|
î Başa
Çevik Bir hakkında
yeni iddialar - internethaber |
 |
23 Eylül 2005 14:48
|
| 28 Şubat'ın üzerinden
8 yıl geçti ama yankıları sürüyor. Çevik Bir
hakında ordudan atılan bir albayın eşi ilginç
iddialarda bulundu. Olayların başlangıcı
Belçika'ya uzanıyor. |
| |
Tabip Kıdemli Albay Prof.
Dr. Mustafa Kahramanyol’un 1997’de Yüksek Askerî Şûra
(YAŞ) kararlarıyla ordudan atılması konusunda ilginç
iddialar ortaya atıldı. î Başa
Vakit Gazetesi’ne konuşan
Kahramanyol’un eski eşi Nurcan Akçay, kocasının irticacı
diye ordudan atılması için aralarında dönemin
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in de
olduğu üst rütbeli bazı subayların kendisine para ve iş
teklif ettiğini, asılsız mektup yazdırdıklarını öne
sürdü.
Bu mektup sebebiyle Akçay’a Mehmetçik Vakfı’nda iş
verilmiş. Ancak Albay Kahramanyol, açtığı boşanma
davasında bu duruma dikkat çekince Akçay, Çevik Bir’in
yazısıyla 1998’de işten çıkarılmış. Albay, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne başvurunca Genelkurmay’ın davayı
kaybetmemesi için ikinci bir mektuba daha ihtiyaç
duyulmuş.
Akçay, bu talebi de yerine getirmiş ve bunun
karşılığında Mehmetçik Vakfı'nın İstanbul TEM Otoyolu
üzerindeki akaryakıt tesislerinde çalışmaya başlamış.
Fakat buradan da yolsuzluklara göz yummadığı için
kovulmuş. Nurcan Akçay, Genelkurmay eski 2. Başkanı
emekli Orgeneral Çevik Bir'in Belçika'da NATO
karargahında görev yaparken yaşanan bir olaydan dolayı
Kahramanyol'a karşı kin beslediğini savunuyor. Akçay'a
göre Bir, kendisini kullanarak irtica kılıfıyla eski
kocasından intikam aldı. Albay Mustafa Kahramanyol, eski
eşinin söylediklerini hayretler içerisinde okuduğunu
belirtiyor.
Savcıları göreve çağırdı
Adaleti Savunanlar Derneği
Onursal Başkanı Prof. Dr. Ahmet Alper, Nurcan Akçay'ın
açıklamalarıyla ilgili olarak savcıları göreve
çağırıyor. Prof. Dr. Alper, Kahramanyol'un eski eşinin
ifadelerinin 28 Şubat sürecinde yaşanan ahlaksızlıklara
ve çete faaliyetlerine iyi bir örnek teşkil ettiğini
söylüyor. 28 Şubat sürecinde buna benzer çete
faaliyetlerinin yürütüldüğünü iddia eden Prof. Dr.
Alper, "28 Şubat döneminde ne şekilde ahlaksızlıklar
yapıldığını bu açıklamalar çok iyi şekilde
göstermektedir. Silahlı Kuvvetler içerisinde bazı
insanlar kendi fikirlerinde olmayan kişileri tasfiye
etmek için her türlü yolu denemişlerdir. ‘Sen böyle
dersen, sen böyle yaparsan, biz sana iş buluruz, para
buluruz' diyen bir grup var. Maalesef bunlar YAŞ
kararlarının yargı denetimine açık olmaması sebebiyle
olan işlemler. YAŞ kararları bu şekilde devam ettiği
sürece Türkiye'de hukuk devletinden bahsedilemez. Bu
açıklamalar karşısında savcıların hiç vakit kaybetmeden
takibat başlatmasını istiyoruz.” şeklinde konuşuyor.
Mustafa
Kahramanyol ise eski eşinin söylediklerini küçük dilini
yutarak okuduğunu belirtiyor. î Başa
Aradan geçen sekiz yıl
içinde çok zor günler yaşadığını anlatan Kahramanyol,
YAŞ kararları ile Silahlı Kuvvetler'den uzaklaştırılan
bin 500 kişinin hakkının geri verilmesini istiyor.
Her biri üniversite bitirmiş yetişkin olan
çocuklarının kendisine “Baba biz seni çok seviyoruz. Ama
bu işin içinde hakikaten bir şey yok mu? İrticai
olaylara karışmış olamaz mısın?” diye sorduklarını
anlatan Kahramanyol, “Bir babanın böyle bir soru ile
karşılaşması bile ağırdır.” diyor.
Kendisi gibi sıkıntı çeken
YAŞ'zedelerin sıkıntılarının giderilmesi için TBMM'yi
göreve çağırdığını ifade eden î Başa
Kahramanyol, şöyle
devam etti: “Gerekli Anayasa değişikliği yapılmalı.
Bizlere yapılanlar utanç verici bir hukuk çiğneme
olayıdır. Normal şartlarda her kuvvet komutanı
disiplinsiz olarak mütalaa ettiği her subayı re'sen
ordudan çıkarabilir. Ama bu takdirde bu subay Askerî
Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde dava açabiliyor. YAŞ
tarafından çıkarıldığı takdirde hakkını arayamıyor. Bu,
hukukun çiğnenmesidir. Kanun çiğnenmesi değil; çünkü
bunlar ihtilal kanunları. 1983'ten bu yana Türk
milletinin gözünün içine baka baka hukuku çiğniyorlar.
Düne kadar silah arkadaşı olarak gördükleri bizleri
torbaya koyup denize atarken hiç mi vicdan azabı
çekmiyorlar? Bugün Silahlı Kuvvetler'den zorla ayrılmak
durumunda bırakılan subay ve astsubaylar çok sefil
duruma düşmüş durumda.
Millete hizmet etmiş kişilerin millet tarafından
ellerinden tutulması lazım. Bunu sağlayacak makam ve
mevki TBMM'dir."
î Başa
Kahramanyol, intihar eden GATA eski
komutanı Tümgeneral Prof. Dr. Fahrettin Alparslan’ın
ölümünden birkaç gün önce kurulan komployu itiraf
ettiğini söyledi. Kahramanyol, “Alparslan, 1997 Kasım
ayında intihar etmeden birkaç gün önce beni çağırdı.
‘Mustafa, sana çok büyük haksızlıklar ettik. Vicdan
azabı içerisindeyim' dedi. Bunların bir kısmını anlattı.
Görüşmemizden birkaç gün sonra da intihar etti.” dedi.
Mustafa Kahramanyol, YAŞ kararıyla ihracının ardından
özel hastanelerde çalışmasının bile engellendiğini
söyledi.
Bana söylenenleri yazdım
"GATA İstihbaratı beni
defalarca Ankara'ya çağırdı. Eşi olduğum için güvenilir
olacağımı ve belge olarak kabul edilebileceğini
belirttiler. Ağustos şûrasının yaklaştığını, bu mektubun
dosyasına konulacak en önemli delil olacağını
söylediler. Mustafa Bey'in irticai faaliyetlerle ilgili
olduğunu, vatan hainliği yaptığını yazmam istendi.
Bilgim olmadığı halde, söyledikleri konuları mektuba
ekledim. Mektubu yazmamı Çevik Bir'in adamı olduğu
bilinen GATA İstihbaratı'nda görevli C. Binbaşı istedi."
Eşlerin
kavgası etkili oldu
“Çevik Bir'in ikinci eşi ile Mustafa Bey'in
benden önceki eşi Belçika'da araba kullanmayı
öğrenirken, korna çalma yüzünden kavga etmiş. Çevik Bir
bu olayla ilgili olarak Mustafa Bey'i yanına çağırmış.
Mustafa Bey, randevulu hastaları olduğu için
gelemeyeceğini söyleyince Çevik Bir, odasına gidip
'Savunmanı hazırla.' dedikten sonra tehdit falan etmiş.
Yıllardır bu husumetin devam etmesi, bence eski eşimin
ordudan atılmasında çok etkili oldu. Onlar dikecekleri
elbisenin modelini çoktan tasarlamışlardı. Dikişte
kullanılacak iplik rengini bana belirlettiler.”
Tolon,
‘İşini bitireceğiz’ dedi
“Şubat 1997'de boşanma
davası açtığı için eşime çok öfkeliydim. Bu psikoloji
içerisinde iken ailece görüşmekte olduğum generallerden
Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Hurşit Tolon'a aile
içindeki sıkıntılarımı anlatmak ve maddi sıkıntılarıma
bir çere bulunması için Genelkurmay'a gittim. Hurşit
Paşa, anlattıklarım kendisini etkilemiş olacak ki, bana
'Kahramanyol'u bu defa affetmeyeceğim. Durumuyla ilgili
olarak Genelkurmay'da iki general arkadaşım ile görüşüp
işini bitireceğim.' dedi ve beni GATA komutanına
gönderdi."
Haber: Erkan Acar Kaynak:
www.zaman.com.tr |
î Başa
Ermeni konferasının durdurulmasına destek - 23 Eylül
2005 - Hürriyet |
|
|
İstanbul
î Başa
Boğaziçi
Üniversitesi'nde yapılması planlanan Ermeni konferasının
durdurulmasına bazı çevrelerden destek geldi.
“Milli Güç Platformu” üyeleri, İstanbul 4.
İdare Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararı verdiği
”İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel
Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları” başlıklı konferansın
gerçekleştirilmesi planlanan Boğaziçi Üniversitesi'nin ana
kapısı önünde protesto gösterisi yaptı.
Platform Başkanı ve Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu
Üyesi avukat Kemal Kerinçsiz, burada platform üyeleri adına
yaptığı açıklamada, mayıs ayında Boğaziçi ve Sabancı
üniversitelerince 'İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı
Ermenileri” konulu konferans düzenlendiğini, ancak Adalet
Bakanı Cemil Çiçek'in toplantının “Milletin arkasından
hançerlenmesi” anlamına geldiğini ifadesi üzerine
ertelendiğini söyledi. Kerinçsiz,
şu görüşleri ileri sürdü: “Maalesef
bugünkü ertelemeye eleştiri yapanlar, o zaman Başbakan ve
hükümet kanadı, yine kendi hükümet kanadından gelen tepkilere
ses çıkarmamışlardı. Bugün göstermiş oldukları katı, sert
acımasız eleştirileri yapmamışlardı. Aradan 3 ay geçti.
Türkiye'deki Ermeni diasporası çok güzel çalışıyor ve ikinci
konferans kararı verildi. Bu karar, hükümetin dışarıdan almış
olduğu Avrupa Birliği (AB) dayatmaları sonucunda oldu.
Başbakan'ın kendine özgü fikri değildi.
Dün Avrupa Parlamentosu'nda Ermeni konusu tartışılırken,
bu olay gündeme geldi ve bir parlamenter, 'Bize söz
verilmişti, nasıl ertelenir?' diye tepki gösterdi. Bu sözü
veren kimler? Başbakan mı, Dışişleri Bakanı mı? Başbakan'dan
bu konuda açıklama bekliyoruz.”
Mahkemece durdurulan konferansın bilimsel olmadığını
savunan Kerinçsiz, toplantıda sadece Ermeni
diasporasının tek yanlı ifade ettiği fikirlerin tartışılmak
istendiğini ileri sürdü.
"MAHKEMEYE BÜYÜK SALDIRI
YAPILDI”
Kerinçsiz, İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin konferansa
ilişkin yürütmeyi durdurma kararına da değinerek, şunları
kaydetti: î Başa
“Toplantının
ertelenmesinden sonra mahkemeye büyük saldırı yapıldı. Bu
saldırıyı yapan da Sayın Başbakan olmuştur. Başbakan, 3
kişiden oluşan idare mahkemesi heyetinden birinin ismini
açıkça zikrederek diğer iki hakimi tahkir etmiştir. Hukuki
bilgileri yerin dibine batırmıştır. Böyle bir hakkı ve hukuku
yoktur. Düşünce hak ve özgürlüğünden bahsederken, Anayasa'nın
temel ilkesini başta Sayın Başbakan olmak üzere Başbakan gibi
düşünen bazı siyasetçiler, bazı medya mensupları mahkemenin
üzerine saldırmışlardır.
Bir dava devam ederken asla müdahale edilmemesi gerektiği
fikrini bir tarafa atmışlardır. Alınan karar ihtiyati
tedbirdir. Asıl dava devam etmektedir.”
"BAŞBAKAN'A SORUYORUM"
Avukat Kemal Kerinçsiz, “iktidarın bir kanadının
'verdiğiniz karar yanlıştır' diye hakimlerin üzerine
gittiğini” iddia ederek, ”Başbakan'a soruyorum.
Açıklamalarınızdan sonra mahkemenin tesir altında kalmaması
mümkün mü? Dava devam ediyor. Hakimler nasıl karar verecek?
Bundan sonra çıkan kararın, Başbakan'ın baskısı altında
çıktığı inancında olacağız. Böyle bir hukuk ihlalini kabul
edemeyiz” diye konuştu. Mahkemenin
yürütmeyi durdurma kararını 19 Eylül Pazartesi günü aldığını
ve APS yoluyla düzenleyici üniversitelere gönderdiğini dile
getiren Kerinçsiz, kararın infazı için dün noter vasıtasıyla
tebligat yaptırdıklarını hatırlattı.
Kerinçsiz, tebligatlarından önce kararın üniversitelere
gittiğini, ancak herhangi bir gelişme olmadığı için
kendilerinin kararı yeniden üniversitelere, İstanbul
Valiliği'ne, Emniyet Müdürlüğü'ne, Sarıyer ve Beşiktaş ilçe
emniyet müdürlüklerine tebliğ ettirdiklerini kaydetti.
î Başa
Kemal Kerinçsiz, “İşin gerçeği bu konferansın amacı
Sevr'in yeniden hortlatılmasıdır. Ülkenin kaosa sürüklenmesi
ve parçalanmasının sağlanmasıdır. Ermenistan ve Kürdistan'ın
oluşumunun sağlanmasıdır” dedi.
“527 BİN TÜRK ERMENİ ÇETELERİNCE
KATLEDİLDİ”
î Başa
Milli Güç Platformu Başkanı Kerinçsiz, Türk milletinin
tarihinin dünyanın en şerefli ve en temiz tarihi olduğunu
vurgulayarak, Türk milletinin hesabını veremeyeceği, utanacağı
hiçbir davranışı olmadığını, buna Ermenilerin 1915'te güvenlik
nedeniyle göç ettirilmelerinin de dahil bulunduğunu söyledi.
Osmanlı'nın Ermeni tehciri
kararında haklı olduğunu ifade eden Kerinçsiz, Türkiye'nin bu
konudaki arşivlerini açtığını, arşivlere göre de Ermeni
çeteleri tarafından katledilen Türklerin sayısının 527 bin
olduğunu anlattı. Kerinçsiz,
“Boğaziçi Üniversitesi'nin 'gerçek dışı Ermeni tezlerini
sunmak amacıyla bu konferansı düzenlediğini, bu üniversitenin
bir devlet üniversitesi olduğunu” kaydederek, î Başa
“Ancak bu
üniversitenin en önemli özelliği, 'Ben İstanbul'u bu tepeden
fethedeceğim' diyen Amerikalı misyoner Hamlin tarafından
Robert Kolej namıyla kurulan bir misyoner ve ajan okulunun
devamı olmasıdır” diye konuştu.
î Başa
Türk milletinin hoşgörülü ve sabırlı olduğunu, ancak
sabrının da bir sınırı bulunduğuna işaret eden Kerinçsiz, gün
gelip sabrın taşabileceğini sözlerine ekledi.
KEMAL KERİNÇSİZ: BİZE ’PROVOKATÖR’ DİYENLERİ
KINIYORUZ
Ermeni Konferansı’nın yürütmesini durduran avukatlar
grubundan Kemal Kerinçsiz, AB Komisyonu’nun kendilerine
"provokatör" demesini üzüntüyle karşıladıklarını belirterek,
"Üyelerimiz arasında 35-40 yıllık avukatlık yapan var,
yüzlerce avukatın oluşturduğu bir grubuz, bize provokatör
diyenleri kınıyoruz" dedi.
Kerinçsiz, konferansı durdurmalarına yönelik iç ve dış
tepkilere ilişkin soruları yanıtlarken, AB sürecini
baltalamakla suçlandıklarını bildirdi. Provokasyon
yapmadıklarını, hukukun gereğinin yerine gelmesini
sağladıklarını belirten Kerinçsiz, "Hukukçular Birliği’ne üye
600-700 avukat var. Bu üyelerimiz içinde 35-40 yıldır
avukatlık yapan deneyimli hukukçular bulunuyor. Başvurumuz
düşüncesizce yapılmış başvuru değildir, hukukun gereğinin
ortaya çıkması için idare mahkemesine başvurduk, bize
provokatör diyenleri de biz kınıyoruz" diye konuştu.
ESKİ KONFERANS
BİTTİ Kerinçsiz, üniversitelerin,
hakkında durdurma kararı alınan "eski" Ermeni konferansını
artık düzenleyemeyeceklerini, itiraz etmedikleri ve itirazları
kabul edilmediği halde, eski konferans düzenlenirse "suç"
işlenmiş olacağını kaydetti.
Üniversitelerin, düzenleyeceklerse yeni bir formatta Ermeni
konferansı düzenlemeleri gerektiğini belirten Kerinçsiz,
üniversitelerin yedi günlük itiraz süreleri bulunduğunu
bildirdi.
"DÜNÜ UNUTMADIK"
Bu arada platform üyeleri, üzerinde “Dünü unutmadık” yazısı
ile Ermenilerin Türklere yaptıkları katliamlara ilişkin
fotoğrafların yer aldığı panoyu üniversitenin kapısının önüne
bıraktılar. Platformun
protestosuna, Milliyetçi İşadamları Derneği, Kıbrıs
Türk Dernekleri, Hukukçular Birliği, Balkan Türkleri
dernekleri ve MHP üyeleri ile Bağımsız Türk Ortodoks
Patrikhanesi Sözcüsü Sevgi Erenerol da katıldı.
Öte yandan Kültür ve Töre
Derneği üyeleri, üniversitenin kuzey kampusü önündeki
yolun karşısındaki duvara da, üzerinde “Hocalı katliamını
unutmadık”, “Ermeni çetelerin katlettiği Türk diplomatları
unutmayalım” yazılı pankartlar ile Ermenilerin katlettiği
Türklerin fotoğraflarını astılar.
Dernek Başkanı emekli Kurmay Albay Necati Çankaya da
Ermenilerin gerçekleştirdikleri katliamları anlattı.
Çankaya, tek yanlı konferans
düzenlenmesine izin veremeyeceklerini ve ülkeye sahip
çıktıklarını söyledi.
BEDRİ BAYKAM: KONFERANSIN YAPILMAMASINI TERCİH
ETTİK BÜ önünde
“Yurtsever Hareket” adına basın açıklaması
yapan sanatçı Bedri Baykam da, “konferansın son derece yanlı,
antidemokratik ve dünya kamuoyunu yanıltıcı bir anlayışla
düzenlendiğini” savunarak, “toplantının yapılmamasını tercih
ettiklerini” söyledi. Baykam,
şunları kaydetti: “Ancak demokratik
bir ülkede önyargılı, bilimsel ve demokratik nesnellikten uzak
böyle bir toplantının düzenlenme özgürlüğü olduğunu, üzüntüyle
de olsa kabul ediyoruz. Bu nedenle, izleyicilerinin bile
seçilerek çağrıldığı ve çoğunlukla soykırım tezini savunan
konuşmacıların yer aldığı, tartışmaya açık olmayan, karşıt
görüşlere kapalı toplantıyı protesto ediyoruz.”
TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ'NDEN KONFERANSIN
DURDURULMASINA DESTEK
Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD)
üyeleri, Dolmabahçe Sarayı açıklarında Atatürk'e saygı
duruşunda bulundu. İstanbul 4.
İdare Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararı verdiği
konferansa katılmak isteyen, ancak bu talepleri konferansın
düzenleyicileri tarafından daha önce reddedilen Türkiye Emekli
Subaylar Derneği (TESUD) üyeleri, Dolmabahçe Sarayı
açıklarında Atatürk'e saygı duruşunda bulundu.
Atatürk'e saygı amacıyla Beşiktaş'a giden “Moda” adlı yolcu
vapuruna binen grup, Dolmabahçe Sarayı önlerine gelindiğinde
Türk bayrakları ile saygı duruşunda bulundu. Bu sırada Türk
bayraklarını gören Dolmabahçe Sarayı önündeki nöbetçi
askerlerin de selam durduğu görüldü.
Beşiktaş'a gelen vapurdan inen grup adına açıklama yapan
TESUD Genel Başkanı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, vapurda
saygı duruşu ile 1938 yılının 29 Ekim'inde Kuleli Askeri
Lisesi öğrencilerinin Ata'ya vedasını ve o heyecanı yeniden
yaşadıklarını söyledi.
“HUKUK TOPLANTIYI UYGUN
GÖRMEDİ” İstanbul 4. İdare
Mahkemesi'nin konferansla ilgili verdiği yürütmeyi durdurma
kararına ilişkin “Bizim geldiğimiz sınıf yani Silahlı
Kuvvetler, her zaman hukukun verdiği karara saygı duyar. Biz
bu karara saygı duymanın ötesine geçmeyelim” diyen Küçükoğlu,
şunları kaydetti: “Aslında bu,
gerçekten bir Ermeni konferansı idi. ABD'de adını 'soykırım
üniversitesi' olarak koyan Zoryan Enstitüsü'nün, Ermeni ulusal
enstitüsünün ve çeşitli yabancı üniversitelerin Ermeni
organizasyonu ile yürüttüğü bir etkinlikti. Bu toplantıya biz
katılacak ve demokratik olarak katkıda bulunacaktık. Ama hukuk
bu toplantıyı uygun görmedi. Hukuka saygı gösteriyoruz.
Bir ülke bir bütünse, güçlüyse,
topraklarını güvene almışsa, kendi iç sorunlarını halletmişse
saygındır, prestijlidir. Halbuki BÜ'de toplantı yapmak
isteyenler, devletin üniversitesini rektörlerin bilgisi
olmadan bir nevi Ermeni işgaline uğratacaklardı. Mahkeme
kararıyla BÜ Ermeni işgalinden kurtulmuştur. Onun için
toplumsal olarak biz, prestij ve saygı kazandığımıza
inanıyoruz. En azından ulusal bütünlük ve beraberliğimizi hep
birlikte koruduğumuza inanıyoruz. Unutmayalım ki Sayın Adalet
Bakanı, bu toplantının ne anlama geldiğini mayıs ayında
açıklamıştı.” Gruptakiler
açıklamanın ardından dağıldılar.
(aa)
|
î Başa
Toplantıyı yasaklatan avukattan tartışılacak sözler -
Milliyet - 23 Eylül 2005
ANKARA(ANKA) Ermeni
Konferansı’nı iptal ettiren grupta yer alarak gündeme gelen Avukat
Kemal Kerinçsiz bir MHP yürüyüşünde yaptığı konuşmada î Başa
"Yüzde 90
asil millet yüzde 10’luk bir tahakkümün altına verilmiştir",
"Satılan toprakların yeniden Türk milletine, vatan evlatlarına
dönmesi için Kurtuluş Savaşı’nda akıtılan kan gerekiyorsa bu dönemde
de akıtılacaktır"
biçiminde ifadeler
kullanmıştı. Kerinçsiz bu
sözlerinin demokratik mücadeleden sapma anlamında anlaşılmaması
gerektiğini bildirdi. Kemal
Kerinçsiz, "İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri:
Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" konulu konferansın
durdurulmasına neden olan başvuruyu yapan Hukukçular Birliği Derneği
Yönetim Kurulu üyeleri arasında yer alarak gündeme
geldi. MHP Küçükçekmece İlçe
Başkan Yardımcısı, eski Belediye Başkan Adayı Avukat Kerinçsiz’in 27
Eylül 2004 tarihinde MHP Küçükçekmece İlçe Teşkilatı tarafından
Telafer’deki Türkmen operasyonunu kınamak amacıyla düzenlenen, bir
sokak yürüyüşü ve mitingde yaptığı konuşma bir gün sonraki
yayımlanan "Önce Vatan" gazetesine göre
şöyleydi:
MİLLETİN YÜZDE 90’I
ASİL î Başa
".Yurt
topraklarının yüzde 10’u satıldı. Satım bu hızla gittiği taktirde
önümüzdeki 10 yıl içinde topraklarımızın yarıdan fazla bölümü yeşil
dolar karşılığı satılmış olacak. Bu topraklarda gettolar oluşacak."
î Başa
".İstiklal Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti’nin
topraklarının yüzde 50’den fazlası yabancılara satılmıştı. O zaman
da hükümet olarak hain ve satılmış Damat Ferit hükümeti
işbaşındaydı. tarih bir kez daha tekerrür etmektedir. Damat Ferit’in
yerine Amerika ve Yahudi menfaatlerinin Türkiye temsilcisi ve
acentası konumundaki Tayyip ve Gül hükümeti işbaşındadır. Arada
hiçbir fark yoktur."
GEREKİRSE KAN
AKITILIR î Başa
".Satılan
toprakların yeniden türk milletine, vatan evlatlarına dönmesi için
Kurtuluş Savaşı’nda akıtılan kan gerekiyorsa bu dönemde de
akıtılacaktır. Ancak akacak olan bu kanda sadece küresel çetenin dış
temsilcileri değil, içerideki işbirlikçi ve ihanet içinde bulunan
iktidar sahipleri de
boğulacaktır."
UCUBE
DİL .Bu hükümet döneminde
ne yazık ki bölücülük faaliyetleri en üst seviyeye çıkmıştır.
Öncelikle halkların kendi kaderini kayin hakkı veren ikiz yasalar
çıkarılmıştır. Arkasından üç yüz uydurma kelimeden ibaret paçavra
dil denilen ucube, devlet televizyonlarından azınlık dili olarak
yayınlatılmaya başlanmıştır. Aynı paçavra ucube şimdi de resmi dil
olarak kabulü için Avrupa Birliği tarafından
dayatılmaktadır.
YÜZDE 90’I ASİL
MİLLET .Büyükşehirler
katil PKK’nın ve onun siyasi kanadı olan DEHAP’ın işgaline
sokulmuştur. Yüzde 90’ı asil bir millet, yüzde 10’luk bir tahakkümün
altına verilmiştir. Türk milleti çakallara yem edilmek
istenmektedir. .1980 öncesi kızıl
emperyalizme karşı vatanını koruyan ülkücülere bir kez daha görev
düşmektedir. Bu defa mücadelemiz sapık ve acımasız Amerikan
emperyalizmi ile katil Yahudi devletine karşıdır. Nasıl ki
ülkücülerin 80 öncesinde direniş gücünü kıramayan Sovyet Komünist
İmparatorluğu çökmüş ise, dünyayı kan ve göz yaşına boğan
Amerika’ınn sapık rejimi de yine ülkücüler ve Türk Milliyetçileri
tarafından çökertilecektir."
SÖZLERE
AÇIKLIK Kemal Kerinçsiz,
ANKA’nın bu sözleriyle ilgili sorularını yanıtlarken demokratik
mücadele dışında herhangi bir niyet ve amaç taşımadığını bildirdi.
"Yüzde 90’ı asil bir millet, yüzde 10’luk bir tahakkümün altına
verilmiştir" gibi bir sözü anımsamadığını kaydeden Kerinçsiz,
"Mezhepsel ve etnik ayrımcılığa, bölücülüğe karşıyım. Vatanı
parçalamaya yönelik çabalara karşı görüşlerimi hep söylüyorum, ama
bire bir öyle bir cümle sarfettiğimi sanmıyorum"
dedi. "Gerekirse yeniden kan
dökülür" biçimindeki söylemin ise sadece bir cümle olarak alınıp
ortaya konmaması öncesi ve sonrasıyla değerlendirilmesi gerektiğini
belirten Kerinçsiz, "Biz burada Atatürk’ün Bursa Nutku’nda, Gençliğe
Hitabesi’nde verdiği görev çerçevesinde görüşlerimizi ortaya
koyuyoruz. Atatürk bu hitaplarında mealen; ’vatanın zor durumda
kalması durumunda gerektiğinde dil ile, gerektiğinde elinizle,
taşla, sopayla mücedele edeceksiniz’ der, o anlamda söylenmiştir,
yoksa kan dökmek anlamında değil"
dedi. "Kürtçe ucube" sözleriyle
ilgili olarak da Kerinçsiz, "Bilim adamları bu dilin 700-800
kelimeden ibaret olduğunu, Arapça, Kürtçe, Farsça’dan çok kelime
aldığını, gramerinin olmadığını belirtiyorlar" şeklinde açıklama
getirdi.
|
 |
î Başa
Kutman’ın arkasında
kim var? - Milli Gazete - 23 Eylül
2005
Özelleştirme adı altında satılanlar
kimin malı, sanırım Necip Türk milleti-sizler hâlâ farkında
değilsiniz, onlar sizin malınız efendim. TÜPRAŞ, GALATA
Limanı, ihaleye çıkarılan TV’ler, radyolar, araziler, hepsi
sizin ‘babanızın tapulu malı’ ve... Hiçbir demokraside halkın
malı bu kadar gizli kapaklı ve alengirli satışlara konu
olmaz-olamaz... ANAP eski Başkanı Mesut Yılmaz’ın kuzeni,
Global Finans’ın patronu Mehmet Kutman, İsrailli silah
satıcısı-kumarhane işletmecisi Bay OFER ile birlikte, AKP
Hükümeti’yle el sıkışıp, arkasında cevapsız onlarca soru
bırakarak ‘kamu mallarını’ aldı. 5 ay önce TÜPRAŞ’ın yüzde
15’ini, gizlice-kimseye duyurmadan, kapalı kapılar ardında AKP
Hükümeti’nden satın aldı. Sonra, 5 ay içinde bu sessiz alımdan
5 katı-milyar dolarlar kazandı. Sizin malınız satıldı, peki ya
sizin cebinize ne girdi… Bu arada OFER’in ortağı KUTMAN ile
satın aldığı Kuşadası ve Galata limanlarında ‘KUMARHANE
AÇACAĞI’, AKP Hükümeti’nden ‘KUMARHANELERİN YENİDEN AÇILACAĞI’
yönünde söz aldıkları da öne sürülüyor. MAVİ AKIM’DA YİNE
ONLAR Mesut YILMAZ’ın kuzeni Mehmet KUTMAN’la beraber hareket
eden Bay OFER iddialara göre önümüzdeki kısa vade içinde de
MAVİ AKIM projesi ile Türkiye’ye getirilecek olan Rus
doğalgazını Ceyhan körfezinden İSRAİL’E GÖTÜRMEYE
HAZIRLANIYOR. Mehmet Kutman’ın, Hong Konglu ortağı ile de
AKP Hükümeti’nden Maliye Bakanı Unakıtan ve ULAŞTIRMA BAKANI
Binali Yıldırım’la ‘SİZİN tam 7 limanınızı daha almak’
için ‘gizli pazarlık’ yaptığı da ortaya çıktı... Sizin 7
limanınız, İzmir, Mersin, İskenderun, Haydarpaşa, Derince,
Bandırma ve Samsun limanlarınız da elinizden sessizce
alınmak üzere. Ve nihayet MEHMET KUTMAN dün de SÜPER FM
radyosunu 33 milyon dolara üzerine geçirdi, 13 milyon dolardan
satışa çıkan radyo, rekor fiyata; 33 milyon 100 bin dolara
satıldı. Ancak Kutman akşam üzeri “Süper FM’i ben almadım.
Alakam yok” diye açıklama yaptı. Gelgelelim son günlerde
kiminle konuşsam baktım aynı sorunun cevabını arıyorlardı;
Peki KUTMAN bu kadar parayı-gücü nereden buluyor, YOKSA KUZENİ
TURGUT YILMAZ MI ARKASINDA DURUYOR? 22.9.2005 / GÜLER
KÖMÜRCÜ / AKŞAM |
î Başa
Sami Ofer’in kuyruğu var mı? - Milli
Gazete
î Başa
Sami Ofer çatal kuyruklu, keçi
ayaklı bir finansal iblis midir, ciddi bir iş adamı mıdır?
Türkiye’ye kan emmeye mi geldi yoksa mumla aranacak bir yatırımcı
mı? Eğer birkaç haftadır gazeteleri izliyorsanız İsrail kökenli
bu iş adamı ile ilgili olumlu bir izlenim edinmiş olamazsınız.
Onasis gözlükleri, şarap bardağı, göbeği ve kalın dudaklarıyla
basında çıkan fotoğraflarında 83 yaşındaki iş adamı, iğrenç bir
kapitalist izlenimi yaratıyor. Dun & Bradstreet’in İsrail’in En
Büyük Şirketleri 2003 kitabına göre Ofer İsrail’in en büyük 10
grubundan birinin sahibi. Forbes Dergisi 2 milyar dolarlık kişisel
serveti ile onu dünyanın en zengin kişileri listesine aldı. Haaretz
Gazetesi’nin İsrailli zenginler listesinde Ofer ikinci sırada. Ofer
ailesinin yüzde 60’ına sahip olduğu Israel Corporation İsrail’in en
büyük bazı şirketlerine ortak. Örneğin, ülkenin dördüncü en büyük
bankası olan United Mizrahi Bank’ın (2003 özvarlıkları 16 milyar
dolar) yüzde 26’sı Oferler’in. Oil Refineries (2002 cirosu 2.5
milyar dolar) adlı rafinerinin yüzde 26’sı da Oferler’in. Oferler
dünyanın en büyük denizcilik şirketlerinden biri olan ZIM’in de
çoğunluk ortağı. Bunların dışında ailenin kimya ve gayrimenkul
sektörlerinde de büyük yatırımları var. Özetle, bizim için Koç veya
Sabancı ne ise İsrail için Ofer o. En az Koç ve Sabancı kadar da
mali güce ve saygınlığa sahip. 22.9.2005 / METİN MÜNİR / VATAN
î Başa
“Hatay Medeniyetler Buluşması”na tepkilerin arttığını
belirten eski Milletvekili Mehmet Sılay: - Milli
Gazete ABD ve İsrail’e hizmet programı Bu
organizasyonun Türkiye’yi bölmeye ve parçalamaya yönelik olduğuna da
dikkat çeken Sılay, “İsrail bayrağı üzerinde gördüğümüz Siyon
yıldızıyla Antakya’nın hiçbir ilgisi yoktur. Buluşmalar,
Diyaloglar, Konferanslar ve Din Parklarıyla Müslüman halkımızın
sabrı ve bilinci test edilmektedir” dedi. ANKARA
BÜROSU î Başa
Hatay eski Milletvekili Mehmet Sılay, 1. Hatay
Medeniyetler Buluşması’nın ABD’nin ve İsrail’in bölgede
gerçekleştirdiği kanlı eylemleri örtmek maksatlı olduğunu söyledi.
Bu organizasyonun Türkiye’yi bölmeye ve parçalamaya yönelik
olduğuna da dikkat çeken Sılay, "İsrail bayrağı üzerinde gördüğümüz
Siyon yıldızıyla Antakya’nın hiçbir ilgisi yoktur. Buluşmalar,
Diyaloglar, Konferanslar ve Din Parklarıyla Müslüman halkımızın
sabrı ve bilinci test edilmektedir. Kasıtlı veya sehven
yapılan böyle bilim dışı bir kültürel yanlıştan AB,
Amerika ve İsrail memnun olur. İmam-Hatip okulları kapanmaya mahkum
edilirken, Kur’an Kursları jandarma baskınlarıyla ta’ciz edilirken,
meydanı boş bulan Misyonerlerin hoşuna gider" dedi. Hatay eski
Milletvekili Mehmet Sılay bir basın açıklaması yaparak 25-30 Eylül
tarihlerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın desteklediği ve
katılacağı 1. Hatay Medeniyetler Buluşması’na tepki gösterdi.
Bugünkü Hıristiyan medeniyetinin ortaçağın kan dökücü ve yağmacı
Haçlı sürülerinden daha vahşi ahlaksız, Allahsız ve laik
kapitalizmin iki yüzlü özgürlük ve demokrasi adına saldıran ve buna
karşı yurtları uğruna direnen mücahitleri terörist diye imha eden
bir uygarlık olduğunu dile getiren Sılay, bugün yeniden Kuvayı
Milliye’nin görev başına gelme günü olduğunu vurguladı. Mehmet
Sılay, "Antakya’da sadece Pagan, Haçlı ve İslam Medeniyeti
hükümran olmuştur. İsrail bayrağı üzerinde gördüğümüz Siyon
yıldızıyla Antakya’nın hiçbir ilgisi yoktur" diye konuştu.
Din Mühendisliği ProjesiBu programın
Telafer, Bağdat, Kandehar ve Kudüs’te Müslüman kanına doymayan
sömürgeci Haçlılarla, Siyon emperyalizminin hoşuna gideceğini
vurgulayan Sılay, renkli ‘Hatay’ logosu üzerinde siyon yıldızı,
kutsal haç ve ebcet hesabına göre Allah lafzının sembolü olan boynu
bükük hilal ile yani tamamen dini sembollerle belirlenen
‘Medeniyetler Buluşması’nın dinlerin buluşmasından başka bir şey
olmadığını ifade etti. Antioch Güneşi altında Birinci
Medeniyetler Buluşmasının, Ortadoğu’yu kana bulayan emperyalistlere
şirin görünen, Müslümanları da aşağılayan ve aslını inkara zorlayan
bir ‘Din Mühendisliği’ projesi olduğunu kaydeden Sılay, "Avrupa
Birliği, Amerika ve İsrail, -kendi ifadeleriyle-Müslümanları
evcilleştirebilmek için İslam’ın kontrolleri altında
dönüştürülmesini ön görürler. Sömürülüp, soyuldukları, hakarete
uğradıkları halde itirazı olmayan, sinirleri alınmış, kuzu gibi bir
yönetim ve millet istiyorlar karşılarında. Omurgasız bir Ilımlı
İslam istiyorlar. Onlara göre entegrasyon ancak asimilasyonla mümkün
olabilir. Buluşma ve diyaloglar, edilgen, omurgasız İslam pratiğiyle
yalnız Türkiye değil, dünya Müslümanlarını test etmek için
başlatılmıştır" şeklinde konuştu. î Başa
Buluşma
programları ABD’ye aittirABD işgalinin
askeri ağırlığı her gün can almaya devam ederken, İslam dünyasında
toplumsal dönüşüm projesi üzerine değişik ülkelerde benzeri
etkinliklerin sürdüğünü anımsatan Hatay eski Milletvekili Sılay
sözlerini şöyle sürdürdü: "ABD gündemi belirliyor, kayıt dışı
parayla finanse ediyor, biz sadece verilen rolü oynuyoruz.
Diyaloglarla başlayıp buluşmalarla sürecek olan projeler Amerika’ya
aittir ve BOP-Büyük Ortadoğu yani İsrail yayılmacılığına hizmet
eder. Yurtsever ve milli bütünlükçü Antakyalılar’ın nazarında bu
toplantı uluslar arası bir tezgahtır, oyundur. Amerika ve siyon
merkezlidir ve nihayet kayıt dışı paralarla organize edilmektedir.
Azınlık vatandaşlarımızla bizim beşeri diyalog ve münasebetlerimiz
kesintisiz devam edecektir. î Başa
Etkinliklerde asıl maksat,
Amerika ve İsrail’in yakın çevremizde uyguladığı işgal, sömürü ve
katliamları örtüp kamufle etmeye çalışmak, direniş ruhunu yumuşatmak
ve İslam kardeşliğini ertelemektir. Diğer taraftan öldürerek,
başlarına çuval geçirerek ve tehdit ederek sindirmek. Türkiye’nin
sivil-asker dinamiklerini Pontus, Kürdistan, Lazistan ve Ermenistan
projesiyle Türkiye’mizin parçalanıp bölününceye kadar sessiz ve
tepkisiz kalmasını sağlamaktır. Antakya’da düzenlenen
Medeniyetler Buluşması da Amerikanın kanlı işgalini örtüp ertelemeye
yarayan ve Şaron’un Büyük Ortadoğu Projesine hizmet edip taşeronluk
yapan bilim dışı, dış kaynaklı ve kötü maksatlı bir
etkinliktir.Türkiye halkı, aydınları ve yöneticileriyle birlikte
tarihi bir dönemeçten geçmekte ve ağır bir imtihan vermekteyiz.
Tarih: 28 Kasım
2002
î Başa
Tam 3 yıl önce bir abi, bir baba şefkatiyle
uyarıldılar..
*Kıbrıs konusunda * Irak konusunda *
AB, ABD, İsrail konusunda * İç - Dış borçlar konusunda *İnsan
haklarına yönelik ihlaller konusunda *Manevi tahribat
konusunda.. “Ben yaklaşmakta olan kara bulutları görüyorum..
bunun için uyarıyorum” diyen î Başa
Erbakan, Türkiye’nin düşürülmek
istenen bataklığa düşmemesi için görevini yaptı. Sorumlular bu
nasihatlara kulak verip, karanlık bulutları onlar da görebilseydi
bugün yaşanılan sorunlar hiç olmayacaktı. Millî Gazete
milletimize borcunu ödemek için tarihi canlı tutmaya devam ediyor..
|
 |
î Başa
Gündoğan, hükümete
yüklendi - Milli Gazete
î Başa
Tasfiye memurları
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr.
Mete Gündoğan, AKP hükümetini iflas etmiş tüccara benzeterek
“Bunların bir sıfatı da ‘Satış Hükümeti’ olmuştur. Vatan
toprağını sattılar. Kıbrıs’ı sattılar. TÜPRAŞ, Telekom,
Seydişehir gibi stratejik ve kârlı kuruluşları sattılar” dedi.
Gündoğan; limanların, tersanelerin ve hatta Telafer’in de
satıldığını kaydederek “Hükümet ne bulursa satıyor. Türkiye’yi
tasfiye edilen bir şirket gibi algılayıp tasfiye memurları
gibi çalışıyorlar” şeklinde konuştu.
ANKARA
BÜROSU AKP Hükümeti’nin, stratejik kuruluşların
özelleştirilmesinden, Kıbrıs’ın elden çıkarılmasına kadar bir
çok konuda attığı telafisi imkansız adımlar tepki çekmeye
devam ediyor. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doç.
Dr. Mete Gündoğan AKP Hükümeti’nin iflas etmiş tüccara
benzeterek, tasfiye memurları gibi hareket etmekle suçladı.
Gündoğan, “Gelinen nokta göstermiştir ki AKP Hükümeti’nin bir
sıfatı da ‘Satış Hükümeti’ olmuştur. î Başa
Vatan toprağını
sattılar, Kıbrıs’ı sattılar, Tüpraş, Telekom, Seydişehir gibi
stratejik ve karlı kuruluşları sattılar. Limanları,
tersaneleri sattılar. Telafer’i sattılar. Geçmişlerini,
tarihlerini, değerlerini sattılar. Ne bulurlarsa satıyorlar.
İflas etmiş tüccar gibiler. Türkiye’mizi tasfiye edilen bir
şirket gibi algılayıp, tasfiye memurları gibi çalışıyorlar”
dedi.
Acziyet içindeler Parti genel
merkezinde bir basın toplantısı düzenleyen Mete Gündoğan,
ülkenin kıymetli kuruluşlarının birer birer satılması ve
satışların arkasından çıkan pis kokuların Türkiye’nin
yağmalanan, talan edilen sahipsiz bir ülke izlenimine neden
olduğunu söyledi. Türkiye’de sosyal gerginliklerin giderek
arttığını, misyoner faaliyetlerinin hızlı sürdüğünü, dış
politikada Türkiye’nin bütün hassasiyetlerinin bir kenara
bırakıldığını vurgulayan Doç. Mete Gündoğan, buna karşın
Hükümetin tam bir acziyet sergilediğini söyledi. Bunun son
örneğinin insani yardım için Telafer’e giden Kızılay ekibinin
engellenmesinde yaşandığını kaydeden Gündoğan, “Sanırım
Hükümetin içine düştüğü acziyetin boyutunu anlamak için bu
olay yeterli. Bugün Hükümet Telafer’deki mazlumlara insani
yardım götürmekten dahi acizdir. Bu kadar aciz bir hükümet
nasıl olacak da K. Irak’taki teröristler ile mücadele
edebilecek. Zaten her işi olduğu gibi bu işi de ABD’ye havale
etmiş ve kapılarında yalvarıp duruyorlar” diye
konuştu.
Kuzu kuzu tanıtma
projesi Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı
Mete Gündoğan, basın toplantısında Kıbrıs konusundaki
deklarasyon tartışmalarına ağırlık verdi. Kıbrıs’ın AKP
politikalarıyla geri döndürülemez bir şekilde elden
çıkarıldığını vurgulayan Gündoğan, “Kıbrıs’ın tanınması”
üzerindeki tartışmalarda AKP Hükümeti’nin Türk kamuoyunu
kandırmaya yönelik popülist çıkışlardan başka bir şey
yapmadığını belirtti. AKP Hükümeti’nin daha iktidar olur
olmaz, Kıbrıs’ın elden çıkarılacağının sinyallerini vermeye
başladığını hatırlatarak şöyle konuştu: “3 Kasım
seçimlerinden hemen sonra Belçika Modeli’nden bahsederek
tavizin kapısını açtılar. 18 Kasım 2002 de Yunanistan’ı
ziyaret eden Erdoğan ‘Yunanistan stratejik dostumuzdur’
diyerek bir başka taviz kapısı açmaya çalıştı. Hemen bir hafta
sonrada 25 kasım 2002’de ‘AB Müzakere tarihi verirse Kıbrıs’ta
kendimizi zorlarız’dediler. 1 Mayıs’da Rumlar bütün adayı
temsilen Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla AB’ye tam üye oldu.
Bizim Başbakanımız da bunu alkışladı. Şimdi de AB bir
deklarasyon yayınlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti ile diğer bir AB
üyesi devleti aynı statüye getirme çabası içerisindedir. Bu
deklarasyon Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ‘kuzu kuzu tanıtma
projesi’dir. AKP’ye de bu hezimetini gizlemesi için ‘tanıma’
kavramı üzerinde polemik yapma fırsatı verilmiştir. Her
şeyiyle birlikte adanın tamamını temsil eden bağımsız bir
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahip olması gerken bütün işlevleri
Rumlara hediye ettikten sonra kelime olarak tanımıyorum demek
ne ifade eder Allah aşkına. AKP’nin çıkışları Türk kamuoyunu
kandırmaya yönelik popülist çıkışlardan başka bir şey
değildir.”
AB’nin talepleri
bitmeyecek AB’nin ve Rumların Türkiye’den
taleplerinin hiçbir zaman bitmeyeceğini de vurgulayan Mete
Gündoğan, 6 Ekim 2004 tarihli Türkiye ilerleme raporunda yer
alan maddelerin teker teker Türkiye’nin önüne konmaya devam
edeceğini söyledi. Söz konusu raporda, “Yabancılara toprak
satışının devam ettirilmesi, Ermenilerle onların müktesebatına
uygun bir şekilde uzlaşılması, Ruhban okulunun açılması,
ekümeniklik gibi Yunan taleplerinin karşılanması,
misyonerlerin çalışmalarına göz yumulması, yeni azınlık
kavramlarının kabul edilmesi gibi’ taleplerin yer aldığını
hatırlatan Mete Gündoğan, bütün bu gelişmelerin Türkiye’nin
tek kurtuluş reçetesinin Milli Görüş ve Saadet Partisi
olduğunu gösterdiğini vurguladı.
|
î Başa
Ofer'le Unakıtan gece yarısı buluştu -
İnternethaber |
 |
23
Eylül 2005 09:30
|
| 1 Mart gecesi İstanbul'dan
kalkan özel bir uçak Eyal Ofer ile Mehmet Kutman'ı gece
yarısı Ankara'ya indi. Bu ikili Unakıtan'la görüştü. Ve
Tüpraş'ta düğmeye basıldı. |
| |
Elinde bulundurduğu tahmin edilen
yüzde 14.76 oranındaki Tüpraş hissesinin değeri 6 ayda büyük
değer kazanan ve İstanbul Galataport ihalesinde 49 yıllığına
yayılan ödeme planıyla tartışmalara konu olan İsrail kökenli
Ofer Grubu'nun, Başbakan Erdoğan ve Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan'la 2002'den beri 'sık sık' görüştüğü belirlendi.
Erdoğan'a teşekkür mektubuyla sonuçlanan buluşmaların en
çarpıcı sonucu, Ofer ailesinin büyük oğlu Eyal Ofer'in
Unakıtan'la sabaha karşı saat 02.00'de yaptığı görüşmenin
hemen ardından Tüpraş hisselerinin Ofer Grubu'na satılması
oldu.
Bugüne kadar yalanlanmayan bilgilere göre, Ofer
Grubu mart başında Tüpraş'ın yüzde 14.76 oranındaki hissesini
446 milyon dolar (569.3 milyon YTL) karşılığında aldı. Satın
alma işlemi esrarengiz bir operasyonla gerçekleşirken
hisselerin değeri 6 ayda büyük prim yaptı. Türkiye'de
gündeme oturan bu büyük borsa operasyonunun 1 Mart 2005'te
sabaha karşı 02.00'de Unakıtan'ın Ofer Ailesi'nin büyük oğlu
Eyal Ofer'le yaptığı gizli görüşmeden doğduğu ileri sürüldü.
Hükümetle, Ofer ilişkisi üzerine kulislere yansıyan bilgiler
ve belgelere dayalı tespitler şöyle:
28 ŞUBAT
PAZARTESİ: Özelleştirme İdaresi (ÖİB), SPK ve İMKB'ye 28 Şubat
2005'te gönderdiği yazılarla, Tüpraş'ın yüzde 14.75'lik
bölümünü borsada satmayı planladığını bildirdi.
1 MART
SALI: Eyal Ofer ile Global Menkul'un sahibi Mehmet Kutman, 28
Şubat'ı 1 Mart'a bağlayan gece yarısı İstanbul'dan özel bir
uçakla Ankara Esenboğa Havalimanı'na indi. Ofer ve Kutman
ikilisi, kendilerini karşılayan araçla saat 02.00'de
Unakıtan'ın yanına götürüldü. Unakıtan, görüşmenin sonunda
kendisine bağlı olan ÖİB'ye "Hisseleri satın" talimatını
verdi.
ÖİB AYNI GÜN AÇIKLAMA YAPTI: Aynı gün içinde
aracı kuruluşlar İş Yatırım ve Global Menkul Değerler ile ÖİB,
Tüpraş hisselerinin satışına ilişkin duyurularını yaptı. Bu
duyurular 1 Mart tarihli 40 numaralı İMKB günlük bülteninde
yayımlandı. Duyurunun yayımlandığı saatlerde Global'in başvuru
evrakında eksik olduğu anlaşıldı. Evrak birkaç saat iç
inde temin edilerek resmi prosedür tamamlandı. 3 MART
PERŞEMBE: İMKB Başkanlığı, Ofer-Unakıtan görüşmesinden 2 gün
sonra satış işleminin gerçekleşmesi için izin verdi.
4
MART CUMA: Hisselerin satış işlemi 4 Mart 2005'te tamamlandı.
Hisselerin Global aracılığıyla 6 fona satıldığı öğrenildi.
Ancak Milliyet'in aldığı bilgilere göre, söz konusu fonlardan
biri Templaton'a, 5'i ise Ofer'in talimatıyla Global'e
kurdurulan fonlardı. Böylece dünyanın önde gelen fonlarından
Templaton'ın katılımıyla Tüpraş'ın yüzde 14.76'sı Ofer
Grubu'nun eline geçmiş oldu.
28 ŞUBAT 2005 Saat: 23.45
Atatürk Havalimanı'ndan Eyal Ofer ve Mehmet Kutman'ı
taşıyan özel uçak Ankara'ya doğru hareket ediyor.
1
MART 2005 Saat: 01:00 Ankara Esenboğa Havalimanı'na inen
ikili kendilerini bekleyen arabayla hızla alandan ayrılıyor.
1 MART 2005 Saat: 02:00 Eyal Ofer, Mehmet Kutman
ve ekibi, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yanına getirilerek
Tüpraş üzerine görüşmeye başlıyorlar.
1 MART 2005
Saat: 09:00 Bakan Unakıtan, kendisine bağlı Özelleştirme
İdaresi'ne Tüpraş'ın 14.76'sının Ofer'e satışının talimatını
veriyor.
Haber: Ahmet Erhan Çelik Kaynak:
www.milliyet.com.tr
|
î Başa
Erdoğan: Ofer’le Davos’ta görüştüm - Hürriyet - 23 Eylül
2005 |
|
|
Başbakan, Tüpraş ve Galataport
ihaleleriyle gündeme oturan İsrailli işadamı Sami Ofer’le
görüştüğünü itiraf etti.
Tüpraş ve Galataport ihaleleriyle gündeme
oturan İsrailli işadamı Sami Ofer ile görüşmediğini söyleyen
Başbakan Erdoğan dün geri adım attı. Öğlen saatlerinde yaptığı
açıkmamada ‘Ofer’le ne Başbakanlık’ta ne de başka bir yerde görüşmem
olmadı’ diyen Erdoğan akşam televizyonda ‘Ofer ile ilk görüşmem
Davos’ta oldu’ açıklamasıyla kamuoyunu şaşkınlığa
uğrattı.
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, öğlen
saatlerinde Galataport ihalesiyle gündeme gelen Sami Ofer ile
görüşmediğini açıklamasına karşın akşam katıldığı atv’deki Teke Tek
programında Sami Ofer’le Davos’da görüştüğünü söyledi.
‘İlk
görüşmem Davos’da oldu’ diyerek, Ofer ile ikinci bir görüşme daha
yaptığı izlenimi veren Erdoğan, soru üzerine ikinci görüşmeyi ise
hatırlayamadığını söyledi.
KARDEŞİM OFER’İN GEMİSİNDE
TORNACIYDI:
Ofer’le Davos’daki görüşmesinde tek tek
özelleştirme ihalelerini değil Türkiye’ye yatırım yapmaları konusunu
konuştuğunu belirten î Başa
Erdoğan, sürpriz bir açıklama da yaparak
kardeşi Mustafa Erdoğan’ın geçmişte Ofer ailesine ait gemilerde
tornacılık (Fiter) olarak çalıştığını açıkladı. Erdoğan, ‘Kardeşim
iyi bir tornacıydı. Askerden döndükten sonra onların gemilerinde
fiter olarak 8-10 sene çalıştı. Geminin içindeki torna atölyesinde,
seyahat sırasındaki çıkan arızaların tamir işini yaptı. Onlar benim
kardeşim olduğunu bilmiyorlardı. Görüşmemizde bunu kendisine ben
söyledim’ diye konuştu.
İŞADAMIYLA HER YERDE
GÖRÜŞÜRÜM:
Ofer’le Başbakanlıkta görüşmediğini
belirterek, ‘Ama görüşebilirdim. Türkiye’de yatırım yapmak isteyen
her işadamıyla her yerde zaten görüşüyorum’ diyen Erdoğan,
Galataport ihalesiyle ilgili usulsüzlük iddilarını da redderek, ‘Bu
rahmetli Özal’ın araziyi 49 yıllığına bedava verip işlet devret
modelinin başka bir türü. Ciddi yatırımlar yapılacak. Enterasan bir
proje. Oradaki çehre bambaşka bir hale gelecek, Barcelona gibi’ diye
konuştu. Ofer’in TÜPRAŞ’daki blok hisse alımına ilişkin de ‘Ofer’e o
satış olmasaydı, bugün bu rakam çıkmazdı. Bu bir take off (çıkış)
yaptı’ diyen Erdoğan, bu ihalelere ilişkin kendilerine yöneltilen
suçlamalara da sert tepki göstererek, ‘Abdestimden şüphem yok ki
benim, namazımdan şüphem olsun. Ama abdestinden şüphesi olanlar
namazından da şüphe eder’ diye konuştu. Erdoğan, öğlen yaptığı
konuşmada da ‘Benim kimseyle kalkıp da mesela, ifade edilen son Ofer
le ilgili olarak Başbakanlık’ta görüşmem veya bir başka yerde
görüşmem falan filan gibi birşey olmadı. Kaldı ki ben her
müteşebbisle görüşürüm. Her özelleştirmeye katılmak isteyenler
görüşürüm’ demişti.
Türkiye ayakları Global ise görüşmüş
olabiliriz
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, dün gece katıldığı
bir televizyon programında ‘Maliye Bakanınızın Global tarafından
Hong Kong’a götürüldüğü yolunda dedikodular çıktı. Ne diyorsunuz’
sorusu üzerine şunları söyledi: ‘Orada yanılmıyorsam Japon firması.
Çok da genç bir firma ve bunların Türkiye’de yatırım yapma talepleri
var. Bunlarla da biz Davos’da görüşmüştük. Bu gelişmeden sonra
onların yatırım yapmayla ilgili bir davetleri olmuştur. Herhalde onu
soruyorsunuz. Onların Türkiye ayağı Global ise, görüşmüş
olabiliriz.’
ANAP: Hong Kong’da buluştunuz
mu
ANAP İstanbul milletvekili Emin Şirin, son dönemde
yapılan her özelleştirmede ismi gündeme gelen Mehmet Kutman ile
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan arasındaki ilişkiye dair iddiaları
ayrıntılı olarak ortaya koyarken, hükümetten çıt çıkmadığını
söyledi. Başbakan Erdoğan’a da ‘Siz de işin içinde misiniz?’ diye
soran Şirin, şunları söyledi: ‘Kutman, Hong Kong’a Unakıtan’dan 2
gün evvel gitti. Kutman’ın yanında sonradan TÜPRAŞ İdare Heyeti’nde
görev alan bir yardımcısı vardı. Kutman’ın seyahetinden iki gün
sonra, Unakıtan, hanımı, Kutman’ın kızkardeşi ve Özelleştirme
İdaresi Başkanı özel, yabancı bayraklı bir uçakla Hong Kong’a gidip,
Mehmet Kutman ile buluştular mı, buluşmadılar mı? Bu uçağın sahibi
kimdi? Kiminle ‘babalar gibi’ ne konuştular? Kiminle ‘babalar
gibi’ne anlaşmaları yaptılar?’
Baykal: Ofer’le ilgili
elimizde teyp kaydı var
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,
önceki gün Rize’nin Hemşin İlçesi’nde yaptığı konuşmada, İsrailli
Ofer ailesinin önümüzdeki günlerde siyasetin ana konusu haline
geleceğini savundu. Baykal, Kuşadası Limanı’nda Ofer Ailesi’ne
yönetmelik gereği satış yapıldığını ve bu yönetmeliğin hukuka aykırı
olduğu için iptal edildiğini vurguladı. Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
‘Yönetmelik iptal edilince dediler ki, ‘Yönetmelik
iptal edilirse kanun çıkarırız.’ Bu bizim elimizde, teypte, kayıtta.
Ve nitekim bu laftan kısa bir süre sonra kanun çıkarıldı. Şimdi o
kanuna dayanarak Ofer, Galata Port ihalesini almaya çalışıyor.
Kişisel ticari başarısıyla mı oluyor? Kendisine bu imkanı sağlayan
bir muhatap var mı? Kimdir o muhatap? ‘Yönetmelik olmazsa kanun
çıkarırız’ deme kudretini gösteren bu kişi nasıl bir düzeydedir.
Başbakan, ‘yeşil kart hortumculuğu var, hepsini ezeceğim’ diyor. Sen
önce sağına soluna bak. Adamlarla Başbakanlık’ta buluştun, nerede
bunun tutanağı, ne konuştun orada?’
|
î Başa
Telafer'deki vahşete tanık olan Kızılay ekibine konuşmak bile
yasaklandı - 23 Eylül 2005 - turkishnews.com/Gözyaşlarıyla
döndüler İnsanlık dramı yaşanıyor İşgalci ABD askerlerinin
giriştiği katliam sebebiyle harabeye dönen Telafer'e yardım götüren
Kızılay ekibi, gözyaşları içinde Türkiye'ye döndü. Ekipte yer alan
görevliler, "Biz yardım dağıtırken, yandaki çocukları yere yatırıp
kafalarına çuval geçiriyor ve götürüyorlardı. Hepsi çok kötü durumda.
Ağlamamak mümkün değil" şeklinde konuştu. Yardımlar Telafer'e
Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali, Telafer'den dönen ekibi Gölbaşı
ilçesinde karşıladı. Cenevre Anlaşması'na imza atan tüm uluslararası
çevreleri, Telafer'deki insanlık ayıbını durdurmaya çağıran Küçükali,
"Biz orada malzeme dağıtmayalım diye oyun oynandı. Bilinmeyen yerlerde
yardım dağıtmamızı istediler" diye konuştu. Konuşma yasağı
Telafer'de yaşananların görgü tanığı olan Kızılay Yardım Ekibi,
yetkililerin ve ABD'nin uyarıları nedeniyle konuşmaktan
çekiniyor. Telafer'deki ABD katliamının, pek çok savaş bölgesinde
yaşanan insanlık dramına şahit olan Kızılay ekibini bile ağlatacak
seviyede olduğu anlaşılıyor. Ekip görevlilerinden Hasan Çekiç,
gözyaşlarının nedenini soranlara "Oradaki herkesin durumu," diyerek
dehşet ve vahşeti tek cümle ile anlatıyor. Hasan Çekiç isimli Kızılay
görevlisi Telafer'de yaşananları "Oradaki insanlar Türkiye'den başta
siyasi olmak üzere her türlü desteği bekliyor" diyerek özetledi ve
yaşananları sadece ağlayarak yorumlayabildi. ALİ CURA - ANKARA
ABD'nin işgali altındaki Irak'ın Telafer kentinde Türkmenler'e yönelik
katliamın boyutu bölgeye giden Kızılay ekibini bile ağlatacak düzeyde.
Telafer'e yardım götüren Kızılay ekibi, yetkililerin ve ABD'nin
ambargosu nedeniyle şehirde neler olup bittiğini söyleyemiyor. Ancak
Kızılay ekibindeki görevliler gördükleri ve yaşadıklarını
sadece ağlayarak yorumlayabiliyor. Kızılay ekibindeki görevliler ise
daha fazla konuşmamalarının sebebini ABD'nin bölgeye yeniden yardım
götürmesine engel olur endişesine bağlarken, kendilerine daha fazla
konuşmamaları gerektiği yönünde talimat verildiği belirtiliyor. İşgal
altındaki Telafer'de yaşanan insanlık dramının mağdurlarına destek
olmak amacıyla 6 tır yardım gönderen Kızılay'ın ekibi dün geri döndü.
Ankara'nın Gölbaşı girişinde yapılan karşılama töreninde gelen ekibin
konuşmaları Telafer'de çok büyük trajedi yaşandığını ortaya koydu.
Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali yaptığı konuşmada Kızılay ekibinin
başından geçen sıkıntıları aktarırken, şehirde yaşayan insanların
durumu ile ilgili olarak sadece yardıma muhtaç olduklarına dair
açıklamalarda bulundu. Küçükali, Telafer'de yaşanan durum ile ilgili
olarak ekip arkadaşlarından bilgi alabileceklerini belirtti. Ancak
Kızılay ekibinin bu yönde büyük bir baskı altında olduğu
anlaşıldı. Telafer ekibinin başı Metin Yaman, Kızılay ekibine şehir
girişinde ABD güçlerince zaman zaman zorluk çıkarıldığını, haberleşme
araçlarına da güvenlik nedeniyle el konulduğunu ama bu sorunun bir süre
sonra aşıldığını aktardı. Oradaki insanların yardıma muhtaç olduğunu
yineleyen Yaman, şehirdeki manzara ile ilgili bilgi vermekten
kaçındı. Dayanamadı ağladı Bu arada bölgeden gelen Hasan Çekiç
isimli Kızılay görevlisi kendini tutamadı ve ağlamaya başladı.
Gördükleri ve hatırladıklarını ancak ağlayarak ifade edebilen Çekiç,
daha fazla konuşmadı. Sorular üzerine yaptığı konuşmada, açlıkla
birlikte bölgede her şeyin yaşandığını söyleyebilen Çekiç, "Oradaki
insanlar Türkiye'den başta siyasi olmak üzere her türlü desteği
bekliyorlar" dedi. Edinilen bilgilere göre Kızılay ekibinin yardım
götüren araçlarının şehir içerisine zaten sokulmadığı, şehir dışında
oluşturulan çadır kentlerde bekletildiği öğrenildi. Bununla birlikte
Kızılay'ın yardım çabasına karşılık ABD'nin gelen yardım araçlarına
zorluk çıkarması, insani yardımlara bile tahammül edemediğini ortaya
koydu. Kızılay görevlilerine konuşmama talimatı Ayrıca, Telafer'de
yaşanan sıkıntıları aktarmamaları yönünde bir talimat verildiği de
ortaya çıktı. Gerekçe olarak uluslararası bir yardım kuruluşu olan
Kızılay'ın bu bölgede olanları dünyaya duyurduğu takdirde, bir daha bu
bölgeye sokulmayacağı belirtildi. ABD'nin bu yöndeki baskısı sonucu
Telafer'i tam bir kapalı kutuya dönüştürdüğü ifade ediliyor. Yardım
ekiplerinin şehir içerisine sokulmaması ise, hâlâ şehir içerisinde
katliamın sürdüğünü gösteriyor. 6 tır dolusu yardım Kızılay tarafından
bölgeye sevkedildi ve başarıyla dağıtımı yapılıp dönüldü. Yaklaşık 15
bin kişinin bu yardımlardan faydalandığını belirten yetkililer, tekrar
yardım götürmeye hazır olduklarını ve orada küçük çocukların perişan
halde olduğunu aktardılar.
|