| ||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Hatırlayınız... PKK'lı milisler, vatanı savunmak için göğsünü kurşunlara siper eden özel timci polisleri, medyadaki yandaşları aracılığı ile özellikle AB'ye, o Roht mot namlı kadınlara jurnallerlerdi... "Bize Bozkurt işareti yapıyorlar.." Polisleri "Bozkurt işareti" yapmakla suçlayan PKK'lı milisler bu durumdan rahatsız olduklarını bas bas bağırırlardı... Efendim şimdi bakın neler oluyor... î Başa Başbakanımızın korumasını yapah polisler "Bozkurt" işaretini görünce, bu işaretin sahibine saldırıyorlarmış!.. "Vay şerefsiz sen ha!.." diye.. Bu geyişme PKK eşkiyasını, Kürtçü faşist ırkçıları nasıl mutlu edecektir, bu yazıya karşı ağızlarından sızan sulardan anlayacaksınız... Demokratik Başbakanımız herkese demokrat ta, bir konuda "TİK" hassasiyeti mevcut!.. Değerli Başbakanımızın iltifatına mazhar olabilmek için geniş yollar vardır, her şey olabilirsiniz... Mesela zamanında devlete kurşun sıkmış olabilir, Türkiye üzerinde emelleri olan yabancı fonlarla haşır neşir, memleket üzerinde bölücü faaliyetlere destek vermekle ün sahibi, Lozan'a karşı ve hatta kendisine Türk kimliği ile ilgili hoş olmayan sözler sarfetmiş ve de bölücü çetenin siyasal organında yöneticilik yapmış olmanız Başbakanımızın iltifatına mazhar olmanızı engellemez.. Hatta Başbakanlığın makam odalarında kafa kafaya verip Türkiyeyi nasıl "demokratikleştireceğinize" çare bile arayabilirsiniz... İlle ve lakin işte o kadar!.. Yani siz, bu memleketin içerisinde geniş bir taban tuttuğuna inandığınız ve olan biten karşısında ya sabır çeke çeke 99 luk tesbih taneleri eskiten bir görüşün sahibi olarak görüş bildirmeğe yeltendiğiniz anda yandığınızın resmidir!.. Değerli Başbakanımızın etrafındaki cemaat tarafından hışırınız çıkarılana kadar dövülebilir ve demokratikleşmeye kendisini adadığını ilan eden Tayyip'in demokratlığının, hoşgörüsünün sınırlarını anlamış olursunuz... Haberi detayı ile hatırlayalım... Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu, ''Bozkurt'' işareti yaptı diye bir vatandaşın Başbakan Erdoğan'ın korumaları tarafından dövülmesini ele alarak, ''Korumalardan vatandaşı kim koruyacak?'' diye sordu. Başbakan Erdoğan önceki gün Ankara'ya gitmek üzere konvoyla birlikte Üsküdar'daki evinden Atatürk Havalimanı'na doğru hareket etmiş. E-5 Karayolu'nun İncirli mevkiinde önde giden araçlardan birinin sürücüsü, konvoya yol vermemiş. Bu da yetmezmiş gibi bir de Başbakan'ın aracına doğru "bozkurt" işareti yapmış! Başbakan'ın korumaları da minibüsü sağa çektirip, direksiyondaki Ayhan Özgür'ü bir güzel dövmüşler... Mağdur Ayhan Özgür'ü dinleyelim.. î Başa "E-5 Karayolu üzerinde Ömür rampasına gelmiştim. Rampayı çıkarken sol şeritten orta şeride geçtim. Tam Başbakan'ın arabasıyla aynı hizaya geldiğimizde kolumu dışarı çıkartarak bozkurt işareti yaptım. Olay bundan kaynaklandı. Başka herhangi bir neden yok. Renault Megane'dan dört koruma indi. Bana vurmaya başladılar. Şoför tarafından bir iki kişi yumrukla kafama, vücuduma vurdular. Ben kafamı korumaya çalıştım. Vücuduma, kafama gözüme nereye gelirse vurdular. Olaydan sonra Bayrampaşa Devlet Hastanesi'ne gittim. Karakoldan yazı getirmem gerektiğini söylediler. Karakola gittim, 'Savcılığa gitmen gerekiyor' dediler. 'Başbakan korumaları beni dövdü' dediğim zaman herkes korktu. Bahçelievler Karakolu 'Şikayetçi olman gerekiyor' dedi. Ben kaburgamda kırık ya da çatlak var mı diye öğrenmek istedim ama yaptıramadım. Röntgenim de çekilmedi.? î Başa Habere göre, minibüsün şöför mahallinden dışarı uzanan kolun "Bozkurt" işareti yapmasını gören polisler "Çek sola şerefsiz" diye aracın ses düzeninden seslenerek dışarı fırlamışlar. Ne diyelim "at sahibine göre kükrer" Tayyip, polislerini AB standartlarına getirdiği için mutlu olsun yeter!.. Vatandaş ta bilsin ki, "Liboş, dönme, ver kurtulcu vs olabilirsiniz ama milli asla!.." | ||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
| |||||||||||||
| |||||||||||||||
î Başa Erbakan, Başbakan’ı uyardı: Siyonist emellere kölelik etme!.. - Milli Gazete Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Osmanlı’nın güçsüzleştirilmesi sonrası Sevr Anlaşması’nın Büyük İsrail için yapıldığını ve aynı senaryonun bugün de işlediğini belirtti. BOP’a eşbaşkanlık yapan Başbakan Erdoğan’ı sert bir dille eleştiren Erbakan, “Büyük İsrail Projesi’ne (BOP) eşbaşkan olmak, Siyon emellerine köle olup hizmet etmektir” dedi. Erbakan, “Dün var güçleriyle Anadolu’yu İsrail’e vilayet yapacağız diye ülkemize saldıran düşmanları vatanın bağrından söküp atan insanımız o gün vatanını kurtardı, aynı düşman şimdi de kuzu postuna bürünerek eski planlarını uygulatmak istiyor. Milletimiz bugün de aynı duyarlılıkla ülkemizi yanlış yönetimlerden kurtarabilecek hassasiyeti taşımaktadır” dedi. NEVZAT ÖZPELİTOĞLU / BALIKESİRMilli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Osmanlı’nın güçsüzleştirilmesi sonrası Sevr Anlaşması’nın Büyük İsrail için yapıldığını ve aynı senaryonun bu gün de işlediğini belirtti. BOP’a eşbaşkanlık yapan Başbakan Erdoğan’ı sert bir dille eleştiren Erbakan, “Büyük İsrail Projesi’ne (BOP) eşbaşkan olmak, Siyon emellerine köle olup hizmet etmektir” dedi. Erbakan Altınoluk’taki yaz tatilini yoğun bir ziyaretçi akını arasında geçirmeye devam ediyor. Yurt içinden gelen ziyaretçiler yanı sıra Filistin’den gelen bir heyeti de hafta sonunda kabul ederek bir süre görüşen Erbakan, Filistinlilerin tüm olumsuz şartlara rağmen bir kurtuluş savaşı verdiklerini ve tüm kurtuluş savaşlarının da mutlaka zaferle sonuçlandığına değinerek Türk halkının Filistin halkının yanında olduğunu söyledi. Kudüs, İslâm şehridir Erbakan, konuşmasında Ağustos ayının zaferler ayı olduğuna vurgu yaparak 83 yıl evvel yurdumuzdan kovduğumuz düşmanların bugün kuzu postuna bürünerek kahraman Türk insanı tarafından çöpe atılan Sevr işgal plânını gerçekleştirmeye çalıştıklarını belirtti. Erbakan, “Dün var güçleriyle Anadolu’yu İsrail’e vilayet yapacağız diye ülkemize saldıran düşmanları vatanın bağrından söküp atan insanımız o gün vatanını kurtardı, bugün de aynı duyarlılıkla ülkemizi yanlış yönetimlerden kurtarabilecek hassasiyeti taşımaktadır” dedi. Erbakan devamla, “Bilindiği gibi Birinci Cihan Harbi, İsrail’i kurmak için yapılmıştı. Çünkü Sultan Hamid Cennet Mekân, İsrail’i kurma plânlarını çürütmek için Alman İmparatorluğu ile dostluk kurarak Alman İmparatoru 2. Wilhelm’i Kudüs’te kabul etti. Payitaht İstanbul olmasına rağmen kabulün Kudüs’te yapılmış olması bu toprakların bir İslâm şehri olduğunun tüm dünyaya ilânı açısından önemliydi.” şeklinde konuştu. Sevr Anlaşması, Büyük İsrail içindir Erbakan, Osmanlı’nın güçsüzleştirilmesini ve Sevr’e mahkûm edilmesini Büyük İsrail’in kurulması amacıyla yapıldığını belirtti: “Bilahare bu dostluk Avrupa’yı ortasından böldü. Rusya bir tarafta kaldı, İngiltere-Fransa bir tarafta kaldı. Ortada ise Almanya, Osmanlı’nın dostu olarak ortaya çıktı. Bu durum karşısında Almanya, İsrail’in kurulmasına taraftar gözükmeyince, kuruluşa karşı çıkınca onu da yok etmek istediler. İngilizler, Fransızlar, Ruslar birleştiler ve Almanya’yı yok etmek için 1. Cihan Harbi’ni başlattılar. Bu harbin arkasından bildiğiniz gibi Osmanlı’yı da ortadan kaldırmak ana hedef olduğu için hiç yoktan Osmanlı harbe sokuldu. Alman gemilerindeki askerlere Osmanlı askerlerinin kıyafeti giydirildi, ardından Sivastopol bombalattırıldı. Ve Rusya böylece Osmanlı’ya harp ilân etti. Osmanlı 30 cephede çarpışmak mecburiyetinde kaldı. Yemen’den Galiçya’ya kadar 4 yıl süren kanlı savaşlardan sonra Osmanlı doğal olarak bitap düştü ve Sevr böylece önüne konuldu. İşte bu Sevr, Büyük İsrail demektir. Fecaat ve şeytanla işbirliği Dedelerimizin yırtıp çöpe attığı Sevr maalesef bu gün çeşitli oyunlarla ve plânlarla Siyonistler ve işbirlikçileri tarafından tekrar dikta edilmek istenmektedir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi î Başa Başbakan Tayyip Bey’i de Büyük Ortadoğu Plânı’nın (BOP) eşbaşkanı yaparak kendilerince taltif ettiler. O da bunun hayır mı, şer mi olduğunu düşünmeye bile gerek duymadan Büyük İsrail Projesi için yapması gerekeni maalesef yapıyor. Bu büyük bir fecaat ve şeytanla işbirliğinden başka nedir ki?” Önceden Merih veya Mars devleti miydiniz? î Başa Domuz etinin üretim ve satışının AKP eliyle serbest hale getirilmesini sert bir dille eleştiren Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizdeki Müslüman kitlenin desteğini almış bir AKP Hükümetine ‘Dünya Devleti oluyorsunuz o halde domuz etini de kasaplarda satmalısınız’ diyerek inancımızın müsaade etmediği eti de bu haftadan itibaren sattıracaklar. î Başa
İşte Milli Görüşten ayrılanların feci akıbeti… Dünya Devleti
olacaklarmış? O halde Domuz besleyip, domuz satmalılarmış. Ve satıyorlar.
Yazık, çok yazık. Domuz etinin kasap reyonlarını doldurması da en az Büyük
İsrail Projesi eşbaşkanlığı kadar korkunç ve düşündürücüdür. Bunlar
görüldüğü gibi ne yaptıklarının farkında bile değiller. Milli Görüş
gömleğini çıkarmanın bedelini bu tür ihanete denk uygulamalarla ödüyorlar.
Önce gömlek çıkardılar ve sonra da gidip Siyonist projelere eşbaşkan ve
alet oldular. Artık gözleri domuz eti falan görmüyor, dünya devleti de
oldular ya… Bunlara milletimiz sormayacak mı? Siz daha evvelden Merih veya
Mars devleti miydiniz diye...” BOP’a eşbaşkanlık Siyon emellerine köle olmaktır Erbakan, “Büyük İsrail Projesi’ne (BOP) eşbaşkan olmak Siyon emellerine köle olup hizmet etmektir” diye devam ettiği konuşmasında AKP’ye seslenerek, “Arkadaş sen bu milletin güçlenmesini, kendi gücüyle kalkınmasını, insan gibi yaşamasını ve ayrıca bütün mazlumları toplayıp adil bir dünya kurulmasını mı istiyorsun? Yoksa İsrail’in meydana getirdiği kan gölünde eş başkanlık oyunlarıyla yüzmek ve daha fazla Müslüman kanı dökülmesine yardım etmek mi istiyorsun?” diye sordu. Erbakan sözlerine şöyle devam etti: “Bu soru işbirlikçi ile Milli Görüşçü olmanın arasındaki farkı ortaya koyması açısından önemlidir. î Başa Bak Milli Görüş gömleğini çıkarmanın faturasını nasıl ödüyorsun? Hidayet de kayboldu, feraset de, dirayet de kayboldu. Duyamıyor, göremiyor ve hissedemiyorsunuz. Bütün bunların sebebi, Milli Görüş gömleğini çıkarıp, işbirlikçi olmanızdır. Bir ömür boyu savunduğunuz değerlerle ters düşmenizdir.” Milli Görüş Lideri Erbakan açıklamasını, “Bak arkadaş işbirlikçi zihniyete bir defa teslim oldun mu artık iflâh etmezsin. Gidersin Filistin’de Yahudi eliyle dökülen Müslüman kanlarına önce ortak olursun daha sonra da o kan denizinde boğulursun. Büyük İsrail Projesi (BOP) eşbaşkanlığı budur. Biz şu Mübarek 3 aylar hürmetine yine de Rabbimizden niyaz ediyoruz; milletimizi tekrar Milli Görüş etrafında toplasın ve yine insanlığın saadetine öncülük yapmasını sağlasın.” temennisiyle bitirdi. | |||||||||
î Başa ORTALIK TOZ DUMAN: ERTUĞRUL ÖZKÖK BÜYÜKANIT’A, EMİN ÇÖLAŞAN GENELKURMAY BAŞKANINA YÜKLENDİ! - haber vitrini î Başa Bugünkü Hürriyet Gazetesinde çok ilginç bir durum gözlendi; Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök Batman’daki olayları Filistin’e benzeten Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt’ı sert sözlerle eleştirirken, gazetenin yazarı Emin Çölaşan da Genelkurmay Başkanı’na yüklendi. 01 Eylül 2005 Perşembe 13:22
| ||||||
|
ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN YAZISI:
î Başa
Ne
Filistin’i paşam
EMİN ÇÖLAŞAN'IN YAZISI:
GÜNLERDEN
bir gün Atatürk’ün sofrasında ülke sorunları
tartışılıyor. Ortam kalabalık. Milli eğitim konularıyla çok yakından
ilgilenen Dr. Reşit Galip de sofrada.
Reşit Galip,
eğitimdeki uygulamaları ve Milli Eğitim Bakanı Esat Bey’i
sert bir biçimde eleştiriyor. Atatürk kızıyor:
| ||||||
|
|
|||
The Guardian Gazetesi henüz 7 yaşında olan Google’ın halka açılarak elde ettiği 4 milyar dolarlık geliri, Microsoft’a karşı kullanmaya hazırlandığını iddia etti. İnternet arama motoru Google, yazılım
devi Microsoft’a savaş açtı. The Guardian Gazetesi, henüz 7 yaşında olan
Google’ın halka açılarak elde ettiği 4 milyar dolarlık geliri, Microsoft’a
karşı kullanmaya hazırlandığını yazdı. | |||
| Yorum Sayısı: 3 / 3 | Yorumlarınızı Yazınız | |||
Ozgur Zeren |
31.08.2005 - 15:22 | |||
| Harbiden baymisti artik. Rekabet olmayan sektorde kullanici ezilir. | ||||
Mahmut Yılmaz |
31.08.2005 - 15:11 | |||
| Bence gelen gideni aratır. Şu anda ihtiyacımız olan rekabet ve kendi yazılımımız. TÜBİTAK bir şeyler yapıyor ancak yeterli değil. e-devlet için Almanya Microsoft haricinde bir yazılım geliştirdi. Biz direk Bill Gates ın kucağına kendimizi attık. Daha çok çalışmamız lazım. | ||||
Levent Çimen |
31.08.2005 - 10:15 | |||
| Helal olsun Google'a. Fazladan 4 milyar dolarim olsa ben de Microsoft'a karsi harcardim. Microsoft'un sonu yakindir, 5-6 yili icerisinde tarih olacaklar. Kimse Windows kullanmayacak. İşte o zaman insanlık geleceğe daha hızlı ilerleme imkanı bulacaktır. | ||||
î Başa ABD'nin Ankara Büyükelçisi İHA’da ! - 1 Eylül 2005 - haber3.com | |
| >î Başa
| |
| î Başa
Türkiye siyaset tarihinin en
karmaşık dönemlerinden birinde ABD'nin Ankara Büyükelçiliği görevinde
bulunan Marc Grossman Enver Ören'in sahibi olduğu İhlas Grubu'na danışman
oldu. Edinilen bilgiye göre, TGRT'nin de Atlantic Records'un sahibi Ahmet
Ertegün'e satılması için devreye giren de Türkiye'yi yakından tanıyan
Grossman. İhlas Finans'ın Şubat 2001'de faaliyet izninin kaldırılmasından
sonra sıkıntılı bir süreç yaşayan Grup krizin yaralarını sardıktan sonra
önemli bir transfere imza atıyor. 28 Şubat'ta ABD'nin Ankara Büyükelçiliği
görevinde bulunan Grossman'ı danışman olarak getiriyor. Resmi açıklamanın
önümüzdeki günlerde yapılacağı öğrenilirken Grossman'ın geliş amacının
Grup şirketleriyle ilgilenen ABD'li sermaye grupları ile bağlantının
kurulması olacağı belirtiliyor. Bu konuda ilk adımın da TGRT ile atıldığı
öğrenilirken sırada diğer grup şirketleri olduğu konuşuluyor.
Hatırlanacağı üzere ağustos ayı başında ABD'de Atlantic Records'un sahibi
Ahmet Ertegün'ün satın almak için görüşmelerin sürdüğü belirtilmiş ancak
asıl talibin Musevi lobisinin önemli isimlerinden olan ve 1994'ten sonra
medya sektörüne de giren kozmetik devlerinden Estee Lauder'in oğlu Ronald
Lauder olduğu ortaya çıkmıştı. Bu bağlantının da Grossman kanalıyla
sağlandığı belirtiliyor. Türkiye'yi Tanıyor Öte yandan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na yapılan açıklamaya göre, Gruba dahil şirketlerden İhlas Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı'nda da ABD'li yatırım bankası The Prescott Group'la görüşmeler sürüyor. Refahyol iktidarı döneminde 28 Şubat sürecine ABD Ankara Büyükelçisi olarak tanık olan Grossman Türkiye'deki siyasetçileri, sivil-askeri bürokrasiyi, iş dünyasını ve sivil toplumu yakından tanıyor. ABD'nin en parlak diplomatları arasında gösterilen Grossman 29 yıllık diplomasi kariyerini bu yıl emekli olarak noktalamıştı. Bill Clinton'un ABD Başkanlığı zamanında ABD Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan Grossman 1994-1997 arasında Ankara Büyükelçisi olarak sürdürdü. 2001-2005 yılları arasında ise ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görev yaptı. ABD Dışişleri'nin üç numarası iken emekliye ayrılan Grossman'ın adı son olarak tezkere pazarlığında geçmişti. Tezkere pazarlığını yönlendiren kişi olan Grossman'ın emekli olduktan sonra başkanlığını eski ABD savunma bakanlarından William Cohen'ın yaptığı "The Cohen Group" adlı danışmanlık şirketinin başkan yardımcısı olmuştu. | |
| 1 Eylül 2005 - 10:40 30 |
![]() |
|
|
|
| |||||||||||||
| |||||||||||||||
î Başa HAFTALIK'IN 'BÜYÜK GAZETECİLİK OLAYI'NDAKİ TERSLİKLER!.. Haber Vitrini "Dergi muhabirleri, Vahdettin haberini yapmadan önce bu konuda Türkiye’de yapılmış çalışmalara bakmış olsalardı; sanırım bu yanlışa düşmez, haberi de ‘büyük gazetecilik olayı’ diye vermezlerdi..." 27 Ağustos 2005 Cumartesi 04:34
|
|
ABDULLAH KILIÇ'IN ZAMAN'DAKİ
İNCELEMESİ:
Haftalık dergisi, ‘Büyük gazetecilik olayı’ diyerek
duyurduğu haberinde, Vahdettin’in “Büyük Taarruz’u bile İngilizlere
bildirdiğini” iddia etti.
Vahdettin, “İngiliz casusu mu, değil mi?” konusundan önce,
derginin ‘İngiliz arşivinde yıllarca tozlanan ve ilk kez gün
ışığına çıktı’ğını yazdığı ‘bu gizli belgelere’ bakmakta yarar var. Çünkü
bu belgeler ne ilk kez yayınlanıyor ne de tozlu raflarda saklanıyor.
İsteyen her araştırmacının bunlara rahatlıkla ulaşabilmesi
mümkün. Tıpkı Prof. Dr. Salahi R. Sonyel gibi. 1975 yılında
“Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki
Eylemleri”ni doktora tezi yapan Sonyel, Haftalık dergisinin ‘ilk
kez yayınlıyoruz’ dediği belgeleri 35 yıl önce İngiliz arşivlerinde bulan
ve gün ışığına çıkaran isim. Sonyel’in biri 1986’da (Türk
Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I-II, Türk Tarih Kurumu) diğeri de 1995’te
(Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki
Eylemleri, Türk Tarih Kurumu) yayınladığı kitaplarda bu belgeler mevcut.
Yine Sonyel, Haftalık’ın açıkladığı ‘gizli belgeleri’ “İngiliz
Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’un Türk Ulusal Akımı’na Karşı Tutumu”
adlı makalesinde de yayınlamış. (Belleten sayı: 221, Ankara
1994.) Bu örnekler gösteriyor ki, Vahdettin’in casusluğunu ispat
eden belgeleri ‘gün ışığına çıkaran’ Haftalık’ın, Londra’ya kadar
gitmesine gerek yoktu; çünkü bu kitaplar şu anda piyasada.
Yine Prof. Dr. Bilal Şimşir’in “İngiliz Belgelerinde
Mustafa Kemal Atatürk 1919-1938” adlı kitabında bu belgelerin de içinde
olduğu İngiliz istihbaratına dayalı birçok materyal kullanılmış.
Dergi muhabirleri, Vahdettin haberini yapmadan önce bu konuda
Türkiye’de yapılmış çalışmalara bakmış olsalardı; sanırım bu yanlışa
düşmez, haberi de ‘büyük gazetecilik olayı’ diye vermezlerdi.
“Vahdettin madem hain değildi, o zaman casus
olsun” mantığı ile istihbarat raporlarına dayanılarak yazılan haberde
kullanılan belgelerin sağlamlığını, İngilizler bile tartışmış.
Ayrıca raporların sahibi İngiliz Yüksek Komiseri Lord Curzon’un Londra’ya
yolladığı belgelerde, bu bilgileri Vahdettin’den aldığı yazmıyor; sadece
‘Padişahın yaverinden’ alındığından söz ediliyor. (Sonyel’in adı geçen
makalesi, sayfa: 171-172)
Haftalık’ın haberi, en çok Londra’da yaşayan Prof. Dr.
Salahi R. Sonyel’i üzmüş. Telefonla görüştüğümüz Sonyel’e,
derginin spot cümlelerini okuduğumuzda sadece güldü. Belgeleri
ilk kez gün ışığına çıkaran ve Vahdettin ile ilgili ‘resmi tarih’ paraleli
görüşleriyle tanınan Sonyel, “Şahsi fikrimi sorarsanız Vahdettin haindir.
Bilim adamı olarak aynı şeyleri söyleyemem. Psikolojik harp mantığı içinde
kaleme alınmıştır. Senin bugün hain dediğin adam yarın bir belge çıkar
vatansever olur. O zaman bilim adamlığın da biter.” diyor.
“Vahdettin’in Büyük Taarruz’u bile İngilizlere
bildirdiğini” iddia eden belgelere gelince. Önce Büyük Taarruz’un tarihini
verelim: 26 Ağustos 1922. Belgede, ilkbaharda yapılacak bir savaştan söz
ediliyor. Başkomutan ile irtibatı olmayan, onun yakalanması için
Anadolu’ya emir gönderen Vahdettin’in, yaklaşık 6 ay önce Mustafa
Kemal’den başka kimsenin bilmediği Büyük Taarruz tarihini ve planını
bilmesi mümkün mü? En yakın arkadaşlarına bile Büyük Taarruz’u 26-27
Temmuz’da, üst düzey komutanlara da 5 Ağustos’ta haber veren Atatürk,
nasıl olur da aylar önceden bu savaşı Vahdettin’e bildirir? Vahdettin’in
gönderdiği iddia edilen belgeye dayanarak derginin, “Padişahın Büyük
Taarruz’u İngilizlere haber verdiği” şeklindeki yorumu gerçekle ne kadar
bağdaşıyor?
Tarihçilere göre iddialar palavra
Sultan Vahdettin’in casus olup olmadığı konusunda
görüşlerine başvurduğumuz tarihçiler, bunun kesinlikle ihtimal dahilinde
görmüyor.
‘Vahdettin hain miydi, değil miydi?’ tartışmalarından
sıkıldığını belirten Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Şimdi de ‘Vahdettin’e
casus’ denmeye başlandı. İngiliz istihbarat belgesini görmedim, görsem ne
olur? Neticede istihbarat bu. Ayrıca bu tartışmaların kimseye bir faydası
yok. Türkiye kendi devlet adamını karalamaktan vazgeçmeli.” diyor.
Türkiye’de son Osmanlı hükümeti ile ilgili en kapsamlı
çalışmaları yapan Prof. Dr. Metin Ayışığı ise iddiaları ‘palavra’ olarak
değerlendiriyor. Haftalık dergisinin ‘ilk kez yayınlanıyor, gün ışığına
çıkıyor’ dediği belgeleri gördüğünü, çalışmalarında da kullandığını ifade
eden Ayışığı şunları söylüyor: “İstanbul hükümetinin Ankara’ya desteğini
Genelkurmay Arşivi ve Cumhuriyet Arşivi’nden bulduğum belgelerle ispat
ettim. Bunun artık ötesi yok. Son İstanbul hükümeti, Ankara’ya cephane,
mühimmat ve muhaberat yardımı yapıyor. Ama Vahdettin ne İngilizlerin ne de
Ankara’nın yanında. Tek zaafı İngiliz yandaşı Damat Ferit’i beş kez
iktidara getirmek. Boş palavralara kanmayalım. Bu belgeler güvenilir
değil, belgelerin o zamanlar İstanbul ve Ankara’nın arasını açmak isteyen
İngilizlerin uydurduğunu sanıyorum.”
Tartışmalı tarihî konular hakkında çalışmalarıyla tanınan
Dr. Erhan Afyoncu da İngiliz istihbarat belgelerinin psikolojik amaçlı
olarak kullanılmış olacağı üzerinde duruyor. Belgelerin orijinallerinde
Padişah Vahdettin’in adı geçmiyor, padişah yaverinden temin edildiği
belirtiliyor.” diyen Afyoncu, bu bilgilerin ışığında Vahdettin’e casus
demenin hiçbir bilim adamına yakışmayacağını belirtiyor.
|