ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- Katrina tayfunu - Milli Gazete

- Katrina Amerika'ya ne anlatmak istiyor! - Yeni Şafak 

- Başbakan'ın şerefli korumaları - İnternet haber - Behiç Kılıç
  ~ Başbakanımızın korumasını yapah polisler
  ~ "E-5 Karayolu üzerinde Ömür rampasına gelmiştim. Rampayı çıkarken sol şeritten orta şeride geçtim. Tam Başbakan'ın arabasıyla aynı hizaya geldiğimizde kolumu dışarı çıkartarak bozkurt işareti yaptım. Olay bundan kaynaklandı. Başka herhangi bir neden yok. Renault Megane'dan dört koruma indi. Bana vurmaya başladılar. Şoför tarafından bir iki kişi yumrukla kafama, vücuduma vurdular. Ben kafamı korumaya çalıştım. Vücuduma, kafama gözüme nereye gelirse vurdular. Olaydan sonra Bayrampaşa Devlet Hastanesi'ne gittim. Karakoldan yazı getirmem gerektiğini söylediler. Karakola gittim, 'Savcılığa gitmen gerekiyor' dediler. 'Başbakan korumaları beni dövdü' dediğim zaman herkes korktu. Bahçelievler Karakolu 'Şikayetçi olman gerekiyor' dedi. Ben kaburgamda kırık ya da çatlak var mı diye öğrenmek istedim ama yaptıramadım. Röntgenim de çekilmedi.?
  ~ Habere göre, minibüsün şöför mahallinden dışarı uzanan kolun

- İsrail Elçisinin Beyanları - Mehmet Şevket Eygi 

- Erbakan, Başbakan’ı uyardı:
  ~ Başbakan Tayyip Bey’i de Büyük Ortadoğu Plânı’nın (BOP) eşbaşkanı yaparak kendilerince taltif ettiler. O da bunun hayır mı, şer mi olduğunu düşünmeye bile gerek duymadan Büyük İsrail Projesi için yapması gerekeni maalesef yapıyor. Bu büyük bir fecaat ve şeytanla işbirliğinden başka nedir ki?”
  ~ Domuz etinin üretim ve satışının AKP eliyle serbest hale getirilmesini sert bir dille eleştiren Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizdeki Müslüman kitlenin desteğini almış bir AKP Hükümetine ‘Dünya Devleti oluyorsunuz o halde domuz etini de kasaplarda satmalısınız’ diyerek inancımızın müsaade etmediği eti de bu haftadan itibaren sattıracaklar.
  ~ İşte Milli Görüşten ayrılanların feci akıbeti… Dünya Devleti olacaklarmış? O halde Domuz besleyip, domuz satmalılarmış. Ve satıyorlar. Yazık, çok yazık. Domuz etinin kasap reyonlarını doldurması da en az Büyük İsrail Projesi eşbaşkanlığı kadar korkunç ve düşündürücüdür. Bunlar görüldüğü gibi ne yaptıklarının farkında bile değiller. Milli Görüş gömleğini çıkarmanın bedelini bu tür ihanete denk uygulamalarla ödüyorlar. Önce gömlek çıkardılar ve sonra da gidip Siyonist projelere eşbaşkan ve alet oldular. Artık gözleri domuz eti falan görmüyor, dünya devleti de oldular ya… Bunlara milletimiz sormayacak mı? Siz daha evvelden Merih veya Mars devleti miydiniz diye...”
  ~ Bak Milli Görüş gömleğini çıkarmanın faturasını nasıl ödüyorsun? Hidayet de kayboldu, feraset de, dirayet de kayboldu. Duyamıyor, göremiyor ve hissedemiyorsunuz. Bütün bunların sebebi, Milli Görüş gömleğini çıkarıp, işbirlikçi olmanızdır. Bir ömür boyu savunduğunuz değerlerle ters düşmenizdir.”

- ORTALIK TOZ DUMAN: ERTUĞRUL ÖZKÖK BÜYÜKANIT’A, EMİN ÇÖLAŞAN GENELKURMAY BAŞKANINA YÜKLENDİ! - haber vitrini 
  ~ Bugünkü Hürriyet Gazetesinde çok ilginç bir durum gözlendi; Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök Batman’daki olayları Filistin’e benzeten Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt’ı sert sözlerle eleştirirken, gazetenin yazarı Emin Çölaşan da Genelkurmay Başkanı’na yüklendi.
  ~ Ne Filistin’i paşam
  ~ Milletin sofrası... Milletin resepsiyonu

- İnternet devi Google’dan Microsoft’a düello çağrısı - 1 Eylül 2005 - Hürrriyetim

- ABD'nin Ankara Büyükelçisi İHA’da ! - 1 Eylül 2005 - haber3.com 
>   ~
  ~ Türkiye siyaset tarihinin en karmaşık dönemlerinden birinde ABD'nin Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunan Marc Grossman Enver Ören'in sahibi olduğu İhlas Grubu'na danışman oldu. Edinilen bilgiye göre, TGRT'nin de Atlantic Records'un sahibi Ahmet Ertegün'e satılması için devreye giren de Türkiye'yi yakından tanıyan Grossman. İhlas Finans'ın Şubat 2001'de faaliyet izninin kaldırılmasından sonra sıkıntılı bir süreç yaşayan Grup krizin yaralarını sardıktan sonra önemli bir transfere imza atıyor. 28 Şubat'ta ABD'nin Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunan Grossman'ı danışman olarak getiriyor. Resmi açıklamanın önümüzdeki günlerde yapılacağı öğrenilirken Grossman'ın geliş amacının Grup şirketleriyle ilgilenen ABD'li sermaye grupları ile bağlantının kurulması olacağı belirtiliyor. Bu konuda ilk adımın da TGRT ile atıldığı öğrenilirken sırada diğer grup şirketleri olduğu konuşuluyor. Hatırlanacağı üzere ağustos ayı başında ABD'de Atlantic Records'un sahibi Ahmet Ertegün'ün satın almak için görüşmelerin sürdüğü belirtilmiş ancak asıl talibin Musevi lobisinin önemli isimlerinden olan ve 1994'ten sonra medya sektörüne de giren kozmetik devlerinden Estee Lauder'in oğlu Ronald Lauder olduğu ortaya çıkmıştı. Bu bağlantının da Grossman kanalıyla sağlandığı belirtiliyor.

- ORTADOĞU'NUN GÜCÜNE GÜÇ KATACAK, KEHANETTEKİ TÜRK LİDER - Haber Türk - 29 Ağustos 2005 

- Dünya vatandaşlığı vergisi
  ~ Deşifre olan masonik örgütlenmelerden Bilderberglerin geçtiğimiz Mayıs ayında Almanya’da yaptığı toplantıda, BM’nin bütün dünya insanlarından doğrudan vergi alması teklifinin gündeme geldiği bildirildi. Bu şok edici teklife göre, ilk defa hükümetlerin ve ülkelerin inisiyatifi dışında bir örgütlenme insanlardan para toplayacak. Söz konusu vergi petrolün kuyu çıkış fiyatına eklenecek küçük bir miktar olacak ve bundan kimsenin haberi de olmayacak. Irak ve Afganistan işgaliyle birlikte mali kaynakları kuruyan ABD ve İngiltere’nin yanı sıra BM’nin yeni çıkar yolu olarak bunu gördüğü tahmin ediliyor.
  ~ Masonik örgütlenmelerden olan ünlü Bilderberglerin 2005 toplantısı 5-8 Mayıs tarihleri arasında Almanya’nın Rottach-Egern kasabasında yapılmıştı. Toplantıya katılanlara ve otelin çalışanlarına yaptırılan gizlilik yemini nedeniyle her zaman olduğu gibi 3 gün boyunca neyin konuşulduğu perde arkasında kalmıştı. Toplantıya Türkiye’den Devlet Bakanı Ali Babacan, Koç Holding’den Mustafa Koç, Gazeteci-Yazar Cüneyt Ülsever, Global İnvestment’ten İmregül Gencer katılmıştı.

- Gül’ün ayıbı - Milli Gazete 
  ~ “ABişini konuşmak Denktaş’a düşmez. Bu bizim politikamız” diyorsa, o zaman biz de kendisine deriz ki; ABDBaşkanı Bush, hatta Bush’un Kabine üyeleri, hatta hatta danışmanlarının bile Türkiye’nin AB üyeliği konusunda görüş açıklamaya ve ahkam kesmeye hakları varsa, Sayın Denktaş’ın çok daha fazla buna hakkı vardır.
  ~ Bize göre Abdullah Gül, “ABişini konuşmak Denktaş’a düşmez. Bu bizim politikamız” derken çok büyük ayıp etmiştir. Aslında ayıbın da ötesine geçmiştir ama daha başka bir kelime kullanmayı kendime yakıştıramıyorum.

- HAFTALIK'IN 'BÜYÜK GAZETECİLİK OLAYI'NDAKİ TERSLİKLER!.. Haber Vitrini 
 


î Başa
Katrina tayfunu - Milli Gazete
 
"kasırganın vurduğu bölge Gulf Costline Irak'da Gulf. Irak'ı petrol için işgal etti şimdi kendisi petrol sıkıntısı çekmeye başladı çünkü Gulf Costline petrol bölgesi.. Katrina günler öncesinde geliyorum, demişti, ya bir de ansızın gelseydi.. Gazeteciler şimdi kasırga bölgesinde bir kaosun yaşandığını, can emniyetinin olmadığını kanunsuzluğun hüküm sürdüğünü, eli silahlı çetelerin dehşet saçtığını, adeta bir Üçüncü dünya ülkelerindeki bir savaş bölgesini andırdığını söylüyorlar. Belki de bu aklını başına alması için bir uyarı.. Ansızın felaketler de gelebilir.. mevlam abd'dedeki masumları koruya.. s.ö.  "  
Nedim Odabaş
02.09.2005
İkiz kulelere yapılan şaibeli terör saldırısının ardından dünyaya, menfaatleri doğrultusunda biçim vermek için yola çıkan Amerika, efsane haline getirdiği Usame Bin Ladin’i bulmak bahanesiyle Afganistan’ı işgal etti. Uzakdoğu enerji kaynaklarını kontrol etmek ve gittikçe büyüyen Çin ekonomisine karşı yerinden stratejiler geliştirmek amacıyla yapılan bu operasyonda, akla hayale gelmeyen silah teknolojilerini deneyen Amerika, onbinlerce masum insanın ölümüne sebep oldu.
"Teröre karşı topyekün Haçlı savaşı" narasıyla yola çıkan zekası tartışmalı Amerikan Başkanı George W. Bush’un ikinci hedefi Irak oldu. Ortadoğu topraklarında terör bataklığı olan İsrail’in güvenliğini sağlamak ve bölgedeki enerji kaynaklarının üzerinde hükümranlık kurmak amacıyla yapılacak operasyon için, Amerikan güdümlü kukla medya günlerce "Diktatör Saddam ve kimyasal silah tehlikesi" masalları anlatılarak insanların zihinleri biçimlendirildi. Birleşmiş Milletler Silah Gözlemcileri’nin Irak’ta kimyasal silah bulunmadığına dair raporlar ortaya koymasına rağmen, "Demokrasi götürüyoruz" teraneleriyle Irak toprakları işgal edildi.
Irak topraklarına günlerce hava saldırıları yapılarak, caddede, sokakta, pazarda, evlerinde masum insanların üzerine bombalar yağdırıldı. Misket bombalarıyla çocuklar, seyreltilmiş kimsayasal bombalarla insanlar acımasızca öldürüldü. Küresel eşkıya ABD’nin askerleri, kendilerinden aman dileyen Iraklı’ların üzerine bile kurşun yağdırdı. Esir olarak tutuklanan Iraklı’lar, Ebu Gureyb hapishanesinde tasmalanarak köpek gibi yerlerde sürüklendi. Kadın tutuklulara vahşi hayvanlar gibi tecavüz edildi. Vahşette sınır tanımayan Amerikan askerleri, Müslümanların kutsal mabedlerini yatak odaları gibi kullandı, hayvanlar gibi yerlere yayıldı.
Amerika’nın Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ederken asıl amacı neydi? Terörün önlenmesi ve kendi ülkesinin tehlikeden uzak olması, insanlarının güvenliklerinin her yönüyle sağlanması… Dünyanın öbür ucundan gelerek Ortadoğu’yu kan gölüne döndüren, masum insanları öldüren, zavallı kadınlara tecavüz eden, erkekleri tasmalayarak yerlerde sürükleyen Amerika, kendi insanlarını terörizm saldırılarından izole etmiş gibi görünebilir… Sınır kapılarına türlü güvenlik tedbirleri koyarak, Amerikan topraklarında yapılacak terör saldırılarına yönelik önlemler almış olabilir…
Peki, dünyaya kan kusturan, masum insanların ahını alan Amerika, Allah’ın (c.c.) muntekım sıfatından kaçabilecek mi? Allah’ın (c.c.), gazabından kendisini koruyabilecek mi?
Lafımızı nereye bağlayacağımızı elbette tahmin ettiniz…
Ortadoğu’da masum insanların kanını döken, terör bahanesiyle menfaat stratejileri geliştiren, Müslümanların kutsal değerlerini pas pas eden Amerika, bugünlerde terörden daha beter bir doğa felaketiyle boğuşuyor…
Amerika’nın Güney Eyaletlerini vuran Katrina Tayfunu, binlerce kişinin ölümüne, şehirlerin harabeye dönmesine yol açmış durumda. Şehirlerin yerle bir olduğu, milyonlarca insanın evsiz kaldığı, binlerce insanın öldüğü bu felaket için, elbette "oh oldu" temennisinde bulunmuyoruz. Ne demişler, "Ayağına diken batsa Allah’tan (c.c.) bileceksin"… Sebeb-i hikmetini araştıracaksın…
Allah’ın (c.c) kimi kimle, kimi neyle imtihan edeceği belli olmaz?
 


î Başa
Katrina Amerika'ya ne anlatmak istiyor! - Yeni Şafak 

26 Aralık 2004'te Güneydoğu Asya'yı vuran Tsunami, şüphesiz dünya tarihinin en korkunç felaketlerinden biriydi. Hint Okyanusu, korkunç bir öfkeyle Afrika'dan Asya kıyılarına kadar her yeri harabeye çevirdi.

Arkada yüz binlerce kayıp, on binlerce öksüz, bir anda sıfırlanan hayatlar bıraktı. Şehirlerini, köylerini, evlerini, annelerini, babalarını, çocuklarını, akrabalarını, malvarlıklarını, hatıralarını birkaç dakika içinde kaybeden, bir daha asla kazanamayacak olan insanların yaşadığı travmayı hala kavrayabilmiş değiliz. Dünya başkentlerine siyah bayraklar çekildi, milyarlarca insan saygı duruşunda bulundu.

ABD "yardım amacıyla" Vietnam savaşından sonra bölgeye en büyük askeri operasyonunu yaptı. Savaş gemileri ile 6 bin asker taşıyan USS Abraham Lincoln uçak gemisi Açe'nin 28 kilometre açığına demirledi. Bölgeye 13 bin ABD askeri, 90'dan fazla helikopter gönderildi. Tsunami Asya'nın miladı oldu, siyasi ve ekonomik alanda yeni bir Asya şekillenmeye başladı.

Amerika'nın güneyini vuran Katrina kasırgası da Amerikan tarihinin en büyük felaketi 1906 San Francisco depremi ve 1900'deki fırtınadan daha büyük bir felaket olduğu söyleniyor.

Mississippi ve New Orleans, sular altında kaldı. Yaklaşan tehlikeye hazırlık amacıyla yüz binlerce insan tahliye edildi. Tahliyeye rağmen 50 ile 100 bin kişinin hala kentte olduğu sanılıyor. Ölü sayısı bilinmiyor. Binlerce olabileceği söyleniyor. Kente dönüşün aylar alabileceği, yağmanın kontrol edilemediği belirtiliyor. İki bölgede de bir çok yere hala ulaşılmış değil. Yerleşim bölgeleri sadece su değil balçıkla örtülmüş. Şu anda 5 milyon kişi elektriksiz, sahil kesimindeki binaların yüzde 90'ı yıkılmış, New Orleans merkezindeki su seviyesu 6 metre, en az 26 milyar dolarlık zarar var.

Amerika kendi Tsunamisi'ni yaşıyor. Çok garip ama dünyada bir yardım seferberliği havası yok. Neden? ABD'nin kendi kendine yeterli olduğunun düşünülmesinden mi?

Durum hiç de öyle değil. Açe'ye uçak gemileri, 90 helikopter gönderen ABD, aynı yardımı kendi eyaletlerine yapamadı. Halk kurtarmadaki yetersizliği, felaketi Irak savaşına bağlıyor ve Bush yönetimine ateş püskürüyor. Bölgenin güvenlik personelinin Irak'a, savaşa gönderildiği, yeterli askeri birim bulunamadığı, yeterli helikopter gönderilmediği, Okyanus'un gazabından korunmak için hazırlanan projeler için ayrılan paranın Irak savaşına yönlendirildiğini haykırıyor ve hesap soruyor. "Askerlere burada ihtiyacımız var, ne işleri var Irak'ta" diye soruyor. Kasırgayı Allah'ın takdiri ama Irak savaşını Bush yönetiminin aptalca kararı olarak görüyor ve tepkilerini açıkça ortaya koyuyor ve soruyor:

"Neden yönetim bizim ihtiyaçlarımızı görmüyor da başka ülkelerle ilgileniyor? Neden fanatik neocon Ortadoğu'yu istilaya girişiyor, Amerika'nın kaynaklarını bu maceraya ayırıyor da iç güvenliği umursamıyor? Neden helikopter Irak'ta, neden New Orleans'da değil? Bush yönetimi ülkenin kaynaklarını neden kendi halkı için değil de aptalca maceraları için harcıyor? Yaptıkları tek şey, Irak'ı işgal etmek, binlerce insan öldürmek. Kazananlar sadece petrol şirketleri. Onların petrol şirketleri için başlattıkları savaş yüzünden New Orleans sulara gömüldü..."

Normon Solomon'un yazısından: "Güvenlik güçleri şimdi Iraklıları öldürmek yerine felaket bölgelerine yardım etmeliydi. Kasırga Allah'ın takdiri ama Amerika'nın savaşı hala Başkan'ın kararı. Mississippi ve Luisiana'nın güvenlik görevlilerinin üçte birinden fazlası Irak'a gönderildi. Bölgenin binlerce insanı savaşa gönderildi. Onların yokluğu bu felakette kendini çok hissettirdi. Bu askerler Irak'a ait değil. Şimdi Irak'ta insan öldürmek yerine burada olmalıydılar, kurtarma ve yardım faaliyetlerine katılmalıydılar. Felaketle savaşmalıydılar. Irak onları istemiyor."

Bir başkası, Irak'ta aylık savaş masrafının 5,6 milyar dolar olduğunu söylüyor. ABD'nin Irak'taki savaş masrafının şu anda bile Vietnam'daki toplam zararı geçtiğini dile getiriyor.

Katrina kasırgası Bush yönetimini zorluyor. Halkın dikkatini dışarı yönlendiren, Irak'ta felakete sürüklenmesine rağmen bunu zafer olarak pazarlayan neocon ekibin kendi ülkesini yönetmekten aciz olduğu ortaya çıktı. Açe'ye yardım adı altında uçak gemisi gönderen ama Malaka Boğazı'nda askeri üs planını gizleyen kirli çete, kendi ülkesindeki yardımları yönetemiyor. Kurtarma çalışmaları için yeterli helikopter bile gönderemiyor. Facianın boyutları henüz ortaya çıkmış değil. Endişe edilen bilanço ortaya çıkarsa en büyük kasırga Bush yönetiminde olabilir. En önemli sonucunu da Irak'ta gösterebilir.

11 Eylül saldırılarından sonra bütün dünya başsağlığına gidip destek taahhüt etti. Ama 11 Eylül'den çok daha büyük olan felaket sonrası dünya çapında bir sempati ve destek havası ortaya çıkmadı. Bunda Bush yönetiminin, olumsuz imajının büyük payı var. Dünyayı umursamayan Amerika'yı dünya da umursamıyor. Küresel ısınmayla dalga geçen Amerika, bunun bedelini çok ağır ödedi.

Dünyada fırtına eken ABD, kendi içinde fırtınaya yakalandı. Amerika'nın tsunamisi ciddi siyasi sonuçlara yol açacak. Halk, kasırgayı Allah'ın takdiri olarak kabul edip Bush yönetimini topa tuttu. Biz de Allah'ın takdiri diyelim.

Not: Dünkü yazıda Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun soyadı "Bardakçı" olarak çıktı. Düzeltir, özür dilerim.


 


î Başa
Başbakan'ın şerefli korumaları - İnternet haber - Behiç Kılıç
     Hatırlayınız...

PKK'lı milisler, vatanı savunmak için göğsünü kurşunlara siper eden özel timci polisleri, medyadaki yandaşları aracılığı ile özellikle AB'ye, o Roht mot namlı kadınlara jurnallerlerdi...
 
"Bize Bozkurt işareti yapıyorlar.."

Polisleri "Bozkurt işareti" yapmakla suçlayan PKK'lı milisler bu durumdan rahatsız olduklarını bas bas bağırırlardı...

Efendim şimdi bakın neler oluyor...

î Başa Başbakanımızın korumasını yapah polisler "Bozkurt" işaretini görünce, bu işaretin sahibine saldırıyorlarmış!..
 
"Vay şerefsiz sen ha!.." diye..

Bu geyişme PKK eşkiyasını, Kürtçü faşist ırkçıları nasıl mutlu edecektir, bu yazıya karşı ağızlarından sızan sulardan anlayacaksınız...

Demokratik Başbakanımız herkese demokrat ta, bir konuda "TİK" hassasiyeti mevcut!.. Değerli Başbakanımızın iltifatına mazhar olabilmek için geniş yollar vardır, her şey olabilirsiniz...

Mesela zamanında devlete kurşun sıkmış olabilir, Türkiye üzerinde emelleri olan yabancı fonlarla haşır neşir, memleket üzerinde bölücü faaliyetlere destek vermekle ün sahibi, Lozan'a karşı ve hatta kendisine Türk kimliği ile ilgili hoş olmayan sözler sarfetmiş ve de bölücü çetenin siyasal organında yöneticilik yapmış olmanız Başbakanımızın iltifatına mazhar olmanızı engellemez..

Hatta Başbakanlığın makam odalarında kafa kafaya verip Türkiyeyi nasıl "demokratikleştireceğinize" çare bile arayabilirsiniz...

İlle ve lakin işte o kadar!..

Yani siz, bu memleketin içerisinde geniş bir taban tuttuğuna inandığınız ve olan biten karşısında ya sabır çeke çeke 99 luk tesbih taneleri eskiten bir görüşün sahibi olarak görüş bildirmeğe yeltendiğiniz anda yandığınızın resmidir!.. Değerli Başbakanımızın etrafındaki cemaat tarafından hışırınız çıkarılana kadar dövülebilir ve demokratikleşmeye kendisini adadığını ilan eden Tayyip'in demokratlığının, hoşgörüsünün sınırlarını anlamış olursunuz...

Haberi detayı ile hatırlayalım...

Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu, ''Bozkurt'' işareti yaptı diye bir vatandaşın Başbakan Erdoğan'ın korumaları tarafından dövülmesini ele alarak, ''Korumalardan vatandaşı kim koruyacak?'' diye sordu.

Başbakan Erdoğan önceki gün Ankara'ya gitmek üzere konvoyla birlikte Üsküdar'daki evinden Atatürk Havalimanı'na doğru hareket etmiş. E-5 Karayolu'nun İncirli mevkiinde önde giden araçlardan birinin sürücüsü, konvoya yol vermemiş. Bu da yetmezmiş gibi bir de Başbakan'ın aracına doğru "bozkurt" işareti yapmış! Başbakan'ın korumaları da minibüsü sağa çektirip, direksiyondaki Ayhan Özgür'ü bir güzel dövmüşler...

Mağdur Ayhan Özgür'ü dinleyelim..
 
î Başa "E-5 Karayolu üzerinde Ömür rampasına gelmiştim. Rampayı çıkarken sol şeritten orta şeride geçtim. Tam Başbakan'ın arabasıyla aynı hizaya geldiğimizde kolumu dışarı çıkartarak bozkurt işareti yaptım. Olay bundan kaynaklandı. Başka herhangi bir neden yok. Renault Megane'dan dört koruma indi. Bana vurmaya başladılar. Şoför tarafından bir iki kişi yumrukla kafama, vücuduma vurdular. Ben kafamı korumaya çalıştım. Vücuduma, kafama gözüme nereye gelirse vurdular. Olaydan sonra Bayrampaşa Devlet Hastanesi'ne gittim. Karakoldan yazı getirmem gerektiğini söylediler. Karakola gittim, 'Savcılığa gitmen gerekiyor' dediler. 'Başbakan korumaları beni dövdü' dediğim zaman herkes korktu. Bahçelievler Karakolu 'Şikayetçi olman gerekiyor' dedi. Ben kaburgamda kırık ya da çatlak var mı diye öğrenmek istedim ama yaptıramadım. Röntgenim de çekilmedi.?

î Başa Habere göre, minibüsün şöför mahallinden dışarı uzanan kolun "Bozkurt" işareti yapmasını gören polisler "Çek sola şerefsiz" diye aracın ses düzeninden seslenerek dışarı fırlamışlar.

Ne diyelim "at sahibine göre kükrer"

Tayyip, polislerini AB standartlarına getirdiği için mutlu olsun yeter!..
Vatandaş ta bilsin ki, "Liboş, dönme, ver kurtulcu vs olabilirsiniz ama milli asla!.."
 
Mehmet Şevket Eygi


î Başa
İsrail Elçisinin Beyanları - Mehmet Şevket Eygi 
Mehmet Şevket Eygi
01.09.2005

İSRAİL’in Ankara Büyükelçisi Hürriyet gazetesine (19 Ağustos) beyanat vermiş. Yazının tamamını okumadım, birinci sayfadaki üç başlık altını okudum. Birincisinde şöyle diyor:
“KÜRT DEVLETİ OLMAZ. Sizi temin ederim ki, İsrail, Kuzey Irak’ta Türkiye’nin çıkarlarına aykırı hareket etmemektedir. Biz, Kuzeyde Kürt devleti kurulmasına karşıyız.”
Acaba öyle mi? İsrail elli yıldan beri Kürt meselesini incelemekte, planlamakta ve kurcalamaktadır. Kürt milliyetçilik hareketini Yahudiler sahneye koymuşlardır. (Türkçü (!) Moiz Kohen, nâm-ı diğer Tekin Alp’i hatırdan çıkartmayalım...) Politikacılar ve diplomatlar bazen gerçeklere taban tabana zıt şeyler söyleyebilirler.
“SÖZDE SOYKIRIM. Sözde Ermeni Soykırımı ile Yahudi soykırımı arasında benzerlikler kurulması yanlış. Yahudi soykırımı, bir milleti dünya yüzünden kaldırmak üzere verilen siyasî bir karardı.”
Birinci Dünya Savaşı’nda Yahudiler gönüllü toplayıp, İngiliz ordusunun saflarında Türkiye’ye karşı savaşmışlardır. Bunlara “Siyonist Lejyonlar” adı verilmişti. Gelibolu’da ve Filistin cephesinde... Tarihte kendilerine en fazla iyilik eden bir devlete ve millete karşı minnet ve teşekkür borçlarını bu şekilde ödemişlerdi. Hitler’in Yahudi soykırımı meselesine gelince:
Bu konuda planlı bir soykırım olmadığı, konuyu Siyonistlerin abarttığı, Batı dünyasındaki revizyonist tarihçiler tarafından ileri sürülmektedir. Revizyonistler şimdiye kadar hayli kitap ve ilmî makale yazmışlar ve araştırma dergileri çıkarmışlardır. Asıl soykırımı, 1945’te siyonistlerin kontrolü altındaki ABD yapmıştır. Savaş sonunda esir alınan Alman askerlerinden 1,5 milyonu (bir buçuk milyon) aç susuz, barınaksız, tıbbî tedavisiz bırakılarak kasıtlı olarak öldürülmüştür. Bu konuda bilgi almak isteyenler batılı tarihçi ve araştırıcı James Bacque’nin “Other losses. An investigation into the Mass Deaths of German Prisoners at the Hands of the French and Americans After World War II. Toronto, Stoddart, 1989, xxi-248 s.” kitabına müracaat edebilirler. Askerler dışında sivil Alman halkına, mültecilere de çok zulm edilmiştir. Aynı tarihçi 10 milyon civarında Alman’ın savaş sonrasında öldüğünü yazıyor. Siyonistlerin ve müttefiklerinin, Alman esirlerine ve halkına tatbik ettikleri soykırım abartılmış Yahudi soykırımından daha fazladır.
Büyükelçi üçüncü olarak şunu demiş:
İKİ ELÇİNİZ VAR. İsrail, Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor. İsrail büyükelçisi olan her yerde, Türkiye’ye hizmet eden iki büyükelçi vardır: Türk ve İsrail Büyükelçisi...
Doğrusu bu cümleler üzerinde derin derin düşünülmesi gerekir. Eskilerin bir sözü var: “Allah söyletti... İntak-ı Hakk...” Evet Büyükelçi doğru söylüyor. Türkiye’nin her yerde iki büyükelçisi var. Türkiye Büyükelçisi ve İsrail Büyükelçisi... Meşhur Pembe romancı  bundan beş-altı yıl önce New York’ta ne demişti? “Biz Yahudiler yirminci yüzyılda iki devlet kurduk...” Şu anda Türkiye, dış politika konusunda tamamen İsrail’in dümen suyuna girmiş vaziyettedir. İsrail devleti yüzölçümü ve nüfus bakımından küçüktür. Ama kocaman Türkiye’yi parmağında çevirmektedir. Borç batağındaki Türkiye faiz ödeyemez hale düşmüşken, milyarlarca dolarını uçak tamiri, tank tamiri, gibi bahanelerle İsrail’e göndermektedir. Hem İsrail deyip geçmeyelim. Bu cirmi küçük devlet, dünyanın sayılı nükleer güçlerindendir. İki yüz kadar nükleer bombaya ve füzeye sahip olduğu iddia ediliyor.
*
Halide Edip Adıvar’ın “Türkiye’de Şark, Garp, Amerikan Tesirleri” adlı kitabını duymuşsunuzdur. Ciddî bir araştırmacı çıksa ve “Türkiye’de Yahudi Tesiri” adında ilmî bir kitap yazsa ne iyi olur.
Böyle bir kitapta ne gibi konular incelenmeli, ne gibi bölümler bulunmalıdır?
(1) 16’ncı asırda İstanbul’da Müslüman ve Yahudi lobisi... Müslüman lobisini temsil eden Sadrazam Sokollu  Mehmed Paşa, Yahudiliği temsil eden Yasef Nassi. Nassi, Müslümanlığı  (Yalancıktan da olsa) kabul etmiş olsaydı, sadrazam olabilecekti.
(2) Fatih Sultan Mehmed Han’ın Roma’yı fethe giderken, Gebze’de sözde Yahudilikten dönme tabib Yakup Paşa (Maestro Iacobo) tarafından zehirlenerek şehid edilmesi.
(3) Tanzimat’tan bu yana yenilik, ihtilal, darbe, değişim, batılılaşma hareketlerinde Yahudilerin (Açık ve Gizli Yahudiler) rolü.
(4) Sultan İkinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesinde Yahudilerin rolü.
(5) Lozan anlaşmasının arka planı. Başhaham Hayim Nahum’un kulisleri, diplomasi mekiği hareketleri. Lozan’ın gizli protokolları.
(6) Rusya’daki Bolşevik hareketinin planlayıcılarının yüzde doksanının Yahudi olması gibi Türkiye’deki yenilik hareketlerinin aktörlerinin yüzde doksanının Yahudi veya Gizli Yahudi olması.
(7) Yahudiler ve Türk milliyetçiliği, Türkçülük hareketi. Moiz Kohen Tekin Alp ve diğerleri. Tekin Alp’in bir kitabında “Kahrolsun Şeriat!” diye haykırması.
(8) Türkiye’yi İslâm’dan uzaklaştırma cereyanında ve aksiyonunda Yahudilerin rolü.
(9) ABD’de yayınlanan haftalık The Forward adlı Yahudi gazetesinde Türkiye ile ilgili çok önemli haberlerin, ifşaatın listesi ve tahlili.
(10) Kürt milliyetçiliğinde Yahudilerin öncülük yapması, ideoloji ve doktrini hazırlanması. Müslüman görünen, aslında Yahudi kökenli olan Kürt milliyetçilerinin listesi.
Ve saire ve saire...
*
Sırası gelmişken İsrail devletinin bazı özelliklerini de saymak istiyorum:
BİR: İsrail bir din devletidir. Kesinlikle laik değildir. Halkın ancak yüzde onu veya on beşi dindardır ama geri kalanlar da, ateist olsalar bile Musevî şeriatına uymak zorundadır.
İKİ: İsrail, kendi millî İbranî yazısını değiştirmemiş, bizim gibi Latin-Grek yazısını kabul edip, eski yazısını yasaklamamıştır.
ÜÇ: İsrail’de hafta tatili, Musevî dininin kutsal günü olan cumartesidir.
DÖRT: İsrail’de, dindar Yahudilerin yaşadığı bölgelere sefer yapan otobüslerde erkeklerle kadınların yerleri ayrıdır.
BEŞ: İsrail’de evlenme boşanma işleri Hahambaşılıklara ve hahamlara bırakılmıştır. Orada medenî ve laik nikah kıyılmaz.
ALTI: İsrail dine dayalı bir devlet, ülke ve halk gibi görünür ama Musevilik dinine ve şeriatına aykırı ne kadar ağır, büyük, çirkin günah varsa hepsi de işlenir. Dindar ve ortodoks Yahudiler bu durumdan son derece şikayetçidir.
YEDİ: Eskiden İsrail’de domuz beslemek yasaktı. Rusya’dan gelen Yahudiler yasağı deldiler.
SEKİZ: Seks bakımından bu ülke eski Sodom ve Gomore’ye taş çıkartacak bir bozukluk içindedir.
Hürriyet gazetesi Türkiye halkına İsrail’i sevimli, sempatik, dost olarak göstermek istiyor. Acaba gerçekler böyle midir?

Ne Kadar Dindar Olabiliriz?

BİR Farmasonun radikal, kökten, yüzde yüz Mason olmasına kimse karışmaz. Öyle ya, hürriyet var, adam ne kadar Mason olacağını bize mi soracak. Canı isterse ılımlı Mason olur, canı isterse tavizsiz (ödünsüz) Mason olur.
Sabataycılara da kimse karışmaz. Bu cemaate mensup birisi radikal Sabataycı ise bu onun bileceği bir iştir. Türk ve Müslüman isminden başka bir de Yahudi ismi vardır. Cumartesi günleri, canı isterse İstanbul’daki ve başka yerlerdeki gizli sinagoglara giderek kendine göre ibadet eder. Öyle ya hürriyet var, kim karışabilir ona.
Ateistin ılımlı veya radikal olmasına da karışılmaz.
Lakin iş Müslümana gelince durum değişir. Müslümanın dindar, koyu, tâvizsiz olması kötüdür. Derin birileri ona “Müslüman olmana, Müslümanlığına bir itirazımız yok ama bizim istediğimiz kadar Müslüman olabilirsin, daha ileriye gidemezsin...” derler. Bunu açıkça söylemezler ama yaptıkları, siyasetleri bunu gösteriyor.
Bugün Türkiye’de öyle kurumlar vardır ki, onun mensupları beş vakit namaz kılamazlar. Kılarlarsa, isimleri şüpheliler listesine yazılır ve bir punduna getirilip işten atılır.
Yine öyle memuriyetler vardır ki, oraya tayin edilecek vatandaşın karısının başının açık olması gerekir. En ehliyetlisi ve liyakatlisi o olsa bile, karısı tesettürlüyse tayin edilmez. Çünkü o laik rejim için yakın bir tehdit ve tehlike oluşturur. Kim veriyor bu hükmü? Pembeler Pembeler Pembeler...

 
Siyonist emellere kölelik etme!..


î Başa
Erbakan, Başbakan’ı uyardı: Siyonist emellere kölelik etme!.. - Milli Gazete 

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Osmanlı’nın güçsüzleştirilmesi sonrası Sevr Anlaşması’nın Büyük İsrail için yapıldığını ve aynı senaryonun bugün de işlediğini belirtti. BOP’a eşbaşkanlık yapan Başbakan Erdoğan’ı sert bir dille eleştiren Erbakan, “Büyük İsrail Projesi’ne (BOP) eşbaşkan olmak, Siyon emellerine köle olup hizmet etmektir” dedi.
Erbakan, “Dün var güçleriyle Anadolu’yu İsrail’e vilayet yapacağız diye ülkemize saldıran düşmanları vatanın bağrından söküp atan insanımız o gün vatanını kurtardı, aynı düşman şimdi de kuzu postuna bürünerek eski planlarını uygulatmak istiyor. Milletimiz bugün de aynı duyarlılıkla ülkemizi yanlış yönetimlerden kurtarabilecek hassasiyeti taşımaktadır” dedi.

NEVZAT ÖZPELİTOĞLU / BALIKESİRMilli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Osmanlı’nın güçsüzleştirilmesi sonrası Sevr Anlaşması’nın Büyük İsrail için yapıldığını ve aynı senaryonun bu gün de işlediğini belirtti. BOP’a eşbaşkanlık yapan Başbakan Erdoğan’ı sert bir dille eleştiren Erbakan, “Büyük İsrail Projesi’ne (BOP) eşbaşkan olmak, Siyon emellerine köle olup hizmet etmektir” dedi. Erbakan Altınoluk’taki yaz tatilini yoğun bir ziyaretçi akını arasında geçirmeye devam ediyor. Yurt içinden gelen ziyaretçiler yanı sıra Filistin’den gelen bir heyeti de hafta sonunda kabul ederek bir süre görüşen Erbakan, Filistinlilerin tüm olumsuz şartlara rağmen bir kurtuluş savaşı verdiklerini ve tüm kurtuluş savaşlarının da mutlaka zaferle sonuçlandığına değinerek Türk halkının Filistin halkının yanında olduğunu söyledi.

Kudüs, İslâm şehridir 
Erbakan, konuşmasında Ağustos ayının zaferler ayı olduğuna vurgu yaparak 83 yıl evvel yurdumuzdan kovduğumuz düşmanların bugün kuzu postuna bürünerek kahraman Türk insanı tarafından çöpe atılan Sevr işgal plânını gerçekleştirmeye çalıştıklarını belirtti. Erbakan, “Dün var güçleriyle Anadolu’yu İsrail’e vilayet yapacağız diye ülkemize saldıran düşmanları vatanın bağrından söküp atan insanımız o gün vatanını kurtardı, bugün de aynı duyarlılıkla ülkemizi yanlış yönetimlerden kurtarabilecek hassasiyeti taşımaktadır” dedi. Erbakan devamla, “Bilindiği gibi Birinci Cihan Harbi, İsrail’i kurmak için yapılmıştı. Çünkü Sultan Hamid Cennet Mekân, İsrail’i kurma plânlarını çürütmek için Alman İmparatorluğu ile dostluk kurarak Alman İmparatoru 2. Wilhelm’i Kudüs’te kabul etti. Payitaht İstanbul olmasına rağmen kabulün Kudüs’te yapılmış olması bu toprakların bir İslâm şehri olduğunun tüm dünyaya ilânı açısından önemliydi.” şeklinde konuştu.

Sevr Anlaşması, Büyük İsrail içindir
Erbakan, Osmanlı’nın güçsüzleştirilmesini ve Sevr’e mahkûm edilmesini Büyük İsrail’in kurulması amacıyla yapıldığını belirtti: “Bilahare bu dostluk Avrupa’yı ortasından böldü. Rusya bir tarafta kaldı, İngiltere-Fransa bir tarafta kaldı. Ortada ise Almanya, Osmanlı’nın dostu olarak ortaya çıktı. Bu durum karşısında Almanya, İsrail’in kurulmasına taraftar gözükmeyince, kuruluşa karşı çıkınca onu da yok etmek istediler. İngilizler, Fransızlar, Ruslar birleştiler ve Almanya’yı yok etmek için 1. Cihan Harbi’ni başlattılar. Bu harbin arkasından bildiğiniz gibi Osmanlı’yı da ortadan kaldırmak ana hedef olduğu için hiç yoktan Osmanlı harbe sokuldu. Alman gemilerindeki askerlere Osmanlı askerlerinin kıyafeti giydirildi, ardından Sivastopol bombalattırıldı. Ve Rusya böylece Osmanlı’ya harp ilân etti. Osmanlı 30 cephede çarpışmak mecburiyetinde kaldı. Yemen’den Galiçya’ya kadar 4 yıl süren kanlı savaşlardan sonra Osmanlı doğal olarak bitap düştü ve Sevr böylece önüne konuldu. İşte bu Sevr, Büyük İsrail demektir.

Fecaat ve şeytanla işbirliği
Dedelerimizin yırtıp çöpe attığı Sevr maalesef bu gün çeşitli oyunlarla ve plânlarla Siyonistler ve işbirlikçileri tarafından tekrar dikta edilmek istenmektedir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi î Başa Başbakan Tayyip Bey’i de Büyük Ortadoğu Plânı’nın (BOP) eşbaşkanı yaparak kendilerince taltif ettiler. O da bunun hayır mı, şer mi olduğunu düşünmeye bile gerek duymadan Büyük İsrail Projesi için yapması gerekeni maalesef yapıyor. Bu büyük bir fecaat ve şeytanla işbirliğinden başka nedir ki?”

Önceden Merih veya Mars devleti miydiniz?
î Başa Domuz etinin üretim ve satışının AKP eliyle serbest hale getirilmesini sert bir dille eleştiren Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizdeki Müslüman kitlenin desteğini almış bir AKP Hükümetine ‘Dünya Devleti oluyorsunuz o halde domuz etini de kasaplarda satmalısınız’ diyerek inancımızın müsaade etmediği eti de bu haftadan itibaren sattıracaklar.
î Başa İşte Milli Görüşten ayrılanların feci akıbeti… Dünya Devleti olacaklarmış? O halde Domuz besleyip, domuz satmalılarmış. Ve satıyorlar. Yazık, çok yazık. Domuz etinin kasap reyonlarını doldurması da en az Büyük İsrail Projesi eşbaşkanlığı kadar korkunç ve düşündürücüdür. Bunlar görüldüğü gibi ne yaptıklarının farkında bile değiller. Milli Görüş gömleğini çıkarmanın bedelini bu tür ihanete denk uygulamalarla ödüyorlar. Önce gömlek çıkardılar ve sonra da gidip Siyonist projelere eşbaşkan ve alet oldular. Artık gözleri domuz eti falan görmüyor, dünya devleti de oldular ya… Bunlara milletimiz sormayacak mı? Siz daha evvelden Merih veya Mars devleti miydiniz diye...”

BOP’a eşbaşkanlık Siyon emellerine köle olmaktır
Erbakan, “Büyük İsrail Projesi’ne (BOP) eşbaşkan olmak Siyon emellerine köle olup hizmet etmektir” diye devam ettiği konuşmasında AKP’ye seslenerek, “Arkadaş sen bu milletin güçlenmesini, kendi gücüyle kalkınmasını, insan gibi yaşamasını ve ayrıca bütün mazlumları toplayıp adil bir dünya kurulmasını mı istiyorsun?  Yoksa İsrail’in meydana getirdiği kan gölünde eş başkanlık oyunlarıyla yüzmek ve daha fazla Müslüman kanı dökülmesine yardım etmek mi istiyorsun?” diye sordu. Erbakan sözlerine şöyle devam etti: “Bu soru işbirlikçi ile  Milli Görüşçü olmanın arasındaki farkı ortaya koyması açısından önemlidir. î Başa Bak Milli Görüş gömleğini çıkarmanın faturasını nasıl ödüyorsun? Hidayet de kayboldu, feraset de, dirayet de kayboldu. Duyamıyor, göremiyor ve hissedemiyorsunuz. Bütün bunların sebebi, Milli Görüş gömleğini çıkarıp, işbirlikçi olmanızdır. Bir ömür boyu savunduğunuz değerlerle ters düşmenizdir.”
Milli Görüş Lideri Erbakan açıklamasını, “Bak arkadaş işbirlikçi zihniyete bir defa teslim oldun mu artık iflâh etmezsin. Gidersin Filistin’de Yahudi eliyle dökülen Müslüman kanlarına önce ortak olursun daha sonra da o kan denizinde boğulursun. Büyük İsrail Projesi (BOP) eşbaşkanlığı budur. Biz şu Mübarek 3 aylar hürmetine yine de Rabbimizden niyaz ediyoruz; milletimizi tekrar Milli Görüş etrafında toplasın ve yine insanlığın saadetine öncülük yapmasını sağlasın.” temennisiyle bitirdi.
 
 




î Başa
ORTALIK TOZ DUMAN: ERTUĞRUL ÖZKÖK BÜYÜKANIT’A, EMİN ÇÖLAŞAN GENELKURMAY BAŞKANINA YÜKLENDİ! - haber vitrini 


î Başa Bugünkü Hürriyet Gazetesinde çok ilginç bir durum gözlendi; Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök Batman’daki olayları Filistin’e benzeten Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt’ı sert sözlerle eleştirirken, gazetenin yazarı Emin Çölaşan da Genelkurmay Başkanı’na yüklendi.
01 Eylül 2005 Perşembe 13:22

 

ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN YAZISI:

î Başa Ne Filistin’i paşam

KIZIMIN
doğumunu beklediğimiz için 30 Ağustos davetine katılamadım. Ama geçmişte çok 30 Ağustos gecesi izlemiş bir gazeteci olarak bir tablo beni rahatsız etti.

Böyle gecelerde birinci rol hep Genelkurmay Başkanı’nındır.

Oysa bu defa Kara Kuvvetleri Komutanı, tiyatro deyimiyle ‘rol çaldı’.

Dün görüşünü aldığım insanların çoğu, konuşmanın içeriğinden rahatsızdı.

Bir kere Filistin örneğinin fevkalade yanlış ve talihsiz bir benzetme olduğu konusunda görüşbirliği var.

Ayrıca merak ettiğim bir noktayı araştırdım.

Acaba Orgeneral Büyükanıt, bu görüşlerini Milli Güvenlik Kurulu’nda dile getirmiş miydi?

Benim aldığım bilgiye göre hayır.

Orada dile getirilmeyen görüşlerin, tabiri caizse ‘tribünlere söylenmesinin’ gerekçesini anlamış değilim.

Orgeneral Büyükanıt, hepimizin çok sevdiği ve takdir ettiği bir komutandır.

Onun da, Orgeneral Özkök’ün başlattığı modern ve demokratik geleneği sürdüreceğine eminim.

EMİN ÇÖLAŞAN'IN YAZISI:


î Başa Milletin sofrası... Milletin resepsiyonu

  
 
 

GÜNLERDEN bir gün Atatürk’ün sofrasında ülke sorunları tartışılıyor. Ortam kalabalık. Milli eğitim konularıyla çok yakından ilgilenen Dr. Reşit Galip de sofrada.

Reşit Galip, eğitimdeki uygulamaları ve Milli Eğitim Bakanı Esat Bey’i sert bir biçimde eleştiriyor. Atatürk kızıyor:

‘Esat Bey benim hocamdır ve kendisi burada yok. Onun hakkında bu sözleri söyleyemezsin.’

Tartışma büyüyor. Atatürk, Reşit Galip’ten sofrayı terk etmesini istiyor.

Reşit Galip kabul etmiyor ve yerinden kalkmıyor. Sözü şu:

‘Burası sizin değil, milletin sofrasıdır... Ve Cumhuriyet döneminde eleştiri yapmak serbesttir.’

Bunun üzerine Atatürk sofradan kalkıyor. Herkes şaşkın. Hemen ardından yaverler haber getiriyor:

‘Lütfen herkes kalsın. Gazi Hazretleri sofranın kendileri varmış gibi devamını arzu buyurdular.’

Aradan bir süre geçiyor. Günün birinde Atatürk, sofrayı terk etmeye çağırdığı Reşit Galip’i Milli Eğitim Bakanı yapıyor. Kendisine o konuyu anımsatanlara da ‘Çok akıllı bir genç, eğitimi düzeltir’ diyor.

Anlattığım gerçek bir olaydır ve pek çok kitapta yer alır. Bu olayda aklımda kalan en kilit cümle şudur:

‘Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.’

***

30 Ağustos akşamı Ankara’da Genelkurmay’ın resepsiyonu var. Özellikle Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt, gazetecilerin karşısında mertçe, aslanlar gibi konuşuyor, PKK terörünün iç ve dış boyutlarını irdeleyip başımızdaki çok ciddi tehlikelere dikkat çekiyor.

Terör örgütüne katkıda bulunan Danimarka gibi bazı ülkeleri isim vererek eleştiriyor.

Bu tür bir araya gelmeler, özellikle 30 Ağustos resepsiyonu, komuta kademesi için iyi bir fırsattır. Gazeteciler onların çevresini kuşatır, sorular sorar ve yanıtlar gelir.

Askerin mesajları kamuoyuna bir sohbet havası içerisinde verilmiş olur.

Aynı resepsiyonda bazı gazeteciler, Genelkurmay Başkanı’na da sorular yöneltiyor. Başkan fazla bir şey söylemiyor. Akıllarda kalan cümleleri şu:

‘Birileri bizimle hükümetin arasını bozmak istiyor. Ben hükümetten son derece memnunum!’

Geçenlerde söylediği bir laf vardı. ‘Terörle mücadeleyi kısıtlı imkánlarla sürdürüyoruz’ demişti. Bu arada o sözünü de ‘düzeltmek istediğini’ belirterek şöyle diyor:

‘Ben imkánlarımız kısıtlı da olsa terörle mücadele ediyoruz demek istedim. Bu sanki hükümete karşıymış gibi değerlendirilmek istendi!’

Anlaşılıyor ki Genelkurmay Başkanı tarafından káğıttan okunan o sözler de yanlış anlaşılmış! Zaten Türkiye olarak başımıza neler geliyorsa, bu ‘yanlış anlaşılmalardan’ geliyor!

***

Sevgili okuyucularım, şimdi size konunun bir başka -ve benim açımdan ilginç- boyutunu aktarayım. Günün birinde Emin Çölaşan’ın İslamcı basınla, tesettürlü Başbakan ve bakan eşleri ile aynı kefeye konulacağını, Genelkurmay’da gazeteciler için düzenlenen toplantılara, brifinglere, çağrılmayacağını, hem de bunun Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılacağını aklımın ucundan geçirmezdim.

30 Ağustos resepsiyonuna da çağrılı değildim.

Öteki çağrılı olmayanlar, İslamcı basın ve tesettürlü eşler idi.

Niçin çağrılmamıştım?.. Çünkü çeşitli zamanlarda Hilmi Özkök’ü eleştiren yazılar yazmıştım!

Şimdi çok net görüyorum ki, davet sahibi Genelkurmay Başkanı bu gibi konularda eleştiriye tümüyle kapalıdır. Dahası, olmaması gereken bir biçimde duygusal davranmaktadır.

Dün Dr. Reşit Galip’in, hem de Atatürk gibi bir dev adama söylediği sözü anımsadım:
‘Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.’

Hilmi Özkök
’ü görme olanağım olsaydı kendisine şöyle derdim:
‘Paşa, orası sizin değil, milletin 30 Ağustos resepsiyonudur.’

***

Yine 30 Ağustos gecesi. Aynı saatlerde Recep Tayyip Erdoğan televizyonlarda ‘Ulusa Sesleniş’ programında konuşuyor. Yazılı bir metni okuyor. Bir zafer bayramı gecesi!

Böyle önemli bir ulusal bayram gününde sadece hükümet propagandası yapıyor, Türkiye’yi ‘cennete’ çevirdiklerini iddia ediyor!

Konuşurken arkasında bir Türk bayrağı, Atatürk resmi, ya da zafer gününü anımsatacak bir tek simge, belirti yok! Konuşmasında bu konulara bir tek sözcükle olsun değinemiyor. Milyonlarca insanımız gibi ben de kendisinin bu ‘unutkanlığını’ hayretle, dehşetle, ibretle izliyorum.

Şu ortamda tek tesellim, Genelkurmay Başkanı ile hükümetin arasının böyle iyi olması. Yoksa hapı yutmuş olurduk!

***

(Emin Çölaşan’ın notu: Genelkurmay Başkanlığı dün bu yazının yazılmasından sonra bir açıklama yaptı ve Genelkurmay Başkanı’nın hükümetle aralarının çok iyi olduğuna ilişkin olarak dün gazetelerde yer alan sözleri söylemediğini bildirdi.Takdir sizindir!)

 


î Başa
İnternet devi Google’dan Microsoft’a düello çağrısı - 1 Eylül 2005 - Hürrriyetim
 
 

The Guardian Gazetesi henüz 7 yaşında olan Google’ın halka açılarak elde ettiği 4 milyar dolarlık geliri, Microsoft’a karşı kullanmaya hazırlandığını iddia etti.

İnternet arama motoru Google, yazılım devi Microsoft’a savaş açtı. The Guardian Gazetesi, henüz 7 yaşında olan Google’ın halka açılarak elde ettiği 4 milyar dolarlık geliri, Microsoft’a karşı kullanmaya hazırlandığını yazdı.

İNGİLİZ The Guardian gazetesi, Google ile Microsoft arasında giderek farklı alanlara yayılan rekabetten, evlerde iletişim ve eğlenceyi birleştiren teknolojilere hakim olan tarafın galip çıkacağını iddia etti. Google’ın gelişimini konu alan ve ‘7 yaşındaki şirket çok çabuk ve çok mu fazla büyüdü?’ başlıklı bir inceleme yayımlayan gazete, iki şirketi birbiriyle karşılaştırdı.

SAVAŞ İLANI:

The Guardian, henüz 7 yıl önce iki üniversiteli genç tarafından kurulan Google’ın git gide Microsoft’un iş sahalarına göz dikmesinin, rakibini düelloya davet etmesi anlamına geldiğini yazdı. Dünyanın teknoloji merkezi Silikon Vadisi’nde, Google’ın geçtiğimiz aylarda halka açılan hisselerden elde edilen 4 milyar dolar geliri Microsoft’a savaş açmak için kullanacağı yönünde dedikodular dolaştığını kaydeden gazete, şirketin son olarak duyurduğu ‘Google Talk’ ve ‘Google Desktop Search’ gibi teknolojilerin rekabeti biraz daha kızıştırdığını belirtti.

BİZE BENZİYORLAR:

Google’ın, ‘Google Talk’ adı verilen yeni hizmeti sayesinde, elektronik posta hesabı olan kullanıcıların bilgisayar, mikrofon ve hoparlörler yardımı ile sohbet edebilmesini sağladığına ve Web’in yanı sıra sabit disklerde de arama yapılmasına oyanak veren masaüstü programının deneme sürümü ‘Google Desktop Search’ ile de Microsoft’un esas sahası olan masaüstüne iyice giriş yaptığına vurgu yapan The Guardian, Microsoft patronu Bill Gates’in, ‘Rekabet ettiğimiz şirketler arasında bize en çok benzeyen Google’ yorumuna yer verdi.

İLETİŞİM VE EĞLENCE:

Haberde görüşlerine başvurulan ve medya alanında stratejik danışmanlık yapan Jerome Buvat ise, buradaki savaşın anahtar noktasının ‘evlerde’ üstünlük sağlamak olacağına dikkat çekti. İnternet, telefon ve video sistemlerinin entegre olarak evdeki kullanıcılara sunulduğu bir ortamda bulunduğumuzu dile getiren Buvat, iletişim ve eğlenceyi birarada sunan teknolojilerde üstünlük sağlayan şirketin bu rekabetten galip çıkacağını söyledi. Haberde buna paralel olarak, The News Corp patronu Rupert Murdoch’un son dönemde internet teknolojilerine yatırım yaptığı, ayrıca Yahoo’nun da Terry Semel önderliğinde bu alanda geliştiği hatırlatıldı.

REKLAM KAVGASI:

Yazıda ayrıca, yazılı basın ve televizyon reklamlarına göre çok daha hızlı gelişen online reklamcılığın da sektördeki rekabette belirleyici rol oynayacağı ifade edildi. Geçen yıl dünya çapında 15 milyar dolarlık hacme ulaşan online reklamcılık pastasından aslan payını da, 3.2 milyar dolarla Google’ın aldığına işaret edildi.  


 
    Yorum Sayısı: 3 / 3 Yorumlarınızı Yazınız      
 
   Ozgur Zeren 31.08.2005 - 15:22  
  Harbiden baymisti artik. Rekabet olmayan sektorde kullanici ezilir.  
   Mahmut Yılmaz 31.08.2005 - 15:11  
  Bence gelen gideni aratır. Şu anda ihtiyacımız olan rekabet ve kendi yazılımımız. TÜBİTAK bir şeyler yapıyor ancak yeterli değil. e-devlet için Almanya Microsoft haricinde bir yazılım geliştirdi. Biz direk Bill Gates ın kucağına kendimizi attık. Daha çok çalışmamız lazım.  
   Levent Çimen 31.08.2005 - 10:15  
  Helal olsun Google'a. Fazladan 4 milyar dolarim olsa ben de Microsoft'a karsi harcardim. Microsoft'un sonu yakindir, 5-6 yili icerisinde tarih olacaklar. Kimse Windows kullanmayacak. İşte o zaman insanlık geleceğe daha hızlı ilerleme imkanı bulacaktır.  
 
 


î Başa
ABD'nin Ankara Büyükelçisi İHA’da ! - 1 Eylül 2005 - haber3.com 
>î Başa ABD'nin Ankara Büyükelçisi Marc Grossman, rekor bir ücretle İHA'ya geçti
î Başa Türkiye siyaset tarihinin en karmaşık dönemlerinden birinde ABD'nin Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunan Marc Grossman Enver Ören'in sahibi olduğu İhlas Grubu'na danışman oldu. Edinilen bilgiye göre, TGRT'nin de Atlantic Records'un sahibi Ahmet Ertegün'e satılması için devreye giren de Türkiye'yi yakından tanıyan Grossman. İhlas Finans'ın Şubat 2001'de faaliyet izninin kaldırılmasından sonra sıkıntılı bir süreç yaşayan Grup krizin yaralarını sardıktan sonra önemli bir transfere imza atıyor. 28 Şubat'ta ABD'nin Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunan Grossman'ı danışman olarak getiriyor. Resmi açıklamanın önümüzdeki günlerde yapılacağı öğrenilirken Grossman'ın geliş amacının Grup şirketleriyle ilgilenen ABD'li sermaye grupları ile bağlantının kurulması olacağı belirtiliyor. Bu konuda ilk adımın da TGRT ile atıldığı öğrenilirken sırada diğer grup şirketleri olduğu konuşuluyor. Hatırlanacağı üzere ağustos ayı başında ABD'de Atlantic Records'un sahibi Ahmet Ertegün'ün satın almak için görüşmelerin sürdüğü belirtilmiş ancak asıl talibin Musevi lobisinin önemli isimlerinden olan ve 1994'ten sonra medya sektörüne de giren kozmetik devlerinden Estee Lauder'in oğlu Ronald Lauder olduğu ortaya çıkmıştı. Bu bağlantının da Grossman kanalıyla sağlandığı belirtiliyor.

Türkiye'yi Tanıyor
Öte yandan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na yapılan açıklamaya göre, Gruba dahil şirketlerden İhlas Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı'nda da ABD'li yatırım bankası The Prescott Group'la görüşmeler sürüyor. Refahyol iktidarı döneminde 28 Şubat sürecine ABD Ankara Büyükelçisi olarak tanık olan Grossman Türkiye'deki siyasetçileri, sivil-askeri bürokrasiyi, iş dünyasını ve sivil toplumu yakından tanıyor. ABD'nin en parlak diplomatları arasında gösterilen Grossman 29 yıllık diplomasi kariyerini bu yıl emekli olarak noktalamıştı. Bill Clinton'un ABD Başkanlığı zamanında ABD Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan Grossman 1994-1997 arasında Ankara Büyükelçisi olarak sürdürdü. 2001-2005 yılları arasında ise ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görev yaptı. ABD Dışişleri'nin üç numarası iken emekliye ayrılan Grossman'ın adı son olarak tezkere pazarlığında geçmişti. Tezkere pazarlığını yönlendiren kişi olan Grossman'ın emekli olduktan sonra başkanlığını eski ABD savunma bakanlarından William Cohen'ın yaptığı "The Cohen Group" adlı danışmanlık şirketinin başkan yardımcısı olmuştu.
1 Eylül 2005 - 10:40    30
 


î Başa
ORTADOĞU'NUN GÜCÜNE GÜÇ KATACAK, KEHANETTEKİ TÜRK LİDER - Haber Türk - 29 Ağustos 2005 
Nostradamus'un 'Türk lider' sırrı
Fransız kâhin, Ortadoğu'nun gücüne güç katacak Türk'ü işte bu dörtlükte tanımlıyor.

Nimes de Gardon nehrinde büyük taşkın
Deucalion döndü sanılacak
Çok kimse arenaya kaçacak
Kutsal mezarda sönmüş ateş yeniden yakılacak




Nostradamus uzmanı Alman Manfred Dimde'ye göre 2006'da Arap dünyasının kaderini değiştirecek bir olay yaşanacak. Bir Türk lider ortaya çıkacak ve Arap dünyası kendine olan özgüvenini tekrar kazanacak. Bu dönemde Araplar gizli silahlanmaya gidecek... Nostradamus uzmanı Alman Manfred Dimde'ye göre 2006'da Arap dünyasının kaderini değiştirecek bir olay yaşanacak. Bir Türk lider ortaya çıkacak ve Arap dünyası kendine olan özgüvenini tekrar kazanacak. Bu dönemde Araplar gizli silahlanmaya gidecek...

Güneş Doğu'dan yükselecek ama...

Nostradamus'un 2006 kehanetine göre; Ortadoğu'dan çıkacak bir lider bölgenin kaderini değiştirecek. Dörtlüklerdeki işaretler Türkiye ve Fas'ı gösteriyor. Bir başka kehanette dünyayı bin yıl etkisi altına alacak süper bir silahtan söz ediliyor. Adres, bugünlerde ortak askeri tatbikat yapan Rusya ve Çin.

2006 yılının şifreleri çözüldü
Dünyamızı 2006'da neler bekliyor? Türkiye, Müslüman dünyasının yeni lideri mi olacak? Çin veya Rusya, dünyanın kaderini değiştirecek yeni bir silah geliştirecek. İtalya ve Fransa arasında savaş çıkacak mı? 2006'da ortaya çıkacak yeni bir ideolojik akım insanları mıknatıs gibi çekecek. Dünyadaki tüm petrol kuyuları kuruyacak Ünlü kâhin Nostradamus'un kehanetlerindeki şifreyi inceleyen Alman uzman Manfred Dimde, bütün bu sorulara Almanya'da yeni yayımlanan kitabı Nostradamus 2006'da cevap veriyor. 500 yıl önce yaptığı kehanetlerin yüzlercesinin gerçekleştiği öne sürülen Nostradamus'un 2006 seyrine hoş geldiniz...

Kâhinin 2000 yılından sonraki öngörülerini yorumlayan Almanya'nın en ünlü Michel Nostradamus uzmanlarından Manfred Dimde, Almanya'da yeni yayımlanan kitabı Nostradamus 2006'da kahinin önümüzdeki yıl için yazdıklarını yorumlayarak dünyamızı nelerin beklediğini yazıyor. Kahinin her şeyden önce bir astrolog olduğunu söyleyen Dimde'nin en büyük özelliklerinden biri de Nostradamus'un dörtlüklerini
alışagelmişin dışında değişik tekniklerle çözüp yorumluyor olması. Bu özelliğe sahip olan şifre çözücü Dimde, kahinin 2006 yılı ipuçları için daha çok Yüzyıllar eserinin onuncu cildinin 6'ncı dörtlüğüne işaret ederek, dörtlüğü çeşitli yönlerden ele alıyor. Ünlü kahin Nostradamus 2006 için neler öngördü? Önümüzdeki yıl bizleri, dünyayı ve Türkiye'yi neler bekliyor? İşte ünlü şifre çözücü Dimde'ye göre kahinin Yüzyıllar kitabının onuncu cildinin 6'ncı dörtlüğü

BİR DEVRİM OLACAK
Nimes de Gardon nehrinde büyük taşkın Deucalion döndü sanılacak Çok kimse arenaya kaçacak. Kutsal mezarda sönmüş ateş yeniden yakılacak.
Dimde, bu dörtlük hakkında farklı yorumlarda bulunuyor:
1) Ortadoğu'da, çok önemli gelişmeler olacak. Arap dünyasının kaderini değiştirecek bir devrim olacak. Bölgede yaşanılacak bir zafer veya ortaya çıkacak yeni bir liderle Arap dünyası kendine olan özgüvenini ve gücünü tekrar kazanacak. Dimde'nin bu yorumlarından yola çıkan bazı
uzmanlar ise günümüz siyasi gelişmelerini göz önüne alarak bu bölgenin Türkiye veya Fas olabileceğini söylüyor.

2) 2006'da süper bir silah icat edilecek. İnsanoğlu bu yeni icattan 1000 yıl boyunca etkilenecek. Nostradamus'un "Doğu"dan gelecek dediği bu yeni silah Çin veya Rusya tarafından geliştirilip kullanılacak. (Yazar burada sönmüş ateş yeniden canlanacak öngörüsünü Japonya'ya atılan atom bombası olarak yorumluyor. Doğu kavramına buradan varıyor. Geçtiğimiz hafta Çin ve Rusya'nın tarihlerinde ilk defa ortak askeri tatbikat yapması 2006 yaklaşırken bu yorumları daha da ilginç kılıyor)

AVRUPA KRİZİ
3) 2006'nın en büyük problemlerinden biri petrol olacak. Dünyada bir enerji krizi baş gösterecek. Petrol kuyuları kurumaya başlayacak. Dimde, kendi yorumlarından yola çıkarak bunun en büyük sebeplerinden birinin petrolle beslenen bakteriler olabileceğini söylüyor.

4) Kahine göre 2006'da İtalya ve Fransa arasında savaşla sonuçlanabilecek çok büyük bir kriz
yaşanacak. Bu krize İtalya'nın bir çevre felaketine yol açabilecek yeni bir projesi sebep olacak. Fransa bu projeye şiddetle karşı çıkacak. Nostradamus kadar astrolojik verilere önem veren ve eski astroloji teknikleri kullanarak analizler yapan Manfred Dimde, ünlü kahinin Yüzyıllar eserindeki dörtlükleri kendi teknikleriyle yorumlayarak, Nostradamus'un 2006'da İslam Dünyası ve Ortadoğu hakkındaki kehanetlerini açıklıyor:

ARAPLAR YÜKSELİYOR
Arap dünyasında savaş hazırlıkları olacak. Arap ülkeleri bu dönemde gizli bir şekilde silahlanmaya başlayacak. Uzun bir dönemden beri dünya politikasına yön veremeyen Arap ülkeleri eski gücünü kazanmanın bir yolunu bulacak. Bölgede yaşanacak bir gelişme, zafer veya bölgede ortaya çıkacak yeni bir liderle Müslüman dünyasının kendine olan özgüveni artacak. Filistin'de yeni bir yasa veya anlaşma geçerli olacak. Bu, yeni devlet arazisindeki yeni yapılanmayla ilgili olacak. Ancak Nostradamus'a göre bölgedeki bu yeni düzen Yahudiler için hayal kırıklığıyla sonuçlanacak.

500 yıldır dünyanın gündeminde

Ünlü Fransız kahin Nostradamus yüzyıllardır insanoğlunun ilgisini çekmeyi sürdürüyor. Geleceğe yönelik yazdığı dörtlüklerin şifresi çözüldükçe, o günlerde yapılan kehanetlerin bugünlerdeki izdüşümleriyle karşılaştırılıyor.

* 14 Aralık 1503'te Fransa'da doğdu.

* Yahudi kökenli ailesi İtalya'dan göç etmişti.

* Ailesi, engizisyonun yoğun baskıları karşısında Katolikliği kabul etti.

* Nostradamus'un olağanüstü yetenekleri daha küçük yaşta ortaya çıktı.

* Dedelerinden tıp, astroloji, astronomi gibi çeşitli bilgiler aldı. Avignon'da felsefe, Yunanca, Latince, İbranice eğitimi gördü.

* Montpellier Üniversitesi'nde Tıp eğitimine başladı.

* Dönemin en büyük hastalığı veba salgınına karşı mücadelesiyle "harika doktor" olarak adını duyurdu.

* Karısını ve iki çocuğunu veba salgınında kaybedince gezici doktorluğa başladı. Salon de Provence'a yerleşip yeniden evlendi.

* 6 çocuğu oldu.

* 1550 yılında almanaklar ve teşhislerini yayımlamaya başladı.

* 1555'te kehanetlerini ilk kez "Centruies-Yüzyıllar" ismi altında yayımladı.

* 1559'da Kral II. Henri ile ilgili kehanetleri doğrulanınca ünlendi.

* Sarayın doktoru ve astroloğu oldu.

* 2 Temmuz 1566'da öldü.

SABAH

 
Bir bu eksikti


î Başa
Dünya vatandaşlığı vergisi

Bir bu eksikti

î Başa Deşifre olan masonik örgütlenmelerden Bilderberglerin geçtiğimiz Mayıs ayında Almanya’da yaptığı toplantıda, BM’nin bütün dünya insanlarından doğrudan vergi alması teklifinin gündeme geldiği bildirildi. Bu şok edici teklife göre, ilk defa hükümetlerin ve ülkelerin inisiyatifi dışında bir örgütlenme insanlardan para toplayacak. Söz konusu vergi petrolün kuyu çıkış fiyatına eklenecek küçük bir miktar olacak ve bundan kimsenin haberi de olmayacak. Irak ve Afganistan işgaliyle birlikte mali kaynakları kuruyan ABD ve İngiltere’nin yanı sıra BM’nin yeni çıkar yolu olarak bunu gördüğü tahmin ediliyor.

EBUBEKİR GÜLÜM / ANKARA
Deşifre olan masonik örgütlenmelerden Bilderberglerin geçtiğimiz Mayıs ayında Almanya’da yaptığı toplantıda, BM’nin bütün dünya insanlarından doğrudan vergi alması teklifinin gündeme geldiği bildirildi. Bu şok edici teklife göre, ilk defa hükümetlerin ve ülkelerin inisiyatifi dışında bir örgütlenme insanlardan para toplayacak. Söz konusu vergi petrolün kuyu çıkış fiyatına eklenecek küçük bir miktar olacak ve bundan kimsenin haberi de olmayacak. Irak ve Afganistan işgaliyle birlikte mali kaynakları kuruyan ABD ve İngiltere’nin yanı sıra BM’nin yeni çıkar yolu olarak bunu gördüğü tahmin ediliyor.
î Başa Masonik örgütlenmelerden olan ünlü Bilderberglerin 2005 toplantısı 5-8 Mayıs tarihleri arasında Almanya’nın Rottach-Egern kasabasında yapılmıştı. Toplantıya katılanlara ve otelin çalışanlarına yaptırılan gizlilik yemini nedeniyle her zaman olduğu gibi 3 gün boyunca neyin konuşulduğu perde arkasında kalmıştı. Toplantıya Türkiye’den Devlet Bakanı Ali Babacan, Koç Holding’den Mustafa Koç, Gazeteci-Yazar Cüneyt Ülsever, Global İnvestment’ten İmregül Gencer katılmıştı.

Yaklaşık 120 davetlinin olduğu toplantıya, ABD eski Başkanı Bill-Hillary Clinton, Richard Holbrooke, Javier Solana, David Rockefeller, Yorgo Papandreu, ‘Karanlıklar Prensi’ lâkaplı Richard Perle ve Clinton’un danışmanı Vernon Jordan... Deutche Bank’tan Josef Ackerman, Nokia’dan Jorma Ollila, DaimlerCrysler’den Jürgen Schrempp, Goldan Sachs International’dan Peter Sutherland, Novartis’ten Daniel Vasella ve Dünya Bankası’nın Paul Wolfowitz öncesi başkanı James Wolfensohn gibi çok sayıda ünlü isim katıldı.
Bilderberg toplantısında konuşulan konular yavaş yavaş basına sızmaya başladı. Daniel Estulin adlı ödüllü bir gazeteci toplantıyla ilgili bilgileri yabancı bir sitede kaleme aldı. Verilen bilgiye göre, toplantıda Dünya Vergi Sistemi, Hükümet Dışı Organizasyonlar (NGO), İngiltere Seçimleri, Endonezya-Malezya Gerilimi, Çin, Fransa’daki AB Anayasası Referandumu, Yeni Muhafazakar Programlar ele alındı.

Bilderbergciler yeniden anlaştı
Sızan bilgilere göre, Avrupalı, İngiliz ve Amerikalı Bilderbergler arasında Irak işgalinin neden olduğu ve 3 yıldır devam eden açık düşmanlıklar ve yüksek tansiyondan sonra aralarındaki uyum geri döndü. Ve Bilderbergciler BM’nin küresel sorun ve anlaşmazlıkları düzenlemesi konusundaki uzun vadeli hedeflerinde anlaştılar. Avrupalı Bilderbergciler 1991’de Baba Bush’un Irak işgaline destek tazelediler ve “Amerika’nın Vietnam Sendromu”nun sonu olarak değerlendirdiler. Eski başkan Clinton’ın Yugoslavya işgalinde NATO’yu devreye sokmuş olmasını da ayrıca desteklediler.

Dünya vergisi tartışıldı
Son Bilderberg toplantısında en çok tartışılan konu ise BM’nin tüm dünya insanlarından doğrudan vergi alması teklifi oldu. Irak ve Afganistan işgali ABD ve İngiltere ile birlikte BM’ye akan maddi kaynakların azalması üzerine BM’nin ülke hükümetlerini aşarak yeni bir vergi alması tartışıldı. Bunun için de hükümetlerin yaptığı gibi en kolay yöntem olarak petrol gösterildi. Petrol kuyu çıkış fiyatlarına eklenecek küçük bir miktar vergi ile sorun çözülecek. Ve bundan kimsenin haberi dahi olmayacak.
Yıllar önce Spotlight Dergisi Yazarı Jim Tucker, “BM’nin dünya insanlarını doğrudan vergilendireceği bir sistem kurma prensibi Bilderberg’ler için çok önemlidir. Bu Dünya Hükümeti yolunda atılacak dev bir adımdır” diye yazmıştı. Bu tez masonik örgütlemenin adım adım planını gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor. Kamuoyunda fazlaca gündeme gelmeyen bu konunun teklif edilip tartışılması bilderbergcilerde büyük heyecan uyandırdı. Bilderbergciler, ülkeler arasında vergi uyumu da istiyor.

Hükümet üstü kuruluşlar için düğmeye basıldı
Bilderberg’ler, halkların seçtiği siyasi irade ve hükümetlerin üzerinde etkin sivil toplum kuruluşlarının da oluşturulmasını da görüştü. Buna göre, seçilmemiş, kendi kendini görevlendirmiş, çevreci aktivistlere, ilk kez, atmosfer, uzay ve okyanusları kontrol eden hükümetler üzerinde hükümet yetkisi verilmesini tartıştılar. Sivil toplumu küresel yönetimde rol almaya davet eden bu girişim demokrasinin genişlemesi olarak tanımlandı.
Bilderberg içindeki kaynaklara göre, gelecekte NGO’ların (Hükümet Dışı Organizasyonlar) statüsü daha da yükseltilecek. NGO faaliyetleri yerel seviyede kışkırtma, ulusal seviyede lobi faaliyetleri, BM organizasyonları yoluyla küresel vergilendirmeyi haklı gösterecek çalışmalar yapmayı da içerecek.
Küresel hükümet programını ilerletme stratejisi özellikle ülkeler içindeki politik baskı veya popülist hareket üreterek yeni küresel ahlaka uymayan birey ve organizasyonları gözden düşürmek. Kaynağa göre nihayi hedef demokrasiyi baskı altına alıp sindirmek.
 


î Başa
Gül’ün ayıbı - Milli Gazete 
Abdülkadir Özkan
29.08.2005
KKTC eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş Eskişehir’de yaptığı bir konuşmada, “Türkiye’yi AB’ye almazlar” demiş. Demiş ama Dışişleri Bakanı Gül’ü bu sözler çileden çıkarmış, kendinden geçirmiş... Biz de Sayın Denktaş ile aynı kanaati paylaşıyoruz. AB kanadından gelen açıklamalara bakıyoruz, sonu gelmez isteklerini izliyoruz ve Sayın Denktaş ile aynı kanaatte birleşiyoruz: “Türkiye’yi AB’ye almazlar”...
Almazlar da ne yaparlar?
Onun da sinyallerini veriyor AB çevrelerinden gelen açıklamalar:
“Türkiye’yi üyeliğe almayalım ama, özel bir satatü verelim..” Bir başka ifade ile isteniyor ki, Türkiye AB’ye alınmasın ama kapısından da uzaklaşmasın. “Özel statü” ya da “İmtiyazlı ortaklık” gibi bir sıfatla kapımızda tutalım...
Sayın Denktaş Türkiye’nin AB’ye alınmayacağını söylerken kanaatini dile getirmiş. Dile getirilen görüş adı üzerinde kanaattır. Bu kanaat doğru da çıkabilir yanlış da. Kaldı ki, bu ülkede herkesin Sayın Gül gibi düşünmesi de gerekmez. Eğer Sayın Gül, Sayın Denktaş’ı bu ülkenin insanı değil de bir yabancı olarak görüyor ve onun için,î Başa “ABişini konuşmak Denktaş’a düşmez. Bu bizim politikamız” diyorsa, o zaman biz de kendisine deriz ki; ABDBaşkanı Bush, hatta Bush’un Kabine üyeleri, hatta hatta danışmanlarının bile Türkiye’nin AB üyeliği konusunda görüş açıklamaya ve ahkam kesmeye hakları varsa, Sayın Denktaş’ın çok daha fazla buna hakkı vardır.
Yanlış mı düşünüyoruz?
î Başa Bize göre Abdullah Gül, “ABişini konuşmak Denktaş’a düşmez. Bu bizim politikamız” derken çok büyük ayıp etmiştir. Aslında ayıbın da ötesine geçmiştir ama daha başka bir kelime kullanmayı kendime yakıştıramıyorum.
Niçin ayıp etmiştir noktasına gelince:
Bir defa Denktaş ömrünü Kıbrıs Türklerine hasretmiş, bir ömrü Kıbrıs Türkünün hayatta kalması mücalesine harcamıştır. Sayın Gül belki daha çocuk yaşlarda iken Sayın Denktaş Kıbrıs’ta başlatılan milli mücadele hareketinin içinde yer almıştır. O rahat yatağında uzanıp uzun yıllar yatamamıştır. Çünkü, Rum teröristlerin ölüm listesinde yer almıştır.
Bugün Denktaş KKTCCumhurbaşkanlığından ayrılmış, ayrılmak zorunda kalmış olabilir ama, bu durum onun geçmişteki hizmetlerini görmezden gelmeye ya da unutmaya gerekçe olamaz. Böyle bir tavır en hafif ifadesiyle vefasızlıktır. İnsanlarla işiniz bittiğinde bir kenara itivermek, onları terketmek anlamına gelir. Bu sıfat Sayın Gül’e ne ölçüde yakışır ya da yakışmaz bilmiyorum. Bunun değerlendirmesini okuyucularıma bırakıyorum. Ancak unutmamak gerekir ki, Sayın Denktaş ömrünü sadece Kıbrıs Türklüğünün bağımsızlık davasına adamış değil Türkiye’nin Kıbrıs politikalarının tahakkukuna da önemli katkıda bulunmuştur. Bunu bir çıkar uğruna yaptığını söylemek de doğru olmaz. Eğer Sayın Denktaş isteseydi hiçbir sıkıntıya katlanmadan İngiltere’ye geçer rahat bir ömür sürebilirdi. Bunu yapmak yerine kendisini Kıbrıs Türklüğüne adamış, çileli ve tehlikeli yolu seçmiştir.
Bugün Sayın Gül ve AKP iktidarının Kıbrıs’ta bir başka yolu tercih etmiş olmaları o davaya ömrünü vermiş olanlara saygısızlık etmeye hakları olduğu anlamına gelmez.
Gerçekten Sayın Gül gazetelere de intikal eden “ABişini konuşmak Denktaş’a düşmez” sözünü etmiş ise en azından sürç-ü lisan ettiğini belirtip özür dilemelidir. Hem de sadece Sayın Denktaş’tan değil. Ve hangi makama gelinmiş olursa olunsun o makamların tümünün geçici olduğunu Sayın Gül’e bilmem hatırlatmaya gerek var mı?
 




î Başa
HAFTALIK'IN 'BÜYÜK GAZETECİLİK OLAYI'NDAKİ TERSLİKLER!.. Haber Vitrini 


"Dergi muhabirleri, Vahdettin haberini yapmadan önce bu konuda Türkiye’de yapılmış çalışmalara bakmış olsalardı; sanırım bu yanlışa düşmez, haberi de ‘büyük gazetecilik olayı’ diye vermezlerdi..."
27 Ağustos 2005 Cumartesi 04:34

 

ABDULLAH KILIÇ'IN ZAMAN'DAKİ İNCELEMESİ:


Vahdettin’i hain yapamadık bari casus yapalım!


Son Osmanlı padişahı Vahdettin ‘hain miydi değil miydi’ polemiğinden sonra şimdi Sultan’ın casus olup olmadığı tartışılıyor.

Haftalık dergisi, ‘Büyük gazetecilik olayı’ diyerek duyurduğu haberinde, Vahdettin’in “Büyük Taarruz’u bile İngilizlere bildirdiğini” iddia etti.

Vahdettin, “İngiliz casusu mu, değil mi?” konusundan önce, derginin ‘İngiliz arşivinde yıllarca tozlanan ve ilk kez gün ışığına çıktı’ğını yazdığı ‘bu gizli belgelere’ bakmakta yarar var. Çünkü bu belgeler ne ilk kez yayınlanıyor ne de tozlu raflarda saklanıyor. İsteyen her araştırmacının bunlara rahatlıkla ulaşabilmesi mümkün. Tıpkı Prof. Dr. Salahi R. Sonyel gibi. 1975 yılında “Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri”ni doktora tezi yapan Sonyel, Haftalık dergisinin ‘ilk kez yayınlıyoruz’ dediği belgeleri 35 yıl önce İngiliz arşivlerinde bulan ve gün ışığına çıkaran isim. Sonyel’in biri 1986’da (Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I-II, Türk Tarih Kurumu) diğeri de 1995’te (Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu) yayınladığı kitaplarda bu belgeler mevcut. Yine Sonyel, Haftalık’ın açıkladığı ‘gizli belgeleri’ “İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’un Türk Ulusal Akımı’na Karşı Tutumu” adlı makalesinde de yayınlamış. (Belleten sayı: 221, Ankara 1994.) Bu örnekler gösteriyor ki, Vahdettin’in casusluğunu ispat eden belgeleri ‘gün ışığına çıkaran’ Haftalık’ın, Londra’ya kadar gitmesine gerek yoktu; çünkü bu kitaplar şu anda piyasada.

Yine Prof. Dr. Bilal Şimşir’in “İngiliz Belgelerinde Mustafa Kemal Atatürk 1919-1938” adlı kitabında bu belgelerin de içinde olduğu İngiliz istihbaratına dayalı birçok materyal kullanılmış. Dergi muhabirleri, Vahdettin haberini yapmadan önce bu konuda Türkiye’de yapılmış çalışmalara bakmış olsalardı; sanırım bu yanlışa düşmez, haberi de ‘büyük gazetecilik olayı’ diye vermezlerdi.

“Vahdettin madem hain değildi, o zaman casus olsun” mantığı ile istihbarat raporlarına dayanılarak yazılan haberde kullanılan belgelerin sağlamlığını, İngilizler bile tartışmış. Ayrıca raporların sahibi İngiliz Yüksek Komiseri Lord Curzon’un Londra’ya yolladığı belgelerde, bu bilgileri Vahdettin’den aldığı yazmıyor; sadece ‘Padişahın yaverinden’ alındığından söz ediliyor. (Sonyel’in adı geçen makalesi, sayfa: 171-172)

Haftalık’ın haberi, en çok Londra’da yaşayan Prof. Dr. Salahi R. Sonyel’i üzmüş. Telefonla görüştüğümüz Sonyel’e, derginin spot cümlelerini okuduğumuzda sadece güldü. Belgeleri ilk kez gün ışığına çıkaran ve Vahdettin ile ilgili ‘resmi tarih’ paraleli görüşleriyle tanınan Sonyel, “Şahsi fikrimi sorarsanız Vahdettin haindir. Bilim adamı olarak aynı şeyleri söyleyemem. Psikolojik harp mantığı içinde kaleme alınmıştır. Senin bugün hain dediğin adam yarın bir belge çıkar vatansever olur. O zaman bilim adamlığın da biter.” diyor.

“Vahdettin’in Büyük Taarruz’u bile İngilizlere bildirdiğini” iddia eden belgelere gelince. Önce Büyük Taarruz’un tarihini verelim: 26 Ağustos 1922. Belgede, ilkbaharda yapılacak bir savaştan söz ediliyor. Başkomutan ile irtibatı olmayan, onun yakalanması için Anadolu’ya emir gönderen Vahdettin’in, yaklaşık 6 ay önce Mustafa Kemal’den başka kimsenin bilmediği Büyük Taarruz tarihini ve planını bilmesi mümkün mü? En yakın arkadaşlarına bile Büyük Taarruz’u 26-27 Temmuz’da, üst düzey komutanlara da 5 Ağustos’ta haber veren Atatürk, nasıl olur da aylar önceden bu savaşı Vahdettin’e bildirir? Vahdettin’in gönderdiği iddia edilen belgeye dayanarak derginin, “Padişahın Büyük Taarruz’u İngilizlere haber verdiği” şeklindeki yorumu gerçekle ne kadar bağdaşıyor?

Tarihçilere göre iddialar palavra

Sultan Vahdettin’in casus olup olmadığı konusunda görüşlerine başvurduğumuz tarihçiler, bunun kesinlikle ihtimal dahilinde görmüyor.

‘Vahdettin hain miydi, değil miydi?’ tartışmalarından sıkıldığını belirten Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Şimdi de ‘Vahdettin’e casus’ denmeye başlandı. İngiliz istihbarat belgesini görmedim, görsem ne olur? Neticede istihbarat bu. Ayrıca bu tartışmaların kimseye bir faydası yok. Türkiye kendi devlet adamını karalamaktan vazgeçmeli.” diyor.

Türkiye’de son Osmanlı hükümeti ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapan Prof. Dr. Metin Ayışığı ise iddiaları ‘palavra’ olarak değerlendiriyor. Haftalık dergisinin ‘ilk kez yayınlanıyor, gün ışığına çıkıyor’ dediği belgeleri gördüğünü, çalışmalarında da kullandığını ifade eden Ayışığı şunları söylüyor: “İstanbul hükümetinin Ankara’ya desteğini Genelkurmay Arşivi ve Cumhuriyet Arşivi’nden bulduğum belgelerle ispat ettim. Bunun artık ötesi yok. Son İstanbul hükümeti, Ankara’ya cephane, mühimmat ve muhaberat yardımı yapıyor. Ama Vahdettin ne İngilizlerin ne de Ankara’nın yanında. Tek zaafı İngiliz yandaşı Damat Ferit’i beş kez iktidara getirmek. Boş palavralara kanmayalım. Bu belgeler güvenilir değil, belgelerin o zamanlar İstanbul ve Ankara’nın arasını açmak isteyen İngilizlerin uydurduğunu sanıyorum.”

Tartışmalı tarihî konular hakkında çalışmalarıyla tanınan Dr. Erhan Afyoncu da İngiliz istihbarat belgelerinin psikolojik amaçlı olarak kullanılmış olacağı üzerinde duruyor. Belgelerin orijinallerinde Padişah Vahdettin’in adı geçmiyor, padişah yaverinden temin edildiği belirtiliyor.” diyen Afyoncu, bu bilgilerin ışığında Vahdettin’e casus demenin hiçbir bilim adamına yakışmayacağını belirtiyor.

Hosted by www.Geocities.ws

1