ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- PUTİN'E GÖRE AVRUPA AŞIRI DİNCİLERE KARŞI YUMUŞAK…- ajans kafkas
  ~ Putin, Çeçenistan'a karşı acımasız yaklaşımda bulunmakla suçladığı Avrupa'yı sert bir dille eleştirdi, Avrupalı liderleri, aşırı dincileri tatmin etmekle suçladı.

- KBC'DE DURUM NASIL NORMALE DÖNER?.. HATAJUKO'DAN ÖNERİLER… - ajans kafkas
  ~ Kabardey Balkar İnsan Hakları Derneği Başkanı Valeri Hatajuko, ülkede durumun normale dönmesi için yapılması gerekenleri bir deklarasyonla, kamuoyuna duyurdu.

- ÇEÇENİSTAN’DAKİ KAÇIRMALAR SÜRÜYOR… ÜLKEDE EKİM AYINDA 116 SİVİL KAÇIRILDI… ajans kafkas

- NALÇİK OLAYLARI TERÖR MÜ?
  ~ Nalçik olayları, yaklaşık yirmi gün geçmesine rağmen, hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bunun sebebi ise, Rusya Federasyonunda uygulanan ilkel terör yasası.
  ~ RF kanunlarına göre, teröristlerin cenazeleri ailelerine verilmiyor, bir rivayete göre yakılıp imha ediliyor, bir başka rivayete göre ise bilinmeyen bir yere gömülüyor.
  ~ Bu tanımı baz alırsak İstanbul, Madrid, Beslan, Londra eylemlerinin terör kapsamına rahatlıkla alabiliriz.
  ~ Ölülerine büyük saygı duyan, onları İslam usullerinin yanında geleneklerine uygun olarak defneden Kuzey Kafkasya insanına yapılacak en büyük kötülük, cenazelerine el koymaktır.
  ~ RF yönetimi, ölen gençlerin naaşlarına gösterdiği saygısızlıkla, özellikle Kabardey Balkar’ı ve bağlı olarak da Kuzey Kafkasya’yı daha fazla kin ve nefrete sürüklemektedir.

- LİTVİNENKO; ‘TÜM İŞGALCİLERİN KADERİ YOK EDİLMEKTİR’ - Ajans Kafkas
  ~ Putin’in siyasi muhalifi ve FSB’nin eski üst düzey görevlilerinden Alexander Litvinenko’nun, Chechenpress yazıları sürüyor. Litvinenko, son yazısında, Nalçik olayları ekseninde, Kuzey Kafkasya’daki Rus işgalini değerlendirdi. Putin’le alay eden Litvinenko yazısını, bölgedeki Ruslara yaptığı ilginç bir çağrıyla bitirdi.
  ~ Putin ve yardımcıları son beş yıldır, kontrolleri altındaki Rusya'yı, tam anlamıyla yağmalanmış bir işgal bölgesine çevirdiler.
  ~ Ülkedeki milyonlarca masum insanı öldüren ve tüm bu zaman boyunca hiç pişmanlık duymamış KGB'nin ruhuyla yetiştirilmiş kişilerden ne bekleyebilirsiniz?
  ~ Devleti tamamen yok eden, seçimleri iptal eden ve her şekilde Rusları aşağılayan Putin, kendi yöntemlerini, Kafkasya'yı işgal edenlere kullandırtmaya karar verdi.
  ~ Bizim için ölüm ne ise onlar için de, bu kurallarla yaşamak aynıdır.
  ~ İlk başta ülkenin devlet başkanını seçme ve bu makama seçilme haklarını ellerinden aldı daha sonra herkesin 'Nejdanchik' –beklenmeyen- olarak bildiği casino sahibi bir kuklayı devlet başkanı olarak atadı.
  ~ Kremlin tarafından atanan yeni devlet başkanı, tam bir dolandırıcı olarak tanımlanıyor. Kötü bir şöhreti var, oldukça iki yüzlü ve kişisel çıkarları için herhangi bir ağır suçu çekinmeden işleyebilir.
  ~ Geleceğin 'Nejdanchik'i bir zamanlar Moskova'da araç şoförlerini soyan gangsterlerden biriydi.
  ~ Nalçik'teki olaylardan sonra Putin'in takımı, ılımlı hesaplamaların yerine, her şeyi 'şehre, ticaret yapılan her kulübeyi soymak için gelen aşırı dincilerin fanatik faaliyetleri' olarak sunmaya çalışıyor.
  ~ Bu topraklarda bulunabilecek en barışçıl insanlar olan ve dört yüzyıl boyunca Rus işgaline karşı açık bir mücadele göstermeyen Kabardeyler, bugün Putin'e başkaldırdı.
  ~ Kuzey Kafkasya'nın dört asırlık Rus işgalinden tamamen temizlenmeden, üç yıl daha geçmeyeceğini tahmin etmek için fazla zeki olmaya gerek yok.
  ~ Kafkas insanlarının milli özgürlük hareketi, eninde sonunda hem Rusya'yı hem de kendilerini özgür yapacak.
  ~ Her özgür insanın kaderi gibi, onların kaderi de kendi ellerinde olacak ama ilk olarak orada yaşayan Ruslara iyi ve önemli bir tavsiyede bulunmak istiyorum; 'İşgalciliği bırakın ve Kabardey dilini öğrenin.'

- Camagat’ın En Öndeki İsmi Anlatıyor -3-
  ~ ANZOR ASTEMİROV: “MACUN TÜPTEN ÇIKTI, GERİ SOKULAMAZ”
  ~ Yermuk'la hiçbir bağlantımız yok. Daha önce Panki Vadisi'nde bulunmuş ve orada çatışmalara katılmış dört-beş kişinin, Kabartay Balkar'a döndükten sonra kendilerine taktıkları isimdir bu Yermuk Tugayları.
  ~ Başları Seyfullah kod adını kullanan Müslim Atayev, geçtiğimiz aylarda Nalçik'te hanımı ve çocuğuyla birlikte öldürüldü bildiğiniz gibi. Belirttiğim sayının dışında da bir tabanı yok Yermuk'un. Toplam sayıları 10 kişiyi geçmez. Sanal alemdeki birkaç bildiriye bakıp insanlar geniş tabanlı bir cemaat zannediyor Yermuk'u ama öyle bir şey olmadığını belirtmeliyim.
  ~ Ayrıca bizim onların yazdığı gibi 'kafirleri öldürdük' filan gibi bir söylemimiz de yok. Bu jargonu yanlış buluyoruz. Biz yıllarca din eğitimi aldık, hiç böyle bir söylemimiz olmadı. Biz sadece İslamı doğru anlamak ve doğru yaşamak istiyoruz, bütün isteğimiz bu.
  ~ Yalan. Hiçbir yabancı ülkeden bir kuruş finans almadığımız gibi, özel bir irtibata da girmedik. Bağımsız, özgür ve yerli bir hareketiz. Baştan beri de buna çok itina gösterdik. Bu çizgi Camagat'ın politikasıdır.
  ~ Onlar namaz kılana, sakal bırakana, başını örtene, sisteme karşı çıkana vehhabi dedikleri gibi, soyguncuya, ahlaksıza, hatta narkotik bağımlılarına bile vehhabi diyorlar. Rusya'da vehhabiliğin sabit bir tanımı yok. Bir kere bunu belirlemek lazım.
  ~ Şunu kesin bir dille söyleyebilirim ki cemaatimizin Vehhabilikle uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur. Biz hepimiz ehl-i sünnetiz ve Hanefi mezhebindeniz. Bizde Vehhabilerin itikatlarından gelen fanatizm yoktur.
  ~ Biliyorsunuz, Kafkasya'nın doğusuna İslam Araplar aracılığıyla geldi. Ama bize yani batıya Osmanlı üzerinden geldi. Biz İslamın bu ekolüne mensubuz.
  ~ O zamanlar insanlar bu tür sorunlarını ya devlete başvurarak hukuk yoluyla, ya da mafya yolu ile çözmek zorundaydılar. Halk mafyaya, hukuk sisteminden daha çok güveniyordu. Hukuk sistemi laçka olduğu, çalışmadığı için insanlar devlete güvenmiyordu. Mafya ise her zaman çok verenden yana tavır alıyordu, yani hep güçlünün yanındaydı.
  ~ Öyle ki Yahudiler, ateistler dahi problemlerine adil bir çözüm önermemiz için bize geliyordu. Ayrıca çok ilginçtir, cemaat güçlendikçe mafya da geri çekildi.
  ~ Ayrıca şunu da belirtmeliyim: Müslümanların arasına fitne sokmak için aramıza çok ajan provokatör geldi. Bizi şiddetin içine sokmak için çok uğraştılar. Kötü niyetlerini sezince cemaati uyardık ve onlarla ilişkilerini keserek selam bile vermemelerini istedik. Bu, atom bombasından daha tesirli oldu. Bu insanlar dışlandı.
  ~ Bunların yaptıkları bir sürü olumsuz iş de maalesef bize mal edildi o sıralar.
  ~ Yaşananlar Kabartay Balkarla sınırlı kalmayarak diğer Cumhuriyetlere de sıçrayacak ve benzer olaylar olacak. Çünkü sistem her yerde aynı çalıştığı için aynı sorunları üretiyor. Geçen gün Adıgey'de mescidden 8-10 kişi aldılar ve dayaktan geçirdiler. Karaçay Çerkes'de de benzer şeylerin olması sürpriz olmayacak.
  ~ Büyük bir negatif birikim var üzerlerinde, bunu izale etmek çok zor. Ayrıca yönetimi ellerinde tutanlar da bunu istemiyorlar zaten. Olayları bu noktaya taşıyan hep onlar oldu çünkü. Bugün için diyebilirim ki macun tüpten çıkmıştır, geri sokmak da çok zor.
  ~ Sadece şunu: Biz bugün anavatanda, Türkiye'deki soydaşlarımızın dedelerinin 150 yıl önce yaşadıklarını yaşıyoruz. Belki bizi vatanımızdan atmıyorlar ama aynı zulmü yapıyorlar. Burada baskı görenler yarın Türkiye'ye mülteci olarak gelirlerse kimse şaşmasın.
  ~ Her bahaneyle tutuklayarak, işkenceler yaparak, baskılar ve tehditlerle normal bir hayat yaşatmadılar Resul'e. Burada kalsaydı öldürülecekti. Bizim de durumumuz aynı.
  ~ Buradaki insanların önüne bu baskını yapmaktan başka hiç bir seçenek koymadılar.
  ~ Diasporadaki kardeşlerimizin bunu anlamaları için başka ne diyeyim? Bir an önce Rus dezenformasyonunun etkisinden kurtulmaları için dua etmekten başka bir şey yapamam.

- ŞİFRELİ KASADAN 'FİŞLEME DOSYALARI' ÇIKTI!.. - Haber Vitrini 
  ~ Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili soruşturma gizlilik içinde devam ederken, şifreli kasada şok belgeler ele geçirildi.
 



î Başa
PUTİN'E GÖRE AVRUPA AŞIRI DİNCİLERE KARŞI YUMUŞAK…- ajans kafkas

02.11.2005 - 16:49:50
î Başa Putin, Çeçenistan'a karşı acımasız yaklaşımda bulunmakla suçladığı Avrupa'yı sert bir dille eleştirdi, Avrupalı liderleri, aşırı dincileri tatmin etmekle suçladı.

Vlademir Putin, iki günlük Hollanda gezisi öncesi NRC Handelsblad gazetesine bir röportaj verdi. Mülakatında, Avrupalıların Çeçenistan'daki olaylara yaklaşımını sert bir dille eleştiren Putin, Avrupalıların aşırı İslamcılara karşı yumuşak davrandığını ileri sürdü.

Putin'e göre Avrupalılar, 'bizi öldürmedikleri sürece anlaşmak önemlidir' kuralını ana prensipleri haline getiriyorlar, aşırı İslamcıları ve saldırganları böyle sakinleştirmeyi istiyorlar. Vlademir Putin, Avrupa'nın 'sakinleştirme geleneği'nin, 1938 yılında İngiltere ve Fransa ile Hitler arasında yapılan Münih saldırmazlık antlaşmasından geldiğini de iddia etti.

Ama Putin'in Batı tarafından görülmemesini istediği, Rus askerlerinin ve yardımcılarının Çeçenistan'daki ciddi insan hakları ihlalleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun sürekli gündeminde.

Komisyon geçtiğimiz günlerde bir bildiri yayınlayarak, Çeçenistan'daki kaçırma olarak nitelediği kaybolmalar, işkence ve yargısız infazlar hakkındaki endişelerini bir kez daha dile getirdi.

Rusya ise her platformda, kendisinin Kafkasya'da terörizme karşı çok önemli ve ölümcül bir mücadele verdiğini öne sürüyor ve kendisini haklı çıkarmak için de Beslan rehine krizini örnek gösteriyor.

Geçtiğimiz sene Avrupa Birliği adına konuşan Hollanda Dışişleri Bakanı Ben Bot, 186'sı çocuk 331 kişinin öldüğü Beslan kurtarma operasyonunda, Rus özel birliklerinin rehinelerin tutulduğu okula neden saldırdıklarının açıklanmasını isteyerek, Kremlin'i çileden çıkartmıştı.

Gözlemciler, Putin'in ziyareti sırasında insan hakları ile ilgili soruların yine geleceğini düşünüyorlar.

NRC Handelsblad'a göre üç saat süren röportaj boyunca, Putin birkaç kez de, Sovyetler Birliği'nin yıkılışını, 'yüzyılın en büyük jeopolitik hastalığı' olduğunu iddia etti.

MT/CA/AK



î Başa
KBC'DE DURUM NASIL NORMALE DÖNER?.. HATAJUKO'DAN ÖNERİLER… - ajans kafkas

02.11.2005 - 16:53:29
î Başa Kabardey Balkar İnsan Hakları Derneği Başkanı Valeri Hatajuko, ülkede durumun normale dönmesi için yapılması gerekenleri bir deklarasyonla, kamuoyuna duyurdu.

Kabardey Balkar Cumhuriyeti'nin başkenti Nalçik, 13 Ekim saldırısının şokunu üzerinden atamıyor. Saldırının gerçekleşme sebepleri içinde ağırlıklı olarak yer alan, polisin Müslümanlara karşı takındığı baskıcı tutum halen sürerken, eylemde hayatını kaybeden militanların naaşlarının ailelerine verilmemesi bir başka gerginlik kaynağı.

Kabardey Balkar İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Valeri Hatajuko, bugün bir deklarasyon yayınladı ve ülkede durumun normale dönmesi için yapılması gerekenleri sıraladı. 13 Ekim saldırısı sonrasında, kanundışı baskıların çok arttığına dikkat çeken Hatajuko, bazı yerleşim bölgelerinde mesela Zaluka Kuaje köyünde, militanların yakınlarının göçe zorlandığını da duyurdu.

Polisin bu aşırı baskılarının, durumu daha da vahimleştireceğinin altını çizen Hatajuko, hayatını kaybeden militanların cesetlerinin de en kısa zamanda verilmesini istedi, 'Eğer bu naaşlar hemen verilmezse, yarın mahkemeler eylemcilerin lehlerine karar verdiğinde her şey çok geç olacak. O zaman da, çok daha büyük sosyal patlamalar gelecek' diye konuştu.

Ülkede normalleşmenin sağlanamaması halinde, durumun Dağıstan ve İnguşetya gibi olabileceği ikazında da bulunan Valeri Hatajuko, uyarısını biraz daha açtı; 'Yani sivillerin mahkeme kararı olmadan kaçırıldığı, hatta öldürüldüğü bir ülke olabilir, Kabardey Balkar. Bu da, yakınları kaçırılan hatta öldürülen sivillerin çok büyük ve öldürücü bir grup olarak karşı bir güç olarak ortaya çıkmasına sebep olur.'

KBC'nin Dağıstan ve İnguşetya gibi olmaması için, öncelikle militanların cesetlerinin iadesi konusunun çözüme kavuşturulmasını talep eden Hatajuko'ya göre, bunun için öncelikle sivil bir komisyon oluşturulması, bu komisyonun bir rapor hazırlaması ve bu rapora dayanarak da Arsen Kanakov'un, Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin nezdinde bu sorunu çözmesi gerekiyor. Valeri Hatajuko, tüm STK temsilcilerinin ve aydınların katılımıyla, Nalçik saldırısısın sebeplerinin ve sonuçlarının şeffaf bir şekilde televizyonlarda tartışılmasını da istedi.

Valeri Hatajuko'nun ülkede durumun normalleşmesi için gerekli gördüğü bir başka talebi ise, hem 13 Eylül saldırısına kadar olan sürecin, hem de saldırı sonrası gerçekleştirilen kanun dışı baskıların, dini cemaat önderleri de dahil olmak üzere bir dizi aydın ve STK yöneticisi tarafından tartışılması gerektiği.

Kabardey Balkar İnsan Hakları Derneği Başkanı, ülkenin şu anda bulunduğu kritik durumdan sağ salim çıkabilmesinin bir başka şartının da, tüm suçluların, bağımsız ama sadece bağımsız bir yargıyla cezalandırılmasından geçtiğini özellikle vurguladı.



KU/AK

vhatıjıko



î Başa
ÇEÇENİSTAN’DAKİ KAÇIRMALAR SÜRÜYOR… ÜLKEDE EKİM AYINDA 116 SİVİL KAÇIRILDI… ajans kafkas

02.11.2005 - 16:45:18
Rusya insan hakları örgütlerinden Memorial’ın Ekim ayı Çeçenistan raporu açıklandı.

Rusya'nın önde gelen insan hakları örgütlerinden Memorial, Ekim ayı Çeçenistan raporunu açıkladı. Rapor, Rus yetkililerin iddialarının aksine, ülkede sivillerin kaçırılmasının ve yargısız infazların giderek arttığını gösteriyor.

Memeriol'ın raporuna göre, geçtiğimiz Ekim ayında, Çeçenistan'da 10'u kadın, ikisi de 7 ve 12 yaşlarındaki iki çocuk olmak üzere toplam 116 sivil kaçırıldı. Rapora göre kaçırılanlardan bir daha da haber alınamadı.

Yine raporda, çok sayıda yargısız infaz tek tek isimlerle açıklanırken, ülkede 20 işkence vakasının tesbit edildiği belirtildi. Raparo göre, belirlenen işkence vakaları ise, işkence gördükten sonra büyük bir gözükaralılıkla insan hakları örgütlerine başvurmaya cesaret edebilenler. Yine rapora göre, işkence altında, geçtiğimiz ay en az iki sivil de hayatını kaybetti.

Memorial'ın raporu, Rus yanlısı yönetimin ise tepkisini çekti. Rus yanlısı yönetimin insan hakları komisyonu başkanı olan Nurdi Nuhaciyev, bu raporun provokasyon olduğunu iddia etti, iddiasına delil olarak da raporun tam da Batılı ülkelerin büyükelçilerinin Çeçenistan ziyareti öncesinde açıklanmasını gösterdi.

Bu arada ülkedeki direniş de sürüyor. Dün bir saldırıda Rus askerleri iki kayıp verdiler. Bugün ise başkent Coharkale'de bir Rus istihbarat timine yönelik bombalı saldırıda, bir Rus istihbaratçı öldürüldü.

MT/CA/AK



î Başa
NALÇİK OLAYLARI TERÖR MÜ?

02.11.2005 - 19:10:46
MEHDİ NÜZHET ÇETİNBAŞ


î Başa Nalçik olayları, yaklaşık yirmi gün geçmesine rağmen, hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bunun sebebi ise, Rusya Federasyonunda uygulanan ilkel terör yasası.

î Başa RF kanunlarına göre, teröristlerin cenazeleri ailelerine verilmiyor, bir rivayete göre yakılıp imha ediliyor, bir başka rivayete göre ise bilinmeyen bir yere gömülüyor.

Terörün tanımı, bugün hala dünyada ortak bir dille yapılmış değil. En yaygın ifade ise hedef belirtmeksizin korku salmak ve saçmak amacıyla sivillere yönelik öldürme hareketi.

î Başa Bu tanımı baz alırsak İstanbul, Madrid, Beslan, Londra eylemlerinin terör kapsamına rahatlıkla alabiliriz.

Nalçik’te meydana gelen olaylarla ilgili ise tanım kargaşası yaşanıyor. Bizzat RF insan hakları savunucuları, bu olayların bir terör değil, savaş olduğunu ifade ediyorlar. Terör ile savaş hukuku ise tamamen birbirinden farklı şeyler.

Yapılmasının doğru ya da yanlışlığı bir tarafa bırakılırsa, Camagat mensuplarının olay sırasında tamamen askeri ve polis noktalarına saldırı gerçekleştirdiği bilinen bir gerçek.

Olaylara bu açıdan yaklaştığımızda, savaş hukukuna göre, saldırı sırasında öldürülen gençlerin naaşlarının ailelerine verilmesi gerekir. Bunun tersini düşünsek ve bu insanların terörist olduklarını varsaysak bile cenazelerin ailelerine verilmemesindeki mantığı anlayabilmek kolay değil.

Öldürülmüş bir insanın cesedine ceza vermek ancak ilkel RF yasalarında yer alan bir gerçektir. Türkiye’de meydana gelen en ufak hak ihlallerinde, ayağa kalkan dünya ve insan hakları örgütleri söz konusu RF olunca birden bire dilsiz ve sağır hale geçiyorlar. î Başa Ölülerine büyük saygı duyan, onları İslam usullerinin yanında geleneklerine uygun olarak defneden Kuzey Kafkasya insanına yapılacak en büyük kötülük, cenazelerine el koymaktır.

î Başa RF yönetimi, ölen gençlerin naaşlarına gösterdiği saygısızlıkla, özellikle Kabardey Balkar’ı ve bağlı olarak da Kuzey Kafkasya’yı daha fazla kin ve nefrete sürüklemektedir.

Geçen yazımızda da dile getirdik. Kabardey-Balkar maalesef insan hakları açısından karnesi zayıflarla dolu bir ülke oldu.
Sivil toplum kuruluşlarına karşı girişilen sindirme hareketleri başarıyla (!) tamamlandı. Hatajuko Valeri ve arkadaşlarının yönetimindeki Adige Xase’nin ele geçirilmesi ile muhalif sesler sindirilmiş oldu. Adige Xase’ye devlet tarafından el konulduktan sonra Kabardey-Balkar’da sivil toplum örgütü kalmamıştı. O zamana kadar dikkat çekmeyen ve göze batmayan Müslümanlara sıra geldi.

Başlangıçta Din Xase -dini idare- ile ilgilenmeyen Kabardey-Balkar yönetimi bu kurumu da ele almaya ve devletleştirmeye karar verdi.

Kağıt üzerinde islami kimlikle tanınan, taşıdıkları isimlerle İslam dünyasına ait olan Kabardey-Balkar halkı, komünist dönemde unutturulan dini kimliğini yeniden kazanmanın gayretine düştü. Bununla ilgili organizasyonlar ve cemaatler harekete geçti. Türkiye, Suriye, Ürdün gibi ülkelerde yaşayan Kuzey Kafkasya kökenli bazı insanlar, vatanlarına dönerek dini hayatı canlandırma çabasına girdiler. Aynı zamanda Kabardey-Balkar’dan bazı gençler de, dini eğitim almak için Türkiye, Suriye, Ürdün gibi ülkelere gittiler.

Dini eğitim alan gençler ülkeye geri döndüklerinde çevrelerine öğrendikleri bilgilerini aktarma çabalarına giriştiler. Bu çabalar son derece masumaneydi, dinini yaşamak ve öğrenmekten başka bir amaca yönelik değildi.

Dinin gereği olarak insanlar toplu halde camilerde ibadet ediyorlar, vaaz ve nasihatler dinliyorlardı. Kendi kontrolleri dışında üç yüz beş yüz kişinin bir araya geldiği camiler Kabardey-Balkar yönetimi için potansiyel bir tehlikeydi.

Bunun pratik çözümü bulundu. Camilerin kapısına kilit vuruldu. Göstermelik bir iki cami, o da sadece Cuma namazları için polis kontrolünde açıldı. Bunların dışında izinsiz olarak camiye gidenler, namaz kılanlar fişlendi. Yakalananlar işkenceden geçirildi. Kısacası Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Müslümanlar için yaşanmaz bir ülke haline geldi. Bütün bu olanlar Ajans Kafkas sütunlarında çarşaf çarşaf yer aldı. İnsanlar işkenceler altında öldürüldü. Kabardey-Balkar olaylarını, İslami terör olarak niteleyen bildiriler yayınlayan kurum ve kuruluşlar, bu olaylar karşısında ise nedense tepkisiz kaldılar. Bunun bir tek izahı vardır. Olaylara ideolojik olarak yaklaşmak.

Camagat mensupları, liderleri başta olmak üzere halkı sokağa dökmemek için büyük bir çaba harcadılar. Camagat’ın önderlerinden Kabardey asıllı Resul Kudayev, 2004 yılının Mayıs ayında, baskılara dayanamayıp ülkeyi terk etti. Ürdün’e gidip İslam eğitimine devam etti. Halen de yurt dışında yaşıyor.

Burada bir konuya açıklık getirmek gerekiyor. Kabardey-Balkar’da iki Resul Kudayev var. İkisi de ünlü. Biri Kabardey Camagat’ının üç liderinden biri diğer ikisi Anzor Astemirov ve Musa Mukojev. Diğer Resul Kudayev ise Balkar asıllı. Afganistan’da ABD tarafından tutuklanarak Guantanamo üssüne götürülen orada iki yıla yakın tutulduktan sonra geçtiğimiz günlerde serbest bırakılan ve Rusya’ya teslim edilen Resul Kudayev.

Balkar asıllı Resul Kudayev gördüğü işkenceler sonucu sakat kalmış, böbrekleri doğru dürüst çalışmıyor. Halen Hasanıya’daki evinde yatıyor. Dışarı çıkamıyor, adeta ölümü bekliyor. Kabardey-Balkar polisinin gözü o derece dönmüş ki, olayların ardından Resul Kudayev’in evine gidiyor ve onu gözaltına alıyor. Ve işkenceler altında da, kendisine Nalçik olaylarına katıldığına dair belge imzalattırılıyor.
Sadece bu olay bile, Kabardey-Balkar’da polisin ne derece ön yargılı olarak hareket ettiğinin bir belgesidir. Nalçik’teki olaylar Resul Kudayev sayesinde böylece uluslararası bir hüviyete büründürülmüş oluyor. Nalçik’te meydana gelen olaylar Çeçenistan ve Şamil Basayev isimleri ile birlikte yan yana anılarak saptırıldı. Bunda Çeçenistan direnişinin önderlerinin de büyük suçu var.

Eylemi gerçekleştiren Camagat mensupları, eylemlerinin tamamen lokal ve Kabardey-Balkar yönetimine karşı olduğunu söylemelerine rağmen, bu söylem basında yeterince yer almadı.

Camagat mensuplarının dindar kimlikleriyle, Çeçenistan’da cereyan eden savaşa ve vahşete elbette duyarsız oldukları söylenemez. Çeçen savaşına sempati duyan ve Çeçenistan’da yapılan katliamlara öfke duyan herkesi Şamil Basayev’in elemanı olarak görmek yanlış bir anlayıştır.

Nalçik eylemi, eyleme katılanların profili incelendiğinde, içlerinde Çeçen cihadına sempati duyan insanlar olmasına rağmen lokal bir eylemdir. Daha önce Basayev damgalı eylemlerle kıyaslandığında, Şamil Basayev’in bu eyleme dahil olmadığı en azından yönlendirmediği açıkça anlaşılacaktır.

Camagat mensupları, kendilerine karşı yöneltilen vehhabi suçlamasını dü şiddetle reddediyorlar. Kendilerinin ehl-i sünnet olduklarını ve Hanefi mezhebinde olduklarını ısrarla vurguluyorlar. Buna rağmen RF yönetiminin icad ettiği vehhabi söylemini, ısrarla dillendirilmesi anlaşılır değildir.

Geçtiğimiz günlerde ölen Valeri Kokov ve onun oluşturduğu klan, Kabardey-Balkar’da yönetimi kolay kolay bırakacağa benzemiyor. Son derece kirli ilişkilerle, birbirine zincirleme olarak bağlı olan bu klan yöneticileri, koltuklarını koruyabilmek için her türlü çılgınlığı yapabilecek hıyanettedirler.

Geçmişte demokrasi tecrübesi olmayan Kabardey-Balkar halkı, kendilerine sunulan ve reva görülen yönetimi kabullenmek durumunda bırakılmışlardır.

Bu durum göz önünde tutulursa Nalçik direnişi başka bir anlam kazanmaktadır. Bütün sivil toplum kuruluşları kapatılmış olan Kabardey-Balkar’da İslam zorunlu olarak muhalif bir hareket haline gelmiştir. İçişleri bakanı Haçim Şogenov’un özel gayretleriyle, yeraltı örgütüne dönüştürülen Camagat’ın bundan sonraki faaliyetleri hakkında öngörüde bulunmak son derece zordur. Ama olayların şu anki gidişatı, maalesef ilerde daha vahim olaylara sebep olacak mahiyettedir.

Kabardey-Balkar gibi küçük bir ülkede, binlerce mensubu bulunan bir cemaati silahla, baskıyla ve işkenceyle sindirmek kesinlikle mümkün değildir.

Akrabalık bağlarının çok güçlü olduğu bu ülkede, cenazelerin verilmemesi, cesetlerin saygısızca balık istifi olarak vagonlara konarak teşhir edilmesi, gelecekte Kabardey-Balkar yönetiminin ödeyeceği ağır faturalar olarak karşısına çıkacaktır. Akrabasının mezarını bile kendisine çok gören yönetim ile halkın uzlaşması bundan sonra kolay olmayacaktır.

Eğer RF başta olmak üzere Arsen Kanokov ve aklı selim sahibi insanlar, bu gidişe dur demezler ise olaylar daha vahim hale gelecektir.

Yeraltına itilen Müslüman cemaat, legalize edilmezse büyük problemler yaşanacaktır. Kabardey-Balkar dağları, Çeçenistan’dan daha muhkem ve daha koruyucudur. Kendini ifade etme hakkı bulamayan insanları ellerindeki silahlarla dağa çıkarmak Kabardey-Balkar yönetimine pahalıya mal olur.

Olaylar en kısa sürede Kabardey-Balkar’da gelenekler çerçevesinde çözüme ulaştırılmak durumundadır. Toplumun ileri gelenleri en kısa zamanda bir araya gelerek olaylarla ilgili “WUNAFE” yapmalıdırlar.

Bu olayları terör diye kestirip atmak yapılabilecek en büyük yanlıştır. Her ne kadar atamayla göreve gelmiş olsa dahi, devlet başkanı Arsen Kanokov’a burada önemli görevler düşüyor. Yapılacak en önemli iş RF yönetimini ikna ederek Haçim Şogenov ve ekibini, görevden almaktır bunun ardından da kanser haline gelen polis teşkilatındaki rüşvet ve yolsuzluğu önlemeye çalışmaktır.

Kokov klanı görevde kaldığı müddetçe, Kabardey-Balkar’a huzur gelmeyecektir. Çok zor da olsa tek seçenek, bu klanın dağıtılmasıdır.

 



î Başa
LİTVİNENKO; ‘TÜM İŞGALCİLERİN KADERİ YOK EDİLMEKTİR’ - Ajans Kafkas

02.11.2005 - 13:10:00
î Başa Putin’in siyasi muhalifi ve FSB’nin eski üst düzey görevlilerinden Alexander Litvinenko’nun, Chechenpress yazıları sürüyor. Litvinenko, son yazısında, Nalçik olayları ekseninde, Kuzey Kafkasya’daki Rus işgalini değerlendirdi. Putin’le alay eden Litvinenko yazısını, bölgedeki Ruslara yaptığı ilginç bir çağrıyla bitirdi.

'Ekonomik alan dahil olmak üzere yabancı işgalcilerin ve yardımcılarının yok edilmesi, ister cephede silahlı mücadele görev alsın, ister düşmanlar tarafından işgal edilen topraklarda faaliyet göstersin tüm asker, görevli ve savaşçıların kutsal görevi ve sorumluluğudur.'
-Duma adayı albay Vladimir Kvachkov-
………..

Nalçik'teki olaylar hakkında yazdığım bu yazıya, albay Vladimir Kvachkov'un sözleriyle başlamam bir rastlantı ya da yanlışlık değil. Şüphesiz, 13 Ekim'de Kabardey-Balkar'ın başkenti Nalçik'te meydana gelen olaylar, albay Kvachkov'un röportajında çok güzel ve doğru şekilde anlattığı şeyle bağlanılabilir. Hapishanedeki Rus askeri görevlilerinin söylediği şeylerin gerçek olduğunu görüyorsunuz ve gerçek nerede, ne zaman ya da kim tarafından söylenirse söylensin gerçektir.

Yazımın ana konusuna, Kafkas cephesi savaşçılarının Nalçik'teki operasyonlarına dönersek, her şeyden önce Kabardey-Balkar'da olan her şeyin, yönetimi ele geçirip halkı kamçılayan işgalci ve yardımcılarına karşı bir bağımsızlık mücadelesi olduğunu belirtmek istiyorum. Asırlardır bu bereketli ve barışçıl topraklarda yaşayan Kabardey, Balkar, Rus ve diğer halkları iyi bilen ve son beş yıldır Kremlin'in duvarları arkasında gerçekleşenleri, gerçekten değerlendiren biri olarak her şeyin silahlı mücadele ile bitirileceğinden hiç şüphem yok. î Başa Putin ve yardımcıları son beş yıldır, kontrolleri altındaki Rusya'yı, tam anlamıyla yağmalanmış bir işgal bölgesine çevirdiler.

Kendimize bir soralım, Putin'in dikey yönetim yapısı Rusya'da yaşayan insanlara ne verdi? Sorunun cevabı, ruhsuzluk, sapmışlık, yozlaşma, korku ve şiddet hariç, güvenlik görevlilerinin Ruslara hiçbir şey vermediği, olur. î Başa Ülkedeki milyonlarca masum insanı öldüren ve tüm bu zaman boyunca hiç pişmanlık duymamış KGB'nin ruhuyla yetiştirilmiş kişilerden ne bekleyebilirsiniz?

î Başa Devleti tamamen yok eden, seçimleri iptal eden ve her şekilde Rusları aşağılayan Putin, kendi yöntemlerini, Kafkasya'yı işgal edenlere kullandırtmaya karar verdi.

Daha önce Büyük Kafkas savaşını beklememiz gerektiğini tekrar ve tekrar yazmıştım. Bu savaş hakkında yazıp, konuşmam, bu savaşın olmasını istediğim için değil, Kafkasya'da doğup büyüyen insanların hiç bir zaman güvenlik güçleri tarafından konulan bu kurallarla yaşayamayacaklarını anlamamdandır. î Başa Bizim için ölüm ne ise onlar için de, bu kurallarla yaşamak aynıdır.

Ayrıca Putin, Kabardey-Balkar halkını aşağılayarak ne yapmayı umuyor? î Başa İlk başta ülkenin devlet başkanını seçme ve bu makama seçilme haklarını ellerinden aldı daha sonra herkesin 'Nejdanchik' –beklenmeyen- olarak bildiği casino sahibi bir kuklayı devlet başkanı olarak atadı.

î Başa Kremlin tarafından atanan yeni devlet başkanı, tam bir dolandırıcı olarak tanımlanıyor. Kötü bir şöhreti var, oldukça iki yüzlü ve kişisel çıkarları için herhangi bir ağır suçu çekinmeden işleyebilir.


Kabardey-Balkar'ın sözde devlet başkanının biyografisinden sadece bir gerçeği yansıtmak yeterli değildir. î Başa Geleceğin 'Nejdanchik'i bir zamanlar Moskova'da araç şoförlerini soyan gangsterlerden biriydi.

î Başa Nalçik'teki olaylardan sonra Putin'in takımı, ılımlı hesaplamaların yerine, her şeyi 'şehre, ticaret yapılan her kulübeyi soymak için gelen aşırı dincilerin fanatik faaliyetleri' olarak sunmaya çalışıyor.

Televizyon ekranlarında tüm bu saçmalıkları gösterip, gerçekleri gizlemeye çalışan tedirgin Rus yönetimi, Putin yönetiminin çoktan sona erdiğini, hatta hiç var olmadığını anlayabilecek durumda değil. Ve Kremlin'de başkanlık koltuğunda oturan Putin için de, bu çok önemli bir sorun değil.

î Başa Bu topraklarda bulunabilecek en barışçıl insanlar olan ve dört yüzyıl boyunca Rus işgaline karşı açık bir mücadele göstermeyen Kabardeyler, bugün Putin'e başkaldırdı.

Ve Putin, şu ana kadar hiçbir Kremlin politikacısının yapamadığı şeyi yaparak Guiness rekorlar kitabına girmeye hak kazandı; Kabardeyler silahlandı!

Şüphesiz, politikada tahminler yapmak nankör bir iştir, ama önümüzdeki zamanlarda Rusya'nın güneyindeki gelişmeleri ve î Başa Kuzey Kafkasya'nın dört asırlık Rus işgalinden tamamen temizlenmeden, üç yıl daha geçmeyeceğini tahmin etmek için fazla zeki olmaya gerek yok.
î Başa Kafkas insanlarının milli özgürlük hareketi, eninde sonunda hem Rusya'yı hem de kendilerini özgür yapacak.

Putin ve eşkıyalarına ne olacağı ise benim için pek önemli değil. Peki Kabardey-Balkar'da ve diğer Kuzey Kafkas cumhuriyetlerinde yaşayan Ruslar ne olacak? î Başa Her özgür insanın kaderi gibi, onların kaderi de kendi ellerinde olacak ama ilk olarak orada yaşayan Ruslara iyi ve önemli bir tavsiyede bulunmak istiyorum; 'İşgalciliği bırakın ve Kabardey dilini öğrenin.'



CP/CA/AK

alexander litvinenko
 



î Başa
Camagat’ın En Öndeki İsmi Anlatıyor -3-
î Başa ANZOR ASTEMİROV: “MACUN TÜPTEN ÇIKTI, GERİ SOKULAMAZ”
“BUNDAN SONRA GERİLLA SAVAŞI OLUR”

02.11.2005 - 19:11:20
Bugün, 13 Ekim’deki Nalçik baskınını gerçekleştiren Camagat’ın üç kişilik lider kadrosunda yer alan Anzor Astemirov’la yaptığımız röportajın üçüncü ve son bölümünü yayınlıyoruz.

- Anzor, Yermuk Tugayları isimli bir grup, sanal alemde yayınladıkları bir bildiriyle eyleme sahip çıktılar. Ayrıca kullandıkları üslup da çok eleştiri aldı. Bu gurupla organik bir bağınız var mı? Nalçik operasyonunu birlikte mi düzenlediniz?

- î Başa Yermuk'la hiçbir bağlantımız yok. Daha önce Panki Vadisi'nde bulunmuş ve orada çatışmalara katılmış dört-beş kişinin, Kabartay Balkar'a döndükten sonra kendilerine taktıkları isimdir bu Yermuk Tugayları.

î Başa Başları Seyfullah kod adını kullanan Müslim Atayev, geçtiğimiz aylarda Nalçik'te hanımı ve çocuğuyla birlikte öldürüldü bildiğiniz gibi. Belirttiğim sayının dışında da bir tabanı yok Yermuk'un. Toplam sayıları 10 kişiyi geçmez. Sanal alemdeki birkaç bildiriye bakıp insanlar geniş tabanlı bir cemaat zannediyor Yermuk'u ama öyle bir şey olmadığını belirtmeliyim.

î Başa Ayrıca bizim onların yazdığı gibi 'kafirleri öldürdük' filan gibi bir söylemimiz de yok. Bu jargonu yanlış buluyoruz. Biz yıllarca din eğitimi aldık, hiç böyle bir söylemimiz olmadı. Biz sadece İslamı doğru anlamak ve doğru yaşamak istiyoruz, bütün isteğimiz bu.

- Bu arada Arap ülkelerinden finans desteği aldığınıza dair söylentiler var?

- î Başa Yalan. Hiçbir yabancı ülkeden bir kuruş finans almadığımız gibi, özel bir irtibata da girmedik. Bağımsız, özgür ve yerli bir hareketiz. Baştan beri de buna çok itina gösterdik. Bu çizgi Camagat'ın politikasıdır.

Görüştüğümüz insanlarla bizi edilgen konuma düşürecek hiçbir kurumsal angajmana girmedik. Bazı insanların sadece ilimlerinden, bilgilerinden istifade ettik hepsi bu. Yapılanmamızı ve gelişimimizi kendi iç dinamiklerimizle gerçekleştirdik.

- Bir de şu Vehhabilik meselesini sormak istiyorum. İsminiz Vehhabi sıfatıyla birlikte anılıyor sürekli. Siz gerçekten itikaden ve amelen Vehhabi misiniz?

- Bu soru için çok teşekkür ederim. Kavramlar bilerek karıştırılıyor. Vehhabi terimini Rusya'da alakasız pek çok şeyi tanımlamak için kullanıyorlar. Gerçek anlamını da doğru dürüst bilen yok. î Başa Onlar namaz kılana, sakal bırakana, başını örtene, sisteme karşı çıkana vehhabi dedikleri gibi, soyguncuya, ahlaksıza, hatta narkotik bağımlılarına bile vehhabi diyorlar. Rusya'da vehhabiliğin sabit bir tanımı yok. Bir kere bunu belirlemek lazım.

Siz doğru manasıyla itikadi ve ameli olarak vehhabi olup olmadığımızı soruyorsunuz. î Başa Şunu kesin bir dille söyleyebilirim ki cemaatimizin Vehhabilikle uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur. Biz hepimiz ehl-i sünnetiz ve Hanefi mezhebindeniz. Bizde Vehhabilerin itikatlarından gelen fanatizm yoktur.

Diğer mezheplerden olanlara kardeşçe bakıyoruz. Toleransımız çok yüksek. Bir kere azıcık bilgisi olan, kafası çalışan birisi bizim söylemlerimize bakarak hangi mezhepten olduğumuzu hemen bilir.

î Başa Biliyorsunuz, Kafkasya'nın doğusuna İslam Araplar aracılığıyla geldi. Ama bize yani batıya Osmanlı üzerinden geldi. Biz İslamın bu ekolüne mensubuz.

Bizim dini terminolojimizin önemli bir kısmı Osmanlı literatüründen alınmadır. Din adamlarına efendiden bozma yifend diyoruz mesela, bunun gibi pek çok örnek var bizim dini terminolojimizde...

Aramızda benim de dahil olduğum birkaç kişi Suudi Arabistan'da tahsil gördü diye bunları yakıştırıyorlar ise bilsinler ki aslı yoktur. Hiç birimiz Vehhabi değiliz, hepimiz Ehl-i sünnetiz.

Ayrıca birilerinin yakıştırdığı gibi biz kimseyi Araplaştırmaya da çalışmadık ve çalışmıyoruz. Arap çizgisine de özenmiyoruz. Meselelerimizi hazır Arap içtihatlarına göre yorumlayarak da çözmüyoruz. Biz, İslam'ın hakikatını anlayıp uygulama gayretindeki ehl-i sünnet müslümanlarız. Bunu herkes böyle bilsin.

- Yani aynı zamanda yerli bir hareket olduğunuzu mu iddia ediyorsunuz?

- Kesinlikle öyle, tamamen yerliyiz. Geleneksel değerlerimize, milli değerlerimize de sahip çıkıyoruz.

- Xabzeye nasıl bakıyorsunuz?

- Kimse Rusya'nın dezenformasyon faaliyetlerinin etkisinde kalarak bizi uzaydan gelmiş insanlar gibi farklı hayal etmesin. Biz de bu halkın bir parçasıyız ve değerlerine saygılıyız. Bu değerlerle büyüdük. Kurduğumuz İslam Merkezi'nde Xabze hakkında eğitim aldık, eğitim verdik. Halkımızın milli değerlerine hep hürmet gösterdik. Kültürümüzün taşıyıcısı yaşlılarımıza çok hürmet ettik. Örneğin Dağıstan'da gençlerle yaşlılar arasında çatışmalar oldu, ama biz buna hiç fırsat vermedik.

Geleneksel değerlerimizin içinde yanlış bir şey varsa, bir şekilde halkımızın yararına düzelmesi için çalışırız elbette, yoksa İslam'ın reddetmediği değerleri biz niçin reddedelim?

- Cemaatinize yönelik bir başka eleştiri de devlet gibi davrandığınız yönünde. Resul Kudayev'i kadı tayin etmişsiniz, insanları yargılıyor muşsunuz. Bu doğru mu peki?

- Bu da tamamen uydurma. Uyduranı da biliyoruz, KBC müftüsü Pşıhaçe Şef'i'dir bu iftiraların kaynağı. Bunu cemaatimizi lekeleyip, gözden düşürmek için uydurdu. Gerçekle hiçbir ilgisi yok. Kurulduğundan itibaren Camagat çok hızlı gelişti. Yurt dışında ilahiyat tahsili gören Resul Kudayev 2000 yılında aramıza katıldığında Musa ve ben İslam merkezinde ders veriyorduk. Resul uzun yıllar İslami eğitim almış, çok bilgili, yetenekli bir arkadaşımızdı. O sıralar halk yoğun şekilde soru soruyor, çözüm istiyorlardı. Bu sorular miras meselelerinden, borçlara, evlenmeden, boşanmaya, kan davasına ve ticari ortaklıklara kadar çok geniş bir yelpazeye yayılıyordu. Biz İslam kaynaklarına hakim biri olarak Resul'ü bu sorulara cevap vermesi için görevlendirdik. Doğruyu söylemek lazımsa, biz bu görevi Resul'e önerirken kadılık sıfatı kullanarak önerdik, ama Resul bunu daha o anda kesin bir dille reddetti ve bize "sizlerin kadı tayin etmeye yetkiniz yok" dedi. Yapılan işi de hakemlik olarak tanımladı. Zaten kadı sıfatı da daha yayılmadan o gün bizim söylemimizden çıktı.

î Başa O zamanlar insanlar bu tür sorunlarını ya devlete başvurarak hukuk yoluyla, ya da mafya yolu ile çözmek zorundaydılar. Halk mafyaya, hukuk sisteminden daha çok güveniyordu. Hukuk sistemi laçka olduğu, çalışmadığı için insanlar devlete güvenmiyordu. Mafya ise her zaman çok verenden yana tavır alıyordu, yani hep güçlünün yanındaydı.

 

Camagat geliştikten sonra, kulaktan kulağa yayılan çözüm önerileri halkın dikkatini çekti. Meselelerini çözmek üzere insanlar yoğun bir şekilde merkezimize gelmeye başladılar. Yapılan iş sadece hakemlikti. Adil karar vermeye, hak yenmemesini sağlamaya çalışıyorduk. Adaletli çözümü gösterdik ve tavsiyede bulunduk. Biz, bize saygı duyanlara, güvenenlere yardımcı olduk. î Başa Öyle ki Yahudiler, ateistler dahi problemlerine adil bir çözüm önermemiz için bize geliyordu. Ayrıca çok ilginçtir, cemaat güçlendikçe mafya da geri çekildi.

 

Ama kendine rakip görerek alenen düşmanlık yapan Pşihaçe Şef'i bu durumu öyle abarttı ki, "onlar devrim yapacak, mahkeme bile kurdular" diye ajitasyonlara girişti. Devlet yetkililerini bize karşı kışkırttı. Ama biz hep soğukkanlı davranmayı tercih ettik.

î Başa Ayrıca şunu da belirtmeliyim: Müslümanların arasına fitne sokmak için aramıza çok ajan provokatör geldi. Bizi şiddetin içine sokmak için çok uğraştılar. Kötü niyetlerini sezince cemaati uyardık ve onlarla ilişkilerini keserek selam bile vermemelerini istedik. Bu, atom bombasından daha tesirli oldu. Bu insanlar dışlandı.

Peki onlar ne yaptılar? Bizi dini idareye ve devlete gammazladılar. "Bunlar müslümanlar arasında ayırımcılık yapıyor, insanları tefrik ediyorlar" dediler. Hatta bize silah bile çektiler, fakat biz oyuna gelmeyerek bu insanlarla sadece selamı kestik. î Başa Bunların yaptıkları bir sürü olumsuz iş de maalesef bize mal edildi o sıralar.

- Peki Anzor, Tekrar Nalçik olaylarına dönersek, bundan sonra neler olacak sence?

- Herşeyin daha kötü olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. î Başa Yaşananlar Kabartay Balkarla sınırlı kalmayarak diğer Cumhuriyetlere de sıçrayacak ve benzer olaylar olacak. Çünkü sistem her yerde aynı çalıştığı için aynı sorunları üretiyor. Geçen gün Adıgey'de mescidden 8-10 kişi aldılar ve dayaktan geçirdiler. Karaçay Çerkes'de de benzer şeylerin olması sürpriz olmayacak.

Eğer Federal Merkez akıllı politikalar geliştiremezse Cumhuriyetler birbirinden etkilenecek ve 'Kafkasya'nın Filistinleşmesi' yorumu gerçeklik kazanacak.

- Yani çatışmalar devam edecek diyorsunuz. Peki, nasıl olacak? Sizler ve diğer insanlar dağa mı çıkacaksınız?

- Camagat'ın teşvik ettiği bir politika değil ama tahmin ediyorum bu iş gerilla savaşına dönecek.

- Peki sizler buna mani olamaz mısınız?

- Hayır,maalesef olamayız. İstesek de olamayız. Çünkü bu insanlar artık bizim dur dememizle duracakları noktayı çoktan geçtiler. î Başa Büyük bir negatif birikim var üzerlerinde, bunu izale etmek çok zor. Ayrıca yönetimi ellerinde tutanlar da bunu istemiyorlar zaten. Olayları bu noktaya taşıyan hep onlar oldu çünkü. Bugün için diyebilirim ki macun tüpten çıkmıştır, geri sokmak da çok zor.

- Çok karanlık bir tablo çizdin Anzor. Yani hiçbir yolu yok mu şimdi bu çatışmalara mani olmanın?

- Büyük bir halk meclisi toplanır da, onlar müdahale ederse bir ihtimal durdurulabilir. Ama ben yine de çok zor görüyorum.

- Son olarak diasporadan eyleminize yönelik eleştiriler ve karşı çıkışlar için ne diyeceksiniz?

- î Başa Sadece şunu: Biz bugün anavatanda, Türkiye'deki soydaşlarımızın dedelerinin 150 yıl önce yaşadıklarını yaşıyoruz. Belki bizi vatanımızdan atmıyorlar ama aynı zulmü yapıyorlar. Burada baskı görenler yarın Türkiye'ye mülteci olarak gelirlerse kimse şaşmasın.

Evet, durum bu kadar vahimdir. Geçtiğimiz günlerde 400 müslüman aile topluca yönetime başvurarak herhangi bir ülkeye hicret etmek için kendilerine yardımcı olunmasını istediler. Neden? Bu insanlar ailelerini, akrabalarını, vatanlarını neden terk etmek istesinler? Nitekim Camagat'ın üç liderinden biri olan Resul Kudayev 2004 yılında ailesini de alarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. î Başa Her bahaneyle tutuklayarak, işkenceler yaparak, baskılar ve tehditlerle normal bir hayat yaşatmadılar Resul'e. Burada kalsaydı öldürülecekti. Bizim de durumumuz aynı.

î Başa Buradaki insanların önüne bu baskını yapmaktan başka hiç bir seçenek koymadılar.

î Başa Diasporadaki kardeşlerimizin bunu anlamaları için başka ne diyeyim? Bir an önce Rus dezenformasyonunun etkisinden kurtulmaları için dua etmekten başka bir şey yapamam.

SON

(KKB-ERK)

1. BÖLÜM İÇİN: http://www.kafkas.org.tr/absolut/showarticle.php?articleID=5495

2.BÖLÜM İÇİN: http://www.kafkas.org.tr/absolut/showarticle.php?articleID=5502

 




î Başa
ŞİFRELİ KASADAN 'FİŞLEME DOSYALARI' ÇIKTI!.. - Haber Vitrini 


î Başa Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili soruşturma gizlilik içinde devam ederken, şifreli kasada şok belgeler ele geçirildi.
02 Kasım 2005 Çarşamba 08:30

 

Hakkında dava açılan Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın makamındaki şifreli kasada fişleme dosyaları bulundu. Dosyalarda, 300 akademik personelin siyasi ve tarikat bağlantıları hakkında bilgiler bulunuyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili soruşturma gizlilik içinde devam ederken, SABAH, şifreli kasada ele geçirilen şok belgeleri açıklıyor. Rektör Yücel Aşkın'ın makamındaki şifreli kasa açıldığında, yaklaşık 300 akademik personeli kapsayan ve öğretim üyelerinin siyasi görüşleri ya da dini akımlara olan bağlılığının not edildiği bilgisayar dosyaları ortaya çıktı. Bir bölümü "Excel" programı, bir bölümü ise kişilerin detaylı "istihbarat bilgi notu" şeklinde hazırlanan dosyalar, şu ana kadar akademik dünyada yapılıp 
gün ışığına çıkan en detaylı "fişleme" çabası sayılıyor. Fişleme dosyalarında, "Tandans" adlı sütunlarda, "Nakşibendi", Radikal Milli Görüşçü", "Nurcu" gibi ifadelerle akademik personel ve öğretim üyelerinin siyasi yakınlıkları sıralanıyor.

GÖNDERİLDİ Mİ?
Yeni TCK'nın 135. maddesine göre, kişisel verilerin kaydedilmesi suç sayılıyor. Ancak SABAH'ın ele geçirdiği dosya, Van'daki akademik personelin önemli bir bölümünün de siyasi akım ve dini tarikatlara sempati duyduğunu ortaya koyuyor. 1999 yılından itibaren tutulduğu ve çeşitli aralıklarla güncelleştirildiği sanılan kayıtların Rektör Yücel Aşkın tarafından mı tutulduğu, yoksa istihbarat birimleri tarafından Rektör Aşkın'ın bilgisi için mi hazırlandığı bilinmiyor.

KASA TALİMATLA AÇTIRILDI
Van Cumhuriyet Başsavcılığı, bu dosyaları, "akademik personelin fişlenmesi" olarak değerlendirip ayrı bir soruşturma izni için YÖK'den izin istedi. Ancak bu dosya ve fişleme iddiaları, Van rektörüyle ilgili mevcut çete soruşturmasına sokulmadı. Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın, 14 Temmuz 2005'te Azerbaycan'da gezideyken, hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle, üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki çalışma ofisine yapılan baskında, kullandığı çelik kasaya el kondu. Cumhuriyet Savcısı, yurt dışındaki rektöre telefonla ulaşarak kasanın şifresini istedi. Rektör şifreyi söylemeyince, Cumhuriyet Savcısının talimatıyla, Rektör Yardımcısı Hasan Ceylan ve avukat huzurunda kasa açtırıldı.

300 ÖĞRETİM ÜYESİ...
Kasadan çıkan çok sayıda dosya arasında, üniversitedeki akademik personel başta olmak üzere, yaklaşık 300 üniversite personeli hakkında bilgi fişleri tutulduğu anlaşıldı. Üniversitede görevli akademik personelin siyasi düşünceleri ve tarikat sempatisiyle ilgili notların yer aldığı dosyaların 1999 yılından beri tutulduğu anlaşıldı. Personel hakkındaki bilgilerde, "Türban eylemine katıldı", "FP'den belediye başkan adayı oldu", "Dekan olduğu dönemde radikal görüşlülere kadro açtı" gibi çok ayrıntılı ve süreklilik arzeden istihbari bilgiler yer alması, "Bu bilgileri Rektör Prof. Dr. Yücel Aşkın tek başına mı tuttu yoksa profesyonel istihbarat desteği alarak mı hazırlandı" sorusunu akla getirdi. Rektör hakkındaki soruşturmayı sürdüren Van Cumhuriyet Savcısı, fişlendikleri iddia edilen akademik personeli tanık sıfatıyla tek tek ifade vermeye çağırdı. Yaklaşık 100 öğretim üyesi, savcıya giderek, "tanık" olarak ifade verdi. Soruşturmayı yürüten savcı, kasadan çıkan gizli fişleme dosyalarını, "hukuka aykırı kişisel bilgiler elde etmek" tanımlamasıyla soruşturma izni için YÖK'e gönderdi. YÖK, yargılama izni verirse, Prof. Dr. Yücel Aşkın hakkında dava açılacak, vermezse, dosyalarda adı geçen öğretim üyeleri kişisel olarak teker teker tazminat davası açabilecek.

ESKİ REKTÖR BİLE FİŞLENMİŞ
Kasadan çıkan dosyalarda, yer alan bilgilerde üniversitenin eski rektörlerinden biri hakkında, "Mısır El-Ezher Üniversitesi'nden alınan sahte diplomalı 40 kadar öğrenciyi İlahiyat Fakültesi'ne geçiş yaptırdı. Radikal akımların üniversitede kadrolaşması bunun zamanında oldu. Adıyaman Nakşibendi Menzil Dergahı ile irtibatlıdır" denildi.

Listede adı geçen Prof. Dr. Şükrü İ., haksız bir şekilde mağdur edildiğini belirterek dava açacağını söyledi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın kasasından çıkan dosyalarda, "Nakşibendi" diye not tutulan Ziraat Fakültesi Bölüm Başkanlarından Prof. Dr. Şükrü İ. bu konu hakkında ifade verdi. Prof. Şükrü İ. kendilerine yapılanlardan dolayı haksız bir şekilde mağdur edildiğini belirterek şunları söyledi: "100. Yıl Üniversitesi personeli olarak ben bu olaylardan mağdur olmuş bir insanım. Bu fişin tutulması sonucu, sicillerimiz bozuldu. Bize kötü not verildi. Bazı öğretim üyeleri fişlendikten sonra 7-L maddesi işletilerek başka üniversitelere 
gönderildi. Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Bey'e bu konuda tanık sıfatıyla ifade verdim. Benimle birlikte 100 kadar öğretim üyesini de savcı çağırdı, tanık sıfatıyla ifadelerini aldı. Ben bu fişlemenin belgesine henüz ulaşamadım. Elime geçince tazminat davası açacağım. Çünkü haksız yere mağdur edildim." 
 
 
Yeni TCK'nın 135. maddesine göre, kişisel verilerin kaydedilmesi suç teşkil ediyor. Yasanın ikinci fıkrasında, "Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerini, ırki kökenlerini, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerini, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri, kişisel veri olarak kaydeden kimse, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır" deniyor. Nitekim soruşturmayı yürüten Van Cumhuriyet Savcısı, "Rektör Yücel Aşkın'ın yargılanması için izin verilmesi" amacıyla, dosyayı YÖK'e gönderdi. YÖK  yargılama izni verirse Rektör Aşkın hakkında dava açılacak.

Hosted by www.Geocities.ws

1