İşte bi yudumda okunan bi yazı... (Meltem TV'de yayınlanmış bir tartışma programından alıntılar var)
Gazali'nin felsefe eleştirisinden çağdaş bilimin payına ne düşüyor?
Cumartesi günü sevgili dost Muharrem Bayraktar'ın özgün bir üslupla sunduğu ve yönettiği 'Diyalog' programının konusu "Bilim ve Din"di. Değerli konuklar Prof. Dr. Cevat Babuna ve Prof. Dr. Nihat Temel'den az çok farklı bir görüş açısında bulunduğu için savunmasını yaptığım tezleri burada yeniden ele almayı yararlı görüyorum.
Öncelikle "Bilim ve Din" kavramlarından ne anladığımızı belirtmeden sağlıklı bir tartışma yapılamayacağını düşünüyorum. Örneğin "Bilim" derken geleneksel/tradisyonel ilimleri mi kastediyoruz, modern bilimi mi? Din derken Son ve Ekmel Din İslam'ı mı kastediyoruz, yoksa her türlü inanç ve tapınma öğretisini mi? İkinci olarak bu bağlamlardan tarihsel olarak olan bitenleri mi değerlendireceğiz, olması gerekenleri mi belirleyeceğiz?
Örneğin tarihsel bağlamda Avrupa Ortaçağında kilise ile bilim çevreleri arasında hararetli tartışmalar yaşanmıştır. Bunun en popüler örneği Galilei'nin durumudur. Galilei bilimsel görüşlerinden vazgeçme şartıyla afarozdan kurtulmuştur. Mahkemesindeki ifadesi şöyledir,Galilei'nin: "Güneş'in merkez ve hareketsiz olduğu yanlış fikrini tamamen bırakıyor ve Kilise tarafından herhangi bir biçimde adı geçen doktrini tutmak, savunmak ya da öğretmekten yasaklanmış olduğum için zikredilen hataları ve batıl fikirleri ve genel olarak Kutsal Kilise'ye karşı olan bütün hatalar ve sapık mezhepleri yeminle inkar ediyor, lanetliyor ve nefret ediyorum..." (Paul Davies: Tanrı ve Yeni Fizik, Çev: Murat Temelli, İst.1995, 3. bası, İm y.,s.33) Ünlü matematiksel fizikçi Stephen Hawking'in Zamanın Kısa Tarihi, Joseph Silk'in Evrenin Kısa Tarihi isimli kitaplarının önsözlerini okumak bile, bu yöndeki çekişmelerin hala sürdüğü söylenebilir. Bilim tarihi kitapları kilise ile bilim çevreleri arasındaki şiddetli tartışmalarla doludur.
Ancak Batı'daki kilise ile bilim çevreleri arasındaki sürtüşmeleri bütün uygarlıklara genelleştirmek her sakallıya dede demek gibi çocuksu bir akıl yürütme olur. Örneğin İslam Medeniyeti'nde İslam bilginleri nakli (dini) ilimler ve akli ilimleri hikmet çatısı altında sistemleştirmişler ve Batı'daki anlamıyla bir din- bilim çatışması İslam tarihinde yaşanmamıştır. Aslında sufi görüş açısından olması gereken de budur: Çünkü "Allah insanı kendi suretinde yaratmıştır" nebevi habere göre (Buhari'nin rivayet ettiği ünlü bir hadistir) Buna göre "Akıl" saf haliyle Allah'tandır, Dinin kaynağı olan "Vahiy" de Allah'tan olduğuna göre "Akıl ve Vahiy"in başka söyleyişle İlim ve Din'in çatışmaması, aksine aynı hakikati farklı açılardan ifade etmeleri gerekir. Ama eğer "Akıl" Allah ile olan bağlarını kopartırsa safiyetini kaybedecek, doğal olarak da vahiyle/dinle ters düşecektir.
Şimdi burada sorun "modern bilimin" nasıl bir akla dayalı olduğu sorunudur. Modern bilim tarihsel olarak Antikçağ felsefesi, XV. yüzyıl Rönesans ve Reformasyon süreci ve daha belirleyici olarak XVIII. yüzyıl Aydınlanma felsefesine dayalıdır. Buna göre modern bilimin hakim kaynakları Batılıdır. Bu nedenle modern bilim yerine çağdaş batı bilimi kavramının gerçeğe daha uygun düştüğünü düşünüyoruz. Acaba İslam ile çağdaş batı bilimi çatışır mı uzlaşır mı? Yukarıdaki yaklaşıma göre eğer çağdaş batı bilimi seküler bir karaktere sahipse başka deyişle Allah'ı hesaba katmıyorsa, doğal olarak İslam'la ters düşecektir. Çözümlememizi burada durdurarak İslam tarihine dönelim. Antikçağ kökenli felsefeye karşı ünlü İslam bilgesi Ebu Hamid Gazali'nin yönelttiği eleştirileri gözden geçirelim.
Gazali Mekaside'l-Felasife'de filozofların görüşlerini tartışmadan ele alırken Tehafüte'l-Felasife'de felsefenin okkalı bir eleştirisini yapar. Bazılarının sandığı gibi Gazali burada Antikçağ felsefesinin (örneğin Eflatun ve Aristo'nun) doğrudan bir eleştirisini amaçlamaz. Gazali Antikçağ felsefesi ile İslam'ı bir biçimde sentezlemeye çalışan el-Kindi, Farabi ve İbn Sina gibi İslam filozoflarının bir kritiğini yapar. Ayrıca Gazali'nin zamanında (Miladi XI ve XII. yüzyılda) felsefe kavramı bugünkü gibi dar anlamda kullanılmıyordu. Bugünkü fizik, kimya, biyoloji gibi doğal bilimleri, tarih, coğrafya gibi sosyal bilimleri, matematik ve geometri gibi formel bilimleri de kapsıyordu. Ve doğal olarak metafizik ve ontoloji gibi bugün de tümüyle felsefenin alanın da olan konuları da içeriyordu:
Gazali bilimsel içerikli bilgiler dahil felsefeyi ne tümüyle kabul etti, ne de tümüyle reddetti. Gazali felsefeyi başlık altında toplar:
Riyaziyat: Matematik ve geometri gibi.
Tabiiyat: Fizik ve kimya gibi.
İlahiyat: Metafizik gibi.
Mantıkıyyat: Mantık gibi.
Siyasiyyat ve ahlakiyat: Siyasal bilimleri ve davranış bilimleri gibi.
Gazali riyaziyatı tümüyle doğru bulur. Tabiyatın bir kısmını doğru bir kısmını yanlış bulur. Mantıkıyyat'ın çoğunu doğru azını yanlış bulur. Siyasiyyat ve ahlakıyyatın çoğunu doğru azını yanlış bulur (çoğunun nübüvvet geleneğine dayandığını söyler, Gazali)
Gazali, İslam filozoflarının bu konuda din dışına çıktıkları sonucuna varır.
1) Alemin kıdemi (ezeli olduğu) görüşü,
2) Allah'ın cüz'iyatı bilemeyeceği görüşü,
3) Haşrın cismani olmayacağı görüşü, (bkz., Sabri Orman, Gazali/Hakikat Araştırması, Felsefe eleştirisi, Etkisi, İst. 1986)
Çağdaş batı bilimini Gazali'nin görüş açısından ele almak oldukça ilgi çekici olacaktır. İslam filozoflarının görüşleriyle karşılaştırırsak şöyle bir tablo ortaya çıkar:
1) Modern Kozmoloji'deki " Durağan Durum Teorisi" de şimdiki Big Bang'a (Büyük Patlama'ya) dayalı "Genişleyen Evren Teorisi" de sonuç olarak Tanrı'yı hiç hesaba katmaz ve varlığın ezelden beri varolduğunu varsayar. (Bkz. Joseph Silk, Evrenin Kısa Tarihi, Ank. 1997, 3. Baskı, Tübitak yay.) Antikçağ Felsefesi'ndeki Yaratıcı olmasa da maddeye şekil veren yapıcı Tanrı (Demirurgos) inancına bile yer yoktur modern kozmolojide. (Bkz. Poul Devies, Tanrı ve Yeni Fizik)
2) Modern Kozmoloji'de Tanrı'nın varlığı inancına yer verilmediği için cüz'iyatı bilip bilmeyeceği problemini tartışmazlar.
3) Modern fiziğe göre evrende birbirine dönüşebilen madde ve enerji dışında bir şey örneğin 'ruh' yoktur. Biyolojide 'ruh'a inanmaz. (Bkz. Crick, Francis, Şaşırtan Varsayım / İnsan varlığının temel sorularına yanıt arayışı, Çev, Sabit Say, Ank. 1997, Tubitak yay.) modern kozmoloji "ahirete" de inanmaz. Bu nedenle ölümden sonraki dirilişi kabul etmez.
Bu nedenle İslam ile çağdaş batı bilimi temelde birbiriyle uzlaşmaz; ancak bu durum spesifik konularda modern bilimin İslam'la uyuşmasına engel değildir. Bununla birlikte bu konuda çocuksu bir mantıkla genellemeye gitmek sağlıklı bir akıl yürütme olabilir mi?