ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- Çevik Bir hakkında yeni iddialar - internethaber
  ~ Vakit Gazetesi’ne konuşan Kahramanyol’un eski eşi Nurcan Akçay, kocasının irticacı diye ordudan atılması için aralarında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in de olduğu üst rütbeli bazı subayların kendisine para ve iş teklif ettiğini, asılsız mektup yazdırdıklarını öne sürdü.
  ~ Aradan geçen sekiz yıl içinde çok zor günler yaşadığını anlatan Kahramanyol, YAŞ kararları ile Silahlı Kuvvetler'den uzaklaştırılan bin 500 kişinin hakkının geri verilmesini istiyor.
  ~ Kahramanyol, şöyle devam etti: “Gerekli Anayasa değişikliği yapılmalı. Bizlere yapılanlar utanç verici bir hukuk çiğneme olayıdır. Normal şartlarda her kuvvet komutanı disiplinsiz olarak mütalaa ettiği her subayı re'sen ordudan çıkarabilir. Ama bu takdirde bu subay Askerî Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde dava açabiliyor. YAŞ tarafından çıkarıldığı takdirde hakkını arayamıyor. Bu, hukukun çiğnenmesidir. Kanun çiğnenmesi değil; çünkü bunlar ihtilal kanunları. 1983'ten bu yana Türk milletinin gözünün içine baka baka hukuku çiğniyorlar. Düne kadar silah arkadaşı olarak gördükleri bizleri torbaya koyup denize atarken hiç mi vicdan azabı çekmiyorlar? Bugün Silahlı Kuvvetler'den zorla ayrılmak durumunda bırakılan subay ve astsubaylar çok sefil duruma düşmüş durumda.
  ~ Kahramanyol, intihar eden GATA eski komutanı Tümgeneral Prof. Dr. Fahrettin Alparslan’ın ölümünden birkaç gün önce kurulan komployu itiraf ettiğini söyledi. Kahramanyol, “Alparslan, 1997 Kasım ayında intihar etmeden birkaç gün önce beni çağırdı. ‘Mustafa, sana çok büyük haksızlıklar ettik. Vicdan azabı içerisindeyim' dedi. Bunların bir kısmını anlattı. Görüşmemizden birkaç gün sonra da intihar etti.” dedi. Mustafa Kahramanyol, YAŞ kararıyla ihracının ardından özel hastanelerde çalışmasının bile engellendiğini söyledi.

- Ermeni konferasının durdurulmasına destek - 23 Eylül 2005 - Hürriyet 
  ~ Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılması planlanan Ermeni konferasının durdurulmasına bazı çevrelerden destek geldi.
  ~ “Toplantının ertelenmesinden sonra mahkemeye büyük saldırı yapıldı. Bu saldırıyı yapan da Sayın Başbakan olmuştur. Başbakan, 3 kişiden oluşan idare mahkemesi heyetinden birinin ismini açıkça zikrederek diğer iki hakimi tahkir etmiştir. Hukuki bilgileri yerin dibine batırmıştır. Böyle bir hakkı ve hukuku yoktur. Düşünce hak ve özgürlüğünden bahsederken, Anayasa'nın temel ilkesini başta Sayın Başbakan olmak üzere Başbakan gibi düşünen bazı siyasetçiler, bazı medya mensupları mahkemenin üzerine saldırmışlardır.
  ~ Kemal Kerinçsiz, “İşin gerçeği bu konferansın amacı Sevr'in yeniden hortlatılmasıdır. Ülkenin kaosa sürüklenmesi ve parçalanmasının sağlanmasıdır. Ermenistan ve Kürdistan'ın oluşumunun sağlanmasıdır” dedi.
  ~ Milli Güç Platformu Başkanı Kerinçsiz, Türk milletinin tarihinin dünyanın en şerefli ve en temiz tarihi olduğunu vurgulayarak, Türk milletinin hesabını veremeyeceği, utanacağı hiçbir davranışı olmadığını, buna Ermenilerin 1915'te güvenlik nedeniyle göç ettirilmelerinin de dahil bulunduğunu söyledi.
  ~ “Ancak bu üniversitenin en önemli özelliği, 'Ben İstanbul'u bu tepeden fethedeceğim' diyen Amerikalı misyoner Hamlin tarafından Robert Kolej namıyla kurulan bir misyoner ve ajan okulunun devamı olmasıdır” diye konuştu.
  ~ Türk milletinin hoşgörülü ve sabırlı olduğunu, ancak sabrının da bir sınırı bulunduğuna işaret eden Kerinçsiz, gün gelip sabrın taşabileceğini sözlerine ekledi. 

- Toplantıyı yasaklatan avukattan tartışılacak sözler - Milliyet - 23 Eylül 2005 
  ~ "Yüzde 90 asil millet yüzde 10’luk bir tahakkümün altına verilmiştir", "Satılan toprakların yeniden Türk milletine, vatan evlatlarına dönmesi için Kurtuluş Savaşı’nda akıtılan kan gerekiyorsa bu dönemde de akıtılacaktır"
  ~ ".Yurt topraklarının yüzde 10’u satıldı. Satım bu hızla gittiği taktirde önümüzdeki 10 yıl içinde topraklarımızın yarıdan fazla bölümü yeşil dolar karşılığı satılmış olacak. Bu topraklarda gettolar oluşacak."
  ~ ".İstiklal Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti’nin topraklarının yüzde 50’den fazlası yabancılara satılmıştı. O zaman da hükümet olarak hain ve satılmış Damat Ferit hükümeti işbaşındaydı. tarih bir kez daha tekerrür etmektedir. Damat Ferit’in yerine Amerika ve Yahudi menfaatlerinin Türkiye temsilcisi ve acentası konumundaki Tayyip ve Gül hükümeti işbaşındadır. Arada hiçbir fark yoktur."
  ~ ".Satılan toprakların yeniden türk milletine, vatan evlatlarına dönmesi için Kurtuluş Savaşı’nda akıtılan kan gerekiyorsa bu dönemde de akıtılacaktır. Ancak akacak olan bu kanda sadece küresel çetenin dış temsilcileri değil, içerideki işbirlikçi ve ihanet içinde bulunan iktidar sahipleri de boğulacaktır."

- Kutman’ın arkasında kim var? - Milli Gazete - 23 Eylül 2005 

- Sami Ofer’in kuyruğu var mı? - Milli Gazete 
  ~ Sami Ofer çatal kuyruklu, keçi ayaklı bir finansal iblis midir, ciddi bir iş adamı mıdır? Türkiye’ye kan emmeye mi geldi yoksa mumla aranacak bir yatırımcı mı?

- “Hatay Medeniyetler Buluşması”na tepkilerin arttığını belirten eski Milletvekili Mehmet Sılay: - Milli Gazete
  ~ Hatay eski Milletvekili Mehmet Sılay, 1. Hatay Medeniyetler Buluşması’nın ABD’nin ve İsrail’in bölgede gerçekleştirdiği kanlı eylemleri örtmek maksatlı olduğunu söyledi.
  ~ Buluşma programları   ABD’ye aittir
  ~ Etkinliklerde asıl maksat, Amerika ve İsrail’in yakın çevremizde uyguladığı işgal, sömürü ve katliamları örtüp kamufle etmeye çalışmak, direniş ruhunu yumuşatmak ve İslam kardeşliğini ertelemektir.

- Tam 3 yıl önce bir abi, bir baba şefkatiyle uyarıldılar..
  ~ Erbakan, Türkiye’nin düşürülmek istenen bataklığa düşmemesi için görevini yaptı.

- Gündoğan, hükümete yüklendi - Milli Gazete
  ~ Tasfiye memurları
  ~ Vatan toprağını sattılar, Kıbrıs’ı sattılar, Tüpraş, Telekom, Seydişehir gibi stratejik ve karlı kuruluşları sattılar. Limanları, tersaneleri sattılar. Telafer’i sattılar. Geçmişlerini, tarihlerini, değerlerini sattılar. Ne bulurlarsa satıyorlar. İflas etmiş tüccar gibiler. Türkiye’mizi tasfiye edilen bir şirket gibi algılayıp, tasfiye memurları gibi çalışıyorlar” dedi.

- Ofer'le Unakıtan gece yarısı buluştu - İnternethaber

- Erdoğan: Ofer’le Davos’ta görüştüm - Hürriyet - 23 Eylül 2005
  ~ Erdoğan, sürpriz bir açıklama da yaparak kardeşi Mustafa Erdoğan’ın geçmişte Ofer ailesine ait gemilerde tornacılık (Fiter) olarak çalıştığını açıkladı. Erdoğan, ‘Kardeşim iyi bir tornacıydı. Askerden döndükten sonra onların gemilerinde fiter olarak 8-10 sene çalıştı. Geminin içindeki torna atölyesinde, seyahat sırasındaki çıkan arızaların tamir işini yaptı. Onlar benim kardeşim olduğunu bilmiyorlardı. Görüşmemizde bunu kendisine ben söyledim’ diye konuştu.

- Telafer'deki vahşete tanık olan Kızılay ekibine konuşmak bile yasaklandı - 23 Eylül 2005 -

- Türkiye’de siyonist atak - Milli Gazete - 22 Eylül 2005 
  ~ Süper FM ihalesini kazanan Kanadalı Şirket CanWest’in sahibi İsrael Asper Bilderbergci bir Musevi
  ~ Yine Global Yatırım yine Musevi ortak
  ~ Galataport,zeyport yok haydarpasaport derken secimde halk tayyibi portlayacak hemde ne port! secim sonucunda ise sahipsiz bir AKPORT cikacak ortaya.Bir basbakan ulkenin gelecegini ve gecmisini satiyor eeee ne de olsa Bizim basbakanimiz siyo... bir basbakan tabi ki siyonistlere hizmet edecek.
  ~ Musluman sehit kaniyla alinmis bir memleketi Islam dusmanlarina satan bir Basbakan ve ekibinin Hanimlarinin baslarini ortmesinin ne anlami var?
 


î Başa
Çevik Bir hakkında yeni iddialar - internethaber
23 Eylül 2005 14:48  
28 Şubat'ın üzerinden 8 yıl geçti ama yankıları sürüyor. Çevik Bir hakında ordudan atılan bir albayın eşi ilginç iddialarda bulundu. Olayların başlangıcı Belçika'ya uzanıyor.

     Tabip Kıdemli Albay Prof. Dr. Mustafa Kahramanyol’un 1997’de Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararlarıyla ordudan atılması konusunda ilginç iddialar ortaya atıldı. î Başa Vakit Gazetesi’ne konuşan Kahramanyol’un eski eşi Nurcan Akçay, kocasının irticacı diye ordudan atılması için aralarında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in de olduğu üst rütbeli bazı subayların kendisine para ve iş teklif ettiğini, asılsız mektup yazdırdıklarını öne sürdü.
     
     Bu mektup sebebiyle Akçay’a Mehmetçik Vakfı’nda iş verilmiş. Ancak Albay Kahramanyol, açtığı boşanma davasında bu duruma dikkat çekince Akçay, Çevik Bir’in yazısıyla 1998’de işten çıkarılmış. Albay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurunca Genelkurmay’ın davayı kaybetmemesi için ikinci bir mektuba daha ihtiyaç duyulmuş.
     
     Akçay, bu talebi de yerine getirmiş ve bunun karşılığında Mehmetçik Vakfı'nın İstanbul TEM Otoyolu üzerindeki akaryakıt tesislerinde çalışmaya başlamış. Fakat buradan da yolsuzluklara göz yummadığı için kovulmuş. Nurcan Akçay, Genelkurmay eski 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in Belçika'da NATO karargahında görev yaparken yaşanan bir olaydan dolayı Kahramanyol'a karşı kin beslediğini savunuyor. Akçay'a göre Bir, kendisini kullanarak irtica kılıfıyla eski kocasından intikam aldı. Albay Mustafa Kahramanyol, eski eşinin söylediklerini hayretler içerisinde okuduğunu belirtiyor.
     
     Savcıları göreve çağırdı
     
     Adaleti Savunanlar Derneği Onursal Başkanı Prof. Dr. Ahmet Alper, Nurcan Akçay'ın açıklamalarıyla ilgili olarak savcıları göreve çağırıyor. Prof. Dr. Alper, Kahramanyol'un eski eşinin ifadelerinin 28 Şubat sürecinde yaşanan ahlaksızlıklara ve çete faaliyetlerine iyi bir örnek teşkil ettiğini söylüyor. 28 Şubat sürecinde buna benzer çete faaliyetlerinin yürütüldüğünü iddia eden Prof. Dr. Alper, "28 Şubat döneminde ne şekilde ahlaksızlıklar yapıldığını bu açıklamalar çok iyi şekilde göstermektedir. Silahlı Kuvvetler içerisinde bazı insanlar kendi fikirlerinde olmayan kişileri tasfiye etmek için her türlü yolu denemişlerdir. ‘Sen böyle dersen, sen böyle yaparsan, biz sana iş buluruz, para buluruz' diyen bir grup var. Maalesef bunlar YAŞ kararlarının yargı denetimine açık olmaması sebebiyle olan işlemler. YAŞ kararları bu şekilde devam ettiği sürece Türkiye'de hukuk devletinden bahsedilemez. Bu açıklamalar karşısında savcıların hiç vakit kaybetmeden takibat başlatmasını istiyoruz.” şeklinde konuşuyor.
     
     Mustafa Kahramanyol ise eski eşinin söylediklerini küçük dilini yutarak okuduğunu belirtiyor. î Başa Aradan geçen sekiz yıl içinde çok zor günler yaşadığını anlatan Kahramanyol, YAŞ kararları ile Silahlı Kuvvetler'den uzaklaştırılan bin 500 kişinin hakkının geri verilmesini istiyor.
Her biri üniversite bitirmiş yetişkin olan çocuklarının kendisine “Baba biz seni çok seviyoruz. Ama bu işin içinde hakikaten bir şey yok mu? İrticai olaylara karışmış olamaz mısın?” diye sorduklarını anlatan Kahramanyol, “Bir babanın böyle bir soru ile karşılaşması bile ağırdır.” diyor.
     
     Kendisi gibi sıkıntı çeken YAŞ'zedelerin sıkıntılarının giderilmesi için TBMM'yi göreve çağırdığını ifade eden î Başa Kahramanyol, şöyle devam etti: “Gerekli Anayasa değişikliği yapılmalı. Bizlere yapılanlar utanç verici bir hukuk çiğneme olayıdır. Normal şartlarda her kuvvet komutanı disiplinsiz olarak mütalaa ettiği her subayı re'sen ordudan çıkarabilir. Ama bu takdirde bu subay Askerî Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde dava açabiliyor. YAŞ tarafından çıkarıldığı takdirde hakkını arayamıyor. Bu, hukukun çiğnenmesidir. Kanun çiğnenmesi değil; çünkü bunlar ihtilal kanunları. 1983'ten bu yana Türk milletinin gözünün içine baka baka hukuku çiğniyorlar. Düne kadar silah arkadaşı olarak gördükleri bizleri torbaya koyup denize atarken hiç mi vicdan azabı çekmiyorlar? Bugün Silahlı Kuvvetler'den zorla ayrılmak durumunda bırakılan subay ve astsubaylar çok sefil duruma düşmüş durumda.
Millete hizmet etmiş kişilerin millet tarafından ellerinden tutulması lazım. Bunu sağlayacak makam ve mevki TBMM'dir."
     
     î Başa Kahramanyol, intihar eden GATA eski komutanı Tümgeneral Prof. Dr. Fahrettin Alparslan’ın ölümünden birkaç gün önce kurulan komployu itiraf ettiğini söyledi. Kahramanyol, “Alparslan, 1997 Kasım ayında intihar etmeden birkaç gün önce beni çağırdı. ‘Mustafa, sana çok büyük haksızlıklar ettik. Vicdan azabı içerisindeyim' dedi. Bunların bir kısmını anlattı. Görüşmemizden birkaç gün sonra da intihar etti.” dedi. Mustafa Kahramanyol, YAŞ kararıyla ihracının ardından özel hastanelerde çalışmasının bile engellendiğini söyledi.
     
     Bana söylenenleri yazdım
     
     "GATA İstihbaratı beni defalarca Ankara'ya çağırdı. Eşi olduğum için güvenilir olacağımı ve belge olarak kabul edilebileceğini belirttiler. Ağustos şûrasının yaklaştığını, bu mektubun dosyasına konulacak en önemli delil olacağını söylediler. Mustafa Bey'in irticai faaliyetlerle ilgili olduğunu, vatan hainliği yaptığını yazmam istendi. Bilgim olmadığı halde, söyledikleri konuları mektuba ekledim. Mektubu yazmamı Çevik Bir'in adamı olduğu bilinen GATA İstihbaratı'nda görevli C. Binbaşı istedi."
     
     Eşlerin kavgası etkili oldu
     
     “Çevik Bir'in ikinci eşi ile Mustafa Bey'in benden önceki eşi Belçika'da araba kullanmayı öğrenirken, korna çalma yüzünden kavga etmiş. Çevik Bir bu olayla ilgili olarak Mustafa Bey'i yanına çağırmış. Mustafa Bey, randevulu hastaları olduğu için gelemeyeceğini söyleyince Çevik Bir, odasına gidip 'Savunmanı hazırla.' dedikten sonra tehdit falan etmiş. Yıllardır bu husumetin devam etmesi, bence eski eşimin ordudan atılmasında çok etkili oldu. Onlar dikecekleri elbisenin modelini çoktan tasarlamışlardı. Dikişte kullanılacak iplik rengini bana belirlettiler.”
     
     Tolon, ‘İşini bitireceğiz’ dedi
     
     “Şubat 1997'de boşanma davası açtığı için eşime çok öfkeliydim. Bu psikoloji içerisinde iken ailece görüşmekte olduğum generallerden Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Hurşit Tolon'a aile içindeki sıkıntılarımı anlatmak ve maddi sıkıntılarıma bir çere bulunması için Genelkurmay'a gittim. Hurşit Paşa, anlattıklarım kendisini etkilemiş olacak ki, bana 'Kahramanyol'u bu defa affetmeyeceğim. Durumuyla ilgili olarak Genelkurmay'da iki general arkadaşım ile görüşüp işini bitireceğim.' dedi ve beni GATA komutanına gönderdi."
     
     Haber: Erkan Acar
     Kaynak: www.zaman.com.tr
 


î Başa
Ermeni konferasının durdurulmasına destek - 23 Eylül 2005 - Hürriyet 
 

İstanbul

î Başa Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılması planlanan Ermeni konferasının durdurulmasına bazı çevrelerden destek geldi.

“Milli Güç Platformu” üyeleri, İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararı verdiği  ”İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları” başlıklı konferansın gerçekleştirilmesi planlanan Boğaziçi Üniversitesi'nin ana kapısı önünde protesto gösterisi yaptı.
   
Platform Başkanı ve Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu Üyesi avukat Kemal Kerinçsiz, burada platform üyeleri adına yaptığı açıklamada, mayıs ayında Boğaziçi ve Sabancı üniversitelerince 'İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri” konulu konferans düzenlendiğini, ancak Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in toplantının  “Milletin arkasından hançerlenmesi” anlamına geldiğini ifadesi üzerine ertelendiğini söyledi.
   
Kerinçsiz, şu görüşleri ileri sürdü:
   
“Maalesef bugünkü ertelemeye eleştiri yapanlar, o zaman Başbakan ve hükümet kanadı, yine kendi hükümet kanadından gelen tepkilere ses çıkarmamışlardı. Bugün göstermiş oldukları katı, sert acımasız eleştirileri yapmamışlardı. Aradan 3 ay geçti. Türkiye'deki Ermeni diasporası çok güzel çalışıyor ve ikinci konferans kararı verildi. Bu karar, hükümetin dışarıdan almış olduğu Avrupa Birliği (AB) dayatmaları sonucunda oldu. Başbakan'ın kendine özgü fikri değildi.
   
Dün Avrupa Parlamentosu'nda Ermeni konusu tartışılırken, bu olay gündeme geldi ve bir parlamenter, 'Bize söz verilmişti, nasıl ertelenir?' diye tepki gösterdi. Bu sözü veren kimler? Başbakan mı, Dışişleri Bakanı mı? Başbakan'dan bu konuda açıklama bekliyoruz.”
   
Mahkemece durdurulan konferansın bilimsel olmadığını savunan  Kerinçsiz, toplantıda sadece Ermeni diasporasının tek yanlı ifade ettiği fikirlerin tartışılmak istendiğini ileri sürdü.
   
"MAHKEMEYE BÜYÜK SALDIRI YAPILDI”
       
Kerinçsiz, İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin konferansa ilişkin yürütmeyi durdurma kararına da değinerek, şunları kaydetti:
   
î Başa “Toplantının ertelenmesinden sonra mahkemeye büyük saldırı yapıldı. Bu saldırıyı yapan da Sayın Başbakan olmuştur. Başbakan, 3 kişiden oluşan idare mahkemesi heyetinden birinin ismini açıkça zikrederek diğer iki hakimi tahkir etmiştir. Hukuki bilgileri yerin dibine batırmıştır. Böyle bir hakkı ve hukuku yoktur. Düşünce hak ve özgürlüğünden bahsederken, Anayasa'nın temel ilkesini başta Sayın Başbakan olmak üzere Başbakan gibi düşünen bazı siyasetçiler, bazı medya mensupları mahkemenin üzerine saldırmışlardır.

Bir dava devam ederken asla müdahale edilmemesi gerektiği fikrini bir tarafa atmışlardır. Alınan karar ihtiyati tedbirdir. Asıl dava devam etmektedir.”
   
"BAŞBAKAN'A SORUYORUM"

Avukat Kemal Kerinçsiz, “iktidarın bir kanadının 'verdiğiniz karar yanlıştır' diye hakimlerin üzerine gittiğini” iddia ederek,  ”Başbakan'a soruyorum. Açıklamalarınızdan sonra mahkemenin tesir altında kalmaması mümkün mü? Dava devam ediyor. Hakimler nasıl karar verecek? Bundan sonra çıkan kararın, Başbakan'ın baskısı altında çıktığı inancında olacağız. Böyle bir hukuk ihlalini kabul edemeyiz” diye konuştu.
   
Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını 19 Eylül Pazartesi günü aldığını ve APS yoluyla düzenleyici üniversitelere gönderdiğini dile getiren Kerinçsiz, kararın infazı için dün noter vasıtasıyla tebligat yaptırdıklarını hatırlattı.
   
Kerinçsiz, tebligatlarından önce kararın üniversitelere gittiğini, ancak herhangi bir gelişme olmadığı için kendilerinin kararı yeniden üniversitelere, İstanbul Valiliği'ne, Emniyet Müdürlüğü'ne, Sarıyer ve Beşiktaş ilçe emniyet müdürlüklerine tebliğ ettirdiklerini kaydetti.

î Başa Kemal Kerinçsiz, “İşin gerçeği bu konferansın amacı Sevr'in yeniden hortlatılmasıdır. Ülkenin kaosa sürüklenmesi ve parçalanmasının sağlanmasıdır. Ermenistan ve Kürdistan'ın oluşumunun sağlanmasıdır” dedi.
   
“527 BİN TÜRK ERMENİ ÇETELERİNCE KATLEDİLDİ”
      
î Başa Milli Güç Platformu Başkanı Kerinçsiz, Türk milletinin tarihinin dünyanın en şerefli ve en temiz tarihi olduğunu vurgulayarak, Türk milletinin hesabını veremeyeceği, utanacağı hiçbir davranışı olmadığını, buna Ermenilerin 1915'te güvenlik nedeniyle göç ettirilmelerinin de dahil bulunduğunu söyledi.
   
Osmanlı'nın Ermeni tehciri kararında haklı olduğunu ifade eden Kerinçsiz, Türkiye'nin bu konudaki arşivlerini açtığını, arşivlere göre de Ermeni çeteleri tarafından katledilen Türklerin sayısının 527 bin olduğunu anlattı.
   
Kerinçsiz, “Boğaziçi Üniversitesi'nin 'gerçek dışı Ermeni tezlerini sunmak amacıyla bu konferansı düzenlediğini, bu üniversitenin bir devlet üniversitesi olduğunu” kaydederek, î Başa “Ancak bu üniversitenin en önemli özelliği, 'Ben İstanbul'u bu tepeden fethedeceğim' diyen Amerikalı misyoner Hamlin tarafından Robert Kolej namıyla kurulan bir misyoner ve ajan okulunun devamı olmasıdır” diye konuştu.
   
î Başa Türk milletinin hoşgörülü ve sabırlı olduğunu, ancak sabrının da bir sınırı bulunduğuna işaret eden Kerinçsiz, gün gelip sabrın taşabileceğini sözlerine ekledi. 

KEMAL KERİNÇSİZ: BİZE ’PROVOKATÖR’ DİYENLERİ KINIYORUZ

Ermeni Konferansı’nın yürütmesini durduran avukatlar grubundan Kemal Kerinçsiz, AB Komisyonu’nun kendilerine "provokatör" demesini üzüntüyle karşıladıklarını belirterek, "Üyelerimiz arasında 35-40 yıllık avukatlık yapan var, yüzlerce avukatın oluşturduğu bir grubuz, bize provokatör diyenleri kınıyoruz" dedi.

Kerinçsiz, konferansı durdurmalarına yönelik iç ve dış tepkilere ilişkin soruları yanıtlarken, AB sürecini baltalamakla suçlandıklarını bildirdi. Provokasyon yapmadıklarını, hukukun gereğinin yerine gelmesini sağladıklarını belirten Kerinçsiz, "Hukukçular Birliği’ne üye 600-700 avukat var. Bu üyelerimiz içinde 35-40 yıldır avukatlık yapan deneyimli hukukçular bulunuyor. Başvurumuz düşüncesizce yapılmış başvuru değildir, hukukun gereğinin ortaya çıkması için idare mahkemesine başvurduk, bize provokatör diyenleri de biz kınıyoruz" diye konuştu.

ESKİ KONFERANS BİTTİ
 
Kerinçsiz, üniversitelerin, hakkında durdurma kararı alınan "eski" Ermeni konferansını artık düzenleyemeyeceklerini, itiraz etmedikleri ve itirazları kabul edilmediği halde, eski konferans düzenlenirse "suç" işlenmiş olacağını kaydetti.

Üniversitelerin, düzenleyeceklerse yeni bir formatta Ermeni konferansı düzenlemeleri gerektiğini belirten Kerinçsiz, üniversitelerin yedi günlük itiraz süreleri bulunduğunu bildirdi.

"DÜNÜ UNUTMADIK"

Bu arada platform üyeleri, üzerinde “Dünü unutmadık” yazısı ile Ermenilerin Türklere yaptıkları katliamlara ilişkin fotoğrafların yer aldığı panoyu üniversitenin kapısının önüne bıraktılar.
   
Platformun protestosuna, Milliyetçi İşadamları Derneği, Kıbrıs Türk Dernekleri, Hukukçular Birliği, Balkan Türkleri dernekleri ve MHP üyeleri ile Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü Sevgi Erenerol da katıldı.
   
Öte yandan Kültür ve Töre Derneği üyeleri, üniversitenin kuzey kampusü önündeki yolun karşısındaki duvara da, üzerinde “Hocalı katliamını unutmadık”, “Ermeni çetelerin katlettiği Türk diplomatları unutmayalım” yazılı pankartlar ile Ermenilerin katlettiği Türklerin fotoğraflarını astılar.
   
Dernek Başkanı emekli Kurmay Albay Necati Çankaya da Ermenilerin gerçekleştirdikleri katliamları anlattı.
   
Çankaya, tek yanlı konferans düzenlenmesine izin veremeyeceklerini ve ülkeye sahip çıktıklarını söyledi. 
   
BEDRİ BAYKAM: KONFERANSIN YAPILMAMASINI TERCİH ETTİK 
   
BÜ önünde “Yurtsever Hareket” adına basın açıklaması yapan sanatçı Bedri Baykam da, “konferansın son derece yanlı, antidemokratik ve dünya kamuoyunu yanıltıcı bir anlayışla düzenlendiğini” savunarak, “toplantının yapılmamasını tercih ettiklerini” söyledi.
   
Baykam, şunları kaydetti:
   
“Ancak demokratik bir ülkede önyargılı, bilimsel ve demokratik nesnellikten uzak böyle bir toplantının düzenlenme özgürlüğü olduğunu, üzüntüyle de olsa kabul ediyoruz. Bu nedenle, izleyicilerinin bile seçilerek çağrıldığı ve çoğunlukla soykırım tezini savunan konuşmacıların yer aldığı, tartışmaya açık olmayan, karşıt görüşlere kapalı toplantıyı protesto ediyoruz.”

TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ'NDEN KONFERANSIN DURDURULMASINA DESTEK

Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) üyeleri, Dolmabahçe Sarayı açıklarında Atatürk'e saygı duruşunda bulundu.
   
İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararı verdiği konferansa katılmak isteyen, ancak bu talepleri konferansın düzenleyicileri tarafından daha önce reddedilen Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) üyeleri, Dolmabahçe Sarayı açıklarında Atatürk'e saygı duruşunda bulundu. 

Atatürk'e saygı amacıyla Beşiktaş'a giden “Moda” adlı yolcu vapuruna binen grup, Dolmabahçe Sarayı önlerine gelindiğinde Türk bayrakları ile saygı duruşunda bulundu. Bu sırada Türk bayraklarını gören Dolmabahçe Sarayı önündeki nöbetçi askerlerin de selam durduğu görüldü.
   
Beşiktaş'a gelen vapurdan inen grup adına açıklama yapan TESUD Genel Başkanı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, vapurda saygı duruşu ile 1938 yılının 29 Ekim'inde Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin Ata'ya vedasını ve o heyecanı yeniden yaşadıklarını söyledi. 
   
“HUKUK TOPLANTIYI UYGUN GÖRMEDİ”
   
İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin konferansla ilgili verdiği yürütmeyi durdurma kararına ilişkin “Bizim geldiğimiz sınıf yani Silahlı Kuvvetler, her zaman hukukun verdiği karara saygı duyar. Biz bu karara saygı duymanın ötesine geçmeyelim” diyen Küçükoğlu, şunları kaydetti:
   
“Aslında bu, gerçekten bir Ermeni konferansı idi. ABD'de adını 'soykırım üniversitesi' olarak koyan Zoryan Enstitüsü'nün, Ermeni ulusal enstitüsünün ve çeşitli yabancı üniversitelerin Ermeni organizasyonu ile yürüttüğü bir etkinlikti. Bu toplantıya biz katılacak ve demokratik olarak katkıda bulunacaktık. Ama hukuk bu toplantıyı uygun görmedi. Hukuka saygı gösteriyoruz.
   
Bir ülke bir bütünse, güçlüyse, topraklarını güvene almışsa, kendi iç sorunlarını halletmişse saygındır, prestijlidir. Halbuki BÜ'de toplantı yapmak isteyenler, devletin üniversitesini rektörlerin bilgisi olmadan bir nevi Ermeni işgaline uğratacaklardı. Mahkeme kararıyla BÜ Ermeni işgalinden kurtulmuştur. Onun için toplumsal olarak biz, prestij ve saygı kazandığımıza inanıyoruz. En azından ulusal bütünlük ve beraberliğimizi hep birlikte koruduğumuza inanıyoruz. Unutmayalım ki Sayın Adalet Bakanı, bu toplantının ne anlama geldiğini mayıs ayında açıklamıştı.”
   
Gruptakiler açıklamanın ardından dağıldılar.   

 
(aa)
 


î Başa
Toplantıyı yasaklatan avukattan tartışılacak sözler - Milliyet - 23 Eylül 2005 

      ANKARA(ANKA)

Ermeni Konferansı’nı iptal ettiren grupta yer alarak gündeme gelen Avukat Kemal Kerinçsiz bir MHP yürüyüşünde yaptığı konuşmada î Başa "Yüzde 90 asil millet yüzde 10’luk bir tahakkümün altına verilmiştir", "Satılan toprakların yeniden Türk milletine, vatan evlatlarına dönmesi için Kurtuluş Savaşı’nda akıtılan kan gerekiyorsa bu dönemde de akıtılacaktır"
biçiminde ifadeler kullanmıştı.
      Kerinçsiz bu sözlerinin demokratik mücadeleden sapma anlamında anlaşılmaması gerektiğini bildirdi.
      Kemal Kerinçsiz, "İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" konulu konferansın durdurulmasına neden olan başvuruyu yapan Hukukçular Birliği Derneği Yönetim Kurulu üyeleri arasında yer alarak gündeme geldi.
      MHP Küçükçekmece İlçe Başkan Yardımcısı, eski Belediye Başkan Adayı Avukat Kerinçsiz’in 27 Eylül 2004 tarihinde MHP Küçükçekmece İlçe Teşkilatı tarafından Telafer’deki Türkmen operasyonunu kınamak amacıyla düzenlenen, bir sokak yürüyüşü ve mitingde yaptığı konuşma bir gün sonraki yayımlanan "Önce Vatan" gazetesine göre şöyleydi:
     
     MİLLETİN YÜZDE 90’I ASİL

      î Başa ".Yurt topraklarının yüzde 10’u satıldı. Satım bu hızla gittiği taktirde önümüzdeki 10 yıl içinde topraklarımızın yarıdan fazla bölümü yeşil dolar karşılığı satılmış olacak. Bu topraklarda gettolar oluşacak."
 
î Başa ".İstiklal Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti’nin topraklarının yüzde 50’den fazlası yabancılara satılmıştı. O zaman da hükümet olarak hain ve satılmış Damat Ferit hükümeti işbaşındaydı. tarih bir kez daha tekerrür etmektedir. Damat Ferit’in yerine Amerika ve Yahudi menfaatlerinin Türkiye temsilcisi ve acentası konumundaki Tayyip ve Gül hükümeti işbaşındadır. Arada hiçbir fark yoktur."
     
     GEREKİRSE KAN AKITILIR

      î Başa ".Satılan toprakların yeniden türk milletine, vatan evlatlarına dönmesi için Kurtuluş Savaşı’nda akıtılan kan gerekiyorsa bu dönemde de akıtılacaktır. Ancak akacak olan bu kanda sadece küresel çetenin dış temsilcileri değil, içerideki işbirlikçi ve ihanet içinde bulunan iktidar sahipleri de boğulacaktır."
     
     UCUBE DİL

      .Bu hükümet döneminde ne yazık ki bölücülük faaliyetleri en üst seviyeye çıkmıştır. Öncelikle halkların kendi kaderini kayin hakkı veren ikiz yasalar çıkarılmıştır. Arkasından üç yüz uydurma kelimeden ibaret paçavra dil denilen ucube, devlet televizyonlarından azınlık dili olarak yayınlatılmaya başlanmıştır. Aynı paçavra ucube şimdi de resmi dil olarak kabulü için Avrupa Birliği tarafından dayatılmaktadır.
     
     YÜZDE 90’I ASİL MİLLET

      .Büyükşehirler katil PKK’nın ve onun siyasi kanadı olan DEHAP’ın işgaline sokulmuştur. Yüzde 90’ı asil bir millet, yüzde 10’luk bir tahakkümün altına verilmiştir. Türk milleti çakallara yem edilmek istenmektedir.
      .1980 öncesi kızıl emperyalizme karşı vatanını koruyan ülkücülere bir kez daha görev düşmektedir. Bu defa mücadelemiz sapık ve acımasız Amerikan emperyalizmi ile katil Yahudi devletine karşıdır. Nasıl ki ülkücülerin 80 öncesinde direniş gücünü kıramayan Sovyet Komünist İmparatorluğu çökmüş ise, dünyayı kan ve göz yaşına boğan Amerika’ınn sapık rejimi de yine ülkücüler ve Türk Milliyetçileri tarafından çökertilecektir."
     
     SÖZLERE AÇIKLIK

      Kemal Kerinçsiz, ANKA’nın bu sözleriyle ilgili sorularını yanıtlarken demokratik mücadele dışında herhangi bir niyet ve amaç taşımadığını bildirdi. "Yüzde 90’ı asil bir millet, yüzde 10’luk bir tahakkümün altına verilmiştir" gibi bir sözü anımsamadığını kaydeden Kerinçsiz, "Mezhepsel ve etnik ayrımcılığa, bölücülüğe karşıyım. Vatanı parçalamaya yönelik çabalara karşı görüşlerimi hep söylüyorum, ama bire bir öyle bir cümle sarfettiğimi sanmıyorum" dedi.
      "Gerekirse yeniden kan dökülür" biçimindeki söylemin ise sadece bir cümle olarak alınıp ortaya konmaması öncesi ve sonrasıyla değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kerinçsiz, "Biz burada Atatürk’ün Bursa Nutku’nda, Gençliğe Hitabesi’nde verdiği görev çerçevesinde görüşlerimizi ortaya koyuyoruz. Atatürk bu hitaplarında mealen; ’vatanın zor durumda kalması durumunda gerektiğinde dil ile, gerektiğinde elinizle, taşla, sopayla mücedele edeceksiniz’ der, o anlamda söylenmiştir, yoksa kan dökmek anlamında değil" dedi.
      "Kürtçe ucube" sözleriyle ilgili olarak da Kerinçsiz, "Bilim adamları bu dilin 700-800 kelimeden ibaret olduğunu, Arapça, Kürtçe, Farsça’dan çok kelime aldığını, gramerinin olmadığını belirtiyorlar" şeklinde açıklama getirdi.
     
Kutman’ın arkasında kim var?


î Başa
Kutman’ın arkasında kim var? - Milli Gazete - 23 Eylül 2005 


Özelleştirme adı altında satılanlar kimin malı, sanırım Necip Türk milleti-sizler hâlâ farkında değilsiniz, onlar sizin malınız efendim.
TÜPRAŞ, GALATA Limanı, ihaleye çıkarılan TV’ler, radyolar, araziler, hepsi sizin ‘babanızın tapulu malı’ ve... Hiçbir demokraside halkın malı bu kadar gizli kapaklı ve alengirli satışlara konu olmaz-olamaz...
ANAP eski Başkanı Mesut Yılmaz’ın kuzeni, Global Finans’ın patronu Mehmet Kutman, İsrailli silah satıcısı-kumarhane işletmecisi Bay OFER ile birlikte, AKP Hükümeti’yle el sıkışıp, arkasında cevapsız onlarca soru bırakarak ‘kamu mallarını’ aldı. 5 ay önce TÜPRAŞ’ın yüzde 15’ini, gizlice-kimseye duyurmadan, kapalı kapılar ardında AKP Hükümeti’nden satın aldı. Sonra, 5 ay içinde bu sessiz alımdan 5 katı-milyar dolarlar kazandı. Sizin malınız satıldı, peki ya sizin cebinize ne girdi…
Bu arada OFER’in ortağı KUTMAN ile satın aldığı Kuşadası ve Galata limanlarında ‘KUMARHANE AÇACAĞI’, AKP Hükümeti’nden ‘KUMARHANELERİN YENİDEN AÇILACAĞI’ yönünde söz aldıkları da öne sürülüyor. MAVİ AKIM’DA YİNE ONLAR Mesut YILMAZ’ın kuzeni Mehmet KUTMAN’la beraber hareket eden Bay OFER iddialara göre önümüzdeki kısa vade içinde de MAVİ AKIM projesi ile Türkiye’ye getirilecek olan Rus doğalgazını Ceyhan körfezinden  İSRAİL’E GÖTÜRMEYE HAZIRLANIYOR.
Mehmet Kutman’ın, Hong Konglu ortağı ile de AKP Hükümeti’nden Maliye Bakanı Unakıtan ve ULAŞTIRMA BAKANI Binali Yıldırım’la ‘SİZİN tam 7 limanınızı daha almak’  için ‘gizli pazarlık’ yaptığı da ortaya çıktı... Sizin 7 limanınız, İzmir, Mersin, İskenderun, Haydarpaşa, Derince, Bandırma ve Samsun  limanlarınız da elinizden sessizce alınmak üzere.
Ve nihayet MEHMET KUTMAN dün de SÜPER FM radyosunu 33 milyon dolara üzerine geçirdi, 13 milyon dolardan satışa çıkan radyo, rekor fiyata; 33 milyon 100 bin dolara satıldı. Ancak Kutman akşam üzeri “Süper FM’i ben almadım. Alakam yok” diye açıklama yaptı.
Gelgelelim son günlerde kiminle konuşsam baktım aynı sorunun cevabını arıyorlardı; Peki KUTMAN bu kadar parayı-gücü nereden buluyor, YOKSA KUZENİ TURGUT YILMAZ MI ARKASINDA DURUYOR?
22.9.2005 / GÜLER KÖMÜRCÜ / AKŞAM


î Başa
Sami Ofer’in kuyruğu var mı? - Milli Gazete 

î Başa Sami Ofer çatal kuyruklu, keçi ayaklı bir finansal iblis midir, ciddi bir iş adamı mıdır? Türkiye’ye kan emmeye mi geldi yoksa mumla aranacak bir yatırımcı mı?
Eğer birkaç haftadır gazeteleri izliyorsanız İsrail kökenli bu iş adamı ile ilgili olumlu bir izlenim edinmiş olamazsınız. Onasis gözlükleri, şarap bardağı, göbeği ve kalın dudaklarıyla basında çıkan fotoğraflarında 83 yaşındaki iş adamı, iğrenç bir kapitalist izlenimi yaratıyor. Dun & Bradstreet’in İsrail’in En Büyük Şirketleri 2003 kitabına göre Ofer İsrail’in en büyük 10 grubundan birinin sahibi. Forbes Dergisi 2 milyar dolarlık kişisel serveti ile onu dünyanın en zengin kişileri listesine aldı. Haaretz Gazetesi’nin İsrailli zenginler listesinde Ofer ikinci sırada. Ofer ailesinin yüzde 60’ına sahip olduğu Israel Corporation İsrail’in en büyük bazı şirketlerine ortak. Örneğin, ülkenin dördüncü en büyük bankası olan United Mizrahi Bank’ın (2003 özvarlıkları 16 milyar dolar) yüzde 26’sı Oferler’in. Oil Refineries (2002 cirosu 2.5 milyar dolar) adlı rafinerinin yüzde 26’sı da Oferler’in. Oferler dünyanın en büyük denizcilik şirketlerinden biri olan ZIM’in de çoğunluk ortağı. Bunların dışında ailenin kimya ve gayrimenkul sektörlerinde de büyük yatırımları var. Özetle, bizim için Koç veya Sabancı ne ise İsrail için Ofer o. En az Koç ve Sabancı kadar da mali güce ve saygınlığa sahip.
22.9.2005 / METİN MÜNİR / VATAN
ABD ve İsrail’e hizmet programı


î Başa
“Hatay Medeniyetler Buluşması”na tepkilerin arttığını belirten eski Milletvekili Mehmet Sılay: - Milli Gazete

ABD ve İsrail’e hizmet programı

Bu organizasyonun Türkiye’yi bölmeye ve parçalamaya yönelik olduğuna da dikkat çeken Sılay, “İsrail bayrağı üzerinde gördüğümüz Siyon yıldızıyla  Antakya’nın hiçbir ilgisi yoktur. Buluşmalar, Diyaloglar, Konferanslar ve Din Parklarıyla Müslüman halkımızın sabrı ve bilinci test edilmektedir” dedi.

ANKARA BÜROSU
î Başa Hatay eski Milletvekili Mehmet Sılay, 1. Hatay Medeniyetler Buluşması’nın ABD’nin ve İsrail’in bölgede gerçekleştirdiği kanlı eylemleri örtmek maksatlı olduğunu söyledi.
Bu organizasyonun Türkiye’yi bölmeye ve parçalamaya yönelik olduğuna da dikkat çeken Sılay, "İsrail bayrağı üzerinde gördüğümüz Siyon yıldızıyla  Antakya’nın hiçbir ilgisi yoktur. Buluşmalar, Diyaloglar, Konferanslar ve Din Parklarıyla Müslüman halkımızın sabrı ve bilinci test edilmektedir. Kasıtlı veya sehven yapılan  böyle bilim dışı bir kültürel yanlıştan  AB, Amerika ve İsrail memnun olur. İmam-Hatip okulları kapanmaya mahkum edilirken, Kur’an Kursları jandarma baskınlarıyla ta’ciz edilirken, meydanı boş bulan Misyonerlerin hoşuna gider" dedi.
Hatay eski Milletvekili Mehmet Sılay bir basın açıklaması yaparak 25-30 Eylül tarihlerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın desteklediği ve katılacağı 1. Hatay Medeniyetler Buluşması’na tepki gösterdi. Bugünkü Hıristiyan medeniyetinin ortaçağın kan dökücü ve yağmacı Haçlı sürülerinden daha vahşi ahlaksız, Allahsız ve laik kapitalizmin iki yüzlü özgürlük ve demokrasi adına saldıran ve buna karşı yurtları uğruna direnen mücahitleri terörist diye imha eden bir uygarlık olduğunu dile getiren Sılay, bugün yeniden Kuvayı Milliye’nin görev başına gelme günü olduğunu vurguladı. Mehmet Sılay, "Antakya’da  sadece Pagan, Haçlı ve İslam Medeniyeti hükümran olmuştur. İsrail bayrağı üzerinde gördüğümüz Siyon yıldızıyla  Antakya’nın hiçbir ilgisi yoktur" diye konuştu.

Din Mühendisliği Projesi
Bu programın Telafer, Bağdat, Kandehar ve Kudüs’te Müslüman kanına doymayan sömürgeci Haçlılarla, Siyon emperyalizminin hoşuna gideceğini vurgulayan Sılay, renkli ‘Hatay’ logosu üzerinde siyon yıldızı, kutsal haç ve ebcet hesabına göre Allah lafzının sembolü olan boynu bükük hilal ile yani tamamen dini sembollerle belirlenen ‘Medeniyetler Buluşması’nın dinlerin buluşmasından başka bir şey olmadığını ifade etti.
Antioch Güneşi altında  Birinci Medeniyetler Buluşmasının, Ortadoğu’yu kana bulayan emperyalistlere şirin görünen, Müslümanları da aşağılayan ve aslını inkara zorlayan bir ‘Din Mühendisliği’ projesi olduğunu kaydeden Sılay, "Avrupa Birliği, Amerika ve İsrail, -kendi ifadeleriyle-Müslümanları evcilleştirebilmek için  İslam’ın kontrolleri altında dönüştürülmesini ön görürler. Sömürülüp, soyuldukları, hakarete uğradıkları halde itirazı olmayan, sinirleri alınmış, kuzu gibi bir yönetim ve millet istiyorlar karşılarında. Omurgasız bir Ilımlı İslam istiyorlar. Onlara göre entegrasyon ancak asimilasyonla mümkün olabilir. Buluşma ve diyaloglar, edilgen, omurgasız İslam pratiğiyle yalnız Türkiye değil, dünya Müslümanlarını test etmek için başlatılmıştır" şeklinde konuştu.

î Başa Buluşma programları   ABD’ye aittir
ABD işgalinin askeri ağırlığı her gün can almaya devam ederken, İslam dünyasında toplumsal dönüşüm projesi üzerine değişik ülkelerde benzeri etkinliklerin sürdüğünü anımsatan Hatay eski Milletvekili Sılay sözlerini şöyle sürdürdü:
"ABD gündemi belirliyor, kayıt dışı parayla finanse ediyor, biz sadece verilen rolü oynuyoruz. Diyaloglarla başlayıp buluşmalarla sürecek olan projeler Amerika’ya aittir ve BOP-Büyük Ortadoğu yani İsrail yayılmacılığına hizmet eder. Yurtsever ve milli bütünlükçü Antakyalılar’ın nazarında bu toplantı uluslar arası bir tezgahtır, oyundur. Amerika ve siyon merkezlidir ve nihayet kayıt dışı paralarla organize edilmektedir. Azınlık vatandaşlarımızla bizim beşeri diyalog ve münasebetlerimiz kesintisiz devam edecektir.
î Başa Etkinliklerde asıl maksat, Amerika ve İsrail’in yakın çevremizde uyguladığı işgal, sömürü ve katliamları örtüp kamufle etmeye çalışmak, direniş ruhunu yumuşatmak ve İslam kardeşliğini ertelemektir.
Diğer taraftan öldürerek, başlarına çuval geçirerek ve tehdit ederek sindirmek. Türkiye’nin sivil-asker dinamiklerini Pontus, Kürdistan, Lazistan ve Ermenistan projesiyle Türkiye’mizin parçalanıp bölününceye kadar sessiz ve tepkisiz kalmasını  sağlamaktır. Antakya’da düzenlenen Medeniyetler Buluşması da Amerikanın kanlı işgalini örtüp ertelemeye yarayan ve Şaron’un Büyük Ortadoğu Projesine hizmet edip taşeronluk yapan bilim dışı, dış kaynaklı ve kötü maksatlı bir etkinliktir.Türkiye halkı, aydınları ve yöneticileriyle birlikte tarihi bir dönemeçten geçmekte ve ağır bir imtihan vermekteyiz.
 
Tam 3 yıl önce bir abi, bir baba şefkatiyle uyarıldılar..
Tarih: 28 Kasım 2002



î Başa
Tam 3 yıl önce bir abi, bir baba şefkatiyle uyarıldılar..


*Kıbrıs konusunda
* Irak konusunda
* AB, ABD, İsrail konusunda
* İç - Dış borçlar konusunda
*İnsan haklarına yönelik ihlaller konusunda
*Manevi tahribat konusunda..
“Ben yaklaşmakta olan kara bulutları görüyorum.. bunun için uyarıyorum” diyen î Başa Erbakan, Türkiye’nin düşürülmek istenen bataklığa düşmemesi için görevini yaptı.
Sorumlular bu nasihatlara kulak verip, karanlık bulutları onlar da görebilseydi bugün yaşanılan sorunlar hiç olmayacaktı.
Millî Gazete milletimize borcunu ödemek için tarihi canlı tutmaya devam ediyor..
Tasfiye memurları


î Başa
Gündoğan, hükümete yüklendi - Milli Gazete

î Başa Tasfiye memurları

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mete Gündoğan, AKP hükümetini iflas etmiş tüccara benzeterek “Bunların bir sıfatı da ‘Satış Hükümeti’ olmuştur. Vatan toprağını sattılar. Kıbrıs’ı sattılar. TÜPRAŞ, Telekom, Seydişehir gibi stratejik ve kârlı kuruluşları sattılar” dedi. Gündoğan; limanların, tersanelerin ve hatta Telafer’in de satıldığını kaydederek “Hükümet ne bulursa satıyor. Türkiye’yi tasfiye edilen bir şirket gibi algılayıp tasfiye memurları gibi çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

ANKARA BÜROSU
AKP Hükümeti’nin, stratejik kuruluşların özelleştirilmesinden, Kıbrıs’ın elden çıkarılmasına kadar bir çok konuda attığı telafisi imkansız adımlar tepki çekmeye devam ediyor.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mete Gündoğan AKP Hükümeti’nin iflas etmiş tüccara benzeterek, tasfiye memurları gibi hareket etmekle suçladı. Gündoğan, “Gelinen nokta göstermiştir ki AKP Hükümeti’nin bir sıfatı da ‘Satış Hükümeti’ olmuştur. î Başa Vatan toprağını sattılar, Kıbrıs’ı sattılar, Tüpraş, Telekom, Seydişehir gibi stratejik ve karlı kuruluşları sattılar. Limanları, tersaneleri sattılar. Telafer’i sattılar. Geçmişlerini, tarihlerini, değerlerini sattılar. Ne bulurlarsa satıyorlar. İflas etmiş tüccar gibiler. Türkiye’mizi tasfiye edilen bir şirket gibi algılayıp, tasfiye memurları gibi çalışıyorlar” dedi.

Acziyet içindeler
Parti genel merkezinde bir basın toplantısı düzenleyen Mete Gündoğan, ülkenin kıymetli kuruluşlarının birer birer satılması ve satışların arkasından çıkan pis kokuların Türkiye’nin yağmalanan, talan edilen sahipsiz bir ülke izlenimine neden olduğunu söyledi.
Türkiye’de sosyal gerginliklerin giderek arttığını, misyoner faaliyetlerinin hızlı sürdüğünü, dış politikada Türkiye’nin bütün hassasiyetlerinin bir kenara bırakıldığını vurgulayan Doç. Mete Gündoğan, buna karşın Hükümetin tam bir acziyet sergilediğini söyledi. Bunun son örneğinin insani yardım için Telafer’e giden Kızılay ekibinin engellenmesinde yaşandığını kaydeden Gündoğan, “Sanırım Hükümetin içine düştüğü acziyetin boyutunu anlamak için bu olay yeterli. Bugün Hükümet Telafer’deki mazlumlara insani yardım götürmekten dahi acizdir. Bu kadar aciz bir hükümet nasıl olacak da K. Irak’taki teröristler ile mücadele edebilecek. Zaten her işi olduğu gibi bu işi de ABD’ye havale etmiş ve kapılarında yalvarıp duruyorlar” diye konuştu.

Kuzu kuzu tanıtma projesi
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mete Gündoğan, basın toplantısında Kıbrıs konusundaki deklarasyon tartışmalarına ağırlık verdi. Kıbrıs’ın AKP politikalarıyla geri döndürülemez bir şekilde elden çıkarıldığını vurgulayan Gündoğan, “Kıbrıs’ın tanınması” üzerindeki tartışmalarda AKP Hükümeti’nin Türk kamuoyunu kandırmaya yönelik popülist çıkışlardan başka bir şey yapmadığını belirtti.
AKP Hükümeti’nin daha iktidar olur olmaz, Kıbrıs’ın elden çıkarılacağının sinyallerini vermeye başladığını hatırlatarak şöyle konuştu:
“3 Kasım seçimlerinden hemen sonra Belçika Modeli’nden bahsederek tavizin kapısını açtılar. 18 Kasım 2002 de Yunanistan’ı ziyaret eden Erdoğan ‘Yunanistan stratejik dostumuzdur’ diyerek bir başka taviz kapısı açmaya çalıştı. Hemen bir hafta sonrada 25 kasım 2002’de ‘AB Müzakere tarihi verirse Kıbrıs’ta kendimizi zorlarız’dediler. 1 Mayıs’da Rumlar bütün adayı temsilen Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla AB’ye tam üye oldu. Bizim Başbakanımız da bunu alkışladı. Şimdi de AB bir deklarasyon yayınlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti ile diğer bir AB üyesi devleti aynı statüye getirme çabası içerisindedir. Bu deklarasyon Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ‘kuzu kuzu tanıtma projesi’dir. AKP’ye de bu hezimetini gizlemesi için ‘tanıma’ kavramı üzerinde polemik yapma fırsatı verilmiştir. Her şeyiyle birlikte adanın tamamını temsil eden bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahip olması gerken bütün işlevleri Rumlara hediye ettikten sonra kelime olarak tanımıyorum demek ne ifade eder Allah aşkına. AKP’nin çıkışları Türk kamuoyunu kandırmaya yönelik popülist çıkışlardan başka bir şey değildir.”

AB’nin talepleri bitmeyecek
AB’nin ve Rumların Türkiye’den taleplerinin hiçbir zaman bitmeyeceğini de vurgulayan Mete Gündoğan, 6 Ekim 2004 tarihli Türkiye ilerleme raporunda yer alan maddelerin teker teker Türkiye’nin önüne konmaya devam edeceğini söyledi. Söz konusu raporda, “Yabancılara toprak satışının devam ettirilmesi, Ermenilerle onların müktesebatına uygun bir şekilde uzlaşılması, Ruhban okulunun açılması, ekümeniklik gibi Yunan taleplerinin karşılanması, misyonerlerin çalışmalarına göz yumulması, yeni azınlık kavramlarının kabul edilmesi gibi’ taleplerin yer aldığını hatırlatan Mete Gündoğan, bütün bu gelişmelerin Türkiye’nin tek kurtuluş reçetesinin Milli Görüş ve Saadet Partisi olduğunu gösterdiğini vurguladı.
 


î Başa
Ofer'le Unakıtan gece yarısı buluştu - İnternethaber
23 Eylül 2005 09:30  
1 Mart gecesi İstanbul'dan kalkan özel bir uçak Eyal Ofer ile Mehmet Kutman'ı gece yarısı Ankara'ya indi. Bu ikili Unakıtan'la görüştü. Ve Tüpraş'ta düğmeye basıldı.

     Elinde bulundurduğu tahmin edilen yüzde 14.76 oranındaki Tüpraş hissesinin değeri 6 ayda büyük değer kazanan ve İstanbul Galataport ihalesinde 49 yıllığına yayılan ödeme planıyla tartışmalara konu olan İsrail kökenli Ofer Grubu'nun, Başbakan Erdoğan ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'la 2002'den beri 'sık sık' görüştüğü belirlendi. Erdoğan'a teşekkür mektubuyla sonuçlanan buluşmaların en çarpıcı sonucu, Ofer ailesinin büyük oğlu Eyal Ofer'in Unakıtan'la sabaha karşı saat 02.00'de yaptığı görüşmenin hemen ardından Tüpraş hisselerinin Ofer Grubu'na satılması oldu.

Bugüne kadar yalanlanmayan bilgilere göre, Ofer Grubu mart başında Tüpraş'ın yüzde 14.76 oranındaki hissesini 446 milyon dolar (569.3 milyon YTL) karşılığında aldı. Satın alma işlemi esrarengiz bir operasyonla gerçekleşirken hisselerin değeri 6 ayda büyük prim yaptı.
Türkiye'de gündeme oturan bu büyük borsa operasyonunun 1 Mart 2005'te sabaha karşı 02.00'de Unakıtan'ın Ofer Ailesi'nin büyük oğlu Eyal Ofer'le yaptığı gizli görüşmeden doğduğu ileri sürüldü. Hükümetle, Ofer ilişkisi üzerine kulislere yansıyan bilgiler ve belgelere dayalı tespitler şöyle:

28 ŞUBAT PAZARTESİ: Özelleştirme İdaresi (ÖİB), SPK ve İMKB'ye 28 Şubat 2005'te gönderdiği yazılarla, Tüpraş'ın yüzde 14.75'lik bölümünü borsada satmayı planladığını bildirdi.

1 MART SALI: Eyal Ofer ile Global Menkul'un sahibi Mehmet Kutman, 28 Şubat'ı 1 Mart'a bağlayan gece yarısı İstanbul'dan özel bir uçakla Ankara Esenboğa Havalimanı'na indi. Ofer ve Kutman ikilisi, kendilerini karşılayan araçla saat 02.00'de Unakıtan'ın yanına götürüldü. Unakıtan, görüşmenin sonunda kendisine bağlı olan ÖİB'ye "Hisseleri satın" talimatını verdi.

ÖİB AYNI GÜN AÇIKLAMA YAPTI: Aynı gün içinde aracı kuruluşlar İş Yatırım ve Global Menkul Değerler ile ÖİB, Tüpraş hisselerinin satışına ilişkin duyurularını yaptı. Bu duyurular 1 Mart tarihli 40 numaralı İMKB günlük bülteninde yayımlandı. Duyurunun yayımlandığı saatlerde Global'in başvuru evrakında eksik olduğu anlaşıldı. Evrak birkaç saat iç
inde temin edilerek resmi prosedür tamamlandı.
3 MART PERŞEMBE: İMKB Başkanlığı, Ofer-Unakıtan görüşmesinden 2 gün sonra satış işleminin gerçekleşmesi için izin verdi.

4 MART CUMA: Hisselerin satış işlemi 4 Mart 2005'te tamamlandı. Hisselerin Global aracılığıyla 6 fona satıldığı öğrenildi. Ancak Milliyet'in aldığı bilgilere göre, söz konusu fonlardan biri Templaton'a, 5'i ise Ofer'in talimatıyla Global'e kurdurulan fonlardı. Böylece dünyanın önde gelen fonlarından Templaton'ın katılımıyla Tüpraş'ın yüzde 14.76'sı Ofer Grubu'nun eline geçmiş oldu.

28 ŞUBAT 2005 Saat: 23.45
Atatürk Havalimanı'ndan Eyal Ofer ve Mehmet Kutman'ı taşıyan özel uçak Ankara'ya doğru hareket ediyor.

1 MART 2005 Saat: 01:00
Ankara Esenboğa Havalimanı'na inen ikili kendilerini bekleyen arabayla hızla alandan ayrılıyor.

1 MART 2005 Saat: 02:00
Eyal Ofer, Mehmet Kutman ve ekibi, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yanına getirilerek Tüpraş üzerine görüşmeye başlıyorlar.

1 MART 2005 Saat: 09:00
Bakan Unakıtan, kendisine bağlı Özelleştirme İdaresi'ne Tüpraş'ın 14.76'sının Ofer'e satışının talimatını veriyor.

Haber: Ahmet Erhan Çelik
Kaynak: www.milliyet.com.tr
 
 


î Başa
Erdoğan: Ofer’le Davos’ta görüştüm - Hürriyet - 23 Eylül 2005

Başbakan, Tüpraş ve Galataport ihaleleriyle gündeme oturan İsrailli işadamı Sami Ofer’le görüştüğünü itiraf etti.

Tüpraş ve Galataport ihaleleriyle gündeme oturan İsrailli işadamı Sami Ofer ile görüşmediğini söyleyen Başbakan Erdoğan dün geri adım attı. Öğlen saatlerinde yaptığı açıkmamada ‘Ofer’le ne Başbakanlık’ta ne de başka bir yerde görüşmem olmadı’ diyen Erdoğan akşam televizyonda ‘Ofer ile ilk görüşmem Davos’ta oldu’ açıklamasıyla kamuoyunu şaşkınlığa uğrattı.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, öğlen saatlerinde Galataport ihalesiyle gündeme gelen Sami Ofer ile görüşmediğini açıklamasına karşın akşam katıldığı atv’deki Teke Tek programında Sami Ofer’le Davos’da görüştüğünü söyledi.

‘İlk görüşmem Davos’da oldu’ diyerek, Ofer ile ikinci bir görüşme daha yaptığı izlenimi veren Erdoğan, soru üzerine ikinci görüşmeyi ise hatırlayamadığını söyledi.

KARDEŞİM OFER’İN GEMİSİNDE TORNACIYDI:

Ofer’le Davos’daki görüşmesinde tek tek özelleştirme ihalelerini değil Türkiye’ye yatırım yapmaları konusunu konuştuğunu belirten î Başa Erdoğan, sürpriz bir açıklama da yaparak kardeşi Mustafa Erdoğan’ın geçmişte Ofer ailesine ait gemilerde tornacılık (Fiter) olarak çalıştığını açıkladı. Erdoğan, ‘Kardeşim iyi bir tornacıydı. Askerden döndükten sonra onların gemilerinde fiter olarak 8-10 sene çalıştı. Geminin içindeki torna atölyesinde, seyahat sırasındaki çıkan arızaların tamir işini yaptı. Onlar benim kardeşim olduğunu bilmiyorlardı. Görüşmemizde bunu kendisine ben söyledim’ diye konuştu.

İŞADAMIYLA HER YERDE GÖRÜŞÜRÜM:

Ofer’le Başbakanlıkta görüşmediğini belirterek, ‘Ama görüşebilirdim. Türkiye’de yatırım yapmak isteyen her işadamıyla her yerde zaten görüşüyorum’ diyen Erdoğan, Galataport ihalesiyle ilgili usulsüzlük iddilarını da redderek, ‘Bu rahmetli Özal’ın araziyi 49 yıllığına bedava verip işlet devret modelinin başka bir türü. Ciddi yatırımlar yapılacak. Enterasan bir proje. Oradaki çehre bambaşka bir hale gelecek, Barcelona gibi’ diye konuştu. Ofer’in TÜPRAŞ’daki blok hisse alımına ilişkin de ‘Ofer’e o satış olmasaydı, bugün bu rakam çıkmazdı. Bu bir take off (çıkış) yaptı’ diyen Erdoğan, bu ihalelere ilişkin kendilerine yöneltilen suçlamalara da sert tepki göstererek, ‘Abdestimden şüphem yok ki benim, namazımdan şüphem olsun. Ama abdestinden şüphesi olanlar namazından da şüphe eder’ diye konuştu. Erdoğan, öğlen yaptığı konuşmada da ‘Benim kimseyle kalkıp da mesela, ifade edilen son Ofer le ilgili olarak Başbakanlık’ta görüşmem veya bir başka yerde görüşmem falan filan gibi birşey olmadı. Kaldı ki ben her müteşebbisle görüşürüm. Her özelleştirmeye katılmak isteyenler görüşürüm’ demişti.

Türkiye ayakları Global ise görüşmüş olabiliriz

BAŞBAKAN
Tayyip Erdoğan, dün gece katıldığı bir televizyon programında ‘Maliye Bakanınızın Global tarafından Hong Kong’a götürüldüğü yolunda dedikodular çıktı. Ne diyorsunuz’ sorusu üzerine şunları söyledi: ‘Orada yanılmıyorsam Japon firması. Çok da genç bir firma ve bunların Türkiye’de yatırım yapma talepleri var. Bunlarla da biz Davos’da görüşmüştük. Bu gelişmeden sonra onların yatırım yapmayla ilgili bir davetleri olmuştur. Herhalde onu soruyorsunuz. Onların Türkiye ayağı Global ise, görüşmüş olabiliriz.’

ANAP: Hong Kong’da buluştunuz mu

ANAP İstanbul milletvekili Emin Şirin, son dönemde yapılan her özelleştirmede ismi gündeme gelen Mehmet Kutman ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan arasındaki ilişkiye dair iddiaları ayrıntılı olarak ortaya koyarken, hükümetten çıt çıkmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan’a da ‘Siz de işin içinde misiniz?’ diye soran Şirin, şunları söyledi: ‘Kutman, Hong Kong’a Unakıtan’dan 2 gün evvel gitti. Kutman’ın yanında sonradan TÜPRAŞ İdare Heyeti’nde görev alan bir yardımcısı vardı. Kutman’ın seyahetinden iki gün sonra, Unakıtan, hanımı, Kutman’ın kızkardeşi ve Özelleştirme İdaresi Başkanı özel, yabancı bayraklı bir uçakla Hong Kong’a gidip, Mehmet Kutman ile buluştular mı, buluşmadılar mı? Bu uçağın sahibi kimdi? Kiminle ‘babalar gibi’ ne konuştular? Kiminle ‘babalar gibi’ne anlaşmaları yaptılar?’

Baykal: Ofer’le ilgili elimizde teyp kaydı var

CHP
Genel Başkanı Deniz Baykal, önceki gün Rize’nin Hemşin İlçesi’nde yaptığı konuşmada, İsrailli Ofer ailesinin önümüzdeki günlerde siyasetin ana konusu haline geleceğini savundu. Baykal, Kuşadası Limanı’nda Ofer Ailesi’ne yönetmelik gereği satış yapıldığını ve bu yönetmeliğin hukuka aykırı olduğu için iptal edildiğini vurguladı. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘Yönetmelik iptal edilince dediler ki, ‘Yönetmelik iptal edilirse kanun çıkarırız.’ Bu bizim elimizde, teypte, kayıtta. Ve nitekim bu laftan kısa bir süre sonra kanun çıkarıldı. Şimdi o kanuna dayanarak Ofer, Galata Port ihalesini almaya çalışıyor. Kişisel ticari başarısıyla mı oluyor? Kendisine bu imkanı sağlayan bir muhatap var mı? Kimdir o muhatap? ‘Yönetmelik olmazsa kanun çıkarırız’ deme kudretini gösteren bu kişi nasıl bir düzeydedir. Başbakan, ‘yeşil kart hortumculuğu var, hepsini ezeceğim’ diyor. Sen önce sağına soluna bak. Adamlarla Başbakanlık’ta buluştun, nerede bunun tutanağı, ne konuştun orada?’ 

 
 


î Başa
Telafer'deki vahşete tanık olan Kızılay ekibine konuşmak bile yasaklandı - 23 Eylül 2005 - turkishnews.com/

Gözyaşlarıyla döndüler

İnsanlık dramı yaşanıyor

İşgalci ABD askerlerinin giriştiği katliam sebebiyle harabeye dönen
Telafer'e yardım götüren Kızılay ekibi, gözyaşları içinde Türkiye'ye
döndü. Ekipte yer alan görevliler, "Biz yardım dağıtırken, yandaki
çocukları yere yatırıp kafalarına çuval geçiriyor ve götürüyorlardı. Hepsi
çok kötü durumda. Ağlamamak mümkün değil" şeklinde konuştu.

Yardımlar Telafer'e Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali, Telafer'den
dönen ekibi Gölbaşı ilçesinde karşıladı. Cenevre Anlaşması'na imza atan
tüm uluslararası çevreleri, Telafer'deki insanlık ayıbını durdurmaya
çağıran Küçükali, "Biz orada malzeme dağıtmayalım diye oyun oynandı.
Bilinmeyen yerlerde yardım dağıtmamızı istediler" diye konuştu.

Konuşma yasağı Telafer'de yaşananların görgü tanığı olan Kızılay Yardım
Ekibi, yetkililerin ve ABD'nin uyarıları nedeniyle konuşmaktan çekiniyor.
Telafer'deki ABD katliamının, pek çok savaş bölgesinde yaşanan insanlık
dramına şahit olan Kızılay ekibini bile ağlatacak seviyede olduğu
anlaşılıyor. Ekip görevlilerinden Hasan Çekiç, gözyaşlarının nedenini
soranlara "Oradaki herkesin durumu," diyerek dehşet ve vahşeti tek cümle
ile anlatıyor. Hasan Çekiç isimli Kızılay görevlisi Telafer'de yaşananları
"Oradaki insanlar Türkiye'den başta siyasi olmak üzere her türlü desteği
bekliyor" diyerek özetledi ve yaşananları sadece ağlayarak yorumlayabildi.

ALİ CURA - ANKARA ABD'nin işgali altındaki Irak'ın Telafer kentinde
Türkmenler'e yönelik katliamın boyutu bölgeye giden Kızılay ekibini bile
ağlatacak düzeyde. Telafer'e yardım götüren Kızılay ekibi, yetkililerin ve
ABD'nin ambargosu nedeniyle şehirde neler olup bittiğini söyleyemiyor.
Ancak Kızılay ekibindeki görevliler gördükleri ve yaşadıklarını sadece
ağlayarak yorumlayabiliyor. Kızılay ekibindeki görevliler ise daha fazla
konuşmamalarının sebebini ABD'nin bölgeye yeniden yardım götürmesine engel
olur endişesine bağlarken, kendilerine daha fazla konuşmamaları gerektiği
yönünde talimat verildiği belirtiliyor. İşgal altındaki Telafer'de yaşanan
insanlık dramının mağdurlarına destek olmak amacıyla 6 tır yardım gönderen
Kızılay'ın ekibi dün geri döndü. Ankara'nın Gölbaşı girişinde yapılan
karşılama töreninde gelen ekibin konuşmaları Telafer'de çok büyük trajedi
yaşandığını ortaya koydu. Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali yaptığı
konuşmada Kızılay ekibinin başından geçen sıkıntıları aktarırken, şehirde
yaşayan insanların durumu ile ilgili olarak sadece yardıma muhtaç
olduklarına dair açıklamalarda bulundu. Küçükali, Telafer'de yaşanan durum
ile ilgili olarak ekip arkadaşlarından bilgi alabileceklerini belirtti.
Ancak Kızılay ekibinin bu yönde büyük bir baskı altında olduğu anlaşıldı.
Telafer ekibinin başı Metin Yaman, Kızılay ekibine şehir girişinde ABD
güçlerince zaman zaman zorluk çıkarıldığını, haberleşme araçlarına da
güvenlik nedeniyle el konulduğunu ama bu sorunun bir süre sonra aşıldığını
aktardı. Oradaki insanların yardıma muhtaç olduğunu yineleyen Yaman,
şehirdeki manzara ile ilgili bilgi vermekten kaçındı.

Dayanamadı ağladı Bu arada bölgeden gelen Hasan Çekiç isimli Kızılay
görevlisi kendini tutamadı ve ağlamaya başladı. Gördükleri ve
hatırladıklarını ancak ağlayarak ifade edebilen Çekiç, daha fazla
konuşmadı. Sorular üzerine yaptığı konuşmada, açlıkla birlikte bölgede her
şeyin yaşandığını söyleyebilen Çekiç, "Oradaki insanlar Türkiye'den başta
siyasi olmak üzere her türlü desteği bekliyorlar" dedi. Edinilen bilgilere
göre Kızılay ekibinin yardım götüren araçlarının şehir içerisine zaten
sokulmadığı, şehir dışında oluşturulan çadır kentlerde bekletildiği
öğrenildi. Bununla birlikte Kızılay'ın yardım çabasına karşılık ABD'nin
gelen yardım araçlarına zorluk çıkarması, insani yardımlara bile tahammül
edemediğini ortaya koydu.

Kızılay görevlilerine konuşmama talimatı Ayrıca, Telafer'de yaşanan
sıkıntıları aktarmamaları yönünde bir talimat verildiği de ortaya çıktı.
Gerekçe olarak uluslararası bir yardım kuruluşu olan Kızılay'ın bu bölgede
olanları dünyaya duyurduğu takdirde, bir daha bu bölgeye sokulmayacağı
belirtildi. ABD'nin bu yöndeki baskısı sonucu Telafer'i tam bir kapalı
kutuya dönüştürdüğü ifade ediliyor. Yardım ekiplerinin şehir içerisine
sokulmaması ise, hâlâ şehir içerisinde katliamın sürdüğünü gösteriyor. 6
tır dolusu yardım Kızılay tarafından bölgeye sevkedildi ve başarıyla
dağıtımı yapılıp dönüldü. Yaklaşık 15 bin kişinin bu yardımlardan
faydalandığını belirten yetkililer, tekrar yardım götürmeye hazır
olduklarını ve orada küçük çocukların perişan halde olduğunu aktardılar.
 
 
Türkiye’de siyonist atak


î Başa
Türkiye’de siyonist atak - Milli Gazete - 22 Eylül 2005 


î Başa Süper FM ihalesini kazanan Kanadalı Şirket CanWest’in sahibi İsrael Asper Bilderbergci bir Musevi

TÜPRAŞ, Galataport ve ardından Süper FM... Global Yatırım aracılığıyla Türkiye’nin kaymağının üzerine siyonist sermaye çöreklenmiş durumda. Siyonist sermaye, ekonomik değerlere yaptığı hamlelerin ardından şimdi de propoganda araçlarına sahip olma yolunda hızla  ilerliyor.

î Başa Yine Global Yatırım yine Musevi ortak
TÜPRAŞ ve Galataport’un İsrailli işadamı Sami Ofer’e satılmasının ardından, Süper FM radyosu da geçen yıl İsrail’in en büyük gazetesi Jerussalem Post’u satın alan Can West grubuna 33 milyon 100 bin dolara satıldı. Kanada-Türk Ortak girişimi olan CGS TV ve Radyo yayıncılığı’nın kurucuları arasında, Michael Kiez, Levent Celepçi, Fatih Akkol, Ayşegül Bensel ve Serdar Kırmaz yer alıyor.

Yabancı ortak kanuna uyduruldu
TMSF’nin satışa çıkardığı Uzanlar’a ait Süper FM’i Kanadalı CanWest firması aldı. Medya sektöründe yabancı payı yüzde 25’ten fazla olamaz şeklindeki yasalar, Turkcom şirketiyle aşıldı. TRT’den sonra Türkiye ve Ortadoğu’da en geniş yayın ağına sahip Süper FM’i satın alan CanWest’in ceo’su Leonard Asper “CanWest ve Turkcom satışa konu olacak diğer bazı varlıkları da almak için ihalelere katılmayı düşünmektedir” dedi.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından 18 milyon 500 bin muhammen bedelle satışa çıkarılan Uzan Grubu'na ait 'Süper FM Ticari ve İktisadi Bütünlüğü' ile ilgili ihale, 33.1 milyon dolarla Kanada-Türk ortak girişimi Canwest (CGS) Televizyon ve Radyo Yayıncılığı Tic. A.Ş.'nin oldu. İhale, Fon Kurulu'nun onayıyla sonuçlandırılacak.
İstanbul TMSF Merkez Binası'nda, TMSF Grup Başkan Yardımcısı Mehmet Çalışkan'ın başkanlığında yürütülen nihai açık arttırma, Doğan ve Ciner grupları ile Kanada-Türkiye ortak girişimi CGS arasında kıyasıya rekabete sahne oldu. Kapalı tekliflerin alınmasından sonra, 13.25 milyon dolar düzeyinden başlatılan açık arttırmada fiyat  alınan molalarla bir anda 25.1 milyon dolara çıktı. 
Doğan Grubu temsilcilerinin salona dönmesi ile yeniden başlayan açık arttırmada bu kez o ana kadar teklif vermeyen Canwest ve Global Yatırım Holding ortaklığı olan CGS'nin devreye girmesi ile fiyat yeniden artmaya başladı. Yine Ciner Grubu'nun 26.05 milyon dolara çıkması ile bu kez CGS mola istedi. CGS'nin devam kararı ile tekrar başlayan arttırmada CGS'nin 26.55 milyon dolar teklif vermesi üzerine bu kez Ciner Grubu mola aldı. 27 milyon dolarlı rakamlardan sonra 29 milyon dolarlı rakamlara ulaşılan ihalede Ciner Grubu mola istedi.
Devam edilen arttırmada CGS'nin 33.1 milyon dolara çıkması ile Ciner Grubu tekrar mola aldı. Ardından ihaleye devam etmeme kararı alan Ciner Grubu, açık arttırmadan çekildi. İhale 33 milyon 100 bin dolarla Canwest'te kaldı. CGS Televizyon ve Radyo Yayıncılığı kurucuları arasında Fatih Akkol, Ayşegül Bensel, Serdar Kırmaz, Michael Kiez ve A. Levent Celepçi'nin yer alıyor. Şirket Kanadalı CanWest ve Global Menkul Değerler ortaklığı olarak kuruldu. Kanada'da çok sayıda radyo, TV ve gazetenin sahibi olan CanWest'in yıllık cirosu 2 milyar dolar. CanWest geçen yıl İsrail'in en büyük gazetelerinden Jerussalem Post'un yüzde 50'sini satın almıştı.
  Yorum EkleHaberi YazdırArkadaşa Gönder
  Yorum  
cok iyi cok iyi!!!
î Başa Galataport,zeyport yok haydarpasaport derken secimde halk tayyibi portlayacak hemde ne port! secim sonucunda ise sahipsiz bir AKPORT cikacak ortaya.Bir basbakan ulkenin gelecegini ve gecmisini satiyor eeee ne de olsa Bizim basbakanimiz siyo... bir basbakan tabi ki siyonistlere hizmet edecek.
Ayasofyayi Topkapisarayini da satisa cikarmislar.Istanbulun limanlarini ve Fatih Sultan Mehmetin bizlere yadigar olan Istanbul ve tarihi satiliyor. üstelik satiliga cikaran da bana gore legal olmayan bir siyonist basbakan tarafindan!!! Vatana bu kadar da ihanet edilir mi? anlamiyorum bu memleketin ekmegini yiyen neden kendi ulkesine dusman kesiliyor? Erbakan hocam nereden bilsin daha once ogrencilerinin siyonist kani tasidigini.Siz bakmayin Basbakanin Cuma nazmazlarina gitmesine. Namaz kilan bir samimi musluman ulkesine bunlari yapar mi? ceketinin yakasindaki Türk bayragi rozetini cikartsin artik,tasimanin bir anlami kalmadi.Yerine Israil bayragi,Rotaryen veye Lions rozeti yaksin.
î Başa Musluman sehit kaniyla alinmis bir memleketi Islam dusmanlarina satan bir Basbakan ve ekibinin Hanimlarinin baslarini ortmesinin ne anlami var?

1.Ulkenin Stratejik sanayi ve uretim tesisleri satiliyor.

2.Topkapi sarayi ve Ayasofya gibi bir milletin hafizasi olan bu tarihi mubarak yerler yani Gecmisimizi satiyorlar

3.AB ugruna Turkiyenin bagimsizligi iyice tehlikeye girdi.

4.Egitim tamamen cokmus okullar Uyusturucu merkezine donmustur.

5.Tarim ve Hayvancilikta Turkiye Tamamen disariya bagimli durumda.

Ulkenin gelir kaynaklari satilirken bir taraftan Ulke Yuksek faizlerle borclandiriliyor.

Hukumetin Haricinde herkesi goreve cagiriyorum .Bu adami durdurun yoksa Ulke parcalanacak.ALLAH RIZASI ICIN VE SEHITLER ASKINA BU SIYO... BASBAKANI DURDURUN.
Hosted by www.Geocities.ws

1