ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- Şemdinli ve hukuk - taha akyol

- Hainlik, ahmaklık - güneri civaoğlu
  ~ Şemdinli'deki son patlama eğer "ikinci Susurluk" ise, hainliğin de ötesinde tam bir çılgınlık ve ahmaklık.
  ~ Bu ahmaklığı yapanların "devlet bağlantıları", olsa olsa "devlet içine çöreklenmiş, başına buyruk çete" asalaklığıdır.
  ~ Bir diğer olasılık da, bu duyarlı yörenin karışmasını isteyenlerin hadiseye "devlet bağlantılı" izlenimi verecek tezgâh kurmuş olmalarıdır.
  ~ Bir eski PKK'lının kitabevinde bomba patlatanların, armut gibi yakalanmaları, kullanılan otomobilin hemen ele geçmesi, içinde bir jandarma astsubay çavuşun kimliği ve görev belgesinin üzerleri kırmızı kalemle çizilmiş isim listesinin bulunması, araçtaki bombalar, Kalaşnikov silahlar, "birilerinin olaylara devlet bağlantılı izlenimi vermeye çalıştığını" da düşündürüyor.
  ~ Dün konuştuğum eski İçişleri Bakanı ve DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, "Çok amatörce yapılmış bir eylem" dedi.
  ~ Bu pis eylemi yapanların, ima edildiği gibi devletin gizli servislerinde yuvalanmış çetecilerin ise, bu denli acemice davranmaları garip!

- Tablo arkasında evlenme teklifi - milliyet
  ~ Mustafa Kemal'in odasını toplayan Latife, yatağın üzerinde duran tabloya bir anlam veremedi. Mustafa Kemal gülerek, Latife'den tabloyu getirmesini istedi. Paşa, "Lütfen arkasını çevirir misiniz?" dedi. Latife öylece kalakaldı. Topu topu birkaç sözcüktü ama yaşamını değiştirecek evlenme teklifini içeriyordu...

- Ey ATATURK lafini duyunca tuyleri diken diken olan haysiyetsizler , bayraminiz olsun diyemeyecegim cunku o henuz olmedi.
  ~ Ey geride biraktigi Nazlisi , yavrularini yabana yem etmemek,kirletmemek icin vatan diye diye bu vatana kan vermis sehitlerin vefasiz ,onursuz torunlari ,bayraminiz olsun diyemeyecegim cunku onlarda henuz olmedi.

- İŞTE SUÇÜSTÜ BELGELERİ... İŞTE ARAÇTAN ÇIKAN KROKİ... haber vitrini 
  ~ Jandarma İstihbarat Teşkilatı'na kayıtlı olan otomobilden çıkan belgelerde, saldırıya uğrayan Umut Kitabevi'nin bulunduğu pasajın krokisi ve kentte yaşayan birçok kişiye ait istihbarat bilgileri yer alıyor.

- Şemdinli'de cevap bekleyen sorular - internethaber
  ~ Şemdinli'deki bombalamadan sonra savcı keşif yaparken içinden ateş açılan otomobilin, jandarma uzman çavuşun eşinin üzerine kayıtlı olduğu belirlendi.

- RUSYA YARI ÇÖKÜŞ DÖNEMİNDE… ajans kafkas

- KREMLİN’İN YENİ BASIN HİZMETİ!.. RUS GAZETECİLER İÇİN TALİMATNAMELİ ‘ÇEÇENİSTAN TERMİNOLOJİSİ’… ajans kafkas

- LİTVİNENKO’DAN DÜRÜST GAZETECİLER SÖZLÜĞÜ… ajans kafkas

- 10 Kasım ve bazı gerçekler - milli gazete -  
  ~ İlk ponksiyonu yapan Prof. Operatör M.Kemal Öke’nin sarayda olmadığını, o sırada Gülhanede’de talebesine ders vermekle meşgul bulunduğunu söylediler ve işin ertesi güne kadar geri kalmasını rica ettiler, dinlemedi:
  ~ Atatürk’ün ölümünden sonra geriye kalan evrakı ve bir kısım eşyası yağma edilmiş, herkes aleyhinde gördüğü vesikaları alıp imhâ etmiş, bu imhâ edilen evrakın ve yağma olunan eşyanın peşine düşen, tereke tesbitine me’mur Anakara Üçüncü Sulh Hukuk Hakimi Osman Selçuk ise, bir müddet sonra tereke tesbiti işinden alınarak başka yere kaydırılmıştır!..
  ~ Atatürk’e yakın bâzı kimselerin şehâdetine göre, Paşa, Çankaya’ya gömülmek istemiş, bir vasiyyet olarak bunu sık sık tekrarlamışken, neden Çankaya’ya değil de, şimdiki yere gömülmüştür?..

- JİRİNOVSKİ’DEN FRANSA’YA; ‘TARAFTARLARIMIZI GÖNDERELİM OLAYLARI BASTIRSINLAR!’ ajans kafkas

- NE DEMİŞLERDİ ?
  ~ Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun faziletine en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir.
  ~ Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti'nin başındaki büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı.
  ~ “Mustafa Kemal; bir millet, bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır.”
  ~ Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile yoksul düşmüştür. Gücü, zorlukları yenme kararı ve yiğitliği ile, aman bilmeyen galiplerin uygulamaya kalkıştıkları pranga siyasetini ilk kıran Atatürk'tür.
  ~ İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.

- "Ne bir dua, ne Fatiha isterim sizden. İntikam. Ah! İntikam!" - ibrahim karagül 

- Denktaş: Kara çarşaflı kargalar! - yeni şafak 
  ~ KKTC 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Atatürk'ü anma törenlerinde inançları gereği örtünen bayanlara hakaret etti. Denktaş, Akdeniz Üniversitesi'nin (AÜ) düzenlediği 'Atatürk'ten Günümüze Kıbrıs' konferansında, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde olumsuz bazı görüntülere rastlandığını söyledi. Tesettürlü bayanları 'kargalara' benzeten Denktaş, şunları söyledi: "İstanbul'da hilafet için sancak açılabilmekte, İstanbul'un bir çok mahallesinde, kargalar gibi giyinmiş kara çarşaflar içindeki genç kızlar Atatürk'ün ruhunu rencide etmektedirler. Bazı üniversitelerimizin Atatürk'e sahip çıkma kararlılığı karşısında, bazı kesimlerin üniversitelere başka türlü bakışı da bu fotoğrafın içerisine rahatlıkla girebilmektedir.''

- "Bombacılar JİTEM'ci çıktı!" - internet haber
  ~ Şemdinli'de önceki gün bombalı saldırının eyleminin arkasından JİTEM mensuplarının çıktığı iddia edildi. JİTEM'cilerin savcıya verdikleri ifadeler ise hayli düşündürücü...

- Mustafa Kemal'i ürküten genç kız - Milliyet
  ~ Latife, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını şu sözlerle karşıladı: İzmir'e teşrifinizle Türk milleti muradına erdi. Evime şeref vermenizle, ben muradıma ermiş bulunuyorum

- 10 Kasım ve General Hilmi - Behiç Kılıç 
  ~ Bugün
 
 
 


î Başa
Şemdinli ve hukuk - taha akyol


HAKKÂRİ merkez ve ilçelerinde son üç ayda araç ve işyerlerine konulan bombalarla 9 saldırı oldu.
Askerleri, kamu binalarını, eğitim tesislerini hedef alan saldırıların PKK tarafından düzenlendiği şüphesizdir. Bu saldırılarda asker ve polis 12 güvenlik görevlisi şehit düştü.
Bunlardan başka, anlaşılıyor ki, JİT (Jandarma İstihbarat Teşkilatı) mensubu bir subay, bir astsubay ve bir uzman çavuş da bazı bomba eylemlerini düzenlemişler.
'Devlet'i töhmet altında bırakan olay 9 Kasım'da Şemdinli'de patlak verdi. PKK davasında 15 yıl hapis yatan bir kitapçının işyeri bombalandı, bir kişi öldü, 5 kişi yaralandı.
Olayı protesto eden kalabalık, üç kişiyi bombacı oldukları gerekçesiyle linç etmek istedi. Bu üç kişinin JİT mensubu oldukları tespit edildi! Kullandıkları aracın trafik kaydı, araçta bulunan resmi kimlik bunu gösteriyor.
Araçta MKE yapımı silahlar, Kalaşnikovlar, bomba yapım malzemeleri de bulundu.

Amaca göre hukuk!
OLAYLAR PKK'nın etkin olduğu bir yörede cereyan ediyor. Bunu dikkate alarak şöyle düşünebiliriz:
"JİT mensupları, yaptıkları yanlış olsa da, PKK'lılara ve sempatizanlarına gözdağı vermek istediler.
Güvenlik güçlerinde terörle mücadele azminin zaafa uğramaması için, bunları ufak bir ceza ile kurtarmak lazım.
Bu mümkün mü? Mümkün... Hazırlık soruşturması gizlidir, deliller 'amaca göre' toplanabilir mesela... Yargılama sürüncemede bırakılabilir, hatta zamanaşımına bile uğratılabilir."
Türkiye'de uzun süre böyle düşünülmüştür ve çok yanlışlar yapılmıştır.
Bugün Abdullah Gül'ün "Türkiye eski Türkiye değil" sözleri önemlidir; umut vericidir.

Vatanseverlik...
MİLLET hayatında hukukun en önemli işlevlerinden biri "tarafsız hakem" olabilmektir. Sosyal, siyasi ve bireysel ihtilaflarda yargı taraf tutarsa ihtilaflar derinleşir.
Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, yargının ve devlet kurumlarının "tarafsız" olduğuna inanılan ülkelerde, İngiltere gibi, sosyal ve siyasi ihtilaflar daha kolay çözülüyor, yumuşak geçişler mümkün oluyor. Ama hukukun ve devletin "tarafsızlığına" güvenilmeyen İtalya gibi ülkelerde bu daha zor sağlanabiliyor. (1)
Fransız geleneğinde yargı "tarafsız" değil, "cumhuriyet muhafızı" olarak görülmüştür. Ülkenin yüzyıl süreyle çalkantılar içinde kalmasının sebeplerinden biri, toplumsal ve siyasi ihtilaflarda adaletli çözüm duygusu yaratılamamasıdır. (2)
Hangisi daha akıllı vatanseverliktir?!
Olaylardan sonraki halk gösterileri, protestolar meselenin ne kadar duyarlı olduğunu gösteriyor.
Hükümet ve Genelkurmay gerçekten "eskisi gibi" değil, hukuk devletinin gerektirdiği gibi davranıyorlar. CHP'nin konuyu sahiplenmesi de isabetli olmuştur.
Böyle devam etmeli. Kayırma da olmadan, linç duygusuna da kapılmadan...
Yargı, delillerin toplanması açısından da hüküm açısından da "uzaylı" bir hâkimin de "doğru" bulacağı bir karara varmalıdır.
Adalet de vatanseverlik de bunu gerektirir.
1) Gabriel Almond ve Sidney Verba, Civic Culture, London 1989.
2) S. Hazareesingh, Political Traditions in Modern France, Oxford, 1994.
 


î Başa
Hainlik, ahmaklık - güneri civaoğlu


î Başa Şemdinli'deki son patlama eğer "ikinci Susurluk" ise, hainliğin de ötesinde tam bir çılgınlık ve ahmaklık.
Fransa'daki sosyal patlamalardan sonra aklı başında herkes, bu virüsün Türkiye'ye taşınması olasılığından duyduğu kaygıyla iğne üzerinde otururken, duyarlı bir bölgede "ateş" yakmanın başka izahı olamaz.
Bombanın atıldığı kitabevinin eski bir PKK'lıya ait olması... Bombayı atanlardan birinin kimlik kartının ve olayda kullanılan aracın bir jandarma çavuşuna ait olması... Halkın yakaladığı zanlılardan ikisinin serbest bırakıldığı söylemleri... Gözaltına alınan zanlının "Emniyet'tenim" diye bağırması... Soruşturmanın gizli tutulması... Başbakan Erdoğan'ın "Olay çok hassas, kimse kayırılmayacak" gibi "netameli" demeçleri, ciddi kuşkular yaratmakta.
"Devlet bağlantılı" fısıltılar dolaşmakta.
...................
Ancak... "Devlet bağlantısı"nın, "devlet işi" kapsamında söylenmesi ve yorumlanması, amacını aşan yanlışlığa açıktır.
î Başa Bu ahmaklığı yapanların "devlet bağlantıları", olsa olsa "devlet içine çöreklenmiş, başına buyruk çete" asalaklığıdır.
Böylelerinin örnekleri "faili meçhul"lerle çok yaşandı.
Devleti ve hukuku yetersiz bularak, kendilerinden menkul milliyetçilik misyonlarıyla, dar kadrolu katil çeteleri oluşturanların isimleri hâlâ belleklerde... Bunlar, üniformalılar, güvenlik örgütlerinden ajanlar, onların maşaları, kullandıkları itirafçıları ve mafya şefleri olabiliyorlar.
Bunların da devletle bağlantıları olsa olsa "bordro" nedeniyledir.
Hiçbir hiyerarşik emir komuta görev dizisinin yansıması olamaz.
....................
î Başa Bir diğer olasılık da, bu duyarlı yörenin karışmasını isteyenlerin hadiseye "devlet bağlantılı" izlenimi verecek tezgâh kurmuş olmalarıdır.
î Başa Bir eski PKK'lının kitabevinde bomba patlatanların, armut gibi yakalanmaları, kullanılan otomobilin hemen ele geçmesi, içinde bir jandarma astsubay çavuşun kimliği ve görev belgesinin üzerleri kırmızı kalemle çizilmiş isim listesinin bulunması, araçtaki bombalar, Kalaşnikov silahlar, "birilerinin olaylara devlet bağlantılı izlenimi vermeye çalıştığını" da düşündürüyor.
î Başa Dün konuştuğum eski İçişleri Bakanı ve DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, "Çok amatörce yapılmış bir eylem" dedi.
î Başa Bu pis eylemi yapanların, ima edildiği gibi devletin gizli servislerinde yuvalanmış çetecilerin ise, bu denli acemice davranmaları garip!
Ayrıca... Devletin ya da devlete yakın olanların ortalığın karışmasından ve büyüyebilecek olayların başka yerlere sıçraması tehlikesinden ne yarar beklentileri olabilir?
Yani...
Komplo teorileri yürütürsek, hadisenin arkasında PKK'nın da olabilmesi mümkün.
Türkiye'de oluk oluk kan akan yıllarda köylere subay ve asker üniforması giymiş PKK'lıların baskın yaptıkları gerçek değil mi?
Belki... Bu olasılık da dikkate alınarak şimdilik açıklama yapılmıyor.
Ancak... Ne olursa olsun, süratle sonuç almak, suçluları yakalamak ve cezalandırmak gerekir.
AB eşiğindeki Türkiye'nin artık bu pisliklerden arınma zamanıdır.
.....................
Öte yandan Şemdinli'de bombalama olayları 2 aydır sürüyor.
Ağar'a göre, "orada bir şeylerin provası yapılmakta..."
Yönetimin bu kadar zaman suskun kalması anlaşılır şey değil.
Gevşek ve sessiz kalınınca, bombalama olayları, işte bu vahim noktaya dayandı.
Şemdinli'de olaylar sürüyor ama hâlâ iktidarın üst düzey isimleri orada yoklar.
Şimdi gitmezlerse... Hiç temenni etmem ama olayların kontrolsüz kalması halinde sonraları hem gecikmiş olurlar, hem de -belki- karşılaşabilecekleri -olası- tepkiler nedeniyle gitmeye çekineceklerdir.
Bu çok üzücü olayı lanetliyorum.
 



î Başa
Tablo arkasında evlenme teklifi - milliyet

î Başa Mustafa Kemal'in odasını toplayan Latife, yatağın üzerinde duran tabloya bir anlam veremedi. Mustafa Kemal gülerek, Latife'den tabloyu getirmesini istedi. Paşa, "Lütfen arkasını çevirir misiniz?" dedi. Latife öylece kalakaldı. Topu topu birkaç sözcüktü ama yaşamını değiştirecek evlenme teklifini içeriyordu...

Sırlarıyla Latife Hanım - 3
İpek Çalışlar

Latife, başlangıçta Mustafa Kemal'i rahatsız etmemek için gölgede kalmış, kendisine ihtiyaç duyulduğu an isteneni yapmıştı. Mustafa Kemal, hizmet edenlere sözünü bu denli geçiren genç kızdan etkilenmişti. Onu yakından tanımak istedi. Tanıdıktan sonra da hiç vakit harcamadan bu yeni keşfettiği zekâdan yararlanmaya başladı. Latife onun sekreteri oldu. Birçok Avrupa dilini çok iyi bilmesi nedeniyle emsalsiz bir tercümana dönüşmüştü. Birlikte çalışırken fikir alışverişinde bulunuyor, pek çok konuyu tartışıyorlardı.
Mustafa Kemal'in ihtiyacı olan bütün hizmetleri üstlenmiş, kısa süre içinde yaverler arasına katılmıştı.
Ali Fuat Paşa (Cebesoy), anılarında izlenimini şöyle aktarıyor:
"Köşkün hakiki bir başkumandanlık karargâhı gibi bir hayli işlek olmasına rağmen intizamı pek mükemmeldi. (Latife) herkese şefkat ve nezaketle muamele ediyor, mukabilinde hepimizden hürmet görüyordu. Her dediği adeta karargâh kumandanının bir emri gibi telakki olunuyordu. Gazi Paşa bile bu hareket tarzını memnuniyetle kabul etmişti. Gülerek, 'Karargâh komutanı hanımın emri budur' diyordu."
Mustafa Kemal'in Uşakizadeler'in evindeki misafirliği 29 Eylül'de son buldu. Savaş ve politikayla yoğrulmuş bu 16 günün içine, unutulmayacak bir aşk hikâyesi ile romantik bir evlenme teklifi de sığdı. Karargâhın bir parçası haline gelen Latife kişiliği ve kültürüyle Mustafa Kemal'i öylesine etkiledi ki, savaşı bitirmek ve işgali sona erdirmekten başka bir şey düşünmezken, ansızın karşısına çıkan bu genç kadınla evlenmeye karar verdi.

Hayat doluydu
Latife çok güzel konuşuyor, derin düşünüyordu. Zekiydi, hayat doluydu. Mustafa Kemal'in en ciddi anlarında bile dikkatini çekmeyi beceriyordu.
Latife'nin Mustafa Kemal ile ilişkisi bir sekreter ya da yaver konumunu çok aşmıştı. Artık ona güzel ve hoş anlamına gelen "Latif" diye hitap ediyordu.
İzmir'de geçen günlerin tanığı yaver Salih Bozok, Beyaz Köşk'te o günlerde yaşananları yıllar sonra İsmet Bozdağ'a şöyle anlatmıştı.
"Latife görevimin bir bölümünü-hemen fark ettirmeden-elimden almış ve kendisi yapmaya başlamıştı. Köşkte en geç yatan o, en erken kalkan yine o idi. Avrupa gazetelerine abone olmuştu. İstanbul gazeteleri ile birlikte gelen Avrupa gazetelerini Latife Hanım alıyor, hepsini büyük bir dikkatle gözden geçiriyor ve gerekli bazı haberleri işaretliyordu. Mustafa Kemal Paşa uyandıktan sonra sabah kahvesi ile birlikte odasına giriyordu.
Bir yandan Paşa ağır ağır kahvesini yudumlarken Latife günün önemli haberlerini özetliyor, yorumları aktarıyor, kendisine ait yazıların kupürlerini Paşa'ya veriyordu.
Paşa, bu duruma kısa bir süre içinde alıştı ve bu işin tiryakisi oldu."

Gelecek için ortak idealler
Latife, evlenmeye giden süreci Amerikalı gazeteci İsaac F. Marcosson'a anlatmıştı.
"Yüzyıllardır kadınları köleleştiren gelenekleri yıkmak, erkeklerin kölesi olmaktan kurtarmak için çalışmak istiyordu. Mustafa Kemal de ona Türkiye için hedeflerini anlatıyor, ortadan kaldırmaya kararlı olduğu batıl inançlardan ve cehaletten söz ediyordu. Ülkenin geleceği için ortak idealleri vardı."
Latife'yi tanıyan herkes genç kadını Mustafa Kemal'e yakıştırıyordu. İsmet (İnönü), Kazım (Karabekir), Salih (Bozok), Ahmet Emin (Yalman), Ruşen (Eşref Ünaydın) Latife'ye bayılmışlardı. Yeni Türkiye'yi temsil ve değiştirme yolculuğuna Latife gibi bir kadınla çıkması pek çok şeyi kolaylaştırabilirdi.
Engel elbette vardı. Fikriye vardı, Ankara'nın ağır koşulları vardı. Bunu da Latife halledebilirdi. Kararı uygulamak üzere harekete geçti. Kolay kolay kimsenin aklına gelmeyecek, son derece romantik bir yöntemde karar kıldı.

'Odamı siz toplayın'
Latife Hanım'ın iki yakını Muammer Erboy ve Dilek Bebe, Mustafa Kemal'in Latife'ye İzmir'deki köşkte evlenme teklif ettiğini anlatıyorlar. İkisinin anlatımı şöyle:
Bir sabah Mustafa Kemal evden ayrılmadan bir ricada bulundu beyaz evin genç kızından, "Latifçiğim bugün odamı siz toplayabilir misiniz?" dedi.
"Memnuniyetle Paşam" diye cevap verdi Latife.
Mustafa Kemal'in yatağı yapılmış, her şey yerli yerindeydi. Toplayacak bir şey yoktu.
"Acaba niye gönderdi beni buraya?" diye düşündü, içinden çıkamadı. Yerinde olmayan tek bir şey vardı o da Mustafa Kemal'in bir yağlı boya portresi. Nedense yatağın üzerine bırakılmıştı. Kaldırıp duvara astı.
O gece akşam yemeğini, Latife ile Mustafa Kemal baş başa yediler. Sofraya oturduklarında, Mustafa Kemal, odamı topladınız değil mi diye yeniden sordu emin olmak istercesine... Sonra da genç kadına anlaşılmaz gelen bir istekte bulundu.
"Lütfen odaya gidip o duvara astığınız resmi geri getirin" dedi.
Muzip ve oyun oynar gibi bir hali vardı. Latife de bir anlam veremedi ama hemen gitti ve tabloyu çivisinden çıkarıp getirdi.
Ancak Mustafa Kemal oyunu sürdürüyordu, "Lütfen arkasını çevirir misiniz?" diye devam etti.

El yazısını hemen tanıdı
Latife'nin kafasından bin bir şey geçiyordu ama işi bir türlü çözemiyordu. Tablonun arkasını çevirdi. Öylece kalakaldı. Mustafa Kemal'in el yazısını hemen tanıdı. Topu topu birkaç sözcüktü ama yaşamını değiştirecek her şey o sözlerde gizliydi. Mustafa Kemal Latife'ye çok özel şeyler yazmıştı resmin arkasına. Lirik bir evlenme teklifi ve iltifatlar içeriyordu bu sözler.
Latife, evlenme teklifi almış bir genç kızdan çok, ilişkilerinin evlilik biçiminde sürmesinin gerçekçi olacağını düşünen bir ruh hali içindeydi Mustafa Kemal'e "evet" derken.
"Bizim birlikteliğimiz en çok kafalarımızın birlikteliğinden" doğdu diyecekti daha sonra bir yabancı gazeteciye.
Latife, Time dergisine bu süreci şöyle anlatacaktı: "Dört gün konuştuk. Beşinci günün akşamı büyük Paşamız, çok gerçekçi bir tavırla, özellikle de aldığım Batı eğitimi nedeniyle benim kendisine uygun bir eş olduğumu düşündüğünü söyledi. Ne yaptığımı kavramadan teklifini duygusal olmaktan uzak ve gerçekçi bir ruh hali içinde kabul ettiğimi söyledim."

'İnsanın aklından geçeni biliyor bu kız'

Ankara'daki Azerbaycan Elçiliği'nde bir gece Mustafa Kemal, 1923'ün ocak ayı içinde bir gece yakın çevresine "Evleniyorum" demişti. Olayın tanığı olan gazeteci İsmail Habib Sevük'ün anlatımı aynen şöyle:
Gazi mühim bir sürprizle söze başladı. Gözler ona dikildi, kulaklar ona açıldı. Verdiği haber hakikaten bir sürprizdi:
"Evleniyorum!"
Herkes hayret içinde...
"Ciddi mi Paşam?"
"Ciddi efendim, ciddi, kati ve mukarrer: Evleniyorum."
Galiba Ağaoğlu soruyor.
"İzmir Fatihi'nin kalbini fetheden bu bahtiyar kim?"
"İzmirli bir kız... Ailece ahdetmişler, eğer ben İzmir'i alırsam mutlaka kendi köşklerinde misafir edeceklermiş..."

İnönü'yü özlediğini bildi
"Kızın en büyük meziyeti insanın kafasından geçen şeyi bile keşfedecek kadar ferasetli oluşudur. Mesela biz onların köşküne yerleştikten sonra bir gün İsmet Paşa'yı özlüyordum. Bulunduğu yer bize epeyce uzak. Haber de göndersem gene epey vakit geçecek. Halbuki o anda onunla konuşmayı ne kadar istiyordum. Birdenbire kapı vuruluyor. Giriniz! Dedim...
Oo... İsmet Paşa!"
"Aman ne iyi ettin de geldin, ben de seni özleyip duruyordum."
İsmet Paşa şaşırdı.
"Fakat gelsin diye telefonla emrinizi bildirdiler de geldim."
"Kim telefon etmiş?"
Kız içeriye giriyor ve şöyle diyor: "İsmet Paşa'nın gelmesinden memnun kalacağınızı düşündüğüm için ben telefon ettim."
Görüyor musunuz, insanın kafasından geçeni biliyor!

Salih sen nerden çıktın! Latif nerde?

Salih Bozok'tan İzmir günlerine dair bir anı
Bir sabah Mustafa Kemal Paşa erken uyanmış ve kahvesini istemişti. Vakit çok erkendi, Latife uyuyordu. Kahvesini ben götürdüm; içeriye girişimi hayretle seyrettikten sonra:
"Sen nerden çıktın? Latif nerde?" dedi.
Doğrusu bu sözlere biraz alınmadım diyemem. Bunca yıl kendisine hizmet ettikten sonra bir sabah sanki hayatında ilk defa kahvesini benim elimden alıyormuş gibi, "Sen nerden çıktın?" demesi oldukça gücüme gitmişti.
Salih Bey, Latife Hanım daha kalkmadı, bu yüzden kahveyi ben getirdim dediğinde, Mustafa Kemal yaverinin alındığını fark etmemişti.
"Hemen kaldırın, gazeteleri alsın, gelsin..." dedi.

'Çekici bir kadında uyanık erkek kafası'

Mustafa Kemal'in biyografisini kaleme alan Lord Patrick Kinross, Latife'yi kitabında şöyle anlatacaktı:
"O, düşünceleri, öğütleri ve akılcı konuşmasıyla Mustafa Kemal'in zihnini kamçılıyordu. İşte, çevresindeki erkeklerin çoğundan daha iyi konuşabileceği bir kadın. Uyanık bir erkek kafasıyla çekici bir kadın vücudunu kendisinde birleştirmişti."

YARIN
  • Dünyayı şaşırtan gelin...
  • Çankaya'da da hem kendisi için hem de hemcinsleri için siyasi hak talep eden bir kadın...
  • Siyasi hayalleri vardı...
  • Türk basını Latife'yi nasıl tanıttı?

    KAYNAK: Dilek Bebe'nin anlatımı, Can Dündar ile 10 Kasım 2004- Milliyet görüşmesinden; İsmet Bozdağ'ın Atatürk'ün Başyaveri Salih Bozok anlatıyor İki Aşk Arasında Atatürk, ve Atatürk ve Eşi Latife Hanım" adlı kitabından alındı.
    Kronoloji için Utkan Kocatürk'ün Kaynakçalı Atatürk Günlüğü esas alındı.


  • î Başa
    Ey ATATURK lafini duyunca tuyleri diken diken olan haysiyetsizler , bayraminiz olsun diyemeyecegim cunku o henuz olmedi.
    Ey namusunu ,onurunu kurtarmak adina sirtinda mermi tasiyan ninelerimin hayirsiz torunlari ,bayraminiz olsun diyemeyecegim cunku henuz onlar olmediler.
    î Başa Ey geride biraktigi Nazlisi , yavrularini yabana yem etmemek,kirletmemek icin vatan diye diye bu vatana kan vermis sehitlerin vefasiz ,onursuz torunlari ,bayraminiz olsun diyemeyecegim cunku onlarda henuz olmedi.
    Onlar bicare ,savunmasiz ,silahsiz ,birakilmislardi. Biri cikti onlari yureklendirdi ,yoktan var etti ,tek yunmruk ,tek yurek, tek bilek yapti.Hep birlikte canimiza, namusumuza ,onurumuza kasitli yedi milleti ,disleriyle tirnaklariyla bu topraklardan attilar.
    Ey bu vatani 80 senedir yeniden  7 millete muhtac hale getiren vefasizlar ! Bumuydu  bu kahramanlarin onderinin sucu ,onlari ayaga kaldirmakmiydi ? Hincinizi 80 senedir alamadiniz da sonunda resimlerinden heykellerindenmi almaya basladiniz.Bayraminiz olsun diyemeyecegim ,siz indirdikce biz yenilerini asacagiz.
    Ruhun saad olsun buyuk onder. Kemiklerin sizlamasin.Cumhuriyet hala ayaktadir.Cunku bizler son nefeslerimizi henuz vermedik. seviyorumdotcom yahoogroups




    î Başa
    İŞTE SUÇÜSTÜ BELGELERİ... İŞTE ARAÇTAN ÇIKAN KROKİ... haber vitrini 


    î Başa Jandarma İstihbarat Teşkilatı'na kayıtlı olan otomobilden çıkan belgelerde, saldırıya uğrayan Umut Kitabevi'nin bulunduğu pasajın krokisi ve kentte yaşayan birçok kişiye ait istihbarat bilgileri yer alıyor.
    12 Kasım 2005 Cumartesi 10:43

     

    HAKKÂRİ - Şemdinli'de Umut Kitabevi'ne bombalı saldırı düzenlediği belirtilen JİT (Jandarma İstihbarat Teşkilatı) mensuplarına ait 30 AK 933 sivil ve 730198 askeri plakalı beyaz renkli Renault 19 marka araçta ilginç belgelere ulaşıldı. Bu belge ve krokiler sadece son bombalı saldırı konusunda önemli bir delil olmakla kalmıyor, planlandığı anlaşılan çok sayıda suikast ve bombalama eylemi hakkında da önemli ipuçları veriyor. Halen çoğaltılmış nüshası halkın eline geçen belgeler arasında en çarpıcı olanlar, Şemdinli'de çok sayıda kişiye ait istihbari bilgileri içeren dosya da bulunuyor. Dosyanın içinde, bombalanan Umut Kitabevi'nin sahibi Sefer Yılmaz'a ait ev ve işyerinin krokileri yer alıyor. JİT aracında yer alan bazı belgeler şöyle:

  • Umut Kitabevi'nin sahibi Sefer Yılmaz'ın işyerine ait kroki önemli belgeler arasında. Bu krokide kitabevinin içinde bulunduğu Özipek Pasajı'nın içinin ayrıntılı krokisi yer alıyor. Krokiye pasaj girişinde levha olmadığı not olarak düşülmüş. Krokide başka bir ayrıntı hükümet konağı ve jandarmaya giden yolların oklarla gösterilmiş olması.

    Koyu renk kalemle işaretlenmiş

  • Sefer Yılmaz'ın evinin ayrıntılı bir krokisi de başka bir belge olarak dosyada mevcut. Krokide Sefer Yılmaz'ın evi koyu renkli kalemle boyanarak işaretlenmiş. Sefer Yılmaz'ın evine giden cadde üzerinde bulunan cami ve başka iki ev de ayrıca krokide gösterilerek burada oturan İsa Eken ve Sabri Fırak adlarının yanına (GKK - Geçici Köy Korucusu) işareti konulmuş. Yılmaz'ın evini gösteren krokinin üzerinde Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı Nizamiyesi ile hizmet binasına giriş, Taktik Jandarma Sınır Alay Komutanlığı Nizamiyesi girişi, ilçe merkezine gidiş, jandarma misafirhanesi, Emniyet Müdürlüğü ve Hükümet Konağı'na gidiş yolları oklar ve işaretlerle gösterilmiş. Ok ve işaretler, muhtemel bir saldırı planı için kaçış yollarının önceden belirlendiği izlenimi doğuruyor.

  • Arabada bulunan belgeler arasında biri 10 gün, diğeri 20 gün olmak üzere iki adet personel izin belgesi de var. Bu belgelerde adı geçen İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde uzman başçavuş olarak görev yapan Ümit Sevinç ile aynı yerde görevli kıdemli çavuş Halit Çağlar'ın Şemdinli'de yaşanan son olaylarla bağlantısını kuracak bir başka belgenin mevcut olup olmadığı henüz bilinmiyor.

  • Belgeler arasındaki 'Motorlu Araç Sicil Kartı'ndaki bilgiler, VF1453K0521837040 şasi numaralı Renault 19 marka aracın Jandarma'ya ait olduğunu tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık ortaya koyuyor.

    Aracın görev yeri

  • JİT aracında bulunan 7 Kasım ve 9 Kasım 2005 tarihli iki görevlendirme yazısı da Hakkâri İl Jandarma Komutanı Albay Erhan Kubat imzasını taşıyor. 7 Kasım tarihli görev yazısına göre araç, Umut Kitabevi'ne yapılan bombalı saldırı sonrasında halk tarafından yakalanan kıdemli başçavuş Ali Kaya'nın emrine verilmiş. Görev bölümünde ise jandarma başçavuş Özcan İldeniz'in adı var.
    Aynı araç 9 Kasım tarihinde de Ali Kaya emrine verilmiş. Aracın görev yeri olarak ise Yüksekova-Şemdinli ilçeleri gösteriliyor. (RADİKAL)


  • î Başa
    Şemdinli'de cevap bekleyen sorular - internethaber
    12 Kasım 2005 09:28  
    î Başa Şemdinli'deki bombalamadan sonra savcı keşif yaparken içinden ateş açılan otomobilin, jandarma uzman çavuşun eşinin üzerine kayıtlı olduğu belirlendi.

         Hakkâri'nin Şemdinli ilçesinde 9 Kasım'da düzenlenen bombalı saldırının faillerinin jandarma personeli olduğu iddialarını araştıran savcı ile halkın üzerine ateş açılan otomobilin, Jandarma Uzman Çavuş Tanju Çavuş'un eşi adına kayıtlı olduğu belirlendi. Bu gelişme üzerine "güvenlikli" bir yerde tutulduğu belirtilen Çavuş hakkında gözaltı işlemi yapıldı. "Yeni Susurluk" olarak nitelendirilen saldırıların faillerinin askeri personel ve bağlantılı PKK itirafçıları olduğuna yönelik iddia ve bulguların da irdelendiği soruşturmada "gizlilik" kararı alındı.
         
         Bombalar MKE yapımı
         
         Umut Kitabevi'ni hedef alan ve Mehmet Zahir Korkmaz'ın ölümüne neden olan el bombasını attığı iddia edilen PKK itirafçısı Besil Ateş'in kaçarken binmeye çalıştığı 30 AK 933 plakalı Renault-19 otomobil ve içinde bulunanlar, olayların Türkiye gündemine oturmasını sağladı.
         Ateş gözaltına alınırken, araçta bulunan astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz "güvenlikli bir yere" götürüldüler. Araçta 3 Kalaşnikov tüfek, 11 şarjör, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) yapımı 2 el bombası, hücum yeleği, krokiler, isim listeleri ve jandarma görevlendirme yazısı bulundu. Krokiler arasında, hedef alınan kitabevi ile daha önce bombalanan bir başka yerin ayrıntılarının yer aldığı belirtildi.
         
         Keşif sırasında ateş
         
         Şemdinli Savcısı Harun Ayık, bu araçta avukatlarla birlikte keşif yaparken, kalabalığın üzerine ateş açıldı. Yaralanan Ali Yılmaz hastanede yaşamını yitirdi. Delillerin araştırılmasını önlemek için gerçekleştirildiği iddia edilen saldırı nedeniyle keşfe ancak gece geç saatlerde devam edilebildi. Görgü tanıkları, 42 plakalı Şahin marka beyaz bir otomobilden ateş açıldığını belirttiler. Uzman Çavuş Tanju Çavuş da diğer 2 kişi gibi "güvenlikli bir yere" götürüldü.
         Savcılık, 42 plakalı aracın, Çavuş'un eşinin üzerine kayıtlı olduğunu belirledi.
         
         Görgü tanıklarının da savcılığa bu araçtan ateş eden kişinin Çavuş olabileceğine yönelik bilgi verdikleri iddia edildi. Bunun üzerine Çavuş hakkında resmi gözaltı işlemi yapıldı. Şemdinli'de görev yapan Çavuş'un gözaltı öncesinde iddiaları yalanladığı, eşi ve çocuğuyla birlikte arabada olduğunu, kimseye ateş etmediğini söylediği öğrenildi.
         
         Çavuş'a ait araçtaki plakanın bir traktöre ait olduğu iddiası ortaya atıldı. Bazı görgü tanıkları, plakanın 42 D 1248 olduğunu söylediler. Bunun üzerine yapılan araştırmada, ihbar edilen bu plakanın Konya'nın Yunak ilçesinde oturan Ö.N. isimli vatandaşın traktörüne ait olduğu belirlendi.
         
         30 AK 933 plakalı Renault-19 araçtan çıkan silah ve el bombaları balistik incelemeye gönderildi. Güvenlikli bir yerde tutulduğu belirtilen diğer iki astsubay hakkında ise somut bilgi olmadığı gerekçesiyle gözaltı işlemi yapılmadığı, "gerektiğinde" ifadelerine başvurulacağı öğrenildi.
         
         YANITI ARANAN SORULAR
         
         Teslim edilen iki görevli nerede?
         
         Olaylara karıştığı iddia edilen iki güvenlik görevlisi neden Emniyet'te değil?
         Durumu tartışılan iki görevlinin "güvenlikli" bir yerde tutulduğu haberleri doğru mu? Haklarındaki iddialara rağmen neden bu kişilerin bilgisine başvurulmadı? Bu kişiler neden sıcağı sıcağına gözaltına alınmadı?
         Kitabevine yönelik bombalı saldırıdan sonra 30 AK 933 plakalı araçta bulunan "görevlendirme" yazısı ne anlama geliyor? Jandarma Astsubay Ali Kaya adına çıkarılan yazı hangi amaç için verildi?
         
         Bagajdan çıkan silah ve el bombaları hangi kurumun envanterine kayıtlı?
         Araçta bulunan krokide işaretli yerler ve isimlerden hangilerine yönelik eylemler düzenlendi? Listede başka kimler vardı?
         
         Krokiler arasında, 1 Kasım'da Şemdinli'yi harabeye çeviren büyük bombalamada hedeflenen Cumhuriyet Caddesi'nin çizimlerinin de bulunduğu doğru mu?
         Saldırıyı protesto eden kalabalığı hedef alan, bir kişinin öldüğü silahlı saldırıyı kim düzenledi? Ölen kişinin vücudundan çıkan kurşun hangi silah ve hangi kuruma ait?
         
         Ağustosta dağıtılan ve "PKK saldırılarına yardımcı olanların cezalandırılacağı" belirtilen imzasız bildirilerin kaynağı kim? Bildiriyle saldırıların ilgisi var mı? Bildiriler konusunda soruşturma yapıldı mı?
         
         'Başka hedefler' iddiası
         
         Şemdinli'de yaşanan bombalama olayının ardından öfkeli halkın, kullanılamaz hale getirdiği araçta bulunduğu iddia edilen eylem planları arasında ilçe merkezindeki Ulu Cami'nin de bulunduğu belirtildi. Olaya karışan askeri görevlilerin kaçmasının ardından Şemdinli halkının araçta yaptığı incelemede bulduğu eylem planına göre, halkın sürekli kullandığı ve ilçenin en büyük camisi olan Ulu Cami'ye de dün (cuma günü) eylem yapılmasının planlandığı öne sürüldü. Aynı plana göre ayrıca Şemdinli Lisesi ile Yüksekova'daki Zagros İş Merkezi'nin de eylem yapılacak yerler arasında bulunduğu ileri sürüldü. Ancak lise ve iş merkezine yönelik eylemlerle ilgili bir tarih olmadığı kaydedildi.
         
         Haber: Tolga Şardan-Gökçer Tahincioğlu
         Kaynak: www.milliyet.com.tr



    î Başa
    RUSYA YARI ÇÖKÜŞ DÖNEMİNDE… ajans kafkas

    11.11.2005 - 17:58:29
    Carnegie Endowment for International Peace uzmanlarınca gerçekleştirilen ve dünyadaki devletlerin istikralılık arayışlarını sıralayan araştırma, Kommersant gazetesinde yayınlandı. Gazete, haberi, Rusya yarı çöküş döneminden geçiyor başlığıyla verdi. İşte, raporun ayrıntıları.

     

    Carnegie Endowment for International Peace’e bağlı araştırmacılar, dünya ülkelerindeki istikrarsızlık derecelerini gösteren ‘Başarısız Devletler’ listesini yayınladı. Listede çökme tehlikesi ile karşı karşıya olan 60 ülke var. Ve Rusya da bu ülkelerin arasında.

    Aslında bu fikir, Kremlin’de çok popüler. Dağılma tehlikesi, Rusya’da dikey güç yapısının oluşturulmasıyla ilgili tüm reformları açıklamak için kullanılıyor. Batılı uzmanlara göre, Rusya’nın çökme tehlikesi 1990’larda olduğu gibi çok açık değil. Ama yine de Rusya, çökme tehlikesi ile karşı karşıya olan 60 ülke arasında 59. sırada.

    Raporun yazarları, listedeki ülkelerin durumlarını belirlemek için artan sosyal, ekonomik, politik ve askeri etkenleri de içine alan 12 gösterge kullanmışlar. Bunların arasında, çeşitli bölgelerdeki pürüzlü gelişmeler (aralarındaki sorunun kaynağı), demografik baskılar, göçmenler ve sınır dışı edilenler, toplu şikayetler, insan hakları ihlalleri de bulunuyor.

    Araştırmacılar, Rusya’daki sorununun ana kaynaklarından birini, yerel bölgelerin ayrılma çabaları olarak gösteriyor.

    Listenin ilk 20’sinde hükümetlerin pratik olarak hiçbir kontrolünün olmadığı ya da kalmadığı ülkeler var. İlk 20’de Irak dördüncü, Afganistan ise onuncu sırada.

    Listenin ikinci yirmisinde, çökme tehlikesi içinde olabilecek olan ülkeler yer alıyor.

    Rapora göre, eski Sovyet cumhuriyetlerinden en sorunlu olanları 24’ncü sıradaki Özbekistan ve 38. sıradaki Ukrayna.

    Üçüncü yirmi ise, çökme tehdidi ile karşı karşıya olmayan ama çökme ihtimali bulunan olan ülkeleri kapsıyor. Bu kısımda 43’ncü sırada Beyaz Rusya, 53’ncü sırada Azerbaycan ve 59’ncu sırada Rusya var. Yine bu grupta yer diğer ülkelerden bazıları da Suudi Arabistan, Türkiye, Vietnam, Nijerya, Filipinler, İran ve Küba.

    Rusya’nın yakında çökmesinden korkulması, Batılı uzmanlar arasında da favori bir konu. CIA Rusya’nın 2015’e kadar 6 veya 8 ülkeye bölüneceği tahmininde bulunuyor. CIA’nın web sitesinde yayınlanan bir raporda, Rusya ihtimalleri şöyle değerlendiriliyor: “2015’e kadar global liderlik hırsını devam ettirmek, eldeki kaynakların azalmasıyla oldukça zor bir hale gelecek. Bunun en muhtemel sonucu Rusya içten zayıflayacak ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki yeri sayesinde, uluslararası politikalara dahil olacak. Rusya’nın 2015’de neye benzeyeceği sorusunun kritik faktörü de, yetkililerin icraatları olacak.”

    Rusya’nın bölünmesi fikri sadece Batı’da popüler değil. Rusya’da daha fazla konuşuluyor. Putin ve Kremlin’deki görevliler, otoriteyi güçlendirme adına yaptıkları son reformları haklı göstermek için bunu kullanıyorlar. Putin, geçen sene Eylül ayında, valilik seçimlerini kaldırma kararını açıkladığında, bazı güçlerin ‘Rusya’yı parçalayıp en iyi kısmını koparmak istediklerini’ ima etmişti. Bu bağlamda, Rusya’nın başarısız ülkeler listesine dahil edilmesi Kremlin’in endişelerini doğruluyor.

    Bununla beraber bazı Rus uzmanlara göre, Rusya’nın çökme tehdidi doğru değil.

    Politika Teknolojileri Merkezi’nin Bölgesel Araştırmalar Bölümü başkanı Rostislav Turkovski bu listenin, derleyicilerinin kişisel izlenimlerine dayandığı görüşünde. Turkovski, Rusya’yı bölgelerin değil, Ruslar ve Müslüman cumhuriyetler arasındaki giderek büyüyen boşluğun tehdit ettiğini düşünüyor. Turkovski, bu ve benzeri problemleri çözmek için bir formül olmadığını, bu yüzden de yetkililerin dikey güç yapılarının, bu sorunları çözemeyeceğini söylüyor.

    Rus Bilimler Akademisi’nin Nüfus Enstitüsü’nde kıdemli bir bilim adamı olan İosif Diskin ise, önümüzdeki beş ya da yedi yıl içinde Rusya’da herhangi bir çökme tehlikesi bulunmadığını anlatıyor. Diskin bu tehdidin, ‘15 yıl içerisinde’ önemli bir hale gelebileceğini söylüyor ve ekliyor; “Rusya’nın kaynakları zaten bu federal bölgelerde. Ve buralarda büyük bir jeopolitik savaş yaşanıyor. Bu yüzden de federal bölgeleri, devlet yapılarına çevirmemek çok önemli.’

    Bazı uzmanlar ise başarısız devletler sıralamasının ciddiyetten muaf olduğu görüşünde. Bunlardan biri Ulusal Stratejiler Enstitüsü’nün başkanı Stanislav Belkovski. Belkovski, bu raporun basına bir hedef olarak sunulduğu iddiasında. Kommersant’a yaptığı açıklamada Belkovski, ‘Bu istikrarsızlık sıralaması değil, kamuoyu üzerindeki istikrarsızlık algılayışı. Mesela Beyaz Rusya ve Ukrayna’nın istikrarsızlık rakamları Rusya’dan daha yüksek verilmiş ama gerçekte Rusya’dan daha istikrarlılar. Gürcistan ve Moldova gibi gerçekten istikrarsız ülkeler ise sıralama da bile yer almıyor’ şeklinde konuşuyor.


    KM/CA/AK



    î Başa
    KREMLİN’İN YENİ BASIN HİZMETİ!.. RUS GAZETECİLER İÇİN TALİMATNAMELİ ‘ÇEÇENİSTAN TERMİNOLOJİSİ’… ajans kafkas

    11.11.2005 - 16:20:26
    Çeçenistan’daki direnişi bir türlü yok edemeyen Kremlin, açığını propogandayla düzeltmeye çalışıyor. Tüm basın kuruluşları için, Çeçenistan terminolojisi hazırlayan Kremlin, Çeçenistan seçimleri için de tüm televizyon kanallarına yönelik yeni bir talimatname yayınladı. İşte ayrıntılar…

    Gazeta.ru, Kremlin’in Rus gazeteciler için yeni bir Çeçenistan basın sözlüğü hazırladığını duyurdu. Sözlüğü bütün basın kuruluşlarına gönderen ve bundan böyle bu terimlerin kullanılmasını isteyen Kremlin, öncelikle Çeçen direnişçiler için ‘Müslüman’ denmesini istemiyor. Kremlin’in ‘Müslüman’ sözcüğüne karşı kullanılmasını istediği kelime, terörist. ‘Çeçenistan savaşı’ yerine ‘anti-terör operasyonu’ teriminin kullanılmasını isteyen Kremlin’in bu talimatnameli basın sözlüğünde, meşru Çeçen hükümetinin Londra temsilcisi Ahmed Zakayev’in karşılığı ‘teröristlerin sözcüsü’, ‘Çeçen’ ve ‘İslamcı’ kelimelerinin karşılığı da ‘uluslararası terörizm’.

    Kremlin’in talimatnameli yeni basın sözlüğünde yasaklanan diğer kelimeler ve karşılıkları da şöyle; ‘Cemaat yerine terörist organizasyon, şehit yerine terörist ya da intihar bombacısı, mücahit yerine vehhabi, emir, imam ve saha komutanı yerine, eşkıya birimlerinin başları, cihat yerine, yıkıcı terörist faaliyetler.’

    Kremlin’in talimatnameli basın sözlüğü üzerine yorum yapan gazeta.ru, bu terimlerin kullanılma amacının, Çeçen direnişçilerin uluslar arası platformdaki imajını zedelemek, Rusya’yı da uluslararası terörizm ile savaşan Amerika ve diğer devletlerle aynı seviyeye getirmek olarak, açıkladı.

    Gazete.ru’ya göre, Rus askerlerinin Çeçenistan’daki en önemli uğraşının, ölü Çeçen direnişçilerin üstlerinden çıkardıkları sözde yabancı ülkelere ait vatandaşlık belgelerinin olması da şaşırtıcı değil. Yine gazete.ru’ya göre, Kremlin’in mantığı çok basit; Irak’ta siviller ölüyor ve kimse insan hakları diye bağırmıyorsa, saygın Avrupalı liberallerin de Çeçenistan için söyleyecek hiçbir şeyleri olmamalı.

    Gazeta.ru, Rusların bu sözlükle, bir diğer amaçlarının da önceden ya da şimdi Çeçenistan’da hiç savaş olmadığını, bunların sadece anti terör operasyonları olduğunu unutan vatandaşlarına gerçekleri yeniden hatırlatmak olduğunun altını da çizdi. Gazeta.ru, talimatnameli basın sözlüğünün, Çeçenistan’daki 27 Kasım seçimlerine rastlayacak şekilde zamanlandığını da kaydetti.

    Gazete.ru, Çeçenistan’la ilgili bir başka konuyu daha da gündemine taşıdı. Kremlin’in Çeçenistan’da seçimler öncesinde her şeyin normal olduğunu gösteren yayınlar yapılması talimatını. Bu talimata göre, Rus ve Rusya yanlısı Çeçen yetkililer, Çeçenistan’da her şeyin ‘istikrarlı’ bir şekilde gittiğini, seçimlerin gayet iyi geçeceği yolunda konuşuyor, bunlara da basın organlarında bir şekilde yer bulduruluyor. Kremlin, tüm televizyon kanallarına, seçimlerden bir ay önce, parti liderlerinin Çeçenistan gezilerine kapsamlı bir şekilde yer vermeleri talimatı da verdi. Gazete.ru, önümüzdeki hafta, tüm kanalların büyük bir ihtimalle, Çeçenistan’daki işçi, çiftçi ve diğer orta sınıfların yaşamlarıyla ilgili haberler gösteriyor olacağını da belirtti.


     



    î Başa
    LİTVİNENKO’DAN DÜRÜST GAZETECİLER SÖZLÜĞÜ… ajans kafkas

    11.11.2005 - 18:08:33
    Kremlin’in gazeteciler için talimatnameli basın sözlüğü yayınlaması sonrasında, eski FSB üst düzey yetkilisi Aleksander Litvinenko da, bir karşı sözlük hazırladı. İşte Litvinenko'nun sözlüğü.

    Global terörizm tehdidi içerisinde insanlar öldüğü zaman, dürüst gazeteci ve gözlemciler, Rus eşkıyalarının liderlerinin basını sinsice kullanarak toplum üzerindeki psikolojik etkilerini tekrar ve tekrar güçlendirmelerine seyirci kalmazlar. Bu bağlamda, Rusya'da meydana gelen olayların ve olaylara karışanların tam bir tanımı lazım ve ben de okuyucular için bu terimlerin ve ifadelerin daha açık bir şekilde belirtilmesini öneriyorum.

    İşte terimler:

    Rusya Devleti : Suç sendikası

    Rusya Devlet Başkanı: Uluslararası terörizmin lideri

    Rusya Federasyonu askeri birliklerinin başkomutanı: Rus eşkıyalarının lideri

    FSB Başkanı ve bölge başkanları: Aşırı tehlikeli terörist gruplarının liderleri

    İçişleri Bakanı ve üst düzey yetkilileri: Organize suç gruplarının liderleri.

    Devlet Başkanı sözcüsü: Uluslararası terörizmin megafonu

    Kadirov, Alkhanov ve Putin'in diğer kuklaları: Rusça vatan haini, Çeçence münafık

    Kuzey Kafkasya'daki Rus askerleri: İşgal ordusu ya da silahlı eşkıyalar

    Özel birlikler: Rus ölüm tugayları

    Anti-terör operasyonları: Bağımsız Çeçenistan Cumhuriyeti'ne karşı başlatılmış savaş.

    Özel operasyonlar (vatandaşların evlerine yapılan saldırılar, tutuklamalar, kaçırmalar): Çeçenistan vatandaşlarına karşı gerçekleştirilen soykırım ya da insanlığa karşı işlenmiş suç



    CP/CA/AK

     
     
    Mustafa Müftüoğlu


    î Başa
    10 Kasım ve bazı gerçekler - milli gazete -  
    Mustafa Müftüoğlu
    11.11.2005
    ATATÜRK’ÜN SAĞLIK DURUMU: “Atatürk sağlam bir kimse değildi” diyen Falih Rıfkı Atay devamla şunları yazar:
    “-1924’de kalb krizi teşhisi konan bir göğüs ağrısı geçirmiş ve iki ay kadar perhiz etmişti. Daha sonra 1927’de bir enfarktüs geçirmiştir. Hususî hekimliğini yapan Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam, müsteşarına “Âsım, Gazi çok hasta” demişti. O zaman Almanya’dan iki profesör geldi. Uzun uzun kendisini muayene ettiler. Perhiz tavsiye ettiler. Gece hayatına ve içkiye son vermek lâzımdı. İlk defa o yılın Temmuz’unda İstanbul’a gelen Atatürk eski yaşayışına devam etti.
    1937’den sonra asabî muvazenesinın gitgide bozulduğunu görüyorduk. Pek alıngan olmuştu. Devamlı bir boşanma ihtiyacı içinde kıvranan sinirlerini güç tuttuğunu hissederdik. Hele sofra biraz uzadıktan sonra pek dikkatli davranırdık. Bütün bunların sebebi, karaciğerini için için kemiren onulmaz bir illet olduğunu bilmiyorduk. Bu, önce hâfıza zayıflamasından başlamıştı. Sonra sık sık burun kanamaları devri geldi. Daima yanında bulunan hekimlerinin neden bu âraza ve umumî çöküntüye dikkat etmediklerini ve hepsini pek basit birer sebebe bağlayarak geçiştirdiklerini doğrusu hâlâ anlayamıyorum. Burnu kanadıkça, biraz bakarız, geçer derlerdi. Sonra kaşınmalar başladı. “Bu evde göze görünmez kırmızı böcekler varmış” diye tutturmuştu. Evde başka hiç kimse ve hiç birimiz böyle bir rahatsızlık duymuyorduk. Fakat kendisini teselli etmek için aynı şüpheye düştüklerini söyleyenler de olurdu. Hattâ bir seyahatte evin baştanbaşa en tesirli ilâçlarla temizlenmesini emretmişti.
    Ankara istasyonunda son defa selâmlamaya gitmiştik. Güneyden gelen trenden indi, garın salonuna kadar güçlükle geldi, ayakta duramıyarak oturdu. Yanımda bulunan Şükrü Saraçoğlu: “Falih, Atatürk’ün derisinin rengine bak. Bu bir ölü rengi” dedi. (Bkz. Çankaya)
    *
    SONGÜNLERİ: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ün son günlerinden bahisle der ki:
    “-Açıkça görülüyordu ki, hastalık son safhasına girmiş ve herhalde ikinci kerre su almak zarureti belirmişti. Kendisi de bunu ısrarla taleb etmekteydi. Yalnız doktorlar, ölümü çabuklaştıracağını bildikleri için bu işi mümkün olduğu kadar geciktirmek istiyorlardı. Fakat buna imkân bulamadılar.
    Atatürk 8 Kasım 1938 Salı sabahı doktorlara daha fazla dayanamayacağını, suyun derhal alınmasını kesin bir dille bildirdi. Doktorlar, hiç olmazsa yirmi dört saat daha kazanmak için son teşebbüste bulundular. î Başa İlk ponksiyonu yapan Prof. Operatör M.Kemal Öke’nin sarayda olmadığını, o sırada Gülhanede’de talebesine ders vermekle meşgul bulunduğunu söylediler ve işin ertesi güne kadar geri kalmasını rica ettiler, dinlemedi:
    “-İşte Dr. Mehmed Kâmil Bey var. Zaten bu işi en iyi beceren de o imiş, o yapsın” emrini verdi. Çaresiz kalan doktorlar, hazırlık yapmak üzere odadan çıktıktan sonra kaşlarını çattı, hiddetli bir sesle:
    “-Niçin tereddüt ediyorlar, olacak olur. Fakat (karnını işaret ederek) bu insupportable’dir” dedi. (Dayanılmaz anlamına).
    Hazırlık bitince rahmetli Dr. Mehmed Kâmil Berk, suyu çekmeye başladı. (Saat: 12.20). Atatürk, bütün suyun alınmasını emrediyor ve her ân kaç litre alındığını öğrenmek istiyordu.
    Ponksiyondan sonra ateşi biraz yükselmiş olmakla beraber epeyce rahatlamış, akşam saat yirmiden geceyarısına kadar sakin uyumuştu. Geceyarısı uyanmış, saat ikiden sonra kendisinde hafif bir unutkanlık hali başlamış ve bu hal dört saat kadar devam etmişti.
    8 Kasım 1938 günü çok yorgun olmakla beraber, sakindi. Doktorlar sıra ile yanına geliyor, icab eden tedaviyi yapıyorlardı. O gün gıda olarak saat altıda altı kaşık sütlü kahve, sekiz buçukta beş kaşık sütlü çay, on birde bir miktar yulaf unundan puriç, on üçte altı kaşık süt, on beş onda biraz çorba ve on yedi onbeşde dört kaşık elma suyu almıştı. Saat onsekizden sonra yanından ayrılıp günlük işlerimle meşgul olmak üzere büroma inmiştim. Çok geçmeden fenalaştığını telefonla bildirdiler (Saat: 18.35). Telâşla hususî daireye koştum. Yatak odasının iç içe olan iki kapısı arasındaki boşlukta Kılıç Ali duruyordu. Odaya girdiğim zaman Atatürk’ü şu vaziyette gördüm: Yatağın ortasında, iki elini yanlarına dayamış oturuyor ve mütemadiyen öğürerek “Allah kahretsin” diye söyleniyordu. Arasıra da hizmetçilerin tuttukları tasa koyu kahverengi bir sıvı (pıhtılaşmış  kan) çıkarıyordu.
    Nöbetçi doktor Abrevaya ile o sırada yetişen Prof. Neşet Ömer İrdelp, kendisine yine bir taraftan bâzı iğneler enjekte etmeye, bir taraftan da buz yutturmaya başladılar. Bir aralık sağında bulunan tuvalet masası üzerindeki saate baktı. Herhalde iyi göremiyordu ki, bana sordu: “Saat kaç?..” Cevap verdim: “Yedi efendim”. Aynı suali bir iki kerre daha tekrarladı. Biraz sakinleşince yatağa yatırdık. Başucuna sokuldum: “Biraz rahat ettiniz değil mi efendim?..” “Evet” dedi. Arkamdan Neşet Ömer İrdelp yanaşıp rica etti: “Dilinizi çıkarır mısınız efendim.” Dilini ancak yarısına kadar çıkardı. Dr. İrdelp tekrar seslendi: “Lütfen biraz daha uzatınız” Nafile... Artık söyleneni anlamıyordu. Dilini uzatacağı yerde tekrar tamamen çekti. İkinci ponksiyondan tam otuz saat sonra komaya girdi. Bu seferki koma devresi sakin geçiyor, Atatürk yatağında âdeta uyur gibi yatıyor, gerçi arasıra küçük çırpınışlarla hafifçe sıçrar gibi oluyorsa da, bu asabî haller her defasında ancak birkaç saniye sürüyor ve tekrar sükûna kavuşuyordu. Saatler ilerledikçe, hançeresinde yavaş yavaş kesik hırıltılar başlamıştı.” (Bkz. Atatürk’ten Hâtıralar)
    *
    CUMHURBAŞKANI KİM OLACAK: Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak’a göre, Atatürk, kendisinden sonra Mareşal Fevzi Çakmak’ın Cumhurbaşkanı olmasını istemiş ve “kanunî bi ryol bulup kendisi namzet gösterilir ve seçilirse çok iyi olur zannederim” demiştir.
    İsmet İnönü’ye “İkinci Adam” diyen ve bu isimle üç büyük cild kitap yazan Şevket Süreyya Aydemir, İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesini incelerken, basit bâzı olaylar üzerinde durup sayfalar doldurmuş, fakat Hasan Rıza Soyak’ın yazdıklarına ne hikmetse (!) itibar etmemiş, yalnız İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile Dışişleri Bakanı Tevfik Rüşdü Aras’ın bir tertibinden bahsetmiştir. Şevket Süreyya’ya göre, o devrin B.M. Meclisi Reisi Abdülhalik Renda, Şükrü Kaya ve Tevfik Rüşdü tarafından İstanbul’a dâvet edilerek Perapalas’da kendisine Cumhurbaşkanlığı teklif olunmuş, fakat Abdülhalik Renda bu teklifi reddetmiştir. Bu iddiayı Yakup Kadri Karaosmanoğlu da te’yid etmektedir. (Bkz. Politikada 45 Yıl)
    İsmet İnönü ise, kendisinin Hariciyi Vekili Tevfik Rüşdü Arâs tarafından elçilikle yurt dışına çıkarılmak istendiğini, bu teşebbüsün neticesiz kalması üzerine Şükrü Kaya tarafından İstanbul’a götürülmeye çalışıldığını, ancak bu tertibin de yakın arkadaşları tarafından önlendiğini söylemektedir. Şükrü Kaya’nın tertibini önleyen adam, Hasan Rıza Soyak’a göre Dr. Refik Saydam’dır. İsmet Paşa, İstanbul’a gitmek üzere trene binmişken, koşa koşa Ankara istasyonuna gelen Refik Saydam, İnönü’ye Şükrü Kaya’nın tertibini anlatmış, İsmet Paşa tereddüt edince de: “Eğer gitmekte ısrar ederseniz lokomotifin önüne yatarım” diyerek İnönü’nün seyahatine mâni olmuş, böylece “İsmet Paşa’yı yok etmek, bir  kazaya getirmek” tasavvuru suya düşmüştür!..
    İsmetİnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesini müteâkib istifa eden ve ikinci defa yine Celâl Bayar tarafından kurulan yeni hükûmete Şükrü Kaya ile Tevfik Rüşdü’nün alınmaması ve bu işin İnönü’nün arzusu ile yapılması, hattâ, İnönü’nün bu değişiklik mevzuunda “Tevfik Rüşdü Aras’la Şükrü Kaya’nın iktidardan gitmeleri memlekete hakikî bir inşirah (ferahlık) verdi. Kendilerine karşı antipatinin bu kadar geniş olduğunun görülmesi herkesi şaşırttı” demesi yukarıdaki iddiayı doğrulamaktadır.
    *
    CENAZENİN ANKARA’YA NAKLİ: Atatürk 10 Kasım 1938 günü Dolmabahçe Sarayı’nda ölmüş, bayrağı sarılı tabutu 16 Kasım’da katafalka konup halkın ziyaretine açılmış ve bu ziyaret esnasında kalabalıktan yedi kadınla dört erkek ölmüştür. Tabut 19 Kasım günü Dolmabahçe’den top arabasıyla Sarayburnu’na getirilip Yavuz Zırhlısı’na alınarak karaya çıkarılıp hususî trenle Ankara’ya gönderilmiş ve 20 Kasım günü merasimle karşılanarak T.B.M.Meclisi önünde yine katafalka konup ziyarete açılmış ve 21 Kasım 1938’de geçici olarak Etnografya Müzesi’ne konulmuştur. Tabut onbeş yıl burada kalıp 10 Kasım 1953 günü merasimle şimdiki Anıt-Kabir’e nakledilmiştir.
    *
    EVRAK-I METRUKE YAĞMASI: î Başa Atatürk’ün ölümünden sonra geriye kalan evrakı ve bir kısım eşyası yağma edilmiş, herkes aleyhinde gördüğü vesikaları alıp imhâ etmiş, bu imhâ edilen evrakın ve yağma olunan eşyanın peşine düşen, tereke tesbitine me’mur Anakara Üçüncü Sulh Hukuk Hakimi Osman Selçuk ise, bir müddet sonra tereke tesbiti işinden alınarak başka yere kaydırılmıştır!..
    Bu müdhiş yağma mevzuunda, uzun yıllar Cumhurbaşkanlığı Özel Kalemi’nde çalışan Aydın eski Milletvekili Zühdü Uray der ki:
    “-İsmet Paşa’nın, Refik Saydam’ın ve diğer önemli kimselerin Atatürk’e yazdıkları mektuplar o devrin salâhiyetli kimselerine devredilmiştir. Ancak, bunların, bu mektupların sahibleri ile notlarda isimleri geçenlerin Ata’nın ölümünden sonra bunları aldıklarını duyduk.O günlerde herkesin konuştuğu, birbirine üzülerek anlattığı acı bir olaydı bu...Sonra bir de Atatürk’e hediye edilen üzeri pırlanta, yakut ve zümrütlerle süslü bir kılıç vardı. Bunun da, çiçek bozuğu bir yüze dönüp, delik deşik olduğunu işittim.”
    Bu söyleneni te’yid edenler de vardır.Yakup Kadri Karaosmanoğlu “O günlerde, Atatürk’e aid evrakın yağma edildiğini herkes duydu. Vesikaların çoğunun ortadan kaldırıldığı söyleniyordu” derken; Dışişleri Bakanı Tevfik Rüşdü Aras da:“Atatürk’ün notlarını, herkes hakkında kanaatlerini yazdığını bilirim. Gözlerimle görmüşümdür. Sonra onun küçük küçük not defterleri olması lâzımdır. Daha bunun gibi çok dosyası da vardı, ne oldu acaba?..” demiştir!..
    *
    ANIT-KABRİN YERİ NASIL SEÇİLMİŞ: î Başa Atatürk’e yakın bâzı kimselerin şehâdetine göre, Paşa, Çankaya’ya gömülmek istemiş, bir vasiyyet olarak bunu sık sık tekrarlamışken, neden Çankaya’ya değil de, şimdiki yere gömülmüştür?..
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Falih Rıfkı Atay’dan naklettiğine göre, o günlerin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Anıt-Kabrin bulunduğu yeri teklif etmiş ve bu teklifiyle Anıt-Kabir civarındaki arsalarını değerlendirmek imkânını bulmuş!..



    î Başa
    JİRİNOVSKİ’DEN FRANSA’YA; ‘TARAFTARLARIMIZI GÖNDERELİM OLAYLARI BASTIRSINLAR!’ ajans kafkas

    11.11.2005 - 12:11:46
    Rusya Liberal Demokratik Parti lideri Vladimir Jirinovski, Rus futbol taraftarlarını ve kendi parti üyelerini Fransa’ya göndererek, olayları bastırma teklifinde bulundu.

    Duma Başkan Yardımcısı ve Liberal Demokratik Parti Genel Başkanı Vladimir Jirinovski’den Fransa’ya ilginç yardım teklifi. Jirinovski, basın aracılığıyla Fransa’ya çağrıda bulunarak, yardım istenmesi halinde, olayları 48 saat içinde bastırma sözü verdi.

    Ria Novosti Ajansı’na bir demeç veren Jirinovski, Rus futbol fanatikleri ve Rusya Demokratik Liberal Partisi’nin özel birimlerinin, Paris ayaklanmasını, 48 saat içerisinde bastırabileceği iddiasında bulundu.

    Teklifini daha sonra Fransa’nın Moskova’daki büyükelçisine de gönderen Jirinovski, bu teklifin hemen Fransız yetkililere ulaştırılmasını istedi.
    Jirinovski’nin büyükelçiye gönderdiği mesajda şu ifadeler yer alıyor; ‘Arkadaşlarımızın savaş alanındaki askeri tecrübelerini referans gösteriyoruz. Zor durumlarda görev yapmış olan LDPR üyelerinden ve futbol fanatiklerinden gönüllü birlikler oluşturmaya hazırız. Bu hareketimizin tüm düzeni sağlayacağına ve ayaklanmayı 48 saat içerisinde bastıracağına inanıyorum.”



    RİN/CA/AK

     

     



    î Başa
    NE DEMİŞLERDİ ?

     

     

    Kemal Atatürk'ün karakterinin bir cephesini göstermek itibariyle bir noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu. Birdenbire durdu: Görüyorsunuz ya, dedi: Birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savas alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum. Cesaret ve zekasından başka yüreği bu kadar yüce olan böyle bir Şef'in, yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?...

    (George Bennes, Vu Gazetesi, Fransa, 1938)

      

    "Ser, dayanıklı ve mücadeleci. Bence harika bir subay. Kelimenin tam manasıyla mükemmel bir yönetici."

    General Liman Von Sanders

     

    Fransa, kendisine pek çok dostluk belirtileri göstermiş olan bu büyük adamın anısını daima canlı tutacaktır.

    Fransız Başbakanı - EDOUARD DALADIER

     

    î Başa Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun faziletine en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir.

    Branko Aczemovic (Elçi) Yugoslavya

     

    î Başa Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti'nin başındaki büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı.

    KERAMA
    Lübnan Başbakanı

     

    î Başa “Mustafa Kemal; bir millet, bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır.”

    ADOLF HİTLER

     

    "Bu derece yüksek hilkatte bir adama sahip olduklarından dolayı, Türklere gıpta ediyoruz."

    (Ceska Slova Gazetesi, Çekoslavakya, 11 Kasım 1938)

     

    "O'nun idaresi altında Türkiye, Avrupa'nın kıymetli bir üyesi oldu."

    (London Times Gazetesi, İngiltere, 11 Kasım 1938)

     

    "Atatürk, ölümünden önce herkes tarafından saygı gösterilen, değer verilen güçlü, dinç, ve çalışkan bir Türkiye yaratma ülküsünü tamamiyle başardı."

    (Elenikon Mellon Gazetesi, Yunanistan, 11 Kasım 1938)

     

    î Başa Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile yoksul düşmüştür. Gücü, zorlukları yenme kararı ve yiğitliği ile, aman bilmeyen galiplerin uygulamaya kalkıştıkları pranga siyasetini ilk kıran Atatürk'tür.

    (Pester Llyd Gazetesi, Macaristan, 1938)

     

    î Başa İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.

    (Tahran Gazetesi, İran, 1939)

     


    î Başa
    "Ne bir dua, ne Fatiha isterim sizden. İntikam. Ah! İntikam!" - ibrahim karagül 

    Osmanlı siyasal otoritesini çökerten Birinci Dünya Savaşı sonrası parçalanan, paylaşılan, yüz yıl boyunca sömürülen, kaynakları çalınıp kültürleri yağmalanan, kukla rejimlerle kontrol altında tutulan, hak/adalet/özgürlük talepleri ve refah arayışları kanla bastırılan, sesi ve nefesi kesilen bir coğrafyanın insanlarıyız biz. Yüz yıl sonra yeni bir Dünya Savaşı, yine bizim coğrafyamızda, bizim topraklarımızda yapılıyor. Zenginliklerimiz paylaşılarak, özgürlüklerimiz kısıtlanarak, topraklarımız talan edilerek, insanlarımız birbirine boğazlatılarak, onurumuz ayaklar altına alınarak, zihinlerimiz rehin alınarak, değerlerimiz kirletilerek, arayışlarımız engellenerek yürütülen bir savaş bu!

    21. yüzyıla dönük bütün hesapların merkezinde biz varız, bütün sömürge politikalarının merkezinde biz varız, bütün güvenlik stratejilerinin merkezinde biz varız, bütün sosyal ve kültürel dönüşüm programlarının merkezinde biz varız. Yaşadığımız topraklar, ortak tarih, bizi birbirimize bağlayan değerler, kültürel miras var... Etnik farklılıklarımız, kültürel zenginliklerimiz, inançlarımız, mezheplerimiz, basit çıkarlarımız, bizi birleştiren ne varsa, yakınlaştıran ne varsa, kurşun olarak bize yöneltildi. Onlar adına kardeşlikleri bozuyoruz, onlar adına onurumuzu yerlere seriyoruz, onlar adına birbirimizi boğazlıyoruz, onlar adına bu toprakları talan edenlerin önünde "şerefsizce" eğiliyoruz. Onlar adına birbirimizin çocuklarını katlediyor, mabedlerini bombalıyoruz. Bu toz duman arasında, bizi kapıştıranları görmüyor gözlerimiz.

    Yüz yıl önceye, sadece yüz yıl önceye ait hiçbir şeyi hatırlamıyoruz. Kuzey Afrika'da, Mısır'da, Filistin'de, Anadolu topraklarında, Irak'ta, Suriye'de kimlerin ne için savaştıklarını, kavganın sebebinin ne olduğunu, bugün ABD/İngiliz malı olan Irak'ta üzerindeki bitmek bilmez pazarlıkları hatırlamıyoruz. İngilizler Irak'a girer girmez şehitliklerini buldu. Osmanlı ordusuna karşı verdikleri savaşta kaybettiklerinin mezarlarını. Biz, orada şehitlerimizin varolduğunu bile bilmiyoruz. Irak halkının İngiliz işgaline direnirken, tıpkı bugün olduğu gibi, nasıl kimyasal gazlarla katledildiklerini bilmiyoruz.

    Bakü petrolleri bulunduktan sonra Kafkaslar'da yaşanan büyük mücadeleyi, bölgeyi talana gelen ülkeleri, Azeri petrolleriyle zenginleşip bugün "barış ödülleri" dağıtanları bilmiyoruz. Kafkaslar ve Orta Asya'da verilen özgürlük mücadelelerini, siyasi ve entelektüel mücadeleyi bilmiyoruz. Kuzey Afrika'da dervişlerin destansı direnişlerini, Filistin'de İngilizlere karşı savaşırken şehit düşen Hüseyin Çavuş'un cebinden çıkan defterde yazılanları, binlerce Hüseyin Çavuş'un neden şehit olduğunu ve yüreklerinde ne taşıdıklarını bilmiyoruz. "Ne bir dua, ne de fatiha isterim sizlerden. İntikam. Ah! İntikam!" diyenleri, çöl sıcağında çatlamış dudaklardan çıkan yanık sesleri duymuyoruz! Neyin intikamı, neden intikam diye sormuyoruz.

    Yüz yıl sonra ne değişti? Yine kimyasal silahlarla yok ediliyoruz! Yine topraklarımız talan ediliyor! Yine kaynaklarımız yağmalanıyor! Yine değerlerimiz çiğneniyor! Yine onurumuz ayaklar altına alınıyor! Yine mabedlerimiz kirletiliyor! Yine bizim çocuklarımız ölüyor! Yine özgürlüklerimiz ve refahımız başkalarının elinde! Yine çöl sıcağında çatlamış dudaklardan aynı sesler yükseliyor! Yine dünyanın merkezindeyiz! Yine, başkalarının elimize tutuşturdukları harita taslaklarıyla devletçikler kurma hayalleri kuruyoruz. Başkalarının isteklerine göre dost/düşman seçiyoruz. Başkaları için birbirimizi boğazlıyoruz. Başkaları için değişiyor, onların zenginlik ve refah projeleri için seferber oluyoruz.

    Yüz yıl önce, Kahire'den Şam'a, İstanbul'dan Asya'nın derinlikleri kadar, bütün bunların dışında, çıkış yolunu arayanlar vardı. Düşünenler, araştıranlar, zihinlerini, imkanlarını ve güçlerini bu yola hasredenler vardı.

    Şimdi de olmalı. Şimdi de Kahire'de, Şam'da, İstanbul'da aynı arayışlar olmalı, olacak! Washington'dan, Londra'dan, Brüksel'den elimize tutuşturulan reçeteler küskünlükten, düşmanlıktan, kandan bir bir şey getirmeyecek bize. Yüz yıl önce aynı adreslerden gelen reçetelerin bedelini ödemiyor muyuz hâlâ? Kaç yüz bin insan bu yolda hayatını verdi. Kaç ülke işgal edildi? Öleceksek kendimiz için ölelim.

    Doğu Konferansı'nın yazacaktım bugün. Dün İstanbul'da başlayan, 15 ülkeden 70'in üzerinde düşünürün, yazarın, gazetecinin, akademisyenin katıldığı, 120'den fazla kaygılı insanın yaşadığımız coğrafyanın sorunlarının enine boyuna tartışacağı programı…

    Amerikan uçakları Bağdat'ı bombalarken yaşanan ağır duygularla bir araya gelen insanların başlattığı, Mısır'a, İran'a, Suriye'ye kadar yayılan girişim, Amerikan uçaklarının Şam'ı bombalamaya hazırlandığı bir dönemde İstanbul'da toplandı.

    İzleyelim….

     


    î Başa
    Denktaş: Kara çarşaflı kargalar! - yeni şafak 
     

    î Başa KKTC 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Atatürk'ü anma törenlerinde inançları gereği örtünen bayanlara hakaret etti. Denktaş, Akdeniz Üniversitesi'nin (AÜ) düzenlediği 'Atatürk'ten Günümüze Kıbrıs' konferansında, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde olumsuz bazı görüntülere rastlandığını söyledi. Tesettürlü bayanları 'kargalara' benzeten Denktaş, şunları söyledi: "İstanbul'da hilafet için sancak açılabilmekte, İstanbul'un bir çok mahallesinde, kargalar gibi giyinmiş kara çarşaflar içindeki genç kızlar Atatürk'ün ruhunu rencide etmektedirler. Bazı üniversitelerimizin Atatürk'e sahip çıkma kararlılığı karşısında, bazı kesimlerin üniversitelere başka türlü bakışı da bu fotoğrafın içerisine rahatlıkla girebilmektedir.''


    Tesettürlü kızlara hakaret eden Denktaş'a Kaleiçi Rotary Kulübü tarafından 2005-2006 yılı Meslek Ödülü verildi.

     

     


     

     


    î Başa
    "Bombacılar JİTEM'ci çıktı!" - internet haber
    11 Kasım 2005 09:30  
    î Başa Şemdinli'de önceki gün bombalı saldırının eyleminin arkasından JİTEM mensuplarının çıktığı iddia edildi. JİTEM'cilerin savcıya verdikleri ifadeler ise hayli düşündürücü...

         Hakkâri'nin Şemdinli ilçesinde önceki günkü bombalı eylemin ardından bombacı oldukları gerekçesiyle halk tarafından linç edilmek istenen, ardından da polise teslim edilen üç kişinin, Jandarma İstihbarat Teşkilatı'nın (JİT) sivil ekibi olduğu ortaya çıktı.

    Şemdinli'de meydana gelen olaylar sırasında saldırganların kaçmaya çalıştığı arabanın bagajından kalaşnikof marka silahlar ve Jandarma Bölge Komutanlığı'na ait görevlendirme belgelerinin çıkması JİTEM'i gündeme taşıdı

    Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde son 10 gün içinde yaşanan bombalama olayları, halkı sokağa dökerken, uzun bir aradan sonra yeniden JİTEM iddialarını da günde getirdi. Önceki gün yaşanan olayların hemen arkasından halkın etrafını sardığı aracın bagajından 3 adet Kalaşnikof marka silahın görülmesi, içinde krokilerin ve üzeri kırmızı kalemle çizilmiş isim listelerinin olduğunun tespit edilmesi, olayların arkasında JİTEM olduğu kuşkusunu kuvvetlendirdi.

    JİT ekibinin, olayı soruşturan savcıya, "Olay yerinden tesadüfen geçiyorduk" diye ifade verdiği öğrenildi. Hakkâri Valisi Erdoğan Gürbüz, bir kişinin gözaltında olduğunu, dört kişinin de ifadesine başvurulduğunu açıkladı. Genelkurmay Başkanlığı, olayın her yönüyle adli makamlara intikal ettiğini ve gerekli yasal işlemlerin yapılmakta olduğunu açıkladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, dün partisinin Hakkâri milletvekillerini çağırarak gelişmeler hakkında bilgi aldı ve bölgeye giderek rapor hazırlamalarını istedi.

    Şemdinli'deki Umut Kitabevi'ne yönelik bombalı saldırının ardından, vatandaşlarca bombacı oldukları gerekçesiyle linç edilmek istenen ve polis yardımıyla kurtulan üç kişinin, JİT'in sivil ekibi olduğu öğrenildi. Bir subay, bir astsubay ve bir uzman çavuştan oluşan JİT ekibinin, olayı soruşturan savcıya, "Olay yerinden tesadüfen geçiyorduk" diye ifade verdiği ve bu ifade üzerine savcı tarafından serbest bırakıldığı bildirildi. Vatandaşların, bombacıların kullandığı araç olduğu gerekçesiyle polise teslim ettiği Renault 19 marka beyaz otomobilin de vatandaşların linç etmek istediği JİT ekibinin kullandığı otomobil olduğu saptandı.

    Arabadan çıkan belgeler kuşkuları daha da artırdı

    Saldırı olayına karışan aracın Jandarma'ya kayıtlı olduğu anlaşıldı. Belgeler arasında, İstihbarat'ta görevli Astsubay Başçavuş Ali Kaya'ya ait kimlik çıktı

    Şemdinli'de bir kitabevine yönelik bombalı saldırıyı gerçekleştiren kişi veya kişilerin bindiği aracın içinden çıkan belgeler, olayın provokasyon olabileceği yönünde önemli ipuçları verdi. CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan'ın dile getirdiği ve Yeni Şafak'ın da ele geçirdiği tescil belgesine göre aracın Hakkari İl Jandarma Komutanlığı'na kayıtlı olduğu tespit edildi. Vatandaşların arbede sırasında araçtan aldıkları belgeler arasında Hakkari İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Kısmı'nda görevli Astsubay Başçavuş Ali Kaya adına düzenlenmiş kimlik kartı, İl Jandarma Komutanı Erhan Kubat imzalı araç görevlendirme belgesi ile bombalı saldırının gerçekleştirildiği kitabevinin de aralarında olduğu çeşitli noktalara ilişkin kırmızı çarpıyla işaretlenmiş krokiler, üzeri kırmızı çizgi ile çizilmiş isim listeleri, ayrıca fotoğraflar çıktı.

    Arabayı jandarma inceleyecek

    Söz konusu otomobilin bagajında üç Kalaşnikof ve askeri malzeme ile bombalı saldırıya uğrayan kitabevinden toplanan delillerin, Jandarma'nın Van'daki kriminal laboratuvarında inceleneceği öğrenildi. Otomobil üzerinde inceleme yapan savcı ve polislere açılan ateşin de yine JİT'te görevli bir astsubayın arabasından geldiği öne sürüldü. Plakası 42 ile başlayan, ancak harf ve son rakam grubu alınamayan Doğan marka aracın sahibinin kimliğini belirlemek üzere çalışma başladı.

    Olay nasıl gerçekleşti?

    Görgü tanıklarına göre, Umut Kitabevi'ne saldırı el bombası ya da poşet içerisine konulan bir bombanın atılmasıyla gerçekleştirildi. O sırada içeride bulunan 4 kişiden biri, bombanın atıldığını görünce dışarı fırladı ve vatandaşların harekete geçmesini sağladı. Saldırıyı gerçekleştiren sivil giyimli kişinin 30 AK 993 sahte plakalı Renault marka araca bindiğini gören vatandaşlar, aracın etrafını çevirerek aracın uzaklaşmasını önledi. Görgü tanıklarının ifadesine göre üç kişi olan saldırganlar, polis tarafından kurtarıldı ve gözaltına alındı. Aracın bagajında 3 Kalaşnikof silah ile 2 el bombası ve doküman bulundu. Araçtan çıkan dosyalar, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı tarafından incelemeye alınırken, bu dosyaların vatandaşlar bu evraklardan bir kısmı ise vatandaşların eline geçti. Bu evrakların daha sonra savcıya teslim edildiği öğrenildi.

    Kaçan kişiler halka yabancı gelmedi!

    DEHAP Hakkari İl Başkanı Sebahattin Suvağcı, olaylarla ilgili olarak şu açıklamalarda bulundu:

    "Bu olay ikinci bir Susurluk'tur. Bu ülkede karanlık güçlerin güvenlik güçlerinin içine sızdığı gerçekliğini açığa çıkarmıştır. Bu konuda güvenlik güçlerimizi töhmet altında bırakmak istemiyoruz. Ancak, vatandaşların araçtan aldıkları belgeler, karanlık güçlerin devlet içerisinde kümelendiğini gösteriyor. Ayrıca vatandaşların polise teslim ettiği kişiler arasında Şemdinli ilçesinde zaman zaman Jandarma'ya ait araçlarda dolaşan simalar vardır. Olayın TBMM tarafından acilen araştırılmasını istiyoruz."

    Araç sürücüsü olarak Jandarma Başçavuş Ali Kaya'nın ismi belgede yer alırken, aracın birinci görevi kısmında ise Yüksekova-Şemdinli ibareleri yer alıyor. Aracın görev çıkış tarihi 9 Kasım 2005. Araçtan çıkan Sürekli Giriş Kartı'nda ise görevlendirme belgesinde aracın adına kayıtlı olduğu Ali Kaya'nın fotoğrafı yer alıyor. Ali Kaya, İstihbarat Kısım Amiri olarak görünüyor.

    Vali: Gözaltı sayısı artabilir

    Hakkâri Valisi Erdoğan Gürbüz, önceki gün meydana gelen olaylarla ilgili olarak CNN Türk'ün canlı yayınında telefonla soruları yanıtladı. "Güvenlik güçlerinin bu işle ilişkisi olması mümkün değil. Böyle bir şey mümkün olabilir mi" dedi. Bir kişinin gözaltında olduğunu belirten Vali Gürbüz, bu sayının artabileceğini açıkladı. Gürbüz soruşturma kapsamında şüpheli olarak 4 kişinin de ifadesine başvurulduğunu söyledi.

    Savcının olaya el koyduğunu, 15-20 kişinin tanık olarak ifadelerinin alındığını belirten Gürbüz, soruşturmanın gizliliği açısından gözaltındaki kişinin kimliğinin şu aşamada açıklanamayacağını söyledi. Vali Gürbüz, "Kim ne gördüyse, ne bilgisi, görgüsü varsa
    onu gelsin söylesin. Buna milletvekili Canan da dahildir" dedi. Gürbüz, iddialar için İçişleri Bakanlığı'ndan bir polis ve bir mülkiye başmüfettişinin ilçeye geleceğini söyledi.

    Genelkurmay Başkanlığı, Şemdinli'deki olayın adli makamlara intikal ettiğini ve gerekli yasal işlemlerin yapılmakta olduğunu açıkladı. Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği'nden yapılan açıklamada şöyle denildi: "Bu üzücü olaya bazı askeri şahısların da karışmış olabileceğine dair iddialar ortaya atılmaktadır. Söz konusu olay her yönüyle adli makamlara intikal etmiş olup gerekli yasal işlemler yapılmaktadır. Soruşturma safhasının gizliliği dolayısıyla gelişmeler hakkında yapılacak müteakip açıklamalar adli makamların takdirinde olacaktır."

    MİT Müsteşarı, Başbakanlık'ta

    Başbakan Erdoğan da AKP'nin Hakkâri milletvekilleri Mustafa Zeydan ile Fehmi Öztunç'u genel merkeze çağırarak olaylar hakkında bilgi aldı. Vekillerin acilen bölgeye gitmelerini de isteyen Başbakan Erdoğan, olayların patlak vermesinin hemen ardından bölgeye gitmemeleri nedeniyle sitem etti.

    MİT Müsteşarı Emre Taner de dün akşam Başbakanlık'a gelerek Erdoğan'la yaklaşık 1 saat görüştü. Taner'in, Şemdinli'deki olaylarla ilgili Erdoğan'a bilgi verdiği belirtildi.
    Bu arada, TBMM, CHP ve ANAP'tan heyetler de Şemdinli'ye gitti

    Kaynak: Radikal-Yeni Şafak
     


    î Başa
    Mustafa Kemal'i ürküten genç kız - Milliyet

    î Başa Latife, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını şu sözlerle karşıladı: İzmir'e teşrifinizle Türk milleti muradına erdi. Evime şeref vermenizle, ben muradıma ermiş bulunuyorum


    Sırlarıyla Latife Hanım - 2
    İpek Çalışlar

    İzmir'i kül eden yangın 12 Eylül gece yarısı başladı. 13 ve 14 Eylül günü kent alev alev yanıyor, yangın Mustafa Kemal'in karargâhına yaklaşıyordu. Karargâhın, yangına uzak olan Göztepe'ye, Uşakizadeler'in evine taşınmasından başka çare kalmamıştı. Mustafa Kemal, genç kızın evini karargâh olarak kullanmak konusundaki endişesini bir kenara bıraktı.
    Latife muradına ermişti. Mustafa Kemal ve arkadaşlarını kapıda karşıladı. Mustafa Kemal'in yanında İsmet Paşa, Fevzi (Çakmak) Paşa ve yaveri Salih Bozok vardı.
    Latife, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını şu sözlerle karşıladı: "İzmir'e teşrifinizle Türk milleti muradına erdi. Evime şeref vermenizle, ben muradıma ermiş bulunuyorum. Hoş geldiniz Paşam!.. Hoş geldiniz Paşalarım... Bu gece için sizlere minnettarım ve ömrümün sonuna kadar unutmayacağım."
    Mustafa Kemal, şaşırsa da hoşlanmıştı bu sözlerden.
    Mustafa Kemal, genç ev sahibesine, "Bana güzel bir karargâh sağladığınız için teşekkürler ederim" dedi.
    Latife'nin marifeti ilk akşam belli olmuştu. "Öylesine güzel yemekler yapıyordu ki, bizim gibi savaş yoksunluğundan çıkmış insanların daha iyisini tasarlamaları bile mümkün değildi," diyor Salih Bozok anılarında. Herkes mutluydu.

    Levanten aile gibi
    1900 yılının 17 Haziran'ında İzmirli genç işadamı Muammer Bey ile eşi Adeviye Hanım'ın bir kızları oldu. Adını Latife koydular. Kara kaşlı, kara gözlü küçük kızın, çok zeki ve yetenekli olduğu anne - babasının gözünden kaçmıyordu. Göztepe'de bahçeli, üç katlı, İngiliz stilinde döşenmiş bir evde yaşıyorlardı. Ailenin Latife'den sonra iki kız, üç de erkek çocukları oldu. Sık sık Avrupa'ya gidiyorlar, klasik bir Osmanlı ailesinden çok İzmir'in Levanten aileleri gibi yaşıyorlardı.
    Muammer Bey'in babası Sadık Bey, taşımacılıktan elde ettiği servetle ihracat işine başlamış, New York Pamuk Borsası'nda bir sandalye sahibi olmuş, daha sonra bu sandalyeyi tek oğlu Muammer'e devretmişti. Dönemin ünlü yazarı Halit Ziya (Uşaklıgil) de Sadık Bey'in kardeşi Hacı Halil Bey'in oğluydu. Muammer Bey, Halit Ziya'ya "amca" diye hitap ediyordu.
    Muammer Bey, İzmir'in en zengin tüccarı, Türkiye'nin New York ve New Orleans Pamuk borsalarındaki ilk üyesi olarak anılıyordu.

    İzmir'e ilk otomobil
    1900'lü yılların başında İzmir, çok sayıda azınlığın yaşadığı, pek çok dilin konuşulduğu, tiyatroları, eğlence yerleri, kulüpleri ve ticari hareketliliğiyle Avrupa kentlerini andıran dikkat çekici bir şehirdi. Siyah çarşaf giymeyen, peçe takmayan kadınlarıyla yüzünü çok erken yıllarda Batı'ya çevirmişti. Anne Adeviye Hanım'ın ailesi İzmirliydi. Üç kuşaktır ticaretle uğraşan Uşakizade Ailesi ise İzmir'e Uşak'tan gelmişti.
    Ticari başarıları ile dikkat çeken Uşakizade Muammer Bey, 1909 yılında İzmir Belediye Başkanlığı'na seçildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin internet sitesi onu "İzmir'e ilk otomobili ve vapuru getiren kişi" olarak tanımlıyor.
    Uşakizade Ailesi, hem kızlarının hem de oğullarının okumasına özen gösteriyordu. Dış dünya ile yoğun temas içinde olan Muammer Bey, öncelikle de çocuklarının çok sayıda yabancı dil öğrenmelerini istiyordu. Bu yüzden İngiliz, Alman, Fransız öğretmenler getirtti. Evinin bitişiğindeki -bugün İzmir Özel Türk Koleji'nin Mithatpaşa Caddesi tarafındaki- küçük çamlı köşkü, mahalle çocuklarına da açık bir özel okula dönüştürdü. Latife, kardeşleriyle birlikte her biri başka dil konuşan mürebbiyeler gözetiminde gelişip serpildi.
    Latife'nin kız kardeşi Vecihe İlmen'in torunu Muammer Erboy, bu okulu şöyle anlatıyor:
    "Muammer Dedem çok ileri görüşlü imiş. O kadar mürebbiyeyi birer kişi için getirtmek günah deyip bugünkü İzmir Türk Koleji'nin altında İsviçre dağ evlerini andıran saçaklı bir binacık yaptırıyor. Mahalleden çocuklarının eğitimine kâfi para ayıramayan insanların akıllı çocuklarına orada ders veriliyor. Her gün; okul gibi yani. Dedem, kendi çocuklarının yanı sıra 20'ye yakın çocuk okutmuş. Her memleketten her ana lisandan hoca varmış okulda. Altı yedi tane, gayet kalabalık yani."
    Muammer Bey çocuklarını yetiştirirken sadece bilimsel eğitimle değil, sanatsal eğitimle de yakından ilgiliydi. Müzik ailenin ayrılmaz bir parçasıydı.

    Sorbonne'da siyaset ve hukuk

    Latife, Halide Edip'in anlatımına göre İstanbul'daki Amerikan Koleji'nde hazırlık okudu. Latife'nin eğitiminde rol oynayan iki öğretmen ise Halit Ziya ile Tevfik Fikret'ti. Birinden Arapça, diğerinden Türkçe-Farsça dersleri almış, Halit Ziya'nın Yeşilköy'deki evinde bir yıl kalmıştı.
    Uşakizade Ailesi'nin 1917 yılı sonlarında Avrupa'ya gittiğini Halit Ziya'nın "Bir Acı Hikâye" adlı yapıtından öğreniyoruz. Önce Avusturya'ya, ardından İsviçre'ye yerleştiler. Ancak Latife, Londra yakınlarında, Chistlehurst'te yatılı bir okula gitti. Çağının çok ötesindeki bu yatılı kız okulunda matematik, coğrafya, tarih, botanik, edebiyat, Latince, Fransızca ve jimnastik okutuluyordu.
    Kız kardeşi Vecihe İlmen'in anlatımına göre, lise eğitiminin ardından, Latife Paris'te Sorbonne Üniversitesi'ne yazıldı; Siyasal Bilgiler ve Hukuk eğitimi gördü.
    Torun Muammer Erboy'un verdiği bilgiye göre, Latife, Sorbonne'da okurken, Vecihe ile Rukiye de Lausanne'da Pansiyona adını taşıyan bir kız okuluna devam ettiler. Erkek kardeşleri İsmail ile Ömer ise ortaöğretimlerini İsviçre'de tamamlayıp oradan İngiltere'ye Eton'a gittiler ve yükseköğrenimlerini İngiliz Kraliyet ailesinin okulu olarak bilinen Eton'da sürdürdüler.
    Adeviye Hanım ile Muammer Bey, çocuk felci geçiren küçük oğulları Münci ile Fransa'da Biarritz'e yerleştiler. Uşakizade Ailesi, Avrupa'nın dört bir yanına dağılmıştı. İzmir'e ilk dönen Latife oldu.

    Şair Rilke'nin yeğeni piyano dersi verdi

    Latife'nin müziğe özel bir yeteneği vardı. Ünlü Avusturyalı şair Rilke'nin yeğeni olan piyanist Anna Grosser-Rilke, Latife'ye üç sene piyano dersi vermişti. "Hiç Kaybolmayan Melodiler" adlı anı kitabında Latife'den de söz ediyordu.
    "Onu ilk gördüğümde 15 yaşındaydı. Almanya'ya pek gitmedikleri halde Latife en baştan beri Alman diline, edebiyatına, sanatına ve özellikle de Alman müziğine olağanüstü bir ilgi duyuyordu. Çok güzel ve çok zeki gözleri, ifadeli bir ağzı vardı. Genç kız onunla tanıştığım andan itibaren beni fevkalade etkiledi. Annesi, hayatım boyunca tanıdığım en güzel Türk kadınlarından biriydi. Murillo'nun Madonna tablolarını andırıyordu.
    Latife'den piyanoda bir şey çalmasını istedim. Ve Beethoven'ın Ay Işığı Sonatı'nın nefis Adaggio'sunu çalmaya başlayınca, şaşkınlığım büyüdü.
    Yetenekli bir öğrenciyle karşılaşmak beni çok mutlu etmişti. 1918 yılına kadar ona verdiğim piyano derslerinden büyük zevk aldım. Kusursuz bir Almanca konuşuyordu ve büyük Alman edebiyatçılarına karşı tutkulu bir hayranlık duyuyordu. Faust'un birinci bölümünü ezbere okuyabiliyordu. O öğrencilerimin en ilginci olarak kalacaktır."

    Halit Ziya, Latife'nin ortamını anlatıyor

    Latife'nin yetiştiği ortamı anlamak ve anlatmak açısından Halit Ziya'nın yazdıklarında da önemli ipuçları bulmak mümkün. Türk Dili ve Edebiyatı Profesörü Ö. Faruk Huyugüzel, Halit Ziya'nın kahramanlarını şöyle yorumluyor:
    "Halit Ziya Uşaklıgil'in kahramanları hep Avrupai taraflarıyla dikkati çekerler. Bunların hepsi de çok kültürlü, şair yaratılışlı, ince ve zarif insanlardır. Kahramanların anne ve babaları da modern görüşlü kişilerdir. Kızlarının iyi bir tahsil görmesi için çaba gösterirler; onların şahsi hukukuna saygı duyarlar. Makul bir çerçeve içerisinde onları gönül maceralarında serbest bırakırlar. Toplumun tepkilerine ve geleneklere aldırmazlar. Bu kişilerin hayatında dini veya milli bir motife de rastlanmaz. Hatta yazar kahramanlarına geleneklere ters düşecek davranışlar yaptırtmaktan bile kaçınmaz."

    YARIN

  • Mustafa Kemal nasıl evlenme teklifini yaptı? Tablonun arkasındaki teklif
  • "İnsanın aklından geçeni bilen kız!"
  • Gelecek için ortak idealler...

    Salih Bozok'un anlatımları İsmet Bozdağ'ın "Atatürk'ün Başyaveri Salih Bozok anlatıyor" adlı kitaptan alındı.

    DÜZELTME: Birinci bölümde yer alan küçük resimdeki Mustafa Kemal'in yanındaki genç kız Latife değildir.


  •  


    î Başa
    10 Kasım ve General Hilmi - Behiç Kılıç 
         
    î Başa Bugün Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikalinin 67. yılı... Atatürk 67 yıldır yok, kendisinin de dediği gibi, bir gün bizlerin de olacağı gibi 'vücudu toprak oldu' ruhu ise semalardan ülkesini seyrediyor...

    Sözünü hatırlayalım..

    'Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacak ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak'

    Ve de ..
     
    'Beni görmek demek behemehal yüzümü görmek demek değildir, benim fikirlerimi..'

    Diye devam edip ilkelerinin korunmasını miras bıraktığını belirten sözünü de hatırlayalım...

    Sözünün başında belirttiği gibi 'vücudu toprak' oldu, sözünün devamında belirttiği 'Cumhuriyet ' onun kurduğu, bıraktığı prensipler çerçevesinde, O?nun istediği gibi 'ilelebet payidar kalacak' mı ?.. Bu mirası emanet ettikleri, mirasın bekçileri midir ?..

    Ebediyete intikalinin 67 yılında verilen demece bakalım..

    "Bugün bizlere düşen görev, Atatürk'ü her yönüyle daha iyi analiz ederek onun düşünce sistemini anlamak ve bilgi çağının parametreleri doğrultusunda onun düşüncelerini günümüze taşıyarak irdelemek, sonuçlarını genç nesillere anlatmak ve uygulatmaktır. Onun düşüncelerine olan ilgi her geçen gün daha da artmaktadır. Atatürk'ün düşüncelerini, söylemlerini ve eylemlerini ulusal bir servet olarak kabul eden Türk Silahlı Kuvvetleri, O'nun ilke ve devrimlerini sonsuza kadar yaşama ve yaşatma kararlılığındadır."

    Bu sözler kimin?..

    Tahmin ettiğiniz gibi şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en tepesindeki komutan Orgeneral Hilmi Bey'in...

    Demek ki neymiş?..

    'Bugün bizlere düşen görev, Atatürk'ü her yönüyle daha iyi analiz ederek onun düşünce sistemini anlamak ve bilgi çağının parametreleri doğrultusunda onun düşüncelerini günümüze taşıyarak irdelemek, sonuçlarını genç nesillere anlatmak ve uygulatmaktır.'

    Mış...

    Yaşa Paşa...

    Atatürk'ün düşünce sistemini bilgi çağının parametreleri doğrultusunda günümüze taşıyıp irdeleyince,  genç nesillere ne anlatacağımızı sizin hal ve davranışlarınıza bakıp anlamaya çalışınca tepemizden aşağı kaynar sular dökülüveriyor...

    Ülkemiz, Mustafa Kemal Paşa'nın ahaliyi toparlayıp 'Ya İstiklal Ya Ölüm' diye yola çıktığı 1919 Mayıs'ından daha kötü bir işgal manzarası ile karşı karşıyadır... 1919 da yola çıkıldığında ne kırmızı çizgilerin aşılmasına, ne 'çuval' işlerine teşebbüse dahi tahammül olmadığı görülmüştür ve, o zamanlar 'Yeniden global dünya düzeni ' için teslimiyete zorlanmalara 'Bu çağdaşlığın gereğidir, bir kenarda emekliliği bekleyelim' diye bakılmamıştır.

    Yani Hilmi bey...

    Bilgi çağının parametreleri ile Atatürk'ün ilkeleri 'Doğan görünümlü Şahin' misali devşirilemez...

    Naçizane arzımız budur...

    Sizden dileğim;

    Hadi bakalım Harbiyeliye şu Kara Kuvvetleri rozetinden Mustafa Kemal Paşa'nın Kocatepe'deki silüetini yok etmenin gerekçesini de 'Bilgi çağının parametleri' çerçevesinde bir izah ediverin...

    Bu ne iştir beyim?..

    Kocatepe ne demek,

    Nazım Hikmet Kocatepe'yi anlatıyor..

    Saat 2.30.
    Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
    ne ağaç, ne kuş sesi,
    ne toprak kokusu vardır.
    Gündüz güneşin,
    gece yıldızların altında kayalardır.
    Ve şimdi gece olduğu için
    ve dünya karanlıkta daha bizim,
    daha yakın,
    daha küçük kaldığı için
    ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
    evimize, aşkımıza ve kendimize dair
    sesler geldiği için
    kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
    okşayarak gülümseyen bıyığını
    seyrediyordu Kocatepe'den
    dünyanın en yıldızlı karanlığını.
    Düşman üç saatlik yerdedir
    ve Hıdırlık-tepesi olmasa
    Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
    Küzeydoğuda Güzelim-dağları
    ve dağlarda tek
    tek
    ateşler yanıyor.
    Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
    ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
    şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var :
    Akarçay belki bir akar su,
    belki bir ırmak,
    belki küçücük bir nehirdir.
    Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip
    ve kılçıksız yılan balıklarıyla
    Yedişehitler kayasının gölgesine girip
    çıkar.
    Ve kocaman çiçekleri eflâtun
    kırmızı
    beyaz
    ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
    haşhaşların arasından akar.
    Ve Afyon önünde
    Altıgözler Köprüsü'nün altından
    gündoğuya dönerek
    ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
    Büyükçobanlar Köyü'nü solda
    ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp
    gider.

    Düşündü birdenbire kayalardaki adam
    kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
    Kim bilir onlar ne kadar büyük,
    ne kadar uzundular?
    Birçoğunun adını bilmiyordu,
    yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel
    Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da
    geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

    Dağlarda tek
    tek
    ateşler yanıyordu.
    Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
    şayak kalpaklı adam
    nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    güzel, rahat günlere inanıyordu
    ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
    birdenbire beş adım sağında onu gördü.
    Paşalar onun arkasındaydılar.
    O, saatı sordu.
    Paşalar : «Üç,» dediler.
    Sarışın bir kurda benziyordu.
    Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
    Yürüdü uçurumun başına kadar,
    eğildi, durdu.
    Bıraksalar
    ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
    ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
    Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.
    'Mustafa Kemal Paşa Kocatepe'den Afyon Ovası'na atladı, Hilmi Paşa 'da ölümünün 67. yılında O'nu Harbiyeli'nin göğsündeki işaretten atma kararını açıkladı!.. Kocatepe ve Mustafa Kemal Paşa 'İlelebet payidar kalacak' olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kutsal simgeleridir... Bütün milletler, devletler, tarihlerinde bir Kocatepe ve Koca Komutan özlemi içindedir..

    Atatürk'ün çocuklarının göğsünden attığınız Kocatepe budur Hilmi bey...
    Ve size şunu da arz ediyorum...

    Vatanseverler, AB'li bir çakalın 'Kemalist milliyetçi ideoloji sorunuyla yüzleşmeli.. Türkiye bir şekilde Kemalizimde reforma gitmenin yolunu bulmalı. Atatürk'ün devlet binalarındaki fotoğrafları artık inidirilmeli.' Sözlerinin ardından subayların göğsündeki işaretten Atatürk'ü Kocatepe'de gösteren görüntülerin kaldırılmasını 'şiddetli bir istilanın sonucu' sayıyorlar.

    Ve ilginçtir...

    Bu Atatürk'e saldıran adamın sözlerinde çağın parametrelerine göre, yani AB kafasına uygun Atatürkçülük (!) tavsiyeleri var...

    Şöyle ki;

    Bu zat 'Türkiye, artık Kemalizmde değişme gereğiyle yüzleşmeli. Sadece yasaları, anayasayı değil Kemalist kültürü ve felsefesi de değişmeli Ordu'nun felsefesi Kemalist devrimden miras olduğunu, bu değişmeli' diyor ve akıl (!) veriyor..

    'Vatansever olabilirsiniz, ama öncelikli işimiz Avrupalı olmak. '
    Ve bu adamın "Emperyal Hedeflere Hizmet" madalyası var...
    Hosted by www.Geocities.ws

    1