunun yerine milyarlarca sadaka verdirir, hayır hasenat yaptırır. Mesela iki rekat kaza namazı borcun var, bunu kıldırmaz, sabahlara kadar tesbih çektirir, zikir ettirir, nafile namaz kıldırır, ağlatır sızlatır. Halbuki, dinimiz 5 kuruş zekatını ver diyor, iki rekat kaza namazını kıl diyor. Bunlar farzdır, dinin isteğidir, hesabı azabı var. Biz ise ne yapıyoruz; kendi isteğimizi yapıyoruz, şeytanın isteğini yapıyoruz. Bu yüzden dinimizi doğru şekilde ehli sünnet alimlerinin kitaplarından öğrenmeliyiz.

- Neyin faydalı neyin zararlı olduğunu ayıran islamiyettir. İnsanlar faydalı sanır, zararlı olabilir. Zararlı sanır faydalı olabilir. Allahü teâlâ bildirmeseydi, insanlar bilemezdi. İslamiyeti bilen, dünyanın zararlarından kurtulur.

- İbadetin kabûl olması için şartlarına uygun olması lazım. Birincisi; şartlarını öğrenmek, sonra; şartlarına uygun şekilde yapmak, üçüncüsü; ihlâs ile olması lâzımdır. İhlâs ile olmayan ibadet hiçbir işe yaramaz.

- Nefsin azgınlığı doğrudan doğruya İslamiyetedir. Onun için en büyük riyazet, İslamiyete uymaktır. Haramlarla kandıramıyorsa, nafilelerle uğraştırır ki farzı işlemesin diye.

- İnsanın nefsi, başkasına soru sordurmaz,  ben biliyorum der, o ben kelimesi insanı yıkar.

 

Min gayri havlin minna vela kuvveh

- Âlem-i islamda Mektubat-ı Rabbani ayarında bir kitap telif edilmemiştir.

- Kâfirler zulûm ile öldürülse de cennete gitmez. Cennete girme şartı imandır.

- İnsanı küfre götüren günahların başında kibir gelir.

- Lüzûmsuz şeylerle uğraşanları Allahü teâlâ sevmez.

- Haram'a düşkün olmak leşe düşkün olmaktır.

- Medeniyet; fende ilerlemek değildir, fen vâsıtalarını insanların hayrına kullanmaktır.
Medeniyet; tamiri bîlâd, terfi îbaddır.

- Sonu olan bir şeyi elde etmek için, sonsuz olanı vermek akıl işi değildir.

- Dünya, haramlar ve mekruhlardır.

- Nefes sayısı bellidir. Artmaz eksilmez. Trafik kazası, kalb krizi vesaire bunlar işin bahanesi.

- Min gayri havlin minna vela kuvveh... çok güzel bir dua, benden değil, benimle ilgisi yok, benim kudretim, emeğim dışında, demektir. Mesela, yemek yiyoruz, fasulye nerelerden, kimlerden geçerek geliyor. Ekilmesinden yetiştirilmesinden ayıklanmasından hiç haberimiz yok Önümüze gelmiş yiyoruz. Rızık insanın, insan rızkının peşinden koşar. Birbirlerini ararlar bulurlar.

- Sultanlara [devlet adamlarına] yaklaşan, zarar eder.

- Malı çok olan, bunun hesabını verecek. Helaldan olanın hesabı verilecek. Haramsa zaten bunun azabı var. Malının ne kıymeti var.

- Birinin malını parasını, gizli almaya hırsızlık, bilerek zorla almaya gasb denir. O para verilmedikce ölünceye kadar devamlı günah yazılır. Akıl işi değil. Böyle yapıldığında, gasp, hırsızlık günahının yanında, bir de şu günah var. Eğer bu mal, para götürülmemiş olsaydı, onunla hayırlı bir hizmet yapılacak idiyse, bu hizmete mani olunduğu için bu günaha, hırsızlık ve gasb günahına bu vebal de eklenir. Kul hakkı çok önemlidir. Bunun için ölün fakat başkasının hakkını yemeyin.

 

Âsî kullara Allahü teâlânın müjdesi

- Bilerek pek küfre düşülmez fakat bilmeyerek küfre düşülebilir. Bunun için (Yarabbi, bilerek veya bilmeyerek küfre sebep olan bir söz söylediysem, bir iş yaptıysam nadim oldum, pişman oldum, beni affet) duasını çok okumamız lazım. Küfür sigorta gibidir. İrtibatı keser. Bir kimse küfre düşmüş ise, ne yaparsa yapsın, ne kadar çok ibadet ederse etsin hiçbir faydası yoktur. Çünkü sigorta atmıştır, ampül, tesisat ne kadar sağlam olursa olsun, elektrik gelmediği için fayda olmaz. Nice sarhoşlar vardır ki, yaptığından pişmanlık duyar tövbe eder, imanla gider. Nice dervişler, müridler vardır ki, kibirlidir, günahları için tövbe etmez, imansız giderler. Cüneydi bağdadi hazretlerine bir papaz gelip, ben mi üstünüm sen mi üstünsün diye sorar. O da bir hafta sonra gel, der. Bir hafta sonra geldiğinde vefat ettiğini görür. Bugün bana cevap verecekti diye söylenince, tabutu göstererek, işte orada git sor, o boşuna konuşmaz derler. Tabutunun başına gidip aynı soruyu sorar. Cüneydi Bağdadi hazretleri Allahın izniyle başını kaldırıp, şöyle cevap verir; geçen hafta sonumun ne olacağını bilmediğim için sana cevap veremedim. Ben imanla gidip kendimi kurtardım, senden üstünüm. Sen kendine bak. Papaz, ağlamaya başlar, kelime-i şehadet getirir müslüman olur. 

- Peygamber efendimize bir yahudi gelip, selam verir gibi yaparak Es sam aleyküm yani, ölesin, yok olasın der. Peygamber efendimiz de, ve aleyküm sam diye cevap vermiş. Gittikten sonra, Hz.Aişe validemiz, Allah belanızı versin, sizi kahretsin... gibi bazı şeyleri sıralamaya başlayınca, Peygamberimiz durdurup, fazlaya hakkımız yok, bize ne yaptıysa ancak o kadarını yapabiliriz, buyurmuş. Kâfir de olsa yaptığından fazlasını yapmak caiz değildir.

- Allahü teâlâ suç işleyenin cezasını verir, ancak istiğfar edenleri avf eder. Müjdeler çok var. Rabbimizin merhameti çok. Seksen sene kilisede papazlık yapmış, islâmı yıkmaya uğraşmış kişiyi bile bir kelime-i tevhid söylemekle afv ediyor. Allahümme inneke afuvvün, kerîmün, tuhibbül afve fafuannî ; (Ya Rabbi sen mademki afvedicisin, ihsan edicisin, affetmeyi seversin öyleyse beni de affet). Bunu her namazdan sonra okuyalım. Bunlar hep, âsî kullara Allahü teâlânın müjdesidir.

- Nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Peygamber Efendimiz Allahü teâlânın dostudur. Nefsimize uyarsak Allahü teâlânın düşmanına itaat etmiş oluruz. İslâm dinine uyarsak, Allahü teâlânın dostuna uymuş oluruz.

 

 

Müslüman yol levhası gibidir

- Saadetin alameti; Allahü teala hayır murat ederse, onun kalbine sevdiği kullarının sevgisini verir. Bir insanın ehl-i saadet mi ehl-i felaket mi olduğu buradan anlaşılır.

- Büyükleri inkâr eden, her şeyden mahrumdur. Tasdik eden değil kendisine yedi sülalesine faydası vardır.

- Rastgele su içmediğimiz gibi, rastgele kitap ta okuyamayız. Ehli sünnet alimleri bu suyu, içine pislik bulaştırmadan muhafaza ederek bize kadar ulaştırmışlardır.

- Her şeyin yenisi makbuldür yalnız ahbâbın eskisi makbuldür.

- Peygamber efendimizin yolunu bütün dünyaya Eshab-ı kiram yaydı. Onlar peygamber efendimizin cemaatidir. Ehl-i sünnet velcemaat demek, Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kirâmın yolu demektir. Eshab-ı kiramın bildirdiği yol, Peygamber efendimizin yoludur.

- İnsanlar üç guruptur. Bir kısmı ekmek, su, hava gibidir; her zaman ihtiyaç duyulur. Bir kısmı ilaç gibidir; bazen lazım olur. Bir kısmı hastalık gibidir; kaçılır.

- Peygamberlere ve varislerine karşı gelen iflah olmaz.... Ateşle oynamaktır.

- Kendini firenk kâfirinden üstün gören Allahı tanıyamaz. Nerde kaldı ki, bir mümin kendini başka müminden üstün görsün.

- Müslüman yol levhası gibidir. Sizi arzu ettiğiniz yere götürür. Yol levhası olmak çok kıymetlidir. Çünkü cehenneme götüren yol levhaları da çok var. Levhanın maddi değeri yoktur. Ama gösterdiği istikamet çok mühimdir.

- Bu feci cereyanın içinden aksi istikamete gidebilmek ferdin yapacağı iş değildir. Bir himmet, bir dua olmasa çok zordur.

- İbadet yap, cihad yap, namaz kıl, arkasından tövbe yap. Çünkü her amelimiz kusur doludur, arza layık değildir.

 

 

İki kalbin yok ki

- İki kalbin yok ki, biri ile Allahü teâlâya, diğeri ile Allahü teâlâdan başkalarına yönelesin.

- Evliyâya dil uzatan, onlara karşı edep dışı harekette bulunan ve onları inkâr eden kimse, en kötü hâl üzere ölür. Edep, konuştuğun zaman dilini korumak, yalnız kaldığın zaman kalbini korumak, dışarıya çıktığın zaman gözünü korumak, yediğin zaman boğazını korumak, uzattığın zaman elini korumak, yürüdüğün zaman ayağını korumak ve bütün işlerinde vaktini korumaktır. Kim âzâlarını korumaz ve vaktini zâyi ederse, onun uzuvları edepsizliğe gider. Kim vaktini değerlendirir, sırrını gözetlerse, Allahü teâlâ onun vakitlerini ve uzuvlarını korur.

- Behâeddîn Buhârî hazretleri bir sohbetlerinde buyurdu ki: "Bizim yolumuzdaki kimselerin şu edebi gözetmesi gerekir: Birincisi; Allahü teâlâya karşı edeptir. Yâni zâhiri ve bâtını ile tamâmen kulluk içinde olmalı. Allahü teâlânın bütün emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınması ve Allahü teâlâdan başka her şeyi, mâsivâyı terketmesidir. İkincisi; Resûlullah efendimize karşı edeb: Bu da iş ve hâllerde O'na uymaktır. Üçüncüsü; hocasına karşı edeb: Çünkü kendisinin Peygamberimize uymasına, hocası vâsıta olmuştur. Bu bakımdan, hocasını hiçbir zaman unutmamalıdır.

- İmâm-ı Rabbânî hazretleri ise; "Edebe riâyet etmeyen hiç kimse, Allaha kavuşamaz, yâni velî olamaz. Din büyüklerinin yolu baştan sona edeptir. Namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzîhî bir mekrûhtan sakınmak; zikir, fikirden (tefekkürden) üstündür." buyurmuştur.

- Dünya misafirhane, gelen gider, rızkını yer içer, rızkı bitince elvedâ... çeker gider.

- Her şey geçicidir. Ancak Allahü teâlâ bâkidir. Geçici şeylere gönül bağlamak aptallıktır. Sende geçeceksin sevdiklerin de geçecek. Kalıcı birşeye gönül bağlamak lâzım.... O da Allahü teâlâdır, Allah sevgisidir, Muhabbetullahdır.

- Nasıl ki evliyalar feyz verir, kâfirlerden de zulmet gelir.

- Sözün hayırlısı kısa ve yol gösterici olanıdır.

- Kâfirlere zerre kadar muhabbet imanı giderir.

- Allahü teâlâdan en çok alimler korkar. Âlim; dinini bilene denir. Üniversite bitirene denmez.

- Âlemi misalde herşeyin şekli görülür. Evliyada heryerde görülebilir.

 

Hikmetli sözler

- Her kabdan, içinde olan, dışarı sızar!

- Hüküm neticeye göre verilir.

- Şer bir sel gibi çabuk yayılır.

- İyilik edersen, hep iyilik görürsün.

- Müminin yüzüne bakmak ibâdettir.

- Güler yüzlü olmak, imân alâmetidir.

- Ahirette her işinden suâl edilecektir.

- Hizmet; vermekle olur, almakla değil.

- Kendi aybını gören kimse, başkasının aybını göremez.
- Takvâ elbisesinden soyunan kimseyi hiçbir elbise örtemez.
- Zâlimin kılıcını çeken, kendi elini keser.
- Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer.
- Kendi hatâsını görmeyen, başkasının aybını büyük görür.
- Nefsinin kötü arzularına uyan helâk olur.
- Aklı ile yetinen, uçurumdan yuvarlanır.
- İfrat ve tefrite düşen, zarara uğrar.
- İnsanlara karşı dik duran, kırılır.
- Düşüklerle gezen, hakîr olur. Ulemâ ile oturan, vekar sâhibi olur.
- Kötülerin uğradığı yere giren kimse, ithâma mâruz kalır.
- İslâm ahlâkını hafife alan, pisliğe düşer.
- Başkasının malını ganimet sayan kimse, ele muhtaç olur.
- Netice almak isteyen, sabırlı olur.
- Ayağının bastığı yeri bilmeyen kimse, pişman olur.
- Tecrübelerden faydalanmayan, aldanır.
- Hak ehli ile çarpışan, çarpılır.
- Gücünün yetmediği yükü yüklenen kimse, âciz kalır.
- Ecelin geleceğini yakînen bilen kimse, emelini azaltır.
- Cehâlet yoluna sapan kimse, adâlet yolunu bırakır.
- Güzel ahlâk güleryüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir.
- Sabır, tökezlemeyen binek, kanaat ise bükülmeyen kılıçtır.
- Göz gibi olma sakın, o dünyaları görür de kendisini göremez.

- Sır senin esirindir. Salıverdiğin zaman sen ona esir olursun.

- Konuşmadığın söze hiç pişman olmazsın.

- Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste!..

- Câhil davula benzer, gümbür gümbür öter; fakat içi boştur.

- Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

- Ateş düştüğü yeri yakar.

- Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

- Rüzgâr eken fırtına biçer.

- Gönüle göre düş olmaz.

- Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder.

- Arı söğüdü, akıllı öğüdü sever.

- Ağaç yaş iken eğilir.

- Ayağını, yorganına göre uzat.

- Peyniri deri,  kadını eri saklar.

- Deveye bindikten sonra çalı ardına gizlenmek olmaz.

- Hayvan yularından, insan sözünden tutulur.

- Kızını dövmeyen, dizini döver.

- Sanat, altın bileziktir.

- Zararın neresinden dönülürse kârdır.

- Danışan dağı aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış.

- Destursuz bağa giren, hesapsız dayak yer.

- Dost acı söyler.

- El ağzına bakan karısını tez boşar.

- İçi aydın olan, dışına ışık verir.

- İnsanın sözü hikmet, bakışı ibret ve susması ders olmalıdır.

- İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.

- Kanaat gibi zenginlik olmaz.

- Kişinin sözü, amelinden çok olursa aklı noksandır.

- Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok yaşama arzusu ömrü kısaltır.

- Tarihte her hareket hep bir kişinin ayağa kalkmasıyla başlar.

- Nasihat tutmayanı musibet tutar.

 

 
Hosted by www.Geocities.ws

1