ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- 26 EYLEMCİNİN CESETLERİ TEŞHİS EDİLDİ... 61 MİLİTANIN CESEDİ TEŞHİS İÇİN BEKLİYOR... - Ajans Kafkas

- RUSYA, TÜRKİYE’DEN UDUGOV’U İSTEDİ! - Ajans Kafkas

- MEMORİAL: ‘NALÇİK SALDIRISININ SEBEBİ POLİS ZORBALIĞI’ - Ajans Kafkas
  ~ Saldırının püskürtülmesi esnasında ölenler de, çoğunlukla bu gençlerdi. Onların çoğu iyi bir şekilde ateş edemiyordu bile. Öldürülenlerin önemli bir kısmı öğrenci ve mutlu aile çocukları. Genç militanların çoğu Nalçik'in bir semtinde yoğun olarak yaşıyorlardı.

- MEHMET ŞEVKET EYGİ'YE GÖRE TÜRKİYE'DE MÜSLÜMANLAR İŞTE BÖYLE BİR MEDYAYA SAHİP OLMALI... - Haber Vitrini - 21 Ekim 2005 

- REYTİNG REKORTMENİ DİZİLERİN SENARİSTİ BEYİN KANAMASI GEÇİRDİ - Haber Vitrini - 21 Ekim 2005 

- MECLİS KOMİSYONUNDA İŞTE BU İLGİNÇ PARA TOPLAMA ÖYKÜLERİ KONUŞULDU - Haber Vitrini - 21 Ekim 2005 

- İslamofaşist..? - İbrahim Karagül - Yenişafak - 21 Ekim 2005 

- İsviçre’de Ayasofya kilise olsun kampanyası - Milli Gazete - 21 Ekim 2005 

- "Why Do Priests & Preachers Enter ISLAM?"
  ~ Many people ask me how a preacher or priest in Christianity can ever go to Islam, especially considering all the negative things that we hear about Islam and Muslims everyday.
  ~ It was early in 1991 when my father began doing business with a man from Egypt and told me that he wanted me to meet him. This idea appealed to me when I thought about the idea of having an international flavor. You know, the pyramids, sphinx, Nile River and all that.
  ~ Then my father mentioned that this man was a 'Moslem.' First, I hated the idea of meeting an "infidel, hijacker, kidnapper, bomber, terrorist, non-believer." Any normal person would be repulsed at the idea. I couldn't believe my ears. A 'Moslem?'  No way!
  ~ Then an idea came to me, "We can change this man to Christian." So, I gave in and agreed to the meeting. But on my terms.

- İŞTE EMİNE ERDOĞAN'IN SİYASİ KRİTERLERİ... - Haber Türk - 20 Ekim 2005
  ~ Emine Erdoğan, "Siyasetimizi ve ticaretimizi kendi egomuzu tatmin için yaparsak, daha şehvetli, daha aydınlık bir geleceği mümkün kılamayız" dedi
  ~ İdeallerimiz kaybedersek, siyasetimizi ve ticaretimizi kendi egomuzu tatmin için yaparsak, daha şehvetli, daha aydınlık bir geleceği mümkün kılamayız. Yüreğimizdeki yangını, ülkeye ve insana hizmet ateşini söndürmezsek

- Evet, Saddam yargılanmalı Peki sizi kim yargılayacak? - Yeni Şafak - 20 Ekim 2005 - İbrahim Karagül 

- 'Hrant Dink milletin değerlerini aşağıladı' - Hürriyet Gazetesi - 19 Ekim 2005
  ~ Atatürk'ün, bu vatanın ecdat kanıyla kurtulduğunu bildiği için gençliğe her zor koşulda muhtaç olduğu kudretin bu kanda olduğunu söylediği belirtilerek, “Oysa sanık, bu kanın zehirli olduğunu ifade etmiştir. Bu Türk atalarına, şehitlere, milleti meydana getiren değerlere saygısızlıktır ve tabi ki aşağılayıcı, inciticidir” denildi.

- 'Sermaye ırkçılığı' ve sermaye faşizmi
  ~ Hal böyleyken, bu belayı, insanlara iş imkânı sağlıyor diye pazarlamaya çalışmak, en hafif tabirle aymazlıktan başka bir şey değil. Bir ülkenin kaynaklarını talan etmeye girişenler, tabii 3-5 bin kişilik istihdam sağlarlar. Ancak,
 
 
 



î Başa
26 EYLEMCİNİN CESETLERİ TEŞHİS EDİLDİ... 61 MİLİTANIN CESEDİ TEŞHİS İÇİN BEKLİYOR... - Ajans Kafkas

21.10.2005 - 12:39:21
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik'te öldürülen ve şu anda adli tıp morgunda bulunan 87 militan cesedinden 26'sının kimlikleri belirlendi.

Kabardey-Balkar adli tıp bürosu başkanı Azret Meçukayev, İtar-Tass'a yaptığı açıklamada, 13-14 Ekim tarihlerinde Nalçik'te öldürülen 87 militandan 26'sının kimliğinin belirlendiğini yanan on cesedin kimliğinin belirlenmesi için DNA testi yapılması gerektiğini söyledi. Yandığı söylenen on cesedle birlikte toplam 61 cesed ise, kimliğinin belirlenmesi için bekletiliyor.
Bu arada, militanların akrabaları, ölen yakınlarının cesetlerini alabilmek için günlerdir eylem yapıyorlar, ve Kabardey-Balkar Devlet Başkanı Arsen Kanokov ile görüşmeye çalışıyorlar.

Çatışmalar sırasında hayatını kaybeden 10 sivilin cesedi ise yakınlarına verildi, 35 güvenlik memurunun cesedi ise saldırının hemen ardından defnedilmişti.

Rus televizyonu NTV'nin haberine göre ise bölgede yürütülen operasyonlar sonucu gözaltına alınan zanlılardan 22'sinin saldırıya katıldıkları kesinleşti, halen gözaltında tutulan 20'den fazla kişinin ise Nalçik olaylarına karışıp karışmadığı hakkında araştırmalar devam ediyor.

Öte yandan Caucasus Times'in haberine göre, 13 Ekim Nalçik saldırıları ile ilgili tüm televizyon kanallarında, 'saldırganlardan ele geçirilmiş biri' olarak gösterilen ve üst kıyafetleri çıkarılmış halde yayınlanan kişinin Nalçik 1. İtfaiye Karakolu müdürü olduğu sonradan belirlendi. Caucasus Times'ın Kabardey-Balkar Devlet İtfaiye Hizmetine dayanarak bildirdiği haberine göre, işine giderken gözaltına anılan Rustem Maluhov, operasyon alanında ele geçirilmiş gibi lanse edildi ve elbiseleri çıkartılarak tüm televizyon kanallarında, tutuklanmış bir militan gibi gösterildi. Malukhov'un tutuklanmış bir militan olduğu haberi Avrupa televizyonlarında dahi çıktı, merkez gazetelerinden birinde de ellerinde kelepçelerle, 'Tutuklanan militan sorguya götürülüyor' başlığıyla yayınladı. Bu yanlışlık, itfaiye teşkilatının ısrarlı bir şekilde devreye girmesiyle giderildi.

Bölgedeki kaynaklar, diğer tutukluların çoğunun da aynı durumda olduğunu belirtiyorlar ve bir şekilde gözaltına alınan kişilerin suçsuzluğunu ispatlayana kadar akla karayı seçtiğini vurguluyorlar.

Malukhov'un, yaşadıklarına rağmen Kenjeli Badim Jekamukhov'a göre daha şanslı olduğunu belirten Caucasus Times, yeğenini almak için Nalçik'e anaokuluna gelen Jekamukhov'un ise öldürüldüğünü hatta cesedinin ailesinin tüm başvurularına rağmen halen militan cesetleri arasında tutulmakta olduğunu da belirtiyor.

Kabardey Balkar Parlamentosu ise dün Nalçik olaylarını gizli oturumla görüştü ama bir komisyon kurulmasına bile gerek duymadı. Özgürlük Radyosu'na açıklamada bulunan Kabardey-Balkar Parlamentosu basın sekreteri İrina Mezova, parlamento başkanından, bazı parlamenterlerin Nalçik saldırıları hakkında özel bir komisyon oluşturulmasının gerekli olmadığı düşüncesinde olduklarını, duyduğunu söyledi. Mezova'nın ifadesine göre, bu parlamenterler, Nalçik saldırısının güvenlik organlarınca soruşturması ve halledilmesi gerektiğini düşünüyorlar.



KU/CT/ÖZ/AK

 



î Başa
RUSYA, TÜRKİYE’DEN UDUGOV’U İSTEDİ! - Ajans Kafkas

21.10.2005 - 14:39:52
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun önceki gün başlayan Moskova ziyaretinde, Rusya İçişleri Bakanı Türkiye’nin Movladi Udugov’u kendilerine iade etmesini istedi.

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Rusya Federasyonu İçişleri Bakanı Raşid Nurgaliyev'in resmi davetlisi olarak Rusya'yı ziyaret ediyor. İki bakanın görüşmelerdeki ana gündem maddeleri uluslararası terörizmle mücadele, uluslar arası suç gruplarıyla mücadele, uyuşturucu kaçakçılığı, kanunsuz insan ticareti ve suçluların iadesi konuları oldu. Görüşmede, Rus bakan Nurgaliyev, Türkiye'den Çeçen direnişinin önemli isimlerinden ve meşru Çeçen hükümetinin Enformasyon Bakanı Movladi Udigov'un kendilerine iade edilmesini istedi.

Rusya içişlerinden görüşmeyle ilgili bilgi veren kaynak, 'Başsavcılığımız iade dosyasını gönderdi, ancak her zaman Udugov'un Türkiye'de olmadığı cevabı geliyor. Bizim bilgilerimize göre de, Udugov gerçekten sürekli Türkiye'de yaşamıyor, ancak Türkiye'de düzenli aralıklarla çok sık bulunuyor' dedi.

Movladi Udugov, ikinci Rus Çeçen savaşının başından bu yana Rusya'da en çok arananlar listesinde. Çeçenistan'ın ilk Devlet Başkanı Cohar Dudayev döneminde birinci basın sekreteri olan Udugov, Sadullayev hükümetinde de, basın ve enformasyon bakanlığı görevini yürütüyor.

KU/ÖZ/AK



î Başa
MEMORİAL: ‘NALÇİK SALDIRISININ SEBEBİ POLİS ZORBALIĞI’ - Ajans Kafkas

Olayların başlıca sebebi ülkedeki yaygın RÜŞVET'tir. Çünkü rüşvet bereketi yok eder, girişim şevkini kırar, geniş halk kesimlerinin gelecek umutları köreltir. Sonunda haksever ve dürüst gençler doğru dürüst askeri ve silah eğitimleri olmadığı halde boş yere öleceklerini bile bile silahları ellerine alır rüşvet alan sistemin üniformalılarına saldırarak bütün İnsanlığa insanlık dersi verme yanlışlığına düşerler ve buna zorlanırlar. Gençlere yazık, ölen üniformalılara yazık. Asıl suçlu ülkede RÜŞVETİN yaygınlaşmasına zemin hazırlayan ve bunu sistemli hale getiren ve bundan nemalanan devletler üst seviye yöneticileridir. Bunların yanında gençler masumdurlar tertemizdirler. s.
 

21.10.2005 - 11:41:36
Rusya’nın en önemli insan hakları kuruluşlarından Memorial çalışanları, Kabardey-Balkar'ın başkenti Nalçik'i ziyaret ederek 13-14 Ekim olaylarının görgü tanığı sivillerle görüştü. Memorial, bu görüşmelerde elde edilen bilgileri, bir bildiriyle tüm Rusya’ya duyurdu. Bildiride, olayların sebepleri irdelenirken, polis de açıkça suçlandı.

Görgü tanıklarının ifadelerine göre, şehre saldıranların çoğunluğu 17-20 yaşlarındaki yerli gençlerden oluşuyordu. Spor kıyafetli veya kotlu olan beş kişilik gruplar, taksilerle hareket ediyordu. Öldürülen militanlar arasında bir İnguş, iki Rus ve üç Oset bulunuyor, diğerleri Kabardey ve Balkar kökenli. î Başa Saldırının püskürtülmesi esnasında ölenler de, çoğunlukla bu gençlerdi. Onların çoğu iyi bir şekilde ateş edemiyordu bile. Öldürülenlerin önemli bir kısmı öğrenci ve mutlu aile çocukları. Genç militanların çoğu Nalçik'in bir semtinde yoğun olarak yaşıyorlardı.

Havaalanında ve FSB binasında ise görünüşleri ile daha profesyonel görünen kamuflajlı on kişilik gruplar savaştı. Şehir halkının ifadesine göre, onlar arasından öldürülen yok ve görüldüğü kadarıyla da serbestçe şehirden gittiler.

Yerli halkın düşüncesine göre, yerli gençlerin toplu katılımlarına İnguşetya ve Beslan saldırıları sonrasında yerel hükümetin sergilediği davranışlar sebep oldu. 2004-2005 yıllarında Kabardey-Balkar'da tüm mescitler -aralarında Volnıi Aul ve Aleksandrovka gibi büyük camilerin de bulunduğu- kapatıldı. Köy camileri yerel polisler tarafından sadece Cuma namazı için açılıyordu ve namazdan sonra yeniden kilit vuruluyordu.

Hükümetin baskıları sonucunda yer altında varlığını sürdürmek zorunda kalan Müslüman gençler, böylece alternatif dini cemaatlere geçmeye başladı. Kabardey-Balkar Din İdaresini kabul etmeyen Yermuk'un genç yayıcılarının ifadesine göre, resmi kurumlara komünist, sarhoş ve devlet güvenlik memurları kuruldu.

Alternatif dini cemaatlerin liderleri arasında Astemirov, Mukojev, Kudayev vardı ve bu şahısları Kabardey-Balkar halkı, eğitimli, otuz yaşlarında sorumluluğunu bilen insanlar olarak vasıflandırıyordu. Ancak Beslan olaylarından sonra Mukojev ve Kudayev, Ürdün'e gitmek zorunda kaldı.

Olayın en önemli sebebinin ne olduğu sorulan Kabardey-Balkarlılar, polis baskılarını ve suçluların cezalandırılmamasını gösterdi. Kabardey Balkar İnsan Hakları Merkezi’nden alınan bilgiye göre, 'Önleme tedbirleri çok geniş olarak yapıldı: 2005 Mart ayının başında Kabardey-Balkar'da onbinlerce insan kontrol edildi, onlarcası tutuklandı. Vahhabizmle mücadele, Müslümanları takibe dönüştü. Bu bahaneyle, üniformalıların baskıları ve yerel ticarete müdahaleleri arttı. Gözaltına alınanların dövülmesi ve işkenceye maruz bırakılması adet haline dönüştü.'

Bir de bilindiği gibi, geçtiğimiz aylarda 400 Kabardey-Balkarlı Müslüman, avukat Larisa Dorogova aracılığıyla Putin'e, devlet ve sivil organizasyonlara dilekçe göndermiş ve insan haklarına riayet edilen bir ülkeye gidebilmeleri konusunda kendilerine müsaade edilmesini istemişti.

KU/ÖZ/AK

 
 



î Başa
MEHMET ŞEVKET EYGİ'YE GÖRE TÜRKİYE'DE MÜSLÜMANLAR İŞTE BÖYLE BİR MEDYAYA SAHİP OLMALI... - Haber Vitrini - 21 Ekim 2005 


''Bu memleketi babalarının çiftliği, atalarının mandırası gibi gören bir zihniyet vardır.Türkiye’nin millî bir basına ihtiyacı vardır.Türkiye’de basın tekelleşmiş, kartelleşmiştir.Müslümanlar çeşitli provokasyonlar, yönlendirmeler ile balkanlaştırılmış bulunuyor. Bu durumdaki Müslümanların yukarıda anlattığım iki günlük gazeteyi ve bir haftalık dergiyi yayınlamaları çok zordur.''
21 Ekim 2005 Cuma 11:31

 

MEHMET ŞEVKET EYGİ'NİN MİLLİ GAÇZETE'DEKİ YAZISI:

MÜSLÜMANLAR VE MEDYA

Bu yazımda günlük gazete ve haftalık dergi konusunu ele alacağım. Televizyon konusunda ihtisasım yoktur, ondan bahs etmeyeceğim.

Madde 1: Bu memlekette bütün Müslümanları temsil eden bir “Yüksek İslâm Konseyi” olsaydı, bu raporu o makama takdim ederdim.

Madde 2: Türkiye Müslümanlarının iki günlük gazete çıkartması gerekir.

Birincisi: En az bir milyon satışı olan son derece tesirli ve ağırlıklı bir halk ve kitle gazetesi. İkincisi: Satışı üç yüz binden az olmamak şartıyla çok ciddî, başlığı dahil hiç renk kullanmayan (reklamlarda kullanılabilir) çok ciddî, çok seviyeli bir yüksek tabaka gazetesi.

Madde 3: Türkiye’nin nüfusu, bizdeki basın hürriyeti, Müslümanların maddî imkânları, potansiyelleri böyle iki gazete çıkartmaya müsaittir. Ancak vicdanları, şuurları ve kültürleri yeterli değildir.

Madde 4: Bu iki gazete de “Müslüman gazeteleri” olmayacak, Türkiye’nin tamamının, bütünlüğünün gazeteleri, yani “Türkiye gazeteleri” olacaktır. Ülkemizde yayınlanan bazı büyük gazeteleri, Sabataycılar idare ettikleri halde, bunlar Sabataycı gazete hüviyetiyle çıkartılmamaktadır.

Madde 5: Bu ülkede çoğunluğu teşkil eden Müslümanların hür, izzetli, haysiyetli bir şekilde yaşayabilmeleri, “ikinci sınıf” vatandaş statüsünden kurtulup birinci sınıf vatandaş statüsüne geçebilmeleri için medya sahasındaki çarpıklığın mutlaka düzeltilmesi gerekir.

Madde 6: Yukarıda beyan ettiğim iki büyük gazeteyi yayınlayabilmek için Müslümanların dünya çapında (Sadece Türkiye çapında olmaları yetmez) büyük, vasıflı, güçlü, üstün gazeteciler-medyacılar yetiştirmesi gerekir. Dört beş yabancı dil bilen, Türkçe’yi, Fuzulî Divanı’nı 1928’den önceki baskısından okuyup anlayabilecek derecede edebî ve kültürel yazılı Türkçe’yi iyi bilen, engin bir genel kültürü ve derin bir millî kültürü olan şahsiyetli gazeteciler.

Madde 7: Bu gazetelerde sekter, taraflı yayın yapılmayacak, meselâ başörtüsü konusunda yapılan yayınlarda başörtüsü lehinde olanların fikir ve görüşleri yanında aleyhinde olanlarınkilere de yer verilecektir.

Madde 8: Bu iki gazete bir şahsın, bir cemaatin, bir kliğin, bir tarikatın hizmetinde olmayacak Türkiye’yi bir bütün olarak ele alacaktır.

Madde 9: Bu iki gazete kesinlikle yalana, iftiraya, düzmece haberlere yer vermeyecektir.

Madde 10: Bu iki gazete halkın yüzde 99’unun güvenini kazanacaktır.

Madde11: Ülkedeki bütün haksızlıkları, kokuşmayı, rüşveti, hortumlamayı, devlet ve belediye bütçelerinin talanını, haram ve kara para birikimini, hukuka ve ahlâka aykırı zenginleşmeyi bütünüyle tenkit edecek, bunlarla mücadele edecektir. “Onların hırsızı kötü, benim hırsızım iyi” zihniyeti geçerli olmayacaktır.

Madde 12: Gerçek tarikatlar dışında bu gazetenin idarecileri ve meslek erbabı hiçbir dinî hizbe, fırkaya, cemaate, zümreye, sekte, gruba mensup bulunmayacaktır. Şayet bir tarikata mensup iseler tarikatçılık yapmayacaklar, sadece tarikatlı olarak kalacaklardır, gazeteyi mensubu bulundukları tarikata âlet etmeyeceklerdir.

Madde 13: Bu iki gazete, yayına başladıkları tarihten en geç bir yıl içinde ülke, halk, kimlik, tarih, kültür olarak Türkiye’nin bir tür vekili ve temsilcisi durumuna gelecektir.

Madde 14: Bu iki gazeteyi âlet ederek hiçbir şahsın zenginleşmesine imkân verilmeyecektir. Bunun için, bütün üst düzey çalışanlarının her yıl mal ve servet beyanları yayınlanacaktır.

Madde 15: Bu iki gazete ülkedeki çeşitlilikler arasında millî barış ve toplumsal uzlaşma için çalışacaktır. Türklerle Kürtleri, Sünnîlerle Alevîleri, dindarlarla lâikleri, sağcılarla solcuları barış içinde yaşamaya, uzlaşmaya, ülkeye-millete-devlete zarar vermemeye dâvet edecek ve bu maksatla ne yapılması gerekiyorsa yapacaktır.

Madde 16: Bu iki gazete tarihî ârızaların ve kazaların taraftarlığını yapmayacak, tarihî devamlılık için çalışacaktır.

Madde 17: Bu iki gazete hukukun üstünlüğü, evrensel insan hakları, ahlâk ve fazilet için çalışacaktır.

Madde 18: Satışı bir milyon olan gazete 1 liraya, üç yüz bin satışı olan yüksek seviyedeki gazete 2 liraya satılacaktır.

Madde 19: Gazete çalışanları içinde, ülkedeki sayıları oranında çeşitli unsurlardan eleman bulunacaktır.

Madde 20: Gazeteler Müslümanlar hakkında özeleştiri yapacak, islâmî kesimdeki yanlışlıkları olumlu bir şekilde tenkit edecek, halkı uyaracaktır.

Madde 21:Türkiye’de son yirmi beş yıl içindeki büyük haram ve kara para ve servet birikimi üzerinde duracak, iftira etmemek ve yalan yazmamak şartıyla bu konuda sorgulama yapacaktır.

Madde 22: Her hâl ü kârda iki gazete de popülizm yapmayacak, olmayacak dualara âmin demeyecek, gerçekçi olacaktır.

Madde 23: Bu iki gazetenin yayınları ses getirecek, son derece tesirli olacaktır.

HAFTALIK dergiye gelince:

(1) Yetmiş iki milyonluk Türkiye’de haftalık bir haber-yorum-magazin dergisi en az 500 bin satmalıdır.

(2) Böyle bir dergide tarih, seyahat ve kültür yazılarına da yer verilecektir.

(3) Bu derginin fiyatı 1 liradan fazla olmayacaktır.

(4) İyi kağıda basılacak ve her sayısı 200 sayfadan az olmayacaktır.

(5) Kesinlikle sekse, sansasyona, yalan dolana, kışkırtmaya yer vermeyecektir.

(6) Her sayısında siyaset, kültür, iktisat, memleket meseleleriyle ilgili merak, dikkat, ilgi çekici ciddî dosyalar yayınlayacaktır.

(7) Sağlam ve gerçek bilgiler, belgeler ile yolsuzlukların, hırsızlıkların, gayr-i meşru zenginleşmelerin üzerine gidecektir.

(8) Hiçbir iktidara yağcılık yapmayacak, daima muhalif kalacak, lâkin olumlu muhalefet yapacaktır.

(9) Ülkedeki bütün çeşitliliklere açık olacaktır.

(10) Günlük iki gazete ile ilgili birçok madde bu dergi için de geçerlidir.

*

Çok yazdım, bir kere daha tekrar ediyorum:

Türkiye’nin Müslüman halkı medya konusundaki geriliğini, aczini, yetersizliğini telâfi edemezse selâmete çıkamaz, kendi vatanında hür ve haysiyetli bir hayat süremez. Çünkü medya bizde “BİRİNCİ KUVVET” olmuştur. Bu kuvvete sahip olmayan, bu kuvveti kontrol etmeyene hakk-ı hayat yoktur.

Müslümanlar elli yıldan beri medya konusunda bocalayıp duruyor. Bendeniz 1950’de (veya 51’de) İstanbul sokaklarında günlük olarak çıkmaya hazırlanan BÜYÜK DOĞU gazetesinin afişlerini görmüş bir kimseyim.O günden bugüne yarım asrı aşan bir zaman geçti. Gazete konusunda Müslümanlar bir şeyler yaptılar ama yukarıda anlattığım iki günlük gazete gibi gazeteler çıkartamadılar.

Günlük gazete ve haftalık gazete konusunda üstünlük, sayıca çok küçük bir azınlık olan (Yüzde bir veya iki) PEMBELERDEDİR.

Evet demokrasi var, hürriyet var, onların da gazete ve dergi çıkartmaya hakları var ama ortada başka bir açıdan büyük bir çarpıklık ve garabet var.

PEMBELER, bazen doğrudan doğruya, bazen dolaylı olarak çoğunluğun temel haklarına aykırı yayın yapıyorlar. Pembeler tarihî kaza ve ârızaları sürdürmek için çalışıyorlar. Pembeler, millî birlik, millî barış, toplumsal uzlaşma için gereği gibi çalışmıyorlar.

Bir an bile unutulmamalıdır ki, bu memlekette Müslümanlara ve Türklere ACI SOĞAN diyen güçlüler ve dişliler vardır.

Bu memleketi babalarının çiftliği, atalarının mandırası gibi gören bir zihniyet vardır.

Türkiye’nin millî bir basına ihtiyacı vardır.

Türkiye’de basın tekelleşmiş, kartelleşmiştir.

Müslümanlar çeşitli provokasyonlar, yönlendirmeler ile balkanlaştırılmış bulunuyor. Bu durumdaki Müslümanların yukarıda anlattığım iki günlük gazeteyi ve bir haftalık dergiyi yayınlamaları çok zordur.

Ülkelerinin, milletlerinin, devletlerinin ayakta durmasını, yücelmesini isteyen iyi niyetli Türkiyelilerin, zikri geçen iki gazetenin ve bir derginin hasretini çekmesi gerekir.

Bu organlar olmadan kurtulamayız. Böyle gazete ve dergilerimiz yoksa, seçimleri biz kazansak bile ülkeyi biz idare edemeyiz, kendi vatanımızda hür, izzetli, haysiyetli bir hayat süremeyiz.

 




î Başa
REYTİNG REKORTMENİ DİZİLERİN SENARİSTİ BEYİN KANAMASI GEÇİRDİ - Haber Vitrini - 21 Ekim 2005 


Türk televizyon tarihine damgasını vuran Süper Baba, İkinci Bahar, Unutma Beni ve Yabancı Damat gibi dizilerin senaristi Sulhi Dölek ölümle pençeleşiyor. Beyin kanaması geçiren Dölek önceki gece Gümüşsüyü Askeri Hastanesi'ne kaldırıldı.
21 Ekim 2005 Cuma 11:16

 

Türk televizyon tarihine damgasını vuran Süper Baba, ikinci Bahar, Unutma Beni ve Yabancı Damat gibi dizilerin senaristi Sulhi Dölek ölümle pençeleşiyor. Beyin kanaması geçiren Dölek önceki gece Gümüşsüyü Askeri Hastanesi'ne kaldırıldı. 57 yaşındaki senarist, Deniz Harp Okulu ve Michigan Üniversitesi mezunu. 1989 yılına kadar, gemi inşa yüksek mühendisi olarak Deniz Kuvvetleri'nde çeşitli görevlerde bulunan yazar 1969'da Varlık Dergisi'nde çalışmaya başladı. Aynı yıl, ''Dünya Dönmüyor Artık'' adlı tek perdelik bir oyunla Yusuf Ziya Ortaç ödülünü kazandı. Sonraki yıllarda Milliyet, Cumhuriyet gibi gazetelerle Çivi, Nokta, Tempo ve Diyojen gibi haftalık dergilerde yazılar yazan Dölek'in çok sayıda romanı var. Senaryolarıyla birçok ödül kazanan ünlü senaristin sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

(VATAN)

 
 




î Başa
MECLİS KOMİSYONUNDA İŞTE BU İLGİNÇ PARA TOPLAMA ÖYKÜLERİ KONUŞULDU - Haber Vitrini - 21 Ekim 2005 


Haşim Bayram'dan Meclis Araştırma Komisyonu'nda ilginç öyküler: Fransa'da biri duvarı yıktı, içinden kasa çıktı. Hollanda'da bahçeye gulden gömülüydü.
21 Ekim 2005 Cuma 12:20

 

ANKARA - Kombassan Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram, yaklaşık 128 bin kişiden 800 milyon avro parayı nasıl topladığını Meclis Araştırma Komisyonu'na anlattı. Bayram, bir keresinde para vermek için kendisini evine çağıran bir kişinin, derin dondurucudaki butun içine sakladığı 700 bin franktan ödeme yaptığını söyledi.

TBMM'de İslami holdinglerle ilgili sorunları araştırmak üzere kurulan araştırma komisyonunun tutanaklarına göre, kısa bir süre önce komisyona bilgi veren Bayram, üniversiteyi bitirinceye kadar yedi kişilik ailesiyle yaşadığı yedi metrekarelik tek odalı evde başlayıp holding patronluğuna uzanan yaşam hikâyesini ve Kombassan Holding'e halktan nasıl para topladığını anlattı.

Ortak sayısı azaldı

Tutanaklara göre, zaman zaman CHP'li komisyon üyelerini sinirlendiren Bayram, isim vermeden ve sayılarını belirtmeden emekli Genelkurmay başkanlarına rüşvet suçlamasında bulunurken, 28 Şubat sürecindeki askerlere, SPK'ya ve bazı Hazine yetkililerinin de kendilerini engellediği suçlaması yöneltti. Ancak, 28 Şubat sürecinde kendilerine yatırılan paralarda artış olduğunu, yaklaşık 128 bin kişiden 800 milyon avro para topladığını, şirketlerinin bugünkü varlığının ise 2 milyar avro olduğunu ileri süren Bayram, ortak sayısının şu an 78 bine düştüğünü vurguladı.

Haşim Bayram'ın tutanaklara yansıyan bazı sözleri ise şöyle:

TÜRK İŞÇİLERİN PARASI: Bugün işçilerimizin yastık altında en az 250-300 milyar dolar parası var. Resmiyetteki paraları ise 40-50 milyar dolar. Bunun 50 milyar doları gelse, Türkiye uçar.

PARALAR BUTTA: Bu paraların nasıl tutulduğuna dair üç örnek vereyim. İsviçre'de rastladım, kimsenin aklına gelmez bu. Adam hayvanın butunu oymuş, muşambanın içine sokmuş üst üste frankları, sonra buta yerleştirmiş, 700 bin frank; ondan sonra tıkaç yapmış etten, derin dondurucuya atıvermiş. Buradan çıkarıp 50 bin frankını verdi.

ÇATIDAKİ ZULA: Fransa'nın Lyon şehrindeyim. Toplantıda anlattım, paraların yastık altında kalmasının ekonomiye bir faydası yok, gelin güçlerinizi birleştirin, diye. Bir tanesi, 'Hocam bizim eve gidelim' dedi. Allah sizi inandırsın, çatı katında duvarı yıktı, yıkılan gizli duvarın içinden gizli bir kasa çıktı. Kasada 3 milyon 300 bin mark. Bu paranın 150 bin markını verdi bana.

GULDEN DOLU ÇÖMLEK: Hollanda'dan bir hemşerimiz, bizim Kazım Karabekirli bir kadın, kocası iş kazası geçirmiş, 1 milyon 150 bin gulden devletten şey almışlar. O götürdü beni evinin bahçesine, bir bel verdi elime, 'kaz şurayı' dedi. Şöyle sundurma gibi bir şey, kazdım bir metre toprağın altında çömlek, guldenleri muşambaların içine sarıp çömleğe koymuş. Çömlekte 1 milyon 150 bin gulden var. 100 binini bana verdi, kalanını çömleğe attı.

EMİRDAĞLILAR ÜÇ ÇUVALLA GELDİ: Afyon Emirdağ'ın bir beldesi var. Hamburg'da bunlar gemi işçisi, tersane işçisi yüz aile. Bunlar 150 milyon mark biriktirmişler. Bir gün üç çuvalla geldiler yanıma. Ben de bir kahvehanede oturuyorum orada. Çuvalları koydular ve dediler ki; ''Biz Emirdağ'ın filan beldesinin aileleriyiz. Bu üç çuvalın içinde 150 milyon mark var, al bunu, bizim oraya fabrika kur.''

RÜŞVET SUÇLAMASI: Biz o kadar zulüm yedik ki, bunları açıklamadık. Bize, ülkenin çeşitli yerlerinden, kademelerinden, şey olan, en yüksek kademe, Genelkurmay Başkanlığı yapmış adamlar bile ''Biz sizi kurtarırız, ama şu kadar para verin..'' 10 milyon, 20 milyon, 30 milyon dolar gibi paralar, çok yüksek rakamlar.

RUS BİLİM AKADEMİSİ BAŞKANI BAYRAM'A ÇALIŞMIŞ: 1996-97'de askeriyeye 16 askeri proje götürdük. Ben Japon, Fransız, Belaruslu vesaire bir sürü bilim adamı çalıştırdım. Rus Bilim Akademisi Başkanı bizim maaşlı elemanımızdı. Çünkü o sırada Rusya'da bir profesörün maaşı 30 dolar, doktorun maaşı ise sadece 10 dolardı. Biz 1000 dolar verdik, 3 bin dolar verdik; dedik, siz bizim maaşlı elemanımızsınız. Şu anda Aselsan'ın ürettiği o dürbünler vesaire, patenti bize ait. Biz istesek yaptırmayız onları.

SPK'YA SUÇLAMA: (28 Şubat sürecinde) Ali İhsan Karacan (dönemin Sermaye Piyasası Kurulu-SPK Başkanı) askeri brifingten çıkıyor, ''Derhal Kombassan'ın dosyalarını getirin''. Hemen çağırıyor iki tane adam, uzman.. Şimdi SPK'da hep böyledir; iki rapor hazırlarlar, bir müspet, bir menfi. Hangisini emrederlerse öyle yapar; böyle bir düzen var orada.

VERGİ KAÇIRMA, VERGİDEN KAÇ: Bütün dünyada vergi okutulurken, 'vergiden kaçınacaksın, ama vergi kaçırmayacaksın'.. Bu ilk cümledir hukukta. Vergiyi kesinlikle kaçırmayacaksın, çünkü vergi kutsaldır, ama vergiden kaçınacaksın. Biz de ortaklarımıza 'kâr payı' yerine 'değer artışı' adı altında ödeme yaptık. Değer artışı dersen vergi yok.

2000'E KADAR İLAHTIM: 2000'e kadar bakın, hâşâ, ilah gözüyle bakıyorlardı bize. Ama ne olduysa 2000 yılında tabii tılsım döndü. Sahtekâr şirketler çıktılar ortaya, insanları aldattılar. Hakikaten, Avrupa'daki o iyi niyetli adamların çoğunu aldattılar.

94 KRİZİNDE ALANYA'NIN ÜÇTE BİRİNİ ALDIK: 1994 yılında çıkan ekonomik krizde biz Alanya'nın üçte birini satın almıştık hemen hemen. Elimizde para vardı. Hâlâ orayı sata sata bitiremedik. Bu krizde de (2001) elimizde 600-700 milyon dolar para vardı. Eğer o para, para olarak kalsaydı, belki Türkiye'nin üçte biri bizimdi şu anda. Yani, siz o büyük holdinglerin idarecilerini çok kafalı falan zannetmeyin. İnanın ilkokul üç çocukları kadar beyinleri bile yok onların; ama şartlar onlardan yana.

(radikal)

 


î Başa
İslamofaşist..? - İbrahim Karagül - Yenişafak - 21 Ekim 2005 

Amerikan yönetimi, daha doğrusu Neocon-siyonist ittifakı bugünlerde İslam'ı merkeze alan yeni bir kampanya başlattı. El Kaide'nin Kuzey Afrika'dan Endonezya'ya uzanan coğrafyaya Hilafeti getirmeye çalıştığını, dolayısıyla engellenmesi gerektiğini duyurdu. Ne kadar kutsal bir savaş verdiklerini açıklamaya çalıştı. Müslüman coğrafyaya yönelik saldırganlığını meşrulaştırmaya çalıştı.

Ardından aslında 'İslamofaşitler'e karşı savaş yürüttüklerini duyurdu. ABD politikalarına boyun eğmeyenler İslamcı faşistler olarak tanımlandı. Şer ittifakının öteden beri küresel düzeyde yürüttüğü savaşı kavramsallaştırma sıkıntısı vardı.

Bunu başaramadılar. Terörle savaş, İslamcı terörizm, küresel terör, El Kaide, sonsuz adalet ve daha bir sürü söylem. Ama Soğuk Savaş'ta olduğu gibi, dünyayı peşlerine takacak bir söylem üretemediler, bir kavram bulamadılar, yaptıklarını tanımlayamadılar, insanlığı ikna edemediler. George Bush ve ekibi, bir çok kez yaptıkları açıklamalarda savaşın yıllar alacağını, iyilik ve kötülüğün savaşı olduğunu, medeniyeti kurtarma mücadelesi olduğunu dile getirdi. Ama yine de beklenen etkiyi gösteremedi.

Son buluşları İslamofaşist olmalı. Buna sarıldılar. Her fırsatta dile getirip yaygınlaştırmaya, Müslümanların bir bölümünü bu kavramla tanımlayıp düşman safına itmeye çalışıyorlar. Neo-con tezlerin dini muhafazakarlıktan ziyade ırkçı/faşist tezlerden kaynaklandığını bilmeyen var mı?

Reagan yönetiminin Savunma Bakan Yardımcısı Frank Gaffney Jr. The Washington Times gazetesinde 27 Eylül'de çıkan "İslamcı Türkiye'ye hayır" başlıklı yazısında aynı ithamlar vardı. Bu kişi, "Avrupai değerlerden hızla uzaklaşan" Türkiye'nin, bir "İslamofaşist ülke haline dönüşmekte olduğu"nu, bu nedenle de AB'den uzak tutulması gerektiğini savundu.

Bu yazıdan sonra ABD Başkanı George Bush da tartışmaya katıldı. Türkiye için de "ılımlı İslam ülkesi" diyen Bush, ABD'nin "İslamofaşist tehdit altında olduğu"nu iddia etti.

İslamofaşizm kavramını ilk kez, aynı gazetenin editörü olan ve neo-conları destekleyen Tony Blankley "Batı'nın son şansı: medeniyetler savaşını kazanacak mıyız" başlıklı kitapta kullanılmış. İlk kez kimin kullandığı değil ama son günlerde kavram üzerinden yürütülen kampanya önemli. Washington Times'ın üslendiği rol, Bush'un aynı sözleri tekrarlaması ve son olarak geçenlerde Ankara'da Suriye ve İran pazarlıkları yapan Stephen Hadley'nin açıklamaları, ABD'nin İslam'la yaşadığı sorunun ne kadar derin olduğunu göstermesi açısından ibret verici.

Bakın ne diyor Bush'un Güvenlik Danışmanı Hadley:

"Terörle savaşı İslam'ın ruhunu kurtarmak için yapılıyor. Bu düşünceler savaşında 'Ilımlı İslamcılar'ı, teröristler tarafından ortaya atılan deforme olmuş İslam görüşüne karşı çıkmaları için cesaretlendirmeliyiz. İslam'ın ruhu için ideolojik bir savaş veriliyor. Bu Müslüman dünyanın destek ve bağlılığı için ideolojik bir mücadeledir. Bu mücadeleyi kazanmak, İslamiyet içindeki aşırı seslere doğru meydan okumayı içeriyor. Bu, dünya çapında ses vererek Müslümanların yapması gereken bir meydan okumadır. Teröristlerin çarpıttığı İslam versiyonu ile mücadelede, Irak ve Afganistan'da demokrasi inşa edilmesi 'şiddeti besleyen umutsuzluk için panzehir' sağlayacaktır…" (Radikal 20/10/2005)

Bush'un güvenlik danışmanı bile İslam, Müslümanlar ve İslam dünyası üzerinde bu kadar belirgin ayırımlar, tanımlamalar yapabiliyor. Kimin iyi Müslüman, kimin kötü Müslüman olduğuna dair fetvalar verebiliyor. Müslüman öncülerin ise sesi bile çıkmıyor. Irkçı düşüncelerini maharetle kamufle ettikleri yetmiyormuş gibi, dünyayı kana bulamaları yetmiyormuş gibi, Müslümanları sınıflara ayırıyor, tanımlıyor, mahkum ediyor, cezalandırıyor, ödüllendiriyor…

Bütün güvenlik doktrinlerini medeniyet düşmanlığı ön kabulüyle hazırlayan bu ideolojik çete, Türkiye ve bir çok Müslüman ülkeyi medeniyetler barışı için seferber etti. Temel tezleri hem İslam dünyasının direncini bir daha ayağa kalkamayacak şekilde kırmak hem de "İslam kendi içinde çatışacak" tezini gerçekleştirmek. Bunu Irak'ta başardılar. Şii-Sünni Arap-Kürt çatışması onlarca yıl kontrol edilemeyecek kadar derinleşti. Aynı tezi bütün bölgeye yayacaklar. Sırada Pakistan, Türkiye, Suriye, İran ve Suudi Arabistan var. Etnik çözülmenin, mezhep eksenli çözülmenin yakıcı örneklerini buralarda da göreceğiz.

Hadley, bir güvenlik uzmanı değil sanki Müslüman dünyanın yol göstericisi, öncüsü... Bu coğrafyanın siyasi öncülerinde, aydınlarında, dini liderliklerinde bu suskunluk devam ettiği müddetçe, bu ezik karakter etkili olduğu müddetçe, bu tembellik, sorumsuzluk, atalet, fırsatçılık, aç gözlülük, doyumsuzluk devam ettiği müddetçe Hadley'yi ya da bir başkasını bir gün İstanbul'a Halife bile tayin ederler.

Kim hayır diyecek ki..?


İsviçre’de Ayasofya  kilise olsun kampanyası


î Başa
İsviçre’de Ayasofya kilise olsun kampanyası - Milli Gazete - 21 Ekim 2005 


İsviçre Zürih Üniversitesi’nde akademisyen olduğu belirtilen Angeliki Papagika tarafından internette başlatılan bir kampanyada, Ayasofya’nın kilise haline dönüştürülmeden Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmaması gerektiği savunuluyor. Papagika, 1 milyon imza toplanırsa AB Parlamentosu’nun Türkiye’ye bu konuda baskı yapabileceğini söyledi.

HABER MERKEZİ
İsviçre Zürih Üniversitesi’nde akademisyen olduğu bildirilen Angeliki Papagika tarafından internette başlatılan bir kampanyada, Ayasofya’nın kilise haline dönüştürülmeden Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmaması gerektiği savunuluyor.
Site, AB’yi, Türkiye’ye “Ayasofya’nın tekrar kilise haline dönüştürülmesi” için baskı yapmaya çağırıyor. Papagika, 1 milyon imza toplanırsa AB Parlamentosu’nun Türkiye’ye bu konuda baskı yapabileceğini söyledi.
www.hagiasophiablog.com adresinde yayın yapan sitede, Ayasofya’nın bir kilise olarak inşa edildiği ve tekrar eski haline dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.
Ayasofya’ya ikinci Kudüs benzetmesi yapan Papagika, İstanbul’un fethinden sonra cami haline dönüştürülerek orijinal atmosferini kaybettiğini öne sürüyor.
Papagika’nın bu girişimi Ortodokslar arasında çok çabuk yankı buldu. Ortadokslar Kilisenin kimin kontrolü altında olması gerektiğini bile tartışmaya başladı. Bazı Ortodokslar Ayasofya’nın Yunanistan’a verilmesini savunurken, bazıları Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olması gerektiğini düşünüyor.
 
 
 


î Başa
"Why Do Priests & Preachers Enter ISLAM?"

î Başa Many people ask me how a preacher or priest in Christianity can ever go to Islam, especially considering all the negative things that we hear about Islam and Muslims everyday.

Some people are simply curious, while others take a profound exception to my "conversion" to Islam. Some have asked how I could have turned my back on Jesus, or if I truly understood the Holy Ghost and some even questioned whether or not I considered myself as "born again" or had ever really been saved at all. These are good questions to which I will offer answers to at the end of this writing. I would like to thank everyone for their interest and offer my humble story, God Willing.

One very nice Christian gentleman asked me in email why and how I left Christianity for Islam. This is more or less a copy of the letter I sent to him.

Introduction
My name is Yusuf Estes now, but in years past my friends used to call me Skip. I have preached Christianity and worked in the entertainment and music industry since I was a boy in the 1950's. My father and I have established music stores, TV and radio programs and outdoor entertainment for fun (and profit). I was a music minister and even used a pony ride and entertained the children as "Skippy the Clown."

Once, I have served as Delegate to the United Nations Peace Conference for Religious Leaders. Now I am a retired former Muslim Chaplain for United States Bureau of Prisons, Washington, DC. and I join alongside many American Muslims, working with Muslim student and youth organizations as well as schools for Muslim children. As such, I travel around the entire world lecturing and sharing the message of the Christ of the Quran in Islam. We hold dialogs and discussion groups with all faiths and enjoy the opportunity to work alongside rabbis, ministers, preachers and priests everywhere. Some of our work is in the institutional area, military, universities and prisons. Primarily our goal is to educate and communicate the correct message of Islam and who the Muslims really are. Although Islam has grown now to nearly tie Christianity as the largest of religions on earth, we see many of those who claim Islam as Muslims, that do not correctly understand nor properly represent the message of "Peace, Surrender and Obedience to God" [Arabic = 'Islam']

Dear me, I am afraid that I got a bit ahead of myself. I was trying to give a bit of background of our work perhaps to see if it would in anyway benefit those who may being going through what I experienced while trying to resolve some of the issues of Christianity.


How It Happened
This may seem quite strange, while we perhaps may share a few different perspectives and concepts of God, Jesus, prophethood, sin and salvation. But you see, at one time I was in the same boat as many folks are today. Really, I was. Let me explain.

Born A Strong Christian
I was born into a very strong Christian family in the Midwest. Our family and their ancestors not only built the churches and schools across this land, but actually were the same ones who came here in the first place. While I was still in elementary we relocated in Houston, Texas in 1949 (I'm old). We attended church regularly and I was baptized at the age of 12 in Pasadena, Texas. As a teenager, I wanted to visit other churches to learn more of their teachings and beliefs. The Baptists, Methodists, Episcopalians, Charismatic movements, Nazarene, Church of Christ, Church of God, Church of God in Christ, Full Gospel, Agape, Catholic, Presbyterian and many more. I developed quite a thirst for the "Gospel" or as we say; "Good News." My research into religion did not stop with Christianity. Not at all. Hinduism, Judaism, Buddhism, Metaphysics, native American beliefs were all a part of my studies. Just about the only one that I did not look into seriously was "Islam". Why? Good question. 

Music Minister
Anyway, I became very interested in different types of music, especially Gospel and Classical. Because my whole family was religious and musical it followed that I too would begin my studies in both areas. All this set me for the logical position of Music Minister in many of the churches that I became affiliated with over the years. I started teaching keyboard instruments in 1960 and by 1963 owned my own studios in Laurel, Maryland, called "Estes Music Studios." 

Business Projects In Texas, Oklahoma and Florida
Over the next 30 years my father and I worked together in many business projects. We had entertainment programs, shows and attractions. We opened piano and organ stores all the way from Texas and Oklahoma to Florida. We had earned millions of dollars during those years, but could not find the peace of mind that can only come through knowing the truth and finding the real plan of salvation. I'm sure you have asked yourself the question; "Why did God create me?" or "What is it that God wants me to do?" or "Exactly who is God, anyway?" "Why do we believe in 'original sin?" and "Why would the sons of Adam be forced to accept his 'sins' and then as a result be punished forever." But if you asked anyone these questions, they would probably tell you that you have to believe without asking, or that it is a 'mystery' and you shouldn't ask - "Just have faith, brother."

Trinity Concept
Strangely enough, the word "Trinity" is not in the Bible. And it has been a concern for religious scholars as early as 200 years after Jesus was raised up by Almighty God. I would ask preachers or ministers to give me some sort of an idea how 'one' could figure out to become 'three' or how God Himself, Who can do anything He Wills to do, cannot just forgive people's sins, but rather and had to become a man, come down on earth, be a human, and then take on the sins of all people; keeping in mind that all along He is still God of the whole universe and does as He Wills to do, both in and outside of the universe as we know it.  They never seemed to be able to come up with anything other than opinions or strange analogies.

Father - Ordained Non-Denominational Minister
My father was very active in supporting church work, especially church school programs. He became and ordained minister in the 1970s. He and his wife (my stepmother) knew many of the TV evangelists and preachers and even visited Oral Roberts and helped in the building of the "Prayer Tower" in Tulsa, OK. They also were strong supporters of Jimmy Swaggart, Jim and Tammy Fae Bakker, Jerry Fallwell, John Haggi and the biggest enemy to Islam in America, Pat Robertson.

Distributing "Praise" Tapes for Jesus
During the early 1980's my Dad and his wife worked together and were most active in recording "Praise" tapes and distributing them for free to people in retirement homes, hospitals and homes for the elderly. We were really "winning souls to the Lord - for Jesus" day after day.

Met A Man From Egypt
î Başa It was early in 1991 when my father began doing business with a man from Egypt and told me that he wanted me to meet him. This idea appealed to me when I thought about the idea of having an international flavor. You know, the pyramids, sphinx, Nile River and all that.

He Was A "Mozlem"

Hijackers; Kidnappers; Bombers, Terrorists - and who knows what else?
î Başa Then my father mentioned that this man was a 'Moslem.' First, I hated the idea of meeting an "infidel, hijacker, kidnapper, bomber, terrorist, non-believer." Any normal person would be repulsed at the idea. I couldn't believe my ears. A 'Moslem?'  No way!
I reminded my dad of the various different things that we had heard about these people.

Lies Against Muslims & Islam - They Told Us, Muslims:

  • They don't even believe in God
  • They worship a black box in the desert.
  • And They kiss the ground five times a day.

No Way! I Did Not Want to Meet Him!
I did not want to meet this 'Moslem' man. No way! My father insisted that I meet him and reassured me that he was a very nice person. This was too much for me. Especially since the evangelists that we used to travel around with all hated Muslims and Islam very much. They even said things that were not true to make people afraid of Islam. So, why would I want anything to do with these people?

Idea - "Change Him To Christian"
î Başa Then an idea came to me, "We can change this man to Christian." So, I gave in and agreed to the meeting. But on my terms.

Met Him With A Bible, Cross and Cap with "Jesus Is Lord!" on it.
I agreed to meet him on a Sunday after church so we would be all prayed up and in good standing with the Lord. I would be carrying my Bible under my arm as usual. I would have my big shiny cross dangling and I would have on my cap which says: "Jesus is Lord" right across the front. My wife and two young daughters came along and we were ready for our first encounter with the 'Moslems.'

Where Is He?
When I came into the shop and asked my father where the 'Moslem' was, he pointed and said: "He's right over there." 
I was confused. That couldn't be the Moslem. No way.

Turban & Beard?
I'm looking for a huge man with flowing robes, a big turban on his head, a beard half way down his shirt and eyebrows that go all the way across his forehead with a sword or a bomb under his coat.

No Turban - No Beard - [No Hair at All!]
This man had no beard. In fact, he didn't even have any hair on his head at all. He was nearly bald. Best of all, he was very pleasant with a warm welcome and handshake. This didn't make sense. I thought they are terrorists and bombers. What is this all about?

He Needs Jesus
Never mind. I'll get right to work on this guy. He needs to be 'saved' in the 'Name of Jesus' and me and the Lord are going to do it.

Introduction & Interrogation
After a quick introduction, I asked him: 

"Do you believe in God?" 
He said: 
"Yes." - (Good!)

Then I said: 
"Do you believe in Adam and Eve?" 
He said: 
"Yes." - (Very Good!)

I said: "What about Abraham? You believe in him and how he tried to sacrifice his son for God?" 
He said: 
"Yes." - (Even better!)

Then I asked: 
"What about Moses?" 
"Ten Commandments?"
"Parting the Red Sea?"

Again he said: 
"Yes." - (Better still!)

Then: 
"What about the other prophets, David, Solomon and John the Baptist?"

He said:
"Yes." - (Great!)

I asked: 
"Do you believe in the Bible?" 

Again, he said:
"Yes." - (OK!)

So, now it was time for the big question: 
"Do you believe in Jesus? That he was the Messiah (Christ) of God?" 
Again the said:
"Yes." - (Fantastic!)

Well now - "This was going to be easier than I had thought."
He was just about ready to be baptized only he didn't know it.
And I was just the one to do it, too.

Shocking Knowledge - Muslims Believe in the Bible?
One day in the Spring of 1991, I came to know that the Muslims believed in the Bible. I was shocked. How could this be? But that's not all, they believe in Jesus as:

* A true messenger of God;
* Prophet of God;
* Miracle birth without human intervention;
* He was the 'Christ' or Messiah as predicted in the Bible;
* He is with God now and most important;
* He will be coming back in the Last Days to lead the believers against the 'Antichrist.'

After "winning souls to the Lord for Jesus" day after day, this would be a big achievement for me, to catch one of these 'Moslems' and 'convert' him to Christianity.

Cup of Tea - Discuss Beliefs
I asked him if he liked tea and he said he did. So off we went to a little shop in the mall to sit and talk about my favorite subject: Beliefs. While we sat in that little coffee shop for hours talking (I did most of the talking) I came to know that he was very nice, quiet and even a bit shy. He listened attentively to every word that I had to say and did not interrupt even one time. I liked this man's way and thought that he had definite potential to become a good Christian. - Little did I know the course of events about to unravel in front of my eyes.

Agreed to Do Business
First of all, I agreed with my father that we should do business with this man and even encouraged the idea of him traveling along with me on my business trips across the northern part of Texas. Day after day we would ride together and discuss various issues pertaining to different beliefs that people have. And along the way, I could of course interject some of my favorite radio programs of worship and praise to help bring the message to this poor individual. We talked about the concept of God; the meaning of life; the purpose of creation; the prophets and their mission and how God reveals His Will to mankind. We also shared a lot of personal experiences and ideas as well.

Moved to Our Home
One day I came to know that my friend Mohamed was going to move out of the home he have been sharing with a friend of his and was going to be living in the mosque for a time. I went to my dad and asked him if we could invite Mohamed to come out to our big home in the country and stay there with us. After all, he could share some of the work and some expenses and he would be right there when we were ready to go to out traveling around. My father agreed and Mohamed moved in.

Continued Ministry & Preaching
Of course I still would find time to visit my fellow preachers and evangelists around the state of Texas. One of them lived on the Texas -- Mexico border and another lived near lived Oklahoma border. One preacher liked to a huge wooden cross that was bigger than a car. He would carry it over his shoulder and drag the bottom on the ground and go down the road or freeway hauling these two beams formed in the shape of a cross. People would stop their cars and come over to him and ask him what was going on and he would give them pamphlets and booklets on Christianity.

Preacher Has Heart Attack
One day my friend with the cross had a heart attack and had to go to the Veterans Hospital where he stayed for quite a long while. I used to visit him in the hospital several times a week and I would take Mohamed with me with the hopes that we could all share together in the subject of beliefs and religions. My friend was not very impressed and it was obvious that he did not want to know anything about Islam. Then one day a man who was sharing the room with my friend came rolling into the room in his wheelchair. I went to him and asked him his name and he said that it didn't matter and when I asked him where he was from he said he was from the planet Jupiter. I thought about what he said and then began to wonder if I was in the cardiac ward or the mental ward.

Man in Wheelchair - Needed the Lord
I knew the man was lonely and depressed and needed someone in his life. So, I began to 'witness' to him about the Lord. I read to him out of the book of Jonah in the Old Testament. I shared the story of the prophet Jonah who had been sent by the Lord to call his people to the correct way. Jonah had left his people and escaped by boat to leave his city and head out to sea. A storm came up and the ship almost capsized and the people on board threw Jonah over the side of the ship. A whale came up to the surface and grabbed Jonah, swallowed him and then went down to the bottom of the sea, where he stayed for 3 days and 3 nights. Yet because of God's Mercy, He caused the whale to rise to the surface and then spit Jonah out to return back home safely to his city of Nineveh. And the idea was that we can't really run away from our problems because we always know what we have done. And what is more, God also always knows what we have done.

Catholic Priest
After sharing this story with the man in the wheel chair, he looked up and me and apologized. He told me he was sorry for his rude behavior and that he had experienced some real serious problems recently. Then he said that he wanted to confess something to me. And I said that I was not a Catholic priest and I don't handle confessions. He replied back to me that he knew that. In fact, he said: "I am a Catholic priest." 
I was shocked. Here I had been trying to preach Christianity to a priest. What in the world was happening here?

Priest in Latin America
The priest began to share his story of being a missionary for the church for over 12 years to south and Central America and Mexico and even in New York's 'Hell's Kitchen.' When he was released from the hospital he needed a place to go to recover and rather than let him go to stay with a Catholic family, I told my dad that we should invite him to come out and live with us in the country along with our families and Mohamed. It was agreed by all that he would so, he moved out right away.

Priests Must Study ISLAM? - YES!
During the trip out to our home, I talked with the priest about some of the concepts of beliefs in Islam and to my surprise he agreed and then shared even more about this with me. I was shocked when he told me that Catholic priests actually study Islam and some even carry doctors degrees in this subject. This was all very enlightening to me. But there was still a lot more to come.

Different Versions of the Bible
After settling in, we all began to gather around the kitchen table after dinner every night to discuss religion. My father would bring his King James Version of the Bible, I would bring out my Revised Standard Version of the Bible, my wife had another version of the Bible (maybe something like Jimmy Swaggart's 'Good News For Modern Man." The priest of course, had the Catholic Bible which has 7 more books in it that the Protestant Bible. So we spent more time talking about which Bible was the right one or the most correct one, than we did trying to convince Mohamed about becoming a Christian.

Quran Has Only ONE Version - In Arabic - And Still Exists
At one point I recall asking him about the Quran and how many versions of it there were in the last 1,400 years. He told me that there was only ONE QURAN. And that it had never been changed. Yet he let me know that the Quran had been memorized by hundreds of thousands of people, in it's entirety and were scattered about the earth in many different countries. Over the centuries since the Quran was revealed millions have memorized it completely and have taught it to others who have memorized it completely, from cover to cover, letter perfect without mistakes. Today, over 9 million Muslims have memorized the entire Quran from cover to cover.

How Could This Be?
This did not seem possible to me. After all, the original languages of the Bible have all been dead languages for centuries and the documents themselves have been lost in their originals for hundreds and thousands of years. So, how could it be that something like this could be so easy to preserve and to recite from cover to cover.

Priest Goes to the Mosque
Anyway, one day the priest asked the Mohamed if he might accompany him to the mosque to see what it was like there. They came back talking about their experience there and we could not wait to ask the priest what it was like and what all types of ceremonies they performed. He said they didn't really 'do' anything. They just came and prayed and left. I said: "They left? Without any speeches or singing?" He said that was right.

Priest Enters Islam!
A few more days went by and the Catholic priest asked Mohamed if he might join him again for a trip to the mosque which they did. But this time it was different. They did not come back for a very long time. It became dark and we worried that something might have happened to them. Finally they arrived and when they came in the door I immediately recognized Mohamed, but who was this alongside of him? Someone wearing a white robe and a white cap. Hold on a minute! It was the priest. I said to him: "Pete? -- Did you become a 'Moslem?' 
He said that he had entered into Islam that very day. THE PRIEST BECAME A MUSLIM!! What next? (You'll see).

My Wife Announces Her Islam!
So, I went upstairs to think things over a bit and began to talk to my wife about the whole subject. She then told me that she too was going to enter into Islam, because she knew it was the truth.

Shocked!
I was really shocked now. I went downstairs and woke up Mohamed and asked him to come outside with me for a discussion. We walked and talked that whole night through.

Truth Had Come!
By the time he was ready to pray Fajr (the morning prayer of the Muslims) I knew that the truth had come at last and now it was up to me to do my part. I went out back behind my father's house and found an old piece of plywood lying under an overhang and right there I put my head down on the ground facing the direction that the Muslims pray five times a day.

Guide Me! O God! Guide Me!
Now then in that position, with my body stretched out on the plywood and my head on the ground, I asked: "O God. If you are there, guide me, guide me."

Sign Inside of Me
And then after a while I raised up my head and I noticed something. No, I didn't see birds or angels coming out of the sky nor did I hear voices or music, nor did I see bright lights and flashes. What I did notice was a change inside of me. I was aware now more than ever before that it was time for me to stop any lying and doing anything sneaky. It was time that I really work at being an honest and upright man. I knew now what I had to do.

Wash Away the "OLD"
So I went upstairs and took a shower with the distinct idea that I was 'washing' away the sinful old person that I had become over the years. And I was now coming into a new, fresh life. A life based on truth and proof.

- And Become New!
Around 11:00 A.M. that morning, I stood before two witnesses, one the ex-priest, formerly known as Father Peter Jacob's, and the other Mohamed Abel Rehman and announced my 'shahadah' (open testimony to the Oneness of God and the prophethood of Muhammad, peace be upon him).

"I bear witness, there is no deity to worship, except Almighty Allah, alone and He has no partners and I bear witness that Mohammad is His messenger and servant."

My Wife Was Next
A few minutes later, my wife follow along and gave the same testimony. But hers was in front of 3 witnesses (me being the third).

Then My Father
My father was a bit more reserved on the subject and waited a few more months before he made his shahadah (public testimony). But he did finally commit to Islam and began offering prayers right along with me and the other Muslims in the local masjid (mosque).

Children Too!
The children were taken out of the Christian school and placed in Muslim schools. And now ten years later, they are memorizing much of the Quran and the teachings of Islam.

Father's Wife (Stepmother) Next
My father's wife finally acknowledged, before she died, that Jesus could not be a son of God and that he must have been a mighty prophet of God, but not God. She passed away within a few months of this statement at age 86. May Allah accept her statement of faith, ameen.

Houseful of New Muslims - What's Next?
Now stop and think. A whole entire household of people from varying backgrounds and ethnic groups coming together in truth to learn how to know and worship the Creator and Sustainer of the Universe. Think. A Catholic priest; a minister of music and preacher of the Gospel; an ordained minister and builder of Christian schools; and the children, even a great-grandmother - they all come into Islam!

His Mercy and Guidance
Only by His Mercy were we all guided to see the real truth of Islam, by removing the coverings over our ears and the blinders on our eyes, no longer having seals over our hearts - He was Guiding us now.

Amazing Story - Family and Friends Entering Islam - From One Man
If I were to stop right here, I'm sure that you would have to admit that at least, this is an amazing story, right? After all, three religious leaders of three separate denominations all going into one very opposite belief at the same time and then soon after the rest of the household.

More? - Yes! Baptist Seminary Student Reads Quran - Accepts Islam
But that is not all. There is more! The same year, while I was in Grand Prairie, Texas (near Dallas) I met a Baptist seminary student from Tennessee named Joe, who also came to Islam after reading the Holy Quran while in BAPTIST SEMINARY COLLEGE! 


More? Yes. Catholic Priest Loves Islam - But Needs His Job!
There are others as well. I recall the case of the Catholic priest in a college town who talked about the good things in Islam so much that I was forced to ask him why he didn't enter Islam. He replied: "What? And loose my job?" - His name is Father John and we still pray for Allah to Guide Him.

Another Catholic Priest Makes Shahadah
The very next year I met a former Catholic priest who had been a missionary for 8 years in Africa. He learned about Islam while he was there and entered into Islam. He then changed his name to Omar and moved to Dallas Texas.

Any more? Again - Yes! Orthodox Arch Bishop leaves church for Islam
Two years later, while in San Antonio, Texas I was introduced to a former Arch Bishop of the Orthodox Church of Russia who learned about Islam and gave up his position to enter Islam.

Daughter of Hindu Pundit (Religious Leader) - Accepts Islam - Helping thousands to Islam
I met a woman in New York who wanted to make our CDs about "What Is Islam?" After giving her permission several years ago, I have learned she has produced and distributed over 600 thousand of these to the non-Muslims in America. May Allah reward her and keep her strong in her efforts, ameen.

Hundreds - Thousands - Still Coming
And since my own entrance into Islam and becoming a chaplain to the Muslims throughout the country and around the world, I have encountered many more individuals who were leaders, teachers and scholars in other religions who learned about Islam and entered into it. They came from Hindus, Jews, Catholics, Protestants, Jehovah's Witnesses, Greek and Russian Orthodox, Coptic Christians from Egypt, non-denominational churches and even scientists who had been atheists.

Why? Good question.
The combination always seems to be the same; people are sincerely seeking the truth and are willing to put their different prejudices and biases out of their minds and begin to ask God for His Guidance in their lives.

So, now you have the introduction to the story of my coming into Islam and becoming Muslim. There is more on the Internet about this story and there are more pictures there as well. Please take the time to visit it and then please take the time to email me and let us come together to share in all truths based on proofs for understanding our origins and our purpose and goals in this life and the Next Life.


 

9 Steps to Purify the Heart
May I suggest to the seeker of truth do the following NINE STEPS to purification of the heart?

  1. Clean - your mind, your heart & soul - remove all prejudices & biases.
  2. Thank God - for what you have - every moment of every day.
  3. Read - a good translation of the meaning of the Holy Quran in a language that they can understand best. (http://islamtomorrow.com/downloads/noblequran.exe)
  4. Reflect on the meanings & consider the bounties of your Lord.
  5. Seek - Forgiveness From God & Learn to Forgive others.
  6. Ask - in your heart for Guidance from Above.
  7. Open - your heart and mind.
  8. Continue - to do this up for a few months. And be regular in it.
  9. Avoid - the poison of evil while your heart is opening for the "rebirth of your soul." 

Remember: Clean; Thank; Read; Reflect - then:
"Seek, and ye shall find. Ask, and it shall be given thee. Knock, and it shall be opened."
Then: Continue & Avoid

The rest is between you and the Almighty Lord of the Universe. If you truly love Him, then He already Knows it and He will deal with each of us according to our hearts.


ANSWERS TO QUESTIONS

Now as I promised here are the answers to the questions many have asked me connected with my choice of Islam:

1. "How could you have turned your back on the perfect plan of salvation of Jesus Christ on the cross for you sins?"

Answer: Your question implies you have not considered the similarities and teachings of the Bible and the Quran.

"ISLAM" means - "Surrender, submit and obey your Lord in sincerity and peace." Whoever is trying to do this, is a "MUSLIM." If someone believes in Almighty God as One God and One Lord and wants to commit their life to serving Him and obeying His Commandments, then that person will be in the right way and they will be "saved" according to God's Mercy. No one can take the sins of another and the guilty must stand accused for what they have done. It will be up to Almighty God to Forgive or Punish according to His Judgment on that Day.

According to the remains of the translations of the Bible [see: "Bible, A Closer Look"] Jesus, peace be upon him, did not preach a message of salvation by worshipping him. This was something added later by Saul (who later became Paul). We find clear statements indicating salvation would come only through acknowledging Almighty God as One God and worshipping Him with all the heart, mind and strength. Jesus, peace be upon him, taught his followers to worship "My God and your God, My Lord and your Lord."

Again, according to the remains of the English translation of the Bible, we see the one on the cross crying out a very blasphemous statement, "Eli! Eli! Lama sabachthani?" (Which being translated means, "My God! My God! Why have you forsaken me?") This statement on the cross clearly indicates the one on the cross is not pleased with the situation nor does he consider it right or just. Therefore, one would have to conclude this was not something Jesus approved of nor did he accept, or else someone else was on the cross in his place. Either way you look at it, the one on the cross did not accept this as a plan of salvation.

The Quran is absolutely in agreement with these teachings and Muslims do worship the same God and Lord of Jesus, Moses, Abraham and Adam, peace be upon them all. The Quran states in many places, no one will be taken to task for the sins of another, nor can anyone carry the burden of another. We will all be on our own on that Day. And I ask Allah to have Mercy and Forgiveness for all those who believe in Him, ameen.

I consider that I have not left the teachings of Jesus Christ, peace be upon him. On the contrary, I feel much closer to Jesus, peace be upon him, and I look forward to His return on earth more than ever before. Now I am worshipping the same God he worships and I serve the same Lord he serves, in the very same way he does. Jesus prayed to Almighty God and taught his followers to do the same. I am simply doing what he commanded to the best of my ability and ask Almighty God to accept it.

2. "Do you consider you were really "saved" and that you had in fact, been "born again?"

Answer: The Baptists have a statement, "Once saved, always saved." I asked one of them about this and he agreed it was true. Then I mentioned at one time I had become a Baptist (in my teen years) but now I was a Muslim. I had also been "saved" and baptized at the age of 12. I had accepted the very statement of Jesus being the way, the light and the truth and no man coming on to the Father except by him. I understood these statements to mean I must follow Jesus and his teachings. Therefore, I read the Bible for myself and did not let others tell me what to think about what I was reading.

The Bible states that Jesus prayed for salvation for himself in the garden of Gethsemane in this way, "Let this cup pass from me, even so, Thy Will be done." This prayer was repeated by Jesus, peace be upon him, a number of times and it is mentioned in more than one Gospel. Yet, according to Biblical accounts, the cup did not pass from him and his prayers were NOT ANSWERED. Islam teaches us his prayers were answered and he did not have to endure the cruel treatment and death on the cross, but rather he was taken up while still alive and is with Almighty God even now and ready to return in the Last Days to bring victory to the believers.

Additionally, we find Jesus, peace be upon him, teaching his disciples to pray like this, "Our Father in Heaven, Hallowed be Thy Name, Thy Kingdom come, Thy Will be done on earth as it is in Heaven. Give us this day our daily bread, and forgive us our trespasses as we forgive those who trespass against us. Lead us not into temptation, but deliver us from all evil. For Thine is the Kingdom and the Power and Glory, forever and ever, ameen." Every Muslim I have met accepts every single word of this pray with the exception of calling "Allah" our "Father." Muslims consider it better to call on Almighty God by His Names, which we do consider to be "Hallowed."

3. "How did your family respond to your conversion?"

Answer: This is always difficult for families to adjust to and it usually takes time. My family was no exception. Although my wife, children entered into Islam and eventually my father came to declare Islam to be the way of salvation for himself, still my own mother and many others in my family resented our going to Islam at first. Eventually, things became more normalized and we do stay in touch, although they are all still very much involved in Christianity.

Allah promises to test those who declare their faith in Him with many types of difficulties and family is one of those mentioned as a test in the Quran. I do pray for them and ask Allah to guide them to the very best in this life and the very best in the Next Life. But it is up to Allah if He wants them to be in Submission to Him (Islam means, submission to Allah) or not.

4. "How about your congregation? What did they say?"

Answer: I never had my own church. I was a music minister in the Church of God (Anderson, Indiana branch) in Texas and did my preaching to businessmen and informal gatherings. Those who knew me for the most part did not object and some even came to Islam, but there were a few who felt very upset and accused me of "Turing my back on Jesus, peace be upon him." No matter what I tried to say or do, these particular individuals would not listen nor did they want to learn anything about Islam.

5. "Did you experience a lot of difficulties in changing religions?"

Answer: Certainly anyone who wants to consider Islam in these times, just as in times gone by, will have to recognize there will be certain difficulties and tests along the way. The followers of Jesus, peace be upon him, were highly criticized and persecuted even until death (read what Paul said he used to do to them in the Bible; Book of Acts of the Apostles). Those who followed Muhammad, peace be upon him, suffered at the hands of their very own tribes, yet they were determined to continue to worship Almighty God Alone, without partners and submit to His Will.

The biggest problem with non-Muslims, is their lack of understanding and lack of knowledge as to what Islam is really all about and who the Muslims are supposed to be. I pray for them all and ask Allah to forgive the Muslims for not showing a better picture to everyone.

6. "Who was responsible for converting you?"

Answer: As Muslims we believe that it is only Allah who guides the people and whoever He guides will not be misguided and whomever He lets go astray none will be able to guide them. As such, it means we don't believe anyone really can "convert" someone else.

Also, we accept that all children are born in the natural state of submission to Almighty God and as such that means they are Muslims. Should a child die he or she would go to Heaven as they are not responsible for what they do not understand.

7. "Don't you ever think about coming back to being a Christian?"

Answer: "Christian" indicates a follower of Christ. When Jesus, peace be upon him, returns to earth in the Last Days, all the Muslims will be obliged to follow him. But we would not call ourselves "Christians" anymore than he would. He never called himself or his companions "Christians." The Bible tells us they were never even called "Christians" until Paul was preaching his message in Antioch.

8. "Doesn't it bother you to have left the way of peace, justice and love for a religion of hatred, violence and oppression toward women and others?"

Answer: All the prophets, peace be upon them all, called the people to worship Almighty God as One God and One Lord. As such, those who did not want to submit to Almighty God would combat them and treat them with hostilities, even unto death, as Paul had done while still being a Pharisee. The prophets, peace be upon them all, did encourage their followers to live in peace and deal with people in justice and certainly love is the highest form of emotion a human can have for another human being.

Yet at the same time, believers have to defend themselves, their families and the religion itself, lest those who are not believers should remove belief from the very face of the earth. Islam, like Christianity preaches a message of peace and tolerance - to a point. But when this is no longer possible without totally compromising and loosing one's way of life and belief system, then there is no alternative except to engage in open combat against those who are combating against the believers.

Jesus called upon his followers to sell their coats and buy swords. He explained that he did not come with peace, but rather a sword. He and his companions were engaged in mortal combat with their enemies, the Pharisees when one of the priests slaves had his ear cut by the sword. Jesus then told them to put down their swords. This is mentioned in the Bible.

The word "sword" appears over 200 times in the Bible - but even though the Arabic language has more than a dozen words for sword, there is not a single occurrence of any of these words anywhere in the Quran.

Combat is ordered in the Quran, only under very specific and limited conditions and it is nothing more than what we would today call "The War on Terrorism." Fighting against all acts of organized aggression, oppression, persecution and terrorism is an obligation on all believers. But it certainly has limits and women, children, elderly and any innocents are not to killed or injured during such occasions. Treatment of prisoners is not to be humiliating or torture of any kind. Even the dead of the enemy are to be buried with dignity and respect.


Now since writing my story and publishing here on the internet many other websites have picked up this story and it had become a famous example of how "Priest and Preachers Are Coming to Islam."

Again, I thank you for visiting. And I thank our Christian friend for his email. If he hadn't sent it, I probably would still not have completed this task of putting down the story once and for all of how my family, friends and myself all came to Islam.

Please feel free to share this story with others. You should print it out and make copies for everyone. Give them our links, add our story to your website or blog page, and send out emails to everyone you know. Maybe it could make a difference for others like us, God Willing.

May Allah guide you on your journey to all truth. Ameen. And May He open your heart and your mind to the reality of this world and the purpose of this life, ameen.

Peace to you and Guidance from Allah the One Almighty God, Creator and Sustainer of all that exists.
Your friend,

 Yusuf Estes
Chaplain Yusuf Estes

More Proof? Read: "Success, Happiness & Peace" [click]

 


î Başa
İŞTE EMİNE ERDOĞAN'IN SİYASİ KRİTERLERİ... - Haber Türk - 20 Ekim 2005
AKP'li kadınları uyardı
"Siyasi" içerikli nasihatlerde bulunan î Başa Emine Erdoğan, "Siyasetimizi ve ticaretimizi kendi egomuzu tatmin için yaparsak, daha şehvetli, daha aydınlık bir geleceği mümkün kılamayız" dedi


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, AKP'li kadınlara "siyasi" içerikli nasihatlerde bulundu. Vatandaşın siyasetçiden mucize değil içtenlik beklediğini belirten Emine Erdoğan, "Siyasetimizi ve ticaretimizi kendi egomuzu tatmin için yaparsak daha aydınlık bir geleceği mümkün kılamayız" dedi.
Erdoğan, hafta başında katıldığı AKP İl Kadın Kolları Danışma Meclisi toplantısında AKP'li kadınlara şu uyarı ve tavsiyelerde bulundu:
# SİYASETÇİDEN NE BEKLİYORLAR?: Bugüne kadar sayısız sosyal etkinliğe katıldım ve yüz binlerce kardeşimle göz göze geldim, el ele tutuştum. İnsanlar siyasetten, siyasetçiden mucizeler beklemiyor. İnsanlar sizden içtenlik istiyor, kendileri gibi olmanızı, kimliğinizi düşürmemenizi, tanınmaz hale gelmemenizi istiyor.


Şehvetli gelecek

# EGO UYARISI: Asıl olan kadrolarımızın yüreklerindeki heyecanı, arzuyu, muhabbeti dayanışma ruhuyla yapmalarıdır. İnsanlara daha büyük ülke özlemini anlatmayı terk edersek, kimliğimizi düşürürüz.
î Başa İdeallerimiz kaybedersek, siyasetimizi ve ticaretimizi kendi egomuzu tatmin için yaparsak, daha şehvetli, daha aydınlık bir geleceği mümkün kılamayız. Yüreğimizdeki yangını, ülkeye ve insana hizmet ateşini söndürmezsek

, Allah'ın izniyle bugünkünden aydınlık ve güzel günler görürüz.
# DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM MESAJI: Sizler Türkiye'de bir değişimi ve öze dönüşümü temsil ediyorsunuz. Sosyal yapınızda ve günlük hayatınızda değişimi hissetmek ve hissettirmek için her birinizi bekleyen önemli görevler vardır. Bu heyecanımızı daha çok kitlelerle paylaşmak zorundayız.
# ACIMASIZ REKABET: Hiçbiriniz ama hiçbiriniz, 'Ben büyük bir dava için ne kadar katkıda bulunabilirim' demesin. Büyük mesafeler küçük adımlarla aşılıyor. Bize düşen yüreğimizdeki heyecanı hayata taşımaktır. Bazılarınız bir harf öğreterek, bazılarınız kardeş aileler edinerek, bazılarınız binlerce insana emek vererek bu yolu genişletir. Bu tüketim kültürü ne yazık ki insanımızı acımasız bir rekabete zorluyor. Bu zorluklarla mücadelede her gün bir adım öne çıkmak, ak siyasete omuz veren, parti amblemini yakasına takan herkesin önemli bir sorumluluğudur.

MİLLİYET

Bayan Bush'un kocasının geceleri hemen uyumasından gazetecilere şikayet etmişti, Hırant Drink de Türklerin "zehirli kanından" bahsetmiş sonra yanlış anlaşıldığını söylemişti. s.

 


î Başa
Evet, Saddam yargılanmalı Peki sizi kim yargılayacak? - Yeni Şafak - 20 Ekim 2005 - İbrahim Karagül 

Saddam Hüseyin, bir zamanlar ülkesinde ve Ortadoğu'da kendisinden korkulan adam. Amerika ve İngiltere için bölgeyi kana bulayan adam. Irak'ın otuz beş yıllık sorgulanamaz lideri. Arap dünyasının kahramanı, kıtlığını çektikleri lider örneği. Gücün sembolü.

Irak'ın işgali ile saltanatı yıkıldı. İhbarla/ihanetle yakalandı. Aşağılanarak televizyona çıkarıldı. Amerika için inanılmaz bir kamuoyu çalışması oldu.

Hapsedildi… Hapis süresince kendisiyle pazarlıklar yapıldı. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in getirdiği mesaj çok açıktı. Beyaz Saray'dan gelen mesajda, idam edilmesi tartışılan, dünyanın en kötü diktatörü olduğu yolunda korkunç bir medya operasyonu yürütülen adama yalvarış vardı: "Direnişçileri durdur. Etkini kullan ve Sünni direnişi durdur. Biz de seni ve aileni ciddi miktarda ekonomik destekle bir başka ülkeye gönderelim. Özgür yaşa." Red cevabı aldılar. Hücrede yaşayan adamın direnişi durdurma gücü de yoktu zaten…

Dün mahkeme önüne çıkarıldı. Kim, hangi yetkiyle, hangi meşruiyetle bu mahkemeyi kurdu, bir siyasi lideri yargılıyor?

Bir ülkeyi işgal ediyorlar, malvarlığına/kaynaklarına el koyuyorlar, halkını katledip öldürüyorlar, demokrasi adına parçalıyorlar, o ülkede yaşayan herkesi birbirine düşman ediyorlar. Ardından kurduklarını düşündükleri düzenin meşru olduğunu iddia ediyorlar.

Seçimler palavra, yönetim komedi, oy sayımları skandal, iktidar yaptıkları şaklaban… Bağdat'ta bir tiyatro oynanıyor. Seyircisi bütün dünya olan. İbretle izlenen...

Böyle bir otoritenin yargı yetkisi yoktur. Hele uluslararası nitelikteki bir davaya bakma yetkisi hiç yoktur. Böyle bir yargı hangi hukuki zemine dayanıyor, hakimleri kim nasıl atıyor, savunma hakkı ne durumda?… Hiç biri belli değil. Şu an kimin yargıladığı bile belli değil.

Halepçe katliamından etnik temizlik ve işkenceye, rakiplerin öldürülmesinden Kuveyt'in işgali ve Irak-İran savaşı sırasında işlenen suçlara kadar çok sayıda suçu var. Dün ilk olarak 1982'de kendisine yönelik suikast girişiminin ardından Bağdat'ın kuzeyindeki Şii kasabası Duceyl'de 143 kişinin idam edilmesi, 399 ailenin alıkonması ve bin 500 kişinin hapsedilerek işkence görmesinden sorumlu tutuldu.

İran-Irak savaşından sorumlu tutulacak. Halepçe katliamından ve kimyasal silah kullanımından sorumlu tutulacak. Şiiler'e, Kürtler'e hatta kendi çevresine yaptığı zulümleri sorgulanacak. Eski rejime, Saddam Hüseyin'e, yönetim kadrosuna karşı öfkesi olan herkes elindeki dosyayı mahkemenin gündemine sokmaya çalışacak.

O bir zalimdi, diktatördü, cinayetler işledi, bazı etnik çevrelerin nefretini kazandı, Kürt ayrılıkçılığına karşı sert önlemler kullandı. Kimyasal silah kullanmak, toplu idamlar, Kürtlere yönelik katliam, Şiiler'e yönelik katliam ve cinayetler.. Hakkında çok suçlama var.

Soykırımla, katliamla, kitle imha silahı kullanmakla, insanlık suçu işlemekle suçlanan bir lider böyle mi yargılanır? ABD ve İngiltere'nin yazdığı bir senaryo oynanıyor. Uluslararası mahkeme yerine Bağdat'ta, saygın yargıçlar yerine inat olsun diye bir Kürt yargıç karşısında, savunma hakkının engellendiği bir tiyatro..

Mahkeme, gizlilikleri açığa çıkarmak, adaleti ortaya koymak için değil, bazı şeyleri gizlemek için kuruldu. ABD'nin Saddam'ı nasıl silahlandırdığı, kitle imha silahlarını ona neden verdiği, Halepçe'deki katliama neden ses çıkarmadığı, Kürtleri ve Şiileri neden yarı yolda bırakıp kıyıma uğrattığı, Irak'a kimyasal silah malzemeleri transfer eden Amerikalı, Avrupalı şirketlerin nasıl gizleneceği ve daha bir sürü şey.

Demokrasi ve adalet için geldiler! Diktatörü devirdiler.

Yüz binde fazla sivil öldürdüler. Katliamlar yaptılar. Sabotajlar düzenlediler. Cinayetler işlediler. Tecavüzler yaptılar. Sistematik işkence uyguladılar. Esir kamplarını ölüm kamplarına dönüştürdüler. Felluce'de ve Tel Afer'de kimyasal silahlar kullandılar. Hem de, daha önce acı çekenlerle birlikte. Kürt güçleri ve Şii Bedir Tugaylarıyla birlikte. Kıyım yaptılar, insanlık suçları işlediler.

Birinci Körfez Savaşı'nda üç yüz bine yakın Iraklı öldürdüler. Kuveyt-Bağdat otoyolu ölüm otobanı olmuştu. Kilometrelerce uzanan ceset tarlası... Silahlarını bırakıp evlerine giden askerler kıyıma uğratıldı. O zaman kitle imha silahları kullandılar, katliam yaptılar.

Afganistan işgalinde de aynısını yaptılar. Esirleri konteynerlara doldurup kurşuna dizdiler, hücrelerinde asitle yaktılar, dışarı çıkıp boğdular ve gruplar halinde çöle götürülüp kurşuna dizdiler. Binlerce insanı bu şekilde öldürdüler. Bu ne suçu? İnsanlık suçu? Kim yargılayacak? Mezar-ı Şerif çevresindeki toplu mezarların hesabını kimler verecek?

Saddam yargılayabilirler. Ama bu uluslararası bir mahkemede olabilir. Ondan nefret edenlerin yaptığı yargılamadan adalet çıkmaz. Onlar bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyor. Adil bir yargının kurdukları gayri meşru yönetime değer kazandıracağını bile öngöremiyorlar. Çünkü bir çete mantığı ile hareket ediyorlar.

Zulüm görenler iktidarı eline alınca kendisine zulmedenlerden daha zalim oluyor. Saddam'ı yargılayabilirler. Ama işgalden bu yana Irak'taki insanlık suçlarını, Felluce ve Tel Afer'deki katliamları, Samarra, Ramadi ve Bağdat'taki insanlık suçlarını, sayısız insanın kaçırılmasını, Kuzey Irak'taki işkence merkezlerinde yaşananları, cesetlerin Dicle nehrine atılmasını, kadınlara tecavüz edilmesini, kızların kaçırılmasını kim yargılayacak? Saddam gitti, nasıl bir Irak kurdular? Öldürülen Iraklı onlarca akademisyenin listesi önümde duruyor.

Diktatörü devirenlerin demokrasisinin ne olduğunu gördük. Zulme uğrayanların nasıl katliam yaptıklarını gördük. Kardeşlerini nasıl boğazladıklarını gördük. Efendilerinden aldıkları talimatları nasıl yerine getirdiklerini, kardeşlerinin eşlerini savaş ganimeti olarak alabildiklerini gördük.

Saddam'ı yargılıyorlar. Yargılasınlar. Yargılanmalı. Onca acının bedelini ödemeli. O bir diktatör ve suçlu.

Ama onları kim yargılayacak? Yargılanmayacaklarını mı sanıyorlar?

 


î Başa
'Hrant Dink milletin değerlerini aşağıladı' - Hürriyet Gazetesi - 19 Ekim 2005


İSTANBUL (A.A)

“Türklüğü tahkir ve tezyif etmek” suçundan çarptırıldığı 6 aylık hapis cezası ertelenen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fırat (Hrant) Dink'in davasına ilişkin hazırlanan gerekçeli kararda, î Başa Atatürk'ün, bu vatanın ecdat kanıyla kurtulduğunu bildiği için gençliğe her zor koşulda muhtaç olduğu kudretin bu kanda olduğunu söylediği belirtilerek, “Oysa sanık, bu kanın zehirli olduğunu ifade etmiştir. Bu Türk atalarına, şehitlere, milleti meydana getiren değerlere saygısızlıktır ve tabi ki aşağılayıcı, inciticidir” denildi.

Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nce hazırlanan 5 sayfalık gerekçeli kararda, iddianame, sanıklar ve avukatlarının savunmaları ile bilirkişi raporuna değinilirken, Hrant Dink'e ceza verilmesinin gerekçesi de detaylı şekilde anlatıldı.

Kararda, düşünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığı belirtilerek, “Her şeyin bir sınırı vardır. Bu sınırlama bazen yasayla, bazen de ahlak kurallarıyla olur. Aşağılayıcı, incitici nitelikte ifade özgürlüğü söz konusu olmaz” denildi. Bu tür ifadelere hiçbir hukuk düzeninin izin vermeyeceği vurgulanan kararda, şöyle devam edildi:

"BU TOPRAK KANLA SULANDI"

“Her ülkenin kendine göre değerleri vardır. Öyle ülke vardır ki bayrağından şort yaparsın, hoşgörülür. Öyle ülke vardır ki ineğine dokunursun, infial yaratır. Öyle millet vardır ki kan dedin mi akla bu toprakların her santiminde bulunan ecdat kanı gelir.

Bu toprağın her karesi kanla sulanmıştır. Atatürk, bu vatanın bu kanla kurtulduğunu gayet iyi bildiği için, gençliğe her zor koşulda muhtaç olduğu kudretin bu kanda olduğunu söylemiştir. Oysa sanık, bu kanın zehirli olduğunu ifade etmiştir. Bu Türk atalarına, şehitlere, milleti meydana getiren değerlere saygısızlıktır ve tabii ki aşağılayıcı, inciticidir.”

GENÇLİĞE HİTABE'DEKİ ÇARPITMA

Atatürk'ün, “Nutuk” adlı eserindeki “Gençliğe Hitabe”den de alıntılara yer verilen kararda, sanık Dink'in, Agos Gazetesi'ndeki ”Ermenistan ile Tanışmak” başlıklı yazısında, “Ey Türk gençliği, birinci vazifen Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır” ile başlayıp “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” şeklinde sona eren “Gençliğe Hitabe”deki sözleri, ince ve ustalıkla çarpıtarak, Türklüğü incitici ve aşağılayıcı niteliğe bürüdüğü iddia edildi.

"SUÇ SABİT"

Yazıda geçen “zehirli kan” tabirinin “pis kan” anlamına da geldiği belirtilen kararda, aşağılayıcı mahiyette ifade özgürlüğü söz konusu olamayacağı için bu yönüyle suçun sabit olduğu kaydedildi.

Kararda, sanık Dink'in, “Gençliğe Hitabe”deki “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözünü “Türk'ten boşalacak zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur” şeklinde ustalıkla değiştirerek, “Tabir yerinde ise tavşan kaç, tazı tut demiştir” denildi.

Kararda, sanığın yazında “Ermeni kimliğinin pekiştirilmesi” gayesine hizmet ettiği ve Ermeni gençlerinin Ermenistan'a seyahat etmelerini bu amaçla tavsiye ettiği vurgulanarak, bu şekilde özel kast unsurunun oluştuğu da belirtildi.
Gerekçeli kararın sonunda, Hrant Dink'in “Türklüğü neşren tahkir ve tezyif etmek” suçundan 6 ay hapis cezasına çarptırıldığı belirtilerek, sanığın sabıkasız oluşu ileride bir daha suç işlemeyeceği konusunda mahkemece olumlu kanaat uyandırdığından cezasının ertelendiği kaydedildi.

Kararda, gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Karin Karakaşlı'nın ise beraat ettiği hatırlatıldı.

 
 
 
 
----- Original Message -----
Sent: Tuesday, October 18, 2005 2:17 PM
Subject: [byvlist] Sermaye Irkçılığı ve Sermaye Faşizmi - Nuray Mert'ten

Haberin adresi: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=167294

Nuray Mert

î Başa
'Sermaye ırkçılığı' ve sermaye faşizmi

18/10/2005

î Başa Hal böyleyken, bu belayı, insanlara iş imkânı sağlıyor diye pazarlamaya çalışmak, en hafif tabirle aymazlıktan başka bir şey değil. Bir ülkenin kaynaklarını talan etmeye girişenler, tabii 3-5 bin kişilik istihdam sağlarlar. Ancak, sermaye dünyasının amacı kârı azami kılmak, bunun için de emeğin maliyetini mümkün mertebe düşürmektir. O nedenle, üç/beş kişiye iş imkânı diye pazarlanmaya çalışılan, bir ülkenin kaynaklarının talana açılması ve halkının köleleştirilmesinden başka bir şey değildir. Amaç istihdam olsaydı, tarıma yapılan desteklere yasak gelmezdi. Boşversinler bu palavraları!

Nuray Mert

Biliyorsunuz, son günlerde, Başbakan 'sermaye ırkçılığı' diye bir terim icat etti, destekçileri de, özelleştirmelere eleştiri getiren herkesi bu icat ile susturmaya çalışıyor. Aslında, yerinde kullanılırsa, 'sermaye ırkçılığı'ndan bahsetmek mümkün olabilir.

Mesela, milliyetçi sağ siyaset söyleminin yaptığı aşağı yukarı budur. Sadece milliyetçiler de değil, sağcıların liberal olmayan kesimi, sermeyeyi değil, sermayenin ırkını, milletini, dinini sorgulamaya heveslidir. Kimine göre sermaye yerliyse, kimine göre Müslüman'sa sorun yoktur. Nitekim, AKP'nin içinden çıktığı siyasi gelenek, Müslüman sermayeci idi, İslamcılık epeyce bir zamandır, 'her mahallede bir Müslüman milyarder yaratma' ideolojisine dönüşmüştü. İktidar olunca liberalleşme süreçlerini hızla tamamlamaları bu nedenle çok kolay oldu. Sermayenin dini, milleti ve özellikle de, 'imanı' olmadığını gördüler, tümüyle sermayeye teslim oldular, şimdi başkalarını sermaye ırkçılığı ile suçlar hale geldiler.

Ömürleri boyunca, dünyayı Yahudilerin idare ettiğine inananlar, işin böyle olmadığını anladıklarında, söyleyecek sözleri kalmadı, bu sefer, Yahudi veya değil, sermayeye tapınmaya başladılar. Irkçılık ve bu anlamda dincilik, insani olmamasının ötesinde, tam da bu nedenle feci bir şeydir. Zulmün nereden kaynaklandığını teşhis edemediği için, gün gelir karşı çıktığını ilan ettiği şeyin propagandasını yapmaya başlar.

Bugün dünya, sermeye faşizminin egemenliği altında inim inim inliyor. Kimse bunu 'ekonominin gereği' safsatası ile satmaya kalkmasın. Sermaye dünyası kirli bir dünyadır, her şeye kâr/zarar açısından bakar, tek amacı dünyadaki her şeyi para ile alınır-satılır hale getirmek, parası olanın her şeyi yapmaya hakkı olduğu bir dünya düzeni kurmaktır. Bakın, bu uğurda bir ülkeyi göz göre göre işgal ettiler, diğerlerinin başına binbir çorap örüyorlar. Sıradaki ülkelere gözdağı veriyorlar. Şimdilerde Suriye'ye muasallat oldular, orayı nasıl karıştıracaklarının hesabını yapıyor, üstelik bunu tüm dünyaya ilan ediyorlar.

Hal böyleyken, bu belayı, insanlara iş imkânı sağlıyor diye pazarlamaya çalışmak, en hafif tabirle aymazlıktan başka bir şey değil. Bir ülkenin kaynaklarını talan etmeye girişenler, tabii 3-5 bin kişilik istihdam sağlarlar. Ancak, sermaye dünyasının amacı kârı azami kılmak, bunun için de emeğin maliyetini mümkün mertebe düşürmektir. O nedenle, üç/beş kişiye iş imkânı diye pazarlanmaya çalışılan, bir ülkenin kaynaklarının talana açılması ve halkının köleleştirilmesinden başka bir şey değildir. Amaç istihdam olsaydı, tarıma yapılan desteklere yasak gelmezdi. Boşversinler bu palavraları!

Son olarak, evet, sermayenin dini, milleti yok, ama merkez ülkeleri, devletleri, orduları var. Yani iş, sol liberallerin iddia ettikleri gibi de değil. Uluslararası sermaye, bizim gibi ülkelere bodoslama girmenin yollarını buluyor, bu ülkelerdeki iktidarlar da onlara kapıları sonuna kadar açıyor, ama bunu yaparken sırtını merkez ülkelerdeki siyasi-askeri iktidarına dayıyor.

Oralarda, liberal ekonominin kuralları işlemiyor, tarım sektörü de destekleniyor, emek piyasası da (eskisi kadar olmasa da) belli bir dengede tutuluyor. Aksi takdirde, sınırlar, gümrükler toptan ortadan kalkardı.

Sermeye faşizmi, tüm dünyada, almış başını gidiyor, ama bu faşizmin en karanlığı yine bizim gibi merkez ülkelerin dışındaki ülkelerde yaşanacak. Bu koşullar altında, direniyor gibi gözükenlerden milliyeçi olanlar, yani, sermeyenin ırkını, dinini teşhis ederek tavır belirlemeye çalışanlar, küresel sermeyenin küçük komisyoncuları olmanın/veya buna aday olmanın ötesine gidemiyor. Sermeyeyi topyekûn sorgulamak ihtiyacı duyanların büyük bir kısmı ise, milliyeçilik tuzağına düşmemek için, işin merkez ülkeler boyutunu hiç gündeme getirmemeye devam ediyor (AB tartışmalarında takınılan tavırlar bunun en güzel örneği oldu). Solda da, bu takıntıdan dolayı ciddi bir siyasal-toplumsal muhalefet üretilemiyor. Olan bu coğrafyada ve merkez ülkelerin dışında yaşayan tüm insanlığa oluyor.


© RADİKAL internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.

 
Hosted by www.Geocities.ws

1