ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- Çanakkale’yi bir kez daha geçme denemesi... - milli gazete 
  ~ Bu projeyle Türkiye ve Türk milleti kendini ve asaletini yeniden fark edecek, birlik-beraberlik ruhu, gelecek heyecanı yeniden tesis edilecektir.
  ~ Kim ne yaparsa yapsın, kim hangi oyunun içinde olursa olsun, bu proje gerektiği ve hak ettiği gibi bitirilecektir.
  ~ Bu ülke üzerinde, gizli-açık emelleri olanlar iyice bilsinler ki; tarih boyunca bu hesaplar tutmamış, bundan sonra da tutmayacaktır.

- FSB TERÖRİSTLERİ BİR SONRAKİ POLİTİK CİNAYET İÇİN HAZIRLANIYOR ajans kafkas
  ~ Eski FSB görevlisi olan ve halen Londra'da politik mülteci stasütüsüyle yaşayan Aleksander Litvinenko, Chechenpress'teki son yazısında işlenmek üzere olan bir politik cinayeti engellemek için çağrı yaptı.

- RUSLAN NAHUŞEV RUS BASININDA FLAŞ HABER… RUS GAZETELERİ, NAHUŞEV’İN KAYBEDİLMESİYLE İLGİLİ İLGİNÇ İDDİALAR SESLENDİRİYOR… ajans kafkas 
  ~ Rus basını, Ruslan Nahuşev’in ortadan kaybedilmesinin üzerinde ısrarla duruyor. Basında çıkan haberlerde, Nahuşev’in ortadan kaybedilmesinden yerel güç odakları sorumlu tutulurken ilginç iddialar dile getiriliyor. İşte iddialar...

- GİMRİ KUŞATMA ALTINDA - ajans kafkas
  ~ Dağıstan polisi ve Dağıstan FSB elemanları, İmam Şamil’in köyü olarak bilinen ve evinin halen müze olarak gezilebildiği Gimri kasabasını kuşatma altına aldı. Sebep, kasabada silahlı militanların bulunduğu iddiası.

- KABARDEY BALKAR’DA TEHLİKELİ GELİŞMELER SÜRÜYOR… ÜÇ HAFTADA TAM İKİ BİN KİŞİ GÖZALTINA ALINDI…
  ~ Nalçik saldırısı sonrasındaki üç hafta içinde tam iki bin kişi, ülke genelinde gözaltına alınarak sorgulandı. Sorgulananların çoğu, işkence altında kendilerine uzatılan itirafnameleri imzaladı.

- KABARDEY BALKAR’DA TEHLİKELİ GELİŞMELER SÜRÜYOR… RUSLAN NAHUŞEV KAYIP
  ~ Kabardey Balkar’daki İslam Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Ruslan Nahuşev, geçtiğimiz Cuma gününden bu yana kayıp. FSB, ifadesini almak için getirttiği Nahuşev’i daha sonra bıraktığını iddia ederken, yakınları ise Nahuşev’in yargısız infaza uğradığını düşünüyor.

- BU NE YÜZSÜZLÜK!.. VEKİLİ VURAN TUTAŞ'IN BABASI: MİLLET MEMLEKETE HAVAN TOPU SOKUYOR, OĞLUM SİLAH SOKMUŞ ÇOK MU?
  ~ Olayda kasıt yok. Eşim, kızım ve oğlum sinemaya gidiyor. Bu kişi de 400 kişilik salonda ne hikmetse gidip yanlarına oturuyor ve eşime sinkaflı hakaret ediyor. Hakaretini sürdürünce de oğlum yanındaki ruhsatsız silahıyla ateş ediyor.

- YAZAR SULHİ DÖLEK VEFAT ETTİ - Haber Vitrini 
  ~ 'Süper Baba', 'İkinci bahar', 'Unutma Beni' ve 'Yabancı Damat' gibi dizilerin senaristi Sulhi Dölek sabaha karşı hayata veda etti. Senaryolarıyla birçok ödül kazanan tanınmış senaristin çok sayıda romanı bulunuyor.

- MİLLİ GAZETEYİ EN ÇOK PENTAGON İLE İSRAİL TIKLIYOR - Milli Gazete  

- Haritadan kim silinecek! - Milli 

- NALÇİK OLAYLARI TERÖR MÜ?
  ~ Nalçik olayları, yaklaşık yirmi gün geçmesine rağmen, hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bunun sebebi ise, Rusya Federasyonunda uygulanan ilkel terör yasası.
  ~ RF kanunlarına göre, teröristlerin cenazeleri ailelerine verilmiyor, bir rivayete göre yakılıp imha ediliyor, bir başka rivayete göre ise bilinmeyen bir yere gömülüyor.
  ~ Bu tanımı baz alırsak İstanbul, Madrid, Beslan, Londra eylemlerinin terör kapsamına rahatlıkla alabiliriz.
  ~ Ölülerine büyük saygı duyan, onları İslam usullerinin yanında geleneklerine uygun olarak defneden Kuzey Kafkasya insanına yapılacak en büyük kötülük, cenazelerine el koymaktır.
  ~ RF yönetimi, ölen gençlerin naaşlarına gösterdiği saygısızlıkla, özellikle Kabardey Balkar’ı ve bağlı olarak da Kuzey Kafkasya’yı daha fazla kin ve nefrete sürüklemektedir.

- LİTVİNENKO; ‘TÜM İŞGALCİLERİN KADERİ YOK EDİLMEKTİR’ - Ajans Kafkas
  ~ Putin’in siyasi muhalifi ve FSB’nin eski üst düzey görevlilerinden Alexander Litvinenko’nun, Chechenpress yazıları sürüyor. Litvinenko, son yazısında, Nalçik olayları ekseninde, Kuzey Kafkasya’daki Rus işgalini değerlendirdi. Putin’le alay eden Litvinenko yazısını, bölgedeki Ruslara yaptığı ilginç bir çağrıyla bitirdi.
  ~ Putin ve yardımcıları son beş yıldır, kontrolleri altındaki Rusya'yı, tam anlamıyla yağmalanmış bir işgal bölgesine çevirdiler.
  ~ Ülkedeki milyonlarca masum insanı öldüren ve tüm bu zaman boyunca hiç pişmanlık duymamış KGB'nin ruhuyla yetiştirilmiş kişilerden ne bekleyebilirsiniz?
  ~ Devleti tamamen yok eden, seçimleri iptal eden ve her şekilde Rusları aşağılayan Putin, kendi yöntemlerini, Kafkasya'yı işgal edenlere kullandırtmaya karar verdi.
  ~ Bizim için ölüm ne ise onlar için de, bu kurallarla yaşamak aynıdır.
  ~ İlk başta ülkenin devlet başkanını seçme ve bu makama seçilme haklarını ellerinden aldı daha sonra herkesin 'Nejdanchik' –beklenmeyen- olarak bildiği casino sahibi bir kuklayı devlet başkanı olarak atadı.
  ~ Kremlin tarafından atanan yeni devlet başkanı, tam bir dolandırıcı olarak tanımlanıyor. Kötü bir şöhreti var, oldukça iki yüzlü ve kişisel çıkarları için herhangi bir ağır suçu çekinmeden işleyebilir.
  ~ Geleceğin 'Nejdanchik'i bir zamanlar Moskova'da araç şoförlerini soyan gangsterlerden biriydi.
  ~ Nalçik'teki olaylardan sonra Putin'in takımı, ılımlı hesaplamaların yerine, her şeyi 'şehre, ticaret yapılan her kulübeyi soymak için gelen aşırı dincilerin fanatik faaliyetleri' olarak sunmaya çalışıyor.
  ~ Bu topraklarda bulunabilecek en barışçıl insanlar olan ve dört yüzyıl boyunca Rus işgaline karşı açık bir mücadele göstermeyen Kabardeyler, bugün Putin'e başkaldırdı.
  ~ Kuzey Kafkasya'nın dört asırlık Rus işgalinden tamamen temizlenmeden, üç yıl daha geçmeyeceğini tahmin etmek için fazla zeki olmaya gerek yok.
  ~ Kafkas insanlarının milli özgürlük hareketi, eninde sonunda hem Rusya'yı hem de kendilerini özgür yapacak.
  ~ Her özgür insanın kaderi gibi, onların kaderi de kendi ellerinde olacak ama ilk olarak orada yaşayan Ruslara iyi ve önemli bir tavsiyede bulunmak istiyorum; 'İşgalciliği bırakın ve Kabardey dilini öğrenin.'

- Camagat’ın En Öndeki İsmi Anlatıyor -3-
  ~ ANZOR ASTEMİROV: “MACUN TÜPTEN ÇIKTI, GERİ SOKULAMAZ”
  ~ Yermuk'la hiçbir bağlantımız yok. Daha önce Panki Vadisi'nde bulunmuş ve orada çatışmalara katılmış dört-beş kişinin, Kabartay Balkar'a döndükten sonra kendilerine taktıkları isimdir bu Yermuk Tugayları.
  ~ Başları Seyfullah kod adını kullanan Müslim Atayev, geçtiğimiz aylarda Nalçik'te hanımı ve çocuğuyla birlikte öldürüldü bildiğiniz gibi. Belirttiğim sayının dışında da bir tabanı yok Yermuk'un. Toplam sayıları 10 kişiyi geçmez. Sanal alemdeki birkaç bildiriye bakıp insanlar geniş tabanlı bir cemaat zannediyor Yermuk'u ama öyle bir şey olmadığını belirtmeliyim.
  ~ Ayrıca bizim onların yazdığı gibi 'kafirleri öldürdük' filan gibi bir söylemimiz de yok. Bu jargonu yanlış buluyoruz. Biz yıllarca din eğitimi aldık, hiç böyle bir söylemimiz olmadı. Biz sadece İslamı doğru anlamak ve doğru yaşamak istiyoruz, bütün isteğimiz bu.
  ~ Yalan. Hiçbir yabancı ülkeden bir kuruş finans almadığımız gibi, özel bir irtibata da girmedik. Bağımsız, özgür ve yerli bir hareketiz. Baştan beri de buna çok itina gösterdik. Bu çizgi Camagat'ın politikasıdır.
  ~ Onlar namaz kılana, sakal bırakana, başını örtene, sisteme karşı çıkana vehhabi dedikleri gibi, soyguncuya, ahlaksıza, hatta narkotik bağımlılarına bile vehhabi diyorlar. Rusya'da vehhabiliğin sabit bir tanımı yok. Bir kere bunu belirlemek lazım.
  ~ Şunu kesin bir dille söyleyebilirim ki cemaatimizin Vehhabilikle uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur. Biz hepimiz ehl-i sünnetiz ve Hanefi mezhebindeniz. Bizde Vehhabilerin itikatlarından gelen fanatizm yoktur.
  ~ Biliyorsunuz, Kafkasya'nın doğusuna İslam Araplar aracılığıyla geldi. Ama bize yani batıya Osmanlı üzerinden geldi. Biz İslamın bu ekolüne mensubuz.
  ~ O zamanlar insanlar bu tür sorunlarını ya devlete başvurarak hukuk yoluyla, ya da mafya yolu ile çözmek zorundaydılar. Halk mafyaya, hukuk sisteminden daha çok güveniyordu. Hukuk sistemi laçka olduğu, çalışmadığı için insanlar devlete güvenmiyordu. Mafya ise her zaman çok verenden yana tavır alıyordu, yani hep güçlünün yanındaydı.
  ~ Öyle ki Yahudiler, ateistler dahi problemlerine adil bir çözüm önermemiz için bize geliyordu. Ayrıca çok ilginçtir, cemaat güçlendikçe mafya da geri çekildi.
  ~ Ayrıca şunu da belirtmeliyim: Müslümanların arasına fitne sokmak için aramıza çok ajan provokatör geldi. Bizi şiddetin içine sokmak için çok uğraştılar. Kötü niyetlerini sezince cemaati uyardık ve onlarla ilişkilerini keserek selam bile vermemelerini istedik. Bu, atom bombasından daha tesirli oldu. Bu insanlar dışlandı.
  ~ Bunların yaptıkları bir sürü olumsuz iş de maalesef bize mal edildi o sıralar.
  ~ Yaşananlar Kabartay Balkarla sınırlı kalmayarak diğer Cumhuriyetlere de sıçrayacak ve benzer olaylar olacak. Çünkü sistem her yerde aynı çalıştığı için aynı sorunları üretiyor. Geçen gün Adıgey'de mescidden 8-10 kişi aldılar ve dayaktan geçirdiler. Karaçay Çerkes'de de benzer şeylerin olması sürpriz olmayacak.
  ~ Büyük bir negatif birikim var üzerlerinde, bunu izale etmek çok zor. Ayrıca yönetimi ellerinde tutanlar da bunu istemiyorlar zaten. Olayları bu noktaya taşıyan hep onlar oldu çünkü. Bugün için diyebilirim ki macun tüpten çıkmıştır, geri sokmak da çok zor.
  ~ Sadece şunu: Biz bugün anavatanda, Türkiye'deki soydaşlarımızın dedelerinin 150 yıl önce yaşadıklarını yaşıyoruz. Belki bizi vatanımızdan atmıyorlar ama aynı zulmü yapıyorlar. Burada baskı görenler yarın Türkiye'ye mülteci olarak gelirlerse kimse şaşmasın.
  ~ Her bahaneyle tutuklayarak, işkenceler yaparak, baskılar ve tehditlerle normal bir hayat yaşatmadılar Resul'e. Burada kalsaydı öldürülecekti. Bizim de durumumuz aynı.
  ~ Buradaki insanların önüne bu baskını yapmaktan başka hiç bir seçenek koymadılar.
  ~ Diasporadaki kardeşlerimizin bunu anlamaları için başka ne diyeyim? Bir an önce Rus dezenformasyonunun etkisinden kurtulmaları için dua etmekten başka bir şey yapamam.

- ŞİFRELİ KASADAN 'FİŞLEME DOSYALARI' ÇIKTI!.. - Haber Vitrini 
  ~ Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili soruşturma gizlilik içinde devam ederken, şifreli kasada şok belgeler ele geçirildi.
 
 


î Başa
Çanakkale’yi bir kez daha geçme denemesi... - milli gazete 
Turhan Çömez
07.11.2005
İlk tuhaflıklar “Çanakkale Şehitlikleri”nin yapımı sırasında başlar. Bill Sellars isimli Avustralya’lı gazeteci Türk asıllı eşiyle birlikte Eceabat’a gelir ve yerleşir. Daha önceden terör örgütü PKK ile ilgili çalışmalarıyla bilinen Sellars yarımadanın her karışını gezer, her gördüğünü kayıt altına alır ve ‘Mezarların tahrip edildiği, Lozan’a aykırı çalışmalar yapıldığı’ yaygarasını kopartır.
Her karışı destansı kahramanlıklara sahne olan Gelibolu Yarımadası, bugünlerde düşündürücü tartışmalara tanık oluyor.
Peki ne oldu da bu tarihi yarımada bir anda dikkatleri üzerinde topladı?
Bugüne kadar konuşulmayan, Lozan’ın Çanakkale ile ilgili maddeleri, neden tekrar konuşulmaya başlandı?
Neden yabancı medya burayı mercek altına aldı?
Avustralya Senatosu bir rapor hazırlayarak neden burada teftiş yapılmasını istiyor?
Doksan yıldır yerleri dahi bilinmeyen pek çok şehitlik tek tek kayıt altına alınırken, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı ile ilgili projeler süratle hayata geçirilirken, neler oldu da, Dışişleri Bakanlığı yazı üstüne yazı göndererek, projenin durdurulmasını talep ediyor?
Avustralya Hükümeti neden nota üstüne nota göndererek projeleri denetlemek ve durdurmak istiyor?
Avustralya hükümeti Anzak Koyu’nu neden kültürel miras statüsüne aldırmak istiyor?
Diplomatik teamüllerde pek rastlanmayan bir şekilde, Gelibolu Yarımadası için Avustralya hükümeti hangi gerekçelerle (hangi görev tanımıyla) Bölge Koordinatörü atıyor?
Neden Başbakanlık danışmanı bir milletvekili apar topar Avustralya’ya giderek, pek çok yetkiliyle temas kuruyor ve Çanakkale’de bir diplomatik temsilcilik açılacağının sözünü (müjdesini) veriyor?
Doksanıncı yıl anma törenlerine yabancıların bu kadar yoğun ve üst düzey katılımının bir anlamı var mı?
Tüm bu soruların çok açık bir cevabı var.
Türkiye; doksan yıldır, yerleri bile belli olmayan şehitliklerini restore etme ve Türk milletiyle paylaşma iradesi ortaya koymuş, geçmişle geleceğini buluşturmak istemiştir.
Türkiye, tarihine ve atasına sahip çıkma, saygı duyma ve gelecek nesillere taşıma kararlılığını göstermiştir.
Bu adımlar Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı’na olan ilgiyi bir anda arttırmış, yıllık ziyaretçi sayısı 250 binden, 2.5 milyona çıkmıştır.
İşte gerçek neden budur.
İçimizdeki yabancılarla, dışımızdaki yabancıların oluşturduğu koalisyonun tek endişesi, ortaya çıkacak Millî şuurdur.
Şehitlerimizin kemikleri sızlıyor
Yıl 2002, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı’nın yıllık ziyaretçi sayısı 250 bin. Şehitliklerin çoğunun yeri dahi bilinmiyor. Pek çok şehitlik ise bakımsızlıktan ve ilgisizlikten, içler acısı durumda. Oysa yabancılara ait olan, yani topraklarımızı almak üzere bizimle savaşmaya gelenlerin mezarları son derece bakımlı ve hepsi kayıt altındadır.
Yıl 2003, Millî Park’a ait plan ve projeler tamamlanır, yapımlarına hız verilir. Ana Tanıtım Merkezi, Kilye Koyu Kavşağı, Kilye Koyu Çevre Düzenlemesi, Kabatepe-Conk Bayırı Ring Yolu, Alçıtepe-Abide Ring Yolu, Alçıtepe-Bakıterası Ring Yolu, Kabatepe Ziyaretçi Dinlenme Tesisi hızla bitirilir. Genel Kurmay Başkanlığı ile yapılan titiz çalışmalar neticesinde, 60 bin şehidimizin envanter bilgileri çıkartılır. Bu arada Şevki Paşa haritasının lejandı Avustralya’dan getirtilir ve bugüne kadar tespit edilmemiş 28 şehitliğin yeri belirlenir. (Bilgilere ulaştıkça da, göz yaşartan sahneler teker teker aydınlanır. Kocadere Köyü civarındaki Hastane Şehitliği’ne şehitler tam dört kat olarak defnedilmiştir)
Sellars meydan okuyor!..
Şehitliklerin yapımına sıra gelince tuhaflıklar başlar. Bill Sellars isimli Avustralya’lı gazeteci Türk asıllı eşiyle birlikte Eceabat’a gelir ve yerleşir. Daha önceden terör örgütü PKK ile ilgili çalışmalarıyla bilinen Sellars yarımadanın her karışını gezer, her gördüğünü kayıt altına alır ve ‘Mezarların tahrip edildiği, Lozan’a aykırı çalışmalar yapıldığı’ yaygarasını kopartır. Bununla birlikte yerli basında da dezenformasyon haberleri dikkat çekmeye başlar.
Yapılan çalışmaları denetlemek üzere bölgeye giden Millî Parklar Genel Müdürü Prof. Mustafa Kemal Yalınkılıç bu gazeteciye tesadüf eder ve çalışma izninin olup olmadığını sorar. İzninin olmadığını öğrenince de bölge dışına çıkartmak ister. Buna karşılık Sellars’ın verdiği cevap son derece dikkat çekicidir; ‘Kimin toprağından kimi çıkartıyorsun?’
İşte tüm bu yaşananların perde arkasını aydınlatacak cümle budur.
Olaylar hız kazanır.
Büyükelçilikten gelen sürpriz yazı
Sellars’ın yazıları üzerine Avustralya Hükümeti ile Türk Dışişleri arasında mekik diplomasisi başlar.
Bu arada, Avustralya ve Türk başbakanlarının 26 Nisan 2005 tarihinde yaptıkları görüşmede, Anzak Bölgesinde turistik amaçlı olarak yapılacak ilave inşaatların (konu açıklığa kavuşuncaya kadar) durdurulması kararı alınır.
Avustralya Hükümetinin yaptığı araştırmalar neticesinde, iddiaların gerçek olmadığı anlaşılır ve konuyla ilgili kendilerini bilgilendirmekte yetersiz kaldığı düşünülen Büyükelçilik görevlisi Gary Back emekliye ayrılır.
Avustralya tarafında sorun bitmiştir, ancak Türk tarafında sorun devam eder. Dışişleri Bakanlığı’ndan, Çevre Ve Orman Bakanlığı’na, Büyükelçi Süha Umar imzasıyla gelen yazılarda sürpriz bir şekilde projenin durdurulması istenir.
Ve Anafartalar Sahil Yolu Projesi durdurulur.
Beklenmedik gezinin sebebi...
*Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen ısrarlı yazılar üzerine bu kez Avustralya Hükümeti tekrar harekete geçer ve Türkiye’ye nota üstüne nota verir.
*Avustralya Senatosu “Finance and Public Administration Committee” tarafından yapılan araştırma çalışmasının sonunda hazırlanan raporda Gelibolu’da bir teftiş yapılması istenir.
*Bu arada, Bakı Terasları Projesi durdurulur.
*Halen görev yapan mezarlıklar koordinatörlüğüne ek olarak Avustralya Hükümeti tarafından (görev tanımı tam olarak bilinmeyen) bir bölge koordinatörü atanır.
*Avustralya Hükümeti tarafından, Anzak Koyu’nun Avustralya Kültürel Mirası ilan edilme talebi, Türkiye’ye iletilir. (Avustralya’nın Ulusal Miras Alanı ilan edilmesine ilişkin, 88 sayılı, 2003 tarihli, değişik çevre ve miras mevzuatında dikkat çekici nokta ise şu:  7. Madde; ….Ulusal Miras Alanlarında alanın kaynak değerleri üzerinde görünür etki yapacak bir faaliyette bulunan bireyler ve anonim şirketler için cezai müeyyideler…, keza 11. Madde’de; …Ulusal Miras Alanlarında,  görünür etki yapacak faaliyette bulunan kişinin suçlu sayılacağı... ifade ediliyor. Yani, yönetimi Avustralya’da olacak bu alanda faaliyet yapan kişi ya da kuruluşlar sözleşme gereği Avustralya Hükümeti tarafından yargılanabilecek!) Ancak, kabul edilmek üzere olan bu talep, son anda dikkatli gözler tarafından fark edilir ve bu ayrıntı nedeniyle,  reddedilir.
*Bu çalışmadan sonuç alınamayınca bu kez de, Dünya Kültür Mirasına dahil edilmeyle ilgili hazırlıklar başlar. Bunun akıbeti ise henüz bilinmiyor.
*Bu baş döndürücü trafiğin sürdüğü günlerde, başbakanlık danışmanı bir milletvekili, Avustralya’ya beklenmedik bir gezi yapar ve  Çanakkale’de Avustralya’ya ait bir konsolosluk açılacağı haberini verir.
Oyunlara prim verilmeyecek
Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Projesi salt bir çevre projesi olarak değerlendirilemez.
Bu, Türk milletinin yeniden  kimliğini ve kendini bulma projesidir.
Bu proje bittiğinde yıllık 10 milyon ziyaretçi kapasitesine ulaşılacaktır. İşte içimizdeki ve dışımızdaki yabancıların asıl korktuğu da, budur.
Bu projeyle;
Türkiye’nin doğusundan-batısından-kuzeyinden-güneyinden, buraya gelen her vatandaşımız ve özellikle gençlerimiz, atalarının ne büyük kahraman olduklarını yeniden fark edeceklerdir. Ülkenin her tarafından, her etnik kökenden, ne ana kuzularının omuz omuza  canlarını feda etme pahasına bu vatan toprağını koruduklarını fark edeceklerdir.
î Başa Bu projeyle Türkiye ve Türk milleti kendini ve asaletini yeniden fark edecek, birlik-beraberlik ruhu, gelecek heyecanı yeniden tesis edilecektir.
î Başa Kim ne yaparsa yapsın, kim hangi oyunun içinde olursa olsun, bu proje gerektiği ve hak ettiği gibi bitirilecektir.
Çanakkale daha da destanlaşacak
Şunu herkes bilsin ki, Türkiye, geçmişine de geleceğine de sahip çıkacaktır.
î Başa Bu ülke üzerinde, gizli-açık emelleri olanlar iyice bilsinler ki; tarih boyunca bu hesaplar tutmamış, bundan sonra da tutmayacaktır.
Bu aziz milletin her bir ferdi; yüreğinde Çanakkale’de destanlaşan kahramanların aziz hatıralarını ve muhabbetini taşımaktadır.
Bugünün Çılgın Türk’leri sevgili gençler,
Gidin bu toprakları ziyaret edin.
Atalarınızın kahramanlıklarına tanık olun.
Ve siz de onlar gibi hep gereğini yapın….
 



î Başa
FSB TERÖRİSTLERİ BİR SONRAKİ POLİTİK CİNAYET İÇİN HAZIRLANIYOR ajans kafkas

07.11.2005 - 14:22:21
î Başa Eski FSB görevlisi olan ve halen Londra'da politik mülteci stasütüsüyle yaşayan Aleksander Litvinenko, Chechenpress'teki son yazısında işlenmek üzere olan bir politik cinayeti engellemek için çağrı yaptı.

'Rus muhalefeti tarafından kontrol edilen bölgeyi genişletmeliyiz. Ve Kremlin'i kendini savunmaya zorlamalıyız.' Garry Kasparov'

Benim bildiğim Rus özel servisleri, bir sonraki politik cinayet için hazırlanıyor. Bu sefer Lubljanka katillerin yeni kurbanı, büyük bir ihtimalle tanınmış avukat Mikhail Trepaşkin İvanoviç olacak.

Trepaşkin, bu popülerliğini FSB'de yarbayken eski yönetime karşı açık bir şekilde muhalefet etmesi ve bu suç organizasyonunun yüksek makamlarının yozlaştığı gerçeklerini yayınlamasıyla, 90'lı yılların ortalarında kazandı. 2001 yılından beri terörizm kurbanlarının -Moskova ve diğer şehirlerdeki evlerin havaya uçurulması- avukatlığını yapan Trepaşkin, bu en şiddetli suçların Lubljanka tarafından organize edildiğini ve gerçekleştirildiğini direkt olarak ortaya çıkaran kanıtlar topladı. Mikhail Trepaşkin, bu olaylarla ilgili mahkemelerin başlamasından üç gün önce ise FSB tarafından tutuklandı ve hapse atıldı.

Ama Petruşev ve Putin için bu yeterli olmamış görünüyor. Şimdi Trepaşkin'i Nijnetaliga bölgesindeki ceza hücresinde öldürmeye karar verdiler. Elleri insan kanına bulanmış bu iki Kremlin manyağına seslenmek yararsız, ikisi de en uzun zamandır zaten bu çizgi üzerinde.


Ama bilindiği gibi politik cinayetler yalnız işlenmez. Müşterinin yanında cellatlar da vardır. Nijnetalgilsk 13. Koloni'nin şefi Zolotuhin Sergey Stepanoviç'e ve yardımcısı Belonogov Andrey Aleksandroviç'e sesleniyorum.
'Değerli beyler, iyi düşünün, bu sizin için zorunlu mu? Putin ve Petruşev umursamıyor. Seri katiller ve manyaklar için kurbanlarının miktarı pek önemli değildir. ama size gelince, muhtemelen tüm hayatını hapishanelerde ve kamplarda görev yaparak geçirmiş kişiler olarak emekliliğinize üç yıl kala bu iki katille görünmek. Tabi eğer sizin de onlar gibi İsviçre bankalarında birkaç milyarınız ve kaçıp saklanacak bir yeriniz yoksa?'

Sergey Stepanoviç ve Andrey Aleksandroviç! Bugün meslektaşımız ve arkadaşımız olan Mikhail Trepaşkin'in hayatı sizin ellerinizde. Ve sizin yardımınız olmadan bu bölgede onu öldürmek mümkün değil. Size sesleniyorum. YAPMAYIN!


Saygılarımla
Alexander Litvinenko/ Londra

CP/CA/AK

mikhail trepaşkin

 



î Başa
RUSLAN NAHUŞEV RUS BASININDA FLAŞ HABER… RUS GAZETELERİ, NAHUŞEV’İN KAYBEDİLMESİYLE İLGİLİ İLGİNÇ İDDİALAR SESLENDİRİYOR… ajans kafkas 

07.11.2005 - 14:11:23
î Başa Rus basını, Ruslan Nahuşev’in ortadan kaybedilmesinin üzerinde ısrarla duruyor. Basında çıkan haberlerde, Nahuşev’in ortadan kaybedilmesinden yerel güç odakları sorumlu tutulurken ilginç iddialar dile getiriliyor. İşte iddialar...

Nalçik'teki İslam Araştırmaları Enstitüsü müdürü ve eski KGB çalışanı Ruslan Nahuşev'in ortadan kaybedilmesi, Rus basınının da birinci gündem maddesi. Rusların tarafsız ve demokrat gazetelerinden Kommersant ve Novaya Versiya, Ruslan Nahuşev'in ortadan kaybedilmesinin sorumlusun isim de vererek general Haçim Şogenov ve ekibi olduğunu yazıyorlar.

Novaya Versiya'nın önde gelen kalemlerinden Orhan Cemal, Ruslan Nahuşev'in cesedinini bir hafta sonra Nalçik'in ücra bir yerinde bulunacağını iddia ediyor ve ekliyor; 'Güvenlik birimleri buna bir kılıf bulacak ve vehhabilerin kendi arasındaki bir çatışma sonrası Ruslan Nahuşev'in öldürüldüğünü söyleyecekler.'

Nahuşev'in 13 Ekim baskınıyla ilgili çok önemli bir figür olduğunu anlatan Orhan Cemal, Nahuşev'in yeni devlet başkanı Arsen Kanakov ile görüşmek üzere olduğu bir sırada kaçırılmasına dikkat çekiyor. Orhan Cemal'e göre, Nahuşev'in kaçırılmasındaki ana sebep, görüşmenin gerçekleştirilmemesi, çünkü bu görüşme gerçekleşseydi, bazı gerçekler ortaya çıkacaktı, bu da güç odaklarının gelecekteki planlarını tehlikeye atacaktı.
Orhan Cemal yazısını şu ifadelerle bitiriyor; 'Ruslan Nahuşev, müzakere yapılabilecek makul bir adamdı. Eğer bu görüşme gerçekleşseydi, cumhuriyette durumun normale dönmesi sağlanırdı.'

Rusya'nın önde gelen gazetelerinden Kommersant ise çok ilginç bir iddiayı gündeme taşıdı. Kommersant'a göre, KBC'nin yeni devlet başkanı Arsen Kanakov, Moskova'da general Haçim Şogenov'un ve ekibinin görevden alınması için kulis yapıyor. Gazetenin iddiasına göre, Şogenov ve ekibinin görevden alınmasına Rusya İçişleri Bakanı Raşid Nurgaliyev karşı çıkarken, Kremlin ise ikilem içinde bulunuyor. Kremlin'in içinde düştüğü ikilem, 'Kanakov'la mı gidelim yoksa yerel silahlı güç odaklarıyla mı devam edelim?'


Gazete, Kanakov'un, Haçim Şogenov ve ekibi için, Kremlin'de 'Ya onlar ya ben' vurgusu yaptığını da belirtiyor ve ekliyor; 'Kanakov, Şogenov ve ekibinin KBC'den uzaklaştırılmasının ülkenin önünü açacağın ısrarla altını çizdi.'

Kommersant, Kanakov'un Ruslan Nahuşev ile görüşemediğini ama görüşmüş olsaydı, muhtemelen eline çok önemli kartların geçeceği yorumunda da bulundu.

KM/KKB/AK

arsenkanokov1

 



î Başa
GİMRİ KUŞATMA ALTINDA - ajans kafkas

07.11.2005 - 11:45:30
î Başa Dağıstan polisi ve Dağıstan FSB elemanları, İmam Şamil’in köyü olarak bilinen ve evinin halen müze olarak gezilebildiği Gimri kasabasını kuşatma altına aldı. Sebep, kasabada silahlı militanların bulunduğu iddiası.

İmam Şamil'in köyü Gimri, Dağıstan polisi ve Dağıstan FSB'si tarafından kuşatma altına alındı. Kasabanın, dış dünyayla tek bağlantısı olan Gimri tüneli, polisler tarafından ulaşıma kapatıldı. Dağıstan Emniyet Trafik Dairesi Başkanı, tünelin tadilat dolayısıyla kapatıldığını iddia ederken, İçişleri Bakanı Adilgerey Magomedtagirov ise açıkça meydan okudu; 'İçinizdeki silahlı elemanları bana verin, yoksa kasabayı roket yağmuruna tutarım.'

Bakan Magomedtagirov, Gimri köyündeki bazı gençlerin, silahlandığını ve Mahaçkale'de bazı eylemlere katıldığını iddia ediyor. Köyün sakinleri ise Eko Moskova Radyosu'na yaptıkları açıklamada, bu iddiaları reddederek, köylerinde silahlı genç bulunmadığını belirtiyorlar.

Bölgeyi iyi bilen kaynaklara göre ise Gimri kasabası, İmam Şamil'den gelen ünvanı dolayısıyla özellikle seçildi ve kasaba vurularak, Dağıstan'daki yönetim karşıtlarına gözdağı verilmek isteniyor.

KU/AK

adilgireymagomedtagirov
 



î Başa
KABARDEY BALKAR’DA TEHLİKELİ GELİŞMELER SÜRÜYOR… ÜÇ HAFTADA TAM İKİ BİN KİŞİ GÖZALTINA ALINDI…

07.11.2005 - 12:53:22
î Başa Nalçik saldırısı sonrasındaki üç hafta içinde tam iki bin kişi, ülke genelinde gözaltına alınarak sorgulandı. Sorgulananların çoğu, işkence altında kendilerine uzatılan itirafnameleri imzaladı.

Nalçik’te militanların cesetlerinin iade problemi sürerken, soruna bir de Ruslan Nahuşev’in ortadan kaybedilmesi eklenmişti. Fakat en önemli gelişme, son üç haftada tam iki bin Kabardey Balkar vatandaşının sorgulanmak için alınması ve bunların çoğunun da işkence altında kendilerine uzatılan itirafnameleri imzalaması.

Avukat Larisa Dorogova, Eko Moskova Radyosu’na yaptığı açıklamada, gözaltına alınmaların halen sürdüğünü ve bunlara Nalçik saldırısını kimlerin gerçekleştirdiği, kimlerle ilişkide oldukları gibi soruların sorulduğunu söyledi. Avukat Dorogova’ya göre, polis, sorguya alınanlara, istedikleri cevabı verene kadar çok ağır bir işkence yapıyor. İşkencenin sistemli yapıldığını anlatan Dorogova, zanlıların avukat hakkının engellendiğini, hiçbir hukuki yardım alamadıklarını da belirtti.

Eyleme katılanların cesetlerinin vagonlarda çürütüldüğünü de belirten Larisa Dorogova, ölen militanların yakınlarının ise Kabardey Balkar hükümet binası önündeki bekleyişlerinin sürdüğünü kaydetti. Avukat Dorogova, şu ana kadar hiçbir mahkemenin, baskında ölenlerin terörist olduğunu ispatlayamadığını da özellikle vurguladı.

KKB/KU/AK

nalcik olaylar 27



î Başa
KABARDEY BALKAR’DA TEHLİKELİ GELİŞMELER SÜRÜYOR… RUSLAN NAHUŞEV KAYIP

07.11.2005 - 12:38:33
î Başa Kabardey Balkar’daki İslam Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Ruslan Nahuşev, geçtiğimiz Cuma gününden bu yana kayıp. FSB, ifadesini almak için getirttiği Nahuşev’i daha sonra bıraktığını iddia ederken, yakınları ise Nahuşev’in yargısız infaza uğradığını düşünüyor.

Nalçik’teki İslam Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Ruslan Nahuşev, 4 Kasım Cuma gününden bu yana kayıp. İslam Araştırmaları Enstitüsü çalışanlarına göre, Ruslan Nahuşev, geçtiğimiz Cuma günü, 13 Ekim Nalçik saldırısı için FSB bürosuna çağrıldı. Akşam saatlerinde ise Ruslan Nahuşev, bürosunu arayarak 10 dakika içinde işte olacağını söyledi. Yarım saat kadar bekledikten sonra, çalışanları cep telefonundan Ruslan Nahuşev’e ulaşmak istedi fakat telefonu açan bir kişi gülerek telefonu kapattı.

Daha sonra ise telefon tamamen devre dışı bırakıldı. Nahuşev’in meslektaşları ve akrabaları, polise, başsavcılığa ve Kabardey Balkar devlet başkanlığına durumu bildirdiler. FSB’de 4 Kasım Cuma günü görevde olanlar ise Nahuşev’in akşam saatlerinde binadan ayrıldığını iddia ediyorlar.

Ruslan Nahuşev, daha önceleri de Kabardey-Balkar içişleri bakanlığının baskılarına maruz kalmıştı. Eski bir KGB ajanı olan ve binbaşılığı kadar yükselen Nahuşev, komünizmin çökmesiyle birlikte teşkilattan ayrılmıştı. Polis kayıtlarında vehhabi ya da ekstremist olarak görünmeyen Nahuşev, buna rağmen, evinde ve ofisinde sürekli baskılara, tacizlere ve aramalara maruz kalmıştı.

Nahuşev, Kabardey-Balkar İslam Araştırmaları Enstitüsü’nün başkanlığını yaparken yardımcıları ise Camagat’ın ünlü liderleri ve halen aranan Musa Mukojev ve Anzor Astemirov’du.

Nahuşev, son iki yıl içinde çeşitli basın organlarına verdiği röportajlarda, ülkede genç Müslümanlara zulüm yapıldığını, bunun bir patlamaya dönüşmeden, yetkililerin mutlaka bu gençlerle diyalog kurması gerektiğini söylemişti.

Kabardey-Balkar’ın yeni devlet başkanı Arsen Kanokov da, Novaya Gazeta yazarı Anna Politkovskaya’ya verdiği ve yeni yayınlanan mülakatında, Nahuşev’i Müslüman gençlikle devlet arasında köprü olacak en önemli kişi olarak tanımlamıştı. Kanakov, Nahuşev ile birkaç gün içinde görüşeceğini de belirtmişti. Ama bu görüşme gerçekleşmeden Nahuşev’in ortadan kaybedilmesi, bölgeyi iyi bilen kaynaklar tarafından Rus derin devletinin yeni bir hamlesi olarak yorumlanıyor.

RE/CA/AK

ruslan nahuşev
 
 



î Başa
BU NE YÜZSÜZLÜK!.. VEKİLİ VURAN TUTAŞ'IN BABASI: MİLLET MEMLEKETE HAVAN TOPU SOKUYOR, OĞLUM SİLAH SOKMUŞ ÇOK MU?


Mardin Belediye eski Başkanı Abdülkadir Tutaşı, oğlunun Mardin Milletvekili Süleyman Bölünmez'i vurduğu silahı sinemaya nasıl soktuğu sorusuna bu yanıtı verdi.
07 Kasım 2005 Pazartesi 11:05

 

Eski Mardin Belediye Başkanı Abdülkadir Tutaşı, oğlunun Mardin Milletvekili Bölünmez'e yaptığı silahlı saldırıya en çok kendisinin üzüldüğünü belirterek şunları anlatt:

''2002'deki genel seçimde bağımsız aday oldu, ona bütün gücümle destek verdim. Ancak yerel seçimde o bana bırakın destek olmayı köstek oldu. AKP'ye yaranabilmek için bu partinin adayının seçim çalışmalarında 2 milyon dolar harcadı. Aramızda husumet oluştu. Seçim günü sandık başında kavga ettik. Çevredekiler araya girdi ve bizi ayırdı. Daha sonra bir daha görüşmedik. î Başa Olayda kasıt yok. Eşim, kızım ve oğlum sinemaya gidiyor. Bu kişi de 400 kişilik salonda ne hikmetse gidip yanlarına oturuyor ve eşime sinkaflı hakaret ediyor. Hakaretini sürdürünce de oğlum yanındaki ruhsatsız silahıyla ateş ediyor.

Ailemden 20 dakika sonra salona giriyor ve onları görmesine rağmen hemen yanına oturuyor. Bu baştan tahriktir.''

Geleneğimiz böyle!

''Oğlunuz ruhsatsız silahı sinemaya nasıl soktu?'' şeklindeki soru üzerine Abdülkadir Tutaşı

''Millet havan topu sokuyor memlekete ya! Oğlum silah sokmuş, çok mu?'' yanıtını verdi. Belediye başkanlığı döneminde bölgede HADEP'li olmayan tek belediye başkanının kendisi olduğunu hatırlatan Tutaşı, şöyle devam etti:

''Bu dönemde iki kez bombalı saldırıya uğradım. Devlet yanıma koruma polisi verdi. Bunların hepsi devletin kayıtlarında var. Bu saldırılardan sonra bütün yakınlarım kendini korumak zorundaydı. Zaman zaman oğlum da bu çerçevede silah taşımak zorunda kalmıştır. Zaten bizim bölgenin geleneklerinde de bu var.''

(vatan)

 




î Başa
YAZAR SULHİ DÖLEK VEFAT ETTİ - Haber Vitrini 


î Başa 'Süper Baba', 'İkinci bahar', 'Unutma Beni' ve 'Yabancı Damat' gibi dizilerin senaristi Sulhi Dölek sabaha karşı hayata veda etti. Senaryolarıyla birçok ödül kazanan tanınmış senaristin çok sayıda romanı bulunuyor.
07 Kasım 2005 Pazartesi 11:05

 

Tanınmış yazar ve senarist Sulhi Dölek İstanbul'da hayata veda etti. Dölek bir süredir Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölümü'nde tedavi görüyordu.

'Süper Baba', 'İkinci bahar', 'Unutma Beni' ve 'Yabancı Damat' gibi dizilerin senaristi Sulhi Dölek sabaha karşı hayata veda etti. Senaryolarıyla birçok ödül kazanan tanınmış senaristin çok sayıda romanı bulunuyor.

20 eylül 1948'de İstanbul'da doğan Dölek, Deniz Harp Okulu'nu ve daha sonra Michigan Üniversitesi'ni bitirdi. 1989'a kadar, gemi inşa yüksek mühendisi olarak Deniz Kuvvetleri'nde çeşitli görevlerde bulundu, daha sonra senaristliğe adım attı.

İlk öykülerinden biri 1969 Varlık Yıllığı'nda yayımlandı. Aynı yıl, 'Dünya Dönmüyor Artık' adlı tek perdelik bir oyunla Yusuf Ziya Ortaç Armağanı'nı kazanarak 'Akbaba' yazarları arasına katıldı.

Sonraki yıllarda öykü ve roman çalışmalarının yanı sıra, dönem dönem, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazetelerle Çivi, Nokta, Tempo ve Diyojen gibi haftalık dergilerde, Varlık'ta ve diğer edebiyat dergilerinde mizahi bakışlı yazılar yazdı.

1979'da 'Yeşil Bayır' romanıyla Kültür Bakanlığı Çocuk Romanları Yarışması'nda birinci olan Dölek'in başlıca eserleri arasında 'Korugan', 'Geç Başlayan Yargılama', 'Vidalar', 'Kiracı', 'Teslim Ol Küçük', 'Truva Katırı', 'Aynalar', 'Kirpi' ve 'Habis'in Serüvenleri' sayılabilir.

Dölek'in ayrıca 'İçimizdeki Yasakçı' adıyla kitaplaşan bir incelemesi, 'Üçüncü Kattaki At', 'Yeşil Bayır', 'Arkadaşım Dede', 'Kestane Şekeri', 'Her Şeyi Bilen Çocuk', 'Küçük Çalgıcılar', 'Kahkaha Tarlası' ve 'Hayvanlar Alfabesi' adlı çocuk kitapları bulunuyor.

Çok sayıda tiyatro, radyo ve televizyon oyunu bulunan Dölek, Ambrose Bierce'in 'Fantastic Fables' adlı kitabını 'Karanlığın Kahkahası' adıyla dilimize kazandırdı, 'Kiracı' adlı romanı 1987'de sinemaya uyarlandı.

'Süper Baba', 'Külyutmaz', 'İkinci Bahar', 'Unutma Beni', 'Yabancı Damat' gibi televizyon dizilerinin yanı sıra, 'Truva Katırı' romanından televizyona uyarladığı 'Koltuk Sevdası' adlı politik hiciv dizisinin de senaryosunu yazdı.

 
 




î Başa
MİLLİ GAZETEYİ EN ÇOK PENTAGON İLE İSRAİL TIKLIYOR - Milli Gazete  


Milli Gazete ilginç bir iddia ortaya attı. Habere göre günde 500-600 bin ''Hit'' alan Milli Gazete'nin web sitesi en çok ''USA Military'' yani Pentagon tarafından ziyaret ediliyor. Diğer bir iddia ise bu sayfalardan en çok dosya indiren ülkenin İsrail olduğu.
03 Kasım 2005 Perşembe 15:49

 

İŞTE MİLLİ GAZETENİN HABERİ

Milli Gazete internet ortamında günde ortalama 500-600 bin “HİT” alıyor. HİT, “Tıklama” demek. Yani her gün ortalama 500-600 bin kişi Milli Gazete’nin web sayfasını tıklıyor.

Ama biz biraz detaya ineceğiz. Bakalım Milli Gazete’yi en çok kimler tıklıyormuş..

Mesela en son Ekim ayını verelim. Ekim ayı ortalaması 511 bin Hit. 24 Ekim’de en yüksek Hit’i almış, o gün tam 788 bin kişi Milli Gazete’yi tıklamış... Merak edip O gün ne olmuş diye baktık. 24 Ekim Nermin Hanım’ın vefatının ertesi günü. (Allah tekrar gani gani rahmet etsin)

Milli Gazete internet sitesi 101 ülkeden izleniyor. Asya’dan, Ortadoğu’ya, Afrika’dan Avrupa’ya...Suudi Arabistan da var, Kazakistan da… Japonya da var Hollanda da…

Buraya kadar tamam. Şimdi işin sürprizler bölümüne geçiyoruz.

Sizce bu 101 ülkenin içinde Milli Gazete’nin en çok tıklandığı yabancı ülke hangisidir?

Biz söyleyelim; United State of America..Yani Amerika Birleşik Devletleri…

Bir soru daha, peki sizce ABD’de Milli Gazete’yi en çok tıklayan adres neresidir?

Biz söyleyelim..USA Military.. Yani Pentagon…

Ve son soru..

Sizce Milli Gazete’nin web sitesinden en çok dosya ve yazı indiren ülke hangisidir?

Amerika mı dediniz? Yok bu seferki Amerika değil…

Ya…

İsrail!

 
Haritadan kim silinecek!


î Başa
Haritadan kim silinecek! - Milli 
gazete - 3 KASIM 2005 

Bugün Suriye’dir size uzaktır. Yarın İran’dır size uzaktır. Ama bir gün sonra kesinlikle aynı tehditlerle Anadolu toprakları da yüzleşecek. Amerika ve İsrail, İran’ın nükleer tesislerini vuracak, bu kesin!
İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın “İsrail’in haritadan silinmesi”ni istemesi ortamı iyice gerdi… İran’a yönelik saldırgan tutum, İsrail tarafından ABD üzerinden yürütülüyor. Tahran’a yönelen tehdit ABD gibi görünse de, aslında İsrail. Çünkü İran’a yönelik bütün kampanyaların altında İsrail’in imzası var. Tahran, asıl düşmanını ifşa ediyor ve tehdidin ABD değil, İsrail kaynaklı olduğunu söylüyor. Tehdit İsrail olunca, Tahran Filistin’i savunduğu için bu tehditle yüzleştiği düşünüldükçe İran’ın gücü artacak. ABD’nin İsrail için İran’a saldırmasını AB, ve İslam dünyası kabul etmeyecektir.
Batılı ülkeler İsrail’in nükleer tesislerini, silahlarını, nükleer silah taşıt araçlarını, kıtaları aşan füzelerini neden denetlemiyor? Neden bu silahların bölge ülkelerini tehdit ettiğini gözardı ediyor? Bölgede bu tür bir silahlanma varken Türkiye dahil bütün ülkelerin nükleer silah edinmeleri zorunlu hale geliyor.
Tehdit nereden geliyor, Ortadoğu’yu kim karıştırıyor? Filistin’i ezen, Lübnan’ı işgal eden, İran’ı ve Suriye’yi saldırılarla tehdit eden İsrail ya da Irak’ı işgal eden, bütün bölgeyi savaş alanına çeviren ABD-İngiliz ekseni mi yoksa bölge ülkeleri mi? Tehdit altında olan kim? Kim kendi coğrafyasında kendini savunmak zorunda kaldı/kalıyor? İsrail mi yoksa Filistin mi? İsrail mi yoksa Suriye mi? İsrail mi yoksa İran mı? Ve Türkiye mi?
ABD-İngiliz-İsrail üçlüsü, İran’ı şer ekseni ülkesi ilan etti. Tahran’ı da hedef tahtasına koyacak şekilde terör savaşı başlattı. İran’ın komşusunu işgal etti ve 170 binden fazla askerini İran sınırına yerleştirdi. Hatta İran içinde saldırılar başlattı. Böyle bir ülke kendini nasıl tehdit altında hissetmez? Dünyanın sayılı nükleer gücü olan İsrail açıkça düşmanlığını ilen etmişse, neden kendini savunmasın?
İran hakkında denetim kararı çıkartan BM’ye bağlı Atom Enerjisi Kurumu, İsrail hakkında neden bir cümle bile söylemiyor? Neden İsrail’in nükleer çalışmalarına dokunulmazlık sağlanıyor?.. Amerika ve İsrail, İran’ın nükleer tesislerini vuracak, bu kesin! Buna hazır olun.
2.11.2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK
 



î Başa
NALÇİK OLAYLARI TERÖR MÜ?

02.11.2005 - 19:10:46
MEHDİ NÜZHET ÇETİNBAŞ


î Başa Nalçik olayları, yaklaşık yirmi gün geçmesine rağmen, hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bunun sebebi ise, Rusya Federasyonunda uygulanan ilkel terör yasası.

î Başa RF kanunlarına göre, teröristlerin cenazeleri ailelerine verilmiyor, bir rivayete göre yakılıp imha ediliyor, bir başka rivayete göre ise bilinmeyen bir yere gömülüyor.

Terörün tanımı, bugün hala dünyada ortak bir dille yapılmış değil. En yaygın ifade ise hedef belirtmeksizin korku salmak ve saçmak amacıyla sivillere yönelik öldürme hareketi.

î Başa Bu tanımı baz alırsak İstanbul, Madrid, Beslan, Londra eylemlerinin terör kapsamına rahatlıkla alabiliriz.

Nalçik’te meydana gelen olaylarla ilgili ise tanım kargaşası yaşanıyor. Bizzat RF insan hakları savunucuları, bu olayların bir terör değil, savaş olduğunu ifade ediyorlar. Terör ile savaş hukuku ise tamamen birbirinden farklı şeyler.

Yapılmasının doğru ya da yanlışlığı bir tarafa bırakılırsa, Camagat mensuplarının olay sırasında tamamen askeri ve polis noktalarına saldırı gerçekleştirdiği bilinen bir gerçek.

Olaylara bu açıdan yaklaştığımızda, savaş hukukuna göre, saldırı sırasında öldürülen gençlerin naaşlarının ailelerine verilmesi gerekir. Bunun tersini düşünsek ve bu insanların terörist olduklarını varsaysak bile cenazelerin ailelerine verilmemesindeki mantığı anlayabilmek kolay değil.

Öldürülmüş bir insanın cesedine ceza vermek ancak ilkel RF yasalarında yer alan bir gerçektir. Türkiye’de meydana gelen en ufak hak ihlallerinde, ayağa kalkan dünya ve insan hakları örgütleri söz konusu RF olunca birden bire dilsiz ve sağır hale geçiyorlar. î Başa Ölülerine büyük saygı duyan, onları İslam usullerinin yanında geleneklerine uygun olarak defneden Kuzey Kafkasya insanına yapılacak en büyük kötülük, cenazelerine el koymaktır.

î Başa RF yönetimi, ölen gençlerin naaşlarına gösterdiği saygısızlıkla, özellikle Kabardey Balkar’ı ve bağlı olarak da Kuzey Kafkasya’yı daha fazla kin ve nefrete sürüklemektedir.

Geçen yazımızda da dile getirdik. Kabardey-Balkar maalesef insan hakları açısından karnesi zayıflarla dolu bir ülke oldu.
Sivil toplum kuruluşlarına karşı girişilen sindirme hareketleri başarıyla (!) tamamlandı. Hatajuko Valeri ve arkadaşlarının yönetimindeki Adige Xase’nin ele geçirilmesi ile muhalif sesler sindirilmiş oldu. Adige Xase’ye devlet tarafından el konulduktan sonra Kabardey-Balkar’da sivil toplum örgütü kalmamıştı. O zamana kadar dikkat çekmeyen ve göze batmayan Müslümanlara sıra geldi.

Başlangıçta Din Xase -dini idare- ile ilgilenmeyen Kabardey-Balkar yönetimi bu kurumu da ele almaya ve devletleştirmeye karar verdi.

Kağıt üzerinde islami kimlikle tanınan, taşıdıkları isimlerle İslam dünyasına ait olan Kabardey-Balkar halkı, komünist dönemde unutturulan dini kimliğini yeniden kazanmanın gayretine düştü. Bununla ilgili organizasyonlar ve cemaatler harekete geçti. Türkiye, Suriye, Ürdün gibi ülkelerde yaşayan Kuzey Kafkasya kökenli bazı insanlar, vatanlarına dönerek dini hayatı canlandırma çabasına girdiler. Aynı zamanda Kabardey-Balkar’dan bazı gençler de, dini eğitim almak için Türkiye, Suriye, Ürdün gibi ülkelere gittiler.

Dini eğitim alan gençler ülkeye geri döndüklerinde çevrelerine öğrendikleri bilgilerini aktarma çabalarına giriştiler. Bu çabalar son derece masumaneydi, dinini yaşamak ve öğrenmekten başka bir amaca yönelik değildi.

Dinin gereği olarak insanlar toplu halde camilerde ibadet ediyorlar, vaaz ve nasihatler dinliyorlardı. Kendi kontrolleri dışında üç yüz beş yüz kişinin bir araya geldiği camiler Kabardey-Balkar yönetimi için potansiyel bir tehlikeydi.

Bunun pratik çözümü bulundu. Camilerin kapısına kilit vuruldu. Göstermelik bir iki cami, o da sadece Cuma namazları için polis kontrolünde açıldı. Bunların dışında izinsiz olarak camiye gidenler, namaz kılanlar fişlendi. Yakalananlar işkenceden geçirildi. Kısacası Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Müslümanlar için yaşanmaz bir ülke haline geldi. Bütün bu olanlar Ajans Kafkas sütunlarında çarşaf çarşaf yer aldı. İnsanlar işkenceler altında öldürüldü. Kabardey-Balkar olaylarını, İslami terör olarak niteleyen bildiriler yayınlayan kurum ve kuruluşlar, bu olaylar karşısında ise nedense tepkisiz kaldılar. Bunun bir tek izahı vardır. Olaylara ideolojik olarak yaklaşmak.

Camagat mensupları, liderleri başta olmak üzere halkı sokağa dökmemek için büyük bir çaba harcadılar. Camagat’ın önderlerinden Kabardey asıllı Resul Kudayev, 2004 yılının Mayıs ayında, baskılara dayanamayıp ülkeyi terk etti. Ürdün’e gidip İslam eğitimine devam etti. Halen de yurt dışında yaşıyor.

Burada bir konuya açıklık getirmek gerekiyor. Kabardey-Balkar’da iki Resul Kudayev var. İkisi de ünlü. Biri Kabardey Camagat’ının üç liderinden biri diğer ikisi Anzor Astemirov ve Musa Mukojev. Diğer Resul Kudayev ise Balkar asıllı. Afganistan’da ABD tarafından tutuklanarak Guantanamo üssüne götürülen orada iki yıla yakın tutulduktan sonra geçtiğimiz günlerde serbest bırakılan ve Rusya’ya teslim edilen Resul Kudayev.

Balkar asıllı Resul Kudayev gördüğü işkenceler sonucu sakat kalmış, böbrekleri doğru dürüst çalışmıyor. Halen Hasanıya’daki evinde yatıyor. Dışarı çıkamıyor, adeta ölümü bekliyor. Kabardey-Balkar polisinin gözü o derece dönmüş ki, olayların ardından Resul Kudayev’in evine gidiyor ve onu gözaltına alıyor. Ve işkenceler altında da, kendisine Nalçik olaylarına katıldığına dair belge imzalattırılıyor.
Sadece bu olay bile, Kabardey-Balkar’da polisin ne derece ön yargılı olarak hareket ettiğinin bir belgesidir. Nalçik’teki olaylar Resul Kudayev sayesinde böylece uluslararası bir hüviyete büründürülmüş oluyor. Nalçik’te meydana gelen olaylar Çeçenistan ve Şamil Basayev isimleri ile birlikte yan yana anılarak saptırıldı. Bunda Çeçenistan direnişinin önderlerinin de büyük suçu var.

Eylemi gerçekleştiren Camagat mensupları, eylemlerinin tamamen lokal ve Kabardey-Balkar yönetimine karşı olduğunu söylemelerine rağmen, bu söylem basında yeterince yer almadı.

Camagat mensuplarının dindar kimlikleriyle, Çeçenistan’da cereyan eden savaşa ve vahşete elbette duyarsız oldukları söylenemez. Çeçen savaşına sempati duyan ve Çeçenistan’da yapılan katliamlara öfke duyan herkesi Şamil Basayev’in elemanı olarak görmek yanlış bir anlayıştır.

Nalçik eylemi, eyleme katılanların profili incelendiğinde, içlerinde Çeçen cihadına sempati duyan insanlar olmasına rağmen lokal bir eylemdir. Daha önce Basayev damgalı eylemlerle kıyaslandığında, Şamil Basayev’in bu eyleme dahil olmadığı en azından yönlendirmediği açıkça anlaşılacaktır.

Camagat mensupları, kendilerine karşı yöneltilen vehhabi suçlamasını dü şiddetle reddediyorlar. Kendilerinin ehl-i sünnet olduklarını ve Hanefi mezhebinde olduklarını ısrarla vurguluyorlar. Buna rağmen RF yönetiminin icad ettiği vehhabi söylemini, ısrarla dillendirilmesi anlaşılır değildir.

Geçtiğimiz günlerde ölen Valeri Kokov ve onun oluşturduğu klan, Kabardey-Balkar’da yönetimi kolay kolay bırakacağa benzemiyor. Son derece kirli ilişkilerle, birbirine zincirleme olarak bağlı olan bu klan yöneticileri, koltuklarını koruyabilmek için her türlü çılgınlığı yapabilecek hıyanettedirler.

Geçmişte demokrasi tecrübesi olmayan Kabardey-Balkar halkı, kendilerine sunulan ve reva görülen yönetimi kabullenmek durumunda bırakılmışlardır.

Bu durum göz önünde tutulursa Nalçik direnişi başka bir anlam kazanmaktadır. Bütün sivil toplum kuruluşları kapatılmış olan Kabardey-Balkar’da İslam zorunlu olarak muhalif bir hareket haline gelmiştir. İçişleri bakanı Haçim Şogenov’un özel gayretleriyle, yeraltı örgütüne dönüştürülen Camagat’ın bundan sonraki faaliyetleri hakkında öngörüde bulunmak son derece zordur. Ama olayların şu anki gidişatı, maalesef ilerde daha vahim olaylara sebep olacak mahiyettedir.

Kabardey-Balkar gibi küçük bir ülkede, binlerce mensubu bulunan bir cemaati silahla, baskıyla ve işkenceyle sindirmek kesinlikle mümkün değildir.

Akrabalık bağlarının çok güçlü olduğu bu ülkede, cenazelerin verilmemesi, cesetlerin saygısızca balık istifi olarak vagonlara konarak teşhir edilmesi, gelecekte Kabardey-Balkar yönetiminin ödeyeceği ağır faturalar olarak karşısına çıkacaktır. Akrabasının mezarını bile kendisine çok gören yönetim ile halkın uzlaşması bundan sonra kolay olmayacaktır.

Eğer RF başta olmak üzere Arsen Kanokov ve aklı selim sahibi insanlar, bu gidişe dur demezler ise olaylar daha vahim hale gelecektir.

Yeraltına itilen Müslüman cemaat, legalize edilmezse büyük problemler yaşanacaktır. Kabardey-Balkar dağları, Çeçenistan’dan daha muhkem ve daha koruyucudur. Kendini ifade etme hakkı bulamayan insanları ellerindeki silahlarla dağa çıkarmak Kabardey-Balkar yönetimine pahalıya mal olur.

Olaylar en kısa sürede Kabardey-Balkar’da gelenekler çerçevesinde çözüme ulaştırılmak durumundadır. Toplumun ileri gelenleri en kısa zamanda bir araya gelerek olaylarla ilgili “WUNAFE” yapmalıdırlar.

Bu olayları terör diye kestirip atmak yapılabilecek en büyük yanlıştır. Her ne kadar atamayla göreve gelmiş olsa dahi, devlet başkanı Arsen Kanokov’a burada önemli görevler düşüyor. Yapılacak en önemli iş RF yönetimini ikna ederek Haçim Şogenov ve ekibini, görevden almaktır bunun ardından da kanser haline gelen polis teşkilatındaki rüşvet ve yolsuzluğu önlemeye çalışmaktır.

Kokov klanı görevde kaldığı müddetçe, Kabardey-Balkar’a huzur gelmeyecektir. Çok zor da olsa tek seçenek, bu klanın dağıtılmasıdır.

 



î Başa
LİTVİNENKO; ‘TÜM İŞGALCİLERİN KADERİ YOK EDİLMEKTİR’ - Ajans Kafkas

02.11.2005 - 13:10:00
î Başa Putin’in siyasi muhalifi ve FSB’nin eski üst düzey görevlilerinden Alexander Litvinenko’nun, Chechenpress yazıları sürüyor. Litvinenko, son yazısında, Nalçik olayları ekseninde, Kuzey Kafkasya’daki Rus işgalini değerlendirdi. Putin’le alay eden Litvinenko yazısını, bölgedeki Ruslara yaptığı ilginç bir çağrıyla bitirdi.

'Ekonomik alan dahil olmak üzere yabancı işgalcilerin ve yardımcılarının yok edilmesi, ister cephede silahlı mücadele görev alsın, ister düşmanlar tarafından işgal edilen topraklarda faaliyet göstersin tüm asker, görevli ve savaşçıların kutsal görevi ve sorumluluğudur.'
-Duma adayı albay Vladimir Kvachkov-
………..

Nalçik'teki olaylar hakkında yazdığım bu yazıya, albay Vladimir Kvachkov'un sözleriyle başlamam bir rastlantı ya da yanlışlık değil. Şüphesiz, 13 Ekim'de Kabardey-Balkar'ın başkenti Nalçik'te meydana gelen olaylar, albay Kvachkov'un röportajında çok güzel ve doğru şekilde anlattığı şeyle bağlanılabilir. Hapishanedeki Rus askeri görevlilerinin söylediği şeylerin gerçek olduğunu görüyorsunuz ve gerçek nerede, ne zaman ya da kim tarafından söylenirse söylensin gerçektir.

Yazımın ana konusuna, Kafkas cephesi savaşçılarının Nalçik'teki operasyonlarına dönersek, her şeyden önce Kabardey-Balkar'da olan her şeyin, yönetimi ele geçirip halkı kamçılayan işgalci ve yardımcılarına karşı bir bağımsızlık mücadelesi olduğunu belirtmek istiyorum. Asırlardır bu bereketli ve barışçıl topraklarda yaşayan Kabardey, Balkar, Rus ve diğer halkları iyi bilen ve son beş yıldır Kremlin'in duvarları arkasında gerçekleşenleri, gerçekten değerlendiren biri olarak her şeyin silahlı mücadele ile bitirileceğinden hiç şüphem yok. î Başa Putin ve yardımcıları son beş yıldır, kontrolleri altındaki Rusya'yı, tam anlamıyla yağmalanmış bir işgal bölgesine çevirdiler.

Kendimize bir soralım, Putin'in dikey yönetim yapısı Rusya'da yaşayan insanlara ne verdi? Sorunun cevabı, ruhsuzluk, sapmışlık, yozlaşma, korku ve şiddet hariç, güvenlik görevlilerinin Ruslara hiçbir şey vermediği, olur. î Başa Ülkedeki milyonlarca masum insanı öldüren ve tüm bu zaman boyunca hiç pişmanlık duymamış KGB'nin ruhuyla yetiştirilmiş kişilerden ne bekleyebilirsiniz?

î Başa Devleti tamamen yok eden, seçimleri iptal eden ve her şekilde Rusları aşağılayan Putin, kendi yöntemlerini, Kafkasya'yı işgal edenlere kullandırtmaya karar verdi.

Daha önce Büyük Kafkas savaşını beklememiz gerektiğini tekrar ve tekrar yazmıştım. Bu savaş hakkında yazıp, konuşmam, bu savaşın olmasını istediğim için değil, Kafkasya'da doğup büyüyen insanların hiç bir zaman güvenlik güçleri tarafından konulan bu kurallarla yaşayamayacaklarını anlamamdandır. î Başa Bizim için ölüm ne ise onlar için de, bu kurallarla yaşamak aynıdır.

Ayrıca Putin, Kabardey-Balkar halkını aşağılayarak ne yapmayı umuyor? î Başa İlk başta ülkenin devlet başkanını seçme ve bu makama seçilme haklarını ellerinden aldı daha sonra herkesin 'Nejdanchik' –beklenmeyen- olarak bildiği casino sahibi bir kuklayı devlet başkanı olarak atadı.

î Başa Kremlin tarafından atanan yeni devlet başkanı, tam bir dolandırıcı olarak tanımlanıyor. Kötü bir şöhreti var, oldukça iki yüzlü ve kişisel çıkarları için herhangi bir ağır suçu çekinmeden işleyebilir.


Kabardey-Balkar'ın sözde devlet başkanının biyografisinden sadece bir gerçeği yansıtmak yeterli değildir. î Başa Geleceğin 'Nejdanchik'i bir zamanlar Moskova'da araç şoförlerini soyan gangsterlerden biriydi.

î Başa Nalçik'teki olaylardan sonra Putin'in takımı, ılımlı hesaplamaların yerine, her şeyi 'şehre, ticaret yapılan her kulübeyi soymak için gelen aşırı dincilerin fanatik faaliyetleri' olarak sunmaya çalışıyor.

Televizyon ekranlarında tüm bu saçmalıkları gösterip, gerçekleri gizlemeye çalışan tedirgin Rus yönetimi, Putin yönetiminin çoktan sona erdiğini, hatta hiç var olmadığını anlayabilecek durumda değil. Ve Kremlin'de başkanlık koltuğunda oturan Putin için de, bu çok önemli bir sorun değil.

î Başa Bu topraklarda bulunabilecek en barışçıl insanlar olan ve dört yüzyıl boyunca Rus işgaline karşı açık bir mücadele göstermeyen Kabardeyler, bugün Putin'e başkaldırdı.

Ve Putin, şu ana kadar hiçbir Kremlin politikacısının yapamadığı şeyi yaparak Guiness rekorlar kitabına girmeye hak kazandı; Kabardeyler silahlandı!

Şüphesiz, politikada tahminler yapmak nankör bir iştir, ama önümüzdeki zamanlarda Rusya'nın güneyindeki gelişmeleri ve î Başa Kuzey Kafkasya'nın dört asırlık Rus işgalinden tamamen temizlenmeden, üç yıl daha geçmeyeceğini tahmin etmek için fazla zeki olmaya gerek yok.
î Başa Kafkas insanlarının milli özgürlük hareketi, eninde sonunda hem Rusya'yı hem de kendilerini özgür yapacak.

Putin ve eşkıyalarına ne olacağı ise benim için pek önemli değil. Peki Kabardey-Balkar'da ve diğer Kuzey Kafkas cumhuriyetlerinde yaşayan Ruslar ne olacak? î Başa Her özgür insanın kaderi gibi, onların kaderi de kendi ellerinde olacak ama ilk olarak orada yaşayan Ruslara iyi ve önemli bir tavsiyede bulunmak istiyorum; 'İşgalciliği bırakın ve Kabardey dilini öğrenin.'



CP/CA/AK

alexander litvinenko
 



î Başa
Camagat’ın En Öndeki İsmi Anlatıyor -3-
î Başa ANZOR ASTEMİROV: “MACUN TÜPTEN ÇIKTI, GERİ SOKULAMAZ”
“BUNDAN SONRA GERİLLA SAVAŞI OLUR”

02.11.2005 - 19:11:20
Bugün, 13 Ekim’deki Nalçik baskınını gerçekleştiren Camagat’ın üç kişilik lider kadrosunda yer alan Anzor Astemirov’la yaptığımız röportajın üçüncü ve son bölümünü yayınlıyoruz.

- Anzor, Yermuk Tugayları isimli bir grup, sanal alemde yayınladıkları bir bildiriyle eyleme sahip çıktılar. Ayrıca kullandıkları üslup da çok eleştiri aldı. Bu gurupla organik bir bağınız var mı? Nalçik operasyonunu birlikte mi düzenlediniz?

- î Başa Yermuk'la hiçbir bağlantımız yok. Daha önce Panki Vadisi'nde bulunmuş ve orada çatışmalara katılmış dört-beş kişinin, Kabartay Balkar'a döndükten sonra kendilerine taktıkları isimdir bu Yermuk Tugayları.

î Başa Başları Seyfullah kod adını kullanan Müslim Atayev, geçtiğimiz aylarda Nalçik'te hanımı ve çocuğuyla birlikte öldürüldü bildiğiniz gibi. Belirttiğim sayının dışında da bir tabanı yok Yermuk'un. Toplam sayıları 10 kişiyi geçmez. Sanal alemdeki birkaç bildiriye bakıp insanlar geniş tabanlı bir cemaat zannediyor Yermuk'u ama öyle bir şey olmadığını belirtmeliyim.

î Başa Ayrıca bizim onların yazdığı gibi 'kafirleri öldürdük' filan gibi bir söylemimiz de yok. Bu jargonu yanlış buluyoruz. Biz yıllarca din eğitimi aldık, hiç böyle bir söylemimiz olmadı. Biz sadece İslamı doğru anlamak ve doğru yaşamak istiyoruz, bütün isteğimiz bu.

- Bu arada Arap ülkelerinden finans desteği aldığınıza dair söylentiler var?

- î Başa Yalan. Hiçbir yabancı ülkeden bir kuruş finans almadığımız gibi, özel bir irtibata da girmedik. Bağımsız, özgür ve yerli bir hareketiz. Baştan beri de buna çok itina gösterdik. Bu çizgi Camagat'ın politikasıdır.

Görüştüğümüz insanlarla bizi edilgen konuma düşürecek hiçbir kurumsal angajmana girmedik. Bazı insanların sadece ilimlerinden, bilgilerinden istifade ettik hepsi bu. Yapılanmamızı ve gelişimimizi kendi iç dinamiklerimizle gerçekleştirdik.

- Bir de şu Vehhabilik meselesini sormak istiyorum. İsminiz Vehhabi sıfatıyla birlikte anılıyor sürekli. Siz gerçekten itikaden ve amelen Vehhabi misiniz?

- Bu soru için çok teşekkür ederim. Kavramlar bilerek karıştırılıyor. Vehhabi terimini Rusya'da alakasız pek çok şeyi tanımlamak için kullanıyorlar. Gerçek anlamını da doğru dürüst bilen yok. î Başa Onlar namaz kılana, sakal bırakana, başını örtene, sisteme karşı çıkana vehhabi dedikleri gibi, soyguncuya, ahlaksıza, hatta narkotik bağımlılarına bile vehhabi diyorlar. Rusya'da vehhabiliğin sabit bir tanımı yok. Bir kere bunu belirlemek lazım.

Siz doğru manasıyla itikadi ve ameli olarak vehhabi olup olmadığımızı soruyorsunuz. î Başa Şunu kesin bir dille söyleyebilirim ki cemaatimizin Vehhabilikle uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur. Biz hepimiz ehl-i sünnetiz ve Hanefi mezhebindeniz. Bizde Vehhabilerin itikatlarından gelen fanatizm yoktur.

Diğer mezheplerden olanlara kardeşçe bakıyoruz. Toleransımız çok yüksek. Bir kere azıcık bilgisi olan, kafası çalışan birisi bizim söylemlerimize bakarak hangi mezhepten olduğumuzu hemen bilir.

î Başa Biliyorsunuz, Kafkasya'nın doğusuna İslam Araplar aracılığıyla geldi. Ama bize yani batıya Osmanlı üzerinden geldi. Biz İslamın bu ekolüne mensubuz.

Bizim dini terminolojimizin önemli bir kısmı Osmanlı literatüründen alınmadır. Din adamlarına efendiden bozma yifend diyoruz mesela, bunun gibi pek çok örnek var bizim dini terminolojimizde...

Aramızda benim de dahil olduğum birkaç kişi Suudi Arabistan'da tahsil gördü diye bunları yakıştırıyorlar ise bilsinler ki aslı yoktur. Hiç birimiz Vehhabi değiliz, hepimiz Ehl-i sünnetiz.

Ayrıca birilerinin yakıştırdığı gibi biz kimseyi Araplaştırmaya da çalışmadık ve çalışmıyoruz. Arap çizgisine de özenmiyoruz. Meselelerimizi hazır Arap içtihatlarına göre yorumlayarak da çözmüyoruz. Biz, İslam'ın hakikatını anlayıp uygulama gayretindeki ehl-i sünnet müslümanlarız. Bunu herkes böyle bilsin.

- Yani aynı zamanda yerli bir hareket olduğunuzu mu iddia ediyorsunuz?

- Kesinlikle öyle, tamamen yerliyiz. Geleneksel değerlerimize, milli değerlerimize de sahip çıkıyoruz.

- Xabzeye nasıl bakıyorsunuz?

- Kimse Rusya'nın dezenformasyon faaliyetlerinin etkisinde kalarak bizi uzaydan gelmiş insanlar gibi farklı hayal etmesin. Biz de bu halkın bir parçasıyız ve değerlerine saygılıyız. Bu değerlerle büyüdük. Kurduğumuz İslam Merkezi'nde Xabze hakkında eğitim aldık, eğitim verdik. Halkımızın milli değerlerine hep hürmet gösterdik. Kültürümüzün taşıyıcısı yaşlılarımıza çok hürmet ettik. Örneğin Dağıstan'da gençlerle yaşlılar arasında çatışmalar oldu, ama biz buna hiç fırsat vermedik.

Geleneksel değerlerimizin içinde yanlış bir şey varsa, bir şekilde halkımızın yararına düzelmesi için çalışırız elbette, yoksa İslam'ın reddetmediği değerleri biz niçin reddedelim?

- Cemaatinize yönelik bir başka eleştiri de devlet gibi davrandığınız yönünde. Resul Kudayev'i kadı tayin etmişsiniz, insanları yargılıyor muşsunuz. Bu doğru mu peki?

- Bu da tamamen uydurma. Uyduranı da biliyoruz, KBC müftüsü Pşıhaçe Şef'i'dir bu iftiraların kaynağı. Bunu cemaatimizi lekeleyip, gözden düşürmek için uydurdu. Gerçekle hiçbir ilgisi yok. Kurulduğundan itibaren Camagat çok hızlı gelişti. Yurt dışında ilahiyat tahsili gören Resul Kudayev 2000 yılında aramıza katıldığında Musa ve ben İslam merkezinde ders veriyorduk. Resul uzun yıllar İslami eğitim almış, çok bilgili, yetenekli bir arkadaşımızdı. O sıralar halk yoğun şekilde soru soruyor, çözüm istiyorlardı. Bu sorular miras meselelerinden, borçlara, evlenmeden, boşanmaya, kan davasına ve ticari ortaklıklara kadar çok geniş bir yelpazeye yayılıyordu. Biz İslam kaynaklarına hakim biri olarak Resul'ü bu sorulara cevap vermesi için görevlendirdik. Doğruyu söylemek lazımsa, biz bu görevi Resul'e önerirken kadılık sıfatı kullanarak önerdik, ama Resul bunu daha o anda kesin bir dille reddetti ve bize "sizlerin kadı tayin etmeye yetkiniz yok" dedi. Yapılan işi de hakemlik olarak tanımladı. Zaten kadı sıfatı da daha yayılmadan o gün bizim söylemimizden çıktı.

î Başa O zamanlar insanlar bu tür sorunlarını ya devlete başvurarak hukuk yoluyla, ya da mafya yolu ile çözmek zorundaydılar. Halk mafyaya, hukuk sisteminden daha çok güveniyordu. Hukuk sistemi laçka olduğu, çalışmadığı için insanlar devlete güvenmiyordu. Mafya ise her zaman çok verenden yana tavır alıyordu, yani hep güçlünün yanındaydı.

 

Camagat geliştikten sonra, kulaktan kulağa yayılan çözüm önerileri halkın dikkatini çekti. Meselelerini çözmek üzere insanlar yoğun bir şekilde merkezimize gelmeye başladılar. Yapılan iş sadece hakemlikti. Adil karar vermeye, hak yenmemesini sağlamaya çalışıyorduk. Adaletli çözümü gösterdik ve tavsiyede bulunduk. Biz, bize saygı duyanlara, güvenenlere yardımcı olduk. î Başa Öyle ki Yahudiler, ateistler dahi problemlerine adil bir çözüm önermemiz için bize geliyordu. Ayrıca çok ilginçtir, cemaat güçlendikçe mafya da geri çekildi.

 

Ama kendine rakip görerek alenen düşmanlık yapan Pşihaçe Şef'i bu durumu öyle abarttı ki, "onlar devrim yapacak, mahkeme bile kurdular" diye ajitasyonlara girişti. Devlet yetkililerini bize karşı kışkırttı. Ama biz hep soğukkanlı davranmayı tercih ettik.

î Başa Ayrıca şunu da belirtmeliyim: Müslümanların arasına fitne sokmak için aramıza çok ajan provokatör geldi. Bizi şiddetin içine sokmak için çok uğraştılar. Kötü niyetlerini sezince cemaati uyardık ve onlarla ilişkilerini keserek selam bile vermemelerini istedik. Bu, atom bombasından daha tesirli oldu. Bu insanlar dışlandı.

Peki onlar ne yaptılar? Bizi dini idareye ve devlete gammazladılar. "Bunlar müslümanlar arasında ayırımcılık yapıyor, insanları tefrik ediyorlar" dediler. Hatta bize silah bile çektiler, fakat biz oyuna gelmeyerek bu insanlarla sadece selamı kestik. î Başa Bunların yaptıkları bir sürü olumsuz iş de maalesef bize mal edildi o sıralar.

- Peki Anzor, Tekrar Nalçik olaylarına dönersek, bundan sonra neler olacak sence?

- Herşeyin daha kötü olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. î Başa Yaşananlar Kabartay Balkarla sınırlı kalmayarak diğer Cumhuriyetlere de sıçrayacak ve benzer olaylar olacak. Çünkü sistem her yerde aynı çalıştığı için aynı sorunları üretiyor. Geçen gün Adıgey'de mescidden 8-10 kişi aldılar ve dayaktan geçirdiler. Karaçay Çerkes'de de benzer şeylerin olması sürpriz olmayacak.

Eğer Federal Merkez akıllı politikalar geliştiremezse Cumhuriyetler birbirinden etkilenecek ve 'Kafkasya'nın Filistinleşmesi' yorumu gerçeklik kazanacak.

- Yani çatışmalar devam edecek diyorsunuz. Peki, nasıl olacak? Sizler ve diğer insanlar dağa mı çıkacaksınız?

- Camagat'ın teşvik ettiği bir politika değil ama tahmin ediyorum bu iş gerilla savaşına dönecek.

- Peki sizler buna mani olamaz mısınız?

- Hayır,maalesef olamayız. İstesek de olamayız. Çünkü bu insanlar artık bizim dur dememizle duracakları noktayı çoktan geçtiler. î Başa Büyük bir negatif birikim var üzerlerinde, bunu izale etmek çok zor. Ayrıca yönetimi ellerinde tutanlar da bunu istemiyorlar zaten. Olayları bu noktaya taşıyan hep onlar oldu çünkü. Bugün için diyebilirim ki macun tüpten çıkmıştır, geri sokmak da çok zor.

- Çok karanlık bir tablo çizdin Anzor. Yani hiçbir yolu yok mu şimdi bu çatışmalara mani olmanın?

- Büyük bir halk meclisi toplanır da, onlar müdahale ederse bir ihtimal durdurulabilir. Ama ben yine de çok zor görüyorum.

- Son olarak diasporadan eyleminize yönelik eleştiriler ve karşı çıkışlar için ne diyeceksiniz?

- î Başa Sadece şunu: Biz bugün anavatanda, Türkiye'deki soydaşlarımızın dedelerinin 150 yıl önce yaşadıklarını yaşıyoruz. Belki bizi vatanımızdan atmıyorlar ama aynı zulmü yapıyorlar. Burada baskı görenler yarın Türkiye'ye mülteci olarak gelirlerse kimse şaşmasın.

Evet, durum bu kadar vahimdir. Geçtiğimiz günlerde 400 müslüman aile topluca yönetime başvurarak herhangi bir ülkeye hicret etmek için kendilerine yardımcı olunmasını istediler. Neden? Bu insanlar ailelerini, akrabalarını, vatanlarını neden terk etmek istesinler? Nitekim Camagat'ın üç liderinden biri olan Resul Kudayev 2004 yılında ailesini de alarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. î Başa Her bahaneyle tutuklayarak, işkenceler yaparak, baskılar ve tehditlerle normal bir hayat yaşatmadılar Resul'e. Burada kalsaydı öldürülecekti. Bizim de durumumuz aynı.

î Başa Buradaki insanların önüne bu baskını yapmaktan başka hiç bir seçenek koymadılar.

î Başa Diasporadaki kardeşlerimizin bunu anlamaları için başka ne diyeyim? Bir an önce Rus dezenformasyonunun etkisinden kurtulmaları için dua etmekten başka bir şey yapamam.

SON

(KKB-ERK)

1. BÖLÜM İÇİN: http://www.kafkas.org.tr/absolut/showarticle.php?articleID=5495

2.BÖLÜM İÇİN: http://www.kafkas.org.tr/absolut/showarticle.php?articleID=5502

 




î Başa
ŞİFRELİ KASADAN 'FİŞLEME DOSYALARI' ÇIKTI!.. - Haber Vitrini 


î Başa Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili soruşturma gizlilik içinde devam ederken, şifreli kasada şok belgeler ele geçirildi.
02 Kasım 2005 Çarşamba 08:30

 

Hakkında dava açılan Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın makamındaki şifreli kasada fişleme dosyaları bulundu. Dosyalarda, 300 akademik personelin siyasi ve tarikat bağlantıları hakkında bilgiler bulunuyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili soruşturma gizlilik içinde devam ederken, SABAH, şifreli kasada ele geçirilen şok belgeleri açıklıyor. Rektör Yücel Aşkın'ın makamındaki şifreli kasa açıldığında, yaklaşık 300 akademik personeli kapsayan ve öğretim üyelerinin siyasi görüşleri ya da dini akımlara olan bağlılığının not edildiği bilgisayar dosyaları ortaya çıktı. Bir bölümü "Excel" programı, bir bölümü ise kişilerin detaylı "istihbarat bilgi notu" şeklinde hazırlanan dosyalar, şu ana kadar akademik dünyada yapılıp 
gün ışığına çıkan en detaylı "fişleme" çabası sayılıyor. Fişleme dosyalarında, "Tandans" adlı sütunlarda, "Nakşibendi", Radikal Milli Görüşçü", "Nurcu" gibi ifadelerle akademik personel ve öğretim üyelerinin siyasi yakınlıkları sıralanıyor.

GÖNDERİLDİ Mİ?
Yeni TCK'nın 135. maddesine göre, kişisel verilerin kaydedilmesi suç sayılıyor. Ancak SABAH'ın ele geçirdiği dosya, Van'daki akademik personelin önemli bir bölümünün de siyasi akım ve dini tarikatlara sempati duyduğunu ortaya koyuyor. 1999 yılından itibaren tutulduğu ve çeşitli aralıklarla güncelleştirildiği sanılan kayıtların Rektör Yücel Aşkın tarafından mı tutulduğu, yoksa istihbarat birimleri tarafından Rektör Aşkın'ın bilgisi için mi hazırlandığı bilinmiyor.

KASA TALİMATLA AÇTIRILDI
Van Cumhuriyet Başsavcılığı, bu dosyaları, "akademik personelin fişlenmesi" olarak değerlendirip ayrı bir soruşturma izni için YÖK'den izin istedi. Ancak bu dosya ve fişleme iddiaları, Van rektörüyle ilgili mevcut çete soruşturmasına sokulmadı. Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın, 14 Temmuz 2005'te Azerbaycan'da gezideyken, hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle, üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki çalışma ofisine yapılan baskında, kullandığı çelik kasaya el kondu. Cumhuriyet Savcısı, yurt dışındaki rektöre telefonla ulaşarak kasanın şifresini istedi. Rektör şifreyi söylemeyince, Cumhuriyet Savcısının talimatıyla, Rektör Yardımcısı Hasan Ceylan ve avukat huzurunda kasa açtırıldı.

300 ÖĞRETİM ÜYESİ...
Kasadan çıkan çok sayıda dosya arasında, üniversitedeki akademik personel başta olmak üzere, yaklaşık 300 üniversite personeli hakkında bilgi fişleri tutulduğu anlaşıldı. Üniversitede görevli akademik personelin siyasi düşünceleri ve tarikat sempatisiyle ilgili notların yer aldığı dosyaların 1999 yılından beri tutulduğu anlaşıldı. Personel hakkındaki bilgilerde, "Türban eylemine katıldı", "FP'den belediye başkan adayı oldu", "Dekan olduğu dönemde radikal görüşlülere kadro açtı" gibi çok ayrıntılı ve süreklilik arzeden istihbari bilgiler yer alması, "Bu bilgileri Rektör Prof. Dr. Yücel Aşkın tek başına mı tuttu yoksa profesyonel istihbarat desteği alarak mı hazırlandı" sorusunu akla getirdi. Rektör hakkındaki soruşturmayı sürdüren Van Cumhuriyet Savcısı, fişlendikleri iddia edilen akademik personeli tanık sıfatıyla tek tek ifade vermeye çağırdı. Yaklaşık 100 öğretim üyesi, savcıya giderek, "tanık" olarak ifade verdi. Soruşturmayı yürüten savcı, kasadan çıkan gizli fişleme dosyalarını, "hukuka aykırı kişisel bilgiler elde etmek" tanımlamasıyla soruşturma izni için YÖK'e gönderdi. YÖK, yargılama izni verirse, Prof. Dr. Yücel Aşkın hakkında dava açılacak, vermezse, dosyalarda adı geçen öğretim üyeleri kişisel olarak teker teker tazminat davası açabilecek.

ESKİ REKTÖR BİLE FİŞLENMİŞ
Kasadan çıkan dosyalarda, yer alan bilgilerde üniversitenin eski rektörlerinden biri hakkında, "Mısır El-Ezher Üniversitesi'nden alınan sahte diplomalı 40 kadar öğrenciyi İlahiyat Fakültesi'ne geçiş yaptırdı. Radikal akımların üniversitede kadrolaşması bunun zamanında oldu. Adıyaman Nakşibendi Menzil Dergahı ile irtibatlıdır" denildi.

Listede adı geçen Prof. Dr. Şükrü İ., haksız bir şekilde mağdur edildiğini belirterek dava açacağını söyledi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın kasasından çıkan dosyalarda, "Nakşibendi" diye not tutulan Ziraat Fakültesi Bölüm Başkanlarından Prof. Dr. Şükrü İ. bu konu hakkında ifade verdi. Prof. Şükrü İ. kendilerine yapılanlardan dolayı haksız bir şekilde mağdur edildiğini belirterek şunları söyledi: "100. Yıl Üniversitesi personeli olarak ben bu olaylardan mağdur olmuş bir insanım. Bu fişin tutulması sonucu, sicillerimiz bozuldu. Bize kötü not verildi. Bazı öğretim üyeleri fişlendikten sonra 7-L maddesi işletilerek başka üniversitelere 
gönderildi. Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Bey'e bu konuda tanık sıfatıyla ifade verdim. Benimle birlikte 100 kadar öğretim üyesini de savcı çağırdı, tanık sıfatıyla ifadelerini aldı. Ben bu fişlemenin belgesine henüz ulaşamadım. Elime geçince tazminat davası açacağım. Çünkü haksız yere mağdur edildim." 
 
 
Yeni TCK'nın 135. maddesine göre, kişisel verilerin kaydedilmesi suç teşkil ediyor. Yasanın ikinci fıkrasında, "Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerini, ırki kökenlerini, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerini, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri, kişisel veri olarak kaydeden kimse, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır" deniyor. Nitekim soruşturmayı yürüten Van Cumhuriyet Savcısı, "Rektör Yücel Aşkın'ın yargılanması için izin verilmesi" amacıyla, dosyayı YÖK'e gönderdi. YÖK  yargılama izni verirse Rektör Aşkın hakkında dava açılacak.

Hosted by www.Geocities.ws

1