î Başa ABD'Lİ YÜZBAŞI BUSH'U TOPA TUTTU - haber vitrini î Başa Pentagon sponsorluğunda Amerikan askerleri için özel olarak çıkarılan Stars and Stripes gazetesine mektup yazan ABD'li bir yüzbaşı, kendisini Irak'a gönderen Bush yönetimini topa tuttu. 05 Ocak 2006 Perşembe 10:53
|
|
Irak ve
Afganistan'da görev yapan ABD askerlerinin en büyük haber kaynağı,
Pentagon sponsorluğunda çıkan ve askerlere bedava dağıtılan "Stars and
Stripes" gazetesi... 1942'den beri basılan ve 80 bin askerin okuduğu
gazete Irak'ta görev yapan ABD'li yüzbaşı Jeff Pirozzi'nin çığlığını
sayfalarına taşıdı. İşte Pirozzi'nin gazetede yayınlanan isyan
mektubu:
(vatan) |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
î Başa 28 Şubat'taki kasırgalı günlerin kudretli paşası Korgeneral Turhan Özer'in Ülker İstişari Konseyi'nde görev aldığını biliyor muydunuz? Peki yine aynı günlerin bir başka kudretli ismi Çevik Bir'in, AK Parti Hükümeti'ne danışmanlık yaptığı iddialarını... İşadamı ve Rumeli Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Lütfü Türkkan'ın, geçen yıllarla birlikte kavramların nasıl buharlaştığını, gölgelerin nasıl yer değiştirdiğini çok çarpıcı bir şekilde kaleme aldığı "Sermaye aynı ama, Amiral yeşillendi" başlıklı ilginç; ilginç olduğu kadar da düşündürmeye davet eden yazıyı hep birlikte okuyalım: Yazı: Lütfü Türkkan Kaynak: www.tercuman.com.tr BİZLER 1975-1980 yılları arasında, yâni o dönemin deyimiyle, anarşinin her gün birkaç can aldığı dönemde, üniversitelerde eğitim yapan gençlerdik. Bize göre bizler, vatanın ve bu millete ait kutsal değerlerin yılmaz savunucularıyken, karşı grupta bulunanlar, satılmış Moskof Uşakları idi. 12 Eylül 1980 İhtilali’nin akabinde ortaya çıkan manzaraya bir baktık ki, bizim o mukaddes bildiğimiz ve savunmak için ölümü göz kırpmadan göze aldığımız devlet, kendine düşman bildiklerimizle bizleri aynı cephede görüp yargılamaktan imtina etmedi. Birçok yiğit vatan evlâdı, mahpuslarda gençliklerini çürüttü, bir kısmı da boynunda yağlı ilmikle ahirete intikal etti. Aradan yıllar geçti.. Yıl 1994. O sıralar, komünist zincirleri kıran Rusya yeniden imar edilirken, biz de, birkaç arkadaşımızla birlikte Rusya’da inşaat yapıyoruz. İş dolayısıyla devamlı olarak Rusya’da bulunmak zorundayım. İstanbul’daki ofisimizden birkaç kez aramasına rağmen bize ulaşamayan, daha sonra bakanlık da yapmış olan bir dostumuz, telefonda not alan arkadaşımıza, “Söyleyin ona, biz komünistler Moskova’ya diye bağırıyorduk, onların hepsi burada, bizimkiler Moskova’da” deyip, geçirilen evredeki ilk çelişkilerin habercisi oluyordu âdeta. Bu ülkeyi sevmek ARADAN geçen sürede anladık ki, bu ülkeyi sevmek için sağcı veya solcu olmak yeterli değil. Her ne kadar aralarında hâlâ bu vatan üzerinde oynanan kötü oyunlarda rol almak için birbiriyle yarışan bir kısım eski tüfek Marksist’in varlığı devam etse de, şimdi birçoğu dostumuz olan eski solcu arkadaşlarımızla TEK MİLLET, TEK DİL, TEK BAYRAK temalarında birbirimizden çok farklı düşünmüyoruz. Bunun en güzel örneğini, aynı dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nin o dönemdeki en aktif sol ekibi olan CHP’lilerin öğrenci temsilcisi, bugünün önemli gazetecisi Enis Berberoğlu ile konuşurken yaşadık. Nedendi o mücadele diye geriye bakıp hâlâ çözüm bulamadığımız, karanlıkta kalan birçok noktaya getirebildiğimiz çözüme ait komplo teorileri, zaman zaman kafamızı öyle bir karıştırıyor ki, neredeyse kutsal bildiğimiz devlet kavramı bile yabancılaşmaya başlıyor. Bütün bunları hatırlamama vesile olan bir haber, geçen haftalarda gazetelerde yayınlandı. î Başa Ülker Grubu, kendine TÜSİAD benzeri bir İstişare Konseyi kurmuştu. Kimler yoktu ki bu İstişare Konseyi’nde. Adalet eski Bakanı Oltan Sungurlu’dan tutun da, Musevi Cemaati’nin ileri gelenlerinden iş adamı Rifat Hassan’a, Dışişleri eski Bakanı İlter Türkmen’den, eski mebus, kabineden uzaklaştırılan Devlet eski Bakanı Güldal Akşit’in de babası olan Galip Demirel’e, Turizm eski Bakanı Alev Coşkun’a kadar değişik kesimlerden insanların oluşturduğu bir konsey bu.. Bunların arasında en çok ilgimi çeken isim ise emekli Koramiral Turhan Özer oldu. î Başa Parlak bir askerlik hayatı olan emekli Koramiral Turhan Özer, Tümamiral rütbesiyle Boğaz Komutanlığı görevinin ardından, Koramiral rütbesiyle Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, arkasından da -burası çok önemli- Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı görevlerinde bulunmuş. î Başa Yâni 28 Şubat sürecinde sermayeyi yeşil, mavi, beyaz diye ayıran, yetmedi, irticai faaliyetlerin takibi konusunda görevlendirilen Batı Çalışma Grubu’nun en sağlam istihbarat kaynağı olarak gördüğü birimin başında, geçmiş dönemde görev yapmış bir asker Sayın Turhan Özer.. Çelişkiler yumağı î Başa 28 ŞUBAT sürecinde yaşanan birçok deli saçması diyebileceğimiz hâdiselerin yanında, en önemli olarak aklımda kalan saçmalıklardan biri ise Ülker mamullerinin askeri kantinlerde, askeri garnizonlarda satılmaması konusunda alınan kararın, gazetelerde duyurulmasıydı. Bu kararın alınmasında etkili olan birimin başında bulunmuş bir Amiral, ne olmuştu da Ülker’in İstişare Konseyi’ne girmişti. î Başa Ülker, grup olarak sahip değiştirmediğine, Sayın emekli Amiral de birden yeşillenmediğine göre, değişen neydi ki, bir zamanlar Yeşil Sermaye sayıldığı için birliklerin kantinlerinde mamullerinin satılması yasaklanan bu grubun en tepe noktasında görev almıştı Sayın emekli Amiral Özer? Bu çelişkiler yumağını düşünürken, birkaç gün önce gazetenin birinde, İçişleri eski Bakanı Sayın Meral Akşener’in röportajını okudum. Bu röportajda, 28 Şubat sürecinin en etkin isimlerinden biri olan, Rumelililer’in yaptığı bir toplantıda, toplantıya katılan gazetecilerin gazına gelerek, kırdığı büyük bir potla, hayalindeki Cumhurbaşkanlığı şansını yitiren emekli Orgeneral Çevik Bir’in, şu anda görevde bulunan Hükümet’e, İsrail ve ABD ilişkilerinde danışmanlık yaptığı iddiası yer alıyordu. Turhan Özer’in konsey üyeliği ile Çevik Bir’in danışmanlık iddiası birlikte düşünüldüğünde, 12 Eylül’deki çelişkilerin, 28 Şubat’ta da devam ettiğini görüyorum. î Başa Sahi, neydi o 28 Şubat sürecini tetikleyen Sincan’da yürütülen tanklar? î Başa AKP’nin iktidar olma yolunu açmak için mi yola koyulmuşlardı yoksa! | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
î Başa RUSYA'NIN DOĞALGAZI EN PAHALI SATTIĞI ÜLKE TÜRKİYE! - haber vitrini Ukrayna ile Rusya arasındaki doğalgaz krizi sayesinde, Türkiye'nin bu yıl Rus gazına ne kadar ödeyeceği de ortaya çıktı. Türkiye ve diğer ülkelerin ödediği fiyat arasında uçurum var. 04 Ocak 2006 Çarşamba 14:30
| ||||||||||||||||||||||||||
|
Türkiye, bin metreküp gaza 260 dolarla en pahalı fiyatı ödeyen
ülkelerden biri olurken, Batı Avrupa ülkeleri aynı miktarda doğalgaza 135
dolar ödüyor. Rusya’ya komşu ya da yakın coğrafyalarda yer alan ülkelerin
doğalgaza ödedikleri fiyatlarla kıyaslandığında Türkiye’nin ödediği rakam
birçok ülkenin iki katını aşıyor. Yalnızca Romanya, doğalgaza Türkiye'den
daha çok ücret ödüyor.
| ||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|
|
|
ALBAY MARTIN Siz ne hakla Amerika Birleşik Devletleri’nin
işgali altındaki bir toprağa girersiniz. ALBAY AZİZ Biz burada sınırlarımızı
koruyoruz. Eğer işgal etmiş olsaydık bizi Bağdat’ta bulurdunuz.
karakollarımıza yapmış olduğu baskınlardı. Burada verilen şehitler
ve birçok vatandaşımızın öldürülmesi nedeniyle sınır bu şekilde korunuyordu.
Ayrıca sınırımızın 4-5 kilometre güneyinde yani Irak topraklarında PKK’nın
yerleşmiş olduğu Nazdür, Sülü, Yekmala, Keşan, Haftanin kampları bulunuyordu. Bu
kamplarda dönem dönem Kandil Dağı’ndan gelip kalan, eğitim yapan, oradan da
ülkemize sızan 300-400 civarında PKK militanı bulunuyordu.

|
î Başa BİR BAKANA MASONLUK TEKLİFİNİN İLGİNÇ HİKAYESİ - haber vitrini î Başa Gelen adam Bakan’a “kendisinin mason olduğunu” söylemiş ve bir teklifte bulunmuştu. “Sayın Bakan” demişti.. “Şu anda Kabine’de Mason olmayan iki bakandan biri sizsiniz. Size Mason olma teklifini götürme görevi bana verildi." 03 Ocak 2006 Salı 12:08
|
|
MİLLİ GAZETE'NİN
"KULİS ANKARA" KÖŞESİNDEKİ HABER:
BİR BAKANA
MASONLUK TEKLİFİNİN İLGİNÇ HİKAYESİ
Yıllar
önce… |
î Başa ABD ziyaretlerinin arkasında ne var? - sabah gazetesi |
| İsrail gazetesi Jerusalem Post, son dönemde kritik
önemdeki yabancı ziyaretçilerin peş peşe başkent Ankara'ya gelmesini
değerlendiren çarpıcı bir haber yayınladı... Buna göre, ABD, nükleer
santralleri yok etmek amacıyla İran'ı vurmaya hazırlanıyor... Bu amaçla
İran'ın komşuları bilgilendirildi. Ancak, saldırı tarihi henüz
belirtilmedi... ASKERİ ÜS TALEBİ ERDOĞAN'A İLETİLDİ Ankara'ya gelen CIA Başkanı Goss, muhtemel saldırı için ABD'nin askeri üs talebini Erdoğan'a iletti... Alman DDP Ajansı'na dayandırılan habere göre, Amerika NATO'ya da danıştı... NATO, sonuçları önceden tahmin edebilmek için harekât planlarını incelemeye başladı... 9 Kasım ABD Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Peter Flory geldi. 48 saat kaldı. Genelkurmay 2'nci Başkanı Org. Koşaner ve Savunma Bakanı Gönül ile görüştü. 9 Aralık FBI Başkanı Robert Mueller sürpriz bir ziyaret yaptı. 14 saat kaldı. MİT Müsteşarı Emre Taner ve Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner'le görüştü. 11 Aralık CIA Başkanı Porter Goss başkente indi. 72 saat kaldı. Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Taner ile bir araya geldi. 18 Aralık NATO Genel Sekreteri Jaap de Scheffer geldi. 24 saat kaldı. Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Org. Özkök, Bakan Gül ve Bakan Gönül'le görüştü. 19 Aralık Fransa Savunma Bakanı Michelle Alliot Marie geldi. 24 saat kaldı. Erdoğan, Org. Özkök ve Bakan Gönül'le görüşmeler yaptı. 22 Aralık İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz geldi. 48 saat kaldı. Genelkurmay Başkanı Org. Özkök'le görüştü, Cumhurbaşkanı Sezer'i de ziyaret etti. ...Ve yeni yılın ilk gündemi ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ocak ya da şubatta Ankara'ya gelecek. HEDEF TAHRAN İsrail Jerusalem Post gazetesinin iddiasına göre İran'a saldırı konusunda NATO'nun da desteğini alan Amerika, saldırıda kullanmak için Türkiye'den askeri üs istedi.... ABD, nükleer silah üretimi kapasitesiyle tehdit oluşturan İran'ı vurmaya hazırlanıyor iddiası... İsrail'de yayımlanan Jerusalem Post gazetesi şöyle yazdı: İran'a yapılacak bir saldırı için NATO'ya danışan ABD, Türkiye'den de saldırıda kullanabilmek için askeri üs talep etti... Habere göre, NATO İran'a olası bir saldırının sonuçlarını tahmin edebilmek amacıyla harekat planlarını analiz etmeye başladı bile... Gazete, ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Başkanı Porter Goss'un Türkiye'yi ziyareti sırasında olası saldırıda kullanılmak üzere askeri üs talebini Başbakan RecepTayyip Erdoğan'a ilettiğini iddia etti. Goss'un ardından NATO Genel Sekreteri Jaap de Scheffer, ardından İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un Ankara ziyaretlerinde de benzer konuların ele alındığı öne sürüldü. TÜRK YETKİLİLERE 3 DOSYA İsrail gazetesinin Alman Haber Ajansı DDP ve Alman basınına dayandırdığı haberde, CIA Başkanı Ankara ziyaretinde, Türk yetkililere 3 dosya sundu. Bu dosyalardan birinde İran'ın El Kaide örgütü ile işbirliğine dair bilgiler de bulunuyor. Türkiye'ye gerçekleşen bu ziyaret trafiği dışında İran'ın diğerkomşuları Suudi Arabistan, Ürdün, Umman ve Pakistan'da olası saldırı konusunda bilgilendirildi. Washington bu ülkelere temsilcilerini göndererek saldırı konusunda uyardı ancak tarih konusunda bir bilgi vermedi. BÜYÜKANIT'IN ABD ZİYARETİ Gazete, New Yorker dergisinin geçtiğimiz yıl verdiği bir haberde, ABD'li ajanların 2005 yılında İran'a sızdığını, saldırılacak nükleer tesisleri belirlediklerini yazdığını hatırlattı. Alman Der Spiegel dergisi ise, 2006 yılında Genelkurmay Başkanı olacak Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ın aralık ayında yaptığı ABD ziyaretinin de altını çizdi.Büyükanıt'tan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni olası saldırılar için hazırlamasının istendiği iddia edildi. Dergiye göre, ABD Türkiye'nin vereceği destek karşılığında İran'daki PKK unsurlarına karşı operasyon düzenlenmesine yeşil ışık yaktı. NATO Genel Sekreteri Jaap de Scheffer 18 Aralık'ta Ankara'ya bir gün süreli bir gezi gerçekleştirdi. Ziyarette bölgedeki gelişmeler ve İran konuşuldu. CIA Başkanı Porter Goss da başkente yaptığı ziyarette benzer konuları görüştü. Ziyarette Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Taner ile bir araya geldi. İSRAİL GenelkurmayBaşkanı Dan Halutz 22 Aralık'ta Türkiye'ye geldi. İki günlük ziyaretin ana gündem maddesini İsrail oluşturdu. FBI Başkanı Robert Mueller sürpriz bir şekilde 9 Aralık'ta Türkiye'ye geldi. 14 süren ziyarette terörle mücadele konusu ele alındı. ABD Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Peter Flory 9 Kasım'da Türkiye'yi ziyaret etti. FRANSA Savunma Bakanı Michelle Alliot Marie 19 Aralık'ta Türkiye'ye bir ziyarette bulundu. İRAN Dışişleri Bakanı Manuçehr Mottaki 30 Kasım'da Türkiye'ye geldi. Nükleer faaliyetler konusu görüşüldü. Sabah |
| 2 Ocak 2006 - 09:05 |
î Başa OYAK’ın vatanseverliği(!) fazla uzun sürmedi Milleti aldattılar î Başa İhale öncesi ‘Millî zenginliklerimizi satmayalım, satacaksak da yabancılara gitmesin!’ şeklinde açıklamalar yaparak bir taraftan kamuoyuna ‘Rahat olun’ mesajları veren, diğer taraftan da ‘ulusal sermaye’ vurgusu yapan OYAK, ihale sonrasında aldığı hisselerin büyük bir kısmını yabancı bir şirket olan Arcelor’a sattı. î Başa Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Aziz Konukman, “Türkiye’deki stratejik şirketlerin dışarıya verilmesi beraberinde yabancı hâkimiyetini de getirecektir. Bu ise pazar payının birebir satın alınması demek. Çünkü çok uluslu şirketlerin izledikleri politika budur. Bu satıştan sonra bu eğilim daha da tehlikeli sinyaller veriyor” dedi. RESUL SERDAR ATAŞ / İSTANBUL Erdemir’in yüzde 49,29’unu ihaleyle 2 milyar 960 milyon dolara alan OYAK Grubu, Erdemir’den aldığı hisselerin yüzde 20,5’ini dünyanın en büyük ikinci çelik şirketi olan Arcelor’a sattı. Türkiye’nin en stratejik şirketlerinden biri olan Erdemir’in hisselerinin bir kısmının milli kimliğe sıkça vurgu yapan OYAK aracılığıyla yabancılara verilmesi tepkiyle karşılandı. Milli vurgu köprüyü geçinceye kadar mı? Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından hisselerinin yüzde 49,29’u ihaleyle satışa çıkarılan, Türkiye’nin tek entegre yassı çelik üreticisi olan Erdemir için en yüksek teklifi sunarak OYAK Grubu satın almıştı. ÖİB’nin Erdemir’in satışını gerçekleştirdiği ihale öncesi OYAK ısrarla ‘Milli tez’e vurgu yaparak, ‘Cumhuriyetin bin bir fedakârlıkla kurduğu mali değerleri satmayalım, satacaksak da en azından yabancılara gitmesin’ diyerek özelleştirmeler sonucunda Cumhuriyet’in kurduğu mali değerlerin yabancılara gitmesine karşı örtülü bir kampanya başlatmıştı. İhalenin nihayetinde ise OYAK, Lüksemburg merkezli dünya devi Arcelor’un da aralarında bulunduğu rakiplerinin önüne geçerek Erdemir hisselerinin yarısına yakınını satın almıştı. Yerli şirketlerin yabancılara satılması yabancı hâkimiyetini getirir Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Aziz konukman, Erdemir’in yabancılara verilmeyeceği yönünde kamuoyuna verilen mesajlara rağmen, çaktırılmadan bu son derece stratejik şirketin yabancılara verildiğini belirterek, "Zaten hükümet de özelleştirmeler konusunda kamuoyunun taşıdığı duyarlılıktan yoksun. Ama sendikalar bu konuda çok hassas. Çünkü Türkiye’deki stratejik şirketlerin dışarıya verilmesi beraberinde yabancı hâkimiyetini de getirecektir. Bu ise pazar payının birebir satın alması anlamına gelecektir. Çünkü çok uluslu şirketlerin izledikleri politika budur. Bu satıştan sonra bu eğilim daha da tehlikeli sinyaller veriyor" dedi. Özelleştirmelerde yabancı parmağı var Türkiye’de yerli şirketlerin tek başına büyük ölçekli şirketleri satın alamayacaklarını hatırlatan Konukman, "Türkiye’deki yerli bir şirketin bu ölçekteki büyük şirketleri tek başına alması da imkânsızdı neredeyse. Biz bu nedenden dolayı tüm özelleştirmelere karşıydık. Sonuçta tüm özelleştirmelerin bir kısmının şu veya bu şekilde yabancılara gideceği belliydi. Her halükarda yabancılar bacadan girmiş oluyor" şeklinde konuştu. Hedefleri, Müslüman-Türk egemenliği Araştırmacı-Yazar Yılmaz Dikbaş ise ortada ülke servetinin yerli firmalar eliyle dışarıya satılması şeklinde bir tezgâhın döndüğünü kaydederek, "Bu olaylar şöyle okunmalıdır: Bütün yer altı ve yer üstü zenginlikler Türk halkının elinden alınmak isteniyor. Bunun için de zaman zaman sanki bazı ülke servetlerini yerli insanlar veya yerli şirketler alıyormuş gibi bir görüntü veriliyor. Ama olay derinlikli olarak incelendiğinde her halükarda bu işin arkasında yabancıların olduğu görülecektir" dedi. Filistin de böyle elden gitmişti Mevcut durumu Filistin’e benzeten Dikbaş, "Siyonistler Filistin topraklarını almak istediklerinde bunu Osmanlı sultanı Abdülhamit’e iletmişlerdi. Abdülhamit ise bu isteği kati bir dille reddetmişti. Her halkın satılmışları vardır. Siyonistler Abdülhamit’ten Filistin topraklarını alamayınca bazı Filistinli satılık Araplardan Filistin topraklarını almalarını istemişlerdi. Hatta bu adamlara finansal kaynak sağlamışlardı ve bu anlaşmalı Araplar Filistin topraklarını yavaş yavaş almaya başlamışlardı. Görünürde bir Arap’ın diğer bir Arap’tan toprak alması vardı. Daha sonra da Siyonistler bu satılmış Araplardan Filistin topraklarını alıp İsrail devletini kurdular. Bu senaryo hep aynı şekilde tekerrür eder" yorumunda bulundu. Yerli şirketler dışa bağımlı Türkiye’de bir yerli şirketin diğer bir şirketi almasına bazılarının yabancılar almadı diye sevinmesinin bir yanılgı olduğuna dikkat çeken Dikbaş, şöyle konuştu: "Türkiye’deki büyük şirketler dışarıdaki şirketlerin yerli uzantısıdır. Alınan mallar yerli şirketler vasıtasıyla yabancılara devredilir. Hedef, Müslüman Türk halkının elindeki her şeyi almak ve nihayetinde ise bu toprakları Müslüman Türk kimliğinden soyutlamaktır. Bakın, sadece üretim şirketleri değil, aynı zamanda tüketim merkezleri de birer birer yabacılar tarafından alınmaya başlandı. Tek tek ağaçlara bakarsak ormanı göremeyebiliriz. Asıl proje bu topraklardan Müslüman Türk egemenliğini yok etmektir. Bu durum ülkeyi yönetenlerce de desteklenmektedir. Çünkü bugün hükümet de özelleştirmeden yanadır." | ||||||
|
İbrahim KARAGÜL [email protected] |
|
| |
î Başa İsrail'in İran nükleer tesislerine saldırması, İran'ın misillemede bulunması, ABD'nin karşılık vermesi, bu durumun bütün bölgede etnik ve mezhep eksenli bölünmeleri derinleştirecek uzun süreli bir krize neden olması ihtimali ne kadar gerçekçi? Türkiye'nin ateşin tam ortasında yer alması, Doğu-Batı savaşına dönüşebilecek İsrail-İran restleşmesinde Türkiye'nin Batı bloku içinde hareket etmesi bize nasıl bir bedel ödetecek? Uzatmadan İran'a saldırı planına ilişkin somut gelişmeler aktaracağım.
Kanada merkezli Globalresearch adlı merkezden Michael Chossudovsky, bu gelişmeleri özetlemiş. İsrail ve ABD'nin, İngiltere ile birlikte İran'a karşı nasıl bir plan uyguladıklarını, bugüne kadar ne tür gelişmelere imza attıklarını içeren yazıyı okuyunca, İran ateşinin ne kadar ciddi, ne kadar yakın, ne kadar kararlı olduğunu anlıyorsunuz. Bakalım:
- ABD, İngiliz ve İsrail istihbaratı, iki yıldır İran içinde örtülü operasyonlar yapıyor. (İran'da etnik kriz çıkarmaya yönelik patlamalara dikkat edelim. Halkın Mücahitleri'nin dışında İran Arapları Irak'ta eğitilip örgütleniyor ve saldırılar yaptırılıyor.)
- İran, İsrail saldırısına karşı İsrail'i füzelerle vuracağını açıkça duyurdu. Bu, Irak'taki ABD ordusunun da hedef olacağı anlamına geliyor. Bu durumda ABD'nin İran'a saldırmasına kesin gözüyle bakılıyor. Senaryo Basra Körfezi'nden Orta Asya'ya kadar savaş anlamına da geliyor.
- İsrail ABD'den 5 bin adet 500 BLU 109 bunker-buster bombası aldı. Natanz'da yeraltında bulunan tesisleri vurmak için. İsrail yapımı bunker-buster bombalarıyla da Beshr'i vurmayı planlıyor. Saldırılar ABD'nin AWACS uçaklarının desteğiyle yapılacak. Bu bombalar taktik nükleer bombalar olarak da kullanılıyor.
- İsrail Dolphin tipi denizatlıları, ABD yapımı Harpoon füzeleriyle donattı. Tabiî nükleer savaş başlıkları takılarak. Şu anda bu füzeler İran'a yönlendirilmiş durumda.
- İran'ın da gelişmiş hava savunma sistemleri var. Bu sistemler nükleer tesisleri koruyacak şekilde konuşlandırılmış. İsrail'i vuracak Şahap-3 füzeleri var. 12X-55 cruisse füzelerine, Rus yapımı SA-2, SA-5, SA-6 ve SA-7 füzelerine sahip.
- Tahran İsrail saldırısına karşı yepyeni bir erken uyarı sistemi kurdu. Yine Nisan-Haziran aylarında Rusya'dan 1 milyar dolarlık gelişmiş savunma sistemi aldı. Bu sistem laser güdümlü füzeleri havada vurabiliyor.
- İsrail, ABD ve Türkiye, İran'a saldırıda ana aktörler. Türkiye'nin tavrı şimdilik belirsiz ama Ankara, Tahran'ın silahlanmasından huzursuz. Türk cumhuriyetlerinin da böyle bir savaşta ABD ile hareket edeceği farzediliyor. ABD ve İsrail Türkiye'ye merkezi bir rol biçiyor. Bakalım Türkiye buna ne kadar direnebilecek.
- BM eski silah müfettişi Scott Ritter'a göre, ABD Başkanı George Bush, saldırı planını çoktan onayladı. Bundan sonra birçok askeri tatbikat yapıldı, yeni silah sistemleri denendi.
- Washington-Tel Aviv-Ankara arasında askeri yetkililer birçok kez bir araya gelerek saldırıyı tartıştı.
- İsrail ordusunda plan çerçevesinde yeni yapılanmalar oldu. Ülke tarihinde ilk kez Hava Kuvvetleri Komutanı (Geçenlerde Ankara'ya gelen Dan Halutz) Genelkurmay Başkanı yapıldı.
- İran içinde istihbarat operasyonları başlatıldı. İran'ın bölge ve dünya için tehdit olduğuna dair medya operasyonları devam ediyor.
- Kasım 2004'te NATO-İsrail protokolü imzalandı. Ocak 2005'te Suriye açıklarında ABD-İsrail-Türkiye tatbikatı yapıldı. Şubat 2005'te İsrail ilk kez NATO tatbikatına katıldı. Yine Şubat'ta Hariri suikasti oldu. Suikast tüm boyutlarıyla ABD ve İsrail'in çıkarlarına hizmet etti. Yine Şubat 2005'te NATO Genel Sekreteri İsrail'e gitti. Mart'ta ABD-İsrail hava savunma tatbikatı yaptı. Nisan 2005'te de bunker-buster bombaları, nükleer içerikli bombalar İsrail'e verildi.
Bunlara son birkaç haftada yaşanan gelişmeleri ekleyin. Durum gerçekten çok ciddi...
î Başa VEKİLLER HEDİYE PEUGEOTLARI BÖLÜŞEMEDİ î Başa TBMM Başkanlığı'nın personel maaşlarının yatırılması karşılığında İş Bankası'ndan aldığı "Peugeot" marka arabalar krize yol açtı. 29 Aralık 2005 Perşembe 12:10
|
|
DEVLET ARIK
Akgün, Maliye
Bakanlığı'nın kamu çalışanlarının maaşları karşılığında bankalarla yapılan
anlaşma çerçevesinde verilen "bonus"ları bir havuzda toplamasını istedi.
Akgün, havuzda biriken para ve hediyelerin düşük ücretli memurlara
dağıtılmasını teklif etti. Akgün, bazı
kurumlarda sadece merkez teşkilatı personelinin promosyonlardan
yararlandığını, bazılarında ise kurum amirlerinin tercihlerini kurumun
klima, makam aracı ve oda tefrişi gibi ihtiyaçlardan yana kullandığını
kaydetti. Bu nedenle mağdur olan kesimin yine düşük ücretli çalışanlar
olduğunu hatırlatan Akgün, Maliye Bakanlığı'nın bu konuda yasal bir
düzenleme yaparak promosyonları çalışanlara dağıtmasını istedi. |
![]() |
î Başa İsrail İran’a saldıracak Türkiye ne yapacak?.. - milli gazete İsrail ve ABD İran stratejilerinde Türkiye’ye önemli görevler tayin etmeye çalışıyor. Ankara’ya gelen İsrail Genelkurmay Başkanı Halutz’un, İsrailli komandoların Bolu ve Hakkari’deki dağ komando birliklerinde eğitilmesini istediğine dair iddialar ürpertici. İsrail’in İran nükleer tesislerine saldıracağına ilişkin her gün yeni gelişmeler ortaya çıkıyor, yeni iddialar öne sürülüyor. Tahran’ın nükleer silahlara sahip olma zamanı kısaldıkça saldırı tehditlerinin şiddeti artıyor. Durum tehdidin de ötesine geçti. ABD’li siyasi, askeri ve istihbarat yetkililerinin ardı ardına Ankara’ya gelmeleri ve İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz’un ziyareti de bu çerçevede değerlendiriliyor. Alman Der Spiegel dergisi, Cumartesi günü, “Mossad’ın İsrail hava kuvvetlerinin saldırısı için İran’da altı nükleer hedef belirlediğini, ABD yapımı Harpoon füzelerini nükleer başlıklarla donatarak denizaltılara yerleştirildiğini” yazdı. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad İsrail’in haritadan silinmesini isterken, İsrail İran’ı en büyük tehdit ilan etti ve saldırı için hazırlıklara girişti… Şu ana kadarki gelişmeler doğruysa Ortadoğu’da kıyamet kopmak üzere. Irak işgalini ve yaşanan trajedileri gölgede bırakacak çılgınlıklara sürükleniyoruz sanki. İran’ın bu caydırıcı silahlara ulaşmasının bütün bölgede hatta dünyada dengeleri sarsacağı, İsrail’in ve Batı’nın buna izin vermeyeceği gerçeğini düşünürsek, endişe etmek için çok şey var demektir. Bizi endişelendiren asıl konu; Türkiye’nin bu krizde üstleneceği rol. Haber ve yorumlar, Türkiye’nin sürecin merkezine alınmaya çalışıldığını, İsrail ve ABD’nin İran stratejilerinde Türkiye’ye önemli görevler tayin etmeye çalıştıklarını gösteriyor. Ankara’ya gelen İsrail Genelkurmay Başkanı Halutz’un, İsrailli komandoların Bolu ve Hakkari’deki dağ komando birliklerinde eğitilmesini istediğine dair iddialar ürpertici. Bu, iki ülke arasındaki askeri işbirliğinden farklı anlamlar içeriyor. Neden dağ komandosu, neden kışa hazırlık çalışmaları? İran için mi? Dünya gündemi adlı haftalık gazetenin AFP, Almanya’nın Sesi, Amerika’nın Sesi, BBC ve istihbarat şirketi Stratfor’dan derlediği 24 Aralık tarihli haberine göre; PKK’nın tasfiyesi, K. Irak Kürt devletinin Ankara’yla uyum içinde olması vaadine karşı ABD-İsrail ittifakına Türk hava koridorunun açılması talep ediliyor. Heberde; Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert’in İsrail ziyareti, CIA Başkanı ve Halutz’un Ankara ziyareti, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu’nun, 20 Aralık’taki, “Bana göre İran, geri dönülmez şekilde nükleer silah elde etme yönünde ilerliyor” sözleri, 30 Kasım’da Kuzey Irak’ta Türk-ABD-İsrail ve Kürt askeri yetkililerin yaptığı toplantılar bu çerçevede ele alınıyor. Saldırı için Irak, S. Arabistan ve Türk hava sahasının üç seçenek olarak öne çıktığı, Türkiye hava sahası üzerinde yoğunlaşıldığı, Ankara’daki MIT-CIA toplantısında bunların ele alındığı, Ariel Şaron’ın Mart’tan önce saldırı hazırlığı yaptığı, İsrail uçaklarının yakıt ikmali için Türk hava sahasının düşünüldüğü, vurulan İsrail uçaklarının Türkiye’ye veya Irak’ta Kürtlerin bulunduğu bölgeye iniş yapacakları gibi bir dizi konudan söz ediliyor. Haberde, Türkiye’nin önüne PKK ve Kürt devleti dışında İran Azerileri konusunun sürüldüğü belirtiliyor. Önümüzdeki günlerde Türkiye ve dünya kamuoyu bu konuyu tartışacak ve sıcak gelişmeleri yansıtacak. Ama şu unutulmamalı: ABD’nin ve İsrail’in niyeti ne olursa olsun, Türkiye ve İran yönetimlerinin tarihi tecrübeleri ve basiretleri, iki ülkeyi karşı karşıya getiremeyecektir. Çünkü bu iki ülkenin de parçalanmasına yol açacaktır. 27.12.2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK | |||||||||
Taki Berberakis -
Atina
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
î Başa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bütçe görüşmelerinde Deniz Baykal'ı eleştirirken CHP liderinin el kol hareketi yapmasına sinirlendi. 'El kol hareketi yapma! Bir genel başkana el kol hareketi yapmnak yakışmaz! Biz hep o el kol hareketle büyüdük' diye konuşan Erdoğan'ın bu sözleri Meclis'teki atmosferin gerginleşmesine yolaçtı. Erdoğan konuşmasında Deniz Baykal ve Berhan Şimşek'in Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkında iddialarını ispata davet etti. Erdoğan şöyle konuştu: Sayın Baykal, bir tane önerin yok. Gel anlatayım diyorsun, buradan anlatacaksın, millet de dinlesin biz de dinleyelim seni. Sizin yaptığınız sadece bakanıma vurdunuz. Eşine, çocuğuna vurdunuz. Bir edep var yahu, bunu nasıl yaparsınız? Bir siyasi ahlak içerisinde bakanımı eleştirirsiniz, öneri getirirsiniz. Siz bunu yapmıyorsunuz, duyumlarla hareket ediyorsunuz. Müddei (iddia sahibi) iddiasını ispatla mükelleftir, iddiasını ispatlayamayan işte oraya üç nokta koyuyorum... ÖZYÜREK'İ BAYKAL'A ŞİKAYET ETTİ Başbakan Erdoğan, TBMM'de bütçe üzerine görüşlerini aktarırken, muhalefet sıralarından CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek'in sözlü sataşmasına tepkisi çok sert oldu. Erdoğan, Özyürek'e dönerek, î Başa "Sayın Özyürek çok ileri gidiyorsun. Bak sen geçmişte Plan Bütçe Komisyonu'nda konuşma yapıyorsun ve bu konuşmada neler konuşuyorsun, "Zaten bu millet mazoşisttir. Ne kadar eziyet yaparsan o kadar..." diyorsun... Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nü açıp şu 'mazoşist' kelimesine bir bakın. Bu millete mazoşist diyecek kadar seviye kaybına uğramıştır. Ağlanacak halinize gülüyorsunuz Sayın Baykal, size ithaf olunur. Bu tür adamları yanınızda çalıştırıyorsunuz. Türk Dil Kurumu'nda son yapılan tasarıma göre 'özezer' olarak karşılık bulan mazoşizm, psikolojide acı çekmekten hoşlanan tipler için kullanılıyor... Erdoğan ayrıca, fakir fukara yardımlarını anlatırken, muhalefet sıralarından sataşmalar üzerine, "Sizi edebe davet ediyorum. Edepli olun, biz bu yardımları kentin valisiyle, kaymakamıyla eşgüdümlü olarak yapıyoruz" diye konuştu. ÇAY-SİMİT TARTIŞMASI Erdoğan konuşmasında çay-simit örneği vermesi Baykal'ı sinirlendirdi. Baykal, "Siz ne konuştuğunuzu bilmiyorusunuz. Ben konuşmamda simitten söz etmedim. Çaydan bahsettim" diye çıkışması dikkat çekti. Erdoğan, bu sözler üzerine kendi dönemlerinden önce paranın satın alma gücünün çay ve simit almaya yetmediğini söyleyerek savunmaya geçti. KADROLAŞMAYA CEVAP Sayın Baykal, 'kadrolaşma' diyor çok çirkin. Siyasi iktidarlar kendi ekibini seçme hakkına sahiptirler. Bu onların bir hakkıdır. Bütün bu üst düzey yöneticilerin dağılımı bu ülkenin kendi evlatları ve personeli. Bunlar oradan alınır başka yerlere kaydırılır. Biz sizin iktidarınızda bazı kurumları nasıl dejenere ettiğinizi iyi biliriz. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||