ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- ABD'Lİ YÜZBAŞI BUSH'U TOPA TUTTU - haber vitrini 
  ~ Pentagon sponsorluğunda Amerikan askerleri için özel olarak çıkarılan Stars and Stripes gazetesine mektup yazan ABD'li bir yüzbaşı, kendisini Irak'a gönderen Bush yönetimini topa tuttu.

- 28 Şubat'ın Paşası nasıl yeşillendi? - internethaber
  ~ 28 Şubat'ın bir 'kudretli paşası'nın Ülker'e 'istişari hizmet' verdiğini biliyor muydunuz? Peki ya, Çevik Bir'in hükümete danışmanlık yaptığına dair iddiaları duydunuz
  ~ 28 Şubat'taki kasırgalı günlerin kudretli paşası Korgeneral Turhan Özer'in Ülker İstişari Konseyi'nde görev aldığını biliyor muydunuz? Peki yine aynı günlerin bir başka kudretli ismi Çevik Bir'in, AK Parti Hükümeti'ne danışmanlık yaptığı iddialarını...
  ~ Ülker Grubu, kendine TÜSİAD benzeri bir İstişare Konseyi kurmuştu.
  ~ Parlak bir askerlik hayatı olan emekli Koramiral Turhan Özer, Tümamiral rütbesiyle Boğaz Komutanlığı görevinin ardından, Koramiral rütbesiyle Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, arkasından da -burası çok önemli- Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı görevlerinde bulunmuş.
  ~ Yâni 28 Şubat sürecinde sermayeyi yeşil, mavi, beyaz diye ayıran, yetmedi, irticai faaliyetlerin takibi konusunda görevlendirilen Batı Çalışma Grubu’nun en sağlam istihbarat kaynağı olarak gördüğü birimin başında, geçmiş dönemde görev yapmış bir asker Sayın Turhan Özer..
  ~ 28 ŞUBAT sürecinde yaşanan birçok deli saçması diyebileceğimiz hâdiselerin yanında, en önemli olarak aklımda kalan saçmalıklardan biri ise Ülker mamullerinin askeri kantinlerde, askeri garnizonlarda satılmaması konusunda alınan kararın, gazetelerde duyurulmasıydı.
  ~ Ülker, grup olarak sahip değiştirmediğine, Sayın emekli Amiral de birden yeşillenmediğine göre, değişen neydi ki, bir zamanlar Yeşil Sermaye sayıldığı için birliklerin kantinlerinde mamullerinin satılması yasaklanan bu grubun en tepe noktasında görev almıştı Sayın emekli Amiral Özer?
  ~ Sahi, neydi o 28 Şubat sürecini tetikleyen Sincan’da yürütülen tanklar?
  ~ AKP’nin iktidar olma yolunu açmak için mi yola koyulmuşlardı yoksa!

- RUSYA'NIN DOĞALGAZI EN PAHALI SATTIĞI ÜLKE TÜRKİYE! - haber vitrini 

- İran’ı vurmak! - milli gazete - 04.01.2006 
  ~ Türkiye hiçbir şekilde İran ve Suriye konusunda ABD ve İsrail’in yanında olmamalıdır. Ne ABD ne de İsrail’in bu iki ülkeye yönelik söylemlerinde gerçek hiç bir şey yoktur. Bölgede nükleer, kimyasal ve biyolojik silahı olan yegane ülke İsrail’dir.

- Acem harbine girecek miyiz? - milli gazete 

- Amerikalı albayı bu tepede soyduk - Hürriyet - 03.01.2006

- BİR BAKANA MASONLUK TEKLİFİNİN İLGİNÇ HİKAYESİ - haber vitrini 
  ~ Gelen adam Bakan’a “kendisinin mason olduğunu” söylemiş ve bir teklifte bulunmuştu. “Sayın Bakan” demişti.. “Şu anda Kabine’de Mason olmayan iki bakandan biri sizsiniz. Size Mason olma teklifini götürme görevi bana verildi."

- ABD ziyaretlerinin arkasında ne var? - sabah gazetesi
  ~ Son dönemlerdeki ABD ziyaretlerinin arkasında “İran’a saldırı planları” var !

- OYAK’ın vatanseverliği(!) fazla uzun sürmedi
  ~ İhale öncesi ‘Millî zenginliklerimizi satmayalım, satacaksak da yabancılara gitmesin!’ şeklinde açıklamalar yaparak bir taraftan kamuoyuna ‘Rahat olun’ mesajları veren, diğer taraftan da ‘ulusal sermaye’ vurgusu yapan OYAK, ihale sonrasında aldığı hisselerin büyük bir kısmını yabancı bir şirket olan Arcelor’a sattı.
  ~ Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Aziz Konukman, “Türkiye’deki stratejik şirketlerin dışarıya verilmesi beraberinde yabancı hâkimiyetini de getirecektir. Bu ise pazar payının birebir satın alınması demek. Çünkü çok uluslu şirketlerin izledikleri politika budur. Bu satıştan sonra bu eğilim daha da tehlikeli sinyaller veriyor” dedi.

- İsrail çılgınlığı ve Fars ateşi.. - Yeni Şafak - 29 Aralık 2005 
  ~ İsrail'in İran nükleer tesislerine saldırması, İran'ın misillemede bulunması, ABD'nin karşılık vermesi, bu durumun bütün bölgede etnik ve mezhep eksenli bölünmeleri derinleştirecek uzun süreli bir krize neden olması ihtimali ne kadar gerçekçi? Türkiye'nin ateşin tam ortasında yer alması, Doğu-Batı savaşına dönüşebilecek İsrail-İran restleşmesinde Türkiye'nin Batı bloku içinde hareket etmesi bize nasıl bir bedel ödetecek? Uzatmadan İran'a saldırı planına ilişkin somut gelişmeler aktaracağım.

- Rüyada Mescid-i Aksa; 29 Aralık 2005 Perşembe .

- VEKİLLER HEDİYE PEUGEOTLARI BÖLÜŞEMEDİ
  ~ TBMM Başkanlığı'nın personel maaşlarının yatırılması karşılığında İş Bankası'ndan aldığı "Peugeot" marka arabalar krize yol açtı.
  ~ Akgün, TBMM Başkanlığı'nın yanı sıra Maliye Bakanlığı'nın da bankalarla yaptığı anlaşma çerçevesinde elde ettiği "bonus"ları sadece kendi personeline dağıttığına işaret ederek, "Bu işin çivisi çıktı" tepkisini gösterdi.
  ~ Promosyonların kayıt altına alınamadığını dile getiren AK Partili Akgün, bu durumun kamu çalışanları arasında çifte standarta neden olduğunu vurguladı.

- West i am inviting you to the Truth to the reality to the wisdom to the mankind. Maybe never said but the Truth is one and forever. Lie is a fabrication is not the truth it is illusion. Regards for all innocents from all mankind. West always lieing. Its own massacres never mentioned, but others unhappen virtual massacres always on agenda with high volumes.

- İçimizdeki Kripto Ermeniler - Milli Gazete - 28 Aralık 2005 
  ~ 1915 yılında uygulanan tehcir nedeniyle zorunlu göçten kurtulmak için kimliklerini gizleyerek sözde Müslüman gözüken ‘kripto Ermeniler’in torunları şimdi gerçek kimliklerine dönüyor.

- Cihat hakkı meşrudur! - milli gazete 
  ~ Saldırılması hedeflenen Arap ve İslam ülkesi listesi uzun. Bu savaş İslam’ın kendisini hedeflemekte. İlan edilmiş bu çetin savaş karşısında eldeki bütün araçlarla cihat ve direnişin Müslümanların hakkı olmadığını kim söyleyebilir? Kendi fetvalarına göre cihat, tıpkı Irak’ta olduğu gibi silahlı direniş değil, bedeni/nefsi cihat anlamına geliyormuş.

- İsrail İran’a saldıracak Türkiye ne yapacak?.. - milli gazete 

- Diplomatik çuval! - Milliyet - 28 Aralık 2005
  ~ İngiltere'nin Atina elçiliğinde görevli bir diplomatın, gizli servis MI6'nın Atina şefi olduğu ortaya çıktı. Lagman isimli diplomat, Yunan ajanlarla birlikte 28 Pakistanlıyı başlarına çuval geçirerek kaçırmış, ardından sorgulamış

- Erdoğan'dan el hareketi uyarısı! - internethaber
  ~ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bütçe görüşmelerinde Deniz Baykal'ı eleştirirken CHP liderinin el kol hareketi yapmasına sinirlendi. 'El kol hareketi yapma! Bir genel başkana el kol hareketi yapmnak yakışmaz! Biz hep o el kol hareketle büyüdük' diye konuşan Erdoğan'ın bu sözleri Meclis'teki atmosferin gerginleşmesine yolaçtı.
  ~ "Sayın Özyürek çok ileri gidiyorsun. Bak sen geçmişte Plan Bütçe Komisyonu'nda konuşma yapıyorsun ve bu konuşmada neler konuşuyorsun, "Zaten bu millet mazoşisttir. Ne kadar eziyet yaparsan o kadar..." diyorsun... Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nü açıp şu 'mazoşist' kelimesine bir bakın. Bu millete mazoşist diyecek kadar seviye kaybına uğramıştır. Ağlanacak halinize gülüyorsunuz Sayın Baykal, size ithaf olunur. Bu tür adamları yanınızda çalıştırıyorsunuz.
 
 
 


î Başa
ABD'Lİ YÜZBAŞI BUSH'U TOPA TUTTU - haber vitrini 


î Başa Pentagon sponsorluğunda Amerikan askerleri için özel olarak çıkarılan Stars and Stripes gazetesine mektup yazan ABD'li bir yüzbaşı, kendisini Irak'a gönderen Bush yönetimini topa tuttu.
05 Ocak 2006 Perşembe 10:53

 

Irak ve Afganistan'da görev yapan ABD askerlerinin en büyük haber kaynağı, Pentagon sponsorluğunda çıkan ve askerlere bedava dağıtılan "Stars and Stripes" gazetesi... 1942'den beri basılan ve 80 bin askerin okuduğu gazete Irak'ta görev yapan ABD'li yüzbaşı Jeff Pirozzi'nin çığlığını sayfalarına taşıdı. İşte Pirozzi'nin gazetede yayınlanan isyan mektubu:

Tüm sözleriniz aptalca
Kitle imha silahları mı? Hala onları arıyorum... Eğer biriniz rastlarsanız bana da haber verin ki neden burada olduğumu anlayayım. Bu savaşı bir yalanla başlattık ve eminim ki bir yalanla da bitireceğiz. Sizin aptalca demokrasi ve özgürlük söylemlerinize kanmıyorum. Çünkü Felluce ile Ramadi'de görev yapıyorum.

Medeniyeti öğrenin
Ordu yetkililerine soracak olursanız kendilerinin demokrasinin faziletlerini öğretmek için burada olduklarını söylerler. Mezopotamya'ya mı medeniyeti öğreteceksiniz? Bu insanlar atalarımız birbirini asarken bilimle uğraşıyordu. Beni yanlış anlamayın. MTV'de Britney Spears'ı seyretmeyi, McDonald's'da yemek yemeyi ben de seviyorum. Ancak buradaki Sünni, Şii ve Kürtler'in neden batı tarzı bir eğlence ve özgürlük anlayışını kabul etmek zorunda olduğunu anlamıyorum.

İsrail ve petrol için
Ben negatif biri değilim. Sadece realistim. Burada gerçek olan bir şey var. O da Amerika'nın Irak'ı kabus ortamına çevirdiğidir. Saddam bir şeytan olabilir. Peki onun Afrika'da halklarına zulmeden diğer diktatörlerden ne farkı var? Saddam'ı insanlara "terörle savaş" konusunda bir şeyler yaptığımızı göstermek için kullandık. Ama Irak'a gelmekteki asıl amacımız tabi ki İsrail'in güvenliğini sağlayabilmek ve Irak'ın kuzey ve güneyindeki petrol yataklarına sahip olmaktı. Kitle imha silahları mı? Bulursanız bana da haber verin!..

 

(vatan)

 


î Başa
28 Şubat'ın Paşası nasıl yeşillendi? - internethaber
04 Ocak 2006 13:45  
î Başa 28 Şubat'ın bir 'kudretli paşası'nın Ülker'e 'istişari hizmet' verdiğini biliyor muydunuz? Peki ya, Çevik Bir'in hükümete danışmanlık yaptığına dair iddiaları duydunuz

     î Başa 28 Şubat'taki kasırgalı günlerin kudretli paşası Korgeneral Turhan Özer'in Ülker İstişari Konseyi'nde görev aldığını biliyor muydunuz? Peki yine aynı günlerin bir başka kudretli ismi Çevik Bir'in, AK Parti Hükümeti'ne danışmanlık yaptığı iddialarını...

İşadamı ve Rumeli Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Lütfü Türkkan'ın,  geçen yıllarla  birlikte kavramların nasıl buharlaştığını, gölgelerin nasıl yer değiştirdiğini çok çarpıcı bir şekilde kaleme aldığı  "Sermaye aynı ama, Amiral yeşillendi" başlıklı ilginç; ilginç olduğu kadar da düşündürmeye davet eden yazıyı hep birlikte okuyalım:

Yazı: Lütfü Türkkan
Kaynak:
www.tercuman.com.tr

BİZLER 1975-1980 yılları arasında, yâni o dönemin deyimiyle, anarşinin her gün birkaç can aldığı dönemde, üniversitelerde eğitim yapan gençlerdik.

Bize göre bizler, vatanın ve bu millete ait kutsal değerlerin yılmaz savunucularıyken, karşı grupta bulunanlar, satılmış Moskof Uşakları idi.

12 Eylül 1980 İhtilali’nin akabinde ortaya çıkan manzaraya bir baktık ki, bizim o mukaddes bildiğimiz ve savunmak için ölümü göz kırpmadan göze aldığımız devlet, kendine düşman bildiklerimizle bizleri aynı cephede görüp yargılamaktan imtina etmedi.

Birçok yiğit vatan evlâdı, mahpuslarda gençliklerini çürüttü, bir kısmı da boynunda yağlı ilmikle ahirete intikal etti.

Aradan yıllar geçti.. Yıl 1994. O sıralar, komünist zincirleri kıran Rusya yeniden imar edilirken, biz de, birkaç arkadaşımızla birlikte Rusya’da inşaat yapıyoruz. İş dolayısıyla devamlı olarak Rusya’da bulunmak zorundayım. İstanbul’daki ofisimizden birkaç kez aramasına rağmen bize ulaşamayan, daha sonra bakanlık da yapmış olan bir dostumuz, telefonda not alan arkadaşımıza, “Söyleyin ona, biz komünistler Moskova’ya diye bağırıyorduk, onların hepsi burada, bizimkiler Moskova’da” deyip, geçirilen evredeki ilk çelişkilerin habercisi oluyordu âdeta.

Bu ülkeyi sevmek

ARADAN geçen sürede anladık ki, bu ülkeyi sevmek için sağcı veya solcu olmak yeterli değil.

Her ne kadar aralarında hâlâ bu vatan üzerinde oynanan kötü oyunlarda rol almak için birbiriyle yarışan bir kısım eski tüfek Marksist’in varlığı devam etse de, şimdi birçoğu dostumuz olan eski solcu arkadaşlarımızla TEK MİLLET, TEK DİL, TEK BAYRAK temalarında birbirimizden çok farklı düşünmüyoruz.

Bunun en güzel örneğini, aynı dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nin o dönemdeki en aktif sol ekibi olan CHP’lilerin öğrenci temsilcisi, bugünün önemli gazetecisi Enis Berberoğlu ile konuşurken yaşadık.

Nedendi o mücadele diye geriye bakıp hâlâ çözüm bulamadığımız, karanlıkta kalan birçok noktaya getirebildiğimiz çözüme ait komplo teorileri, zaman zaman kafamızı öyle bir karıştırıyor ki, neredeyse kutsal bildiğimiz devlet kavramı bile yabancılaşmaya başlıyor.

Bütün bunları hatırlamama vesile olan bir haber, geçen haftalarda gazetelerde yayınlandı.
î Başa Ülker Grubu, kendine TÜSİAD benzeri bir İstişare Konseyi kurmuştu.

Kimler yoktu ki bu İstişare Konseyi’nde.

Adalet eski Bakanı Oltan Sungurlu’dan tutun da, Musevi Cemaati’nin ileri gelenlerinden iş adamı Rifat Hassan’a, Dışişleri eski Bakanı İlter Türkmen’den, eski mebus, kabineden uzaklaştırılan Devlet eski Bakanı Güldal Akşit’in de babası olan Galip Demirel’e, Turizm eski Bakanı Alev Coşkun’a kadar değişik kesimlerden insanların oluşturduğu bir konsey bu..

Bunların arasında en çok ilgimi çeken isim ise emekli Koramiral Turhan Özer oldu.

î Başa Parlak bir askerlik hayatı olan emekli Koramiral Turhan Özer, Tümamiral rütbesiyle Boğaz Komutanlığı görevinin ardından, Koramiral rütbesiyle Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, arkasından da -burası çok önemli- Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı görevlerinde bulunmuş.

î Başa Yâni 28 Şubat sürecinde sermayeyi yeşil, mavi, beyaz diye ayıran, yetmedi, irticai faaliyetlerin takibi konusunda görevlendirilen Batı Çalışma Grubu’nun en sağlam istihbarat kaynağı olarak gördüğü birimin başında, geçmiş dönemde görev yapmış bir asker Sayın Turhan Özer..

Çelişkiler yumağı

î Başa 28 ŞUBAT sürecinde yaşanan birçok deli saçması diyebileceğimiz hâdiselerin yanında, en önemli olarak aklımda kalan saçmalıklardan biri ise Ülker mamullerinin askeri kantinlerde, askeri garnizonlarda satılmaması konusunda alınan kararın, gazetelerde duyurulmasıydı.

Bu kararın alınmasında etkili olan birimin başında bulunmuş bir Amiral, ne olmuştu da Ülker’in İstişare Konseyi’ne girmişti.

î Başa Ülker, grup olarak sahip değiştirmediğine, Sayın emekli Amiral de birden yeşillenmediğine göre, değişen neydi ki, bir zamanlar Yeşil Sermaye sayıldığı için birliklerin kantinlerinde mamullerinin satılması yasaklanan bu grubun en tepe noktasında görev almıştı Sayın emekli Amiral Özer?

Bu çelişkiler yumağını düşünürken, birkaç gün önce gazetenin birinde, İçişleri eski Bakanı Sayın Meral Akşener’in röportajını okudum.

Bu röportajda, 28 Şubat sürecinin en etkin isimlerinden biri olan, Rumelililer’in yaptığı bir toplantıda, toplantıya katılan gazetecilerin gazına gelerek, kırdığı büyük bir potla, hayalindeki Cumhurbaşkanlığı şansını yitiren emekli Orgeneral Çevik Bir’in, şu anda görevde bulunan Hükümet’e, İsrail ve ABD ilişkilerinde danışmanlık yaptığı iddiası yer alıyordu.

Turhan Özer’in konsey üyeliği ile Çevik Bir’in danışmanlık iddiası birlikte düşünüldüğünde, 12 Eylül’deki çelişkilerin, 28 Şubat’ta da devam ettiğini görüyorum.

î Başa Sahi, neydi o 28 Şubat sürecini tetikleyen Sincan’da yürütülen tanklar?

î Başa AKP’nin iktidar olma yolunu açmak için mi yola koyulmuşlardı yoksa!






î Başa
RUSYA'NIN DOĞALGAZI EN PAHALI SATTIĞI ÜLKE TÜRKİYE! - haber vitrini 


Ukrayna ile Rusya arasındaki doğalgaz krizi sayesinde, Türkiye'nin bu yıl Rus gazına ne kadar ödeyeceği de ortaya çıktı. Türkiye ve diğer ülkelerin ödediği fiyat arasında uçurum var.
04 Ocak 2006 Çarşamba 14:30

 

Türkiye, bin metreküp gaza 260 dolarla en pahalı fiyatı ödeyen ülkelerden biri olurken, Batı Avrupa ülkeleri aynı miktarda doğalgaza 135 dolar ödüyor. Rusya’ya komşu ya da yakın coğrafyalarda yer alan ülkelerin doğalgaza ödedikleri fiyatlarla kıyaslandığında Türkiye’nin ödediği rakam birçok ülkenin iki katını aşıyor. Yalnızca Romanya, doğalgaza Türkiye'den daha çok ücret ödüyor.
      Türkiye'nin uzun süredir 'devlet sırrı' gibi sakladığı doğalgaz fiyatı, Rusya ile Ukrayna arasındaki gaz krizi sonucu ortaya çıktı. Rusya, Türkiye'ye hangi fiyattan doğalgaz sattığını açıkladı.
     
•  
Ukrayna: Dersimizi aldık, doğalgaza bağımlılığımızı azaltacağız
     
Fiyat şöyle açıklandı: Ukrayna, doğalgaz krizinin patlak vermesi üzerine, Türkiye'nin bin metreküpe 100 dolar ödediğini ileri sürdü. Ermenistan ise, "Türkiye sadece 75 dolar veriyor" dedi. Bunun üzerine Gazprom Başkan Yardımcısı Aleksander Medvedev, fiyatı açıklayarak, tartışmalara son noktayı koydu. Medvedev, 1 ocak 2006 tarihinden itibaren Türkiye’nin bin metreküp Rus gazı için 260 dolar ödediğini, bu fiyatın dünya piyasalarındaki mazot-motorin fiyat katsayısı üzerinden özel formülle hesaplandığını söyledi.
     
      Türkiye yılda 31.5 milyar metreküplük doğalgaz alımı yapıyor. Bunun 19 milyar metreküplük kısmı Rusya’dan sağlanıyor. 2003 yılında Ruslarla yapılan müzakereler sonrası doğalgaz fiyatı 148 dolardan 130 dolara çekilmiş, rakam petrol fiyatlarına endekslenmişti. Ancak geçen 2 yılda Rus doğalgazının fiyatı 2 kat artmış oldu. 2006 için öngörülen artış oranı ise yüzde 25’i buluyor. Petrol fiyatlarındaki artış sürerse bu oran da yükselebilecek.
      Türkiye'nin aldığı İran gazının ise 260 doların bile üzerinde olduğu iddia ediliyor. Yetkililer, doğalgaz anlaşmalarında formülasyon gereği 2005 yılında yüzde 50 artış olduğunu söylüyor. 2006’daki artış oranı ise yüzde 25’i bulacak.
     
     Her ülkeye farklı fiyat, Beluras 47 dolar ödüyor

     

Hangi ülke ne kadar ödüyor?
ÜLKE FİYAT (1000 metreküp/$)
Romanya 280
TÜRKİYE 260
AB ortalaması 240
Ukrayna 230
Moldova 160
Batı Avrupa ülkeleri 155
Estonya 120
Letonya 120
Ermenistan 110
Gürcistan 110
Belarus 47
     
      Rusya farklı ülkelere farklı doğalgaz fiyatları uyguluyor. Ermenistan ve Gürcistan, Rusya'ya bin metreküp doğalgaz için 110 dolar, Romanya 280 dolar ödüyor. Belarus'un ödediği fiyat sembolik gibi: 47 dolar. AB genel ortalaması ise 240 dolar.
      Rusya'nın doğalgazı en ucuza verdiği ülkelerden biri Beyaz Rusya. Rusya'nın en önemli siyasi müttefiklerinden biri olan Beyaz Rusya, bin metreküp için sadece 47 dolar ödüyor.
      Batı Avrupa ülkeleri Rusya’dan aldığı doğalgazın metrekübüne ortalama 155 dolar ödüyor. Gazprom bu rakamı 255 dolara çekmeyi planlıyor. Avrupa Birliği ortalaması ise 240 dolar düzeyinde.
      AB’ye girmeye çalışan Moldova, gazın 1000 metrekübünü 160 dolardan alıyor. Rusya’nın bu ülkedeki ayrılıkçılara desteği de biliniyor.
      Baltık cumhuriyetlerinden Estonya, hem NATO üyesi hem de Rusya ile sınır anlaşmazlığı var. Bu ülkenin Rusya’dan aldığı gaza ödediği fiyat 120 dolar.
      Yine NATO üyesi olan Letonya da aynı fiyatı ödüyor. Ermenistan ile Gürcistan ise 110 dolar fiyat veriyor. Rusya ile en sıcak ilişkisi bulunan Belarus, doğalgaza 47 dolar ile en düşük fiyatı ödüyor.
      Avrupa’yı da etkileyen doğalgaz krizine neden olan Rusya-Ukrayna anlaşmazlığı öncesi Ukrayna’nın ödediği fiyat 50 dolardı. Geçen yıl yaşanan ‘turuncu devrim’in ardından Rusya ile ilişkileri sıkıntılı bir sürece giren Ukrayna Rus doğalgazına artık 230 dolar ödeyecek.

 
İran’ı vurmak!


î Başa
İran’ı vurmak! - milli gazete - 04.01.2006 


î Başa Türkiye hiçbir şekilde İran ve Suriye konusunda ABD ve İsrail’in yanında olmamalıdır. Ne ABD ne de İsrail’in bu iki ülkeye yönelik söylemlerinde gerçek hiç bir şey yoktur. Bölgede nükleer, kimyasal ve biyolojik silahı olan yegane ülke İsrail’dir.
‘Amerika, İran’ı vuracak’... Son bir aydır buna benzer başlıkları Türkiye ve dünya medyasında sık sık gördük. Ancak CIA Başkanı Porter Goss’ın son Ankara ziyareti sonrasında ‘Amerika’nın bu vurma işini yaparken Türkiye topraklarını kullanacağı’ yolunda haberler de görmeye başladık. Bazı gazeteler ise İsrail’in de bu vurma işinde müttefiği ABD ile yarıştığını ve bunun için de Türkiye’den üs ve kolaylıklar istediğini yazdı.
Bu gazetelere göre bu istek İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz tarafından Başbakan Erdoğan’a iletildi… Eğer Ankara bu istekleri kabul etmiş ya da edecekse emin olun İsrail medyası bunu yakında yazar. Amaç Türkiye’yi İran ve Suriye ile karşı karşıya getirmektir.
Bana göre ABD var olan Irak ve bölge koşullarında İran’ı asla vurmaz.. Irak’taki Sünnilerle başı belada olan ABD Şiileri de karşısına almak istemez ve alamaz... Bunun tersi düşünülecek olursa o zaman Irak’ta iç savaş ve parçalanma kaçınılmaz olacak. Çünkü ABD ve İsrail bunun için özel olarak çalışacaktır. Ancak şimdilik İran’ı vurma planlarını askıda tutan ABD gerektiğinde İran’ı karıştırmak için hazırlıklarını sürdürecektir. Örneğin nüfusun % 30’unu oluşturan Azerileri kışkırtmak için Türkiye ve Azerbaycan topraklarını kullanabilir. Tabi bu arada Kürtleri ve Arapları da ayaklandırmayı ihmal etmeyecektir.
Peki İsrail, İran’ı vurabilir mi? Evet... Tıpkı 1982’de Irak’taki nükleer reaktörleri vurduğu gibi... İşte bunu bilen İran Cumhurbaşkanı Ahmedi Necad, ABD yerine İsrail’i hedef almaktadır.
İsrail’in İran’ı vurma tehditleri ve Ahmedi Necad’ın bu söylemleri bölgenin ne denli sıcak gelişmelere gebe olduğunu yeterince göstermektedir. Çünkü İran’ı vurması durumunda İsrail’den intikam alacak olan yegane güç Lübnan’daki Hizbullah militanlarıdır. İran destekli bu militanlar (en az 100 bin kişi) İsrail sınırı boyunca taşıdıkları füzeatar silahlarla İsrail’i zorlayabilirler… Suriye devre dışı bırakılmadığı sürece İsrail, İran’ı bombalayamaz.
Böylesi bir çılgınlık bölgedeki tüm dengeleri altüst edecek ve bundan yine her zaman olduğu gibi yalnızca İsrail karlı çıkacaktır… 1991’de üç aylığına Türkiye’ye gelen Çekiç Güç, ancak Irak’ın işgal edilmesi ile buradan ayrılmıştır... Tabi Kürtleri yeterince güçlendirdikten sonra...
3.1.2006 / HÜSNÜ MAHALLİ / AKŞAM
 
 
 
 
 


î Başa
Acem harbine girecek miyiz? - milli gazete 


Amerika, 2006 yılında İran’ı vuracakmış ve bizden de üs istemiş. (Acaba Muş havaalanı mı kastediliyor?) Üs mü, ‘daha aktif’ katkı mı, orasını da bilemeyiz! Çünkü İran atom bombasını ‘akşama sabaha’ yapmak üzere, ve şunu iyi bilin, yaptığı anda, ertesi gün Tel Aviv yoktur… George Bush bu çılgınlığı da yapacak mıdır? Irak’a hakim olamadan İran’a da dalacak mıdır? Orayı da Afganistan gibi bir yer mi sanmaktadır? Galiba evet. Bir daha seçim kazanamayacağını biliyor, oy endişesi yok, eli rahat… Osmanlı’nın istemeseler de mirasçıları, bir türlü yenişemediğimiz ve üç yüz elli yıldır ‘birbirimize bulaşmadığımız’ İran ile kanlı bıçaklı olmayı göze alabilirler mi? Acaba en akıllı politika, gene ‘ekstra’ katkı yapmayıp, mevcut ‘fasiliteleri’, İncirlik’i falan kullanmalarına göz yumup, sonra da ‘ne yapalım, karışamıyoruz, yetkimiz yok, elimizden bir şey gelmez’ gibi bir numaraya sığınmak mı? Bu savaş kaç yıl sürer? Bu arada bizim ekonominin hali nice olur? Bu savaş daha kapsamlı bir Müslüman-Hıristiyan savaşını tetikler mi? Hadi size yeni yılda barış, sevgi, mutluluk falan filan. Ben de korkuyorum.
3.1.2006 / ENGİN ARDIÇ / AKŞAM
 


î Başa
Amerikalı albayı bu tepede soyduk - Hürriyet - 03.01.2006




ALBAY MARTIN Siz ne hakla Amerika Birleşik Devletleri’nin işgali altındaki bir toprağa girersiniz. ALBAY AZİZ Biz burada sınırlarımızı koruyoruz. Eğer işgal etmiş olsaydık bizi Bağdat’ta bulurdunuz.

ALBAY Aziz Ergen, 19 Mayıs 2004 gecesi Kuzey Irak sınırındaki Kokpitepe’de Amerikalı Albay Martin Rollinson’un silahını nasıl alıp şarjörünü boşalttığını Hürriyet’e anlattı. Albay Ergen, 19 Mayıs 2004 tarihinde yaşanan tarihi olayı şöyle aktardı: "Irak sınırında yer alan Uludere-Gülyazı Bölgesi’nde bulunan Gülyazı Taktik Jandarma Alay Komutanı olarak görev yapıyordum. Mayıs ayından itibaren yaz tertiplenmesine çıkmamız nedeniyle alayımın bazı birlikleri, Irak’ın 3-4 kilometre içerisinde bazı tepeleri tutuyordu. Bunun nedeni, geçmiş yıllarda terör örgütünün sınır /_newsimages/877153.jpgkarakollarımıza yapmış olduğu baskınlardı. Burada verilen şehitler ve birçok vatandaşımızın öldürülmesi nedeniyle sınır bu şekilde korunuyordu. Ayrıca sınırımızın 4-5 kilometre güneyinde yani Irak topraklarında PKK’nın yerleşmiş olduğu Nazdür, Sülü, Yekmala, Keşan, Haftanin kampları bulunuyordu. Bu kamplarda dönem dönem Kandil Dağı’ndan gelip kalan, eğitim yapan, oradan da ülkemize sızan 300-400 civarında PKK militanı bulunuyordu.

19 MAYIS 2004

19 Mayıs 2004 günü Şırnak-Uludere-Andaç köyü yakınında Irak toprağında bulunan Kokpitepe’deki birliklerimde görevli üsteğmenim tarafından, Kuzey Irak’ın içerisinden kendilerine doğru 10-15 aracın geldiği, saat 16.30 civarında telsizle bildirildi. Ben de kendisinden olayı takip etmelerini, gelişmelerden bilgi vermelerini istedim. Yaklaşık yarım saat sonra söz konusu araçlarda üzerinde Amerikan üniforması bulunan bazı askerler ile Peşmerge kıyafetli, ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan toplam 20-25 kişilik bir grup olduğunu bildirdi. Bunun üzerine, ben durumu bağlı bulunduğum Şırnak Tümen Komutanlığı’ndaki üst düzeydeki komutanımıza telefonla bildirdim ve bu konuda emirlerini aldım. Yanıma üst düzey bir subayı alarak komutanımın emri doğrultusunda Kokpitepe’ye doğru araçla yola çıktım. Gideceğimiz mesafe dağlık ve yollar bozuk olduğu için araçla yaklaşık 45 dakika sürüyor.

GEREKENİ YAPIN

Yolda, telsizden Kokpitepe’de bulunan birlik komutanımıza "Gelen kişilerin yanlarına yaklaştırılmaması, sorumluluk sahasının dışında tutulması ve geri gitmelerinin sağlanması" talimatını verdim. Ben Kokpitepe’ye yetişinceye kadar, zorla yaklaşma girişiminde bulunmaları halinde, "silah kullanmaları" emrini verdim. Gerekli emirleri yol boyunda verirken, bu arada gelişmeleri anında telsizden öğreniyordum. Andaç köyü ile Kokpitepe yol ayrımına geldiğimizde, beni beklemekte olan zırhlı bir araca bindik. Zırhlı aracımızın önünde, mayına karşı bir traktör emniyet amacıyla gidiyordu.

Saat 18.00’e doğru Kokpitepe’ye ulaştım ve komutayı aldım.

BEN ROLLINSON

Yaklaşmayın ikazlarımıza rağmen ısrarla geliyorlardı. Aniden bize doğru gür bir ses yükseldi: "Ben Amerika Birleşik Devletleri’nden Albay Martin Rollinson. Siz ne hakla Amerika Birleşik Devletleri’nin işgal ettiği bir toprağa girersiniz?" Bu sözler üzerine, megafondan cevap verdim: "Türkiye Cumhuriyeti’nin Albayı Aziz Ergen’im. Biz, kimsenin toprağını işgal etmedik. Sadece sınırlarımızı korumak maksadıyla bu tepede bulunuyoruz. Eğer işgal etmiş olsaydık bizi Bağdat’ta bulurdunuz."

PUSU ATTIRDIM

Albay ’Gelmeyin’ ikazımı yine dinlemedi. Ben de bunun üzerine farklı bir harekat tarzı seçerek (B) planını yürürlüğe koydum ve megafonla şunları söyledim:

- Yanımıza gelmek istiyorsanız, siz ve yanınıza alacağınız 2-3 kişilik grupla geleceksiniz.

ABD’li albay da bunu kabul etti ve yanında 5 Iraklı sınır polisi ile birlikte Kokpitepe’ye doğru yürümeye başladı. Kendilerine "üzerinizde silah var mı?" diye sorduğumda "olmadığını" söylediler. Albay ve 5 Iraklı polis pusu timlerimizin önüne geldiğinde, pusu timleri derhal üzerlerine atlayarak 5 Iraklı polis ve albayı yakaladılar. Yakalandıklarında Iraklı polislerin üzerinde 5 adet Kalaşnikof çıktı. Termal kameraya görünmemek için silahlarını omuzlarının arkasına gizlemişlerdi. Bunların silahlarını alırken bir boğuşma oldu, ancak kısa sürede pusu timleri, polisleri etkisiz hale getirdi ve silahlarını aldık. ABD’li albayın da belinde bulunan tabancasını almalarını, şarjörünü çıkarmalarını emrettim. Albayın üzerinde bulunan uydu telefonuna da el koyduk.

Titriyordu

Amerikalı albayı getirdiklerinde, Iraklı polisler elleri arkadan bağlanmış, albay ise silahı belinden alınmış, üzerinde çelik yelek ve çelik başlığı duruyordu. Elbiselerinin içinde harhangi bir şey olabilir diye albay ve 5 Iraklı polisi soymalarını istedim. İtiraz etmeden soyundular. Iraklı polisleri ayrı bir yere götürttüm. Diz çöktürüp beklettirdim. Bu sırada Albay Martin de çıplak oluşu, havanın durumu ve korkudan tir tir titriyordu.

Komutanım izin verin vuralım/_newsimages/877155.jpg

O geceden sıcağı sıcağına bir diyalog:

TÜRK ALBAY Bulunduğum yere kesinlikle gelemezsiniz. Burası birliklerimizin üs bölgesi. Derhal geri dönün. Biz dost ve müttefik ülkenin askerleriyiz. Kesinlikle bulunduğumuz yere gelmeyin, gelirseniz bunun sonucuna katlanırsınız.


ABD’Lİ ALBAY Olsun, ben her şeye razıyım.

Bunun üzerine, durumu üst komutanlarıma rapor ettim. Aldığım talimatta, gelen grubun mutlaka geri gönderilmesi istendi. Ben de megafona geçip Amerikalı albaya şunları söyledim:

Sizi son kez uyarıyorum. Bölgemiz mayınlı bölge. Meydana gelebilecek herhangi bir zayiatta sorumluluk kabul etmiyorum. Bunun sonucuna da katlanacaksınız.

Albay, bunun üzerine:

Olsun, sonucuna katlanıyorum.

Onlar da belli bir noktada duruyorlardı. Aramızdaki mesafe 300-350 metre civarındaydı. Köy korucuları ısrarla, "Komutanım, müsade edin bunları vuralım" diyordu. Ben de "Onlar ateş açmadan kesinlikle biz ateş açmayacağız" emrini sık sık yineliyordum. Albaya son kez bir uyarıda daha bulundum:

Derhal geri dönün. Dönmezseniz meydana gelebilecek olayda sonucuna katlanırsınız.

PKK’lılarla geldiniz size hiç yakışıyor mu

Emekli Albay Aziz Ergen’in anlatımıyla o günden ayrıntılar:

Albayı kolundan tutarak yüksek bir kayanın başına götürüp, ülkemin topraklarına doğru çevirip sordum:

"Albay Martin, niçin ısrarla buraya geldin? Şu karşıda gördüğün yanan ışıklar benim ülkemin köylerinin, karakollarının ışığı. Biz bu köyleri ve karakolları beklemek için bu tepelere çıkıyoruz. Ne hakla emirlere uymayıp buraya zorla gelmek istedin?"

Albay Martin de bana şunları söyledi:

"Albay Ergen, ben bugün Irak’ın Batufa Şehri’ne gittim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak topraklarını işgal ettiği söylendi. Ben de ’olmaz böyle şey, Irak bizim kontrolümüzde. Türk Silahlı Kuvvetleri giremez buraya’ dedim. Onlar da bana ’gelin yerinde gösterelim’ dediler. O yüzden gelmek zorunda kaldım."

Bunun üzerine Albaya "Siz buraya gelirken PKK’nın Nazdür Kampı’nın içinden geçtiniz. Sizinle birlikte gelen bazı PKK elemanları da geride pusuda bekliyor. Bu dost ve müttefik ülke subayına yakışır mı? Ben sizin dostluğunuzdan şüphe ediyorum" dedim. (Amerikan üniformalı askerler ile peşmergeler araçlarıyla belli bir yere kadar gelebilmiş PKK’lıların bulunduğu Nazdür Kampı üzerinden geçtikleri için, yanlarına da 25-30 kişilik bir PKK grubu almışlardı. Yani gelen grup bir anda 20-25 kişiden 55-60 kişiye çıkmıştı.)

Komutan ise "Yok. Albay Ergen, biz gelirken kimseyi görmedik" diye inatla, gözlerimizle gördüklerimizi bile inkar etti.
Albaya "Bizim Irak’ı işgal etmediğimizi anladınız mı? Art niyetimin olmadığını anladınız mı Albay Martin Rollinson?" diye sordum. Bana "Anladım Albay Ergen" dedi./_newsimages/877156.jpg

ÖLENLERE ACIYORUZ

Irak’ta ölen Amerikan askerlerine dost ve müttefik ülkenin askerleri olduğu için acıdığımızı söyledim. O da "Haklısınız" dedi. Bu esnada durumu üst makamlarımıza bildirdim, albay ve 5 Iraklının elimizde olduğunu, silahlarını da aldığımızı söyledim. Saat yaklaşık 22.00-22.30 civarıydı. Üst makamlarımdan aldığım talimat gereği Albay Martin Rollinson ve beraberinde 5 Iraklı polisi, silahlarını ve diğer malzemelerini vererek kontrolümüzde belli bir yere bıraktırdım. Gelen grupla birleşip gittiler.

’Beyaz Enerji’yi başlatan komutan

1960 yılında Elazığ’da doğan Aziz Ergen, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda bazı bürokratlarla eski bakanın da adlarının karıştığı rüşvet ve yolsuzluk olaylarını içeren ünlü "Beyaz Enerji Operasyonu"nu başlatan komutan olarak da tanınıyor. saygi ozturk
 
 




î Başa
BİR BAKANA MASONLUK TEKLİFİNİN İLGİNÇ HİKAYESİ - haber vitrini 


î Başa Gelen adam Bakan’a “kendisinin mason olduğunu” söylemiş ve bir teklifte bulunmuştu. “Sayın Bakan” demişti.. “Şu anda Kabine’de Mason olmayan iki bakandan biri sizsiniz. Size Mason olma teklifini götürme görevi bana verildi."
03 Ocak 2006 Salı 12:08

 

MİLLİ GAZETE'NİN "KULİS ANKARA" KÖŞESİNDEKİ HABER:

 

BİR BAKANA MASONLUK TEKLİFİNİN İLGİNÇ HİKAYESİ

 

Yıllar önce…
Bakan bey yakın bir arkadaşı ile makamında sohbet ediyordu.
Özel Kalem müdürü içeri girdi.. Önce özür diledi. Çünkü Bakan bey bir süre içeriye kimsenin alınmamasını söylemişti.
“Afedersiniz Efendim” dedi.. “Dışarıda birisi var, müsait olmadığınızı söyledim.. Ama buna rağmen ısrarla sizinle konuşmak istiyor” dedi.
Bakan da merak etti. “Peki” dedi “Alın bakalım”
Bakanla görüşmek isteyen adam, kılık kıyafetiyle “Kodaman” birine benziyordu.
“Buyurun” dedi Bakan, “Israrla beni görmek istiyormuşsunuz”
Esrarengiz ziyaretçinin gözleri Bakan’ın yanındaki arkadaşına döndü:
“Sayın bakan” dedi “Özel olarak” görüşmeliyiz.
Bakan iyice meraklanmıştı.. Bakanlık makamının hemen arkasındaki özel odaya geçtiler.
Ancak girmeleriyle çıkmaları bir oldu.
Bakan bey şaşkın bir ifadeyle koltuğuna otururken, esrarengiz ziyaretçi de gergin bir yüzle hızla makamdan ayrılmıştı.
Bakan beyin arkadaşı olanlara bir anlam verememişti. Ama oldukça meraklanmıştı.
Sonra öğrendi. Gelen adam Bakan’a “kendisinin mason olduğunu” söylemiş ve bir teklifte bulunmuştu. “Sayın Bakan” demişti.. “Şu anda Kabine’de Mason olmayan iki bakandan biri sizsiniz. Size Mason olma teklifini götürme görevi bana verildi. Mason olmayı düşünür müsünüz?” diye sormuştu. Bakan önce şaşırmış ardından “Bana nasıl böyle bir teklifle gelirsiniz” diye terslemişti. Bunun üzerine gelen esrarengiz kişi de, “Madem öyle bu koltukta çok fazla oturabileceğinizi sanmıyorum” diyerek odadan çıkmıştı.
Gerçekten de kısa bir süre sonra çok ilginç bir skandal patlıyordu. Masonluk teklifini reddeden Bakan, gazete manşetlerini süslüyordu. Adı aşk skandalına karışmıştı. İddiaya göre kendisinden çok küçük bir devlet memuruyla aşk yaşıyordu. Bakan bir süre direnecekti. Israrla kendisinin  “Haince planlanmış bir iftiraya kurban gittiğini” söyleyecek ama sonunda istifa etmek zorunda kalacaktı.
Yıllar önce gazete sayfalarına aşk skandalı olarak yansıyan bu olayı ve ilgili bakanı eskiler hemen hatırlayacaktır. Biz skandalın perde arkasına ilişkin bu ilginç iddiayı geçen gün bir dost meclisinde dinledik.
Doğrudur yanlıştır bilemeyiz, bir iddiadır. Ama insan merak etmeden geçemiyor.. Eğer doğruysa acaba Türkiye tarihinde yaşanmış kaç operasyonun, patlak vermiş kaç skandalın arkasında bu tür perde arkası tekliflerin etkisi olmuştur?

 


î Başa
ABD ziyaretlerinin arkasında ne var? - sabah gazetesi
 
î Başa Son dönemlerdeki ABD ziyaretlerinin arkasında “İran’a saldırı planları” var !
 
İsrail gazetesi Jerusalem Post, son dönemde kritik önemdeki yabancı ziyaretçilerin peş peşe başkent Ankara'ya gelmesini değerlendiren çarpıcı bir haber yayınladı... Buna göre, ABD, nükleer santralleri yok etmek amacıyla İran'ı vurmaya hazırlanıyor... Bu amaçla İran'ın komşuları bilgilendirildi. Ancak, saldırı tarihi henüz belirtilmedi...

ASKERİ ÜS TALEBİ ERDOĞAN'A İLETİLDİ

Ankara'ya gelen CIA Başkanı Goss, muhtemel saldırı için ABD'nin askeri üs talebini Erdoğan'a iletti... Alman DDP Ajansı'na dayandırılan habere göre, Amerika NATO'ya da danıştı... NATO, sonuçları önceden tahmin edebilmek için harekât planlarını incelemeye başladı...

9 Kasım
ABD Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Peter Flory geldi. 48 saat kaldı. Genelkurmay 2'nci Başkanı Org. Koşaner ve Savunma Bakanı Gönül ile görüştü.

9 Aralık
FBI Başkanı Robert Mueller sürpriz bir ziyaret yaptı. 14 saat kaldı. MİT Müsteşarı Emre Taner ve Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner'le görüştü.

11 Aralık
CIA Başkanı Porter Goss başkente indi. 72 saat kaldı. Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Taner ile bir araya geldi.

18 Aralık
NATO Genel Sekreteri Jaap de Scheffer geldi. 24 saat kaldı. Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Org. Özkök, Bakan Gül ve Bakan Gönül'le görüştü.

19 Aralık
Fransa Savunma Bakanı Michelle Alliot Marie geldi. 24 saat kaldı. Erdoğan, Org. Özkök ve Bakan Gönül'le görüşmeler yaptı.

22 Aralık
İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz geldi. 48 saat kaldı. Genelkurmay Başkanı Org. Özkök'le görüştü, Cumhurbaşkanı Sezer'i de ziyaret etti.

...Ve yeni yılın ilk gündemi
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ocak ya da şubatta Ankara'ya gelecek.

* * *


HEDEF TAHRAN

İsrail Jerusalem Post gazetesinin iddiasına göre İran'a saldırı konusunda NATO'nun da desteğini alan Amerika, saldırıda kullanmak için Türkiye'den askeri üs istedi....

ABD, nükleer silah üretimi kapasitesiyle tehdit oluşturan İran'ı vurmaya hazırlanıyor iddiası... İsrail'de yayımlanan Jerusalem Post gazetesi şöyle yazdı: İran'a yapılacak bir saldırı için NATO'ya danışan ABD, Türkiye'den de saldırıda kullanabilmek için askeri üs talep etti... Habere göre, NATO İran'a olası bir saldırının sonuçlarını tahmin edebilmek amacıyla harekat planlarını analiz etmeye başladı bile... Gazete, ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Başkanı Porter Goss'un Türkiye'yi ziyareti sırasında olası saldırıda kullanılmak üzere askeri üs talebini Başbakan RecepTayyip Erdoğan'a ilettiğini iddia etti. Goss'un ardından NATO Genel Sekreteri Jaap de Scheffer, ardından İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un Ankara ziyaretlerinde de benzer konuların ele alındığı öne sürüldü.

TÜRK YETKİLİLERE 3 DOSYA

İsrail gazetesinin Alman Haber Ajansı DDP ve Alman basınına dayandırdığı haberde, CIA Başkanı Ankara ziyaretinde, Türk yetkililere 3 dosya sundu. Bu dosyalardan birinde İran'ın El Kaide örgütü ile işbirliğine dair bilgiler de bulunuyor. Türkiye'ye gerçekleşen bu ziyaret trafiği dışında İran'ın diğerkomşuları Suudi Arabistan, Ürdün, Umman ve Pakistan'da olası saldırı konusunda bilgilendirildi. Washington bu ülkelere temsilcilerini göndererek saldırı konusunda uyardı ancak tarih konusunda bir bilgi vermedi.
BÜYÜKANIT'IN ABD ZİYARETİ

Gazete, New Yorker dergisinin geçtiğimiz yıl verdiği bir haberde, ABD'li ajanların 2005 yılında İran'a sızdığını, saldırılacak nükleer tesisleri belirlediklerini yazdığını hatırlattı. Alman Der Spiegel dergisi ise, 2006 yılında Genelkurmay Başkanı olacak Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ın aralık ayında yaptığı ABD ziyaretinin de altını çizdi.Büyükanıt'tan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni olası saldırılar için hazırlamasının istendiği iddia edildi. Dergiye göre, ABD Türkiye'nin vereceği destek karşılığında İran'daki PKK unsurlarına karşı operasyon düzenlenmesine yeşil ışık yaktı.

NATO Genel Sekreteri Jaap de Scheffer 18 Aralık'ta Ankara'ya bir gün süreli bir gezi gerçekleştirdi. Ziyarette bölgedeki gelişmeler ve İran konuşuldu.

CIA Başkanı Porter Goss da başkente yaptığı ziyarette benzer konuları görüştü. Ziyarette Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Taner ile bir araya geldi.

İSRAİL GenelkurmayBaşkanı Dan Halutz 22 Aralık'ta Türkiye'ye geldi. İki günlük ziyaretin ana gündem maddesini İsrail oluşturdu.

FBI Başkanı Robert Mueller sürpriz bir şekilde 9 Aralık'ta Türkiye'ye geldi. 14 süren ziyarette terörle mücadele konusu ele alındı.

ABD Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Peter Flory 9 Kasım'da Türkiye'yi ziyaret etti.

FRANSA Savunma Bakanı Michelle Alliot Marie 19 Aralık'ta Türkiye'ye bir ziyarette bulundu.

İRAN Dışişleri Bakanı Manuçehr Mottaki 30 Kasım'da Türkiye'ye geldi. Nükleer faaliyetler konusu görüşüldü.

Sabah
 
2 Ocak 2006 - 09:05  
 
 
Milleti aldattılar


î Başa
OYAK’ın vatanseverliği(!) fazla uzun sürmedi

Milleti aldattılar

î Başa İhale öncesi ‘Millî zenginliklerimizi satmayalım, satacaksak da yabancılara gitmesin!’ şeklinde açıklamalar yaparak bir taraftan kamuoyuna ‘Rahat olun’ mesajları veren, diğer taraftan da ‘ulusal sermaye’ vurgusu yapan OYAK, ihale sonrasında aldığı hisselerin büyük bir kısmını yabancı bir şirket olan Arcelor’a sattı.
î Başa Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Aziz Konukman, “Türkiye’deki stratejik şirketlerin dışarıya verilmesi beraberinde yabancı hâkimiyetini de getirecektir. Bu ise pazar payının birebir satın alınması demek. Çünkü çok uluslu şirketlerin izledikleri politika budur. Bu satıştan sonra bu eğilim daha da tehlikeli sinyaller veriyor” dedi.

RESUL SERDAR ATAŞ / İSTANBUL
Erdemir’in yüzde 49,29’unu ihaleyle 2 milyar 960 milyon dolara alan OYAK Grubu, Erdemir’den aldığı hisselerin yüzde 20,5’ini dünyanın en büyük ikinci çelik şirketi olan Arcelor’a sattı. Türkiye’nin en stratejik şirketlerinden biri olan Erdemir’in hisselerinin bir kısmının milli kimliğe sıkça vurgu yapan OYAK aracılığıyla yabancılara verilmesi tepkiyle karşılandı.

Milli vurgu köprüyü geçinceye kadar mı?
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından hisselerinin yüzde 49,29’u ihaleyle satışa çıkarılan,  Türkiye’nin tek entegre yassı çelik üreticisi olan Erdemir için en yüksek teklifi sunarak OYAK Grubu satın almıştı. ÖİB’nin Erdemir’in satışını gerçekleştirdiği ihale öncesi OYAK ısrarla ‘Milli tez’e vurgu yaparak, ‘Cumhuriyetin bin bir fedakârlıkla kurduğu mali değerleri satmayalım, satacaksak da en azından yabancılara gitmesin’ diyerek özelleştirmeler sonucunda Cumhuriyet’in kurduğu mali değerlerin yabancılara gitmesine karşı örtülü bir kampanya başlatmıştı. İhalenin nihayetinde ise OYAK, Lüksemburg merkezli dünya devi Arcelor’un da aralarında bulunduğu rakiplerinin önüne geçerek Erdemir hisselerinin yarısına yakınını satın almıştı.

Yerli şirketlerin yabancılara satılması yabancı hâkimiyetini getirir
Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Aziz konukman, Erdemir’in yabancılara verilmeyeceği yönünde kamuoyuna verilen mesajlara rağmen, çaktırılmadan bu son derece stratejik şirketin yabancılara verildiğini belirterek, "Zaten hükümet de özelleştirmeler konusunda kamuoyunun taşıdığı duyarlılıktan yoksun. Ama sendikalar bu konuda çok hassas. Çünkü Türkiye’deki stratejik şirketlerin dışarıya verilmesi beraberinde yabancı hâkimiyetini de getirecektir. Bu ise pazar payının birebir satın alması anlamına gelecektir. Çünkü çok uluslu şirketlerin izledikleri politika budur. Bu satıştan sonra bu eğilim daha da tehlikeli sinyaller veriyor" dedi.

Özelleştirmelerde yabancı parmağı var
Türkiye’de yerli şirketlerin tek başına büyük ölçekli şirketleri satın alamayacaklarını hatırlatan Konukman, "Türkiye’deki yerli bir şirketin bu ölçekteki büyük şirketleri tek başına alması da imkânsızdı neredeyse. Biz bu nedenden dolayı tüm özelleştirmelere karşıydık. Sonuçta tüm özelleştirmelerin bir kısmının şu veya bu şekilde yabancılara gideceği belliydi. Her halükarda yabancılar bacadan girmiş oluyor" şeklinde konuştu.

Hedefleri, Müslüman-Türk egemenliği
Araştırmacı-Yazar Yılmaz Dikbaş ise ortada ülke servetinin yerli firmalar eliyle dışarıya satılması şeklinde bir tezgâhın döndüğünü kaydederek, "Bu olaylar şöyle okunmalıdır: Bütün yer altı ve yer üstü zenginlikler Türk halkının elinden alınmak isteniyor. Bunun için de zaman zaman sanki bazı ülke servetlerini yerli insanlar veya yerli şirketler alıyormuş gibi bir görüntü veriliyor. Ama olay derinlikli olarak incelendiğinde her halükarda bu işin arkasında yabancıların olduğu görülecektir" dedi.

Filistin de böyle elden gitmişti
Mevcut durumu Filistin’e benzeten Dikbaş, "Siyonistler Filistin topraklarını almak istediklerinde bunu Osmanlı sultanı Abdülhamit’e iletmişlerdi. Abdülhamit ise bu isteği kati bir dille reddetmişti. Her halkın satılmışları vardır. Siyonistler Abdülhamit’ten Filistin topraklarını alamayınca bazı Filistinli satılık Araplardan Filistin topraklarını almalarını istemişlerdi. Hatta bu adamlara finansal kaynak sağlamışlardı ve bu anlaşmalı Araplar Filistin topraklarını yavaş yavaş almaya başlamışlardı. Görünürde bir Arap’ın diğer bir Arap’tan toprak alması vardı. Daha sonra da Siyonistler bu satılmış Araplardan Filistin topraklarını alıp İsrail devletini kurdular. Bu senaryo hep aynı şekilde tekerrür eder" yorumunda bulundu.

Yerli şirketler dışa bağımlı
Türkiye’de bir yerli şirketin diğer bir şirketi almasına bazılarının yabancılar almadı diye sevinmesinin bir yanılgı olduğuna dikkat çeken Dikbaş, şöyle konuştu: "Türkiye’deki büyük şirketler dışarıdaki şirketlerin yerli uzantısıdır. Alınan mallar yerli şirketler vasıtasıyla yabancılara devredilir. Hedef, Müslüman Türk halkının elindeki her şeyi almak ve nihayetinde ise bu toprakları Müslüman Türk kimliğinden soyutlamaktır. Bakın, sadece üretim şirketleri değil, aynı zamanda tüketim merkezleri de birer birer yabacılar tarafından alınmaya başlandı. Tek tek ağaçlara bakarsak ormanı göremeyebiliriz. Asıl proje bu topraklardan Müslüman Türk egemenliğini yok etmektir. Bu durum ülkeyi yönetenlerce de desteklenmektedir. Çünkü bugün hükümet de özelleştirmeden yanadır."
 
 
 
1234567890 ъ -
1234567890  -  *

ф г ь и о д р н ч п я ш
f  g ş  ı  o d r  n h p q w

у ю е а щ т к м л ы ж х
u ğ  e a ü  t k m l y  i   x
 
й э в ц = з с б .  ;
j \  v c  .  z s b ç ö
 
 
İbrahim KARAGÜL



î Başa
İsrail çılgınlığı ve Fars ateşi.. - Yeni Şafak - 29 Aralık 2005 

î Başa İsrail'in İran nükleer tesislerine saldırması, İran'ın misillemede bulunması, ABD'nin karşılık vermesi, bu durumun bütün bölgede etnik ve mezhep eksenli bölünmeleri derinleştirecek uzun süreli bir krize neden olması ihtimali ne kadar gerçekçi? Türkiye'nin ateşin tam ortasında yer alması, Doğu-Batı savaşına dönüşebilecek İsrail-İran restleşmesinde Türkiye'nin Batı bloku içinde hareket etmesi bize nasıl bir bedel ödetecek? Uzatmadan İran'a saldırı planına ilişkin somut gelişmeler aktaracağım.

Kanada merkezli Globalresearch adlı merkezden Michael Chossudovsky, bu gelişmeleri özetlemiş. İsrail ve ABD'nin, İngiltere ile birlikte İran'a karşı nasıl bir plan uyguladıklarını, bugüne kadar ne tür gelişmelere imza attıklarını içeren yazıyı okuyunca, İran ateşinin ne kadar ciddi, ne kadar yakın, ne kadar kararlı olduğunu anlıyorsunuz. Bakalım:

- ABD, İngiliz ve İsrail istihbaratı, iki yıldır İran içinde örtülü operasyonlar yapıyor. (İran'da etnik kriz çıkarmaya yönelik patlamalara dikkat edelim. Halkın Mücahitleri'nin dışında İran Arapları Irak'ta eğitilip örgütleniyor ve saldırılar yaptırılıyor.)

- İran, İsrail saldırısına karşı İsrail'i füzelerle vuracağını açıkça duyurdu. Bu, Irak'taki ABD ordusunun da hedef olacağı anlamına geliyor. Bu durumda ABD'nin İran'a saldırmasına kesin gözüyle bakılıyor. Senaryo Basra Körfezi'nden Orta Asya'ya kadar savaş anlamına da geliyor.

- İsrail ABD'den 5 bin adet 500 BLU 109 bunker-buster bombası aldı. Natanz'da yeraltında bulunan tesisleri vurmak için. İsrail yapımı bunker-buster bombalarıyla da Beshr'i vurmayı planlıyor. Saldırılar ABD'nin AWACS uçaklarının desteğiyle yapılacak. Bu bombalar taktik nükleer bombalar olarak da kullanılıyor.

- İsrail Dolphin tipi denizatlıları, ABD yapımı Harpoon füzeleriyle donattı. Tabiî nükleer savaş başlıkları takılarak. Şu anda bu füzeler İran'a yönlendirilmiş durumda.

- İran'ın da gelişmiş hava savunma sistemleri var. Bu sistemler nükleer tesisleri koruyacak şekilde konuşlandırılmış. İsrail'i vuracak Şahap-3 füzeleri var. 12X-55 cruisse füzelerine, Rus yapımı SA-2, SA-5, SA-6 ve SA-7 füzelerine sahip.

- Tahran İsrail saldırısına karşı yepyeni bir erken uyarı sistemi kurdu. Yine Nisan-Haziran aylarında Rusya'dan 1 milyar dolarlık gelişmiş savunma sistemi aldı. Bu sistem laser güdümlü füzeleri havada vurabiliyor.

- İsrail, ABD ve Türkiye, İran'a saldırıda ana aktörler. Türkiye'nin tavrı şimdilik belirsiz ama Ankara, Tahran'ın silahlanmasından huzursuz. Türk cumhuriyetlerinin da böyle bir savaşta ABD ile hareket edeceği farzediliyor. ABD ve İsrail Türkiye'ye merkezi bir rol biçiyor. Bakalım Türkiye buna ne kadar direnebilecek.

- BM eski silah müfettişi Scott Ritter'a göre, ABD Başkanı George Bush, saldırı planını çoktan onayladı. Bundan sonra birçok askeri tatbikat yapıldı, yeni silah sistemleri denendi.

- Washington-Tel Aviv-Ankara arasında askeri yetkililer birçok kez bir araya gelerek saldırıyı tartıştı.

- İsrail ordusunda plan çerçevesinde yeni yapılanmalar oldu. Ülke tarihinde ilk kez Hava Kuvvetleri Komutanı (Geçenlerde Ankara'ya gelen Dan Halutz) Genelkurmay Başkanı yapıldı.

- İran içinde istihbarat operasyonları başlatıldı. İran'ın bölge ve dünya için tehdit olduğuna dair medya operasyonları devam ediyor.

- Kasım 2004'te NATO-İsrail protokolü imzalandı. Ocak 2005'te Suriye açıklarında ABD-İsrail-Türkiye tatbikatı yapıldı. Şubat 2005'te İsrail ilk kez NATO tatbikatına katıldı. Yine Şubat'ta Hariri suikasti oldu. Suikast tüm boyutlarıyla ABD ve İsrail'in çıkarlarına hizmet etti. Yine Şubat 2005'te NATO Genel Sekreteri İsrail'e gitti. Mart'ta ABD-İsrail hava savunma tatbikatı yaptı. Nisan 2005'te de bunker-buster bombaları, nükleer içerikli bombalar İsrail'e verildi.

Bunlara son birkaç haftada yaşanan gelişmeleri ekleyin. Durum gerçekten çok ciddi...

 


î Başa
Rüyada Mescid-i Aksa; 29 Aralık 2005 Perşembe .
bşP505ıl92;k0-kıAi25cıseıAr5M iısddaıy9rü9mR9ı1a.sa..ıDşnıg9;9ıl92;k0-kıAi25ı;5mk2knknıkçkn09ıRuMun0umı0 ü5r 05ikı5vMuPuıgör0şm.ıİPkıh5t rM5P5m5P5RkMkrkm,ı5iM m05ıi5M5nM5r,ıt5mın9tı09ıoMm5P5RkMkr.ıl92;k0-kıAi25ı0kP9ıRkM0kğkmıP9rı5M5n ıRkr5zıişçşi,ı5M5n5ıgör9ıRkn5ıRkr5zıPşi29i.ıİç9rk09ı25n r mı0uv5r05ikıi9rpkçM9rıgörşnşPor,ı2 v5M ıoMm5P5ıRkMkr..ıZ9mknıtopr5iıoM5RkMkr.ıİç9rk2kıçoiı2509.ıKuM9ıgkRk,ıf5i5tıRkr5zıi 25.ıÇ5t ı2kvrkıoM5RkMkr.ıAvMu05ıR5z ı5ğ5çıiştşiM9rk.ıAvMuı05ıçoiı2509ıv9ıtopr5i.ıAvMununıkM9rk2kn09ıRşPşiıRkrıP5p ıAğM5m5ı0uv5r n nıl92;k0-kıAi25ı5vMu2un05ikıi 2m ıoM5RkMkr.ıC5mkıi5p 2 n nıönşıgkRkıRşPşiıP5p n nı5vMuıkçkn09ikıi 2m n nı5ri5ıt5r5f n05,ıR5z ıRşPşiı;5mkM9r09ı2onı;9m55tıP9rkıgkRkı5n;5iı5vMu05ı25fıtut5nıY5hu0kM9rıkR509tı90kPorM5r.ıK5r ü iı09ğkMı25fıtutmuüıgkRkıh5t rM Porum.ıAvrup5'05ikıVkzkgotM5rıgkRk.ıKoPuı25r ıv9ıi5hv9r9ngkı5r52 ıRkrır9niıh5ikm.ıK5M nı5R5ıium5üM .ıD9ğkükiımo09MM9rıf5i5tıium5üı5Pn ıgkRkır9ngı5Pn ,ıR9Mikı25çM5rıv9ı25i5MM5rı05ı5Pn .ıAP5it5ı5ğM5m5,ıf9rP5t,ı29vknçı09ğkükiıRkrıkR509tıü9iMk,ıtuh5fıi5rü M Porum.ıAğM5m5ı0uv5r ıönşn09ikıY5hu0kM9rı5iM m5ıg9MkPor.ıAvMu05ıRkrı5r5ı;9m55tM5ın5m5zıi M5nıRkrı3-4ıikükPkıf5ri90kPorum.ıN5m5zıi Mm5iı5iM m5ıg9MkPor.ıAR092tkmıv5rm P0 ıükm0kıh5t rM5m Porum.ıY5ı2uıkhtkP5; ıv9P5ı5R092tıRkMmkPorum.ıSor0uğum05ıl92;k0kıAi25ı;5mkıRkn52 n nı2oMun05ıRkrıiurn5ı(mu2Mui)ıoM0uğunuı2öPMşPorM5r.ıBkr5zıi z Porumıçşnişıh9rıü9Pı52M n5ıuPgunıoız5m5nın909nımu2Muiıt5im üM5rı0kPorumıkçkm09nıv9ı0 ü n05n.ıBkrı5r5ıİ2r5kMMkıiomut5nıs-3-4ı52i9rıg9MkPorM5r.ıTopMuıh5M09ı09ğkMM9r.ıKomut5n ıRkz9ıR5i Por.ıÜz9rkn09ırştR9ıPoi.ıKoPuıP9ükM.ıYuv5rM5iımkğf9rkıv5rıf5i5tıç9Mkiı09ğkM.ıSkM5h ıh5t rM5m Porum.ıEMM9rkıRoüıoMm5M P0 .ıA2i9rkıioPuıP9ükMıi P5f9tıf5i5tıçoiı2509,ı(y5tton'unıfotoğr5f ıgkRk).ıG5MkR5ı2oruPor.ıİngkMkz;9ı"W9ı5r9ıfromıTuri9P"ıv9P5ıTşrikP9ı0kPorum.ıSoMı9Mknkıuz5t rıgkRkıS5ğı9MkPM9ıç9vkr9r9iıi5m9r5ıv5rım ı0kP9ı2oruPor.ıÇ9ikmıP5pm5m z ık2tkPor.ıG5MkR5ı1dı05iki5ıkçkn09ıi5m9r5M5r n z ıRkz9ıv9rknı0kPor.ıC9pıt9M9fonuıkM9ıl92;k0-kıAi25ıkçkn09ıfotoğr5fıç9imkütkm.ıT9r900ştı90kPorumı5;5R5ı2öPM929mımkı0kP9,ıf5i5tı2onr5ı2öPM9mkPorum.ıFotoğr5fım5ikn9M9rkıv9rkMkPor,ıkçkn09ıfkMkmM9rıi92kM9r9iıv9P5ıt5m5m9nı5M n pım5ikn9M9rıg9rkıv9rkMkPor.ıN5m5zıi M0 mım ıh5t rM5m Porum.ı
bşP5P ıgör0şğşmıg9;9ım55M929fıP5t2 ın5m5z n5ıRkr5z05nıi M r mı0kP9ıP5tm üt m.ıB5z9nıRöPM9ıoMuPor,ıükm0kıoMm5zı09nkM9nız5m5nM5r05ı05ımşi5f5tıgörşPoruz.ıH5P rM 2 ıoM2un.ı
D5h5ıön;9ı09ıHkn0ıOiP5nu2uıt2un5mkıf9M5i9tkıoM0uğuıgşnşnıg9;92kn09ı09ıl9ii9ıv9ıK5R9'Pkıgörmşütşm.ıYkn9ı92ikız5m5nM5r05ikıgkRk.ıK5R9ıç9vr909ikıRkn5M5r05nıPşi29i.ıl9ii9ı2oi5iM5r n05nıR5it ğ m05ıK5R9'nknı2oMıiöü92knkıgörmşütşm,ı2kP5hıi5R9ıt5üM5r n .ıÜz9rkn09ıörtşı09ıPoitu.ıT5mıükm0kıh5t rM5m Porum,ıf5i5tı05h5ıön;9ınotı5Mm ü25mıR9Mkrtmkükm0kr.ıK5R9'nknıkçkn09ı09ıRuMunmuüıoM5RkMkrkm.ıBşPşiıkhtkm5MM9ıK5R9'nknıkçkn09ı09ıRuMun0um.ıİçkı2509ıoMm5M P0 .ıYkn9ı92ikız5m5nM5r05ikıgkRk.
 

 




î Başa
VEKİLLER HEDİYE PEUGEOTLARI BÖLÜŞEMEDİ


î Başa TBMM Başkanlığı'nın personel maaşlarının yatırılması karşılığında İş Bankası'ndan aldığı "Peugeot" marka arabalar krize yol açtı.
29 Aralık 2005 Perşembe 12:10

 

DEVLET ARIK
ANKARA (İHA) - TBMM Başkanlığı'nın personel maaşlarının yatırılması karşılığında İş Bankası'ndan aldığı "Peugeot" marka arabalar krize yol açtı.
Milletvekillerinin maaşlarının üzerinden alınan hediyelerin sadece TBMM Başkanlık Divanı üyelerine dağıtılmasına karşı bayrak açan AK Parti Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, "Meclis Başkanlığı, Başkanlık Divanı üyelerine 'Peugeot' marka araba dağıtıyor. Diğer milletvekillerinin ve personelin günahı ne?" diye sordu. î Başa Akgün, TBMM Başkanlığı'nın yanı sıra Maliye Bakanlığı'nın da bankalarla yaptığı anlaşma çerçevesinde elde ettiği "bonus"ları sadece kendi personeline dağıttığına işaret ederek, "Bu işin çivisi çıktı" tepkisini gösterdi.

Akgün, Maliye Bakanlığı'nın kamu çalışanlarının maaşları karşılığında bankalarla yapılan anlaşma çerçevesinde verilen "bonus"ları bir havuzda toplamasını istedi. Akgün, havuzda biriken para ve hediyelerin düşük ücretli memurlara dağıtılmasını teklif etti.
AK Parti Karaman Milletvekili Akgün "hediye" krizini Meclis gündemine taşıdı. Konuyu öncelikle soru önergesiyle TBMM gündemine getiren Akgün, önümüzdeki günlerde bir kanun teklifi de hazırlayacak. Akgün, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'a kamu çalışanlarının aylıklarının ödeneceği bankalarla yapılan protokol karşılığında verilen promosyonun çalışanlara dağıtılması konusunda bir çalışmalarının olup olmadığını sordu.
Konuyla ilgili İHA'ya bir açıklama yapan Akgün, maaşlarını ATM'lerden alan kamu çalışanları için bankaların kamu kurumlarıyla yaptığı anlaşmalar sonucunda promosyon olarak memurların ortalama aylık maaşlarının yüzde 10-15'ine kadar kurumlara nakit ve demirbaş girdisi sağlandığına işaret etti. Akgün, "Bu paralar genellikle memurların değil kurumların bütçesine eklenmekte olup kurum yöneticileriyle banka yöneticileri arasında özel protokolle imzalanan anlaşmalar gereğince üst düzey bürokratların makam odası tefrişleri yapılmakta, son model makam araçları alınmakta, klima gibi harcamalara yöneldiği bilinmektedir. Bankaların promosyon olarak verdiği demirbaş ve nakit paraların değeri yüksek boyutlara ulaşmış 2 milyon 500 bin kamu çalışanı üzerinden yapılan hesaplamalara göre bu paranın rakamsal değerinin aylık 200 trilyonun üzerinde olduğu belirtilmektedir" dedi.
Bankaya yatan maaşlar kamu çalışanlarına ait olduğu halde promosyonların kurumların inisiyatifine bırakılmasının suiistimallere açık bir konu olduğunu kaydeden Akgün, hangi kurumun promosyon olarak ne aldığı ya da bu promosyonların kayıtlara nasıl gelir kaydedildiğinin belli olmadığını bildirdi. î Başa Promosyonların kayıt altına alınamadığını dile getiren AK Partili Akgün, bu durumun kamu çalışanları arasında çifte standarta neden olduğunu vurguladı.

Akgün, bazı kurumlarda sadece merkez teşkilatı personelinin promosyonlardan yararlandığını, bazılarında ise kurum amirlerinin tercihlerini kurumun klima, makam aracı ve oda tefrişi gibi ihtiyaçlardan yana kullandığını kaydetti. Bu nedenle mağdur olan kesimin yine düşük ücretli çalışanlar olduğunu hatırlatan Akgün, Maliye Bakanlığı'nın bu konuda yasal bir düzenleme yaparak promosyonları çalışanlara dağıtmasını istedi.
Maliye Bakanlığı'nın bir havuz oluşturarak, promosyonları burada toplamasını öneren Akgün, bu promosyonların kötü niyetli kullanıldığını savundu. Meclis Başkanlığı'nın, Başkanlık Divanı üyelerine son model Peugeot marka otomobil aldığını hatırlatan Akgün, "Diğer milletvekillerinin ve çalışanların günahı ne? Bu promosyon daha rasyonel kullanılmalıydı. Milletvekillerinin maaşları üzerinden bu yapılıyor. Ancak bundan başkaları istifade ediyor. Belirli bir kitleye menfaat sağlanıyor. Bu işte ciddi paralar dönüyor. Örneğin bir başsavcının bu yolla son model bir arabaya bindiğini biliyorum. Bu işin artık çivisi çıktı. Bir an önce el konulmalı. Denetlenmeli ve kayıt altına alınmalıdır" tepkisini gösterdi.

 
Suat Önalan http://memorial.imprescriptible.us/index.php  - 181- 29 Aralık 2005


î Başa
West i am inviting you to the Truth to the reality to the wisdom to the mankind. Maybe never said but the Truth is one and forever. Lie is a fabrication is not the truth it is illusion. Regards for all innocents from all mankind. West always lieing. Its own massacres never mentioned, but others unhappen virtual massacres always on agenda with high volumes.
 


î Başa
İçimizdeki Kripto Ermeniler - Milli Gazete - 28 Aralık 2005 

î Başa 1915 yılında uygulanan tehcir nedeniyle zorunlu göçten kurtulmak için kimliklerini gizleyerek sözde Müslüman gözüken ‘kripto Ermeniler’in torunları şimdi gerçek kimliklerine dönüyor.

HABER MERKEZİ
Osmanlı Devleti tarafından 1915 yılında uygulanan tehcir nedeniyle zorunlu göçten kurtulmak için sözde Müslüman olarak din değiştiren ya da bazı ailelere evlatlık olarak verilen Ermenilerin bu ‘gizli kimlik’ altında varlıklarını uzun yıllardır gizlemeyi başardıkları ifade edildi. Türkiye’de halen Türk veya Kürt gibi yaşayan 30-40 bin ‘kripto Ermeni’nin bulunduğu iddia ediliyor.
Ermeniler hakkında araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Salim Cöhçe’ye göre, ‘kripto Ermeniler’ Müslüman görünüp Gregoryan geleneklerini halen sürdürüyor. Cöhçe, bu insanların üzerinde son dönemlerde bazı çalışmaların yapıldığını belirterek, yakın gelecekte bunların Ermenilerin hayallerini gerçekleştirmek için kullanacaklarına dikkat çekiyor.
Cöhçe, Malatya’da yaptıkları bir saha araştırmasında 3 bin 500’den fazla gizli Ermeni olduğunu tespit ettiklerini söylüyor.
Aksiyon Dergisi’ne konuşan Cöhçe, bir başka ilginç veriye de Tunceli’de ulaşıldığını belirtiyor. 2 bin kişinin kendileri göçmedikleri halde nüfus kütüklerinin Aydın’a alındığını; iki yıl sonra bu kütüklerin din hanesinin ‘Hıristiyan’ iken ‘Müslüman’ haline dönüştürüldüğünü ve tekrar Tunceli'ye alındığını vurguluyor. Cöhçe, tehcir sonrası mühtedi rakamının ise 100 bin civarında olduğunu belirtiyor.

40 bin gizli ermeni var
Almanya’ya siyasi iltica için başvuran Ermeni asıllı Türklerin mahkemelerinde ‘bilirkişi’ olarak yer alan Dr. Tessa Hofmann tarafından 2002 yılında gerçekleştirilen “Armenians in Turkey Today’ başlıklı çalışmaya göre, Türkiye’de ‘40 bin gizli Ermeni’ bulunuyor. Ancak geçmiş dönemlerde ihtida ederek sözde Müslüman olan Ermenilerin bazı istisnalar haricinde şimdi asıl kimliklerine dönüş içerisinde oldukları, din değiştirme oranlarında net olarak görülüyor. 1916-2004 yılları arasında Türkiye’de 2 bin 630 kişi din değiştirirken, bunların 2 bin 172’si eski dinlerine dönenlerden oluşuyor. 1340 kişiyle asıllarına dönenlerin yüzde 60’tan fazlasını da Ermeniler oluşturmakta. Din değiştirenler büyük oranda, İstanbul, Diyarbakır, Adıyaman, Batman, Sivas, Tunceli, Malatya, Elazığ, Kayseri, Mersin ve Mardin gibi değişik illere kayıtlılar.
Prof. Dr. Salim Cöhçe, Malatya’da 1995 sonrasında Gizli ve Mühtedi Ermeniler üzerinde faaliyetlerin arttığını, 2003 yılında isimleri Müslüman 120 kadar Ermeni asıllının Çavuşoğlu’ndaki kilisenin yeniden açılması için dilekçe verdiğini anlatıyor.
Cöhçe, Ermeni asıllı vatandaşlar üzerinden, tapu kayıtlarına ve eski mal varlıklarına ulaşmak için de el altından girişimler yürütüldüğünü vurguluyor. Cöhçe, Malatya’da yaptıkları çalışmalar sırasında, MHP İl Başkanlığı görevini üstlenmiş ‘mühtediler’ tespit ettiklerini de ileri sürüyor.

“Şehir terörü” Amaçlı kullanılabilir
Cöhçe, mühtediler arasında, gerçekten Müslüman olup buna göre yaşayanların da olduğuna işaret ederek, “Kripto yani ‘gizli’ Ermeniler ise, sadece kimlikte Müslüman görünenler. Bugüne kadar tehdit görülmediklerinden, devlet tarafından takip edilmemişler. Bir de nüfus kütükleriyle oynamışlar. Bu sebeple, gerçek sayılarının tespit edilmesi çok zor” diyor.
Kripto Ermenilerin tehlike oluşturacağına inandığını vurgulayan Cöhçe, özellikle son yıllarda bunlara yönelik Ermeni gruplar tarafından yapılan çalışmaları örnek gösteriyor. Cöhçe, “Kimlikleri hatırlatılmaya çalışılıyor. Para yardımında bulunuluyor. Ben, ASALA sonrası PKK’nın çıkması gibi, PKK sonrası bu insanların Türkiye içinde ‘şehir terörü’ amaçlı kullanılacağını düşünüyorum. Böyle bir oluşum, 2010’a kadar teşekkül ettirilebilir. Yine, Ermeni kimlikleri bilinçli şekilde hatırlatılarak, bu insanların yarın Türkiye’nin önüne toprak, tazminat talebiyle çıkacaklarına inanıyorum” görüşünü savunuyor.

PKK ile yakın temas sürüyor
Cöhçe, kripto Ermeniler ve PKK arasındaki yakın temasa dikkat çekerek, şunları söylüyor: “ASALA’nın finansörü Gulbenkyan Vakfı’nda 1980’de bir toplantı yapıldı. PKK’nın, bölgede Türkiye’nin otoritesini zayıflatması ve nüfusu azaltması için ‘maşa’ örgüt olarak kullanılması kararlaştırıldı. PKK’nın, Avrupa ve ABD’de başlangıçta iyi bir lobi oluşturabilmesi ve destek alması da bu çevrelerin yardımıyla oldu. PKK içerisinde, Ermeni kökenli elemanların varlığı ve hatta birçoğunun öldürülmesi de bunu doğruluyor. Yine, PKK kurucuları ve halen yöneticileri arasında da ‘Türkler’ olması düşündürücü.”
 
 
Cihat hakkı meşrudur!


î Başa
Cihat hakkı meşrudur! - milli gazete 


î Başa Saldırılması hedeflenen Arap ve İslam ülkesi listesi uzun. Bu savaş İslam’ın kendisini hedeflemekte. İlan edilmiş bu çetin savaş karşısında eldeki bütün araçlarla cihat ve direnişin Müslümanların hakkı olmadığını kim söyleyebilir? Kendi fetvalarına göre cihat, tıpkı Irak’ta olduğu gibi silahlı direniş değil, bedeni/nefsi cihat anlamına geliyormuş.
2003 yılında İstanbul saldırılarını gerçekleştirmekten tutuklu sanıkların mahkemesinde avukatlar, ilkesel olarak üzerinde durulmayı hak eden önemli bir cümle kullandılar. Avukatlar, sanıkların saldırılarla bir ilişkisi olmadığını ve sadece cihat çağrısı yaptıkları için yargılandıklarını ifade ettiler. Avukat Osman Karahan, Bosna-Hersek, Irak ve Filistin gibi İslam ülkelerindeki savaşlara değinerek Şam’dan sonra sıranın İstanbul’a geleceğini belirtiyor ve ‘cihadın her Müslüman’a farz olduğunu’ ekliyor…
İlan edilmiş bu çetin savaş karşısında eldeki bütün araçlarla cihat ve direnişin Müslümanların hakkı olmadığını kim söyleyebilir? ‘Cihat hakkı’ ile ilgili bu konuşma ve tutumun belirlenmesi, dediğimiz gibi bugün önemli bir konuşma. Zira Arap ve İslam ülkelerimize ilan edilmiş savaşın eksenlerinden birisi de cihat hakkını alma ve bu hakkı suç sayma girişimidir. Filistin’den Irak’a ve oradan bütün İslam ülkelerine kadar hepimizin bildiği gibi bizden istenen, bütün direniş örgütlerini ‘terörist’ örgütler ve bütün direnişçileri ‘teröristler’ olarak görmemizdir.
Bu mantığa boyun eğmemiz mümkün değildir. Çünkü bunu kabul etmek, ülkelerimizi savunma görevinden vazgeçmek demektir. Peki herkesten direnişi suç saymalarını isteyen ABD’nin kendisi ne yapıyor? 11 Eylül’den itibaren, Afganistan ve Irak savaşlarıyla birlikte ve Arap-İslam dünyasına yönelik kampanyaları sırasında başkan Bush’un Amerikan halkına söylediği esaslı bir gerekçe vardı. Bush bu savaşın Amerika’yı korumak ve Amerikan topraklarına saldırıları engellemek için kaçınılmaz olduğunu ifade ediyordu. Peki ABD, ülkelerin işgalini, halklarının sürülmesini, doğal kaynaklarının yağmalanmasını ve başka ülkelere saldırı tehdidini, kendisini ve Amerikan vatandaşlarını savunmak için kaçınılmaz olarak görüyorsa Arap ve Müslümanların vatanlarını savunmaları nasıl hakları değil!? İşin ilginç yanı, Amerikan araştırma merkezleri araştırmacıları seferber etti ve İslam’da cihadın nasıl bir anlamı olması gerektiğiyle ilgili araştırmalar yayımlattı. Bütün araştırmalar aynı şeyi söylüyor.
Kendi fetvalarına göre cihat, tıpkı Irak’ta olduğu gibi silahlı direniş değil, bedeni/nefsi cihat anlamına geliyormuş. Bu, ilginç bir durum gerçekten. Zira Arap ve İslam ülkelerine ilan edilmiş savaş, misliyle karşılık verilecek bir savaş değil! Oysa Amerikan işgali örneğin Irak’ta bütün bu katliamları işlerken nasıl olur da orada yaşayanların silahlı direnişleri meşru olmaz?!
26.12.2005 / EL HALİÇ-BAHREYN / S. ZEHRA / RADİKAL
İsrail İran’a saldıracak Türkiye ne yapacak?..


î Başa
İsrail İran’a saldıracak Türkiye ne yapacak?.. - milli gazete 


İsrail ve ABD İran stratejilerinde Türkiye’ye önemli görevler tayin etmeye çalışıyor. Ankara’ya gelen İsrail Genelkurmay Başkanı Halutz’un, İsrailli komandoların Bolu ve Hakkari’deki dağ komando birliklerinde eğitilmesini istediğine dair iddialar ürpertici.
İsrail’in İran nükleer tesislerine saldıracağına ilişkin her gün yeni gelişmeler ortaya çıkıyor, yeni iddialar öne sürülüyor. Tahran’ın nükleer silahlara sahip olma zamanı kısaldıkça saldırı tehditlerinin şiddeti artıyor. Durum tehdidin de ötesine geçti. ABD’li siyasi, askeri ve istihbarat yetkililerinin ardı ardına Ankara’ya gelmeleri ve İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz’un ziyareti de bu çerçevede değerlendiriliyor.
Alman Der Spiegel dergisi, Cumartesi günü, “Mossad’ın İsrail hava kuvvetlerinin saldırısı için İran’da altı nükleer hedef belirlediğini, ABD yapımı Harpoon füzelerini nükleer başlıklarla donatarak denizaltılara yerleştirildiğini” yazdı. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad İsrail’in haritadan silinmesini isterken, İsrail İran’ı en büyük tehdit ilan etti ve saldırı için hazırlıklara girişti… Şu ana kadarki gelişmeler doğruysa Ortadoğu’da kıyamet kopmak üzere. Irak işgalini ve yaşanan trajedileri gölgede bırakacak çılgınlıklara sürükleniyoruz sanki. İran’ın bu caydırıcı silahlara ulaşmasının bütün bölgede hatta dünyada dengeleri sarsacağı, İsrail’in ve Batı’nın buna izin vermeyeceği gerçeğini düşünürsek, endişe etmek için çok şey var demektir.
Bizi endişelendiren asıl konu; Türkiye’nin bu krizde üstleneceği rol. Haber ve yorumlar, Türkiye’nin sürecin merkezine alınmaya çalışıldığını, İsrail ve ABD’nin İran stratejilerinde Türkiye’ye önemli görevler tayin etmeye çalıştıklarını gösteriyor. Ankara’ya gelen İsrail Genelkurmay Başkanı Halutz’un, İsrailli komandoların Bolu ve Hakkari’deki dağ komando birliklerinde eğitilmesini istediğine dair iddialar ürpertici. Bu, iki ülke arasındaki askeri işbirliğinden farklı anlamlar içeriyor. Neden dağ komandosu, neden kışa hazırlık çalışmaları? İran için mi?
Dünya gündemi adlı haftalık gazetenin AFP, Almanya’nın Sesi, Amerika’nın Sesi, BBC ve istihbarat şirketi Stratfor’dan derlediği 24 Aralık tarihli haberine göre; PKK’nın tasfiyesi, K. Irak Kürt devletinin Ankara’yla uyum içinde olması vaadine karşı ABD-İsrail ittifakına Türk hava koridorunun açılması talep ediliyor.
Heberde; Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert’in İsrail ziyareti, CIA Başkanı ve Halutz’un Ankara ziyareti, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu’nun, 20 Aralık’taki, “Bana göre İran, geri dönülmez şekilde nükleer silah elde etme yönünde ilerliyor” sözleri, 30 Kasım’da Kuzey Irak’ta Türk-ABD-İsrail ve Kürt askeri yetkililerin yaptığı toplantılar bu çerçevede ele alınıyor.
Saldırı için Irak, S. Arabistan ve Türk hava sahasının üç seçenek olarak öne çıktığı, Türkiye hava sahası üzerinde yoğunlaşıldığı, Ankara’daki MIT-CIA toplantısında bunların ele alındığı, Ariel Şaron’ın Mart’tan önce saldırı hazırlığı yaptığı, İsrail uçaklarının yakıt ikmali için Türk hava sahasının düşünüldüğü, vurulan İsrail uçaklarının Türkiye’ye veya Irak’ta Kürtlerin bulunduğu bölgeye iniş yapacakları gibi bir dizi konudan söz ediliyor. Haberde, Türkiye’nin önüne PKK ve Kürt devleti dışında İran Azerileri konusunun sürüldüğü belirtiliyor.
Önümüzdeki günlerde Türkiye ve dünya kamuoyu bu konuyu tartışacak ve sıcak gelişmeleri yansıtacak. Ama şu unutulmamalı: ABD’nin ve İsrail’in niyeti ne olursa olsun, Türkiye ve İran yönetimlerinin tarihi tecrübeleri ve basiretleri, iki ülkeyi karşı karşıya getiremeyecektir. Çünkü bu iki ülkenin de parçalanmasına yol açacaktır.
27.12.2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK
 


î Başa
Diplomatik çuval! - Milliyet - 28 Aralık 2005

î Başa İngiltere'nin Atina elçiliğinde görevli bir diplomatın, gizli servis MI6'nın Atina şefi olduğu ortaya çıktı. Lagman isimli diplomat, Yunan ajanlarla birlikte 28 Pakistanlıyı başlarına çuval geçirerek kaçırmış, ardından sorgulamış


Taki Berberakis - Atina


İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nde görevli üst düzey bir diplomatın aslında İngiliz Gizli Dış İstihbarat Servisi MI6'nın Bölge İstasyon Şefi olduğu ve Yunanistan'ın başkentinde güpegündüz adam kaçırılması operasyonunda yer aldığı ileri sürüldü. 28 Pakistanlı mültecinin başlarına çuval geçirilerek kaçırılması ve Londra'daki temmuz saldırılarıyla ilgili olarak kanunsuz bir şekilde sorgulanırken dövülmeleri Atina'da tam bir skandal yarattı.
Haftalık Yunan "Proto Thema" gazetesinde yer alan iddialar gündeme bomba gibi düştü. Gazete, 28 Pakistanlıya yönelik İngiliz - Yunan operasyonuyla ilgili haberinde hem MI6'nın, hem de Yunan Gizli Servisi EİP'in 6 ajanının adlarını verdi. MI6'nın istasyon şefi diplomatın adını Lagman olarak açıklayan "Proto Thema", ortak operasyondan Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in özel kalem müdürleriyle Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ve Kamu Düzeni Bakanı Yorgo Vulgarakis'in de haberdar olduğunu bildirdi.
Gazetenin, "Pakistanlıları işte bunlar kaçırdı" başlığıyla verdiği kapak haberinde, ajanların isimlerini sıralaması Atina'da, "Ajan isimleri yayımlanabilir mi?" ve "İsimleri kim verdi?" tartışmaları yarattı.
28 Pakistanlı, "kaçırıldıkları ve işkence görerek sorgulandıkları" gerekçesiyle ajanlar hakkında suç duyurusunda bulundu. Pakistanlıların avukatı, "Ajanların yaptığı ağır suç, deşifre edilmelerinde hiçbir sakınca yok. Adalete hesap verecekler" dedi.

Ajanlar çekildi
Kamu Düzeni Bakanlığı kaynakları, "ajanların deşifre edilmesi yüzünden çok değerli elemanlarımızı, yurtdışı misyonlarından geri çekmek zorunda kaldık" dediler. Savcılık, kaçırılıp işkence görerek sorgulandıklarını ileri süren 28 Pakistanlı ile 6 EİP ajanının "yüz yüze sorgulanacaklarını" belirtti.
İddialara göre, Londra'daki terör saldırılarından sonra Yunanistan'da yaşayan bazı Pakistanlıların İngiltere'deki soydaşlarıyla cep telefonunda konuştukları saptandı.
Bunun üzerine Atina, Yanya ve İnofita kentinde yaşayan toplam 28 Pakistanlı, kaçırılarak bilinmeyen bir bölgede toplandı. Başlarına çuval geçirilen Pakistanlılar Londra'daki terör saldırılarıyla ilgili olup olmadıkları konusunda sorgulandı. Pakistanlılar sorgu sırasında dövüldüklerini ve işkence gördüklerini ileri sürüyor. Pakistanlılar, bir hafta süren sorgulama sonunda gözleri bağlanarak Atina'da bir sokağa bırakıldı.
 


î Başa
Erdoğan'dan el hareketi uyarısı! - internethaber
28 Aralık 2005 04:05  
Başbakan Erdoğan Baykal'ı eleştirdiği sırada CHP liderinin el kol hareketi yapmasına çok sinirlendi. Erdoğan, Baykal'a yönelik olarak 'el kol hareketi yapma!' diye uyardı.

     î Başa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bütçe görüşmelerinde Deniz Baykal'ı eleştirirken CHP liderinin el kol hareketi yapmasına sinirlendi. 'El kol hareketi yapma! Bir genel başkana el kol hareketi yapmnak yakışmaz! Biz hep o el kol hareketle büyüdük' diye konuşan Erdoğan'ın bu sözleri Meclis'teki atmosferin gerginleşmesine yolaçtı.
     
     Erdoğan konuşmasında Deniz Baykal ve Berhan Şimşek'in Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkında iddialarını ispata davet etti. Erdoğan şöyle konuştu:
     
     Sayın Baykal, bir tane önerin yok. Gel anlatayım diyorsun, buradan anlatacaksın, millet de dinlesin biz de dinleyelim seni. Sizin yaptığınız sadece bakanıma vurdunuz. Eşine, çocuğuna vurdunuz. Bir edep var yahu, bunu nasıl yaparsınız? Bir siyasi ahlak içerisinde bakanımı eleştirirsiniz, öneri getirirsiniz. Siz bunu yapmıyorsunuz, duyumlarla hareket ediyorsunuz.
     
     Müddei (iddia sahibi) iddiasını ispatla mükelleftir, iddiasını ispatlayamayan işte oraya üç nokta koyuyorum...
     
     ÖZYÜREK'İ BAYKAL'A ŞİKAYET ETTİ
     
     Başbakan Erdoğan, TBMM'de bütçe üzerine görüşlerini aktarırken, muhalefet sıralarından CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek'in sözlü sataşmasına tepkisi çok sert oldu. Erdoğan, Özyürek'e dönerek,
     
     î Başa "Sayın Özyürek çok ileri gidiyorsun. Bak sen geçmişte Plan Bütçe Komisyonu'nda konuşma yapıyorsun ve bu konuşmada neler konuşuyorsun, "Zaten bu millet mazoşisttir. Ne kadar eziyet yaparsan o kadar..." diyorsun... Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nü açıp şu 'mazoşist' kelimesine bir bakın. Bu millete mazoşist diyecek kadar seviye kaybına uğramıştır. Ağlanacak halinize gülüyorsunuz Sayın Baykal, size ithaf olunur. Bu tür adamları yanınızda çalıştırıyorsunuz.
     
     Türk Dil Kurumu'nda son yapılan tasarıma göre 'özezer' olarak karşılık bulan mazoşizm, psikolojide acı çekmekten hoşlanan tipler için kullanılıyor...
     
     Erdoğan ayrıca, fakir fukara yardımlarını anlatırken, muhalefet sıralarından sataşmalar üzerine, "Sizi edebe davet ediyorum. Edepli olun, biz bu yardımları kentin valisiyle, kaymakamıyla eşgüdümlü olarak yapıyoruz" diye konuştu.
     
     ÇAY-SİMİT TARTIŞMASI
     
     Erdoğan konuşmasında çay-simit örneği vermesi Baykal'ı sinirlendirdi. Baykal, "Siz ne konuştuğunuzu bilmiyorusunuz. Ben konuşmamda simitten söz etmedim. Çaydan bahsettim" diye çıkışması dikkat çekti. Erdoğan, bu sözler üzerine kendi dönemlerinden önce paranın satın alma gücünün çay ve simit almaya yetmediğini söyleyerek savunmaya geçti.
     
     KADROLAŞMAYA CEVAP
     
     Sayın Baykal, 'kadrolaşma' diyor çok çirkin. Siyasi iktidarlar kendi ekibini seçme hakkına sahiptirler. Bu onların bir hakkıdır. Bütün bu üst düzey yöneticilerin dağılımı bu ülkenin kendi evlatları ve personeli. Bunlar oradan alınır başka yerlere kaydırılır. Biz sizin iktidarınızda bazı kurumları nasıl dejenere ettiğinizi iyi biliriz.
Hosted by www.Geocities.ws

1