ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- Nalçik’te ne oldu? – 1 - Milli GAzete 
  ~ Rusya Federasyonu’na bağlı Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’te geçen Perşembe günü (13 Ekim 2005) büyük bir dram yaşandı. Türk basınına göre olay, "Çeçenlerin bir operasyonu" ve "Rus güvenlik güçlerinin asayişi sağlaması"ndan ibaretti.

- Yom kippur, ruhban okulu vs... - Türkiye Gazetesi - Rahim Er
  ~ Bu tarih 13 Ekime tesadüf etmekteymiş. 13 Ekim günü bazı alışveriş merkezlerindeki bazı mağazalar, “dini tatil münasebetiyle kapalı” olduklarını yazmışlar. Dikkatler bundan sonra çekildi. Haberler bu yüzden yapıldı. Halbuki bu mağaza yetkilileri yaptıkları açıklamalarda hadisenin yıllardır süregeldiğini söylediler.
  ~ Bu bizim ayıbımızdır. Yahudi, Rum Ermeni vs. bir avuç azınlığımız var. Dinlerinin emirlerini serbestçe yaşamalılar. Bu serbestliğe kavuşmaları için AB’ye tam üyelik sürecinin başlaması şart değildi. Almanya veya bir başka dünya ülkesinde bir Türk iş adamı ramazan ve Kurban Bayramlarımızda dükkânını kapatamıyor mu?

- İtiraf ediyorlar...
  ~ Birinci Dünya Savaşı sonrasında aşağıdaki haritayı hayata geçirmek (milleti bölüp parçalamak) üzere ABD, İngiltere ve Fransa söz vermişler plan yapmışlar, fakat Çılgın Milletin Kurtuluş Mücadelesi ile gerçekleştiremişler, planları alt üst olmuş. Şimdi Büyük Ortadoğu Projesi, Avrupa Birliği Projesi adı altında bunu tekrar gerçekleştirmek istiyorlar. Görünürde Gayet emin adımlarla da ilerliyorlar, fakat bu Millet Çılgın, bir an gelir cihanın bütün şirazesi bozulur. s.o. "Görelim Mevlam Neyler, Neylerse Güzel Eyler" İbrahi Hakkı Hazretleri...
  ~ "Syria, Turkey, Iran and Iraq each share a portion of the mountainous expanse of the Middle East long inhabited by ethnic Kurds, who are thought to number around 27 million. A minority in each country, the Kurds are united by language, vibrant customs and an abiding sense of
  ~ Then three Great Powers -- the United States, Britain and France -- returned to the region in 1991, to fight the Persian Gulf War. It ended with Kurds in Iraq's rugged north essentially left alone to rule themselves under the protection of U.S. and British air patrols. Twelve years later, their enclave served as a staging ground for the 2003 invasion." w.p.

- Yüce Türk Milleti
  ~ Burada, 1 nci maddeye benim şahsen bir itirazım var :

- Çılgının kahkahası - hürriyet - 17 Ekim 2005
  ~ Turgut Özakman, ‘Şu Çılgın Türkler’ kitabında yer almayan öteki çılgın Türklerin öykülerini anlatmaya başladı. O öykülerdeki ‘çılgın’ Türkler her pazartesi Hürriyet’te.

- GÖKKAFES'İN AKP'Lİ AVUKATI KİM? - Haber Vitrini 
  ~ Koru, Gökkafes'in yapımcısı olan ve sahibi olduğu Kentbank içi boşaltıldığı gerekçesiyle devlet tarafından el konulan Mustafa Süzer'in avukatları arasında önemli bir AKP şahsiyetinin bulunduğunu ima ediyordu.
  ~ Acaba İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun avukat oğlu Murat Aksu'nun hukuk bürosundaki avukatların vekâletlerine göz atma fırsatı oldu mu Fehmi Koru'nun?

- TÜRKLÜĞE HAKARETTEN MAHKUM OLAN ERMENİ YAZAR: BEN ERMENİLERİ YAZDIM, TÜRKLER ALINDI!- Haber Vitrini 
  ~ Mahkûm olduğunuz yazıda, 'Türk'ten boşalacak zehirli kanın yerini dolduracak temiz kanın, Ermeni'nin Ermenistan 'la kuracağı asil damarında mevcut olduğunu' söylüyorsunuz. Mevcut olduğun kudret... ("yorum: kanla burada iktidarlar. zehirli iktidarlar, temiz iktidarlar. asil damar ifadesinde temiz iktidarın ayrıca ermeni ile bağlantısı var. ifade orhan pamuk gibi şifreli." s.)

- Chechen leader claims responsibility for deadly raids   
  ~ He said losses among the gunmen were due to a "major information

- AVUSTURYA GAZETESİ; ‘ÜÇÜNCÜ KAFKASYA SAVAŞI PARLADI, PARLAYACAK…’ - Ajans Kafkas - 14 Ekim 2005
  ~ Avusturya gazetesi Die Presse, Kuzey Kafkasya'da yangının ‘ha çıktı ha çıkacak’ durumda olduğunu belirtirken, bölgeyi bekleyen üçüncü Kafkasya savaşını anlattı.
  ~ Sadullayev'in açıkça Çeçenistan, İnguşetya, Kuzey Osetya, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar ve iki Rus bölgesi olan Krasnodar ve Stavropol'ü de içine alan 'Kafkas Cephesi'nden söz ettiğini özellikle vurguluyor. Ve yazısını önemli bir tesbitle bitiriyor; 'Bazı gözlemciler, geçtiğimiz yaz başından beri 'üçüncü Kafkasya savaşından' söz etmeye başlamışlardı.
  ~ Almanya'da yayınlanan Allgemeine Gazetesi de dünkü Nalçik olaylarıyla ilgili olarak yaptığı yorumda, Kuzey Kafkasya bölgelerinde fakirlik ve işsizliğin Rusya'nın diğer bölgelerine göre daha vahim olduğunu, yerel hükümet temsilcilerinin birçoğunun Moskova tarafından yerlerine oturtulduğunu, diğerlerine ise Moskova'nın şimdilik sabrettiğini, tüm bu bölgelerin tamamen rüşvet içinde olduğunu, Putin'in Beslan trajedisinden sonra bölgeye bir yetkili atamış olmasının, bölgelere hiçbir şey sağlamadığını yazdı.
  ~ Putin, bu problemlerin halledilebilmesi için yapıcı programlar hazırlamaktansa, kirli tehditlerde bulunmayı tercih ediyor.
  ~ Liberation, bu durumun Stalin döneminde sürgün edilen ve geri döndüklerinde, Çeçenler gibi önceki topraklarını alamayan Balkarları çok öfkelendirdiğini, Ocak ayında Yermuk üyelerine yönelik gerçekleştirilen baskılar ve iki Balkar köyü hakkındaki durumun Balkarları Çeçenlere iyice yaklaştırdığını da kaydetti.
 
 


î Başa
Nalçik’te ne oldu? – 1 - Milli GAzete 
Hakan Albayrak
18.10.2005
î Başa Rusya Federasyonu’na bağlı Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’te geçen Perşembe günü (13 Ekim 2005) büyük bir dram yaşandı. Türk basınına göre olay, "Çeçenlerin bir operasyonu" ve "Rus güvenlik güçlerinin asayişi sağlaması"ndan ibaretti.

Gerçekte ise Rus derin devletinin bir grup Kabardey (Çerkes) ve Balkar (Türk) genci üzerinden yürüttüğü büyük bir manipülasyon-provokasyon operasyonuyla karşı karşıyayız. "Terörle mücadele" adı altında daha uzun süre devam edeceğe benzeyen bu operasyon, Kafkasya’da İslam ile terörü aynı kefeye koyarak geniş halk kitlelerinin İslam’dan fellik fellik kaçmasını sağlamaya ve bölgedeki özerk cumhuriyetlerin mütemadiyen kargaşa ürettikleri intibaını uyandırarak Rusya’yı üniter bir devlete dönüştürme mücadelesinde mevzi kazanmaya hizmet ediyor.
Sovyet rejiminin çökmesinden sonra Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nden birçok genç, İslami ilimler tahsil etmek için Suriye’ye, Ürdün’e, Mısır’a, Suudi Arabistan’a gitti. Bu gençler ülkelerine geri döndüklerinde halklarını yadırgadılar ve bunu her fırsatta keskin bir dille ifade ettiler. "Siz nasıl Müslüman’sınız? Böyle Müslümanlık olmaz!" diye haykırdılar. Üzerlerinden Sovyet silindiri geçen Kabardey ve Balkarların kahir ekseriyeti gerçekten de İslami hayattan kopmuştu; fakat, namaz kılmasalar da, votkayı su gibi tüketseler de, "Elhamdulillah Müslüman’ız" diyorlardı. Bu ‘irade beyanı’nın üzerine İslami bir hayat inşa edilebilirdi. Nitekim, irşad faaliyetlerini sabır ve tatlı dille yürüten hocalar, güzel neticeler alıyorlardı. Ne yazık ki Arap ülkelerinde tahsil gören gençler genellikle sabırsız ve nezaketsizdi. Adab-ı muaşerete riayet etmediler, örfü ellerinin tersiyle ittiler, küçük-büyük demeden önlerine geleni azarladılar, kendi meşreplerinden olmayan dindar Müslümanları bile aşağıladılar. Ehl-i bid’ad, münafık veya kâfir olarak gördükleri Müslümanlarla camilerini ayırdılar. Neticede halkı kendilerinden soğuttular ve Kafkasyalıları birbirine düşürmek için her daim fırsat kollayan infak ehli Rus gizli servisinin eline müthiş bir koz verdiler. 
Son zamanlarda bu gençler, üsluplarını yumuşatma ve halkla kaynaşma yönünde bir temayül sergilemeye başlamışlardı. Süreç böyle devam etseydi bir-iki yıl içinde ‘meşrep taassubu’ndan kurtulabilir ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’ndeki İslami dirilişin motor gücü haline gelebilirlerdi. Alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığının kasıp kavurduğu akranları arasında zaten büyük bir popülarite kazanmışlardı; her gün birkaç serseriyi günah deryasından çıkarıp camiye sokuyorlardı. Bu, Moskova’nın hiç işine gelmiyordu. Moskova, Müslümanların çürümesini istiyordu. Onun için ekmeği pahalıya, votkayı ucuza satıyordu. Kafkas gençlerine esrar, kokain ve eroin de dünya piyasalarının altındaki fiyatlarla veriliyordu. Aklı başında bir tek Müslüman bırakılmamalıydı ki, Moskova’nın soysuz çarkı sorunsuzca dönmeye devam edebilsin. Yukarıda mezkûr gençler işte bu oyunu bozma potansiyeline sahip göründükleri için bertaraf edilmeliydiler.
Putin düğmeye bastı ve FSB (KGB’nin yerini alan gizli servis) beş aşamalı imha harekâtını başlattı…
 
 
 
Entellektüel Boyut
Rahim Er


î Başa
Yom kippur, ruhban okulu vs... - Türkiye Gazetesi - Rahim Er
 
 
(Yahudi esnaf Yom Kippur dolayısıyla kapalıyız levhasını devletin bir yasağı ile değil müşterilerimizi kaybedebiliriz korkusuyla asmıyor olabilirdi, devletin bir yasağı veya Yahudilerin devletten bir korkusunun geçmişte de söz konusu olduğu tezi düşünülemez. s.)

17 Ekim 2005 Pazartesi
Sevgili Peygamberimizin -aleyhisselam- seriye tabir edilen ilk askeri birliği uğurlarken onlara şu emri verdiklerini daha evvel birkaç kere yazmıştık:
-Gittiğiniz yerlerde kadınlara, çocuklara, yaşlılara, din adamlarına ilişmeyeceksiniz!..
Savaşta bile onlara dokunulmuyor. Türklerin asırlar boyu uyguladığı İslam hukukunda tam bir dini hürriyet vardır. Hal böyle iken bugün birkaç Yahudi’nin kendi dini bayramında dükkânını kapatması günün haberi haline gelebiliyor. “Yom Kippur” diye bir ismi duymamıştık. Şimdi ise manşetlerde. Yom Kippur, Yahudilerin af olduklarına inandıkları kutsal günleriymiş. Bu günlerde yemez-içmez, nefslerini bazı isteklerden alı koyarlarmış.
Bundan dolayı da o günlerde çalışmazlarmış.
î Başa Bu tarih 13 Ekime tesadüf etmekteymiş. 13 Ekim günü bazı alışveriş merkezlerindeki bazı mağazalar, “dini tatil münasebetiyle kapalı” olduklarını yazmışlar. Dikkatler bundan sonra çekildi. Haberler bu yüzden yapıldı. Halbuki bu mağaza yetkilileri yaptıkları açıklamalarda hadisenin yıllardır süregeldiğini söylediler.
Ancak bir küçük fark var.
Sözcüler, o farkı dile getirmemişler. Geçmiş yıllarda bu ilânlar mağaza vitrinlerine asılmıyor, belki ticaret yaptıkları merkezlerin yönetim birimlerine haber veriyorlardı.
Peki bu yıl neden aleniyete döktüler?
Sebep belli AB ile müzakerelerin başlaması.
î Başa Bu bizim ayıbımızdır. Yahudi, Rum Ermeni vs. bir avuç azınlığımız var. Dinlerinin emirlerini serbestçe yaşamalılar. Bu serbestliğe kavuşmaları için AB’ye tam üyelik sürecinin başlaması şart değildi. Almanya veya bir başka dünya ülkesinde bir Türk iş adamı ramazan ve Kurban Bayramlarımızda dükkânını kapatamıyor mu?
Uzun ömürlü imparatorluklar kurmamızın hikmeti adalet, dini hürriyet, insan haklarının zirvede olması ve benzeri faziletlerden ötürüdür. Vatandaş bu rahatlığı Kopenhag kriterleriyle vs. hissetmemeliydi. Elbette herkes kendi dini bayramını bütün vecibeleriyle yerine getirebilmeli.
Keza şu Heybeliada Ruhban Okulu problemi. O okul bugün kurulmadı. Osmanlı Türkleri bizden daha mı az düşünceli veya vatanseverdi? Orada 5-10 Ortodoks din adamı yetişecekse bundan niçin ürkelim? AB baskı yaptıktan sonra Rumların isteklerini karşılarsak daha mı doğru olur? Aynı şekilde ekümeniklik meselesinden de çekinmemize gerek yok. Biraz İslam ve Türk tarihine eğilmeliyiz. Bir bakalım aynı mevzularda dedelerimiz neyi nasıl tatbik etmiş, kime karşı nasıl davranmışlar?
Yanlış siyasetlerle avantajı dejavantaja çeviriyoruz.
 
Selamlar...
 


î Başa
İtiraf ediyorlar...
î Başa Birinci Dünya Savaşı sonrasında aşağıdaki haritayı hayata geçirmek (milleti bölüp parçalamak) üzere ABD, İngiltere ve Fransa söz vermişler plan yapmışlar, fakat Çılgın Milletin Kurtuluş Mücadelesi ile gerçekleştiremişler, planları alt üst olmuş. Şimdi Büyük Ortadoğu Projesi, Avrupa Birliği Projesi adı altında bunu tekrar gerçekleştirmek istiyorlar. Görünürde Gayet emin adımlarla da ilerliyorlar, fakat bu Millet Çılgın, bir an gelir cihanın bütün şirazesi bozulur. s.o. "Görelim Mevlam Neyler, Neylerse Güzel Eyler" İbrahi Hakkı Hazretleri...
 

î Başa "Syria, Turkey, Iran and Iraq each share a portion of the mountainous expanse of the Middle East long inhabited by ethnic Kurds, who are thought to number around 27 million. A minority in each country, the Kurds are united by language, vibrant customs and an abiding sense of grievance over being denied a country of their own. They were promised one as the victors began drawing lines on maps after World War I, but when the ink dried, Kurdistan had been divided among four other countries.

î Başa Then three Great Powers -- the United States, Britain and France -- returned to the region in 1991, to fight the Persian Gulf War. It ended with Kurds in Iraq's rugged north essentially left alone to rule themselves under the protection of U.S. and British air patrols. Twelve years later, their enclave served as a staging ground for the 2003 invasion." w.p.

 
"Turkey brings the most painful recent history to the issue of Kurdish independence. It fought a civil war against the separatist Kurdistan Workers' Party, known by the Kurdish initials PKK, in the country's vast southeast through the 1990s. Both the Turkish army and the PKK still have garrisons in northern Iraq, and the PKK resumed fighting inside Turkey last year. Five Turkish soldiers have been killed in clashes this week." wp
 
 
<A href="http://ad.doubleclick.net/click;h=v5|3314|3|0|*|d;22061530;0-0;0;11956747;4307-300|250;12549511|12567407|1;;~fdr=22249177;0-0;1;11235916;255-0|0;12683885|12701781|1;;~sscs=?http://mylifemycard.com/travelauction2" target=_new></A>
washingtonpost.com
Wary Eyes Cast on Iraqi Kurds
Neighboring Nations Fear Consequences if Charter Passes

By Karl Vick
Washington Post Foreign Service
Saturday, October 15, 2005; A16


ISTANBUL -- The proposed Iraqi constitution that would enshrine a measure of independence for the country's ethnic Kurds is viewed with apprehension by three neighbors already struggling to accommodate the aspirations of their own Kurdish populations.

Syria, Turkey, Iran and Iraq each share a portion of the mountainous expanse of the Middle East long inhabited by ethnic Kurds, who are thought to number around 27 million. A minority in each country, the Kurds are united by language, vibrant customs and an abiding sense of grievance over being denied a country of their own. They were promised one as the victors began drawing lines on maps after World War I, but when the ink dried, Kurdistan had been divided among four other countries.

Then three Great Powers -- the United States, Britain and France -- returned to the region in 1991, to fight the Persian Gulf War. It ended with Kurds in Iraq's rugged north essentially left alone to rule themselves under the protection of U.S. and British air patrols. Twelve years later, their enclave served as a staging ground for the 2003 invasion.

On Saturday, voters across Iraq will decide on a constitution that would acknowledge Kurdish quasi-independence as the law of the land. The document offers legal sanction to an extensive autonomy that already has inspired hopes among Kurds looking on intently from the east, north and west.

In Syria, where Kurds account for about 9 percent of the population of 18 million, the north of the country has been tense since rioting broke out in several Kurdish cities in March 2004. The unrest, which left at least 30 dead after government troops opened fire, began at a soccer game where Kurds' chants of "George Bush!" were answered by Arabs' chants of "Long live Saddam Hussein!"

"The Kurds were clearly emboldened by what was happening in Iraq," said Joshua Landis, a University of Oklahoma historian who is in Syria as a Fulbright scholar. He noted that the soccer game occurred just after Washington endorsed Iraqi laws that gave Kurds veto power over a new constitution.

"In a sense, this just changed the whole environment among the Kurds, because it was seen as the U.S. endorsing Kurdish independence," Landis said.

In the aftermath of the unrest, Syrian security forces clamped down on travel by outsiders to Kurdish areas. But Damascus also began to invest there and even floated the possibility of restoring full citizenship to some 300,000 Kurds stripped of that status decades earlier.

Analysts said the gesture stalled amid fears that Kurds would form an alliance with other groups opposing the Baathist rule of President Bashar Assad. The intrigues grew with the murder last May of a prominent Kurdish sheik, Mashuq Khasnawi, who had openly solicited alliance with the Muslim Brotherhood, an Arab group with roots in political Islam that is banned in Syria.

A government spokeswoman said Syria had no official comment on Iraq's proposed constitution.

Iran faced mass demonstrations in several majority-Kurdish cities this summer, sparked by the death in police custody of a Kurdish activist whose body security agents dragged behind a truck in Mahabad, a center of Kurdish nationalism. Activists said that helicopter gunships opened fire on crowds in another city, a charge that Iran denied.

"What is going on in Iraq has a significant effect in Iran, especially in Kurdish Iran," said Morteza Esfandiari, a Washington representative of the Democratic Party of Iranian Kurdistan, which seeks independence. "The border is pretty loose."

Many of the perhaps 6 million Kurds in Iran complain of neglect by the country's Persian majority, a complaint shared by other ethnic minorities. Esfandiari said five groups, including ethnic Azeris and Baluchs from the desert southeast, have banded together in a Congress of Iranian Nationalities for Federalism.

Such expressions of diversity undercut the image of Iran as a monolith defined by Shiite Islam. But because the vast majority of Iraqis are Shiites, Iran's theocratic government generally favors the constitution that will empower them, said Hamid Reza Haji Babaei, an Iranian lawmaker quoted on a parliament Web site.

Iran's main concern about the Iraqi document involved "the integrity of the country in a new federalist form," Babaei said, citing Kurdish separatist activity in Iran's own past. As for "unrest in Kurdish towns and cities in Iran after the draft of Iraq's constitution was published," as Mahabad's Gov. Seyed Maroof Samadi described the unrest to the government press agency IRNA, the blame was on "adventurous individuals."

Turkey brings the most painful recent history to the issue of Kurdish independence. It fought a civil war against the separatist Kurdistan Workers' Party, known by the Kurdish initials PKK, in the country's vast southeast through the 1990s. Both the Turkish army and the PKK still have garrisons in northern Iraq, and the PKK resumed fighting inside Turkey last year. Five Turkish soldiers have been killed in clashes this week.

After complaining for two years that U.S. forces were not moving against the PKK's bases in Iraq, Turkish officials say they have found common ground with Washington, which has begun quietly targeting PKK infrastructure.

At the same time, Turkey has built new bridges to Syria and Iran based on their common interest in containing Kurdish ambitions. The rapprochement with Syria is especially striking. After decades of estrangement over border issues and Syrian support for the PKK, the countries exchanged state visits for the first time in decades.

"Our shared concern is to have a stable neighbor with stable borders in order not to have chaos in the region," said Ahmet Davutoglu, foreign policy adviser to Turkey's prime minister.

Relations are even more complex on the Kurdish side of the equation. Iraq's Kurdish parties have shifting histories of dependence on the governments of Syria and Iran from their days as exile groups aligned against Saddam Hussein. Now that Iraqi Kurds hold key positions in Baghdad, including the presidency, their duties include capturing wayward Kurdish guerrillas who cross over from Iran.

"We've had our pesh merga handed over to the Islamic Republic of Iran" by Iraqi Kurds, said Esfandiari, referring to Kurdish militiamen. "So it is very complex."

© 2005 The Washington Post Company
 
 
 
Sent: Sunday, October 16, 2005 2:11 PM
Subject: Bir davet...

Subject: [acik-istihbarat]

î Başa
Yüce Türk Milleti

î Başa Burada, 1 nci maddeye benim şahsen bir itirazım var : "Onursuz ve kişiliksiz bir biçimde, Milli Egemenliğin Brüksel’e devredilmesi, Kıbrıs’ın Rum’a teslim edilmesi ve ülkemizin parçalanması ve gelecekte de buna benzer dayatmaları olmadan, AB Projesine evet", çünkü çocuklarımızın geleceğini ipotek altına almaya hiçbirimizin hakkı yok... 

O. T.

Aşağıda yer olan Ortak Payda (1) çağrısını benimsiyorsanız, bu çağrının Türkiye sathında yayılmasını sağlamak üzere görev üstleniniz.

Saygılarımla,

YÜCE TÜRK MİLLETİ!....

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BİRLİĞİ, BÜTÜNLÜĞÜ VE BAĞIMSIZLIĞI TEHLİKEDEDİR.ULUSUN VE VATANIN BİRLİĞİ, BÜTÜNLÜĞÜ, BAĞIMSIZLIĞI VE BEKAASI İÇİN, BUGÜN İÇİNDE BULUNDUĞU VAHİM DURUMDAN BİR AN ÖNCE KURTULMASI GEREKMEKTEDİR

 ÜLKEMİZİN İÇİNE İTİLDİĞİ VAHİM DURUMDAN KURTULUP, TAM BAĞIMSIZLIĞINI KAZANABİLMESİ İSE; MİLLETİN VE DEVLETİN GERÇEK ANLAMDA MİLLİ BİR NİTELİĞE KAVUŞMASI İLE MÜMKÜN OLACAKTIR. BUNU SAĞLAYACAK YEGANE FİKİR, HAREKET VE YOL MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN FİKİR VE UYGULAMALARININ YENİDEN HAYATA AKTARILMASINDAN GEÇMEKTEDİR

 BU ÇERÇEVEDE, YÜCE TÜRK MİLLETİNİ; GÜNÜMÜZDE VAR OLAN HER TÜRLÜ PARTİ VE SİYASAL AKIMDAN UZAK OLARAK, AŞAĞIDA SIRALADIĞIMIZ ORTAK PAYDA ETRAFINDA TOPLANMAYA, BU TOPRAKLARI VATAN BELLEYEN VE KENDİNİ BÜYÜK TÜRK MİLLETİ’NİN BİR PARÇASI OLARAK GÖREN HERKESİ, TÜRK MİLLETİNİ UYANDIRMAYA, BİLGİLENDİRMEYE VE ORTAK PAYDA ALTINDA MÜCADELEYE DAVET EDİYORUZ.

 ORTAK PAYDAMIZ:

1- Milli Egemenliğin Brüksel’e devredilmesi, Kıbrıs’ın Rum’a teslim edilmesi, ülkemizin parçalanması demek olan AB projesine,

2- Devletin temel taşları olan Kamu kuruluşlarının haraç-mezat küresel aktörlere devredilmesine, küreselleşme adı altında Ülkemizin ekonomik ve siyasi işgaline,

3- Türkçe dışında diller ya da şivelerle eğitim-öğretim yapılmasına, Türkçe haricinde resmi dil oluşturma gayretlerine,

4- Vatan topraklarının hangi ad altında olursa olsun Yabancılara satışına ya da kiralanmasına,

5- Büyük Ortadoğu Projesi adı altında Ortadoğu’nun işgali ve ülkemizin parçalanmasına,

6- Her bölgeye “Eyalet Sistemi” benzeri muhtariyet sağlayan “Yerel Yönetimler Yasasına,

7- Dinlerarası diyalaog aldatmacası ile ülkemizin her tarafını saran Hıristiyan ve Yahudi Misyonerlerin işgaline,

8- Lozan'la belirlenmiş azınlıklara ve onların patriklerine, vakıf ve benzeri örgütlenmelerine, siyasi hakimiyet ve sosyal yapımızı bozucu imtiyazlar verilmesine,

9- Türk Milleti’nin ölümsüz önderi Mustafa Kemal Atatürk’e karşı sürdürülen her türlü iç ve dış tertip ve saldırılara,

10- Sevr'i yeniden dayatma gayret ve baskıları ile sözde “Soykırım” dayatmalarına,

11- Türk Milletinin toprağı ile birlikte bölünmez bütünlüğünü, etnik köken ayrımı ile bozma çabalarına,

12- Milletimizin inanç masumiyeti istismar edilerek, Hilafet ve şeriat kalkışmaları ve bu konudaki dış destekli entrikalara,...

TARİHİN ŞAHİTLİĞİNDE; BİR KEZ DAHA 

HAYIR!.......

"Düsünen beyinlere bilginin adresi"

http://www.acikistihbarat.com veya http://www.a-i.tc

 


î Başa
Çılgının kahkahası - hürriyet - 17 Ekim 2005



î Başa Turgut Özakman, ‘Şu Çılgın Türkler’ kitabında yer almayan öteki çılgın Türklerin öykülerini anlatmaya başladı. O öykülerdeki ‘çılgın’ Türkler her pazartesi Hürriyet’te.

FRANSIZ birlikleri ve Ermeni lejyonu Çukurova’ya girmiş, Karadeniz kıyısı boyunca Potnus Devleti’ni hortlatmak isteyen Rum çeteleri ayaklanmış, İngilizlerce silahlandırılmış Ermeni birlikleri Doğu Anadolu’ya yürümeye hazırlanıyor, 13.000 kişilik ilk Yunan tümeni İngiliz donanmasının koruması altında İzmir’e çıkmış yayılıyor, İtalyanlar Güneybatı Anadolu’yu işgal etmekte, İstanbul, Çanakkale ve Trakya İngiliz, Fransız ve İtalyan birliklerinin işgali altında, her kritik nokta İngilizlerin elinde ve Anadolu’da yoksul Türkler Batı’nın oburluğuna, bencilliğine ve barbarlığına, yani emperyalizme karşı yer yer direniyor, direnci yaymak ve güçlendirmek için örgütleniyor.

Almanlar, Avusturyalılar, Macarlar, Bulgarlar ve Osmanlı Devleti galiplere boyun eğmişken, yoksul Anadolu’nun bu beklenmedik tepkisi Avrupalıları ve teslimiyetçi İstanbul yönetimini şaşırtır. Bu silahlı tepkiyi ‘çılgınlık’ olarak nitelerler. Yakup Kadri diyor ki:

‘Galip devletlere direnmek mi? Direnme kelimesi o devrenin ve o muhitin boşluğu içinde adeta bir çılgının kahkahası gibi tüyler ürpertiyordu.’

Anadolu her olumsuzluğun inadına bu güzel çılgınlığı sürdürecektir.

Türk ve Anadolu tarihinde bu güzel çılgınlıkların örneği az değildir. Ama düz mantığı şaşırtan bu çılgınlığın en yoğunu ve anlamlısı Milli Mücadele’de ve onun ‘önsözü’ niteliğindeki Çanakkale’de yaşanmıştır. Bu çılgınlık ‘yurdu çılgınca sevmek’ demektir. Böyle dar geçitlerde, yaman günlerde yurt başka nasıl sevilebilir ki? Öyle hesapsız kitapsız, maceracı, hayalci bir sevgi değildir bu. Yaratan, üreten, yayılan, esir ülkeleri etkileyen kutsal bir sevgidir. Mızmızca, pısırıkça, pinti, sahte sevgiyle olunsa olunsa sömürge olunur.

Bu köşede haftada bir, bize güzel bir vatan, bağımsız bir devlet veren bu çılgın Türklerden gerçek örnekler vereceğim. Kimini öyküleştirerek ya da özetleyerek anlatacağım.

Bu örneklerin bir bölümünü ben derledim, bir bölümü ise çeşitli güvenilir kaynaklarda yer alıyor.

Millet malı

İLERDE
Milli Eğitim Bakanı olan M. Necati Bey anlatıyor:‘Uzun yollarda kesintisiz süren bir akışla savaş alanlarına inen mübarek kağnı kafilelerine her zaman rast gelirdim. Görüntü hiç değişmezdi: Zayıf öküzlerin çektikleri cephane yüklü arabalar ve bunların başlarında yanık yüzlü, çıplak ayaklı kadınlar, ihtiyarlar hatta çocuklar. Çok defa yolun kenarına çekilir, onların geçişini gözlerim yaşararak seyreder, kağnıların gıcırtılarını ilahi bir musiki gibi dinlerdim.

Karlı bir gün Çerkeş önlerinde kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rast gelmiştik. Kafileye yaklaştık ve selamlaştık. Biz soğuktan yamçılar altında bile titrerken, tek yorganını arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce içimde bir merhamet sızladı. Yorganını, arkasına sardığı peştamalın içinde ara sıra hıçkıran bir çocuğun üzerine değil de, niçin arabanın üzerine serdiğini sormak gereğini duydum.

KARDA ÇIPLAK AYAK

Sorumu garip bir tarzda karşıladı. Anlaşılan bu durumu konuşmaya değer bulmuyordu. Cevap beklediğimi anlayınca, kutsal bir şeye yaklaşır gibi kağnıya yaklaştı, yorganı aralayarak altındaki mermileri gösterdi:

‘Kar serpeliyor oğlum, millet malıdır, yazık, nem kapmasın.’

Uçlarından çekerek yorganı mermilere sıkı sıkıya sardı.

Az önceki merhametimden utandım.’

Bu nineyi her düşündüğümde aklıma gazete sayfalarından taşan hortum haberleri, vergi yüzsüzleri, millet malı yağmacıları geliyor. M. Necati Bey’le birlikte ben de bu mübarek ninenin tavrı karşısında utanıyorum.

DİYOR Kİ:

Bu milletin evlatlarının fedakarlıkları, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. (1921)

Anıtlaştılar

Kahraman Türk kadınının Kurtuluş Savaşı’ndaki inanılmaz fedekarlıkları heykellerle anıtlaştı. Ressamlar bu ‘Ya İstiklal, ya ölüm’ mücadelesini tuvallerine yansıttı. Yazarlar romanlarına, öykülerine, şairler şiirlerine...

Uçurumdan elleriyle top çıkardılar

ALBAY B. Sıtkı Kural
anlatıyor:‘Sakarya Savaşı’nda 15. Skoda Obüs bataryası komutanıyım. Mangal Dağı’nın elden çıkacağı anlaşılınca bataryayı kuzeye doğru geri çekmem emredildi. Toparlanıp gün ışırken yola çıktık. Derin bir uçurumun kıyısındaki toprak yoldan geri gidiyoruz. Topları mandalar çekiyor. Geceki yağmurdan dolayı toprak ıslanıp gevşemiş. Topların ağırlığına dayanamayan toprak kaydı, dört topumuzdan sonuncusu, mandalarla birlikte uçuruma tekerlendi, çığlıklar, böğürtüler ve çatırdılarla uçurumun dibindeki derenin içine düştü.

MANDALAR ÖLMÜŞTÜ

Yamaç dik. Güçlükle aşağı indik. Mandaların yarısı ezilip ölmüş. Sağlar da yaralı. Bunları çözüp toptan ayırdık. Topu buradan kurtarıp yola çıkarmak ve bataryayı yeni mevziye yetiştirmek gerek. Düşmana top bırakılmaz. O da sancak gibi birliğin namusuna emanettir.

Ama elde ne vinç var, ne çelik halat, ne topu yukarı çekecek düzenek. Topa ve ta tepede kalmış olan yola bakakaldım. Ne yapacaktık? Aczimiz gözlerimi yaşarttı.

ÜZÜLME KOMUTANIM

Batarya Çavuşum Nuh Çavuş, ‘Üzülme komutanım’ dedi. ‘Biz evvel Allah ne yapar eder, bu topu yukarı çıkarırız.’

Nuh Çavuş’
a güvenirdim ama topu yukarı çıkarmak imkansızdı. Ümitsizce kenara çekildim.

Çavuş gerektiği kadar asker topladı. Yamacı tonlarca ağırlığındaki topla birlikte tırmanacaklar. Yarısı, topun tutulabilecek yerlerinden tutup çekecek; yarısı elleriyle, omuzuyla, sırtıyla, göğsüyle koca topu yukarı doğru itecek.

ELLERİ PARÇALANDI

Nuh Çavuş’
un komutuyla birlikte askerler ile top, yerçekimi ve dik yamaç arasında, tarifsiz bir boğuşma başladı. Askerlerin kasları kopacak gibi gerildi. Gözlerine kan oturdu. Bütün damarları kabardı. Yüzlerinden ter fışkırıyor, kemikleri çatırdıyor, elleri soyulup parçalanıyor, etleri ezilip çürüyor, bazılarının burnundan kan geliyordu. Güç toplamak için haykırıyor, tekbir getiriyor, ileniyor, uluyor, çırpınıyorlardı.

DÜŞMANA BIRAKMAYIZ

Topu ancak beş adım ilerletebilmişlerdi. Çavuş acıyla bağırdı:

‘Topu düşmana mı bırakacağız?’

Hep birden feryadı bastılar:

‘Hayır!..’

‘Haydi öyleyse!’

Bütün canıyla çabalayan askerlerden biri ağlamaya başladı. Bu ruh taşkanlığı birçoğuna yayıldı. Topa çılgın gibi sarıldılar, çığlıklar atarak, hırs, isyan ve öfkeyle ağlaya ağlaya o kocaman topu yamaç yukarı taşıyıp yola çıkardılar.

YÜZLERİ PARLIYORDU

Hepsinin avuçlarının derisi soyulmuş, ellerinin içi kan içindeydi, dizleri parçalanmıştı.

Ama topu kurtardıkları için yüzleri bir çocuk gülüşüyle parlıyordu. Biri topun üzerine çıkıp sala verdi. Cephane arabalarının yedek mandalarını alıp topa koştuk. Yeni görev yerimize yolladık.’
 
 




î Başa
GÖKKAFES'İN AKP'Lİ AVUKATI KİM? - Haber Vitrini 


AKP'nin içine saatli bomba gibi düşen soru, iktidara en yakın gazete olan Yeni Şafak'ta Taha Kıvanç müstear ismiyle kulis köşesi de yazan Fehmi Koru tarafından ortaya atıldı.
17 Ekim 2005 Pazartesi 09:50

 

î Başa Koru, Gökkafes'in yapımcısı olan ve sahibi olduğu Kentbank içi boşaltıldığı gerekçesiyle devlet tarafından el konulan Mustafa Süzer'in avukatları arasında önemli bir AKP şahsiyetinin bulunduğunu ima ediyordu.

Belli ki, kendisine gelen duyumlar, Koru'nun kaşlarının kalkmasına yol açmıştı. Daha önce hükümeti bazı ihalelerde yeterince şeffaf davranmadığı hususunda eleştirmiş olan Koru'nun burnuna anlaşılan iyi kokular gelmiyordu.

Koru, Süzer'in avukatlığını yapan bu AKP'linin kimliğini tespit etmek üzere yola koyuldu. Yazdıklarına bakılırsa, Mir Dengi Fırat, Hayati Yazıcı ve Faruk Çelik gibi avukat kökenli önde gelen AKP şahsiyetlerini bir bir kontrol etti Koru; ancak, bunların hiçbiri aradığı kişi çıkmadı.

Sonunda bütün çabası nafile kaldığından olsa gerek okurlarını aydınlatamadı bir türlü Koru.

Şüpheli avukatı doğrudan AKP milletvekili ya da bakanları arasında aramak yerine, projektörlerini ikinci kuşağa, yani AKP'li şahsiyetlerin avukatlıkla geçinen çocuklarına çevirse belki farklı bir tabloyla karşılaşabilirdi.

î Başa Acaba İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun avukat oğlu Murat Aksu'nun hukuk bürosundaki avukatların vekâletlerine göz atma fırsatı oldu mu Fehmi Koru'nun?

(MİLLİYET)

 




î Başa
TÜRKLÜĞE HAKARETTEN MAHKUM OLAN ERMENİ YAZAR: BEN ERMENİLERİ YAZDIM, TÜRKLER ALINDI!- Haber Vitrini 


Dink, "Türkiye'nin Ermenistan ile diplomatik ilişkilerini normalleştirmesi gerek. Sınırı açmadan bunu nasıl yapacaksınız? Hangi kapıdan gelecek de sizinle oturup tarih konuşacaklar?" diyor.
17 Ekim 2005 Pazartesi 09:49

 

AGOS GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ HRANT DİNK:

Çağrı yapıyorsunuz ama kapınız kapalı

Dink, "Türkiye'nin Ermenistan ile diplomatik ilişkilerini normalleştirmesi gerek. Sınırı açmadan bunu nasıl yapacaksınız? Hangi kapıdan gelecek de sizinle oturup tarih konuşacaklar?" diyor

SOHBET ODASI - DERYA SAZAK
FOTOĞRAF: BÜNYAMİN AYGÜN



DERYA SAZAK: TCK'nın ünlü 159. maddesinin yerini alan 301. maddesi uyarınca, 'Türklüğü tahkir ve tezyif' suçundan altı ay hapse mahkûm oldunuz. AB İlerleme Raporu'nda bu durum 'düşünce ve ifadeyi açıklamaya özgürlüğüne' aykırı görülüyor. Yazınızda 'Türk'ten boşalacak zehirli kanın yerini alacak temiz kan'dan söz ediyorsunuz. Bu görüşler Ermenilerin tarih boyunca kurtulamadıkları 'travma'nın ifadesi, eleştirisi olarak görülebilir mi?
HRANT DİNK: Ermenilerin Türklere karşı tarihsel bir travması var. Türklerin de paranoyası... Ermeni konusunda Türkiye'nin gelip tıkandığı bir nokta var. Eski resmi söylemi dayatanlar, herhangi bir değişime izin vermek istemiyorlar. Bu dayatmada dış ülkelerin yaptığı etki de fazla oldu.

Dışarısı niye bu kadar Ermeni sorunuyla meşgul, 'diaspora' Ermenilerinin gücünden kaynaklanan bir baskı mı söz konusu?
Hayır, Avrupa'ya baktığınızda, böyle bir güç yok. Almanya, Ermeni soykırımı konusunda bir parlamento kararı çıkardı, Almanya'da sadece 20 bin Ermeni var. Fransa'da 400 bin Ermeni var. Soykırım kavramı üzerine Batı'da kimse duyarsızlık göstermez. Bu 'Yahudi soykırımı'ndan kaynaklanan bir olgu.

Devletlerin vicdanı
Soykırım deyince ...
Akan sular durur. Toplumsal, siyasi talep başlar, duyarlılık artar. Diaspora Ermenileri de Türkiye'nin üzerine 'soykırım'la gidiyorlar. Bu trajedinin uluslararası arenada siyasal araç olarak kullanıldığı çok açık. Merkel, Ermenilerin kaşına gözüne hayran olduğu için Ermeni kararı çıkartmadı. Fransa'da Chirac da aynı şeyi yapmadı mı? Chirac'ın, Ecevit'e yazdığı bir mektup vardı, helikopter ihalesinden söz ederek, ' Soykırım tasarısının Senato'ya gelmemesi için ne kadar çalıştığımızı biliyorsunuz' diyordu. Devletlerin vicdanı olmaz, çıkarları olur. Fransızların, 90 yıl sonra konuyu gündeme taşıyarak Ermeni meselesi üzerinden Türkiye politikası oluşturma çabası var.

Türklere ne oluyor!
Agos gazetesinde 'Ermeni kimliği üzerine' bir yazı dizisi yayımladınız. Orada 'Soykırımı dünyaya kabul ettirme sorunu zamanla Ermeni kimliğinin asli unsuru haline gelmiştir. Bu da Ermeni kimliğine zarar vermektedir. ' diyorsunuz.
Aynen öyle.

Agos, on yıldır İstanbul'da Türkçe ve Ermenice yayımlanan haftalık bir gazete. Kaç adet satıyor?
Altı bin.

î Başa Mahkûm olduğunuz yazıda, 'Türk'ten boşalacak zehirli kanın yerini dolduracak temiz kanın, Ermeni'nin Ermenistan 'la kuracağı asil damarında mevcut olduğunu' söylüyorsunuz. Mevcut olduğun kudret... ("yorum: kanla burada iktidarlar. zehirli iktidarlar, temiz iktidarlar. asil damar ifadesinde temiz iktidarın ayrıca ermeni ile bağlantısı var. ifade orhan pamuk gibi şifreli." s.)
Atatürk'ün söylemiş olduğu o cümle, hayatımda en etkilendiğim sözdür. Ermenilere diyorum ki, Türkle uğraşmana gerek yok, aradığın kudret kimliğinde vardır.

'Zehirli kan' benzetmesi ırkçılık çağrıştırmıyor mu?
'Asil kan' demiyorum, 'asil damarında mevcuttur' diyorum. Damardan kastım, bağlantın, köprün. Ermeni kimliğinin Türk'ten kurtulmasının yolu basittir. Türkle uğraşmamak. Ermenistan'a bakın, diyorum. 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın temizlenmesi' derken, Ermeni'yi sağlıksız hale getiren yaklaşımı eleştiriyorum. Kan, kimliği zehirliyor diyorum. Daha sert bir kelime nasıl kullanabilirim. Bunu kendi milletime söylüyorum, Türklere ne oluyor!

Bilirkişi de sizin gibi yorumlamış yazıyı, Türk makamları yerine Ermeniler tepki göstermeliydi derken tepki aldınız mı?
Ermeni diasporası tepki gösteriyor. 20 Ekim'de yine gidiyorum onlarla bu konuları tartışmaya.

Tehdit alıyor musunuz?
Hayır, Ermeni dünyasından tehdit almadım. Sert tartışmalara giriyorum. Tepki alıyorum.

'Tepkiler de var'
İstanbul'daki Ermeni Konferansı'nda, 'Bizim bu topraklarda gözümüz var çünkü burada ölmek istiyoruz ' demişsiniz.
Evet. Taner Akçam ile Baskın Oran arasında bir tartışma yaşandı, 'soykırım hukuki bir terim midir? 'diye... Ben de 'sizin tartışmanız beni ve Ermeni dünyasını ilgilendirmiyor' dedim. 1915'te olanları bizim bir tek kelimeyle anlayacak durumumuz yok, bugün her Ermeni için o tarihte yaşanmış olanın bir anlamı vardır. Adı da vardır, anlamı da.

Size göre nedir?
Soykırımdır.

Ermeniler 90 yıl sonra ne istiyor?
Benim ne istediğim başka, diaspora Ermenilerinin ne istediği başka, Ermenistan'da oturanların ne istediği başka. Bunları birbirinden ayırmak lazım. Ermeni dünyasına bakarsanız 'Türkiye'den toprak alalım' diyen de vardır. 'Türklerin kökünü ortadan kaldıralım' diyen de...

Sizin 'tarihsel travma' dediğiniz duygular bugün hâlâ güçlü bir 'düşmanlık' olgusu da içeriyor mu?
Kendi kendini üreten bir travmadan bahsediyorsak, tepkiler de oluyor.

'Terörle savunulamaz'
Yakın geçmişte 60'ın üzerinde Türk diplomatı, ASALA tarafından katledildi. Osmanlı'nın son döneminde yaşananları Türkiye Cumhuriyeti ve 'masum insanlara' çıkarma düşüncesi büyük haksızlık değil mi?
Ermeni davası terörle savunulamaz. Onu yapanlar bir gruptu ve hiçbir zaman destek görmediler. Bugüne gelirsek, arada büyük bir duvar var. O duvar tarih. Sadece tarihe değil bugüne baktığımız zaman 15 yıldır Ermenistan ile Türkiye arasında yaşanan iletişimsizliği de görmek gerekiyor.

'Sorunların anahtarı ilişki'

Bugünkü Ermenistan yönetiminin bakış açısı nasıl? Sınırın açılması beklentisi sürüyor olmalı. Son gelişmeler ve AKP'nin tutumu nasıl görülüyor. Bir 'Ermeni Konferansı' toplanmış olması Türkiye'deki tabuların yıkılması kadar Ermenistan açısından da atmosferi yumuşatmış olmalı.
Ümit verici bir atmosfer doğdu. Başbakan'ın bu yıl geliştirdiği bir açılım var, o da Ermeni dünyasını olumlu etkiledi. 'Gelin tarihle hesaplaşalım, karşılıklı acılar yaşanmıştır, gerekirse özür dilemesini de biliriz' gibi bir mesaj ortaya çıktı. Türkiye bu çağrıyı yaptı ama üslubunu yaratamadı. Hem böyle bir çağrı yapacaksınız, öte yandan Türk Tarih Kurumu Başkanı gidecek Anadolu'da mezarlar kazacak. 'İşte Ermenilerin soykırıma uğrattığı Türkler' diye dünyaya lanse etmeye çalışacak. Bunlar, Ermenistan'da ürküntü yaratıyor.

Tarihi duvar
Ne yapmak gerekiyor?
Ermenistan'ın Karabağ'da Azerbaycan'da ne sorunu olursa olsun, Türkiye'nin komşusu olan bir ülkeyle, Ermenistan ile diplomatik ilişkilerini normalleştirmesi gerekiyor. Sınırı açmadan bunu nasıl yapacaksınız. Çağrı yapıyorsunuz ama kapınız kapalı. Hangi kapıdan gelecek Ermeniler de sizinle oturup tarih konuşacaklar.
İstanbul'a uçakla gelip oradan Ankara'ya gitmeleri mi diyaloğa fayda sağlar, Kars kapısından girip çay kahve içip kendilerini rahat hissetmeleri mi? Bunları söylediğiniz zaman deniyor ki, Karabağ sorunu var Ermeniler 'soykırım' diyor. Bu sorunları çözecek anahtar, ilişkidir. Önce bunlar çözülsün sonra ilişki kuralım dediğinizde, böyle bir politika yok ki dünyada. Türkiye biraz cesur davransa, sınırı açabilse göreceksiniz o tarihi duvar arkamızda kalmış.

'Irkçılık en büyük suç'
Bir söyleşinizde 'Ermenistan cennet mekân olsa yine oraya gitmem. Avrupa'yı Amerika'yı altın tepside sunsalar gitmem. Benim köküm burada, Türkiye'de' diyorsunuz. Aldığınız mahkûmiyet kararından derin bir üzüntü duyduğunuz anlaşılıyor.
Arkadaş, ben beraber yaşadığım insanları aşağılamam, ırkçılık benim için dünyadaki en büyük suçlardan biridir.

Orhan Pamuk, Ragıp Zarakolu, Hrant Dink... Peş peşe açılan davalar 'Ya sev, ya terk et' anlayışının sonucu mu?
Burası benim ülkem. 'Giderim' dedim ama bu ülkeden gitmeye kendimi mecbur hissedersem gitmeden yolda ölürüm. Benim toprağım, köküm burada ama giderim.

Soykırımı değil, demokratikleşmeyi tartışalım, diyorsunuz...
Evet. Maalesef benim bir şanssızlığım var, üç kesime birden sesleniyorum. Burada Ermeni dünyasına bir şeyler söylerken Türkler kendi üzerlerine aldılar. Bana saldırması gereken Ermeni dünyasıdır ki saldıramazlar, onların da bana saygısı var. Oturup tartışırız.
AB sürecinde Türkiye'nin soykırımı kabul etmesi bir tür yarı şart haline getirildi. Tavsiye kararı ama müzakere sürecinde de muhtemelen dayatılacak. Diyelim ki AB zoruyla kabul edildi bu doğru mu? Tarihte olup biteni öğrenmek için bilginin özgürlüğüne, demokrasi içinde tartışma olgunluğuna ve süreye ihtiyaç var. Onun için diyorum ki, 'ne ikrar ne inkâr!'

'İlişkiyi bozan yine Batılılar'

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'ya karşı Doğu cephesinde Ruslarla birlikte hareket eden Ermenilerin Türklere karşı kışkırtılmasında Avrupa'nın hiç mi rolü yok? Günah çıkarmak için, 'soykırım'ı gündeme getiriyor olmasınlar. Bir ülke yurttaşlarını durup duruken niye sürsün?
Tarihe bakarsanız, iki halkın asırlardan gelen ilişkisini bozan yine Batılılar oldu. Ermeni kaynaklarında da böyle yazar.
1915'te yaşananlara 'soykırım' demeden felsefi bir tanım getirmek de mümkün. Yaşam dediğiniz şey canlı ile canlı varlığın alanı arasındaki ilişkidir. Eğer o canlıyı kendi alanından kopartıp, altın uçaklarla bir yere götürseniz bile onun yaşamına son verirsiniz. Çünkü kökü orada, asırlardır bir uygarlık üretmiş yerden göğe kendi varlığını, rengini, kokusunu hissettirmiş. Onun için diaspora da yaşamıyor, gözü sürekli Türkiye'de, çünkü kökü burada.
Ermeniler ve Türkler şu anda ikiz ruh gibi. Türkler demokrasi operasyonunda yatmışlar ameliyat görüyorlar, biz de elini tutmuş onun çektiği acıyı çekiyoruz. İyi olmasını istiyoruz çünkü o demokratikleştikçe biz iyileşeceğiz. Mezar kazarak, 'Ermeniler bizi kesti' diyerek bir yere varılmaz. Birbirimizi mat etmeye değil, anlamaya dönük bir konuşma uslubu geliştirebilmeliyiz.

Bekir Coşkun, 'Ermeni meselem' diye bir yazı yazdı.
20 tane konferans yapılsa o yazıdaki duygular dile getirilemez.

'Kalanları nasıl yok sayarız?'

Tehcir sırasında Anadolu'da komşularına emanet bırakılan çocuklar var...
Emanet eden de var, kaçırıp alıp götürenler de. Ben bir Sabiha Gökçen haberi yaptım, ondan sonra Türkiye üzerime yürüdü ve ben şu anda başıma gelenin de onun bir devamı olduğunu düşünüyorum.

Atatürk'ün manevi kızı hakkındaki yayın.
Sabiha Gökçen'in bir Ermeni yetim kız olduğunu iddia eden akrabaları ortaya çıktı, Halep'ten gelmişler, başka belgelerde vardı, gazetemde bunu yayımladım. Hürriyet'te aldı manşet yaptı, Türkiye'de kıyamet koptu. Benim derdim, şu tarihi hep ölenler üzerinden konuşuyoruz, biraz da kalanlar üzerinden konuşabililir miyiz acaba? Bekir Coşkun'un 'Ermeni meselem' diye yazıdığı çocukluk anılarını okurken düşündüm ki biz aslında bu öykülere hasretiz. Bunları ortaya çıkarmakta mahsur yok. Ben bir Ermeni tarihçiyle konuştum. Peki ölenler ve sürülenler dışında kaç kişi kaldı Anadolu'da diye sordum. '500 bin dolayındaydı' dedi sonra da 'biz bunun araştırmasını çok yapmayız, gerek yok ' diye ekledi. Çünkü 1,5 milyon tezine zarar getirebilir biz onları 'öldü' kabul ediyoruz, dedi. Böyle şey olur mu? Kalan insanları nasıl yok sayarız?

Kardeşlikten de öte bir kavram

Tarihçi Mete Tunçay'ın anlattığı bir olay var, tehcir sırasında Erzurum'da anons ediliyormuş, ailelere 'Sakladığınız, gizlediğiniz çocuklar varsa bunları verin' diye...
Suçtu ve çok insan suç olduğunu bile bile sakladı.

Anadolu insanının yufka yüreği işte...
Hamuru... Anadolu sadece kanın ve göz yaşının üretildiği bir toprak değil ki, inanılmaz derecede Batı'da olmayan şey; Anadolu'da kardeşlikten de öte bir kavram bu. Adını koyamadığımız, bizi birbirimize bağlayan bir kavram. Nasıl olabilir, bir Ermeni geliyor, bir türkü dinliyoruz aynı anda hepimizin burun direği sızlıyor.

Bilirkişi raporunda adınız Fırat (Hrant) diye geçiyor. Neden Fırat?
Nüfustaki çocukluk adım Hrant. Yılmaz Güney'i beğenirdim, onun bir filmindeki adını aldım.

Kimdir?

Dink, 1954'te Malatya'da doğdu. İstanbul'a göç eden ailesi, 7 yaşındayken dağıldı. Üç kardeşiyle Gedikpaşa Kilisesi'ne ait yetimhaneye yerleşti, eşi Rakel'le bu yetimhanede tanıştı. İÜ Fen Fakültesi'nden mezun oldu, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi. 12 Eylül döneminde birkaç kez gözaltına alındı ve son sınıftan atıldı. Dink, Agos gazetesini 1996'da kurdu, halen gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapıyor.

(MİLLİYET)

 


î Başa
Chechen leader claims responsibility for deadly raids   
ATTENTION - ADDS details ///
UYARI            : TEKRAR
 
   
    MOSCOW, Oct 17 (AFP) - Top Chechen rebel leader Shamil Basayev
claimed responsibility in an Internet message Monday for raids on
the southern Russian city of Nalchik that left more than 100 people
dead.
    "I was responsible for the general operational guidance" of the
attacks on Nalchik, a message posted on a web site regularly used by
Chechen rebels quoted Basayev as saying.
    Russian officials have said they killed 92 gunmen in two days of
fighting in Nalchik, in the North Caucasus region, but the message
attributed to Basayev said there had been only 41 fatalities among
the militants.
    Basayev said the militants had killed around 140 Russian
security personnel. Russian officials have said 33 security
personnel were killed, along with 12 local civilians.
    Basayev said the attacks in Nalchik had been carried out by 217
"mujahedeen" of the rebel Caucasus Front and had targeted 15
"military objectives" -- each of which was specificially identified
in the statement -- representing various branches of Russia's
security forces.
    î Başa He said losses among the gunmen were due to a "major information
leak" five days ahead of the the attacks last Thursday, which had
permitted the security forces of the "infidels" to sent elite troop
reinforcements to the city.
    "On 11 and 12 October, they even brought tanks and armored
vehicles in. But the mujahedeen, in a meeting held on the 11th,
refused to delay the operation and they carried out as planned on
the morning of the 13th" the attack in the city.
    Referring to the Arsen Kanokov, the leader of the province of
Kabardino-Balkaria where Nalchik is located, Basayev said: "We did
not attack Kanokov only because he ordered the reopening of mosques,
and this in fact saved his life."
    He said the rebel gunmen withdrew from Nalchik "back to their
base" exactly two hours after carrying out the attacks.
    Russian security forces exchanged gunfire with pockets of
trapped gunmen on Thursday and Friday well beyond two hours after
the launch of the attacks at around 9:15 a.m. (0515 GMT).
    cb/sms/afm
   
 AFP 170623 GMT OCT 05

 

 
 
 

 



î Başa
AVUSTURYA GAZETESİ; ‘ÜÇÜNCÜ KAFKASYA SAVAŞI PARLADI, PARLAYACAK…’ - Ajans Kafkas - 14 Ekim 2005

14.10.2005 - 16:12:32
Nalçik olaylarının üzerinden daha 24 saat bile geçmeden, yorumları Batı basınında geniş yer bulmaya başladı. Bir Fransız, bir Avusturya ve bir Alman gazetesi, olayları geniş bir şekilde ve yorumlarıyla birlikte okuyucularına duyurdular. î Başa Avusturya gazetesi Die Presse, Kuzey Kafkasya'da yangının ‘ha çıktı ha çıkacak’ durumda olduğunu belirtirken, bölgeyi bekleyen üçüncü Kafkasya savaşını anlattı.

Avusturya gazetesi, önce Nalçik'teki olayları anlattı; 'Perşembe gün öğleden önce, yüzlerce iyi silahlanmış kişi, Kabardey-Balkar'ın başkentindeki önemli stratejik kurumlara saldırılar düzenledi. Polis şubeleri, içişleri bakanlığı, FSB hatta havaalanı. Nalçik, Perşembe günü bir savaş tiyatrosuna dönüştü. 280 bin nüfuslu şehirde dumanlar yükseldi, caddelerde otomatik silahların sesleri duyuldu, ardından da havadan saldırılar görüldü.'
Die Presse gazetesi daha sonra yaptığı yorumda, Avrupa'nın en tehlikeli kriz noktasının, karma dilleri, sayısız çözülmemiş siyasi, ekonomik ve sosyal problemli Kuzey Kafkasya'nın uluslar arası toplumlarının görüş alanı içine yeniden girdiğini belirterek, şu ifadeyi kullandı; "Rusya tarihinde bir kez olsun gerçekten Karadeniz ve Hazar arasındaki bu bölgede yatıştırma sağlayamadı, tabii diktatör Stalin dönemi dışında. Fakat Sovyet hükümeti döneminde de tam bir yatıştırma yoktu. Sadece ayrılıklar dondurulmuştu ve şimdi komünizmin devrilmesinin ardından onlar yeniden ardarda diriliyorlar.'
Gazete, sükunet içinde olmayan bölgenin merkezinin 1994 yılından beri kesintilerle savaşın devam ettiği Çeçenistan olarak belirtirken bir de ekleme yaptı; 'Fakat bu merkez, çoktan diğer tüm bölgelere de yayılmaya başladı.'
Vladimir Putin'in Çeçenistan'da ikinci savaşı başlattığından beri sürekli Çeçen direnişini bitireceğine söz verdiğini ancak bu sözlerinin üzerinden altı yıl geçtiği halde, bir şey başaramayıp hala konuşmasını biraz da ima yoluyla eleştiren gazete, haber yorumuna şu cümlelerle devam etti; 'Putin, direniş gösteren silahlı kişilerin tamamen yok edilmesi konusunda hala konuşuyor. Ama bu gösteriyor ki, Putin Çeçen meselesini bir türlü çözemedi, hatta aynı sorunu tüm Kuzey Kafkasya bölgelerine taşıyarak daha da kötüleştirdi.'
Die Presse gazetesi Rusya'ya karşı savaşın tüm Kuzey Kafkasya bölgelerine taşınması stratejisinin, Aslan Mashadov'un ardından gelen yeni Devlet Başkanı Abdulahlim Sadullayev tarafından daha da hassas bir halde takip edildiğini özellikle belirtti. Ve dünkü olayların bu yönde olabileceğine vurgu yaptı. Gazete, î Başa Sadullayev'in açıkça Çeçenistan, İnguşetya, Kuzey Osetya, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar ve iki Rus bölgesi olan Krasnodar ve Stavropol'ü de içine alan 'Kafkas Cephesi'nden söz ettiğini özellikle vurguluyor. Ve yazısını önemli bir tesbitle bitiriyor; 'Bazı gözlemciler, geçtiğimiz yaz başından beri 'üçüncü Kafkasya savaşından' söz etmeye başlamışlardı.

Dünkü Nalçik saldırıları, bunun bir başlangıcı olabilecek gibi.'

î Başa Almanya'da yayınlanan Allgemeine Gazetesi de dünkü Nalçik olaylarıyla ilgili olarak yaptığı yorumda, Kuzey Kafkasya bölgelerinde fakirlik ve işsizliğin Rusya'nın diğer bölgelerine göre daha vahim olduğunu, yerel hükümet temsilcilerinin birçoğunun Moskova tarafından yerlerine oturtulduğunu, diğerlerine ise Moskova'nın şimdilik sabrettiğini, tüm bu bölgelerin tamamen rüşvet içinde olduğunu, Putin'in Beslan trajedisinden sonra bölgeye bir yetkili atamış olmasının, bölgelere hiçbir şey sağlamadığını yazdı.

Alman gazetesine göre, bu olaylar, direnişçilerin sadece yerli halk tarafından desteklenmesi bittiğinde, onların saflarına yüzlerce genç işsiz geçmeye son verdiğinde son bulabileceğini yazıyor ve bunun için yaşam şartlarının iyileştirilmesi, fakirliğin azaltılması, iş yerlerinin açılması, bürokratların zorbalıklarının üstesinden gelinmesi ve rüşvetin yok edilmesi gerektiğini, ama Moskova'nın şimdilik bu konuda hiçbir şey düşünmediğini de belirtiyor. Aynı gazeteye göre, î Başa Putin, bu problemlerin halledilebilmesi için yapıcı programlar hazırlamaktansa, kirli tehditlerde bulunmayı tercih ediyor.

Ve Fransız Liberation. Liberation da, dünkü Nalçik saldırılarının, 1999 yılında Çeçenistan'da yeniden başlatılan savaşın ardından Kuzey Kafkasya'nın ne kadar tehlikeli bir bomba haline geldiğini hatırlattığını anlatıyor. Liberation'a göre, Kabardey-Balkar da diğer Kuzey Kafkasya bölgeleri gibi birçok sorundan zarar görüyor ki bunların en başında hükümetlerde rüşvet, yüksek işsizlik oranları, etnik ve bölgesel problemler var. Fransız gazete, Eylül ayında devlet başkanlığına gelen Arsen Kanokov'un, halk tarafından sevilmediklerini bildiği ve en az yarısını değiştireceği sözünü verdiği halde, yeni hükümeti oluştururken eski hükümet kadrosunun tümüne yakının korumasına da dikkat çekti.

î Başa Liberation, bu durumun Stalin döneminde sürgün edilen ve geri döndüklerinde, Çeçenler gibi önceki topraklarını alamayan Balkarları çok öfkelendirdiğini, Ocak ayında Yermuk üyelerine yönelik gerçekleştirilen baskılar ve iki Balkar köyü hakkındaki durumun Balkarları Çeçenlere iyice yaklaştırdığını da kaydetti.

NR/ÖZ/AK

nalçik operasyon 15
Hosted by www.Geocities.ws

1