Sırlarıyla Latife Hanım -
3
Ankara'daki Azerbaycan Elçiliği'nde bir gece
Mustafa Kemal, 1923'ün ocak ayı içinde bir gece yakın çevresine "Evleniyorum"
demişti. Olayın tanığı olan gazeteci İsmail Habib Sevük'ün anlatımı aynen
şöyle:
Salih Bozok'tan İzmir günlerine dair bir anı î Başa İŞTE SUÇÜSTÜ BELGELERİ... İŞTE ARAÇTAN ÇIKAN KROKİ... haber vitrini î Başa Jandarma İstihbarat Teşkilatı'na kayıtlı olan otomobilden çıkan belgelerde, saldırıya uğrayan Umut Kitabevi'nin bulunduğu pasajın krokisi ve kentte yaşayan birçok kişiye ait istihbarat bilgileri yer alıyor. 12 Kasım 2005 Cumartesi 10:43
|
|
HAKKÂRİ - Şemdinli'de Umut Kitabevi'ne bombalı saldırı
düzenlediği belirtilen JİT (Jandarma İstihbarat Teşkilatı) mensuplarına
ait 30 AK 933 sivil ve 730198 askeri plakalı beyaz renkli Renault 19 marka
araçta ilginç belgelere ulaşıldı. Bu belge ve krokiler sadece son bombalı
saldırı konusunda önemli bir delil olmakla kalmıyor, planlandığı anlaşılan
çok sayıda suikast ve bombalama eylemi hakkında da önemli ipuçları
veriyor. Halen çoğaltılmış nüshası halkın eline geçen belgeler arasında en
çarpıcı olanlar, Şemdinli'de çok sayıda kişiye ait istihbari bilgileri
içeren dosya da bulunuyor. Dosyanın içinde, bombalanan Umut Kitabevi'nin
sahibi Sefer Yılmaz'a ait ev ve işyerinin krokileri yer alıyor. JİT
aracında yer alan bazı belgeler şöyle:
Koyu renk kalemle
işaretlenmiş
Aracın görev
yeri Aynı araç 9 Kasım tarihinde de Ali Kaya emrine verilmiş. Aracın görev yeri olarak ise Yüksekova-Şemdinli ilçeleri gösteriliyor. (RADİKAL) |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Hakkâri'nin Şemdinli ilçesinde 9 Kasım'da düzenlenen bombalı saldırının faillerinin jandarma personeli olduğu iddialarını araştıran savcı ile halkın üzerine ateş açılan otomobilin, Jandarma Uzman Çavuş Tanju Çavuş'un eşi adına kayıtlı olduğu belirlendi. Bu gelişme üzerine "güvenlikli" bir yerde tutulduğu belirtilen Çavuş hakkında gözaltı işlemi yapıldı. "Yeni Susurluk" olarak nitelendirilen saldırıların faillerinin askeri personel ve bağlantılı PKK itirafçıları olduğuna yönelik iddia ve bulguların da irdelendiği soruşturmada "gizlilik" kararı alındı. Bombalar MKE yapımı Umut Kitabevi'ni hedef alan ve Mehmet Zahir Korkmaz'ın ölümüne neden olan el bombasını attığı iddia edilen PKK itirafçısı Besil Ateş'in kaçarken binmeye çalıştığı 30 AK 933 plakalı Renault-19 otomobil ve içinde bulunanlar, olayların Türkiye gündemine oturmasını sağladı. Ateş gözaltına alınırken, araçta bulunan astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz "güvenlikli bir yere" götürüldüler. Araçta 3 Kalaşnikov tüfek, 11 şarjör, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) yapımı 2 el bombası, hücum yeleği, krokiler, isim listeleri ve jandarma görevlendirme yazısı bulundu. Krokiler arasında, hedef alınan kitabevi ile daha önce bombalanan bir başka yerin ayrıntılarının yer aldığı belirtildi. Keşif sırasında ateş Şemdinli Savcısı Harun Ayık, bu araçta avukatlarla birlikte keşif yaparken, kalabalığın üzerine ateş açıldı. Yaralanan Ali Yılmaz hastanede yaşamını yitirdi. Delillerin araştırılmasını önlemek için gerçekleştirildiği iddia edilen saldırı nedeniyle keşfe ancak gece geç saatlerde devam edilebildi. Görgü tanıkları, 42 plakalı Şahin marka beyaz bir otomobilden ateş açıldığını belirttiler. Uzman Çavuş Tanju Çavuş da diğer 2 kişi gibi "güvenlikli bir yere" götürüldü. Savcılık, 42 plakalı aracın, Çavuş'un eşinin üzerine kayıtlı olduğunu belirledi. Görgü tanıklarının da savcılığa bu araçtan ateş eden kişinin Çavuş olabileceğine yönelik bilgi verdikleri iddia edildi. Bunun üzerine Çavuş hakkında resmi gözaltı işlemi yapıldı. Şemdinli'de görev yapan Çavuş'un gözaltı öncesinde iddiaları yalanladığı, eşi ve çocuğuyla birlikte arabada olduğunu, kimseye ateş etmediğini söylediği öğrenildi. Çavuş'a ait araçtaki plakanın bir traktöre ait olduğu iddiası ortaya atıldı. Bazı görgü tanıkları, plakanın 42 D 1248 olduğunu söylediler. Bunun üzerine yapılan araştırmada, ihbar edilen bu plakanın Konya'nın Yunak ilçesinde oturan Ö.N. isimli vatandaşın traktörüne ait olduğu belirlendi. 30 AK 933 plakalı Renault-19 araçtan çıkan silah ve el bombaları balistik incelemeye gönderildi. Güvenlikli bir yerde tutulduğu belirtilen diğer iki astsubay hakkında ise somut bilgi olmadığı gerekçesiyle gözaltı işlemi yapılmadığı, "gerektiğinde" ifadelerine başvurulacağı öğrenildi. YANITI ARANAN SORULAR Teslim edilen iki görevli nerede? Olaylara karıştığı iddia edilen iki güvenlik görevlisi neden Emniyet'te değil? Durumu tartışılan iki görevlinin "güvenlikli" bir yerde tutulduğu haberleri doğru mu? Haklarındaki iddialara rağmen neden bu kişilerin bilgisine başvurulmadı? Bu kişiler neden sıcağı sıcağına gözaltına alınmadı? Kitabevine yönelik bombalı saldırıdan sonra 30 AK 933 plakalı araçta bulunan "görevlendirme" yazısı ne anlama geliyor? Jandarma Astsubay Ali Kaya adına çıkarılan yazı hangi amaç için verildi? Bagajdan çıkan silah ve el bombaları hangi kurumun envanterine kayıtlı? Araçta bulunan krokide işaretli yerler ve isimlerden hangilerine yönelik eylemler düzenlendi? Listede başka kimler vardı? Krokiler arasında, 1 Kasım'da Şemdinli'yi harabeye çeviren büyük bombalamada hedeflenen Cumhuriyet Caddesi'nin çizimlerinin de bulunduğu doğru mu? Saldırıyı protesto eden kalabalığı hedef alan, bir kişinin öldüğü silahlı saldırıyı kim düzenledi? Ölen kişinin vücudundan çıkan kurşun hangi silah ve hangi kuruma ait? Ağustosta dağıtılan ve "PKK saldırılarına yardımcı olanların cezalandırılacağı" belirtilen imzasız bildirilerin kaynağı kim? Bildiriyle saldırıların ilgisi var mı? Bildiriler konusunda soruşturma yapıldı mı? 'Başka hedefler' iddiası Şemdinli'de yaşanan bombalama olayının ardından öfkeli halkın, kullanılamaz hale getirdiği araçta bulunduğu iddia edilen eylem planları arasında ilçe merkezindeki Ulu Cami'nin de bulunduğu belirtildi. Olaya karışan askeri görevlilerin kaçmasının ardından Şemdinli halkının araçta yaptığı incelemede bulduğu eylem planına göre, halkın sürekli kullandığı ve ilçenin en büyük camisi olan Ulu Cami'ye de dün (cuma günü) eylem yapılmasının planlandığı öne sürüldü. Aynı plana göre ayrıca Şemdinli Lisesi ile Yüksekova'daki Zagros İş Merkezi'nin de eylem yapılacak yerler arasında bulunduğu ileri sürüldü. Ancak lise ve iş merkezine yönelik eylemlerle ilgili bir tarih olmadığı kaydedildi. Haber: Tolga Şardan-Gökçer Tahincioğlu Kaynak: www.milliyet.com.tr | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
11.11.2005 - 16:20:26
Çeçenistan’daki direnişi bir
türlü yok edemeyen Kremlin, açığını propogandayla düzeltmeye çalışıyor. Tüm
basın kuruluşları için, Çeçenistan terminolojisi hazırlayan Kremlin, Çeçenistan
seçimleri için de tüm televizyon kanallarına yönelik yeni bir talimatname
yayınladı. İşte ayrıntılar…
Gazeta.ru, Kremlin’in
Rus gazeteciler için yeni bir Çeçenistan basın sözlüğü hazırladığını duyurdu.
Sözlüğü bütün basın kuruluşlarına gönderen ve bundan böyle bu terimlerin
kullanılmasını isteyen Kremlin, öncelikle Çeçen direnişçiler için ‘Müslüman’
denmesini istemiyor. Kremlin’in ‘Müslüman’ sözcüğüne karşı kullanılmasını
istediği kelime, terörist. ‘Çeçenistan savaşı’ yerine ‘anti-terör operasyonu’
teriminin kullanılmasını isteyen Kremlin’in bu talimatnameli basın sözlüğünde,
meşru Çeçen hükümetinin Londra temsilcisi Ahmed Zakayev’in karşılığı
‘teröristlerin sözcüsü’, ‘Çeçen’ ve ‘İslamcı’ kelimelerinin karşılığı da
‘uluslararası terörizm’.
Kremlin’in talimatnameli yeni basın sözlüğünde
yasaklanan diğer kelimeler ve karşılıkları da şöyle; ‘Cemaat yerine terörist
organizasyon, şehit yerine terörist ya da intihar bombacısı, mücahit yerine
vehhabi, emir, imam ve saha komutanı yerine, eşkıya birimlerinin başları, cihat
yerine, yıkıcı terörist faaliyetler.’
Kremlin’in talimatnameli basın
sözlüğü üzerine yorum yapan gazeta.ru, bu terimlerin kullanılma amacının, Çeçen
direnişçilerin uluslar arası platformdaki imajını zedelemek, Rusya’yı da
uluslararası terörizm ile savaşan Amerika ve diğer devletlerle aynı seviyeye
getirmek olarak, açıkladı.
Gazete.ru’ya göre, Rus askerlerinin
Çeçenistan’daki en önemli uğraşının, ölü Çeçen direnişçilerin üstlerinden
çıkardıkları sözde yabancı ülkelere ait vatandaşlık belgelerinin olması da
şaşırtıcı değil. Yine gazete.ru’ya göre, Kremlin’in mantığı çok basit; Irak’ta
siviller ölüyor ve kimse insan hakları diye bağırmıyorsa, saygın Avrupalı
liberallerin de Çeçenistan için söyleyecek hiçbir şeyleri olmamalı.
Gazeta.ru, Rusların bu sözlükle, bir diğer amaçlarının da önceden ya da
şimdi Çeçenistan’da hiç savaş olmadığını, bunların sadece anti terör
operasyonları olduğunu unutan vatandaşlarına gerçekleri yeniden hatırlatmak
olduğunun altını da çizdi. Gazeta.ru, talimatnameli basın sözlüğünün,
Çeçenistan’daki 27 Kasım seçimlerine rastlayacak şekilde zamanlandığını da
kaydetti.
Gazete.ru, Çeçenistan’la ilgili bir başka konuyu daha da
gündemine taşıdı. Kremlin’in Çeçenistan’da seçimler öncesinde her şeyin normal
olduğunu gösteren yayınlar yapılması talimatını. Bu talimata göre, Rus ve Rusya
yanlısı Çeçen yetkililer, Çeçenistan’da her şeyin ‘istikrarlı’ bir şekilde
gittiğini, seçimlerin gayet iyi geçeceği yolunda konuşuyor, bunlara da basın
organlarında bir şekilde yer bulduruluyor. Kremlin, tüm televizyon kanallarına,
seçimlerden bir ay önce, parti liderlerinin Çeçenistan gezilerine kapsamlı bir
şekilde yer vermeleri talimatı da verdi. Gazete.ru, önümüzdeki hafta, tüm
kanalların büyük bir ihtimalle, Çeçenistan’daki işçi, çiftçi ve diğer orta
sınıfların yaşamlarıyla ilgili haberler gösteriyor olacağını da belirtti.
11.11.2005 - 18:08:33
Kremlin’in gazeteciler için
talimatnameli basın sözlüğü yayınlaması sonrasında, eski FSB üst düzey yetkilisi
Aleksander Litvinenko da, bir karşı sözlük hazırladı. İşte Litvinenko'nun
sözlüğü.
Global terörizm tehdidi içerisinde insanlar öldüğü zaman, dürüst gazeteci ve gözlemciler, Rus eşkıyalarının liderlerinin basını sinsice kullanarak toplum üzerindeki psikolojik etkilerini tekrar ve tekrar güçlendirmelerine seyirci kalmazlar. Bu bağlamda, Rusya'da meydana gelen olayların ve olaylara karışanların tam bir tanımı lazım ve ben de okuyucular için bu terimlerin ve ifadelerin daha açık bir şekilde belirtilmesini öneriyorum.
İşte terimler:
Rusya Devleti : Suç sendikası
Rusya Devlet Başkanı: Uluslararası terörizmin lideri
Rusya Federasyonu askeri birliklerinin başkomutanı: Rus eşkıyalarının lideri
FSB Başkanı ve bölge başkanları: Aşırı tehlikeli terörist gruplarının liderleri
İçişleri Bakanı ve üst düzey yetkilileri: Organize suç gruplarının liderleri.
Devlet Başkanı sözcüsü: Uluslararası terörizmin megafonu
Kadirov, Alkhanov ve Putin'in diğer kuklaları: Rusça vatan haini, Çeçence münafık
Kuzey Kafkasya'daki Rus askerleri: İşgal ordusu ya da silahlı eşkıyalar
Özel birlikler: Rus ölüm tugayları
Anti-terör operasyonları: Bağımsız Çeçenistan Cumhuriyeti'ne karşı başlatılmış savaş.
Özel operasyonlar (vatandaşların evlerine yapılan saldırılar, tutuklamalar, kaçırmalar): Çeçenistan vatandaşlarına karşı gerçekleştirilen soykırım ya da insanlığa karşı işlenmiş suç
CP/CA/AK
|
|
| |||||||||||||
| |||||||||||||||
11.11.2005 - 12:11:46
Rusya Liberal Demokratik
Parti lideri Vladimir Jirinovski, Rus futbol taraftarlarını ve kendi parti
üyelerini Fransa’ya göndererek, olayları bastırma teklifinde bulundu.
Duma Başkan Yardımcısı ve Liberal
Demokratik Parti Genel Başkanı Vladimir Jirinovski’den Fransa’ya ilginç yardım
teklifi. Jirinovski, basın aracılığıyla Fransa’ya çağrıda bulunarak, yardım
istenmesi halinde, olayları 48 saat içinde bastırma sözü verdi.
Ria
Novosti Ajansı’na bir demeç veren Jirinovski, Rus futbol fanatikleri ve Rusya
Demokratik Liberal Partisi’nin özel birimlerinin, Paris ayaklanmasını, 48 saat
içerisinde bastırabileceği iddiasında bulundu.
Teklifini daha sonra
Fransa’nın Moskova’daki büyükelçisine de gönderen Jirinovski, bu teklifin hemen
Fransız yetkililere ulaştırılmasını istedi.
Jirinovski’nin büyükelçiye
gönderdiği mesajda şu ifadeler yer alıyor; ‘Arkadaşlarımızın savaş alanındaki
askeri tecrübelerini referans gösteriyoruz. Zor durumlarda görev yapmış olan
LDPR üyelerinden ve futbol fanatiklerinden gönüllü birlikler oluşturmaya
hazırız. Bu hareketimizin tüm düzeni sağlayacağına ve ayaklanmayı 48 saat
içerisinde bastıracağına inanıyorum.”
RİN/CA/AK
î Başa
NE DEMİŞLERDİ ?

Kemal Atatürk'ün karakterinin bir cephesini göstermek itibariyle bir
noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu. Birdenbire
durdu: Görüyorsunuz ya, dedi: Birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en
büyüğünden sonra bile her akşam, savas alanlarında ölen bütün askerleri
düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum. Cesaret ve zekasından başka yüreği
bu kadar yüce olan böyle bir Şef'in, yurdu için mucizeler yaratmış olmasına
şaşılabilir mi?...
(George Bennes, Vu Gazetesi, Fransa, 1938)
"Ser, dayanıklı ve mücadeleci. Bence harika bir subay. Kelimenin tam
manasıyla mükemmel bir yönetici."
General
Liman Von Sanders
Fransa, kendisine pek çok dostluk belirtileri göstermiş olan bu büyük
adamın anısını daima canlı tutacaktır.
Fransız Başbakanı - EDOUARD DALADIER
î Başa
Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun faziletine
en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir.
Branko Aczemovic (Elçi) Yugoslavya
î Başa
Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti'nin başındaki
büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında yılmayan büyük ve yurtsever
bir insandı.
KERAMA
Lübnan Başbakanı
î Başa
“Mustafa Kemal; bir millet, bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi,
kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden
adamdır.”
ADOLF HİTLER
"Bu derece yüksek hilkatte bir adama sahip olduklarından dolayı, Türklere
gıpta ediyoruz."
(Ceska Slova Gazetesi, Çekoslavakya, 11 Kasım
1938)
"O'nun idaresi altında Türkiye, Avrupa'nın kıymetli bir üyesi oldu."
(London Times Gazetesi, İngiltere, 11 Kasım
1938)
"Atatürk, ölümünden önce herkes tarafından saygı gösterilen, değer
verilen güçlü, dinç, ve çalışkan bir Türkiye yaratma ülküsünü tamamiyle
başardı."
(Elenikon Mellon Gazetesi, Yunanistan, 11 Kasım
1938)
î Başa
Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile yoksul
düşmüştür. Gücü, zorlukları yenme kararı ve yiğitliği ile, aman bilmeyen
galiplerin uygulamaya kalkıştıkları pranga siyasetini ilk kıran Atatürk'tür.
(Pester Llyd Gazetesi, Macaristan, 1938)
î Başa
İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne
sürenler, Atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.
(Tahran Gazetesi, İran, 1939)
Osmanlı siyasal otoritesini çökerten Birinci Dünya Savaşı sonrası parçalanan, paylaşılan, yüz yıl boyunca sömürülen, kaynakları çalınıp kültürleri yağmalanan, kukla rejimlerle kontrol altında tutulan, hak/adalet/özgürlük talepleri ve refah arayışları kanla bastırılan, sesi ve nefesi kesilen bir coğrafyanın insanlarıyız biz. Yüz yıl sonra yeni bir Dünya Savaşı, yine bizim coğrafyamızda, bizim topraklarımızda yapılıyor. Zenginliklerimiz paylaşılarak, özgürlüklerimiz kısıtlanarak, topraklarımız talan edilerek, insanlarımız birbirine boğazlatılarak, onurumuz ayaklar altına alınarak, zihinlerimiz rehin alınarak, değerlerimiz kirletilerek, arayışlarımız engellenerek yürütülen bir savaş bu!
21. yüzyıla dönük bütün hesapların merkezinde biz varız, bütün sömürge politikalarının merkezinde biz varız, bütün güvenlik stratejilerinin merkezinde biz varız, bütün sosyal ve kültürel dönüşüm programlarının merkezinde biz varız. Yaşadığımız topraklar, ortak tarih, bizi birbirimize bağlayan değerler, kültürel miras var... Etnik farklılıklarımız, kültürel zenginliklerimiz, inançlarımız, mezheplerimiz, basit çıkarlarımız, bizi birleştiren ne varsa, yakınlaştıran ne varsa, kurşun olarak bize yöneltildi. Onlar adına kardeşlikleri bozuyoruz, onlar adına onurumuzu yerlere seriyoruz, onlar adına birbirimizi boğazlıyoruz, onlar adına bu toprakları talan edenlerin önünde "şerefsizce" eğiliyoruz. Onlar adına birbirimizin çocuklarını katlediyor, mabedlerini bombalıyoruz. Bu toz duman arasında, bizi kapıştıranları görmüyor gözlerimiz.
Yüz yıl önceye, sadece yüz yıl önceye ait hiçbir şeyi hatırlamıyoruz. Kuzey Afrika'da, Mısır'da, Filistin'de, Anadolu topraklarında, Irak'ta, Suriye'de kimlerin ne için savaştıklarını, kavganın sebebinin ne olduğunu, bugün ABD/İngiliz malı olan Irak'ta üzerindeki bitmek bilmez pazarlıkları hatırlamıyoruz. İngilizler Irak'a girer girmez şehitliklerini buldu. Osmanlı ordusuna karşı verdikleri savaşta kaybettiklerinin mezarlarını. Biz, orada şehitlerimizin varolduğunu bile bilmiyoruz. Irak halkının İngiliz işgaline direnirken, tıpkı bugün olduğu gibi, nasıl kimyasal gazlarla katledildiklerini bilmiyoruz.
Bakü petrolleri bulunduktan sonra Kafkaslar'da yaşanan büyük mücadeleyi, bölgeyi talana gelen ülkeleri, Azeri petrolleriyle zenginleşip bugün "barış ödülleri" dağıtanları bilmiyoruz. Kafkaslar ve Orta Asya'da verilen özgürlük mücadelelerini, siyasi ve entelektüel mücadeleyi bilmiyoruz. Kuzey Afrika'da dervişlerin destansı direnişlerini, Filistin'de İngilizlere karşı savaşırken şehit düşen Hüseyin Çavuş'un cebinden çıkan defterde yazılanları, binlerce Hüseyin Çavuş'un neden şehit olduğunu ve yüreklerinde ne taşıdıklarını bilmiyoruz. "Ne bir dua, ne de fatiha isterim sizlerden. İntikam. Ah! İntikam!" diyenleri, çöl sıcağında çatlamış dudaklardan çıkan yanık sesleri duymuyoruz! Neyin intikamı, neden intikam diye sormuyoruz.
Yüz yıl sonra ne değişti? Yine kimyasal silahlarla yok ediliyoruz! Yine topraklarımız talan ediliyor! Yine kaynaklarımız yağmalanıyor! Yine değerlerimiz çiğneniyor! Yine onurumuz ayaklar altına alınıyor! Yine mabedlerimiz kirletiliyor! Yine bizim çocuklarımız ölüyor! Yine özgürlüklerimiz ve refahımız başkalarının elinde! Yine çöl sıcağında çatlamış dudaklardan aynı sesler yükseliyor! Yine dünyanın merkezindeyiz! Yine, başkalarının elimize tutuşturdukları harita taslaklarıyla devletçikler kurma hayalleri kuruyoruz. Başkalarının isteklerine göre dost/düşman seçiyoruz. Başkaları için birbirimizi boğazlıyoruz. Başkaları için değişiyor, onların zenginlik ve refah projeleri için seferber oluyoruz.
Yüz yıl önce, Kahire'den Şam'a, İstanbul'dan Asya'nın derinlikleri kadar, bütün bunların dışında, çıkış yolunu arayanlar vardı. Düşünenler, araştıranlar, zihinlerini, imkanlarını ve güçlerini bu yola hasredenler vardı.
Şimdi de olmalı. Şimdi de Kahire'de, Şam'da, İstanbul'da aynı arayışlar olmalı, olacak! Washington'dan, Londra'dan, Brüksel'den elimize tutuşturulan reçeteler küskünlükten, düşmanlıktan, kandan bir bir şey getirmeyecek bize. Yüz yıl önce aynı adreslerden gelen reçetelerin bedelini ödemiyor muyuz hâlâ? Kaç yüz bin insan bu yolda hayatını verdi. Kaç ülke işgal edildi? Öleceksek kendimiz için ölelim.
Doğu Konferansı'nın yazacaktım bugün. Dün İstanbul'da başlayan, 15 ülkeden 70'in üzerinde düşünürün, yazarın, gazetecinin, akademisyenin katıldığı, 120'den fazla kaygılı insanın yaşadığımız coğrafyanın sorunlarının enine boyuna tartışacağı programı…
Amerikan uçakları Bağdat'ı bombalarken yaşanan ağır duygularla bir araya gelen insanların başlattığı, Mısır'a, İran'a, Suriye'ye kadar yayılan girişim, Amerikan uçaklarının Şam'ı bombalamaya hazırlandığı bir dönemde İstanbul'da toplandı.
İzleyelim….
î Başa KKTC 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Atatürk'ü anma törenlerinde inançları gereği örtünen bayanlara hakaret etti. Denktaş, Akdeniz Üniversitesi'nin (AÜ) düzenlediği 'Atatürk'ten Günümüze Kıbrıs' konferansında, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde olumsuz bazı görüntülere rastlandığını söyledi. Tesettürlü bayanları 'kargalara' benzeten Denktaş, şunları söyledi: "İstanbul'da hilafet için sancak açılabilmekte, İstanbul'un bir çok mahallesinde, kargalar gibi giyinmiş kara çarşaflar içindeki genç kızlar Atatürk'ün ruhunu rencide etmektedirler. Bazı üniversitelerimizin Atatürk'e sahip çıkma kararlılığı karşısında, bazı kesimlerin üniversitelere başka türlü bakışı da bu fotoğrafın içerisine rahatlıkla girebilmektedir.''
|

| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
î Başa
Bugün Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete
intikalinin 67. yılı... Atatürk 67 yıldır yok, kendisinin de dediği gibi,
bir gün bizlerin de olacağı gibi 'vücudu toprak oldu'
ruhu ise semalardan ülkesini seyrediyor... Sözünü hatırlayalım.. 'Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacak ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak' Ve de .. 'Beni görmek demek behemehal yüzümü görmek demek değildir, benim fikirlerimi..' Diye devam edip ilkelerinin korunmasını miras bıraktığını belirten sözünü de hatırlayalım... Sözünün başında belirttiği gibi 'vücudu toprak' oldu, sözünün devamında belirttiği 'Cumhuriyet ' onun kurduğu, bıraktığı prensipler çerçevesinde, O?nun istediği gibi 'ilelebet payidar kalacak' mı ?.. Bu mirası emanet ettikleri, mirasın bekçileri midir ?.. Ebediyete intikalinin 67 yılında verilen demece bakalım.. "Bugün bizlere düşen görev, Atatürk'ü her yönüyle daha iyi analiz ederek onun düşünce sistemini anlamak ve bilgi çağının parametreleri doğrultusunda onun düşüncelerini günümüze taşıyarak irdelemek, sonuçlarını genç nesillere anlatmak ve uygulatmaktır. Onun düşüncelerine olan ilgi her geçen gün daha da artmaktadır. Atatürk'ün düşüncelerini, söylemlerini ve eylemlerini ulusal bir servet olarak kabul eden Türk Silahlı Kuvvetleri, O'nun ilke ve devrimlerini sonsuza kadar yaşama ve yaşatma kararlılığındadır." Bu sözler kimin?.. Tahmin ettiğiniz gibi şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en tepesindeki komutan Orgeneral Hilmi Bey'in... Demek ki neymiş?.. 'Bugün bizlere düşen görev, Atatürk'ü her yönüyle daha iyi analiz ederek onun düşünce sistemini anlamak ve bilgi çağının parametreleri doğrultusunda onun düşüncelerini günümüze taşıyarak irdelemek, sonuçlarını genç nesillere anlatmak ve uygulatmaktır.' Mış... Yaşa Paşa... Atatürk'ün düşünce sistemini bilgi çağının parametreleri doğrultusunda günümüze taşıyıp irdeleyince, genç nesillere ne anlatacağımızı sizin hal ve davranışlarınıza bakıp anlamaya çalışınca tepemizden aşağı kaynar sular dökülüveriyor... Ülkemiz, Mustafa Kemal Paşa'nın ahaliyi toparlayıp 'Ya İstiklal Ya Ölüm' diye yola çıktığı 1919 Mayıs'ından daha kötü bir işgal manzarası ile karşı karşıyadır... 1919 da yola çıkıldığında ne kırmızı çizgilerin aşılmasına, ne 'çuval' işlerine teşebbüse dahi tahammül olmadığı görülmüştür ve, o zamanlar 'Yeniden global dünya düzeni ' için teslimiyete zorlanmalara 'Bu çağdaşlığın gereğidir, bir kenarda emekliliği bekleyelim' diye bakılmamıştır. Yani Hilmi bey... Bilgi çağının parametreleri ile Atatürk'ün ilkeleri 'Doğan görünümlü Şahin' misali devşirilemez... Naçizane arzımız budur... Sizden dileğim; Hadi bakalım Harbiyeliye şu Kara Kuvvetleri rozetinden Mustafa Kemal Paşa'nın Kocatepe'deki silüetini yok etmenin gerekçesini de 'Bilgi çağının parametleri' çerçevesinde bir izah ediverin... Bu ne iştir beyim?.. Kocatepe ne demek, Nazım Hikmet Kocatepe'yi anlatıyor.. Saat 2.30. Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır, ne ağaç, ne kuş sesi, ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin, gece yıldızların altında kayalardır. Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim, daha yakın, daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten evimize, aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe'den dünyanın en yıldızlı karanlığını. Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık-tepesi olmasa Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek. Küzeydoğuda Güzelim-dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor. Ovada Akarçay bir pırıltı halinde ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var : Akarçay belki bir akar su, belki bir ırmak, belki küçücük bir nehirdir. Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip ve kılçıksız yılan balıklarıyla Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar. Ve kocaman çiçekleri eflâtun kırmızı beyaz ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki haşhaşların arasından akar. Ve Afyon önünde Altıgözler Köprüsü'nün altından gündoğuya dönerek ve Konya tren hattına rastlayıp yolda Büyükçobanlar Köyü'nü solda ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp gider. Düşündü birdenbire kayalardaki adam kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri. Kim bilir onlar ne kadar büyük, ne kadar uzundular? Birçoğunun adını bilmiyordu, yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek. Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü. Paşalar onun arkasındaydılar. O, saatı sordu. Paşalar : «Üç,» dediler. Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı. 'Mustafa Kemal Paşa Kocatepe'den Afyon Ovası'na atladı, Hilmi Paşa 'da ölümünün 67. yılında O'nu Harbiyeli'nin göğsündeki işaretten atma kararını açıkladı!.. Kocatepe ve Mustafa Kemal Paşa 'İlelebet payidar kalacak' olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kutsal simgeleridir... Bütün milletler, devletler, tarihlerinde bir Kocatepe ve Koca Komutan özlemi içindedir.. Atatürk'ün çocuklarının göğsünden attığınız Kocatepe budur Hilmi bey... Ve size şunu da arz ediyorum... Vatanseverler, AB'li bir çakalın 'Kemalist milliyetçi ideoloji sorunuyla yüzleşmeli.. Türkiye bir şekilde Kemalizimde reforma gitmenin yolunu bulmalı. Atatürk'ün devlet binalarındaki fotoğrafları artık inidirilmeli.' Sözlerinin ardından subayların göğsündeki işaretten Atatürk'ü Kocatepe'de gösteren görüntülerin kaldırılmasını 'şiddetli bir istilanın sonucu' sayıyorlar. Ve ilginçtir... Bu Atatürk'e saldıran adamın sözlerinde çağın parametrelerine göre, yani AB kafasına uygun Atatürkçülük (!) tavsiyeleri var... Şöyle ki; Bu zat 'Türkiye, artık Kemalizmde değişme gereğiyle yüzleşmeli. Sadece yasaları, anayasayı değil Kemalist kültürü ve felsefesi de değişmeli Ordu'nun felsefesi Kemalist devrimden miras olduğunu, bu değişmeli' diyor ve akıl (!) veriyor.. 'Vatansever olabilirsiniz, ama öncelikli işimiz Avrupalı olmak. ' Ve bu adamın "Emperyal Hedeflere Hizmet" madalyası var... | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||