|
| ||||||||||||||
| |||||||||||||||
07.11.2005 - 14:22:21
'Rus muhalefeti tarafından
kontrol edilen bölgeyi genişletmeliyiz. Ve Kremlin'i kendini savunmaya
zorlamalıyız.' Garry Kasparov' Trepaşkin, bu popülerliğini
FSB'de yarbayken eski yönetime karşı açık bir şekilde muhalefet etmesi ve
bu suç organizasyonunun yüksek makamlarının yozlaştığı gerçeklerini
yayınlamasıyla, 90'lı yılların ortalarında kazandı. 2001 yılından beri
terörizm kurbanlarının -Moskova ve diğer şehirlerdeki evlerin havaya
uçurulması- avukatlığını yapan Trepaşkin, bu en şiddetli suçların
Lubljanka tarafından organize edildiğini ve gerçekleştirildiğini direkt
olarak ortaya çıkaran kanıtlar topladı. Mikhail Trepaşkin, bu olaylarla
ilgili mahkemelerin başlamasından üç gün önce ise FSB tarafından
tutuklandı ve hapse atıldı.
Sergey Stepanoviç ve Andrey Aleksandroviç! Bugün meslektaşımız ve arkadaşımız olan Mikhail Trepaşkin'in hayatı sizin ellerinizde. Ve sizin yardımınız olmadan bu bölgede onu öldürmek mümkün değil. Size sesleniyorum. YAPMAYIN!
|
07.11.2005 - 14:11:23
Nalçik'teki İslam
Araştırmaları Enstitüsü müdürü ve eski KGB çalışanı Ruslan Nahuşev'in
ortadan kaybedilmesi, Rus basınının da birinci gündem maddesi. Rusların
tarafsız ve demokrat gazetelerinden Kommersant ve Novaya Versiya, Ruslan
Nahuşev'in ortadan kaybedilmesinin sorumlusun isim de vererek general
Haçim Şogenov ve ekibi olduğunu yazıyorlar.
Kommersant, Kanakov'un Ruslan Nahuşev ile görüşemediğini ama görüşmüş olsaydı, muhtemelen eline çok önemli kartların geçeceği yorumunda da bulundu. KM/KKB/AK |
07.11.2005 - 11:45:30
İmam Şamil'in köyü Gimri,
Dağıstan polisi ve Dağıstan FSB'si tarafından kuşatma altına alındı.
Kasabanın, dış dünyayla tek bağlantısı olan Gimri tüneli, polisler
tarafından ulaşıma kapatıldı. Dağıstan Emniyet Trafik Dairesi Başkanı,
tünelin tadilat dolayısıyla kapatıldığını iddia ederken, İçişleri Bakanı
Adilgerey Magomedtagirov ise açıkça meydan okudu; 'İçinizdeki silahlı
elemanları bana verin, yoksa kasabayı roket yağmuruna
tutarım.' KU/AK |

07.11.2005 - 12:53:22
Nalçik’te militanların
cesetlerinin iade problemi sürerken, soruna bir de Ruslan Nahuşev’in
ortadan kaybedilmesi eklenmişti. Fakat en önemli gelişme, son üç haftada
tam iki bin Kabardey Balkar vatandaşının sorgulanmak için alınması ve
bunların çoğunun da işkence altında kendilerine uzatılan itirafnameleri
imzalaması. |

07.11.2005 - 12:38:33
Nalçik’teki İslam Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Ruslan Nahuşev, 4 Kasım Cuma gününden bu yana kayıp. İslam Araştırmaları Enstitüsü çalışanlarına göre, Ruslan Nahuşev, geçtiğimiz Cuma günü, 13 Ekim Nalçik saldırısı için FSB bürosuna çağrıldı. Akşam saatlerinde ise Ruslan Nahuşev, bürosunu arayarak 10 dakika içinde işte olacağını söyledi. Yarım saat kadar bekledikten sonra, çalışanları cep telefonundan Ruslan Nahuşev’e ulaşmak istedi fakat telefonu açan bir kişi gülerek telefonu kapattı. Daha sonra ise telefon
tamamen devre dışı bırakıldı. Nahuşev’in meslektaşları ve akrabaları,
polise, başsavcılığa ve Kabardey Balkar devlet başkanlığına durumu
bildirdiler. FSB’de 4 Kasım Cuma günü görevde olanlar ise Nahuşev’in akşam
saatlerinde binadan ayrıldığını iddia ediyorlar. Nahuşev, Kabardey-Balkar İslam Araştırmaları Enstitüsü’nün başkanlığını yaparken yardımcıları ise Camagat’ın ünlü liderleri ve halen aranan Musa Mukojev ve Anzor Astemirov’du. Nahuşev, son iki yıl içinde
çeşitli basın organlarına verdiği röportajlarda, ülkede genç Müslümanlara
zulüm yapıldığını, bunun bir patlamaya dönüşmeden, yetkililerin mutlaka bu
gençlerle diyalog kurması gerektiğini söylemişti.
RE/CA/AK |

î Başa BU NE YÜZSÜZLÜK!.. VEKİLİ VURAN TUTAŞ'IN BABASI: MİLLET MEMLEKETE HAVAN TOPU SOKUYOR, OĞLUM SİLAH SOKMUŞ ÇOK MU? Mardin Belediye eski Başkanı Abdülkadir Tutaşı, oğlunun Mardin Milletvekili Süleyman Bölünmez'i vurduğu silahı sinemaya nasıl soktuğu sorusuna bu yanıtı verdi. 07 Kasım 2005 Pazartesi 11:05
|
|
Eski Mardin
Belediye Başkanı Abdülkadir Tutaşı, oğlunun Mardin Milletvekili Bölünmez'e
yaptığı silahlı saldırıya en çok kendisinin üzüldüğünü belirterek şunları
anlatt:
''2002'deki genel seçimde bağımsız aday oldu,
ona bütün gücümle destek verdim. Ancak yerel seçimde o bana bırakın destek
olmayı köstek oldu. AKP'ye yaranabilmek için bu partinin adayının seçim
çalışmalarında 2 milyon dolar harcadı. Aramızda husumet oluştu. Seçim günü
sandık başında kavga ettik. Çevredekiler araya girdi ve bizi ayırdı. Daha
sonra bir daha görüşmedik. î Başa
Olayda kasıt yok. Eşim, kızım ve oğlum
sinemaya gidiyor. Bu kişi de 400 kişilik salonda ne hikmetse gidip
yanlarına oturuyor ve eşime sinkaflı hakaret ediyor. Hakaretini sürdürünce
de oğlum yanındaki ruhsatsız silahıyla ateş ediyor.
Ailemden 20 dakika sonra salona giriyor ve
onları görmesine rağmen hemen yanına oturuyor. Bu baştan tahriktir.''
Geleneğimiz böyle!
''Oğlunuz ruhsatsız silahı sinemaya nasıl
soktu?'' şeklindeki soru üzerine Abdülkadir Tutaşı
''Millet havan topu sokuyor memlekete ya!
Oğlum silah sokmuş, çok mu?'' yanıtını verdi. Belediye başkanlığı
döneminde bölgede HADEP'li olmayan tek belediye başkanının kendisi
olduğunu hatırlatan Tutaşı, şöyle devam etti:
''Bu dönemde iki kez bombalı saldırıya
uğradım. Devlet yanıma koruma polisi verdi. Bunların hepsi devletin
kayıtlarında var. Bu saldırılardan sonra bütün yakınlarım kendini korumak
zorundaydı. Zaman zaman oğlum da bu çerçevede silah taşımak zorunda
kalmıştır. Zaten bizim bölgenin geleneklerinde de bu var.''
(vatan) |
î Başa YAZAR SULHİ DÖLEK VEFAT ETTİ - Haber Vitrini î Başa 'Süper Baba', 'İkinci bahar', 'Unutma Beni' ve 'Yabancı Damat' gibi dizilerin senaristi Sulhi Dölek sabaha karşı hayata veda etti. Senaryolarıyla birçok ödül kazanan tanınmış senaristin çok sayıda romanı bulunuyor. 07 Kasım 2005 Pazartesi 11:05
|
|
Tanınmış yazar ve
senarist Sulhi Dölek İstanbul'da hayata veda etti. Dölek bir süredir
Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölümü'nde tedavi görüyordu.
'Süper Baba', 'İkinci bahar', 'Unutma Beni'
ve 'Yabancı Damat' gibi dizilerin senaristi Sulhi Dölek sabaha karşı
hayata veda etti. Senaryolarıyla birçok ödül kazanan tanınmış senaristin
çok sayıda romanı bulunuyor.
20 eylül 1948'de İstanbul'da doğan Dölek,
Deniz Harp Okulu'nu ve daha sonra Michigan Üniversitesi'ni bitirdi. 1989'a
kadar, gemi inşa yüksek mühendisi olarak Deniz Kuvvetleri'nde çeşitli
görevlerde bulundu, daha sonra senaristliğe adım attı.
İlk öykülerinden biri 1969 Varlık Yıllığı'nda
yayımlandı. Aynı yıl, 'Dünya Dönmüyor Artık' adlı tek perdelik bir oyunla
Yusuf Ziya Ortaç Armağanı'nı kazanarak 'Akbaba' yazarları arasına katıldı.
Sonraki yıllarda öykü ve roman çalışmalarının
yanı sıra, dönem dönem, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazetelerle Çivi, Nokta,
Tempo ve Diyojen gibi haftalık dergilerde, Varlık'ta ve diğer edebiyat
dergilerinde mizahi bakışlı yazılar yazdı.
1979'da 'Yeşil Bayır' romanıyla Kültür
Bakanlığı Çocuk Romanları Yarışması'nda birinci olan Dölek'in başlıca
eserleri arasında 'Korugan', 'Geç Başlayan Yargılama', 'Vidalar',
'Kiracı', 'Teslim Ol Küçük', 'Truva Katırı', 'Aynalar', 'Kirpi' ve
'Habis'in Serüvenleri' sayılabilir.
Dölek'in ayrıca 'İçimizdeki Yasakçı' adıyla
kitaplaşan bir incelemesi, 'Üçüncü Kattaki At', 'Yeşil Bayır', 'Arkadaşım
Dede', 'Kestane Şekeri', 'Her Şeyi Bilen Çocuk', 'Küçük Çalgıcılar',
'Kahkaha Tarlası' ve 'Hayvanlar Alfabesi' adlı çocuk kitapları bulunuyor.
Çok sayıda tiyatro, radyo ve televizyon oyunu
bulunan Dölek, Ambrose Bierce'in 'Fantastic Fables' adlı kitabını
'Karanlığın Kahkahası' adıyla dilimize kazandırdı, 'Kiracı' adlı romanı
1987'de sinemaya uyarlandı.
'Süper Baba', 'Külyutmaz', 'İkinci Bahar',
'Unutma Beni', 'Yabancı Damat' gibi televizyon dizilerinin yanı sıra,
'Truva Katırı' romanından televizyona uyarladığı 'Koltuk Sevdası' adlı
politik hiciv dizisinin de senaryosunu yazdı.
|
î Başa MİLLİ GAZETEYİ EN ÇOK PENTAGON İLE İSRAİL TIKLIYOR - Milli Gazete Milli Gazete ilginç bir iddia ortaya attı. Habere göre günde 500-600 bin ''Hit'' alan Milli Gazete'nin web sitesi en çok ''USA Military'' yani Pentagon tarafından ziyaret ediliyor. Diğer bir iddia ise bu sayfalardan en çok dosya indiren ülkenin İsrail olduğu. 03 Kasım 2005 Perşembe 15:49
|
|
İŞTE MİLLİ
GAZETENİN HABERİ
Milli Gazete internet ortamında günde
ortalama 500-600 bin “HİT” alıyor. HİT, “Tıklama” demek. Yani her gün
ortalama 500-600 bin kişi Milli Gazete’nin web sayfasını tıklıyor.
Ama biz biraz detaya ineceğiz. Bakalım Milli
Gazete’yi en çok kimler tıklıyormuş..
Mesela en son Ekim ayını verelim. Ekim ayı
ortalaması 511 bin Hit. 24 Ekim’de en yüksek Hit’i almış, o gün tam 788
bin kişi Milli Gazete’yi tıklamış... Merak edip O gün ne olmuş diye
baktık. 24 Ekim Nermin Hanım’ın vefatının ertesi günü. (Allah tekrar gani
gani rahmet etsin)
Milli Gazete internet sitesi 101 ülkeden
izleniyor. Asya’dan, Ortadoğu’ya, Afrika’dan Avrupa’ya...Suudi Arabistan
da var, Kazakistan da… Japonya da var Hollanda da…
Buraya kadar tamam. Şimdi işin sürprizler
bölümüne geçiyoruz.
Sizce bu 101 ülkenin içinde Milli Gazete’nin
en çok tıklandığı yabancı ülke hangisidir?
Biz söyleyelim; United State of America..Yani
Amerika Birleşik Devletleri…
Bir soru daha, peki sizce ABD’de Milli
Gazete’yi en çok tıklayan adres neresidir?
Biz söyleyelim..USA Military.. Yani Pentagon…
Ve son soru..
Sizce Milli Gazete’nin web sitesinden en çok
dosya ve yazı indiren ülke hangisidir?
Amerika mı dediniz? Yok bu seferki Amerika
değil…
Ya…
İsrail!
|
![]() |
02.11.2005 - 19:10:46
MEHDİ NÜZHET
ÇETİNBAŞ
î Başa
Nalçik olayları, yaklaşık yirmi gün geçmesine rağmen,
hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bunun sebebi ise, Rusya Federasyonunda
uygulanan ilkel terör yasası.
î Başa
RF kanunlarına göre, teröristlerin
cenazeleri ailelerine verilmiyor, bir rivayete göre yakılıp imha ediliyor, bir
başka rivayete göre ise bilinmeyen bir yere gömülüyor.
Terörün tanımı, bugün hala dünyada ortak bir dille yapılmış değil. En yaygın ifade ise hedef belirtmeksizin korku salmak ve saçmak amacıyla sivillere yönelik öldürme hareketi.
î Başa Bu tanımı baz alırsak İstanbul, Madrid, Beslan, Londra eylemlerinin terör kapsamına rahatlıkla alabiliriz.
Nalçik’te meydana gelen olaylarla ilgili ise tanım kargaşası yaşanıyor. Bizzat RF insan hakları savunucuları, bu olayların bir terör değil, savaş olduğunu ifade ediyorlar. Terör ile savaş hukuku ise tamamen birbirinden farklı şeyler.
Yapılmasının doğru ya da yanlışlığı bir tarafa bırakılırsa, Camagat mensuplarının olay sırasında tamamen askeri ve polis noktalarına saldırı gerçekleştirdiği bilinen bir gerçek.
Olaylara bu açıdan yaklaştığımızda, savaş hukukuna göre, saldırı sırasında öldürülen gençlerin naaşlarının ailelerine verilmesi gerekir. Bunun tersini düşünsek ve bu insanların terörist olduklarını varsaysak bile cenazelerin ailelerine verilmemesindeki mantığı anlayabilmek kolay değil.
Öldürülmüş bir insanın cesedine ceza vermek ancak ilkel RF yasalarında yer alan bir gerçektir. Türkiye’de meydana gelen en ufak hak ihlallerinde, ayağa kalkan dünya ve insan hakları örgütleri söz konusu RF olunca birden bire dilsiz ve sağır hale geçiyorlar. î Başa Ölülerine büyük saygı duyan, onları İslam usullerinin yanında geleneklerine uygun olarak defneden Kuzey Kafkasya insanına yapılacak en büyük kötülük, cenazelerine el koymaktır.
î Başa RF yönetimi, ölen gençlerin naaşlarına gösterdiği saygısızlıkla, özellikle Kabardey Balkar’ı ve bağlı olarak da Kuzey Kafkasya’yı daha fazla kin ve nefrete sürüklemektedir.
Geçen yazımızda da dile getirdik.
Kabardey-Balkar maalesef insan hakları açısından karnesi zayıflarla dolu bir
ülke oldu.
Sivil toplum kuruluşlarına karşı girişilen sindirme hareketleri
başarıyla (!) tamamlandı. Hatajuko Valeri ve arkadaşlarının yönetimindeki Adige
Xase’nin ele geçirilmesi ile muhalif sesler sindirilmiş oldu. Adige Xase’ye
devlet tarafından el konulduktan sonra Kabardey-Balkar’da sivil toplum örgütü
kalmamıştı. O zamana kadar dikkat çekmeyen ve göze batmayan Müslümanlara sıra
geldi.
Başlangıçta Din Xase -dini idare- ile ilgilenmeyen Kabardey-Balkar yönetimi bu kurumu da ele almaya ve devletleştirmeye karar verdi.
Kağıt üzerinde islami kimlikle tanınan, taşıdıkları isimlerle İslam dünyasına ait olan Kabardey-Balkar halkı, komünist dönemde unutturulan dini kimliğini yeniden kazanmanın gayretine düştü. Bununla ilgili organizasyonlar ve cemaatler harekete geçti. Türkiye, Suriye, Ürdün gibi ülkelerde yaşayan Kuzey Kafkasya kökenli bazı insanlar, vatanlarına dönerek dini hayatı canlandırma çabasına girdiler. Aynı zamanda Kabardey-Balkar’dan bazı gençler de, dini eğitim almak için Türkiye, Suriye, Ürdün gibi ülkelere gittiler.
Dini eğitim alan gençler ülkeye geri döndüklerinde çevrelerine öğrendikleri bilgilerini aktarma çabalarına giriştiler. Bu çabalar son derece masumaneydi, dinini yaşamak ve öğrenmekten başka bir amaca yönelik değildi.
Dinin gereği olarak insanlar toplu halde camilerde ibadet ediyorlar, vaaz ve nasihatler dinliyorlardı. Kendi kontrolleri dışında üç yüz beş yüz kişinin bir araya geldiği camiler Kabardey-Balkar yönetimi için potansiyel bir tehlikeydi.
Bunun pratik çözümü bulundu. Camilerin kapısına kilit vuruldu. Göstermelik bir iki cami, o da sadece Cuma namazları için polis kontrolünde açıldı. Bunların dışında izinsiz olarak camiye gidenler, namaz kılanlar fişlendi. Yakalananlar işkenceden geçirildi. Kısacası Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Müslümanlar için yaşanmaz bir ülke haline geldi. Bütün bu olanlar Ajans Kafkas sütunlarında çarşaf çarşaf yer aldı. İnsanlar işkenceler altında öldürüldü. Kabardey-Balkar olaylarını, İslami terör olarak niteleyen bildiriler yayınlayan kurum ve kuruluşlar, bu olaylar karşısında ise nedense tepkisiz kaldılar. Bunun bir tek izahı vardır. Olaylara ideolojik olarak yaklaşmak.
Camagat mensupları, liderleri başta olmak üzere halkı sokağa dökmemek için büyük bir çaba harcadılar. Camagat’ın önderlerinden Kabardey asıllı Resul Kudayev, 2004 yılının Mayıs ayında, baskılara dayanamayıp ülkeyi terk etti. Ürdün’e gidip İslam eğitimine devam etti. Halen de yurt dışında yaşıyor.
Burada bir konuya açıklık getirmek gerekiyor. Kabardey-Balkar’da iki Resul Kudayev var. İkisi de ünlü. Biri Kabardey Camagat’ının üç liderinden biri diğer ikisi Anzor Astemirov ve Musa Mukojev. Diğer Resul Kudayev ise Balkar asıllı. Afganistan’da ABD tarafından tutuklanarak Guantanamo üssüne götürülen orada iki yıla yakın tutulduktan sonra geçtiğimiz günlerde serbest bırakılan ve Rusya’ya teslim edilen Resul Kudayev.
Balkar asıllı Resul Kudayev
gördüğü işkenceler sonucu sakat kalmış, böbrekleri doğru dürüst çalışmıyor.
Halen Hasanıya’daki evinde yatıyor. Dışarı çıkamıyor, adeta ölümü bekliyor.
Kabardey-Balkar polisinin gözü o derece dönmüş ki, olayların ardından Resul
Kudayev’in evine gidiyor ve onu gözaltına alıyor. Ve işkenceler altında da,
kendisine Nalçik olaylarına katıldığına dair belge imzalattırılıyor.
Sadece
bu olay bile, Kabardey-Balkar’da polisin ne derece ön yargılı olarak hareket
ettiğinin bir belgesidir. Nalçik’teki olaylar Resul Kudayev sayesinde böylece
uluslararası bir hüviyete büründürülmüş oluyor. Nalçik’te meydana gelen olaylar
Çeçenistan ve Şamil Basayev isimleri ile birlikte yan yana anılarak saptırıldı.
Bunda Çeçenistan direnişinin önderlerinin de büyük suçu var.
Eylemi gerçekleştiren Camagat mensupları, eylemlerinin tamamen lokal ve Kabardey-Balkar yönetimine karşı olduğunu söylemelerine rağmen, bu söylem basında yeterince yer almadı.
Camagat mensuplarının dindar kimlikleriyle, Çeçenistan’da cereyan eden savaşa ve vahşete elbette duyarsız oldukları söylenemez. Çeçen savaşına sempati duyan ve Çeçenistan’da yapılan katliamlara öfke duyan herkesi Şamil Basayev’in elemanı olarak görmek yanlış bir anlayıştır.
Nalçik eylemi, eyleme katılanların profili incelendiğinde, içlerinde Çeçen cihadına sempati duyan insanlar olmasına rağmen lokal bir eylemdir. Daha önce Basayev damgalı eylemlerle kıyaslandığında, Şamil Basayev’in bu eyleme dahil olmadığı en azından yönlendirmediği açıkça anlaşılacaktır.
Camagat mensupları, kendilerine karşı yöneltilen vehhabi suçlamasını dü şiddetle reddediyorlar. Kendilerinin ehl-i sünnet olduklarını ve Hanefi mezhebinde olduklarını ısrarla vurguluyorlar. Buna rağmen RF yönetiminin icad ettiği vehhabi söylemini, ısrarla dillendirilmesi anlaşılır değildir.
Geçtiğimiz günlerde ölen Valeri Kokov ve onun oluşturduğu klan, Kabardey-Balkar’da yönetimi kolay kolay bırakacağa benzemiyor. Son derece kirli ilişkilerle, birbirine zincirleme olarak bağlı olan bu klan yöneticileri, koltuklarını koruyabilmek için her türlü çılgınlığı yapabilecek hıyanettedirler.
Geçmişte demokrasi tecrübesi olmayan Kabardey-Balkar halkı, kendilerine sunulan ve reva görülen yönetimi kabullenmek durumunda bırakılmışlardır.
Bu durum göz önünde tutulursa Nalçik direnişi başka bir anlam kazanmaktadır. Bütün sivil toplum kuruluşları kapatılmış olan Kabardey-Balkar’da İslam zorunlu olarak muhalif bir hareket haline gelmiştir. İçişleri bakanı Haçim Şogenov’un özel gayretleriyle, yeraltı örgütüne dönüştürülen Camagat’ın bundan sonraki faaliyetleri hakkında öngörüde bulunmak son derece zordur. Ama olayların şu anki gidişatı, maalesef ilerde daha vahim olaylara sebep olacak mahiyettedir.
Kabardey-Balkar gibi küçük bir ülkede, binlerce mensubu bulunan bir cemaati silahla, baskıyla ve işkenceyle sindirmek kesinlikle mümkün değildir.
Akrabalık bağlarının çok güçlü olduğu bu ülkede, cenazelerin verilmemesi, cesetlerin saygısızca balık istifi olarak vagonlara konarak teşhir edilmesi, gelecekte Kabardey-Balkar yönetiminin ödeyeceği ağır faturalar olarak karşısına çıkacaktır. Akrabasının mezarını bile kendisine çok gören yönetim ile halkın uzlaşması bundan sonra kolay olmayacaktır.
Eğer RF başta olmak üzere Arsen Kanokov ve aklı selim sahibi insanlar, bu gidişe dur demezler ise olaylar daha vahim hale gelecektir.
Yeraltına itilen Müslüman cemaat, legalize edilmezse büyük problemler yaşanacaktır. Kabardey-Balkar dağları, Çeçenistan’dan daha muhkem ve daha koruyucudur. Kendini ifade etme hakkı bulamayan insanları ellerindeki silahlarla dağa çıkarmak Kabardey-Balkar yönetimine pahalıya mal olur.
Olaylar en kısa sürede Kabardey-Balkar’da gelenekler çerçevesinde çözüme ulaştırılmak durumundadır. Toplumun ileri gelenleri en kısa zamanda bir araya gelerek olaylarla ilgili “WUNAFE” yapmalıdırlar.
Bu olayları terör diye kestirip atmak yapılabilecek en büyük yanlıştır. Her ne kadar atamayla göreve gelmiş olsa dahi, devlet başkanı Arsen Kanokov’a burada önemli görevler düşüyor. Yapılacak en önemli iş RF yönetimini ikna ederek Haçim Şogenov ve ekibini, görevden almaktır bunun ardından da kanser haline gelen polis teşkilatındaki rüşvet ve yolsuzluğu önlemeye çalışmaktır.
Kokov klanı görevde kaldığı müddetçe, Kabardey-Balkar’a huzur gelmeyecektir. Çok zor da olsa tek seçenek, bu klanın dağıtılmasıdır.
02.11.2005 - 13:10:00
'Ekonomik alan dahil olmak üzere yabancı işgalcilerin ve
yardımcılarının yok edilmesi, ister cephede silahlı mücadele görev alsın,
ister düşmanlar tarafından işgal edilen topraklarda faaliyet göstersin tüm
asker, görevli ve savaşçıların kutsal görevi ve sorumluluğudur.' Kendimize bir soralım, Putin'in dikey yönetim yapısı Rusya'da yaşayan
insanlara ne verdi? Sorunun cevabı, ruhsuzluk, sapmışlık, yozlaşma, korku
ve şiddet hariç, güvenlik görevlilerinin Ruslara hiçbir şey vermediği,
olur. î Başa
Ülkedeki milyonlarca masum insanı öldüren ve tüm bu zaman
boyunca hiç pişmanlık duymamış KGB'nin ruhuyla yetiştirilmiş kişilerden ne
bekleyebilirsiniz? Daha önce Büyük Kafkas savaşını beklememiz gerektiğini tekrar ve tekrar
yazmıştım. Bu savaş hakkında yazıp, konuşmam, bu savaşın olmasını
istediğim için değil, Kafkasya'da doğup büyüyen insanların hiç bir zaman
güvenlik güçleri tarafından konulan bu kurallarla yaşayamayacaklarını
anlamamdandır. î Başa
Bizim için ölüm ne ise onlar için de, bu kurallarla
yaşamak aynıdır. î Başa Kremlin tarafından atanan yeni devlet başkanı, tam bir dolandırıcı olarak tanımlanıyor. Kötü bir şöhreti var, oldukça iki yüzlü ve kişisel çıkarları için herhangi bir ağır suçu çekinmeden işleyebilir.
Televizyon ekranlarında tüm bu saçmalıkları gösterip, gerçekleri
gizlemeye çalışan tedirgin Rus yönetimi, Putin yönetiminin çoktan sona
erdiğini, hatta hiç var olmadığını anlayabilecek durumda değil. Ve
Kremlin'de başkanlık koltuğunda oturan Putin için de, bu çok önemli bir
sorun değil. Ve Putin, şu ana kadar hiçbir Kremlin politikacısının yapamadığı şeyi
yaparak Guiness rekorlar kitabına girmeye hak kazandı; Kabardeyler
silahlandı! |

02.11.2005 - 19:11:20
Bugün, 13 Ekim’deki Nalçik
baskınını gerçekleştiren Camagat’ın üç kişilik lider kadrosunda yer alan Anzor
Astemirov’la yaptığımız röportajın üçüncü ve son bölümünü yayınlıyoruz.
- Anzor, Yermuk Tugayları isimli bir grup, sanal alemde yayınladıkları bir bildiriyle eyleme sahip çıktılar. Ayrıca kullandıkları üslup da çok eleştiri aldı. Bu gurupla organik bir bağınız var mı? Nalçik operasyonunu birlikte mi düzenlediniz?
- î Başa Yermuk'la hiçbir bağlantımız yok. Daha önce Panki Vadisi'nde bulunmuş ve orada çatışmalara katılmış dört-beş kişinin, Kabartay Balkar'a döndükten sonra kendilerine taktıkları isimdir bu Yermuk Tugayları.
î Başa Başları Seyfullah kod adını kullanan Müslim Atayev, geçtiğimiz aylarda Nalçik'te hanımı ve çocuğuyla birlikte öldürüldü bildiğiniz gibi. Belirttiğim sayının dışında da bir tabanı yok Yermuk'un. Toplam sayıları 10 kişiyi geçmez. Sanal alemdeki birkaç bildiriye bakıp insanlar geniş tabanlı bir cemaat zannediyor Yermuk'u ama öyle bir şey olmadığını belirtmeliyim.
î Başa Ayrıca bizim onların yazdığı gibi 'kafirleri öldürdük' filan gibi bir söylemimiz de yok. Bu jargonu yanlış buluyoruz. Biz yıllarca din eğitimi aldık, hiç böyle bir söylemimiz olmadı. Biz sadece İslamı doğru anlamak ve doğru yaşamak istiyoruz, bütün isteğimiz bu.
- Bu arada Arap ülkelerinden finans desteği aldığınıza dair söylentiler var?
- î Başa Yalan. Hiçbir yabancı ülkeden bir kuruş finans almadığımız gibi, özel bir irtibata da girmedik. Bağımsız, özgür ve yerli bir hareketiz. Baştan beri de buna çok itina gösterdik. Bu çizgi Camagat'ın politikasıdır.
Görüştüğümüz insanlarla bizi edilgen konuma düşürecek hiçbir kurumsal angajmana girmedik. Bazı insanların sadece ilimlerinden, bilgilerinden istifade ettik hepsi bu. Yapılanmamızı ve gelişimimizi kendi iç dinamiklerimizle gerçekleştirdik.
- Bir de şu Vehhabilik meselesini sormak istiyorum. İsminiz Vehhabi sıfatıyla birlikte anılıyor sürekli. Siz gerçekten itikaden ve amelen Vehhabi misiniz?
- Bu soru için çok teşekkür ederim. Kavramlar bilerek karıştırılıyor. Vehhabi terimini Rusya'da alakasız pek çok şeyi tanımlamak için kullanıyorlar. Gerçek anlamını da doğru dürüst bilen yok. î Başa Onlar namaz kılana, sakal bırakana, başını örtene, sisteme karşı çıkana vehhabi dedikleri gibi, soyguncuya, ahlaksıza, hatta narkotik bağımlılarına bile vehhabi diyorlar. Rusya'da vehhabiliğin sabit bir tanımı yok. Bir kere bunu belirlemek lazım.
Siz doğru manasıyla itikadi ve ameli olarak vehhabi olup olmadığımızı soruyorsunuz. î Başa Şunu kesin bir dille söyleyebilirim ki cemaatimizin Vehhabilikle uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur. Biz hepimiz ehl-i sünnetiz ve Hanefi mezhebindeniz. Bizde Vehhabilerin itikatlarından gelen fanatizm yoktur.
Diğer mezheplerden olanlara kardeşçe bakıyoruz. Toleransımız çok yüksek. Bir kere azıcık bilgisi olan, kafası çalışan birisi bizim söylemlerimize bakarak hangi mezhepten olduğumuzu hemen bilir.
î Başa Biliyorsunuz, Kafkasya'nın doğusuna İslam Araplar aracılığıyla geldi. Ama bize yani batıya Osmanlı üzerinden geldi. Biz İslamın bu ekolüne mensubuz.
Bizim dini terminolojimizin önemli bir kısmı Osmanlı literatüründen alınmadır. Din adamlarına efendiden bozma yifend diyoruz mesela, bunun gibi pek çok örnek var bizim dini terminolojimizde...
Aramızda benim de dahil olduğum birkaç kişi Suudi Arabistan'da tahsil gördü diye bunları yakıştırıyorlar ise bilsinler ki aslı yoktur. Hiç birimiz Vehhabi değiliz, hepimiz Ehl-i sünnetiz.
Ayrıca birilerinin yakıştırdığı gibi biz kimseyi Araplaştırmaya da çalışmadık ve çalışmıyoruz. Arap çizgisine de özenmiyoruz. Meselelerimizi hazır Arap içtihatlarına göre yorumlayarak da çözmüyoruz. Biz, İslam'ın hakikatını anlayıp uygulama gayretindeki ehl-i sünnet müslümanlarız. Bunu herkes böyle bilsin.
- Yani aynı zamanda yerli bir hareket olduğunuzu mu iddia ediyorsunuz?
- Kesinlikle öyle, tamamen yerliyiz. Geleneksel değerlerimize, milli değerlerimize de sahip çıkıyoruz.
- Xabzeye nasıl bakıyorsunuz?
- Kimse Rusya'nın dezenformasyon faaliyetlerinin etkisinde kalarak bizi uzaydan gelmiş insanlar gibi farklı hayal etmesin. Biz de bu halkın bir parçasıyız ve değerlerine saygılıyız. Bu değerlerle büyüdük. Kurduğumuz İslam Merkezi'nde Xabze hakkında eğitim aldık, eğitim verdik. Halkımızın milli değerlerine hep hürmet gösterdik. Kültürümüzün taşıyıcısı yaşlılarımıza çok hürmet ettik. Örneğin Dağıstan'da gençlerle yaşlılar arasında çatışmalar oldu, ama biz buna hiç fırsat vermedik.
Geleneksel değerlerimizin içinde yanlış bir şey varsa, bir şekilde halkımızın yararına düzelmesi için çalışırız elbette, yoksa İslam'ın reddetmediği değerleri biz niçin reddedelim?
- Cemaatinize yönelik bir başka eleştiri de devlet gibi davrandığınız yönünde. Resul Kudayev'i kadı tayin etmişsiniz, insanları yargılıyor muşsunuz. Bu doğru mu peki?
- Bu da tamamen uydurma. Uyduranı da biliyoruz, KBC müftüsü Pşıhaçe Şef'i'dir bu iftiraların kaynağı. Bunu cemaatimizi lekeleyip, gözden düşürmek için uydurdu. Gerçekle hiçbir ilgisi yok. Kurulduğundan itibaren Camagat çok hızlı gelişti. Yurt dışında ilahiyat tahsili gören Resul Kudayev 2000 yılında aramıza katıldığında Musa ve ben İslam merkezinde ders veriyorduk. Resul uzun yıllar İslami eğitim almış, çok bilgili, yetenekli bir arkadaşımızdı. O sıralar halk yoğun şekilde soru soruyor, çözüm istiyorlardı. Bu sorular miras meselelerinden, borçlara, evlenmeden, boşanmaya, kan davasına ve ticari ortaklıklara kadar çok geniş bir yelpazeye yayılıyordu. Biz İslam kaynaklarına hakim biri olarak Resul'ü bu sorulara cevap vermesi için görevlendirdik. Doğruyu söylemek lazımsa, biz bu görevi Resul'e önerirken kadılık sıfatı kullanarak önerdik, ama Resul bunu daha o anda kesin bir dille reddetti ve bize "sizlerin kadı tayin etmeye yetkiniz yok" dedi. Yapılan işi de hakemlik olarak tanımladı. Zaten kadı sıfatı da daha yayılmadan o gün bizim söylemimizden çıktı.
î Başa O zamanlar insanlar bu tür sorunlarını ya devlete başvurarak hukuk yoluyla, ya da mafya yolu ile çözmek zorundaydılar. Halk mafyaya, hukuk sisteminden daha çok güveniyordu. Hukuk sistemi laçka olduğu, çalışmadığı için insanlar devlete güvenmiyordu. Mafya ise her zaman çok verenden yana tavır alıyordu, yani hep güçlünün yanındaydı.
Camagat geliştikten sonra, kulaktan kulağa yayılan çözüm önerileri halkın dikkatini çekti. Meselelerini çözmek üzere insanlar yoğun bir şekilde merkezimize gelmeye başladılar. Yapılan iş sadece hakemlikti. Adil karar vermeye, hak yenmemesini sağlamaya çalışıyorduk. Adaletli çözümü gösterdik ve tavsiyede bulunduk. Biz, bize saygı duyanlara, güvenenlere yardımcı olduk. î Başa Öyle ki Yahudiler, ateistler dahi problemlerine adil bir çözüm önermemiz için bize geliyordu. Ayrıca çok ilginçtir, cemaat güçlendikçe mafya da geri çekildi.
Ama kendine rakip görerek alenen düşmanlık yapan Pşihaçe Şef'i bu durumu öyle abarttı ki, "onlar devrim yapacak, mahkeme bile kurdular" diye ajitasyonlara girişti. Devlet yetkililerini bize karşı kışkırttı. Ama biz hep soğukkanlı davranmayı tercih ettik.
î Başa Ayrıca şunu da belirtmeliyim: Müslümanların arasına fitne sokmak için aramıza çok ajan provokatör geldi. Bizi şiddetin içine sokmak için çok uğraştılar. Kötü niyetlerini sezince cemaati uyardık ve onlarla ilişkilerini keserek selam bile vermemelerini istedik. Bu, atom bombasından daha tesirli oldu. Bu insanlar dışlandı.
Peki onlar ne yaptılar? Bizi dini idareye ve devlete gammazladılar. "Bunlar müslümanlar arasında ayırımcılık yapıyor, insanları tefrik ediyorlar" dediler. Hatta bize silah bile çektiler, fakat biz oyuna gelmeyerek bu insanlarla sadece selamı kestik. î Başa Bunların yaptıkları bir sürü olumsuz iş de maalesef bize mal edildi o sıralar.
- Peki Anzor, Tekrar Nalçik olaylarına dönersek, bundan sonra neler olacak sence?
- Herşeyin daha kötü olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. î Başa Yaşananlar Kabartay Balkarla sınırlı kalmayarak diğer Cumhuriyetlere de sıçrayacak ve benzer olaylar olacak. Çünkü sistem her yerde aynı çalıştığı için aynı sorunları üretiyor. Geçen gün Adıgey'de mescidden 8-10 kişi aldılar ve dayaktan geçirdiler. Karaçay Çerkes'de de benzer şeylerin olması sürpriz olmayacak.
Eğer Federal Merkez akıllı politikalar geliştiremezse Cumhuriyetler birbirinden etkilenecek ve 'Kafkasya'nın Filistinleşmesi' yorumu gerçeklik kazanacak.
- Yani çatışmalar devam edecek diyorsunuz. Peki, nasıl olacak? Sizler ve diğer insanlar dağa mı çıkacaksınız?
- Camagat'ın teşvik ettiği bir politika değil ama tahmin ediyorum bu iş gerilla savaşına dönecek.
- Peki sizler buna mani olamaz mısınız?
- Hayır,maalesef olamayız. İstesek de olamayız. Çünkü bu insanlar artık bizim dur dememizle duracakları noktayı çoktan geçtiler. î Başa Büyük bir negatif birikim var üzerlerinde, bunu izale etmek çok zor. Ayrıca yönetimi ellerinde tutanlar da bunu istemiyorlar zaten. Olayları bu noktaya taşıyan hep onlar oldu çünkü. Bugün için diyebilirim ki macun tüpten çıkmıştır, geri sokmak da çok zor.
- Çok karanlık bir tablo çizdin Anzor. Yani hiçbir yolu yok mu şimdi bu çatışmalara mani olmanın?
- Büyük bir halk meclisi toplanır da, onlar müdahale ederse bir ihtimal durdurulabilir. Ama ben yine de çok zor görüyorum.
- Son olarak diasporadan eyleminize yönelik eleştiriler ve karşı çıkışlar için ne diyeceksiniz?
- î Başa Sadece şunu: Biz bugün anavatanda, Türkiye'deki soydaşlarımızın dedelerinin 150 yıl önce yaşadıklarını yaşıyoruz. Belki bizi vatanımızdan atmıyorlar ama aynı zulmü yapıyorlar. Burada baskı görenler yarın Türkiye'ye mülteci olarak gelirlerse kimse şaşmasın.
Evet, durum bu kadar vahimdir. Geçtiğimiz günlerde 400 müslüman aile topluca yönetime başvurarak herhangi bir ülkeye hicret etmek için kendilerine yardımcı olunmasını istediler. Neden? Bu insanlar ailelerini, akrabalarını, vatanlarını neden terk etmek istesinler? Nitekim Camagat'ın üç liderinden biri olan Resul Kudayev 2004 yılında ailesini de alarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. î Başa Her bahaneyle tutuklayarak, işkenceler yaparak, baskılar ve tehditlerle normal bir hayat yaşatmadılar Resul'e. Burada kalsaydı öldürülecekti. Bizim de durumumuz aynı.
î Başa Buradaki insanların önüne bu baskını yapmaktan başka hiç bir seçenek koymadılar.
î Başa Diasporadaki kardeşlerimizin bunu anlamaları için başka ne diyeyim? Bir an önce Rus dezenformasyonunun etkisinden kurtulmaları için dua etmekten başka bir şey yapamam.
SON
(KKB-ERK)
1. BÖLÜM İÇİN: http://www.kafkas.org.tr/absolut/showarticle.php?articleID=5495
2.BÖLÜM İÇİN: http://www.kafkas.org.tr/absolut/showarticle.php?articleID=5502
î Başa ŞİFRELİ KASADAN 'FİŞLEME DOSYALARI' ÇIKTI!.. - Haber Vitrini î Başa Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili soruşturma gizlilik içinde devam ederken, şifreli kasada şok belgeler ele geçirildi. 02 Kasım 2005 Çarşamba 08:30
|
|
Hakkında dava açılan Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın makamındaki şifreli
kasada fişleme dosyaları bulundu. Dosyalarda, 300 akademik personelin
siyasi ve tarikat bağlantıları hakkında bilgiler bulunuyor.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili
soruşturma gizlilik içinde devam ederken, SABAH, şifreli kasada ele
geçirilen şok belgeleri açıklıyor. Rektör Yücel Aşkın'ın makamındaki
şifreli kasa açıldığında, yaklaşık 300 akademik personeli kapsayan ve
öğretim üyelerinin siyasi görüşleri ya da dini akımlara olan bağlılığının
not edildiği bilgisayar dosyaları ortaya çıktı. Bir bölümü "Excel"
programı, bir bölümü ise kişilerin detaylı "istihbarat bilgi notu"
şeklinde hazırlanan dosyalar, şu ana kadar akademik dünyada yapılıp
GÖNDERİLDİ Mİ?
KASA TALİMATLA AÇTIRILDI
300 ÖĞRETİM ÜYESİ...
ESKİ REKTÖR BİLE FİŞLENMİŞ
Listede adı geçen Prof. Dr. Şükrü İ., haksız bir şekilde mağdur
edildiğini belirterek dava açacağını söyledi.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın
kasasından çıkan dosyalarda, "Nakşibendi" diye not tutulan Ziraat
Fakültesi Bölüm Başkanlarından Prof. Dr. Şükrü İ. bu konu hakkında ifade
verdi. Prof. Şükrü İ. kendilerine yapılanlardan dolayı haksız bir şekilde
mağdur edildiğini belirterek şunları söyledi: "100. Yıl Üniversitesi
personeli olarak ben bu olaylardan mağdur olmuş bir insanım. Bu fişin
tutulması sonucu, sicillerimiz bozuldu. Bize kötü not verildi. Bazı
öğretim üyeleri fişlendikten sonra 7-L maddesi işletilerek başka
üniversitelere |