|
İbrahim KARAGÜL [email protected] |
|
| |
î Başa Adı Hussam Tahir Hussam. Kürt kökenli Suriye vatandaşı. ABD provokasyonu ile ayaklanmaların yaşandığı Kamışlı bölgesinden. Suriye istihbaratına mensup. Lübnan'da görev yapıyordu. Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesine ilişkin BM soruşturmasının kilit tanığı oldu. ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa'nın hazırladığı tezgahın kritik isimlerinden biri. "İkna" edildi.
BM'nin Hariri soruşturması için atadığı Alman Savcı Detlev Mehlis'in 15 Aralık'ta Güvenlik Konseyi'nde çıkarılması muhtemel ambargo kararının hukuki dayanağını oluşturan rapor onun ifadelerine dayanıyor. Mehlis'in sorguladığı kişilerin önüne yüzü maskeli olarak çıkarıldı. Ancak 26 Kasım'da Lübnan televizyonunun tuzağına düştü. İlk kez maskesizdi ve kimliği teşhir edildi. Bir gün sonra da Suriye'ye "sığındı". Deşifre olunca gerçekleri açıklamak zorunda kaldı. Bakın neler söyledi. Özetle…
î Başa "Beni bu çevrelerle Lübnanlı istihbarat subayları tanıştırdı. Gözlerim bağlı ve kelepçeli olarak bir mekanda 13 gün bekletildim. Mehlis'e istenen ifadeyi vermem karşılığında 300 bin dolar nakit para, Fransa ve Lübnan vatandaşlığı, yeni bir kimlik, yeni yüz vaad etttiler. Bir Kürt ve Sünni olarak Suriyeyi yöneten 2 milyon Alevi'ye hizmet etmemem gerektiğini, teklif reddetmem halinde Lübnanlı nişanlımı ve yakınlarımı yok edeceklerini söylediler.
Başka seçeneğim yoktu. Mehlis'e neler söyleyeceğimi, Hariri'ye karşı nasıl komplo kurduğumuzu, ne tür patlayıcılar kullandığımızı, suikast öncesi ve sonrası kimleri telefonla aradığımızı ezberlettiler. Günlerce bunları telkin ettiler. Hepsi Suriye'yi suçlamak içindi. Mehlis'in en gözde tanığı oldum. Bir araba ve bol miktarda para tahsis edildi.
î Başa Saad Hariri o kadar memnundu ki, benim için Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'la görüştüğünü, Fransız vatandaşlığı verileceğini söyledi. Mehlis'in diğer tanığı olan ve dolandırıcılıktan suçlu bulunan Muhammed Zuheyir Sıddık'ın raporunu Dürzi lider Velid Canbolat ve Lübnanlı bakan Merwan Hamade hazırladı.
Lübnan New TV'nin sahibi benimle söyleşi yaptı. Ancak anlaşmaya uymadı ve kimliğimi deşifre etti. Tv sahibi Tahsin Hıyyat'ı arayıp neden bunu yaptığını sordum. Bana; "gerçekleri anlatmaktan başka seçeneğin kalmadı, Suriyeliler seni yok eder, bize sığınmaktan başka seçeneğin yok, Viyana'da gerçeği anlatacaksın" dedi. İki şey düşündüm. Ya yalanlarla yaşayacaktım. Lübnan ve Suriye saldırılara maruz kalacaktı. Vatan haini olarak tarihe geçecektim ve şerefsizce yaşayacaktım. Ya da ne pahasına olursa olsun kaçıp bu kirli oyunu ortaya çıkaracaktım. İkincisini yaptım."
"Maskeli tanık" ne kadar doğru söylüyor, neleri abartıyor, neleri gizliyor şu an tam olarak bilmek mümkün değil. Ama Lübnan ve Suriye üzerindeki oyunların bu kadar kirli olduğunu çok iyi biliyoruz. î Başa Alman Der Spiegel dergisi, Mehlis'in dolandırıcı tanığı Zuheyir Sıddık'ın Paris'ten kardeşini arayıp "Zengin olduk" dediği telefon konuşmasını haber yaptı.
El Kaide mensubu iddiasıyla yakalanıp Kandıra Cezaevi'ne konan Suriyeli Lüvey Sakka ile ilgili gelişmeler bundan farklı mı? O da aynı tekliflerle muhatap oldu. Para, kimlik değiştirme, yeni yüz ve Suriye karşıtı ifadeler. Reddederse ölüm ya da CIA uçaklarıyla gizli işkence merkezleri..
î Başa Senaryonun bir ayağı Lübnan'da diğer ayağı Türkiye'de. Ya bu senaryoya ayarlı para trafiği? Kimin parası? Hariri hangi devlet başkanına rüşvet verdi? Ortadoğu'da paylaşılamayan kimliği belirsiz milyarlarca dolarla Hariri suikastinin ne ilgisi var? Yeni işgal senaryoları hangi pastanın paylaşılması için hazırlanıyor? Hangi Arap liderlerinin ve Lübnan'ın namuslu demokratlarının bu işle bağlantısı var?
Ortaya çıkmayacak mı sanıyorsunuz? Aynı senaryolarla Irak'ta on binlerce insan katledildi. Yalanları sonradan ortaya çıktı. Beyrut merkezli yalan ise, daha şimdiden ortaya çıktı. Gerisi çorap söküğü gibi gelecek.
| |||
| Politika Merkezi’nde bu akşamki
konuşmacı Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
idi. Dinledikçe yüreğimi ferahlatan "Şu çılgın ve akıllı Türkler'den" biri... Geçenlerde Alevi Enstitüsü Müdürü ve arkadaşlarını dinlerken de bu duyguları yaşamıştım. Bu tür insanların her biri bilgi ve fedakârlık abidesi adeta. Teşekkürler Dr. Mahmut Koçak ve onun gibilere ki, kurdukları sivil toplum örgütleri ile AB yalakalığı yapmak yerine memleketin çocuklarına söz hakkı veriyorlar. *** î Başa Halaçoğlu’nu ve arkadaşları(sadece dört arkadaş) 1999 yılından itibaren canlarını tehlikeye atarak, belgelere ulaşmak için çok gizli bir şekilde çalışmak zorunda kalmışlar. Dört arkadaşı ve kendisi yurtdışı arşiv çalışmalarını yürütürlerken maillerini bile şifreli göndermek zorunda kalmışlar. î Başa Örneğin; “Ermeni” kelimesi yerine “arkadaş” kelimesini kullanmayı tercih etmişler ki farkedilip arşivlerden çıkarılmasınlar. Sonunda dinledikçe ağzımın açık kaldığı çok önemli belgelere ulaşmışlar. Çalışmalarına başlarken iki temel noktadan hareket etmişler. Halaçoğlu şöyle anlatıyor o kararlarını: î Başa “Birincisi tüm bildiklerimizi ve önyargılarımızı unutmalıydık. Duygusal olmamız halinde yanlışlar yapabilirdik. İkincisi; tezlerimizi Osmanlı arşivleri değil, yabancı ülkelerin arşivlerinden yararlanarak oluşturmalıydık ki dönüp bize, ‘Bunlar sizin arşivleriniz kardeşim, taraflıdırlar’ demesinler.” “Sıfır hata payımız vardı. Yanlış yapmamız halinde bir milleti mahkûm ettirirdik ki, bu yükü hiç kimse taşıyamaz.” ccc3“İnanılmaz şeylerle karşılaştık bu süreçte yabancı ülkeler raporlarını hep çift hazırlamışlardı. Biri gerçek, diğeri senaryo... Biz gerçekleri ele geçirdik.” “Ermeniler'e Fransızlar tarafından silâh dağıtılmış, bir kısım Ermeni de ABD’ye götürülmüş. Sonra da bunlar öldürüldü demişler.” “5 Kasım 1914 tarihli mektup var. Ermeniler İtilâf Devletleri’ne Çukurova'ya çıkarma yapın bizi sizi içeriden destekleyeceğiz diyorlar.” “Yabancı misyonerlerin ve konsoloslukların mektupları var elimizde. Halep Başkonsolosu ‘500 bin Ermeni göçmen geldi’ diyor. Haftada 550 bin altın harcamışlar. ‘Hastalık çıktı Osmanlı Hastane kurdu, biz de destekledik’ diyorlar kendi yazışmalarında.” “Yine belgelerle sabit… Cemal Paşa ordumuzun tayınından keserek muhaceret eden Ermeniler’e dağıtmış. Bu nasıl soykırımı böyle?” “Ceket astarında mektuplar, listeler kaçırılmış. ABD’ye giden Ermeniler’in listesi ile İngiliz ve Fransız ordularında bize karşı savaşan Ermeniler’in isim listelerini yabancı arşivlerde bulduk.” “ABD’lilere göre Anadolu’da o yıllarda 1.500.000, İngilizler’e göre 1.602.000, Osmanlılar’a göre 1.300.000 varmış. 1930 yılında ise İngilizler’e göre 1.200.000 Ermeni tespit edilmiş. Bir de yurt dışına gidenler var. O halde nasıl oluyor da 1.500.000 Ermeni öldürülmüş oluyor.” Daha bunlar gibi onlarca örnek verdi Halaçoğlu "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış" oyuncuların oyunlarından. *** Tam o sırada pencereden bir yarasa girdi salona, uçmaya başladı başımızın üstünden irkildik! “Korkmayın” dedi Halaçoğlu “Bu masum bir yarasa, ben ne vampirler gördüm.” “Tam 100 adet Türk toplu mezarının açılmasında ben şahsen bulundum. Dayanılmaz olaylar yaşandığını tespit ettik. î Başa Bir anne iki evladı kucağında iken tek bir kılıç darbesi ile üçü birden şişlenerek öldürülmüşler. Ve kılıç çıkarılmadan öylece gömülmüşler. î Başa Tam 530 bin Türk öldürülmüş.” *** Şimdi tüm dünya ülkelerini bu belgeleri incelemeye çağırmışlar, gelmiyorlarmış. Çünkü tamamen siyasi bir komplo ile karşı karşıyayız. İki amaçları var; bizde suçluluk üzerinden aşağılık kompleksi yaratmak ve ders kitaplarına “Türkler soykırım yaptı” yazarak bize düşman nesiller yetiştirmek. zaten bunlar haklı olsalardı bizi bir gün dahi beklemeden mahkemeye verirlerdi. Aama bizi siyasl yoldan altedeceklerini, artık kendi parlâmentolarından siyasi “soykırım” kararı bile çıkarmaya ihtiyaçları olmadığını biliyorlar. Çünkü onlar bunun yerine, 3 Ekim 2005 tarihinde bayram yaparak kabul ettiğimiz AB müzakere sözleşmesine, “AP’nun almış olduğu kararlar müktesebatın bir parçası kabul edilerek zaman içinde uygulamaya konulacaktır” şartını bize kabul ettirdiler. O kararlardan biri de sözde “Ermeni soykırımının” kabul edilmesidir. Ne dersiniz? Bu defa yeteri kadar nazik yazdım mı Orhan Pamuk avukatları! Eninde sonunda "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe". |
î Başa İŞTE PEYGAMBERLERİN ÇOK ÖZEL DUALARI - haber vitrini Allah’ın en seçkin kulları olan peygamberler Yaratana nasıl dua etmişlerdi? Kuran-ı Kerim ayetlerinde peygamberlerin duaları nasıl yer alıyor? 30 Kasım 2005 Çarşamba 00:40
|
|
î Başa
Allah peygamberlerinin
dualarını da Kur'an-ı Kerim'de bizlere aktarmıştır. Peygamberler ne
isterler ise Allah'tan istemişler, ama bir usul-üslup dairesinde niyazda
bulunmuşlardır. Peygamber dualarından örneklere Yüce Kitabımızda çok sık
rastlamaktayız. Bunları "genel" yani Peygamberlerin ortak duaları
ile "özel" dualan diye iki grupta toplayabiliriz. Fide yayıncılığın geçtiğimiz ay
neşrettiği, Kur’an ve Hadiste dualar kitabından sizlere bu özel duaları
aktarıyoruz...
Peygamberlerin ortak
(genel) duaları:
Onların sözleri ancak:
"Rabbimiz!
Bizim günahlarımızı ve
işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı diret,
Kâfirler güruhuna karşı
da bize yardım et!" demekten ibaretti. (3: Al-i İmran
Suresi:147)
Eğer yüz çevirirlerse de ki:
"Allah bana yeter; O'ndan başka tanrı yoktur, yalnız O'na
güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir.” (9: Tevbe Suresi:
İ29)
Peygamber:
"Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı
ancak
Rahman olan Rabbimizden yardım istenir” dedi. (21: Enbiya
Suresi:112)
Peygamberlerin özel
duaları:
Hz.
ibrahim (as)'in duası
İbrahim (as)'in putperest
kavmine karşı konuşması ve onların şahitliğinde Rabbine
yalvarması:
ibrahim:
"Eski atalarınızın ve sizin
nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim
düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni
yediren de, içiren de O'dur. Hasta
olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek
O'dur.
Ahiret gününde yanılmalarımı
bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim!
Bana hikmet ver ve beni
iyiler arasına kat.
Sonrakilerin beni güzel
şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl.
Babamı da
bağışla, o şüphesiz sapıklardandır, insanların diriltileceği gün,
Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların
fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti. (26: Şuara Suresi:
75-89)
Hz. İbrahim'in Mekke şehri
ile ilgili duası ve Beytullah'ın
duvarlarını yükseltirken oğlu
İsmail ile birlikte Rabbine yakarışı:
Ve o
vakit ibrahim;
"Ey
Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe
iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır” diye yalvardı.
Allah buyurdu ki:
"Küfredeni dahi rızıklandırır
da hayattan biraz nasip
aldırırım, sonra da onu ateş azabına
uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktır!"
Ve ne vakit ki İbrahim, Beyt'in temellerini yükseltmeye
başladı,
İsmail
ile birlikte şöyle dua ettiler:
Ey
Rabbimiz,
bizden kabul buyur, hiç
şüphesiz işiten sensin, bilen sensin.
Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun
eğen
müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun
eğen
müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin
yollarını
göster, tevbemize rahmetle
bakıver.
Hiç
şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin.
Ey
bizim Rabbimiz,
Bir
de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara
senin
âyetlerini tilavet eylesin,
Kendilerine kitabı ve hikmeti
öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, Hikmet
sahibi (2: Bakara Suresi:
126-129)
Hz. Zekeriyya (as)'ın duası
Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti:
"Rabbim!
Bana katından hayırlı bir
nesil ver.
Şüphesiz sen, duayı hakkıyle işitensin" dedi
(3: Al-i Imran Suresi: 38)
Zekeriyya da: "Rabbim!
Beni tek Başıma bırakma, Sen
varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti. (21: Enbiya Suresi:
89)
Hz.
Şuayb (as)'ın duası
Milletinin büyüklük taslayan
ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya
da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden
çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "istemezsek de mi?
Allah bizi dininizden
kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş
oluruz.
Rabbimizin dilemesi bir
yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi
kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik
Rabbimiz!
Bizimle milletimiz arasında
hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en
hayırlısısın" dedi. (7: Araf
Suresi: 88-89)
Hz.
Musa (as)'ın duası
Hz. Musa haksız yere bir
adamı öldürdüğünde rabbine şöyle dua etti: Musa:
"Rabbim! Doğrusu kendime
yazık ettim, beni bağışla" dedi. (28: Kasas Suresi:
16)
Musa, korku içinde çevresini
gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalim milletten
kurtar" dedi. Medyen'e doğru
yöneldiğinde:
"Rabbimin bana doğru
yolu göstereceğini umarım" dedi. (28: Kasas Suresi:
21-22)
Musa
onların davarlarını suladı.
Sonra gölgeye
çekildi:
"Rabbim!
Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım" dedi.
(28:
Kasas Suresi: 24)
Vahiy geldikten sonra da Hz.
Musa rabbinden yardım istemişti. Musa: "Rabbim!
Göğsümü genişlet, işimi
kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi
anlasınlar.
Ailemden kardeşim
Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok
teşbih edelim ve çokça analım.
Şüphesiz Sen bizi
görmektesin" dedi. (20: Taha
Suresi: 25-35)
Musa, tayin ettiğimiz müddette
milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki:
"Rabbim!
Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin,
aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi yok
edermisin?
Bu,
Senin imtihanından başka bir şey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola
iletirsin; bizim dostumuz sensin;
Musa: "Rabbimiz!
Doğrusu sen Firavun'a ve
erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz!
Senin yolundan şaşırtmaları
için mi? Rabbimiz!
Mallarını yok et,
kalplerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar" dedi. (10:
Yunus Suresi: 88)
Hz.
Nuh (as)'ın duası
Nuh:
"Rabbim!
Beni yalanlamalarına karşılık
bana yardım et" dedi.
(23:
Mü'minun Suresi: 26)
Ey
Nuh!
Sen ve beraberindekiler
gemiye yerleşince:
"Bizi
zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
"Rabbim!
Beni mübarek bir yere
indir.
Sen
indirenlerin en iyisisin" de
(23 Mü'miııun
Suresi: 28-29 )
O
peygamber:
"Rabbim!
Beni yalancı saymalarına
karşılık bana yardım et" dedi.
(23:
Mü'minun Suresi: 39)
De
ki:
"Rabbim!
Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman
beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi." .
(23:
Mü'minun Suresi: 93-94)
Deki:
"Rabbim! Şeytanların
kışkırtmalarından Sana sığınırım." "Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana
sığınırım.". (23: Mü'minun
Suresi: 97-98)
Nuh:
"Rabbim!
Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm
ver.
Beni
ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
(26:
Şuara Suresi: 117-118)
Nuh
dedi ki:
"Rabbim!
Doğrusu ben, milletimi gece
gündüz çağırdım."
"Fakat benim çağırmam, sadece
benden uzaklıklarını artırdı."
"Doğrusu ben Senin onları
bağışlaman İçin kendilerini her çağırışımda. Parmaklarını
kulaklarına tıkadılar.Elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe
büyüklendiler. (71: Nuh Suresi: 5-7)
"Rabbim!
Doğrusu bunlar bana baş
kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular;
birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi.
insanlara:
"Sakın tanrılarınızı
bırakmayın, Ged, Sava, Yağus.Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler. "Böylece birçoğunu saptırdılar;
Rabbim!
Sen bu zalimlerin
sadece şaşkınlığını artır." Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular;
ateşe sokuldular, kendilerine
Allah'tan başka yardımcı bulamadılar.
Nuh dedi
ki:
" Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı
bırakma." "Doğrusu Sen onları
bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup
yetiştirmezler." "
Rabbim!
Beni, anamı, babamı, evime
inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin
de yalnız helakını artır." (71: Nuh Suresi:
21-28)
Hz. Süleyman (as)'ın
duası
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve:
"
Rabbim!
Bana ve ana babama
verdiğin nimete şükretmeme, hoşnut olacağın barışçıl bir iş yapmaya beni muvaffak kıl.
Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy"
dedi.
(27:
Neml Suresi: 19)
Ona:
"Köşke gir" dendi;
salonu görünce, onu
derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir
salondur" dedi. Melike: " Rabbim!
Şüphesiz ben kendime yazık
etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim
oldum" dedi. (27: Neml Suresi:
44)
Hz. Lut (as)'ın
duası
Lut:
"Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım.
Rabbim!
Beni
ve ailemi bunların yapa geldiği kötülükten kurtar" dedi.
(26: Şuara Suresi:
168-169)
Yayınevi:
Fide Yayınları
ISBN:
975-98025-8-9
İrtibat: 0 212 – 520 12 27
Faks: 0 212- 520 12 28
HABER7 |
|
İbrahim KARAGÜL [email protected] |
|
| |
CIA'nın gizli cezaevleri ve işkence uçakları nihayet Türk basınının da dikkatini çekti. Gazete ve televizyonlar, aylarca direndikten sonra konuyu gündemlerine almak zorunda kaldı. Skandal öyle bir patladı ki, görmezden gelmek için gerekçe bulamaz oldular. Gazeteler konuyu manşetlerine taşırken Pentagon dostlarının örtbas çabası başarılı olamadı.
Irak'taki işkenceleri sayfalarına taşıyan Yeni Şafak'ı mahkum etmek için sayfalarını ABD eski Büyükelçisi Eric Edelman'a açan gazeteler bile kendilerini yalanlama pahasına konuyu işlemek zorunda kaldılar.
Oysa bu köşeyi izleyenler, gizli cezaevi ve işkence uçakları gibi daha bir dizi can alıcı gelişmeden aylar, hatta yıllar önce haberdar oldu. Onlar için yeni bir şey yoktu. Sadece dünyanın neden bu kadar suskun kaldığını, neden bu insanlık dışı uygulamalara karşı çıkmadığını, neden medyanın bu gerçekleri gizlediğini anlamaya çalışıyorlardı.
Resmen yalanlansa da onlar; Irak'taki işkence ve tecavüzleri herkesten önce öğrendiler. Ebu Gureyb skandalını herkesten önce öğrendiler. Guantanamo utancıyla ilgili ayrıntıları herkesten önce öğrendiler. CIA'nın gizli cezaevleri kurduğunu bir yıl önce öğrendiler. CIA'nın özel uçaklarla insan kaçırdığını bir yıl önce öğrendiler.
Gerek bu köşe gerekse Yeni Şafak, doğru bilgiler verdiği için saldırılara maruz kaldı. Batı başkentlerinde yargılandı, yalancılıkla, palavra üretmekle, gazetecilik ahlakına uymamakla suçlandı. Ne oldu?
Hepsi doğrulandı. Hem de Pentagon'un resmi açıklamalarıyla. CIA uçaklarının kullandığı ülkelerin başbakanları tarafından. Ya da bağımsız raporlarla...
Afganistan'daki toplu mezarları yalanladılar, doğrulandı. Irak'taki işkence ve tecavüzleri yalanladılar, doğrulandı. Felluce'deki kimyasal saldırıları ve katliamı yalanladılar, doğrulandı. CIA uçaklarını yalanladılar, doğrulandı. Gizli işkence merkezlerini yalanladılar, doğrulandı. Bütün bunlar bu köşede ve Yeni Şafak sayfalarında ayrıntılarıyla yer yer aldı. Hem de günü gününe. Türk ve dünya basınından aylar önce.
î Başa Gizli cezaevleri ve CIA uçaklarıyla ilgili skandal derinleşecek. ABD müttefikleri ve işgal koalisyonunda yer alan ülkelerin ayıpları bir bir ortaya dökülecek. 21. yüzyılın insan hakları, refah yüzyılı olacağı propagandası yapanların nasıl bir suça karıştıkları ortaya çıkacak.
î Başa Yalanlamak için çaba harcayanlar dikkatli olmalı. "CIA uçağı olduğunu bilmiyorduk, yakıt ikmali yapmak için indi" gibi açıklamalar, kamuoyunu hafife almaktan başka anlam taşımıyor. İnandırıcılıktan uzak bir tavır. Çünkü skandal savunan, örtbas etmeye çalışan herkesi altında ezecek kadar büyük!
î Başa Avrupa değerlerini göklere çıkaran, özgürlük ticaretini kimseye bırakmayan ülkelerin kolektif cinayette nasıl rol üslendiklerini ibretle izliyoruz. Barış ödülü dağıtanların hava sahalarının, üslerinin bu kirli trafikte nasıl kullanıldığını da.
Avrupa Birliği dünyaya ne diyecek? Almanya, İspanya, Norveç, İsveç, Finlandiya, Danimarka dünyaya ne diyecek? İngiltere, Kanada ne diyecek?
î Başa AB yolundaki Türkiye, CIA uçuşlarını nasıl açıklayacak? Sabiha Gökçen uzun süredir bu trafikte kullanılıyordu. İskenderun Körfezi Irak işgalinde en önemli sevkıyat merkezlerinden. İncirlik Üssü esir ticaretinin merkezi oldu. Bu kadar mı? Değil tabi…
î Başa 21. yüzyılın mimarlarının kirli dünyaları perde perde aralanıyor. Tekrar soralım: 80 bin kişi sorgulandı. Kaybolan binlerce insan nerede? Bu insanların aileleri, eşleri, çocukları, ana babaları nasıl bir dram yaşıyor? Bu insanlar ne ile suçlanıyor? Neden hiçbir şekilde haklarında yargı süreci başlatılmıyor? Neden hiç biri hakkında resmi suçlama yapılmıyor? Bazıları dükkanından, bazıları caddede yürürken kaçırıldı.
î Başa İşkenceyi meşrulaştıranlar, devlet terörünü meşrulaştıranlar, adam kaçırmayı da yasallaştırdı. İşkence kurumsallaştığı gibi devlet eliyle korsanlık da kurumsallaştı.
î Başa Paris'in göbeğinden Tayland'ın yağmur ormanlarına, okyanusta dolaşan hayalet gemilerden, Kuzey Afrika'nın çöllerine ve Avrupa'nın merkezine kadar sayısız işkence kampında yaşananları, haberimiz olmadan tepemizde uçan CIA uçaklarını nasıl hazmedeceğiz?
|
Taha KIVANÇ |
|
| |
Sabahın ilk ışıklarını bekleyip odanın perdelerini açtığımda gözlerime inanamadım. Pencereden gördüğüm şimdiye kadar hiç karşıma çıkmamış türden bir güzellikti. 'Cennet' denildiğinde anlatılan her şeyin bir benzeri sereserpe önümdeydi. Gözlerimi içeri çevirdiğimde beni yeniden içine çağıran yatağım da kocaman bir şeydi; oda diye tahsis edilen yaşama mekânı da öyle... "Bir günün beyliği beyliktir" düşüncesiyle güne başlamak güzel bir şey...
İspanya'nın dünya zenginlerini çeken en câzip köşelerinden biri burası: Mayorka adası... Adanın en güzel oteli olduğunu sandığım Andavall'ın sıradan bir odasıydı benim gecelediğim; pencereden müşahede ettiğim ise, hiç kuşkunuz olmasın, adanın en görkemli manzarası değildi... Zaten ben de buraya günümü gün etmeye gelmedim... Nerde...
Mayorka adası, üç günlüğüne, dünya için büyük anlam taşıyan bir etkinliğe sahne oluyor. Türkiye ile İspanya tarafından başlatılmış, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da desteklediği, dinler ve kültürler arası diyalogu artırmayı amaçlayan bir etkinlik bu... î Başa Başbakan Tayyip Erdoğan, kendilerinden 'bilgeler' diye de söz edilen katılımcılara "Hoşgeldiniz" demek için kısa süreliğine burada... Daha yolda gelirken, kendisini izleyen bizlere, "Artık dinler ve kültürlerarası diyalog dönemini geride bıraktık; şu anda medeniyetler ittifakı peşindeyiz" dedi Başbakan Erdoğan...
İnsan, turistik bir adada, denizle irtibat kurulabilecek bütün
güzellikler gözü hizasındayken takım elbiseyle dolaşmayı biraz yadırgıyor.
Yadırgama hissini hafifleten, etraftaki herkesin benzer bir kılık-kıyafet
içerisinde olması. Belli ki, İspanyollar, yılın bu mevsiminde de turist
çekebilecek durumdaki oteli, 'bilge kişiler' ile biz bir gecelik konukları için
kapatmışlar. İspanya'nın sosyalist başbakanı Zapatero da konuklarının alması
beklenen kapsamlı tavsiyelerin önemini vurgulayan bir konuşma yapmak üzere adaya
gelmişti...
Bu işlerden anlayan bir dost, "İspanya ve turizm dendiğinde aklımıza hep doğadan çalınan güzellikler gelir; daha fazla para kazandıracak zengin turistleri çekebilmek için İspanyolların doğayı tahrip ettiğine şartlandırılmışızdır" dedi ve ekledi: "Bizim sahil kentlerimiz buradan daha acınacak durumda..." Gerçekten de, Mayorka adası, hiç değilse şimdilerde, sadece güzellik hissini pekiştiriyor...
Hani oteller geceleyen değerli müşterilerinin anısını sonradan gelenlere de yansıtabilmek için konuk defteri tutarlar, her sayfasını bir konuğun kendileri hakkında yazacağı övgü dolu yazılara ayırırlar ya... Madravall Oteli'nin yöneticileri de, o geleneğe uyarak, otelin en gözde köşesinde Zapatero ve Erdoğan'ın önüne konuk defterlerini koydular. He ikisi de büyük bir ciddiyetle oturdu defterin ilgili sayfasının önüne ve hislerini kâğıda döktü... Merak edip onlardan sonra deftere göz attığımda ne göreyim; İspanyol başbakan, "Teşekkürler" gibi tek bir sözcükle aktarmıştı hissini; Tayyip Erdoğan ise uzunca bir cümleyle...
O tür bir deftere ne yazılır? Genellikle oteli, çevresini, hizmetleri, çalışanları öven sözler, değil mi? Tayyip Bey, az sonra bilge adamlar önünde yapacağı konuşmayla zihni dolu olduğu için, "Teröre karşı savaşta uygarlık başarıya ulaşacak" diye özetleyebileceğim uzun bir cümle yazmış deftere... Otele ve çalışanlarına teşekkürü de ihmal etmemiş tabii..
Ara sıra, dünyanın egzotik yerlerini gezip görmüş dostlarla karşılaşıyorum; kendi deneyimlerini ben de geçirmiş miyim merakıyla "Gittiniz mi, gördünüz mü?" diye soruyor o dostlar... Şimdi İspanya'daki turistik beldelere gitmiş olanlar, "Mayorka'yı gördünüz mü?" diye sorduklarında ne cevap vereceğim? Evet, tabii Mayorka'ya gittim... Görmek, orada bulunmak ve etrafa göz gezdirmekten ibaretse, evet gördüm de... Bizim bir devletluyla gidip gördüğümüz yerleri turistlerin gezip görmesiyle karıştırmamak gerekiyor... Biz görüp iç çekiyoruz, onlar ise keyfini çıkarıyorlar...
Tayyip Bey'le bir yerlere gitmenin rahatlığı da var. Aynı uçakla götürdüğü gazetecilerin fazla vaktini almayacak bir meşgale takvimi yapılıyor gezilerde. Uçakta beraber oluyorsunuz... Bir saate yakın söyleşi imkânı da buluyorsunuz... Karaya ayak bastığınızdan itibaren kendisiyle ilişkiniz genellikle kesiliyor... Gazetecilerin bolca vakti olabiliyor bu gezilerde...
Mayorka gezisi hariç. Hariç, çünkü gecenin bir vaktinde gelindi adaya ve öğle olmadan da ayrılmak gerekti. Bir cumartesi günü, bayağı tenha bir turistik adada, her an yola çıkılması tedirginliği yaşanırken, nereyi gezip nereyi görmemizi beklersiniz ki? Ben de, şimdiye kadar gecelediğim odaların en güzellerinden birinde, pencereyi açıp ufukta görünen denize kadar hiç bitmeyecekmiş havası veren yemyeşil çimlere gözlerimi dikip oturdum...
Bu yazı o atmosferde yazıldı işte.
î Başa Türkiye 26 eyalete bölünüyor ! - haber3 |
| î Başa Türkiye’yi 26 eyalete bölme projesi, Türkiye’den önce AKP’yi böldü ! |
|
|
Bakanlıklarda son günlerde beş sayfalık bilgi notları
dağıtılıyor. Bakanlık dediğiniz, her önüne gelenin bildiri dağıtabileceği
bir mekân değil. Zaten bilgi notlarını dağıtanlar da sıradan insanlar
değil. Fısıltı gazetesi, dağıtımcıların, AKP Genel Merkezi’nden
olduklarını ‘yazıyor’.![]() Bilgi notu, Meclis Genel Kurul gündeminde görüşme sırası bekleyen, Kalkınma Ajanslarının Kuruluşuyla İlgili Yasa Tasarısı’yla ilgili. Bu notu bakanlıklarda dağıtan AKP’li şahıslar, bizzat AKP iktidarı tarafından hazırlanan yasa tasarısının TBMM’den çekilmesini istiyor. Eğer yasa tasarısı Meclis’ten geçerse, yani yasalaşırca, Türkiye’deki 81 il, 26 ayrı grupta toplanacak ve her grup için bir ‘Kalkınma Ajansı’ kurulacak. Her ‘Kalkınma Ajansı’ kendi bölgesel planlamasını yapacak. İki haftadır dağıtımı süren bilgi notunda, “Türkiye’nin adım adım eyalet sistemine dönüşeceği” yani Türkiye’nin bir şekilde ‘bölüneceği’ yolundaki eleştirilere üstü örtülü destek verildiği görülüyor. Tempo [ Ahmet Erhan ÇELİK ] |
| 28 Kasım 2005 - 14:48 577 |
MOSCOW, Nov 14 (AFP) - Russia will for the first time
host a general congress of some 200 rabbis from across Europe and the
Russian Federation, the chief rabbi's office said on Monday.
î Başa "It is the first time such a congress will be held in Russia," said Timur Kireyev, a spokesman for Russia's Chief Rabbi Berl Lazar, who is organising the meeting at Yadromino, 70 kilometres (45 miles) from Moscow. Some 150 European rabbis are to attend the event, which opens on Sunday and will run until Tuesday night. "The fact that the congress is happening here is very symbolic, because it would have been unthinkable just a few years ago in Russia," Kireyev added. The fact that so many European rabbis were attending was a sign of the "renewal of Russia's Jewish community", the spokesman said. The rabbis from across Europe and the former Soviet republics -- apart from the Baltic states, which are not part of the Russian Federation -- will discuss Iran and its president's recent call for Israel to be wiped off the map, as well as theological issues. However anti-Semitism in Russia will not be on the agenda in a bid for calm, according to the spokesman. In January, an anti-Semitic pamphlet signed by 20 Russian lawmakers and 5,000 others had slammed the Shulhan Arukh ancient legal code as "anti-Russian" and called for "the banning of all religious organisations and Jewish communities" accused of "extremism". In response the Conference of European Rabbis wrote to President Vladimir Putin, warning that the move "seriously called into question Russia's capacity to guarantee fundamental religious freedoms". dth/via/lk/pw http://www.ncsj.org/AuxPages/010904Forward_RUSJCom.shtml
| |||||||||||||
Başbakan’ın “eski” bir dostu Başbakanlığa öyle ağır
bir mektup yazdıki |
|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığı’na aday olduğu dönemde eski bir el yazması Kuran-ı Kerim hediye
eden Niyazi Kıyak, şimdi kutsal kitabı geri istiyor. î Başa
Başbakan’a
verdiği Kuran’ın kendisine Çeçenistan’ın Grozni şehrindeyken kahraman
komutan Şamil Basayev tarafından hediye edildiğini belirten Kıyak,
Başbakan’a bir mektup gönderdi.
î Başa
Kıyak mektubunda şu görüşleri dile getirdi: “Siz Başbakanlık
makamına geçtikten sonra daha evvelki vaatleriniz ve söylemleriniz tamamen
tezat teşkil etti. Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesi,
AB’nin bizleri içine sindirememesine rağmen ucu açık bir ucubenin içine 80
milyon Türk’ü sürüklediğiniz, dış politikadaki devlet ciddiyetinden yoksun
politikanız sebebiyle, manevi değeri ölçüsüz olan bayrağımı ve Kuran-ı
Kerim’i milletim adına, emanetlerin doğru yerde olması için, Topkapı
Müzesi’ne iade etmenizi istiyorum” dedi. Güllüce şahit Niyazi Kıyak, mektupta Kuran-ı Kerim’i Tuzla’da zamanın Tuzla Belediye Başkanı İdris Güllüce’nin yanında teslim ettiğini de anımsatarak, “Başkanlığa aday olduğunuz dönemde çeşitli ilçeler ve mahallelerde propaganda çalışması yapmıştınız. Hatırlarsınız; Tuzla İçmeler Mahallesi’ne bir akşamüstü geldiğinizde sizleri karşılamıştık. Sloganınız, İstanbul’un yeniden fethiydi. Konuşmanız esnasında Kuran-ı Kerim’i Türk Bayrağı’na sararak size hediye etmiştim” dedi. Kıyak, kutsal emanetin geri verilmemesi halinde, mahkemeye başvuracağını söyledi. Halka ve Olaylara Tercüman Çelik Çelikyaman |
| 26 Kasım 2005 - 11:31 917 |
|
| |||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||
İbrahim Yağan:
25.11.2005 - 12:41:44
Kabardey-Balkar’da dini eğitimi olan ve dine ilgi duyan iki kesim olduğunu belirten İbrahim Yağan, bunları yaşlılar ve genç kesim olarak tanımladı. Bu iki yaş grubu arasındakilerin din hakkında bir şey bilmediklerini iddia eden İbrahim Yağan, “Eski neslin din eğitimi orijini olan Türkiye’ye benziyordu ve yumuşak bir anlayışa sahipti. Xabze’yle barışıktı. Yeni nesil ise bu eğitimi yurt dışında, özellikle Arap ülkelerinde aldı. Daha radikaldiler. Geldikten sonra öğrendikleri doğrultusunda yaşamaya başladılar. Diğerleri gibi içki içmiyorlardı v.s. ama bir Adıge kimlikleri vardı. Yoktu diyemeyiz” dedi. Bir süre sonra devlet kanadından bu yurt dışında eğitim almış gençler üzerinde baskılar oluşmaya başladığını, camilerin kapatıldığını söyleyen İbrahim Yağan şöyle devam etti: “Bu da onları radikalleştirdi. Liderleri iyi ve bilgili insanlardı. Gençlerin yanlış taraflara yönelmelerini engellediler. Moskova ise bunları terörize etmek istiyordu; üzerlerindeki baskıyı arttırarak bunu yaptı. Bu gençler rahat yaşayabilmek için dağlara çekilmek zorunda bırakıldı. Liderlerine, yurt dışına kaçmazlarsa öldürülecekleri yolunda gizliden haberler gönderildi. Onlar da yurt dışına kaçmak zorunda kaldılar. Geride kalanlar da artan baskılar sonrasında kontrollerini kaybederek bu olayları meydana getirdiler. Ama herkes biliyor ki bu olaylar devlet provokasyonudur ve ben de buna şahidim.” “Nalçik’i değil polis merkezlerini bastılar” Olay sırasında sokaktaki vatandaşlar baskını “teröristler Nalçik’i bastı” şeklinde değerlendirirken, ilerleyen zamanla birlikte terör olarak nitelendirmediklerini ifade eden Yağan, “Bugün artık ‘çatışma’ olarak değerlendiriyor ve ‘Nalçik’i değil, polis merkezlerini bastılar” diyorlar. Artık bir şeyler tartışılabiliyor” dedi. “Olayları General Haçim Şogen düzenledi” Yağan konuşmasına şöyle devam etti: “Bugünkü duruma gelinmesinin asıl sorumlusu Koko Valeri’dir. Koko bugün yok ama bıraktığı miras hala yaşıyor. Yıllarca ülkeyi pervasızca yönetti. Koko’nun asıl varisi de İçişleri Bakanı General Haçim Şogen’dir. Bu adam Koko döneminde de bakandı, bugün de hala İçişleri Bakanı’dır. Vaktiyle menfaatlerini korumak için birçok karanlık işler çevirdi. Şogen bugünkü olayları da organize eden isimdir. 13 Ekim olayları en çok Moskova’nın işine yaradı. Şimdi bunu kullanarak istedikleri kişileri tutuklayabiliyorlar. Ancak bu iş burada bitmeyecek. İlkbahara doğru yeni olayların çıkacağını tahmin ediliyor. Bunun faturası da çok daha ağır olacak. Bu konuda kafa yoruyor ve bir çıkış yolu arıyoruz. Ama ne yapabileceğimizi de bilemiyoruz doğrusu.” “Hep aynı senaryo” Bu senaryonun yıllardır sahnelenmek istediğini belirten İbrahim Yağan, beş yıl önce İslamcılar ortada yokken, yani daha çok milli ideallerin hakim olduğu dönemde, İslamcılar’a yapılan baskıların milliyetçileri hedef aldığını ifade ederek, “Adıge Xase üyelerine ağır baskılar yapıldı. İş verilmedi, çocukları okullara alınmadı. Öyle bir duruma gelindi ki neredeyse biz de baskılar karşısında elimize silah alacaktık. Ama çok deneyimli ve bilgili büyüklerimiz vardı; onlar bizi yatıştırdılar. 1992’deki olaylarda hükümet binası basılmak üzereydi; ama büyüklerimiz gençlerin önüne geçip buna engel oldular “ dedi. î Başa Oyunun yıllardır değişmediğini belirten Yağan, “1930’lardaki olaylara baktığımızda da aynı senaryoyu görüyoruz. Rus tarihine bakarsak her 50 yılda bir çeşitli bahanelerle bölgeye girip nüfusu azalttıklarını söyleyerek
şöyle devam etti: “Tıpkı bugün olduğu gibi. Rusya bunları Kafkasya’ya hakim olmak için provoke ediyor. Biz yasalara bağlı olarak yaşıyorduk. Bizi hukuki olarak yıpratamayınca, içimizden bölmeye çalıştılar. Radikal islamcıları da kışkırtan Moskova’dır.” “Nüfusumuz yetersiz” İbrahim Yağan, Nalçik olaylarının dışında da değerlendirmelerde de bulunarak, en büyük problemi nüfusun yetersizliği olarak tanımladı. Nüfus az olduğu için istedikleri gibi kullandıklarını belirten Yağan, “Ama Tatarlara bunu yapamazlar. Çünkü nüfusları çok, ekonomileri güçlü. Onlar geçmiş süre içinde dinine bağlı bir nesil yetiştirdiler. Dini eğitimde boşluk bırakılmayınca radikalleşmede olmadı. Bizde, bir taraf radikal İslamcı, bir taraf da radikal komünist kesildi. Kendi halkı için çalışanların sayısı çok az. Entelektüellerimiz çok az ve yetersiz. î Başa Rusya, Kafkasyalılar’ın eğitimli olmasını ve bilinçlenmesini istemiyor.
Eğittiklerini de bir Rus gibi yetiştiriyor. Birçoğu Adıge tarihini dahi bilmiyor; hatta öğrenmek istemeyenler bile var. 300 yıldır oynanan oyun aynı.
î Başa Yermalov’un “Bize Kafkasya lazım; insanları değil.” sözü bugün hala geçerli.
Orada kendimizi Rusya’nın kolonisi gibi görüyoruz. î Başa Moskova, şiddet kullanarak sorunları alt etmekten başka bir şey düşünmüyor” dedi. “Diaspora sessiz kaldı” “Bizim için bizden başka kimse çalışmaz; kendimiz çalışmalıyız” diyen Yağan şöyle devam etti: “Son olayların büyük zararı oldu ama sorumlu yine biziz. Başkaları için çok çalışıyoruz ama kendi meselelerimize dönüp bakmıyoruz. Ortaya doğru düzgün bir tez koyamadık. Soykırım hakkında konuşamıyoruz. Herkes korkuyor. Türkiye’den, anavatanına faydalı olan kaç kişi var? İş için Kafkasya’ya gelen 10 kişiden 9’u Türkiye’den geliyor. Ama bunların içinde ideal sahibi olanların sayısı sadece 10 da 1. Kuruluşlarımız, bulundukları ülkelerin devletlerine çalışmaktan başka iş yapmıyor. Yaşadığımız topraklara elbette ayak uydurmalıyız ama kendimizi de unutmamalıyız. Kafkasya’ya buralardan gelenler, “dedelerimiz burada yaşıyormuş” deyip turist gibi gezip geri döndüler. Taleplerimiz varsa dile getirmeliyiz. Ama bugüne kadar bunu yapamadık. “ Konuşmasının içersinde Çerkes örgütlenmelerine de değinen İbrahim Yağan, Kafkasya’da Çerkes kuruluşlarının (DÇB, Adıge Xase) devlete bağlı hale getirildiğini belirterek bunda diasporadan gelen Çerkeslerin de katkısı olduğunu söyledi. DÇB’nin bir nostalji olarak geçmişte kaldığını ifade eden Yağan, “DÇB’de Koko Valeri açıkça, Xaseyi değiştirdiklerini, kabul etmezlerse dışarıdan gelenlere bundan sonra vize verilmeyeceğini söyledi; diasporadan gelenler de boyun eğdi” dedi. “Kanokov’un samimiyetinden şüphemiz yok” Kabardey-Balkar’ın yeni Devlet Başkanı Kanokov hakkındaki düşüncelerini de anlatan İbrahim Yağan, Kanokov ‘un Kabardey-Balkar’da doğduğunu, ilk ve orta öğrenimini de burada tamamladığını, üniversiteyi Moskova’da bitirdiğini söyleyerek, “O zamandan beri Moskova’da yaşıyordu. Ama anavatanından kopmadı. Nalçik’e birçok yatırım yaptı. 2002’de KBC’yi Duma’da temsil etmek istedi; ama Koko Valeri aday göstermedi. Moskova’nın en büyük işadamlarındandır. Onu 92’de Abhazya savaşı sırasında tanıdım. Abhaz savaşına bol miktarda yardımda bulundu. 10 yıldır DÇB’yi finanse ediyor, Çerkes Dünyası dergisini de o finanse etti. Samimiyeti ve dürüstlüğünden şüphemiz yok ama başarabilir mi, bilemem” dedi. HT/ERK |
