ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- Bu ne rezalet!
  ~ Adı Hussam Tahir Hussam. Kürt kökenli Suriye vatandaşı. ABD provokasyonu ile ayaklanmaların yaşandığı Kamışlı bölgesinden. Suriye istihbaratına mensup. Lübnan'da görev yapıyordu. Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesine ilişkin BM soruşturmasının kilit tanığı oldu. ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa'nın hazırladığı tezgahın kritik isimlerinden biri. "İkna" edildi.
  ~ "Beni bu çevrelerle Lübnanlı istihbarat subayları tanıştırdı. Gözlerim bağlı ve kelepçeli olarak bir mekanda 13 gün bekletildim. Mehlis'e istenen ifadeyi vermem karşılığında 300 bin dolar nakit para, Fransa ve Lübnan vatandaşlığı, yeni bir kimlik, yeni yüz vaad etttiler. Bir Kürt ve Sünni olarak Suriyeyi yöneten 2 milyon Alevi'ye hizmet etmemem gerektiğini, teklif reddetmem halinde Lübnanlı nişanlımı ve yakınlarımı yok edeceklerini söylediler.
  ~ Saad Hariri o kadar memnundu ki, benim için Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'la görüştüğünü, Fransız vatandaşlığı verileceğini söyledi. Mehlis'in diğer tanığı olan ve dolandırıcılıktan suçlu bulunan Muhammed Zuheyir Sıddık'ın raporunu Dürzi lider Velid Canbolat ve Lübnanlı bakan Merwan Hamade hazırladı.
  ~ Alman Der Spiegel dergisi, Mehlis'in dolandırıcı tanığı Zuheyir Sıddık'ın Paris'ten kardeşini arayıp "Zengin olduk" dediği telefon konuşmasını haber yaptı.
  ~ Senaryonun bir ayağı Lübnan'da diğer ayağı Türkiye'de. Ya bu senaryoya ayarlı para trafiği? Kimin parası? Hariri hangi devlet başkanına rüşvet verdi? Ortadoğu'da paylaşılamayan kimliği belirsiz milyarlarca dolarla Hariri suikastinin ne ilgisi var? Yeni işgal senaryoları hangi pastanın paylaşılması için hazırlanıyor? Hangi Arap liderlerinin ve Lübnan'ın namuslu demokratlarının bu işle bağlantısı var?

- TTK Başkanı Halaçoğlu kim, Pamuk kim?
  ~ Halaçoğlu
  ~ Örneğin;
  ~ “Birincisi tüm bildiklerimizi ve önyargılarımızı unutmalıydık. Duygusal olmamız halinde yanlışlar yapabilirdik. İkincisi; tezlerimizi
  ~ Bir anne iki evladı kucağında iken tek bir kılıç darbesi ile üçü birden şişlenerek öldürülmüşler. Ve kılıç çıkarılmadan öylece gömülmüşler.
  ~ Tam 530 bin Türk öldürülmüş.”

- İŞTE PEYGAMBERLERİN ÇOK ÖZEL DUALARI - haber vitrini 
  ~ Allah peygamberlerinin dualarını da Kur'an-ı Kerim'de bizlere aktar

- Tepemizde uçan CIA uçakları ve esir ticareti - yeni şafak - 29 kasım 2005
  ~ Gizli cezaevleri ve CIA uçaklarıyla ilgili skandal derinleşecek. ABD müttefikleri ve işgal koalisyonunda yer alan ülkelerin ayıpları bir bir ortaya dökülecek. 21. yüzyılın insan hakları, refah yüzyılı olacağı propagandası yapanların nasıl bir suça karıştıkları ortaya çıkacak.
  ~ Yalanlamak için çaba harcayanlar dikkatli olmalı. "CIA uçağı olduğunu bilmiyorduk, yakıt ikmali yapmak için indi" gibi açıklamalar, kamuoyunu hafife almaktan başka anlam taşımıyor. İnandırıcılıktan uzak bir tavır. Çünkü skandal savunan, örtbas etmeye çalışan herkesi altında ezecek kadar büyük!
  ~ Avrupa değerlerini göklere çıkaran, özgürlük ticaretini kimseye bırakmayan ülkelerin kolektif cinayette nasıl rol üslendiklerini ibretle izliyoruz. Barış ödülü dağıtanların hava sahalarının, üslerinin bu kirli trafikte nasıl kullanıldığını da.
  ~ AB yolundaki Türkiye, CIA uçuşlarını nasıl açıklayacak? Sabiha Gökçen uzun süredir bu trafikte kullanılıyordu. İskenderun Körfezi Irak işgalinde en önemli sevkıyat merkezlerinden. İncirlik Üssü esir ticaretinin merkezi oldu. Bu kadar mı? Değil tabi…
  ~ 21. yüzyılın mimarlarının kirli dünyaları perde perde aralanıyor. Tekrar soralım: 80 bin kişi sorgulandı. Kaybolan binlerce insan nerede? Bu insanların aileleri, eşleri, çocukları, ana babaları nasıl bir dram yaşıyor? Bu insanlar ne ile suçlanıyor? Neden hiçbir şekilde haklarında yargı süreci başlatılmıyor? Neden hiç biri hakkında resmi suçlama yapılmıyor? Bazıları dükkanından, bazıları caddede yürürken kaçırıldı.
  ~ İşkenceyi meşrulaştıranlar, devlet terörünü meşrulaştıranlar, adam kaçırmayı da yasallaştırdı. İşkence kurumsallaştığı gibi devlet eliyle korsanlık da kurumsallaştı.
  ~ Paris'in göbeğinden Tayland'ın yağmur ormanlarına, okyanusta dolaşan hayalet gemilerden, Kuzey Afrika'nın çöllerine ve Avrupa'nın merkezine kadar sayısız işkence kampında yaşananları, haberimiz olmadan tepemizde uçan CIA uçaklarını nasıl hazmedeceğiz?

- Siyah elbiseliler - yeni şafak 
  ~ Başbakan Tayyip Erdoğan, kendilerinden 'bilgeler' diye de söz edilen katılımcılara "Hoşgeldiniz" demek için kısa süreliğine burada... Daha yolda gelirken, kendisini izleyen bizlere, "Artık dinler ve kültürlerarası diyalog dönemini geride bıraktık; şu anda medeniyetler ittifakı peşindeyiz" dedi Başbakan Erdoğan...

- Türkiye 26 eyalete bölünüyor ! - haber3
  ~ Türkiye’yi 26 eyalete bölme projesi, Türkiye’den önce AKP’yi böldü !

- CIA uçağı İstanbul’a Sakka için geldi !” - haber3
  ~ İstanbul’a inen CIA uçağının El Kaide davası sanıklarından Louai Sakka için geldiği ortaya çıktı !
  ~ Bu kişiler, Sakka’nın Almanya’da Suriye İstihbarat Başkanı Asıf Şevket ile görüştüğünü biliyorlardı. Müvekkilimden ‘Şevket benden Hariri suikastı için Iraklı bir intihar komandosu istedi’ demesi halinde hayatının kurtulacağı garantisi vermişler ve ‘Böyle ifade verirsen en kısa zamanda özgür kalırsın’ demişler” dedi.

- Russian congress gathers 200 rabbis from Europe and ex-USSR
  ~ "It is the first time such a congress will be held in Russia," said Timur Kireyev, a spokesman for Russia's Chief Rabbi Berl Lazar, who is organising the meeting at Yadromino, 70 kilometres (45 miles) from Moscow.

- Moscow Moves To Install Chabad Ally as Top Rabbi
  ~ The deputy mayor, Alexander Reisen, convened a meeting December 20 with Chief Rabbi Adolf Shayevich and presented him with a memorandum to sign calling for the establishment of a United Jewish Community of Russia, which would join Shayevich's multi-denominational Congress of Jewish Religious Organizations and Communities of Russia, known by its Russian acronym Keroor, with Chief Rabbi Berel Lazar's Federation of Jewish Communities of Russia, an Orthodox organization dominated by activists from the Chabad-Lubavitch chasidic movement.

- Başbakan Erdoğan’ı şok eden mektup ! - haber3
  ~ Başbakan’a verdiği Kuran’ın kendisine Çeçenistan’ın Grozni şehrindeyken kahraman komutan Şamil Basayev tarafından hediye edildiğini belirten Kıyak, Başbakan’a bir mektup gönderdi.
  ~ Kıyak mektubunda şu görüşleri dile getirdi: “Siz Başbakanlık makamına geçtikten sonra daha evvelki vaatleriniz ve söylemleriniz tamamen tezat teşkil etti. Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesi, AB’nin bizleri içine sindirememesine rağmen ucu açık bir ucubenin içine 80 milyon Türk’ü sürüklediğiniz, dış politikadaki devlet ciddiyetinden yoksun politikanız sebebiyle, manevi değeri ölçüsüz olan bayrağımı ve Kuran-ı Kerim’i milletim adına, emanetlerin doğru yerde olması için, Topkapı Müzesi’ne iade etmenizi istiyorum” dedi.

- Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ESAM’da yaptığı konuşmanın tam metni - milli gazete 
  ~ Gayemiz 6 milyar insanın saadetidir
  ~ Bu çalışmalar yeryüzünde hakkı üstün tutan bir zihniyetin hakim olması, bütün insanlığın saadeti için yapılıyor.
  ~ Bunlar, Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulması, Yaşanabilir bir Türkiye’nin kurulması, Yeni bir Dünyanın kurulmasıdır.
  ~ Her ne kadar ayrı ayrı hedefler gibi görünse de bunların hepsi bir bütündür. Çünkü yeni bir dünyanın kurulması, Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulmasına bağlıdır. Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulması ise Yaşanabilir Bir Türkiye’nin kurulmasına bağlıdır.
  ~ Dört ana prensibimiz vardır. Bunlardan birincisi ahlak ve maneviyattır. Bu ilke en önde gelen bayraktır.
  ~ İkincisi şahsiyetli dış politika güdülmesi. Türkiye’nin uydu değil lider ülke olması. Başkalarına üstünlük taslamak için değil, bütün insanlığın beklediği özlediği hakkı üstün tutan dünya nizamının kurulması için Türkiye’nin güçlü bir ülke olması gerekiyor da onun için.
  ~ Üçüncüsü müstemleke tipi değil, lider ülke kalkınmasıdır.
  ~ Dördüncüsü ise, yeryüzünde ifsadın önlenmesi Türkiye’nin ve bütün insanlığın saadeti için çalışmaktır.
  ~ Denmiştir ki; efendim, biz ırkçı, emperyalist güçlerle iyi geçinmezsek (hâlâ aynı propagandayı yutturmak isteyenler var) eee o takdirde kendi gücümüzle ayakta duramayız, ekonomimizi yürütemeyiz, yaşayabilmek için onlara muhtacız, onlarla iyi geçinmeliyiz.
  ~ Biz Allah’ın en büyük nispette genç nüfus verdiği bir ülkeyiz. Şu nimetleri tanıyın. Bundan başka, bütün dünyanın merkezindeyiz. Bundan başka, eşsiz bir tarihe sahibiz. Bundan başka, en kıymetli madenlerin sahibiyiz. Bundan başka, en geniş ormanların sahibiyiz. 7 türlü iklime sahibiz, her türlü tarıma elverişli imkanlar Türkiye’de mevcuttur. Bütün bunlar bir bir hangi projeler uygulandığı zaman, hangi büyük milli gelire katkılar yapılabilir projeler halinde, 40 proje halinde kitabımız hâlâ ortadadır. Projeler halinde gösterilmiştir.
  ~ Müslüman ülkelerin oluşturduğu Birleşmiş Milletler kurulmalıdır
  ~ Çünkü dünyanın kuruluşu batılıların eline bırakılamaz. İşte bunları fiilen göstermek için bak Birleşmiş Milletler nasıl olmalıdır diye Müslüman ülkeler kendi Birleşmiş Milletlerini kurmalıdır.
  ~ Bunların yerine ‘hayır bütün insanlar eşittir, herkes bu dünyada adil bir düzen içerisinde yaşamalıdır’ fikrini koruyacak olan Osmanlı ve Selçuklunun tarihte yapmış olduğu görevi yapacak olan Müslüman ülkeler savunma işbirliği teşkilatını kurulması esas alınmıştır.
  ~ İnsanlığın saadeti, İslami bir medeniyetle sağlanabilir
  ~ UNESCO’nun yerine gerçeği kurulmalıdır. Şimdi bugünkü UNESCO, ‘biz kültür geliştirmeleri için kurulduk’ diyor. Kurdunuz da ne yaptınız? Bir eserini inceliyorsunuz baştan sona kadar firavunları medhediyor.
  ~ Mısır en büyük medeniyetmiş. Ne medeniyeti. Ukubeti üstün tutan zalim ilahlık iddia eden insanlığa felaketten başka bir şey getirmemiş bir zulüm düzeni. Bu zulüm düzenini methederek hangi kültüre hizmet edeceksiniz. Eski Roma’yı ve Yunan’ı almış bunları tanıtıyor. Bunların kazılarını gösteriyor ve bunları methediyor ‘bunları örnek alın’ diyor. Sen muzır bir kuruluşsun. Niçin? Çünkü bunlar kuvveti üstün tutan kuruluşlardır ve bunların örnek alınması insanlığı sadece vahşete sürükler de onun için. Bunu Batılı kafa anlamaz.
  ~ 8 tane Müslüman ülke bir araya geldi çekirdek oluşturuldu
  ~ 2. hedefimiz bütün Müslüman ülkeleri ve ezilen ülkeleri yani Rusya’sı, Çin’i, Hindistan’ı dâhil 5 milyar ezilen sömürülen insanın hepsini biz adil bir dünya düzeni etrafında toplayacağız prensibini ele almıştır.
  ~ Bulunduğumuz nokta Emperyalistlerin azgınlaştığı noktadır
  ~ Bu emperyalistlerin zihniyeti "Ya öleceksiniz ya da kölemiz olacaksınız" şeklindedir. İşte bugün Irak’ta, Afganistan’da ve Filistin’de yapılan şey budur.
  ~ Size söylediğimiz ırkçı-emperyalist zihniyetler Batı’yı ellerine almışlardır. Batı ve onun arkasındaki bu zihniyetin inanç ve medeniyetine bakıldığı zaman, bu medeniyetin saadet getiremeyeceği görülür.
  ~ ‘bizim kökümüz eski Yunan’a, Roma’ya gider, o da Firavunlar’a gider, biz çevrenin sahibiyiz’ diyor.
  ~ çünkü ben meteorolojideki şimetterlink olayını bilen bir insanım. Bundan yıllar önce çok büyük bir kasırga Avustralya’nın güneyinde teşekkül etmiş. Bu kasırga kuzeye doğru yürüyor. Şimdi Hint ve Çin’e gidecek ve milyonlarca insanın hayatına son verecek. Her türlü enerjiyle dolmuş ve insanlığın üzerine gidiyor. Ve tüm insanlık da bunu izliyor. Herkes büyük bir felaket beklerken bir baktık ki, bu büyük kasırga Avustralya’yı geçtikten sonra Hint ve Çin’e gidecekken, yön değiştirerek yönünü okyanusa çevirerek bütün enerjisini okyanusa boşalttı ve insanlık büyük bir felaketten kurtuldu.
  ~ Şimdi meteoroljistler, fizikçiler ve kimyacılar bütün bunlar seferber oldular ve bu muazzam güç, Avustralya’nın kuzeyinden gelip her şeyi kasıp kavurması ve Asya’ya yönelip her şeyi kasıp kavurması gerekirken, nasıl oldu da yön değiştirdi de okyanusa tüm enerjisini dökerek yok oldu? Bunu incelemeye başladılar. Sonunda ittifakla tesbit ettikleri husus şudur:
  ~ Meğer tam o tarihte, Avustralya’da kelebekler bir yerden bir yere göç ederlermiş. Bu göç esnasında o kelebeklerin kanatlarının o hafif çırpıntıları birleşerek bu muazzam gücün yön değiştirmesini sağlamış.
  ~ ESAM, insanlığı felakete götüren büyük kasırgaların yönünü değiştirecek olan o kelebeğin ta kendisidir.
  ~ ESAM, bugün her zamankinden
  ~ herkese saadet getirecek bir dünyanın kurulabilmesi için bugünkü kaba kuvveti üstün tutan güçlere karşı mutlaka müeyyide kullanmak lazım. Bunlar sözden anlamazlar. O müeyyiden tesisi için siyasi irade ekonomik kalkınma, bağımsızlık ve aynı zamanda da teknolojik öncelik elde edilmesi mecburiyeti var ki bu müeyyide tesir edilebilsin.
  ~ beklenen ikinci Yalta Konferansı’nın hazırlıklarını yapmak ESAM’ın bir görevidir.

- “NALÇİK YENİ VE DAHA BÜYÜK OLAYLARA GEBE” - ajans kafkas
  ~ Oyunun yıllardır değişmediğini belirten Yağan, “1930’lardaki olaylara baktığımızda da aynı senaryoyu görüyoruz. Rus tarihine bakarsak her 50 yılda bir çeşitli bahanelerle bölgeye girip nüfusu azalttıklarını söyleyerek
  ~ Rusya, Kafkasyalılar’ın eğitimli olmasını ve bilinçlenmesini istemiyor.
  ~ Yermalov’un “Bize Kafkasya lazım; insanları değil.” sözü bugün hala geçerli.
  ~ Moskova, şiddet kullanarak sorunları alt etmekten başka bir şey düşünmüyor” dedi.
 
 
İbrahim KARAGÜL



î Başa
Bu ne rezalet!

î Başa Adı Hussam Tahir Hussam. Kürt kökenli Suriye vatandaşı. ABD provokasyonu ile ayaklanmaların yaşandığı Kamışlı bölgesinden. Suriye istihbaratına mensup. Lübnan'da görev yapıyordu. Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesine ilişkin BM soruşturmasının kilit tanığı oldu. ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa'nın hazırladığı tezgahın kritik isimlerinden biri. "İkna" edildi.

BM'nin Hariri soruşturması için atadığı Alman Savcı Detlev Mehlis'in 15 Aralık'ta Güvenlik Konseyi'nde çıkarılması muhtemel ambargo kararının hukuki dayanağını oluşturan rapor onun ifadelerine dayanıyor. Mehlis'in sorguladığı kişilerin önüne yüzü maskeli olarak çıkarıldı. Ancak 26 Kasım'da Lübnan televizyonunun tuzağına düştü. İlk kez maskesizdi ve kimliği teşhir edildi. Bir gün sonra da Suriye'ye "sığındı". Deşifre olunca gerçekleri açıklamak zorunda kaldı. Bakın neler söyledi. Özetle…

î Başa "Beni bu çevrelerle Lübnanlı istihbarat subayları tanıştırdı. Gözlerim bağlı ve kelepçeli olarak bir mekanda 13 gün bekletildim. Mehlis'e istenen ifadeyi vermem karşılığında 300 bin dolar nakit para, Fransa ve Lübnan vatandaşlığı, yeni bir kimlik, yeni yüz vaad etttiler. Bir Kürt ve Sünni olarak Suriyeyi yöneten 2 milyon Alevi'ye hizmet etmemem gerektiğini, teklif reddetmem halinde Lübnanlı nişanlımı ve yakınlarımı yok edeceklerini söylediler.

Başka seçeneğim yoktu. Mehlis'e neler söyleyeceğimi, Hariri'ye karşı nasıl komplo kurduğumuzu, ne tür patlayıcılar kullandığımızı, suikast öncesi ve sonrası kimleri telefonla aradığımızı ezberlettiler. Günlerce bunları telkin ettiler. Hepsi Suriye'yi suçlamak içindi. Mehlis'in en gözde tanığı oldum. Bir araba ve bol miktarda para tahsis edildi.

î Başa Saad Hariri o kadar memnundu ki, benim için Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'la görüştüğünü, Fransız vatandaşlığı verileceğini söyledi. Mehlis'in diğer tanığı olan ve dolandırıcılıktan suçlu bulunan Muhammed Zuheyir Sıddık'ın raporunu Dürzi lider Velid Canbolat ve Lübnanlı bakan Merwan Hamade hazırladı.

Lübnan New TV'nin sahibi benimle söyleşi yaptı. Ancak anlaşmaya uymadı ve kimliğimi deşifre etti. Tv sahibi Tahsin Hıyyat'ı arayıp neden bunu yaptığını sordum. Bana; "gerçekleri anlatmaktan başka seçeneğin kalmadı, Suriyeliler seni yok eder, bize sığınmaktan başka seçeneğin yok, Viyana'da gerçeği anlatacaksın" dedi. İki şey düşündüm. Ya yalanlarla yaşayacaktım. Lübnan ve Suriye saldırılara maruz kalacaktı. Vatan haini olarak tarihe geçecektim ve şerefsizce yaşayacaktım. Ya da ne pahasına olursa olsun kaçıp bu kirli oyunu ortaya çıkaracaktım. İkincisini yaptım."

"Maskeli tanık" ne kadar doğru söylüyor, neleri abartıyor, neleri gizliyor şu an tam olarak bilmek mümkün değil. Ama Lübnan ve Suriye üzerindeki oyunların bu kadar kirli olduğunu çok iyi biliyoruz. î Başa Alman Der Spiegel dergisi, Mehlis'in dolandırıcı tanığı Zuheyir Sıddık'ın Paris'ten kardeşini arayıp "Zengin olduk" dediği telefon konuşmasını haber yaptı.

El Kaide mensubu iddiasıyla yakalanıp Kandıra Cezaevi'ne konan Suriyeli Lüvey Sakka ile ilgili gelişmeler bundan farklı mı? O da aynı tekliflerle muhatap oldu. Para, kimlik değiştirme, yeni yüz ve Suriye karşıtı ifadeler. Reddederse ölüm ya da CIA uçaklarıyla gizli işkence merkezleri..

î Başa Senaryonun bir ayağı Lübnan'da diğer ayağı Türkiye'de. Ya bu senaryoya ayarlı para trafiği? Kimin parası? Hariri hangi devlet başkanına rüşvet verdi? Ortadoğu'da paylaşılamayan kimliği belirsiz milyarlarca dolarla Hariri suikastinin ne ilgisi var? Yeni işgal senaryoları hangi pastanın paylaşılması için hazırlanıyor? Hangi Arap liderlerinin ve Lübnan'ın namuslu demokratlarının bu işle bağlantısı var?

Ortaya çıkmayacak mı sanıyorsunuz? Aynı senaryolarla Irak'ta on binlerce insan katledildi. Yalanları sonradan ortaya çıktı. Beyrut merkezli yalan ise, daha şimdiden ortaya çıktı. Gerisi çorap söküğü gibi gelecek.

 
29 Kasım 2005    



î Başa
TTK Başkanı Halaçoğlu kim, Pamuk kim?
     Politika Merkezi’nde bu akşamki konuşmacı Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu idi.

Dinledikçe yüreğimi ferahlatan "Şu çılgın ve akıllı Türkler'den" biri...

Geçenlerde Alevi Enstitüsü Müdürü ve arkadaşlarını dinlerken de bu duyguları yaşamıştım.

Bu tür insanların her biri bilgi ve fedakârlık abidesi adeta.

Teşekkürler Dr. Mahmut Koçak ve onun gibilere ki, kurdukları sivil toplum örgütleri ile AB yalakalığı yapmak yerine memleketin çocuklarına söz hakkı veriyorlar.

***

î Başa Halaçoğlu’nu ve arkadaşları(sadece dört arkadaş) 1999 yılından itibaren canlarını tehlikeye atarak, belgelere ulaşmak için çok gizli bir şekilde çalışmak zorunda kalmışlar.

Dört arkadaşı ve kendisi yurtdışı arşiv çalışmalarını yürütürlerken maillerini bile şifreli göndermek zorunda kalmışlar.

î Başa Örneğin; “Ermeni” kelimesi yerine “arkadaş” kelimesini kullanmayı tercih etmişler ki farkedilip arşivlerden çıkarılmasınlar. 

Sonunda dinledikçe ağzımın açık kaldığı çok önemli belgelere ulaşmışlar.

Çalışmalarına başlarken iki temel noktadan hareket etmişler.

Halaçoğlu şöyle anlatıyor o kararlarını:

î Başa “Birincisi tüm bildiklerimizi ve önyargılarımızı unutmalıydık. Duygusal olmamız halinde yanlışlar yapabilirdik. İkincisi; tezlerimizi Osmanlı arşivleri değil, yabancı ülkelerin arşivlerinden yararlanarak oluşturmalıydık ki dönüp bize, ‘Bunlar sizin arşivleriniz kardeşim, taraflıdırlar’ demesinler.”

“Sıfır hata payımız vardı. Yanlış yapmamız halinde bir milleti mahkûm ettirirdik ki, bu yükü hiç kimse taşıyamaz.”

ccc3“İnanılmaz şeylerle karşılaştık bu süreçte yabancı ülkeler raporlarını hep çift hazırlamışlardı. Biri gerçek, diğeri senaryo... Biz gerçekleri ele geçirdik.”

“Ermeniler'e Fransızlar tarafından silâh dağıtılmış, bir kısım Ermeni de ABD’ye götürülmüş. Sonra da bunlar öldürüldü demişler.”

“5 Kasım 1914 tarihli mektup var. Ermeniler İtilâf  Devletleri’ne Çukurova'ya çıkarma yapın bizi sizi içeriden destekleyeceğiz diyorlar.”

“Yabancı misyonerlerin ve konsoloslukların mektupları var elimizde. Halep Başkonsolosu ‘500 bin Ermeni göçmen geldi’ diyor. Haftada 550 bin altın harcamışlar. ‘Hastalık çıktı Osmanlı Hastane kurdu, biz de destekledik’ diyorlar kendi yazışmalarında.”

“Yine belgelerle sabit… Cemal Paşa ordumuzun tayınından keserek muhaceret eden Ermeniler’e dağıtmış. Bu nasıl soykırımı böyle?”

“Ceket astarında mektuplar, listeler kaçırılmış. ABD’ye giden Ermeniler’in listesi ile İngiliz ve Fransız ordularında bize karşı savaşan Ermeniler’in isim listelerini yabancı arşivlerde bulduk.”

“ABD’lilere göre Anadolu’da o yıllarda 1.500.000, İngilizler’e göre 1.602.000, Osmanlılar’a göre 1.300.000 varmış. 1930 yılında ise İngilizler’e göre 1.200.000 Ermeni tespit edilmiş. Bir de yurt dışına gidenler var. O halde nasıl oluyor da 1.500.000 Ermeni öldürülmüş oluyor.

Daha bunlar gibi onlarca örnek verdi Halaçoğlu "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış" oyuncuların oyunlarından.

***

Tam o sırada pencereden bir yarasa girdi salona, uçmaya başladı başımızın üstünden irkildik!

“Korkmayın” dedi Halaçoğlu “Bu masum bir yarasa, ben ne vampirler gördüm.”

“Tam 100 adet Türk toplu mezarının açılmasında ben şahsen bulundum.

Dayanılmaz olaylar yaşandığını tespit ettik.

î Başa Bir anne iki evladı kucağında iken tek bir kılıç darbesi ile üçü birden şişlenerek öldürülmüşler. Ve kılıç çıkarılmadan öylece gömülmüşler.

î Başa Tam 530 bin Türk öldürülmüş.”


*** 

Şimdi tüm dünya ülkelerini bu belgeleri incelemeye çağırmışlar, gelmiyorlarmış.

Çünkü tamamen siyasi bir komplo ile karşı karşıyayız.

İki amaçları var; bizde suçluluk üzerinden aşağılık kompleksi yaratmak ve ders kitaplarına “Türkler soykırım yaptı” yazarak bize düşman nesiller yetiştirmek.

zaten bunlar haklı olsalardı bizi bir gün dahi beklemeden mahkemeye verirlerdi.

Aama bizi siyasl yoldan altedeceklerini, artık kendi parlâmentolarından siyasi “soykırım” kararı bile çıkarmaya ihtiyaçları olmadığını biliyorlar.

Çünkü onlar bunun yerine, 3 Ekim 2005 tarihinde bayram yaparak kabul ettiğimiz AB müzakere sözleşmesine, “AP’nun almış olduğu kararlar müktesebatın bir parçası kabul edilerek zaman içinde uygulamaya konulacaktır” şartını bize kabul ettirdiler.

O kararlardan biri de sözde “Ermeni soykırımının” kabul edilmesidir.

Ne dersiniz? Bu defa yeteri kadar nazik yazdım mı Orhan Pamuk avukatları!

Eninde sonunda "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe".
 




î Başa
İŞTE PEYGAMBERLERİN ÇOK ÖZEL DUALARI - haber vitrini 


Allah’ın en seçkin kulları olan peygamberler Yaratana nasıl dua etmişlerdi? Kuran-ı Kerim ayetlerinde peygamberlerin duaları nasıl yer alıyor?
30 Kasım 2005 Çarşamba 00:40

 

Dua bir inanma, bir kabulleniş olduğu kadar, kalbin bir gereksinimi, sakinleşebilmesi  için gerekli ve vazgeçilmez bir zorunluluktur. Dua kul ile yaratıcısı arasında kurulan aracısız bir bağdır.

 

î Başa Allah peygamberlerinin dualarını da Kur'an-ı Kerim'de bizlere aktarmıştır. Peygamberler ne isterler ise Allah'tan istemişler, ama bir usul-üslup dairesinde niyazda bulunmuşlardır. Peygamber dualarından örneklere Yüce Kitabımızda çok sık rastlamaktayız. Bunları "genel" yani Peygamberlerin ortak duaları ile "özel" dualan diye iki grupta toplayabiliriz.  Fide yayıncılığın geçtiğimiz ay neşrettiği, Kur’an ve Hadiste dualar kitabından sizlere bu özel duaları aktarıyoruz...

Peygamberlerin ortak (genel) duaları:

 

Onların sözleri ancak:

"Rabbimiz!

Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı diret,

Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!" demekten ibaretti. (3: Al-i İmran Suresi:147)

Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter; O'ndan başka tanrı yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir.” (9: Tevbe Suresi: İ29)

Peygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir” dedi. (21: Enbiya Suresi:112)

Peygamberlerin özel duaları:

Hz. ibrahim (as)'in duası

İbrahim (as)'in putperest kavmine karşı konuşması ve onların şahitliğinde Rabbine yalvarması:

ibrahim:

"Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur.

Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim!

Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır, insanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti. (26: Şuara Suresi: 75-89)

Hz. İbrahim'in Mekke şehri ile ilgili duası ve Beytullah'ın duvarla­rını yükseltirken oğlu İsmail ile birlikte Rabbine yakarışı:

Ve o vakit ibrahim;

"Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır” diye yalvardı.

Allah buyurdu ki:

"Küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip  aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktır!"

Ve ne vakit ki İbrahim, Beyt'in temellerini yükseltmeye başladı,

İsmail ile birlikte şöyle dua ettiler:

Ey Rabbimiz,

bizden kabul buyur, hiç şüphesiz işiten sensin, bilen sensin.

Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen

müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen

müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını

göster, tevbemize rahmetle bakıver.

Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin.

Ey bizim Rabbimiz,

Bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin

âyetlerini tilavet eylesin,

Kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, Hikmet sahibi (2: Bakara Suresi: 126-129)

Hz. Zekeriyya (as)'ın duası

Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti:

"Rabbim!

Bana katından hayırlı bir nesil ver.

Şüphesiz sen, duayı hakkıyle işitensin" dedi

(3: Al-i Imran Suresi: 38)

 

Zekeriyya da: "Rabbim!

Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti. (21: Enbiya Suresi: 89)

Hz. Şuayb (as)'ın duası

Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları senin­le beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "istemezsek de mi?

Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz.

Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik Rabbimiz!

Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi. (7: Araf Suresi: 88-89)

Hz. Musa (as)'ın duası

Hz. Musa haksız yere bir adamı öldürdüğünde rabbine şöyle dua etti: Musa:

"Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla" dedi. (28: Kasas Suresi: 16)


Musa, korku içinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalim milletten kurtar" dedi. Medyen'e doğru yöneldiğinde:

"Rabbimin bana doğru yolu göstereceğini umarım" dedi. (28: Kasas Suresi: 21-22)

Musa onların davarlarını suladı.

Sonra gölgeye çekildi:

"Rabbim!

Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım" dedi.

(28: Kasas Suresi: 24)

Vahiy geldikten sonra da Hz. Musa rabbinden yardım istemişti. Musa: "Rabbim!

Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar.

Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok teşbih edelim ve çokça analım.

Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi. (20: Taha Suresi: 25-35)

Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: "Rabbim!

Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyin­sizlerin yaptıklarından dolayı bizi yok edermisin?

Bu, Senin imtihanından başka bir şey değildir, bununla dilediğini  saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin." "Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yönel­dik" dedi. (7: Araf Suresi: 155-157)

Musa: "Rabbimiz!

Doğrusu sen Firavun'a ve erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz!

Senin yolundan şaşırtmaları için mi? Rabbimiz!

Mallarını yok et, kalplerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar" dedi. (10: Yunus Suresi: 88)

Hz. Nuh (as)'ın duası

Nuh:

"Rabbim!

Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi.

(23: Mü'minun Suresi: 26)

Ey Nuh!

Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince:

"Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de.

"Rabbim!

Beni mübarek bir yere indir.

Sen indirenlerin en iyisisin" de

(23  Mü'miııun Suresi: 28-29 )


O peygamber:

"Rabbim!

Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi.

(23: Mü'minun Suresi: 39)

De ki:

"Rabbim!

Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi." .

(23: Mü'minun Suresi: 93-94)

Deki:

"Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım." "Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım.". (23: Mü'minun Suresi: 97-98)

Nuh:

"Rabbim!

Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver.

Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.

(26: Şuara Suresi: 117-118)

Nuh dedi ki:

"Rabbim!

Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım."

"Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı."

"Doğrusu ben Senin onları bağışlaman İçin kendilerini her çağırışımda. Parmaklarını kulaklarına tıkadılar.Elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler. (71: Nuh Suresi: 5-7)

Nuh:

"Rabbim!

Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kur­dular" dedi. insanlara:

"Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ged, Sava, Yağus.Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler. "Böylece birçoğunu saptırdılar;

 

Rabbim!

Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır." Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular; ateşe sokuldular, ken­dilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar.

Nuh dedi ki:

" Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma." "Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler." " Rabbim!

Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır." (71: Nuh Suresi: 21-28)

Hz. Süleyman (as)'ın duası

Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve:

" Rabbim!

Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmeme, hoşnut olacağın barışçıl bir iş yapmaya beni muvaffak kıl.

Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi.

(27: Neml Suresi: 19)

 

Ona:

"Köşke gir" dendi;

salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: " Rabbim!

Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemle­rin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi. (27: Neml Suresi: 44)

Hz. Lut (as)'ın duası

Lut:

"Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım.

Rabbim!

Beni ve ailemi bunların yapa geldiği kötülükten kurtar" dedi.

(26: Şuara Suresi: 168-169)

 

Kitabın adı: Kur’an ve Hadiste Dualar

 

Yayınevi: Fide Yayınları

 

 

ISBN: 975-98025-8-9

 

İrtibat: 0 212 – 520 12 27

Faks: 0 212- 520 12 28 HABER7

 
 
İbrahim KARAGÜL



î Başa
Tepemizde uçan CIA uçakları ve esir ticareti - yeni şafak - 29 kasım 2005

CIA'nın gizli cezaevleri ve işkence uçakları nihayet Türk basınının da dikkatini çekti. Gazete ve televizyonlar, aylarca direndikten sonra konuyu gündemlerine almak zorunda kaldı. Skandal öyle bir patladı ki, görmezden gelmek için gerekçe bulamaz oldular. Gazeteler konuyu manşetlerine taşırken Pentagon dostlarının örtbas çabası başarılı olamadı.

Irak'taki işkenceleri sayfalarına taşıyan Yeni Şafak'ı mahkum etmek için sayfalarını ABD eski Büyükelçisi Eric Edelman'a açan gazeteler bile kendilerini yalanlama pahasına konuyu işlemek zorunda kaldılar.

Oysa bu köşeyi izleyenler, gizli cezaevi ve işkence uçakları gibi daha bir dizi can alıcı gelişmeden aylar, hatta yıllar önce haberdar oldu. Onlar için yeni bir şey yoktu. Sadece dünyanın neden bu kadar suskun kaldığını, neden bu insanlık dışı uygulamalara karşı çıkmadığını, neden medyanın bu gerçekleri gizlediğini anlamaya çalışıyorlardı.

Resmen yalanlansa da onlar; Irak'taki işkence ve tecavüzleri herkesten önce öğrendiler. Ebu Gureyb skandalını herkesten önce öğrendiler. Guantanamo utancıyla ilgili ayrıntıları herkesten önce öğrendiler. CIA'nın gizli cezaevleri kurduğunu bir yıl önce öğrendiler. CIA'nın özel uçaklarla insan kaçırdığını bir yıl önce öğrendiler.

Gerek bu köşe gerekse Yeni Şafak, doğru bilgiler verdiği için saldırılara maruz kaldı. Batı başkentlerinde yargılandı, yalancılıkla, palavra üretmekle, gazetecilik ahlakına uymamakla suçlandı. Ne oldu?

Hepsi doğrulandı. Hem de Pentagon'un resmi açıklamalarıyla. CIA uçaklarının kullandığı ülkelerin başbakanları tarafından. Ya da bağımsız raporlarla...

Afganistan'daki toplu mezarları yalanladılar, doğrulandı. Irak'taki işkence ve tecavüzleri yalanladılar, doğrulandı. Felluce'deki kimyasal saldırıları ve katliamı yalanladılar, doğrulandı. CIA uçaklarını yalanladılar, doğrulandı. Gizli işkence merkezlerini yalanladılar, doğrulandı. Bütün bunlar bu köşede ve Yeni Şafak sayfalarında ayrıntılarıyla yer yer aldı. Hem de günü gününe. Türk ve dünya basınından aylar önce.

î Başa Gizli cezaevleri ve CIA uçaklarıyla ilgili skandal derinleşecek. ABD müttefikleri ve işgal koalisyonunda yer alan ülkelerin ayıpları bir bir ortaya dökülecek. 21. yüzyılın insan hakları, refah yüzyılı olacağı propagandası yapanların nasıl bir suça karıştıkları ortaya çıkacak.

î Başa Yalanlamak için çaba harcayanlar dikkatli olmalı. "CIA uçağı olduğunu bilmiyorduk, yakıt ikmali yapmak için indi" gibi açıklamalar, kamuoyunu hafife almaktan başka anlam taşımıyor. İnandırıcılıktan uzak bir tavır. Çünkü skandal savunan, örtbas etmeye çalışan herkesi altında ezecek kadar büyük!

î Başa Avrupa değerlerini göklere çıkaran, özgürlük ticaretini kimseye bırakmayan ülkelerin kolektif cinayette nasıl rol üslendiklerini ibretle izliyoruz. Barış ödülü dağıtanların hava sahalarının, üslerinin bu kirli trafikte nasıl kullanıldığını da.

Avrupa Birliği dünyaya ne diyecek? Almanya, İspanya, Norveç, İsveç, Finlandiya, Danimarka dünyaya ne diyecek? İngiltere, Kanada ne diyecek?

î Başa AB yolundaki Türkiye, CIA uçuşlarını nasıl açıklayacak? Sabiha Gökçen uzun süredir bu trafikte kullanılıyordu. İskenderun Körfezi Irak işgalinde en önemli sevkıyat merkezlerinden. İncirlik Üssü esir ticaretinin merkezi oldu. Bu kadar mı? Değil tabi…

î Başa 21. yüzyılın mimarlarının kirli dünyaları perde perde aralanıyor. Tekrar soralım: 80 bin kişi sorgulandı. Kaybolan binlerce insan nerede? Bu insanların aileleri, eşleri, çocukları, ana babaları nasıl bir dram yaşıyor? Bu insanlar ne ile suçlanıyor? Neden hiçbir şekilde haklarında yargı süreci başlatılmıyor? Neden hiç biri hakkında resmi suçlama yapılmıyor? Bazıları dükkanından, bazıları caddede yürürken kaçırıldı.

î Başa İşkenceyi meşrulaştıranlar, devlet terörünü meşrulaştıranlar, adam kaçırmayı da yasallaştırdı. İşkence kurumsallaştığı gibi devlet eliyle korsanlık da kurumsallaştı.

î Başa Paris'in göbeğinden Tayland'ın yağmur ormanlarına, okyanusta dolaşan hayalet gemilerden, Kuzey Afrika'nın çöllerine ve Avrupa'nın merkezine kadar sayısız işkence kampında yaşananları, haberimiz olmadan tepemizde uçan CIA uçaklarını nasıl hazmedeceğiz?

 
 
Taha KIVANÇ



î Başa
Siyah elbiseliler - yeni şafak 

Sabahın ilk ışıklarını bekleyip odanın perdelerini açtığımda gözlerime inanamadım. Pencereden gördüğüm şimdiye kadar hiç karşıma çıkmamış türden bir güzellikti. 'Cennet' denildiğinde anlatılan her şeyin bir benzeri sereserpe önümdeydi. Gözlerimi içeri çevirdiğimde beni yeniden içine çağıran yatağım da kocaman bir şeydi; oda diye tahsis edilen yaşama mekânı da öyle... "Bir günün beyliği beyliktir" düşüncesiyle güne başlamak güzel bir şey...

İspanya'nın dünya zenginlerini çeken en câzip köşelerinden biri burası: Mayorka adası... Adanın en güzel oteli olduğunu sandığım Andavall'ın sıradan bir odasıydı benim gecelediğim; pencereden müşahede ettiğim ise, hiç kuşkunuz olmasın, adanın en görkemli manzarası değildi... Zaten ben de buraya günümü gün etmeye gelmedim... Nerde...

Mayorka adası, üç günlüğüne, dünya için büyük anlam taşıyan bir etkinliğe sahne oluyor. Türkiye ile İspanya tarafından başlatılmış, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da desteklediği, dinler ve kültürler arası diyalogu artırmayı amaçlayan bir etkinlik bu... î Başa Başbakan Tayyip Erdoğan, kendilerinden 'bilgeler' diye de söz edilen katılımcılara "Hoşgeldiniz" demek için kısa süreliğine burada... Daha yolda gelirken, kendisini izleyen bizlere, "Artık dinler ve kültürlerarası diyalog dönemini geride bıraktık; şu anda medeniyetler ittifakı peşindeyiz" dedi Başbakan Erdoğan...

İnsan, turistik bir adada, denizle irtibat kurulabilecek bütün güzellikler gözü hizasındayken takım elbiseyle dolaşmayı biraz yadırgıyor. Yadırgama hissini hafifleten, etraftaki herkesin benzer bir kılık-kıyafet içerisinde olması. Belli ki, İspanyollar, yılın bu mevsiminde de turist çekebilecek durumdaki oteli, 'bilge kişiler' ile biz bir gecelik konukları için kapatmışlar. İspanya'nın sosyalist başbakanı Zapatero da konuklarının alması beklenen kapsamlı tavsiyelerin önemini vurgulayan bir konuşma yapmak üzere adaya gelmişti...

Bu işlerden anlayan bir dost, "İspanya ve turizm dendiğinde aklımıza hep doğadan çalınan güzellikler gelir; daha fazla para kazandıracak zengin turistleri çekebilmek için İspanyolların doğayı tahrip ettiğine şartlandırılmışızdır" dedi ve ekledi: "Bizim sahil kentlerimiz buradan daha acınacak durumda..." Gerçekten de, Mayorka adası, hiç değilse şimdilerde, sadece güzellik hissini pekiştiriyor...

Hani oteller geceleyen değerli müşterilerinin anısını sonradan gelenlere de yansıtabilmek için konuk defteri tutarlar, her sayfasını bir konuğun kendileri hakkında yazacağı övgü dolu yazılara ayırırlar ya... Madravall Oteli'nin yöneticileri de, o geleneğe uyarak, otelin en gözde köşesinde Zapatero ve Erdoğan'ın önüne konuk defterlerini koydular. He ikisi de büyük bir ciddiyetle oturdu defterin ilgili sayfasının önüne ve hislerini kâğıda döktü... Merak edip onlardan sonra deftere göz attığımda ne göreyim; İspanyol başbakan, "Teşekkürler" gibi tek bir sözcükle aktarmıştı hissini; Tayyip Erdoğan ise uzunca bir cümleyle...

O tür bir deftere ne yazılır? Genellikle oteli, çevresini, hizmetleri, çalışanları öven sözler, değil mi? Tayyip Bey, az sonra bilge adamlar önünde yapacağı konuşmayla zihni dolu olduğu için, "Teröre karşı savaşta uygarlık başarıya ulaşacak" diye özetleyebileceğim uzun bir cümle yazmış deftere... Otele ve çalışanlarına teşekkürü de ihmal etmemiş tabii..

Ara sıra, dünyanın egzotik yerlerini gezip görmüş dostlarla karşılaşıyorum; kendi deneyimlerini ben de geçirmiş miyim merakıyla "Gittiniz mi, gördünüz mü?" diye soruyor o dostlar... Şimdi İspanya'daki turistik beldelere gitmiş olanlar, "Mayorka'yı gördünüz mü?" diye sorduklarında ne cevap vereceğim? Evet, tabii Mayorka'ya gittim... Görmek, orada bulunmak ve etrafa göz gezdirmekten ibaretse, evet gördüm de... Bizim bir devletluyla gidip gördüğümüz yerleri turistlerin gezip görmesiyle karıştırmamak gerekiyor... Biz görüp iç çekiyoruz, onlar ise keyfini çıkarıyorlar...

Tayyip Bey'le bir yerlere gitmenin rahatlığı da var. Aynı uçakla götürdüğü gazetecilerin fazla vaktini almayacak bir meşgale takvimi yapılıyor gezilerde. Uçakta beraber oluyorsunuz... Bir saate yakın söyleşi imkânı da buluyorsunuz... Karaya ayak bastığınızdan itibaren kendisiyle ilişkiniz genellikle kesiliyor... Gazetecilerin bolca vakti olabiliyor bu gezilerde...

Mayorka gezisi hariç. Hariç, çünkü gecenin bir vaktinde gelindi adaya ve öğle olmadan da ayrılmak gerekti. Bir cumartesi günü, bayağı tenha bir turistik adada, her an yola çıkılması tedirginliği yaşanırken, nereyi gezip nereyi görmemizi beklersiniz ki? Ben de, şimdiye kadar gecelediğim odaların en güzellerinden birinde, pencereyi açıp ufukta görünen denize kadar hiç bitmeyecekmiş havası veren yemyeşil çimlere gözlerimi dikip oturdum...

Bu yazı o atmosferde yazıldı işte.

 


î Başa
Türkiye 26 eyalete bölünüyor ! - haber3
 
î Başa Türkiye’yi 26 eyalete bölme projesi, Türkiye’den önce AKP’yi böldü !
 
Bakanlıklarda son günlerde beş sayfalık bilgi notları dağıtılıyor. Bakanlık dediğiniz, her önüne gelenin bildiri dağıtabileceği bir mekân değil. Zaten bilgi notlarını dağıtanlar da sıradan insanlar değil. Fısıltı gazetesi, dağıtımcıların, AKP Genel Merkezi’nden olduklarını ‘yazıyor’.



Bilgi notu, Meclis Genel Kurul gündeminde görüşme sırası bekleyen, Kalkınma Ajanslarının Kuruluşuyla İlgili Yasa Tasarısı’yla ilgili. Bu notu bakanlıklarda dağıtan AKP’li şahıslar, bizzat AKP iktidarı tarafından hazırlanan yasa tasarısının TBMM’den çekilmesini istiyor.

Eğer yasa tasarısı Meclis’ten geçerse, yani yasalaşırca, Türkiye’deki 81 il, 26 ayrı grupta toplanacak ve her grup için bir ‘Kalkınma Ajansı’ kurulacak. Her ‘Kalkınma Ajansı’ kendi bölgesel planlamasını yapacak.

İki haftadır dağıtımı süren bilgi notunda, “Türkiye’nin adım adım eyalet sistemine dönüşeceği” yani Türkiye’nin bir şekilde ‘bölüneceği’ yolundaki eleştirilere üstü örtülü destek verildiği görülüyor.

Tempo [ Ahmet Erhan ÇELİK ]
 
28 Kasım 2005 - 14:48  577
 


î Başa
CIA uçağı İstanbul’a Sakka için geldi !” - haber3
 
î Başa İstanbul’a inen CIA uçağının El Kaide davası sanıklarından Louai Sakka için geldiği ortaya çıktı !
 
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na 15 Kasım’da inen CIA uçağının, El Kaide davası sanıklarından Louai Sakka için Türkiye’ye geldiği ortaya çıktı. Suriye uyruklu Sakka’nın avukatı Osman Karahan, “Uçak olayından önce 2 defa müvekkilimle görüşen yabancılar, Suriye aleyhinde ifade vermesi halinde şu anda havalimanında bekleyen uçakla dünyanın istediğin yerine götürme vaadinde bulunmuşlar” dedi.

Antalya’da İsrail gemilerine bombalı saldırı hazırlığındayken yakalanan El Kaide üyesi Louai Sakka’nın avukatı Osman Karahan, uçağın Türkiye’de bulunduğu tarihten yaklaşık 3 hafta önce yabancı uyruklu 2 kişinin müvekkilini Kandıra Cezaevi’nde ziyaret ettiğini söyledi. İddialarını Sakka’nın kendisine yazdığı tek sayfalık Arapça bir mektuba dayandıran Avukat Karahan, “Sakka’dan eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastına ilişkin Suriye aleyhine ifade vermesini istemişler. î Başa Bu kişiler, Sakka’nın Almanya’da Suriye İstihbarat Başkanı Asıf Şevket ile görüştüğünü biliyorlardı. Müvekkilimden ‘Şevket benden Hariri suikastı için Iraklı bir intihar komandosu istedi’ demesi halinde hayatının kurtulacağı garantisi vermişler ve ‘Böyle ifade verirsen en kısa zamanda özgür kalırsın’ demişler” dedi.

10 MİLYON $ VAADİ

Aynı zamanda İnsan Hakları Koruma Derneği Başkanı olan Avukat Osman Karahan, “Sakka, CIA ya da MOSSAD ajanı olduklarını tahmin ettiği bu kişilerin kendisini ziyaret ettiğini anlattı” dedi. Karahan, Sakka ile esrarengiz iki kişi arasında geçen konuşmayı şöyle anlattı: “Müvekkilime aynen şunları söylemişler: Bizi getiren uçak aynı şekilde seni de almaya gelecek ve buradan kurtaracağız. Çıktıktan sonra dünyanın istediğin ülkesinde yeni bir kimlik ve yeni bir yüz ile yaşayabilirsin. Ciddiyetimizin kanıtı olarak şimdi istediğin bir kişinin ya da yakının adını ver, hesabına ya da elden anında 10 milyon dolar verelim. Sen de bu telefondan arayarak teyidini al.” Karahan, “Ancak, Sakka bu teklifi kabul etmemiş” dedi. Karahan, uçağın Sabiha Gökçen Havalimanı’na inmesini ise Kandıra’ya 20 dakikalık mesafede olmasına bağladı.

İZİN BEŞİKTAŞ SAVCISINDAN

İlk görüşmeden kısa bir süre sonra 2’si Türk 4 kişinin Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’den aldıkları yazılı bir belge ile cezaevine geldiklerini ifade eden Karahan, şu bilgileri verdi: “4 saat süren bir görüşme olmuş. Gelenlerden Türkçe konuşan 2’si kendilerini emniyet görevlisi olarak tanıtmış. Benzer önerileri sıralamışlar. Sakka, hiç konuşmayan diğer 2 kişiden şüphelenerek ‘Bunlar Türk değil mi’ diye sormuş. Diğerleri ‘Onlar da Türk’ diye cevaplamışlar. Ancak, bu kişilerin konuşmaları diğerlerinin kulağına aktardığını görünce sinirlenmiş ‘Bunlar CIA ajanı’ diye bağırmış. Gerginlik yaşanması üzerine bu kişiler ‘Seninle nasıl burada görüşüyorsak, gücümüzü biliyorsun. Ay’a da gitsen seni infaz ederiz’ diye tehdit etmişler. Ardından Sakka bu kişilerin üzerine saldırmış. Yaşanan arbedede Sakka baygınlık geçirmiş.”

AVRUPA KONSEYİ CIA UÇAĞINI SORDU

ABD’NİN işkence için kullandığı öne sürülen CIA uçaklarının pek çok ülkeye giriş yaptığının anlaşılması üzerine patlak veren skandala Avrupa Konseyi el koydu. AB Genel Sekreterliği’nden, Konsey’in, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu tüm üyelerinden, yazıyla CIA’nın sorgulama için kullandığı öne sürülen uçaklarının ülkelerindeki varlığından haberdar olup olmadıkları soruldu. Üye ülkelerden 21 Şubat 2006’ya kadar “kişilerin özgürlüklerinin yasadışı olarak kısıtlanması veya nakledilmesi” ile ilgili bilgileri olup olmadığını açıkça Konsey’e iletmeleri istendi. Ankara, Konsey’in talebini Adalet, İçişleri ve MİT gibi ilgili birimlerin verdiği bilgi çerçevesinde yanıtlayacak.

Dışişleri kaynakları, AB Genel Sekreterliği’nin üye ülkelerden spesifik konularda bilgi isteme yetkisinin bulunduğunu belirterek, yanıt verme yükümlülüğü bulunduğunu ifade ediyor. Aynı kaynaklar, bir ülkeye söz konusu uçaklardan birinin inmiş olması durumunda dahi ancak açıkça haberdar edilmiş olması halinde sorumlu tutulabileceğini belirtti.

Akşam [ Orhan YURTSEVER ]
 
28 Kasım 2005 - 10:35  105


î Başa
Russian congress gathers 200 rabbis from Europe and ex-USSR
 
MOSCOW, Nov 14 (AFP) - Russia will for the first time host a general congress of some 200 rabbis from across Europe and the Russian Federation, the chief rabbi's office said on Monday.
î Başa "It is the first time such a congress will be held in Russia," said Timur Kireyev, a spokesman for Russia's Chief Rabbi Berl Lazar, who is organising the meeting at Yadromino, 70 kilometres (45 miles) from Moscow.

Some 150 European rabbis are to attend the event, which opens on Sunday and will run until Tuesday night.
"The fact that the congress is happening here is very symbolic, because it would have been unthinkable just a few years ago in Russia," Kireyev added.
The fact that so many European rabbis were attending was a sign of the "renewal of Russia's Jewish community", the spokesman said.
The rabbis from across Europe and the former Soviet republics -- apart from the Baltic states, which are not part of the Russian Federation -- will discuss Iran and its president's recent call for Israel to be wiped off the map, as well as theological issues.
However anti-Semitism in Russia will not be on the agenda in a bid for calm, according to the spokesman.
In January, an anti-Semitic pamphlet signed by 20 Russian lawmakers and 5,000 others had slammed the Shulhan Arukh ancient legal code as "anti-Russian" and called for "the banning of all religious organisations and Jewish communities" accused of "extremism".
In response the Conference of European Rabbis wrote to President Vladimir Putin, warning that the move "seriously called into question Russia's capacity to guarantee fundamental religious freedoms".
dth/via/lk/pw
 

http://www.ncsj.org/AuxPages/010904Forward_RUSJCom.shtml



î Başa
Moscow Moves To Install Chabad Ally as Top Rabbi


By ELLI WOHLGELERNTER 

JERUSALEM — The deputy mayor of Moscow is pushing for the merger of the offices of the two rival chief rabbis of Russian Jewry, the Forward has learned, in what is being seen as a bid by the government to install one as the sole representative of the divided community.

î Başa The deputy mayor, Alexander Reisen, convened a meeting December 20 with Chief Rabbi Adolf Shayevich and presented him with a memorandum to sign calling for the establishment of a United Jewish Community of Russia, which would join Shayevich's multi-denominational Congress of Jewish Religious Organizations and Communities of Russia, known by its Russian acronym Keroor, with Chief Rabbi Berel Lazar's Federation of Jewish Communities of Russia, an Orthodox organization dominated by activists from the Chabad-Lubavitch chasidic movement.

The new group would be "the representative of Jewry in the territory of the Russian Federation and also outside of it, and which will represent the Jewish community of Russia to the state administration of the government of Russia," the memo said.

Observers suggest that Lazar's federation stands to emerge as the dominant force in Russian Jewry as a result of Reisen's proposal. The executive vice president named for the proposed umbrella group is Alexander Boroda, the politically connected executive director of Lazar's organization. The agreement, which Lazar — who is allied with Russian President Vladimir Putin — agreed to sign, would place all Jewish communal property under the control of the United Jewish Community, sources said.

Such arrangements for the Jewish community were commonplace under communism, but were thought to be a thing of the past with the breakup of the Soviet Union. But beginning with the formation of Lazar's federation in November 1999, there have been bids on the part of both Keroor and the federation for control of the community. The four-year history of conflict and the intervention by a government official have Russian Jewish communal leaders and foreign observers watching developments with a degree of apprehension.

"I'm following the developments very closely," said Mark Levin, executive director of NCSJ: Advocates on Behalf of Jews in Russia, Ukraine, the Baltic States & Eurasia. "I'm concerned about the possibility of overt government action to force an agreement within the Russian Jewish community."

Levin said Reiser's effort may represent the latest in a series of government bids to install Lazar as the Jewish community's leader. "I am never surprised what comes out of parts of the Kremlin to try either to control the behavior of the Russian Jewish community, or exert great influence on the Russian Jewish community," he said.

Sources told the Forward that should the memorandum be signed by Shayevich and Lazar, Moscow Chief Rabbi Pinchas Goldschmidt — who is aligned with, and more politically active than, the 66-year-old Shayevich — will resign his post. Contacted by the Forward, Goldschmidt declined to comment on his intentions, saying only that "I hope this issue will resolve itself to the satisfaction of the Jewish community."

Jewish organizational leaders in the United States and veteran observers of Russian Jewry criticized the memorandum, saying they didn't think any government should be involved in internal Jewish communal affairs, even though Reisen, who is Jewish, recently was appointed chairman of the Russian Jewish Congress.

"I don't understand why the government is involved in an attempt to define the representatives of the Jewish community, although it is a pressing need for the Jewish community itself," said Joel Golovensky, former head of the Moscow office of the American Jewish Joint Distribution Committee. "Long experience teaches us that government involvement in Jewish affairs never ends well for the Jews."

Moreover, a takeover of Keroor — one of four Jewish umbrella organizations in Russia, together with Lazar's federation, the Russian Jewish Congress, and the Federation of Jewish Organizations and Communities of Russia, also known as the Vaad — would marginalize non-Orthodox groups that are currently represented in Shayevich's congress.

"It is very, very distressing and does not bode well either for Russia itself, for Russian Jews or for all of those Jews around the world who care about Russia and Russian Jewry," said Rabbi Ammiel Hirsch, executive director of Arza/World Union, the international arm of the Reform movement. "What it would do in effect is to give control and authority to those forces in Jewish life that are outside of the mainstream. Religion thrives best when it is not controlled by the government, and when there's a full competition in the marketplace of ideas. That notion is antithetical to Chabad, which is going to dominate the new entity."

Lazar declined to comment.

Hirsch said he didn't know what the practical effect of the memorandum would be and what his organization would do should the memorandum be signed, but it was clear that Arza would not be able "to sit in a body where the dominating force doesn't want us around the table. That goes without saying. So either they are going to have to change their philosophy and sit with us, or we are not going to be around the table — at their choosing, because you can't force people if they don't want to sit down with people from the other side."

Tankred Golanpolsky, editor and publisher of the International Jewish Gazette, Russia's only independent Jewish newspaper, thinks Moscow Mayor Yuri Lushkov was originally behind the idea, "because he was sympathetic to Shayevich. But it seems to me that he miscalculated, and that as a result, Mr. Reisen came and said, 'let's all be friends.' He could have talked to someone here, there, in the administration, and they could have not ordered him but simply said, 'you know, it would be good if they all united.'

"There was only one problem. He knows nothing about Jewish tradition, although he is Jewish. He was brought up in the Soviet tradition and doesn't understand the nuances of a Jewish community. He comes from one of those traditions — 'why the hell we have this [fighting], let's unite, and be one strong big group' — the empire approach."

Golanpolsky said that in the end he didn't believe that the agreement would be signed, because the Russian Jewish Congress would prevent any merger.

"Chabad certainly wants to join teams, because they understand that as a result, according to the memorandum, all the property of both Jewish organizations and both synagogues would be unified, which in the long run will all belong to Berel Lazar."

Michael Chlenov, president of the Vaad, said he believes that the memorandum is "a personal initiative by Reisen. He's a newcomer in the Jewish community, and what is widely known is that there is a clash, or rivalry, between the two rabbis. I think it is his personal intention to be a peacemaker."

Chlenov said it is too early to tell what will happen, but that if the proposal is agreed to, "it would mean that the [United Jewish Community] group will split because the Reform will be out. It will not be a union but a new split. In the meantime I certainly am worried because it can cause different changes in the status quo from the last two, three years. But I don't see any chance for unity, but rather a chance for a new split."



î Başa
Başbakan Erdoğan’ı şok eden mektup ! - haber3
 
Başbakan’ın “eski” bir dostu Başbakanlığa öyle ağır bir mektup yazdıki
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğu dönemde eski bir el yazması Kuran-ı Kerim hediye eden Niyazi Kıyak, şimdi kutsal kitabı geri istiyor. î Başa Başbakan’a verdiği Kuran’ın kendisine Çeçenistan’ın Grozni şehrindeyken kahraman komutan Şamil Basayev tarafından hediye edildiğini belirten Kıyak, Başbakan’a bir mektup gönderdi.
î Başa Kıyak mektubunda şu görüşleri dile getirdi: “Siz Başbakanlık makamına geçtikten sonra daha evvelki vaatleriniz ve söylemleriniz tamamen tezat teşkil etti. Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesi, AB’nin bizleri içine sindirememesine rağmen ucu açık bir ucubenin içine 80 milyon Türk’ü sürüklediğiniz, dış politikadaki devlet ciddiyetinden yoksun politikanız sebebiyle, manevi değeri ölçüsüz olan bayrağımı ve Kuran-ı Kerim’i milletim adına, emanetlerin doğru yerde olması için, Topkapı Müzesi’ne iade etmenizi istiyorum” dedi.

Güllüce şahit
Niyazi Kıyak, mektupta Kuran-ı Kerim’i Tuzla’da zamanın Tuzla Belediye Başkanı İdris Güllüce’nin yanında teslim ettiğini de anımsatarak, “Başkanlığa aday olduğunuz dönemde çeşitli ilçeler ve mahallelerde propaganda çalışması yapmıştınız. Hatırlarsınız; Tuzla İçmeler Mahallesi’ne bir akşamüstü geldiğinizde sizleri karşılamıştık. Sloganınız, İstanbul’un yeniden fethiydi. Konuşmanız esnasında Kuran-ı Kerim’i Türk Bayrağı’na sararak size hediye etmiştim” dedi. Kıyak, kutsal emanetin geri verilmemesi halinde, mahkemeye başvuracağını söyledi.

Halka ve Olaylara Tercüman
Çelik Çelikyaman
 
26 Kasım 2005 - 11:31  917
 


î Başa
Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ESAM’da yaptığı konuşmanın tam metni - milli gazete 
19.11.2005
KONU GELİŞMELERİ
Gayemiz 6 milyar insanın saadetidir
î Başa Gayemiz 6 milyar insanın saadetidir

40 yıldır yaptığı çalışmalarla büyük hizmetlere imza atan Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi(ESAM) Ankara’daki yeni binasında çalışmalarına başladı. Açılışa onur konuğu olarak katılan Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan burada yaptığı konuşmada Türkiye ve dünyanın gündemini değerlendirdi, ESAM’ın yaptığı çalışmaları anlattı. 16.11. 2005’te TV5’te de canlı olarak izlenen konuşmanın tam metnini gazetemizde yayınlıyoruz.  

Her şeyden evvel ESAM’ın gayretli çalışanlarına teşekkür ediyoruz. Yeni bir binayı geçmek suretiyle yaptıkları yeni hamleden dolaya kendilerini tebrik ediyoruz. Bu hamlenin yapılmasında büyük emeği geçen ESAM’ın başta Sayın Genel Başkanı Recai Kutan bey Genel Sekreter Hanif Ersoy bey ve diğer bütün kıymetli mensuplarına ve bütün üyelerin hepsine teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Bu arada, Ertan Yülek bey ve Bahri Zengin beye de büyük gayretler sarf ettikleri için kendilerine hassaten teşekkürlerimizi arz ederiz. Yine bilhassa bu yeni binanın temininde ve bu güzel akşamın hazırlanmasında nasıl candan çalıştığına yakinen şahit olduğumuz Mehmet Altınöz’e de huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum.

Yeni binanın çalışmaya girmesi milletimiz için ve bütün insanlık için hayırlı olsun. Bu akşam burada yapmakta olduğumuz toplantının ne kadar büyük bir mana ifade ettiğini ve önemini belirtmek için her şeyden evvel 4 noktaya kısaca temasta fayda olduğuna inanıyorum. Bunlardan bir tanesi ESAM nedir? İkincisi bugüne kadar ne yapmıştır? Üçüncüsü bugün hangi noktada bulunuyoruz? Niçin ESAM’ın önemi büsbütün artmıştır? Dördüncüsü ise şimdi bu yeni binaya taşındıktan sonra ESAM hangi istikametlerde hangi çalışmaları yapmalıdır? Böylece bu yeni binaya geçişi bir atılım olarak çok önemli hizmetlerin yapılması döneminin başlangıcı olarak görüyoruz. Bunu Cenab-ı Allah’tan diliyoruz. Şimdi müsaade buyurursanız bu akşamın manasını bu yeni binaya taşınmanın önemini belirtmek için söylemiş olduğum dört noktaya çok kısaca bir bakış yapalım.

ESAM, çok büyük hizmetler başarmıştır

ESAM’ın önemini ve manasını biraz evvel gösterilmiş olan vizyonda gördük. Burada da ifade edildiği gibi ESAM Türkiye’de Millî Görüş hamlesinin başlamış olduğu 1969 yılında bu hamleyle beraber çalışmaya başlamış olan bir kuruluştur. Bu çalışmalar esnasında bugüne kadar çok büyük hizmetler başarmıştır ve ESAM’ın asıl önemi sinevizyonda da ifade edildiği gibi Türkiye’nin en eski, köklü ve ciddi araştırma kuruluşlardan birisi olmasının yanında Millî Görüş çalışmalarının düşünce merkezi olmasıdır. Her şeyden evvel Milli Görüş hareketi ilk olarak ESAM’la beraber başlamıştır. Çünkü Cenab-ı Allah’ın insanlara imandan sonra en büyük nimeti imanın emrindeki akıldır. Akıl insanların düşünme ve araştırma kabiliyetinin vesilesidir. İnsanların hidayet feraset ve dirayet sahibi olmalarının vesilesidir. Bu sebepten dolayıdır ki biraz evvelki sinevizyonda yine belirtildiği gibi ‘akılsız başın cezasını ayaklar çeker’ atasözü çalışmaları mutlaka düşünceyle Allah’ın verdiği bu nimetle beraber yürütülmesinin önemini belirtmektedir.

Dolayısıyla şuurlu Millî Görüşçüler işe başlarken hamlelerini başlatırken siyasi aksiyonla beraber fikri çalışmaları da birlikte başlatmanın şuurunu ortaya koymuşlardır. ESAM o günden bugüne kadar otuz altı yıldır çalışıyor. Bu çalışmalarda üç ana hedef ESAM için esas alınmıştır. Bunlardan bir tanesi Millî Görüş’ün ihtiyaç duymuş olduğu ilmi araştırmaları yapmak veya çeşitli kuruluşlarla koordineli çalışmak sureti ile onlarında katkılarıyla bu araştırmaları hedeflerine ulaştırmak. İkinci bir önemli görevi Türkiyemiz’deki başta üniversiteler olmak üzere bütün araştırma müesseselerini, araştırma gruplarını ve araştırıcıları kucaklayarak bir topluluk meydana getirmek ve onların şuurlu çalışmalarına, koordinasyon içinde çalışmalarına yardımcı olmaktır. Vatanını ve milletini seven bir kuruluş olarak israf haramdır sözü bizim ölçümüzdür.

Çalışmalar hakkı üstün tutan bir zihniyetin hakim olması için yapılıyor

Dolayısıyla ekonomik araştırmalar merkezinin ülkemizdeki diğer araştırma merkezlerinde şuurlu çalışmalarına yardımcı olması onun inancının ve şuurunun bir gereğidir. Çünkü araştırma çok büyük bir nimettir. Bunun israf edilmemesi lazım. Kurulmuş olmak veya çalışıyor olmak bir şey ifade etmez. Çalışıp da ne üretiyorsun hangi gayeye hizmet ediyorsun şuurun var mı asıl önemli olan budur. Bu önemli hizmetin yapılmasında ESAM’a büyük görev düşmektedir. Hem kendisi çalışmaları için hem de Türkiye’deki bütün araştırma müesseseleri için ve araştırıcılar için üçüncü bir önemli konu ise ESAM aynı zamanda Türkiye’deki bütün varisyon merkezlerini tanıtmalı ve nasıl araştırıcıları kucaklıyor ise araştırma gruplarını nüğelerini de kucaklamalı ve onların koordinasyonunu temin etmeye çalışmalıdır. İşte böylece ESAM kendisi araştıracak, araştırmacıları yönlendirecek ve araştırma kurumlarını kucaklayacak ve yönlendirecek. Bu maksatla 36 yıldır bu gayede çalışıyor. Bu çalışmaların ana hedefi nedir? î Başa Bu çalışmalar yeryüzünde hakkı üstün tutan bir zihniyetin hakim olması, bütün insanlığın saadeti için yapılıyor.

Bu çalışmalar üç ana hedefin gerçekleştirilmesi için yapılıyor. î Başa Bunlar, Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulması, Yaşanabilir bir Türkiye’nin kurulması, Yeni bir Dünyanın kurulmasıdır.

î Başa Her ne kadar ayrı ayrı hedefler gibi görünse de bunların hepsi bir bütündür. Çünkü yeni bir dünyanın kurulması, Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulmasına bağlıdır. Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulması ise Yaşanabilir Bir Türkiye’nin kurulmasına bağlıdır.

Bu bir bütün pakettir. Bu paketin hepsi ESAM’ın ana gayeleri içinde olmuştur. Çalışmalar bu ana gayeyi gerçekleştirmek için yapılmıştır. Hepimizin bildiği gibi, Millî Görüş yola çıktığı zaman ana prensiplerini 36 yıl evvel ortaya koydu. Biz bu prensipleri 36 yıl önce söylemişizdir ve bu hepimizin ezberindedir.

Dört ana prensibimiz var

î Başa Dört ana prensibimiz vardır. Bunlardan birincisi ahlak ve maneviyattır. Bu ilke en önde gelen bayraktır.

î Başa İkincisi şahsiyetli dış politika güdülmesi. Türkiye’nin uydu değil lider ülke olması. Başkalarına üstünlük taslamak için değil, bütün insanlığın beklediği özlediği hakkı üstün tutan dünya nizamının kurulması için Türkiye’nin güçlü bir ülke olması gerekiyor da onun için.

î Başa Üçüncüsü müstemleke tipi değil, lider ülke kalkınmasıdır. Bunlar yıllardan beri 5 ayrı partinin seçim afişlerinde temel sloganlar olarak millete duyurulmuş olan ana hedeflerdir.

î Başa Dördüncüsü ise, yeryüzünde ifsadın önlenmesi Türkiye’nin ve bütün insanlığın saadeti için çalışmaktır.

Bunları böyle söylüyorsunuz da gerçekten ne yaptınız diyen insanlara söyleyecek çok sözümüz var. ESAM 1969’da kuruldu. Türkiye o zaman AET ile Ankara Anlaşması yapmıştı. Bu anlaşma Türkiye’yi müstemleke yapmak istiyordu. Biz hayır diyerek Yeniden Büyük Türkiye için çalışmalar yaptık. Türkiye yeniden dünyanın öncüsü olacak. Siz ne yapıyorsunuz. Türkiye’yi Avrupa’ya müstemleke yapmaya çalışıyorsunuz, isyanı daha 1969’da başladı.

O dönemde imzalanan Ankara Anlaşması’yla millet narkozlanmaya çalışılıyordu. ESAM gelin buraya, şu yaptığınız anlaşmaya bakın. Bu sadece müstemlekeleşmek demek. Teferruatına girmeyeceğim. Bir tek ESAM’ın yaptığı tespiti size söyleyeyim: Anlaşmaya bir madde koymuşlar. 22 senede gümrükler eşitlenecek, ortadan kaldırılacak. Peki nasıl kaldırılacakmış? Bunun kaldırılması için Türkiye her sene 22’de 1 nispetinde takriben yüzde 5 olarak her sene gümrüklerini indirecekmiş. Avrupa’dan ithal ettiği mallara karşı ve aynı zamanda da Avrupa’dan ithal etmiş olduğu malların miktarını da 1967 yılındaki ithalat listeleri esas alınmak üzere yüzde 5 oranında arttıracakmış. Ne demek bunun manası? Bunun manası, siz sanayileşmeyeceksiniz, siz bize bağlı bir ülke olarak kalacaksınız. Neden? Çünkü biz 1977 yılında hükümetteydik ve Türkiye’ye 80 bin traktör ithal edildi, biz bir yandan traktör sanayini kurarken, tarımın gelişmesi için sanayinin kurulmasını bekleyemezdik, dışardan ithal ettik 70 bin-80 bin traktör. Şimdi siz bunu baz alacaksınız, her sene yüzde 5 daha fazla ithal edeceksiniz, ne münasebet! Bunu biz yapacağız, biz ihraç edeceğiz; ithal etmeyeceğiz. Niye bunun ithalatını kolaylaştırmak için her sene yüzde 5 gümrüğünü indirecek mişiz? Neden miş? Gümrükleri birleştirelim, indirelim. Hay hay. Biz Türkiye’nin sıhhatli bir şekilde güçlenmesini istiyoruz. 22 yıl sonra gümrüklerin sıfır olmasına razıyız ama bir şartımız var: Bunu neye göre yapacağız?.. Siz önce sanayi mamullerinde gümrükleri indirin, diyorsunuz. Hayır, biz diyoruz ki; tarım mamullerinde indirelim. Önce domateste gümrükleri yüzde 5 indirelim bakalım… Bizim ihraç edeceğimiz mallarda indirelim, bizim ihracatımız gelişsin. ESAM. O gün milleti aldatılması propagandaları karşısına çıkmış; "hayır" demiş, "Milli Görüş sizin bu gidişatınızı kabul etmez, bu Türkiye’yi müstemlekeleştirmek hareketidir, bu kabil anlaşmaları kabul etmiyoruz, tasvip etmiyoruz, bunları yaptığınız için ülkeye iyilik yapmadınız" denmiştir. Ve buna dayanarak Meclis’e Millî Görüş’ün ilk gensorusu verilmiştir. Ankara Anlaşması hakkındadır bu gensoru. Ve bu gensoru vasıtasıyla Millî Görüş, Meclis’te ve milletimize böylece açık bir şekilde fiilen icra edilmek üzere gösterilmiştir ve gösterilmeye başlanmıştır. Bunlar büyük hizmetlerdir. Daha yolun başında uçuruma, bir felakete giderken bugün içine düşülmüş olan felaketi 36 sene önce, 40 sene önce Millî Görüş işaret etmiştir. Hayır, bu tarafa gitmeyin, Millî Görüş’ü esas alın, Türkiye’yi müstemleke yapmayın… İşte ESAM bu görevleri yapmış bir müessesedir.

Biz Allah’ın en büyük nispette genç nüfus verdiği bir ülkeyiz

Öbür taraftan, bir yandan sömürgeleşmeyelim diye, lider ülke olalım diye bu çalışmalar icra edilirken, millet daima aldatılmıştır. î Başa Denmiştir ki; efendim, biz ırkçı, emperyalist güçlerle iyi geçinmezsek (hâlâ aynı propagandayı yutturmak isteyenler var) eee o takdirde kendi gücümüzle ayakta duramayız, ekonomimizi yürütemeyiz, yaşayabilmek için onlara muhtacız, onlarla iyi geçinmeliyiz.

ESAM, Millî Görüş buna da daha ilk günden karşı çıkmış, ne münasebet, niçin kendi imkanlarımızla ayakta duramayacakmışız demiş ve ekonomide milli çözüm çalışmalarını yürütmüştür. Uzun yıllar Türkiye’mizin hangi zenginliklere sahip olduğunu ve bunlardan kurulacak projelerle ne büyük gelirler elde edileceğini gösteren konferanslarımız içinde hatırlayanlar vardır. Bu konferanslarda, ekonomide milli çözümde Türkiye’ye Cenab-ı Allah’ın bütün ülkelere nazaran vermiş olduğu 7 müstesna nimet açık bir şekilde millete anlatılmıştır. î Başa Biz Allah’ın en büyük nispette genç nüfus verdiği bir ülkeyiz. Şu nimetleri tanıyın. Bundan başka, bütün dünyanın merkezindeyiz. Bundan başka, eşsiz bir tarihe sahibiz. Bundan başka, en kıymetli madenlerin sahibiyiz. Bundan başka, en geniş ormanların sahibiyiz. 7 türlü iklime sahibiz, her türlü tarıma elverişli imkanlar Türkiye’de mevcuttur. Bütün bunlar bir bir hangi projeler uygulandığı zaman, hangi büyük milli gelire katkılar yapılabilir projeler halinde, 40 proje halinde kitabımız hâlâ ortadadır. Projeler halinde gösterilmiştir.

Niçin? Önce 75 milyona inandırmak ki, sakın ha bu taklitçilerin, bu işbirlikçilerin narkozlamasına aldanmayın. Biz pekala kendi gücümüzle ayakta dururuz, pekala güçlü bir devlet oluruz. Tam tersine, aldanıp da onlara tabi olduğumuz zaman sömürülürüz, uşak oluruz ve sürünürüz. ESAM işte 40 sene öncesinden, ekonomide milli çözüm çalışmalarını, bu ana maksadı, bu büyük hizmeti yapmak için yürütmüştür ve bunlar hususunda senelerce çok önemli adımlar atılmıştır. Bunlar sadece ESAM çalışması olarak kalmamış, 74-78 arasında kurmuş olduğumuz 3 hükümette ve 96-97 yılında kurduğumuz 4’üncü hükümette aynı zamanda ekonomide milli çözüm esasları uygulanmaya konmuş ve fiilen Türkiye’nin sanayileşmiş bir ülke olması, insanlarının en büyük gelir seviyesine sahip olması ve hiçbir zaman dış güçlere muhtaç olmadan kendisinin kuvvetli bir ekonomiye sahip olabileceği fiilen gösterilmiştir. ESAM bunun fikir babalığını yapmış, hükümetler de bu Millî Görüş fikirlerinin uygulamalarını yaparak hem delilleriyle fikir olarak, hem de uygulamasıyla bu gerçekler aslında milletimize gösterilmiştir. Diğer yandan, size şimdi 2 tane istikamet söyledim. Bu istikametlerden 1 tanesi, dedim ki; millet sömürgeleştiriliyor, bu istikamete gidilmemeli, bunun ilk farkına varan ESAM’dır. İkincisi; sakın aldanmayın. Başkalarına köle olmaya mecburuz propagandasının hiçbir kıymeti yoktur. Biz kendi gücümüzle ayakta durabiliriz, bu çalışmalar yapılmıştır.

î Başa Müslüman ülkelerin oluşturduğu Birleşmiş Milletler kurulmalıdır

Peki öyleyse bizim hangi istikamete gitmemiz lazım, işte bunun için de Müslüman ülkelerle işbirliği çalışmaları istikametinde çok önemli çalışmalar yapılmıştır. Bizim gitmemiz icap eden istikamet budur denmiştir ve bunun bütün gayretli adımları atılmıştır. Demin sinevizyonda gösterildi. Herkes biliyor ki daha 40 sene önceden yeryüzünde barış ve huzurun temini için başkalarını ezmek için değil, ezilmeleri önlemek için. Tıpkı Osmanlının ve Selçuklunun bin yıl yaptığı gibi bugün de yine ‘yeryüzünde bütün insanlığın huzur ve barışın teminatı için 5 adımın atılması lazımdır’ sözü 40 sene önce söylendi. Bir, önce Müslüman ülkeler Birleşmiş Milletleri. Ne demek bu? ‘60 tane bağımsız Müslüman ülke ve 140 tane başka idarelerin altında yaşayan Müslüman toplulukların hepsinin temsilcisini ihtiva eden bir Birleşmiş Milletler kurulmalıdır. Böylece yeryüzündeki 1,5 milyar Müslüman’ın tek bir kuvvet olarak ağırlığını dünya siyasetine koyması sağlanmalıdır ve bugünkü yanlış kurulmuş olan Birleşmiş Milletlerin yerine bunun adil düzene dayanan hakikisi insanlara faydalısı, hakkı üstün tutanı kurulmalı, örnek olarak gösterilmelidir’ denmiştir daha o zaman. Çünkü bugünkü Birleşmiş Milletler 1. Avrupa Konferansı olarak kuruldu ve bir galipler kurulu olarak kuruldu. Bir yandan demokrasi ve insan hakları hürriyetlerden dem vurarak bunu kurdular. Öbür yandan bir güvenlik konseyi olarak biz galip ülkeler burada veto hakkına sahip oluyoruz. Bizim istemediğimiz şey yapılmayacak. Bu nasıl Birleşmiş Milletler? Nasıl demokrasi bu? Nasıl bir insan hakları bu? Onun için de bu birleşmiş milletler kurulduktan bugüne kadar hiçbir işe yaramamıştır. Dünyadaki hiçbir zulmü önlememiştir çünkü kuruluşu yanlıştır. î Başa Çünkü dünyanın kuruluşu batılıların eline bırakılamaz. İşte bunları fiilen göstermek için bak Birleşmiş Milletler nasıl olmalıdır diye Müslüman ülkeler kendi Birleşmiş Milletlerini kurmalıdır.

Avrupa Birliği gibi sömürü ekonomik topluluğu yerine adil bir düzene dayanan ekonomik topluluğu Müslüman ülkeler kendi aralarında kurarak örnek teşkil etmeli ve kendi aralarındaki işbirliğini arttırmalıdır. Ondan sonra kendi para biçimine geçmelidir. Yeryüzünde hakkın adaletin korunması için kendi NATO’sunu kurmalıdır. Şimdi bugünkü NATO İslam’a karşı çalışıyor. O zaman da komünizme karşı sizi koruyacağız diye kurulmuş olmakla beraber hep kuvveti üstün tutan bir zihniyetin temeli esas alınarak kurulmuştur. Temel çekirdek yanlıştır. î Başa Bunların yerine ‘hayır bütün insanlar eşittir, herkes bu dünyada adil bir düzen içerisinde yaşamalıdır’ fikrini koruyacak olan Osmanlı ve Selçuklunun tarihte yapmış olduğu görevi yapacak olan Müslüman ülkeler savunma işbirliği teşkilatını kurulması esas alınmıştır.

Bu işbirliği teşkilatın ne yapacak bütün Müslüman ülkelerin savunma araç ve gereçlerini normlaştıracak bunları kendisi üretecek ve böylece 1,5 milyarlık bir âlemin müşterek gücüyle Osmanlı ve Selçuklunun yaptığı gibi yeryüzünde hak ve adalet korunacaktır.

î Başa İnsanlığın saadeti, İslami bir medeniyetle sağlanabilir

î Başa UNESCO’nun yerine gerçeği kurulmalıdır. Şimdi bugünkü UNESCO, ‘biz kültür geliştirmeleri için kurulduk’ diyor. Kurdunuz da ne yaptınız? Bir eserini inceliyorsunuz baştan sona kadar firavunları medhediyor.

î Başa Mısır en büyük medeniyetmiş. Ne medeniyeti. Ukubeti üstün tutan zalim ilahlık iddia eden insanlığa felaketten başka bir şey getirmemiş bir zulüm düzeni. Bu zulüm düzenini methederek hangi kültüre hizmet edeceksiniz. Eski Roma’yı ve Yunan’ı almış bunları tanıtıyor. Bunların kazılarını gösteriyor ve bunları methediyor ‘bunları örnek alın’ diyor. Sen muzır bir kuruluşsun. Niçin? Çünkü bunlar kuvveti üstün tutan kuruluşlardır ve bunların örnek alınması insanlığı sadece vahşete sürükler de onun için. Bunu Batılı kafa anlamaz.

Bu iyi niyetli hareketin elbette Milli Görüş tarafından ortaya konulması lazımdı. Elbette bundan dolayı ESAM 36 yıldan beri bu söylediğimiz 5 tane adımın atılması hususunda gereken fikriyatı yaptığı gibi bunların gerçekleşmesi için de uzun yıllar çalıştık.

î Başa 8 tane Müslüman ülke bir araya geldi çekirdek oluşturuldu

29 Mayıs İstanbul’un Fethi gününün arkasından Müslüman ülkelerin kıymetli devlet adamları, ilim adamlarıyla beraber işbirliği toplantıları yaparak bu fikirlerin her tarafa yerleşmesi için gayret edilmiştir.

Bunlar paha biçilmez değerde büyük hizmetlerdir. Bu hizmetlerin yanında aynı zamanda bilindiği gibi D-8’lerin de tanıtılmasına çalışılmıştır. Yine bu istikamette D-8’ler hepimizin bildiği gibi yeni bir dünya kuruluşu olmak üzere küresel çapta en üst düzeydeki bir kuruluştur. Yeni bir dünya kuruluşudur. Burada 8 tane Müslüman ülke bir araya gelmiş çekirdek oluşturulmuş. 1 milyarlık bir nüfus meydana getirilmiştir. Bu bir çekirdektir. Yola çıkmış çekirdeği teşkil etmiştir. İşbirliğine başlamış projeleri taksim etmiş kolları sıvamış. Bunun arkasından î Başa 2. hedefimiz bütün Müslüman ülkeleri ve ezilen ülkeleri yani Rusya’sı, Çin’i, Hindistan’ı dâhil 5 milyar ezilen sömürülen insanın hepsini biz adil bir dünya düzeni etrafında toplayacağız prensibini ele almıştır.

Peki, bir araya gelecek daha sonra ne yapacaksınız? Bizim gayemiz sadece 5 milyara değil. 6 milyar insanın hepsine hizmettir. O takdirde kendini gelişmiş sayan ülkeleri de bu sefer bir yuvarlak masa etrafında toplayacağız.

Onlara, ‘Oturun bakalım buraya, yeni dünya sizin kuvvet ve prensiplerinize göre değil, adil düzen prensiplerine göre kurulacaktır’ diyeceğiz. ‘Herkes saadet bulacak’ diyeceğiz ve buna uymak için de gereken müeyyideyi elimizde tutacağız. Çünkü bunlar laftan anlamazlar. Müeyyidesiz bunlara bir iş yaptırmak mümkün değildir. İşte yeni dünyanın adil esaslara göre kurulması prensibi gözetilerek D-8’ler kurulmuştur. Bunların hepsinin fikriyatı için ESAM’ın sayısız katkıları olmuştur. Bundan sonra 3 ana istikamet var. 3 istikameti bir kez daha özetliyorum. Bunlardan birincisi demin de ifade ettiğim gibi ESAM’ın ilk özel çalışması sömürgeleşmeyeceğiz. Yani Avrupa ekonomik topluluğu çalışması bir ana fikrin tatbikatıdır. Lider ülke olacağız. 2. Ana istikamet ise biz mutlaka emperyalist güçlere köle olmak mecburiyetinde olmak zorunda değiliz. Ekonomide milli çözüm vardır. Kendi gücümüzle kalkınmak mecburiyetindeyiz. 3- Gidilecek yol, Avrupa Birliği’ne kul köle olmak değil, önce İslam birliğini kurmak, D-8’ler vasıtasıyla yeni bir dünyayı kurmak yoludur. Bu istikametlerde çalışma yapılırken çok önemli bir istikamet ise yeni bir dünya düzeni nasıl kurulacak? Bunun için de uzun yıllar adil düzen çalışmaları yapılmıştır. Yeni dünya düzeni 6 milyar insana saadet getirmek üzere adil bir düzene dayanmak üzere yapılmak mecburiyetindedir. Başka türlü saadete erişilemez. Bu düzen nasıl bir düzen olmalıdır? Günümüzde bu nasıl uygulanacaktır? İşte ESAM bu noktada elinden gelen çalışmayı yapmıştır. Görülüyor ki bir çok araştırma kurulu vardır.

î Başa Bulunduğumuz nokta Emperyalistlerin azgınlaştığı noktadır

Görülüyor ki birçok araştırma kuruluşu çok iyi niyetle, gayretle çalışmaktadır. Ama ESAM, bütün bunların üstündedir ve hepsini kucaklamıştır. Bu çalışmalar yürütülürken, bugün yeni bir döneme başlamak üzere yeni binamızı açmış bulunmaktayız. Bu yeni dönemde nerdeyiz, ne yapmalıyız? Bulunduğumuz nokta nasıl bir noktadır? Bulunduğumuz nokta, bilindiği gibi yeryüzündeki ırkçı-emperyalist güçlerin 5 bin yıldan beri güttükleri amaçlarını gerçekleştirmek noktasında artık azgınlaştıkları bir noktadır. Bunun için, birçok Müslüman ülke işgal edilmiş, görülmemiş zulümler işlenmiş ve bütün dünya kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu zihniyetle bizim kan davamız yok. Bu zihniyetle intikam hesabımız da yok. Bizim sadece bütün insanlığa saadet getirme hesabımız var. Bu saadeti getirmeye çalışırken, bir zihniyet karşımıza çıkıyor ve "Hayır! Bütün insanlık değil, yalnızca biz mesut olacağız. Biz üstün ırkız, efendiyiz, diğerleri ise bizim boyunduruğumuza girecek" diyor. Biz bu zihniyeti dostane bir şekilde ıslah etmeye mecburuz ve yeryüzüne hakkın hâkim olması için çalışıyoruz. Yoksa kimseye ne düşmanlığımız, ne husumetimiz ne de kan davamız yoktur. Biz bilakis onların saadeti içinde çalışıyoruz. î Başa Bu emperyalistlerin zihniyeti "Ya öleceksiniz ya da kölemiz olacaksınız" şeklindedir. İşte bugün Irak’ta, Afganistan’da ve Filistin’de yapılan şey budur.

Öyleyse yapılması icap eden husus, şu içinde bulunduğumuz gün içinde, bütün insanlığa saadet getirmek için çok büyük bir gayretle çalışmak mecburiyetidir. Çünkü insanlığın saadeti Milli Görüş’tedir. Milli Görüş’ün tanıtılıp yaygınlaştırılması en büyük hizmettir. Her zaman tekrar ettiğimiz bir şey vardır: Bunu insanları ikna etmek için açıkça üç kelimeyle ispat ediyoruz. î Başa Size söylediğimiz ırkçı-emperyalist zihniyetler Batı’yı ellerine almışlardır. Batı ve onun arkasındaki bu zihniyetin inanç ve medeniyetine bakıldığı zaman, bu medeniyetin saadet getiremeyeceği görülür.

Bizim medeniyetimizin, Milli Görüş’ün dayandığı, yani Selçuklu ve Osmanlının dayandığı temel inanç medeniyeti ancak insanlığa saadet getirebilir. Çünkü bu inanç İslam’ın ulvi prensiplerine dayanarak teşekkül etmiş bir inançtır. Saadet de ancak bununla elde edilebilir. Hâlbuki Batı’nın temellerini Hıristiyanlık teşkil etmektedir. Neden Hıristiyanlık saadet getiremez, neden ancak İslam’la elde edilebilir? Çünkü bu medeniyetler mukayese edildiğinde üç temel taş ile mukayese edilmelidir. Birincisi, bu medeniyetin Allah inanışı nasıl, ikincisi bu medeniyetin insana bakışı nasıl, üçüncüsü bu medeniyetin tabiata ve çevreye bakışı nasıldır? Bu mukayeseyi bir cümlede yaparsak: İslam tevhid esasına dayanıyor. Tüm peygamberler bu temele dayanır. İnsanlara saadet getirecek bir medeniyetin bu kadar akli, doğal ve gerçekçi bir temele isnat etmiş olması şarttır. Buna mukabil, Batı medeniyetinin temeli ise Allah üçtür diye işe başlıyor. Bu nasıl oluyor? Allah kâinatı yaratan, yaşatan ve yönetendir. Bunun üç olması mümkün değil. Üç ise söyle, İsa aleyhi selam nereyi yaratmış? Haşa! Hz. Meryem nereyi yarattı? Ruhulkuddüs nereyi yarattı? Haşa!

Bunlar nereyi yaşatıyor ve yönetiyorlar? Aralarında bir ihtilaf çıkarsa aralarını kim yapıyor? Bunları sorduğumuzda bu medeniyetin özünü temsil eden papazlar: ‘Bu sualleri sormayacaksınız. Bizim dinimiz de akıl geçmez’ diyorlar. İşte bitti. Ona Allah inancın nasıl dedim, bana ‘aklı bırakacaksın’ diyor. Peki insan inanışın nasıl diyorum, diyor ki ‘insan günahkar doğar’ Bizim dinimizde ise insan tertemiz doğar, daha sonra bir takım yanlış etkilerin altında kalarak yanlış yollara sapabilir. İnsanı o etkilere karşı korumak lazım doğru yolda yürümesi için. Ama onlar ‘insan günahkâr olarak doğar, papazın vaftizi bile onu bu günahtan temizlemez, bütün hayatı boyunca hürriyeti olmayacak’ diyor.

Bu tabiat Allah’ın biz kullarına verdiği bir emanettir

Allah inancını sordum,’ aklın olmayacak, insan inancını sordum hürriyetin olmayacak’ diyor. Peki çevreye ne gözle bakıyorsun diyorum, î Başa ‘bizim kökümüz eski Yunan’a, Roma’ya gider, o da Firavunlar’a gider, biz çevrenin sahibiyiz’ diyor.

Müslümanlıksa hayır, biz çevrenin tabiatın sahibi değiliz, bu tabiat Allah’ın bize verdiği bir emanettir. İbrahim aleyhisselam ‘kıyamet koparken bile bir ağaç dikebiliyorsanız dikin’ diyor. Neden? Çünkü bu tabiat bize emanettir ve bizden sonraki nesillere bunu daha da verimli bir şekilde bırakmak bizim için bir ibadettir de onun için. Batılı ise eski firavunlar gibi, ‘ben sahip olduğum şeyin ilahıyım, vurur kırar ve öldürürüm’ diyor.

İşte bugün Filistin’de ve Irak’ta gördüğümüz şey bu temel yanlışlıktan kaynaklanıyor. Sizin medeniyetinizin temeli böyle olursa sonuçta bunlar meydana gelir. Düşünün ki bunların muharref kitabında: ‘Elinizdeki esirlerin kemiklerini kırın ve yok edin’ diyor. Böyle bir zihniyetten, böyle bir inanıştan elbette ki insanlık saadeti doğamaz. İnsanlık saadeti, bizim milletimizin tarihinde uyguladığı ve gösterdiği gibi ancak İslam’ın ulvi prensiplerinden yararlanan bir medeniyetle sağlanabilir. Ancak Milli Görüş’le tesis edilebilir. Bu sebepten dolayıdır ki, şimdi insanlık bir büyük felakete sürükleniyor bu ırkçı-emperyalistlerin elinde. Öyleyse Milli Görüş’e daha büyük bir görev düşüyor. Milli Görüş’e görev düştü mü ESAM’ın görevi de artıyor demektir. ESAM nedir anlatmak istiyorum size. Yıllarca önce BM’nin Yeni Dünya Düzeni Komisyonu Başkanı Nobel ödülü sahibi Orwin Lazlo’yu Adil Düzen çalışmaları için Türkiye’ye davet etmiş, uzunca bir süre kendisiyle beraber çalışmıştık. Bu çalışmalar devam ettiği esnada, kendisi İstanbul Samatya’daki sinemada bir konferansa verdi. Bu konferansta bizzat kendisi şunları söyledi:

İnsanlığı felakete sürükleyen hareketleri fikir yoluyla yönünden çevirebilirsiniz

Beni Milli Görüş’çüler davet ettiler. ‘Size biz adil bir düzenin nasıl kurulabileceği hakkında size brifing vereceğiz’ dediler. Ben bu teklifi büyük bir alaka ve memnuniyetle kabul ettim. Sebebini söyleyeceğim. Neden büyük ilgi gösterdim? Dinledim ve gördüm ki benim hayatım boyunca en ideal olarak düşündüğüm prensiplerin hepsi matematiksel bir disiplini içerisinde bir nizam olarak önüme konuyor. O gün ben yeniden doğdum ve o büyük etki altında şu salonda bulunan insanların hepsine söz veriyorum ki, bu Milli Görüş çatısındaki insanlar ne zaman isterlerse emirlerine amadeyim. Gelip her türlü katkıyı yapmaya hazırım. Ben yeniden doğdum ve çok etkilendim. Gerçekten bütün insanlığın saadeti için, adil bir düzenin tesis edilmesi için bu ilmi çalışmaları yapmış olmak her türlü takdirin üstündedir. Neden bu teklifi yaptıklarında hemen kabul ettim, î Başa çünkü ben meteorolojideki şimetterlink olayını bilen bir insanım. Bundan yıllar önce çok büyük bir kasırga Avustralya’nın güneyinde teşekkül etmiş. Bu kasırga kuzeye doğru yürüyor. Şimdi Hint ve Çin’e gidecek ve milyonlarca insanın hayatına son verecek. Her türlü enerjiyle dolmuş ve insanlığın üzerine gidiyor. Ve tüm insanlık da bunu izliyor. Herkes büyük bir felaket beklerken bir baktık ki, bu büyük kasırga Avustralya’yı geçtikten sonra Hint ve Çin’e gidecekken, yön değiştirerek yönünü okyanusa çevirerek bütün enerjisini okyanusa boşalttı ve insanlık büyük bir felaketten kurtuldu.

î Başa Şimdi meteoroljistler, fizikçiler ve kimyacılar bütün bunlar seferber oldular ve bu muazzam güç, Avustralya’nın kuzeyinden gelip her şeyi kasıp kavurması ve Asya’ya yönelip her şeyi kasıp kavurması gerekirken, nasıl oldu da yön değiştirdi de okyanusa tüm enerjisini dökerek yok oldu? Bunu incelemeye başladılar. Sonunda ittifakla tesbit ettikleri husus şudur:

î Başa Meğer tam o tarihte, Avustralya’da kelebekler bir yerden bir yere göç ederlermiş. Bu göç esnasında o kelebeklerin kanatlarının o hafif çırpıntıları birleşerek bu muazzam gücün yön değiştirmesini sağlamış.

Bütün bunları o konferans esnasında niçin anlattı? Dedi ki, fikri çalışmalar o kadar önemlidir ki kasırga halinde insanlığı felakete sürükleyen bir çok hareketleri, bir kelebek kadar etkisi olan fikir yoluyla yönünden çevirebilirsiniz. Ben bunu bildiğim için size bu konuda bilgi vereceğiz dediklerinde buna çok büyük önem verdim. Çünkü yıllardan beri BM bünyesinde Yeni Dünya Düzeni Komisyonu başkanı olarak bunlar çalışmalarımın temelini teşkil ediyor. ‘Belki yanlış yolda gidiyoruz ve bunları düzeltmem gerekir’ dedim. Öyleyse bu kelebek kanatlarının hareketlerinden, bu fikir çalışmalarını dinlemeliyim dedim. Dinledim ve gerçekten ben yönümü değiştirdim." demiştir. Ne konuşuyoruz biz? î Başa ESAM, insanlığı felakete götüren büyük kasırgaların yönünü değiştirecek olan o kelebeğin ta kendisidir.

î Başa ESAM, bugün her zamankinden daha büyük önem kazanmış bulunuyor

İşte günümüzde yaşadığımız çok büyük dünya olayları yüzünden nasıl Milli Görüş her zamankinden daha büyük önem kazanmış ise ESAM’da bugün her zamankinden daha büyük önem kazanmış bulunuyor. Öyleyse binamızı da değiştireceğiz, yeni dönem çalışmalarımızda gayretlerimizi de artıracağız. Sebepler açıktır. Hadiseler apaçık gözümüzün önündedir onun için binayı değiştiriyoruz. Onun için vitesimizi değiştiriyoruz. Değiştirip ne yapacağız? Bundan önce üç istikamette çalışıyorduk. Neydi onlar?

Birincisi Milli Görüş’ün ihtiyacı olan ilmi araştırmalar yapmak, ikincisi başta üniversiteler olmak üzere bütün araştırıcıları buluşturmak ve üçüncüsü her türlü araştırma münasebetlerini kucaklayıp koordine edip faydalı istikamete yönlendirmek için elden gelen gayreti göstermek.

Şimdi bu üç istikameti ve dördüncü istikameti ilave ediyoruz; başta D-8’ler olmak üzere ezilen ülkelerin paralel kuruluşlarla sadece Türkiye ile değil paralel kuruluşlarıyla en yakın koordinasyonun sağlanması… Ve hep beraber barış ve adil bir dünyanın kurulması için birlikte çalışmanın sağlanması bu görev ESAM’a düşüyor. Niçin? Onlardan bunu beklemek imkânı yok da onun için. Çünkü bu haklı üsluptan bir zihniyetin Milli Görüş’ün yapabileceği bir iş kaba kuvveti üstün tutan görüşlerin veya şuursuz görüşlerin bu hizmeti yapmaları mümkün değil. Nimet mükellefiyeti doğuruyor.

Bu nimet ESAM’a verilmiş. Öyleyse ESAM bu mükellefiyeti taşımaktadır. Dördüncü bir istikametimiz budur. Bununla da kalmıyoruz. Bunun yanında D-8’ler başta olmak üzere ezilenlerin hepsinin yeni bir dünya etrafında kurulması için şuurlanmaları çalışması…

Fikir kirlenmeleri hususunda çok yoğun çalışmalar yapılmaktadır

Şuurlanma ve bunların hepsinin yeni bir dünyayı kurmak hususunda azmetmelerinin temin edilmesi. Bu fikri gelirler olacak bir husustur öbür taraftan bunu gerçekleştirmek için bu ülkeler arasındaki siyasi, ekonomik ve aynı zamanda da teknolojik atılımları sağlayacak olan kuruluşların kurulması ve bunlara bu hedeflerin verilmesi onun için ESAM’a paralel kuruluşların aynı şuura getirmemiz lazım ki onlar da kendi ülkelerinde bunları anlatsınlar. Çünkü adil bir dünyanın kurulabilmesi, bir barış dünyası, î Başa herkese saadet getirecek bir dünyanın kurulabilmesi için bugünkü kaba kuvveti üstün tutan güçlere karşı mutlaka müeyyide kullanmak lazım. Bunlar sözden anlamazlar. O müeyyiden tesisi için siyasi irade ekonomik kalkınma, bağımsızlık ve aynı zamanda da teknolojik öncelik elde edilmesi mecburiyeti var ki bu müeyyide tesir edilebilsin.

Bu gerçekleri onlara anlatmak, duyurmak bu yolda çalışmalarını temin etmek ESAM’ın yeni çalışma istikametin esasını teşkil etmektedir. Bundan başka günümüzde fikir kirlenmeleri hususunda çok yoğun çalışmalar yapılmaktadır.

İnsanlarımız bir takım tabirlerle aldatılıyor. Mesela çağdaşlık bu maksatlı olarak uydurulmuş bir laftır niçin uydurulmuş. Bu kelime adına sen kendi temel esaslarından fedakârlık yapacaksın. Ne münasebet!!! Çağdaşlığı mağdaşlığı bırak arkadaş. Bizim sana bir sualimiz var, ‘sen saadeti istiyor musun istemiyor musun?’ Bırak kuru lafları da asıl meselenin cevabını ver bakalım. Saadeti istiyorsan o zaman o saadeti meydana getirecek olan şartlara uyman lazım. Sen çağdaş olmuşsun da ne olmuş?

Paris’te görüyoruz ezilen insanlar dinamit gibi patlıyor

Bütün gençlerin alkolik oluyor. Aile diye bir şey kalmamış. Kurmuş olduğun ekonomi sadece sömürüye dayanıyor. Bu sömürüden dolayı da işte şimdi Paris’te görüyoruz ezilen insanlar dinamit gibi patlıyor. Bunu yıllarca önce İngiliz Karsen, İsveç Dışişleri Bakan Yardımcısı kitabında yazdı dedi ki: ‘Bakınız ben Müslüman ülkeleri tanıyorum. Müslüman ülkelerde hiçbir zaman İran’daki bir bakkal gidip de Avrupa’yı işgal edeyim’ diye aklından bir şey geçirmez. Ben o ülkelerde çok yaşadım biliyorum. Ama bizim Avrupa’da gelip bizi işgal edecek diye bir korku var. Bak size açıklıyorum ey Avrupalılar. Nostradamusun o söylemiş olduğu sözlerin tefsirinin hiçbir kıymeti yoktur. Bunlar gelip de sizi işgal edecek değiller ancak sizin şehirlerinizin varoşlarında bombalar var. Bunları da siz ihdas ettiniz. Çünkü bu insanlara zulüm ettiniz, haklarını yediniz. Şehirlerin kenarında yaşama mücadelesi veriyorlar. Bu zulmü de kesmeyip arttırıyorsunuz. Bunlar bir gün patlayacak, asıl bundan korkun.’

Bu yirmi sene önce yazdığı kitapta söylediği sözlerdir. Şimdi yirmi sene sonra söyledikleri ortaya çıkıyor. Niçin patlıyor? Adil bir düzen olmasa, sömürü düzen olursa elbette patlamaktan başka bir şey olmaz. Nitekim Orwin Lazlo’nun on iki tane kıyamet alameti içerisinde saydığı alametlerinden bir tanesi bugün Afrika’ya tatbik edilen ekonomik sömürücülüktür.

Çünkü diyor ki, ‘bugün Afrika’da beş yüz milyon insan var. Bu insanların içinde iki yüz milyonu aç. Ama kırk sene sonra bir buçuk milyar insan olacak. Çünkü nüfus hızla artıyor ve bu bir buçuk milyar insanın içerisinde bir milyarı aç olacak.Bu bir milyar aç insan gelecek Avrupa’nın bütün dükkânlarının camlarını kıracak ve kıyamet böyle kopacak. Kıyamet sebeplerinden birisi de budur’ diyor.

Yani ekonomideki haksızlık sömürü düzeni Halil bir düzen kurmamış olmaktan dolayı bu patlamalara sebep olacağını Orwin Lazlo kıyamet alametleri arasında sayıyor.

Biz ne konuşuyoruz konuştuğumuz şey şudur, ‘bu yanlış zihniyetin teşhisini yapmak ESAM’ın vazifesidir. Buna mukabil tedavi çalışmalarını orta yere koymak da ESAM’ın vazifesidir.’

Öyleyse onlara bakınız şu meydana gelen olayın sebebi şudur diye doğru teşhis göstermeliyiz. İkaz etmek için faydalı olmak için ve bunun çaresi budur diye de doğrusunu göstermeliyiz Efendim ESAM’ın üzerine o kadar çok görevler yüklüyorsunuz ki ESAM’a verilen büyük nimetler bu görevleri yüklüyor.

Tedavi çalışmaların yapmak ESAM’ın bir görevidir

Şartlar bunları meydana getiriyor. Bunun için bu hususta şu sekiz istikamette çalışmalarımızı bu yeni binaya taşındık yürütmemiz lazım. Bir kere daha birinci istikametimiz bütün Milli Görüş ihtiyacı olan çalışmaları yürütmek, araştırmaları yapmak bunun için tabi diğer araştırma kurumlarıyla işbirliği yapmaktır. İkincisi bütün araştırıcılar üniversite mensubu insanlarımızı hayır yolunda teşvik etmek insanlığın saadeti yolunda teşvik etmeye hakkı üstün tutan zihniyete teşvik etmeye gayret etmek lazım.

Araştırma müesseselerini aynı istikamete sevk etmek bir görevdir. Şimdi D–8’ler başta olmak üzere ezilenleri araştırma müesseselerine yönlendirmek yeni bir görevdir. Kaba kuvveti üstün tutan zihniyetin yaptığı tahribatın teşhisini yapmak ESAM’ın bir görevidir. Tedavi çalışmaların yapmak ESAM’ın bir görevidir. Nasıl olacak da insanlık saadet bulacak bundan başka bütün ezilen ve sömürülen ülkeler içerisinde, bunların yeni bir dünya kuruluşu hakkında şuurlanmaları için koordinasyon merkezi görevi yapmak ve î Başa beklenen ikinci Yalta Konferansı’nın hazırlıklarını yapmak ESAM’ın bir görevidir.

Bütün bunlar ESAM’ın çalışma istikametlerini göstermektedir. Öyleyse bulunduğumuz noktada, bütün dünya şartları bizim hareket noktamız şefkat olduğu için, Milli Görüş’ün gayesi de hiç istinasız bütün insanlığın saadeti olduğu için elimizden gelen çalışmaları yaparak en büyük hayrı işleyeceğiz. Nasıl 36 yıldan beri, bu gaye ile, en büyük hizmetler yapıldıysa, Bu yeni binaya taşındığımız dönemde de inşallah daha büyük bir gayretle bu hizmetler yapılacaktır. İşte bu açıklamalarla, temennilerle ve bu inanışla, ESAM’ın yeni binaya taşınmasını kutluyoruz, hayırlı olsun diyoruz. ESAM’la ilgili olarak bugüne kadar canla başla çalışan, nasıl candan teşekkür ediyorsak, bundan sonra da aynı şekilde çalışacak olan kardeşlerimize de üstün başarılar ve muvaffakiyetler diliyoruz.Tevfik Allah’tan’dır. Allah’a emanet olunuz. Essalamün Aleyküm. Yeni bina ve burada yapılacak olan çalışmalar hayırlı olsun.

-BİTTİ-

İbrahim Yağan:


î Başa
“NALÇİK YENİ VE DAHA BÜYÜK OLAYLARA GEBE” - ajans kafkas

25.11.2005 - 12:41:44
Kabardey Balkar’ın tanınmış simalarından ve Adıge Xase eski Başkan Yardımcısı İbrahim Yağan, geçtiğimiz Cumartesi günü Kafkas Vakfı’nda düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuşarak son Nalçik olaylarını değerlendirdi.

Kabardey-Balkar’da dini eğitimi olan ve dine ilgi duyan iki kesim olduğunu belirten İbrahim Yağan, bunları yaşlılar ve genç kesim olarak tanımladı. Bu iki yaş grubu arasındakilerin din hakkında bir şey bilmediklerini iddia eden İbrahim Yağan, “Eski neslin din eğitimi orijini olan Türkiye’ye benziyordu ve yumuşak bir anlayışa sahipti. Xabze’yle barışıktı. Yeni nesil ise bu eğitimi yurt dışında, özellikle Arap ülkelerinde aldı. Daha radikaldiler. Geldikten sonra öğrendikleri doğrultusunda yaşamaya başladılar. Diğerleri gibi içki içmiyorlardı v.s. ama bir Adıge kimlikleri vardı. Yoktu diyemeyiz” dedi.

Bir süre sonra devlet kanadından bu yurt dışında eğitim almış gençler üzerinde baskılar oluşmaya başladığını, camilerin kapatıldığını söyleyen İbrahim Yağan şöyle devam etti: “Bu da onları radikalleştirdi. Liderleri iyi ve bilgili insanlardı. Gençlerin yanlış taraflara yönelmelerini engellediler. Moskova ise bunları terörize etmek istiyordu; üzerlerindeki baskıyı arttırarak bunu yaptı. Bu gençler rahat yaşayabilmek için dağlara çekilmek zorunda bırakıldı. Liderlerine, yurt dışına kaçmazlarsa öldürülecekleri yolunda gizliden haberler gönderildi. Onlar da yurt dışına kaçmak zorunda kaldılar. Geride kalanlar da artan baskılar sonrasında kontrollerini kaybederek bu olayları meydana getirdiler. Ama herkes biliyor ki bu olaylar devlet provokasyonudur ve ben de buna şahidim.”

“Nalçik’i değil polis merkezlerini bastılar”

Olay sırasında sokaktaki vatandaşlar baskını “teröristler Nalçik’i bastı” şeklinde değerlendirirken, ilerleyen zamanla birlikte terör olarak nitelendirmediklerini ifade eden Yağan, “Bugün artık ‘çatışma’ olarak değerlendiriyor ve ‘Nalçik’i değil, polis merkezlerini bastılar” diyorlar. Artık bir şeyler tartışılabiliyor” dedi.

“Olayları General Haçim Şogen düzenledi”

Yağan konuşmasına şöyle devam etti: “Bugünkü duruma gelinmesinin asıl sorumlusu Koko Valeri’dir. Koko bugün yok ama bıraktığı miras hala yaşıyor. Yıllarca ülkeyi pervasızca yönetti. Koko’nun asıl varisi de İçişleri Bakanı General Haçim Şogen’dir. Bu adam Koko döneminde de bakandı, bugün de hala İçişleri Bakanı’dır. Vaktiyle menfaatlerini korumak için birçok karanlık işler çevirdi. Şogen bugünkü olayları da organize eden isimdir. 13 Ekim olayları en çok Moskova’nın işine yaradı. Şimdi bunu kullanarak istedikleri kişileri tutuklayabiliyorlar. Ancak bu iş burada bitmeyecek. İlkbahara doğru yeni olayların çıkacağını tahmin ediliyor. Bunun faturası da çok daha ağır olacak. Bu konuda kafa yoruyor ve bir çıkış yolu arıyoruz. Ama ne yapabileceğimizi de bilemiyoruz doğrusu.”

“Hep aynı senaryo”

Bu senaryonun yıllardır sahnelenmek istediğini belirten İbrahim Yağan, beş yıl önce İslamcılar ortada yokken, yani daha çok milli ideallerin hakim olduğu dönemde, İslamcılar’a yapılan baskıların milliyetçileri hedef aldığını ifade ederek, “Adıge Xase üyelerine ağır baskılar yapıldı. İş verilmedi, çocukları okullara alınmadı. Öyle bir duruma gelindi ki neredeyse biz de baskılar karşısında elimize silah alacaktık. Ama çok deneyimli ve bilgili büyüklerimiz vardı; onlar bizi yatıştırdılar. 1992’deki olaylarda hükümet binası basılmak üzereydi; ama büyüklerimiz gençlerin önüne geçip buna engel oldular “ dedi.

î Başa Oyunun yıllardır değişmediğini belirten Yağan, “1930’lardaki olaylara baktığımızda da aynı senaryoyu görüyoruz. Rus tarihine bakarsak her 50 yılda bir çeşitli bahanelerle bölgeye girip nüfusu azalttıklarını söyleyerek

 

şöyle devam etti: “Tıpkı bugün olduğu gibi. Rusya bunları Kafkasya’ya hakim olmak için provoke ediyor. Biz yasalara bağlı olarak yaşıyorduk. Bizi hukuki olarak yıpratamayınca, içimizden bölmeye çalıştılar. Radikal islamcıları da kışkırtan Moskova’dır.”

“Nüfusumuz yetersiz”

İbrahim Yağan, Nalçik olaylarının dışında da değerlendirmelerde de bulunarak, en büyük problemi nüfusun yetersizliği olarak tanımladı. Nüfus az olduğu için istedikleri gibi kullandıklarını belirten Yağan, “Ama Tatarlara bunu yapamazlar. Çünkü nüfusları çok, ekonomileri güçlü. Onlar geçmiş süre içinde dinine bağlı bir nesil yetiştirdiler. Dini eğitimde boşluk bırakılmayınca radikalleşmede olmadı. Bizde, bir taraf radikal İslamcı, bir taraf da radikal komünist kesildi. Kendi halkı için çalışanların sayısı çok az. Entelektüellerimiz çok az ve yetersiz. î Başa Rusya, Kafkasyalılar’ın eğitimli olmasını ve bilinçlenmesini istemiyor.

 

Eğittiklerini de bir Rus gibi yetiştiriyor. Birçoğu Adıge tarihini dahi bilmiyor; hatta öğrenmek istemeyenler bile var. 300 yıldır oynanan oyun aynı.

 

î Başa Yermalov’un “Bize Kafkasya lazım; insanları değil.” sözü bugün hala geçerli.

 

Orada kendimizi Rusya’nın kolonisi gibi görüyoruz. î Başa Moskova, şiddet kullanarak sorunları alt etmekten başka bir şey düşünmüyor” dedi.

“Diaspora sessiz kaldı”

“Bizim için bizden başka kimse çalışmaz; kendimiz çalışmalıyız” diyen Yağan şöyle devam etti: “Son olayların büyük zararı oldu ama sorumlu yine biziz. Başkaları için çok çalışıyoruz ama kendi meselelerimize dönüp bakmıyoruz. Ortaya doğru düzgün bir tez koyamadık. Soykırım hakkında konuşamıyoruz. Herkes korkuyor. Türkiye’den, anavatanına faydalı olan kaç kişi var? İş için Kafkasya’ya gelen 10 kişiden 9’u Türkiye’den geliyor. Ama bunların içinde ideal sahibi olanların sayısı sadece 10 da 1. Kuruluşlarımız, bulundukları ülkelerin devletlerine çalışmaktan başka iş yapmıyor. Yaşadığımız topraklara elbette ayak uydurmalıyız ama kendimizi de unutmamalıyız. Kafkasya’ya buralardan gelenler, “dedelerimiz burada yaşıyormuş” deyip turist gibi gezip geri döndüler. Taleplerimiz varsa dile getirmeliyiz. Ama bugüne kadar bunu yapamadık. “

Konuşmasının içersinde Çerkes örgütlenmelerine de değinen İbrahim Yağan, Kafkasya’da Çerkes kuruluşlarının (DÇB, Adıge Xase) devlete bağlı hale getirildiğini belirterek bunda diasporadan gelen Çerkeslerin de katkısı olduğunu söyledi. DÇB’nin bir nostalji olarak geçmişte kaldığını ifade eden Yağan, “DÇB’de Koko Valeri açıkça, Xaseyi değiştirdiklerini, kabul etmezlerse dışarıdan gelenlere bundan sonra vize verilmeyeceğini söyledi; diasporadan gelenler de boyun eğdi” dedi.

“Kanokov’un samimiyetinden şüphemiz yok”

Kabardey-Balkar’ın yeni Devlet Başkanı Kanokov hakkındaki düşüncelerini de anlatan İbrahim Yağan, Kanokov ‘un Kabardey-Balkar’da doğduğunu, ilk ve orta öğrenimini de burada tamamladığını, üniversiteyi Moskova’da bitirdiğini söyleyerek, “O zamandan beri Moskova’da yaşıyordu. Ama anavatanından kopmadı. Nalçik’e birçok yatırım yaptı. 2002’de KBC’yi Duma’da temsil etmek istedi; ama Koko Valeri aday göstermedi. Moskova’nın en büyük işadamlarındandır. Onu 92’de Abhazya savaşı sırasında tanıdım. Abhaz savaşına bol miktarda yardımda bulundu. 10 yıldır DÇB’yi finanse ediyor, Çerkes Dünyası dergisini de o finanse etti. Samimiyeti ve dürüstlüğünden şüphemiz yok ama başarabilir mi, bilemem” dedi.

HT/ERK

İbrahim Yağan
Hosted by www.Geocities.ws

1