ANA SAYFA

GÜNCEL İNDEKS

 

 


- Etnik kanser hücreleri - Akşam - Nihat Genç - 25 Ağustos 2005 
  ~ Ve etrafımızı kanser hücreleri sarmış. Yüzyirmi yıldır ilerliyor ve bu sağlıklı bedene çarpıp geri dönüyor..
  ~ Bu topraklarda doğan her insan, coğrafyasının ruhunu tanıdıkça doğduğu memlekete secde etmeye başlıyor. Ve bazen duygusallıkta aşırıya da kaçıyor.
  ~ Aydınlar kuşkuya düşüyor o düşmüyor, devlet siyasiler, kuşkuya düşüyor o düşmüyor..

- HAKKARİ'DEKİ İNEK ÖLÜMLERİNDE ÜZEN İDDİA...- Haber Vitrini 
  ~ Hakkari'de kayalıklardan atlayarak telef olan 7 ineğin, besin kaynağı bulamadıkları için aç kalınca dağdan atladıkları iddia edildi.

- 'MÜDÜRÜNE ŞANTAJ YAPAN POLİS, VATANDAŞA NE YAPMAZ?' - haber vitrini - 25 Ağustos 2005 

- Kendi kendimizi kandırıyoruz - Milliyet - 24 Ağustos
  ~ Formula 1 yarış pistinin görüntüleri günlerdir gazetelerde, TV'lerde yayımlanıyor. Yabancıların yaptıkları otomobiller ile yabancı sürücülerin yılda bir defa yarışmaları için yapılan ve 20 milyon dolar diyerek başlanıp 220 milyon dolara tamamlanan pistin Türkiye'nin kaderini değiştireceği anlatıla anlatıla bitirilemiyor!

- Arkan’ın generali Saddam’ı savunacak - Akşam - 24 Ağustos 2005 

- 'YAŞLI BAKİRE' SORUNUNA ÇÖZÜM!..
  ~ İslami PAN partisinin dini lideri olan Nik Mat, ‘Erkeklere ikinci kez evlenme hakkı tanınmadığı için bakire yaşlanan ve ölenleri düşünün’ dedi

- Danalar kayalıklardan atladı - 23 Ağustos 2005 - internet haber

- PKK Kürt sorununa engel- Kürt aydını Ümit Fırat
 


î Başa
Etnik kanser hücreleri - Akşam - Nihat Genç - 25 Ağustos 2005 

[email protected]

 

Bu bir Balkan hastalığı mı? Yoksa, Doğu topraklarını sömürmek için uydurulmuş ve artık bulaşıcı bir hastalık gibi coğrafyaları yiyip bitiren ve dünyanın sonunu hazırlayan bir büyük insanlık felaketi mi?

Sınırlarımız etrafındaki etnik hücreleri takip edin. Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar ve diğerleri yalnız oturuyor artık. Başka dile, dine, başka kültüre tahammülleri yok. Etnik hücreler kurmuşlar. Etnik hücrelerden küçük devletçikler yapmışlar. Ve bu atom parçacıkları her an birbirine sürünerek infilak edebilir, ediyor da..

Kıbrıs’ta Annan referandumu yapıldı. Kıbrıslı Rumlar yalnız oturmayı seçti. Karışmak istemiyorlar. Lübnan’da Hristiyanlar. Bir diğer adları Maruniler. Müslüman mahallerine karışmak, pazarlarını ortaklaştırmak istemiyorlar. Tek başlarına ve aralarına kimseyi almadan yaşamak istiyorlar. Şehir savaşlarında yüzbinlerce kişi öldü. Ermeniler zaten tek ırk esasına göre devlet kurmuşlar. Gürcistan’ın işi daha bitmedi, şimdiden üç/dört bölgeye bölündüler bile. İsrail’i anlatmak gereksiz. Onlar zaten din esasına göre tek dinden insanlar topluluğu. Şimdi de Kuzey Irak’ta Kürtler aynı kanser hücresi...

Bu etnik kanser hücreleri son yüzyirmi yıl içinde oluştu. Bu etnik kanser devletçiklerinin hepsinin güçlü ‘hamileri’ var. Çoğu tampon devlet. Ve hepsi Batılı. Ya Batı’dan güç, silah, siyasi destek alıyor ya da hepsi Batılı değerlere harfiyen inanmış devletçikler.

Bu küçük etnik devletçikler, ya da tampon devletler ya da ırk esasına din esasına kurulmuş devletçiklerin hepsi özgürlük, demokrasi diyor ve yine hepsi ‘birlikte yaşamdan’ ‘dinlerarası hoşgörü’den dem vuruyor.

Gerçek bir korkumuz var, çünkü, soylu ve yüce Anadolu toprakları bu etnik kanser hücrelerinin sıçrama tehdidi altında.

Ancak Anadolu bambaşka bir ülke. Bilinen tarihi, birbirine açılan kervanyolları, çarşıları, İpek Yolları üzerine kurulu. Binlerce kavim, renk, mezhep, dil, din, kültürel çeşitliliğiyle burada oturuyor. Ama asıl önemlisi Anadolu’nun kültürel karakteri şu: Hızla karıştırıyor, emiyor, hazmediyor. Çünkü Anadolu şehirleri birbirine muhtaç. Bilinen tarihi inanılmaz hızlı bir sosyal hareketlilik içinde. Doğu’dan Batı’ya göç sanıldığı gibi sanayileşmeyle hızlanmadı. Bu hız, beşyüzyıl önce de aynı tempoyu taşıyordu. İşte geçtiğimiz otuz yıl içinde doğudan batıya Diyarbakır büyüklüğünde on tane şehir nüfusuyla topyekün gelip yerleşti. Şüphesiz sosyal ve siyasi sarsıntılar yaşadı, yaşıyor, ancak, bu büyük nüfusu hızla emdi, hazmetti, eritti, başka büyük bir kazan içinde hepsini kucağına aldı Ege Sahilleri’nde yepyeni bir Anadolu kuruldu ve her yıl on milyonlarca turist ağırlıyor, son yirmi yılda İstanbul bir dünya devi oldu ve bu yepyeni Anadolu’yu doğudan gelenler kurdu.

Sosyal hareketliliği, yani karışma, kardeşleşme, aileleşme hızı bu kadar yüksek Anadolu coğrafyasında etnik kanser hastalığı yayılabilir mi? Sosyal olarak mümkün değil.

Ama, siyasi, ideolojik olarak canınız bir müddet yanar ve kardeş kanı dökülür.

Asıl sorumuz şu: Anadolu binlerce yıldır neden bölünmedi? Anadolu’da etnik, dil, din, mezhep savaşı hiç yapılmadı. Bilinen iç savaşların hepsi ‘siyasi iktidar’ kavgasıdır.

Anadolu bölünseydi binyıl önce bölünürdü. Uzun Hasan’la bölünürdü, Safevilerle bölünürdü, Celalilerle bölünürdü, yerel isyanlarla bölünürdü, Kurtuluş Savaşı’nda bölünürdü. Anadolu tüm bu tarihi savaşları, iç isyanları aşarak kuvvetlenerek geldi. Anadolu bu muazzam beden gücünü nereden alıyordu?

Şüphesiz coğrafik yapısından. Kervanyolları, yaylakları, çarşıları, sahilleri, iş merkezleri ve büyük şehirlerinin sosyal karakterinden. Anadolu birbirine muhtaç eksik ve tamamlanmamış şehirlerden kuruludur. Her şehir bir başka şehre hayati önemde muhtaçtır ve Trabzon’dan, Diyarbakır’dan binlerce yıldır şehrinden çıkanların geriye dönüşleri sıfır düzeyindedir.

Bu sosyal analiz uzun hikaye. İnancımız şu; önümüzde dünyalar güzeli, kendini böldürmeyen, kendini iç isyanlara kaptırmayan ve kendini durmaksızın karıştıran, aileşleştiren, kardeşleyen bir soylu coğrafyayla karşı karşıyayız.

î Başa Ve etrafımızı kanser hücreleri sarmış. Yüzyirmi yıldır ilerliyor ve bu sağlıklı bedene çarpıp geri dönüyor..

Aydınlar, yazarlar, gazeteler, eğitim politikaları, hepimizin insanlık görevi bu yüce coğrafyanın sosyal ve kültürel büyüklüğünü anlayabilmek. Ve ona kardeşleyen, aileleştiren, karıştıran, eşitleyen, ortaklaştıran soylu hikayeler, yazılar yazmak!..

Anadolu’nun kültürel, sosyal, siyasi karakterini tanıdıkça ve derinlerine, halkına indikçe, korkularımız azalıp yok oluyor. Çünkü çok güçlü ve artık Tanrısal anlamları olan bir beden. Kendini her şeye ve herkese rağmen savunan ilahi mekanizmaları var.

Ayet gibi Kur’an gibi okuyoruz artık Anadolu’yu... Dünyada bu kadar hızla birbirini karıştıran, kardeşleyen, aileleştiren bir başka coğrafya parçası bulamayız..

Sırf bu yüzden, ilahi bedeni öpüp, koklayalım, boynuna, insanlık adına, birliktelik adına, demokrasi adına çelenkler asalım... Toprağımızın hangi köyünde, hangi sokağında, insanımız memleketim dese Anadolu dese hâlâ gözleri yaşarır.

î Başa Bu topraklarda doğan her insan, coğrafyasının ruhunu tanıdıkça doğduğu memlekete secde etmeye başlıyor. Ve bazen duygusallıkta aşırıya da kaçıyor.

Bu yüzden yazarlığımız dualarla, tespihle, sarılıp sarılıp kucaklaşmayla sürüyor...

Çünkü üstünde yaşadığımız toprak parçası yüzlerce kavmi, mezhebi, dili, kültürü karıştırma ve kaynaştırma gücüyle artık insanlık için ‘tanrısal anlamlar’ taşıyor.

î Başa Aydınlar kuşkuya düşüyor o düşmüyor, devlet siyasiler, kuşkuya düşüyor o düşmüyor..

Üzerine her çağda her dönemde yüzlerce siyasi hastalık getirilip atılıyor, o bu güçlü bedeniyle hiçbirini bulaştırmıyor...

Anadolu topraklarında her dönem sorunlar oldu, yine var, ama bu sorunu, devlet, siyasiler, aydınlar değil, Anadolu coğrafyasının bu bilinmez ve hayran kaldığımız ilahi bedeni, kendi başına çözecektir! Yani hızla karıştırılıp, hızla hareketlendirilip, kardeşleşip aileleştirerek!...
 
 



î Başa
HAKKARİ'DEKİ İNEK ÖLÜMLERİNDE ÜZEN İDDİA...- Haber Vitrini 


î Başa Hakkari'de kayalıklardan atlayarak telef olan 7 ineğin, besin kaynağı bulamadıkları için aç kalınca dağdan atladıkları iddia edildi.
25 Ağustos 2005 Perşembe 15:42

 

FEYZULLAH TAŞ

HAKKARİ (İHA) - Hakkari'de kayalıklardan atlayarak telef olan 7 ineğin, besin kaynağı bulamadıkları için aç kalınca dağdan atladıkları iddia edildi. Biçekenk mezrası sakinlerini ziyaret eden Durankaya Belediye Başkanı Fatih Keskin, ''Hayvanlarını kaybeden ailelere imkanlarımız dahilinde yardımcı olacağız; ancak Valilik Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın (SYDV) da bu ailelere yardımcı olmasını istiyoruz'' dedi.

Durankaya Beldesi Belediye Başkanı Fatih Keskin, geçtiğimiz günlerde kayalıklardan atlayarak telef olan 7 ineğin sahiplerini ziyaret etmek için Biçekenk mezrasına giderek, hayvan sahiplerine geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Vatandaşlarla telef olan hayvanların durumuyla ilgili bilgi alan Keskin, köylünün 'Hayvanların kayalıklarda ot bulamadıkları için intihar ettiler' iddialarıyla hayrete düştü. Yerleşim biriminden 5 kilometre uzakta bulunan yayla yolunun yapılması halinde vatandaşların bu sıkıntıdan kurtulabileceğini vurgulayan Keskin, belediyenin imkanlarının yetersiz olduğunu, bu konuda valilikten destek beklediklerini ifade etti. Keskin, ''Hayvanlarını kaybeden vatandaşlarımızın üzüntüsünü paylaşıyoruz. Tek geçim kaynakları hayvancılıktır. 7 hayvanın dağdan atlamasıyla ilgili ise çeşitli yorumlar yapılıyor. Vatandaşın beyanına göre, 7 kilometre uzaklıkta bir Mehed Yaylası var. Köylüler, bu yaylanın yolu olmadığı için mecburen hayvanlarını otlamak amacıyla sarp kayalıklara gönderiyor. Çünkü hayvanların besin alacağı başka otlak yerleri yoktur. Belediye olarak kısıtlı imkanlarımız olduğu için yayla yolunu yapamıyoruz. Valilik ve diğer kurumların destek vermesiyle birlikte yol yapılacaktır. Hayvanlarını kaybeden ailelere imkanlarımız dahilinde yardımcı olacağız. Ancak Valilik Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın (SYDV) da bu ailelere yardımcı olmasını istiyoruz'' dedi.

Hayvanların telef olduğu sarp kayalıklara çıkamayan Başkan Keskin, beraberinde getirdiği el dürbünüyle bir süre bölgeyi inceledi. Metin Gezek isimli vatandaş ise, hayvanlarını otlatmak için yaşadıkları sıkıntıları anlattı. Gezek, ''Eskiden yaylalarımız vardı. Katır olduğu için böyle bir sıkıntımız olmuyordu. Olaylar nedeniyle katırlarda olmayınca mecburen hayvanları dağlardan geçiyoruz. Dağlarda besin kaynağı bulamayan hayvanlar, çareyi ölümden buldu. Köyümüzde onlarca aile Mehed Yaylası'na gidiyor. Yol olmadığı için bu yaylayı kullanamıyoruz. Bu yol yapılmaz ise, bu danaların yerine insanlar bile intihar edebilir, bu sıkıntılarımızın giderilmesini istiyoruz'' şeklinde konuştu.

 




î Başa
'MÜDÜRÜNE ŞANTAJ YAPAN POLİS, VATANDAŞA NE YAPMAZ?' - haber vitrini - 25 Ağustos 2005 


Fatih Altaylı: "Gaziantep Emniyet Müdür yardımcısı, Rus kadınlarla alem yapmış. Burada bir acayiplik yok. Birkaç yüz doları denkleştiren ve canı çeken, tıyneti uygun olan herkes yapabilir..."
25 Ağustos 2005 Perşembe 05:48

 

FATİH ALTAYLI'NIN SABAH'TAKİ YAZISI:

Amirine şantaj yapan vatandaşa ne yapar!
 
 
Dün gazeteleri görünce "Bu ülkede çocuklarımızı nasıl büyüteceğiz?" diye düşündüm.

Gaziantep Emniyet Müdür yardımcısı, Rus kadınlarla alem yapmış. Burada bir acayiplik yok. Birkaç yüz doları denkleştiren ve canı çeken, tıyneti uygun olan herkes yapabilir. Tabii bir polis müdürünün normalde yakalayıp sınır dışı etmesi gereken yabancı fahişelerle alem yapması rezalet ama bence asıl rezalet bundan sonra başlıyor.

Ancak polis müdürünün bu alemi, bir başka polis tarafından görüntüleniyor.

Ve görüntüleri kaydeden polis, umduğu terfiyi alamayınca, görüntüleri Gaziantep Emniyet Müdürü'ne gönderiyor ve skandal patlıyor.

Bir düşünün, bir polis mücadele etmesi gereken fuhuşla mücadele etmeyip, olayın bir parçası haline geliyor. Ama daha vahimi, bir başka polis bu görüntüleri kaydedip "Şantaj amacıyla" elinde saklıyor. Ve gerektiğinde kullanıyor.

Bu olacak iş mi? Emniyet müdür yardımcısının yaptığının kabul edilir tarafı yok. Ama onunki bir görevi ihmal, iki uçkur düşkünlüğü. Hesabını hem teşkilatına, hem eve verir.

Ama ya öbürü..

Kendi müdürüne şantaj yapan polis, vatandaşa ne yapmaz..

Düşündükçe tüylerim ürperiyor.

Polisin elinde binlerce kişinin dinleme kayıtları var, izleme kayıtları var.

Kendi amirinin görüntülerini kişisel amaçları için kullanan bir zihniyet, bu kayıtlarla neler neler yapar.

Ankara'da adını kimsenin bilmediği bir Emniyet Genel Müdürü var.

Acaba bu konuda ne yapmayı düşünüyor!

 


î Başa
Kendi kendimizi kandırıyoruz - Milliyet - 24 Ağustos


î Başa Formula 1 yarış pistinin görüntüleri günlerdir gazetelerde, TV'lerde yayımlanıyor. Yabancıların yaptıkları otomobiller ile yabancı sürücülerin yılda bir defa yarışmaları için yapılan ve 20 milyon dolar diyerek başlanıp 220 milyon dolara tamamlanan pistin Türkiye'nin kaderini değiştireceği anlatıla anlatıla bitirilemiyor!
İyi de... O pistte yarış izlemeye gidenler, o pisti görüntülemeye gidenler acaba, o pistin yanındaki Koç Lisesi'ni, Sabancı Üniversitesi'ni gördü mü? Veya bunların varlığını biliyor mu?
Koç Ailesi'nin yaptırdığı Koç Lisesi, 50 milyon dolarlık bir yatırım. Öğrenciler bu liseye girmek için yarışıyor. Çünkü bu lise iyi eğitim veriyor. Mezunları Batı'nın en iyi üniversitelerine burslu öğrenci olarak kabul ediliyor.
Koç Lisesi'nin biraz ilerisinde, Formula 1 yarış pistinin hemen önünde Sabancı Ailesi'nin yaptırdığı Sabancı Üniversitesi var. Türkiye'nin en yeni, en lüks öğrenci kampusu. 200 bin metrekare kapalı alanı var. Öğretim binaları, spor tesisleri, konferans ve konser salonları, öğrenci yurtları, öğretmen lojmanları, atölyeleri ile koskoca üniversite. Gidiniz, görünüz... Hani 5 yıldızlı turistik tesis derler ya... İşte o biçim... Bu pırıl pırıl üniversiteye 160 milyon dolar harcandı. Binası ile, teçhizatı ile...
Koç'un Rumelikavağı'ndaki üniversite kampusu ise binası ve teçhizatı ile 120 milyon dolarlık bir yatırım.

Halk kesesinden hovardalık
Keşke paramız bol olsa da hem Koç ve Sabancı üniversiteleri gibi üniversiteler, Koç Lisesi gibi liseler, hem de Formula 1 pisti gibi tesisler yapabilsek... Ama paramız bol değil...
Sınırlı miktarda kaynağımız var... Bunu harcamada acaba önceliğimiz ne olmalı?
İnsanlar alın teri ile kazandıkları parayı, istedikleri gibi harcayabilir. İster kumar oynar, ister cami, ister okul yapar... Para onundur.
Ama kamu parasını (halkın parasını) yönetenler, kamu parasını (halkın parasını) istedikleri gibi harcayamaz.
Kamu parasının (halkın parasının) nasıl harcandığının yolu yordamı vardır. Alternatif harcama alanları arasında öncelikler belirlenir. Halkın, ülkenin yararına olan işler yapılır.
Biz de son günlerde, kamu parasının "keyfe göre-bir kişinin kaprisi ile" harcanmasının iki "vahim ve çok pahalı" faturasını ödüyoruz. Halkımıza giren "kazığın boyutunu ve acısını" unutturmak için (maalesef tüm medya) halkı uyutuyor. Halkın yediği kazığa övgüler düzülüyor.
İzmir'in (rahmetli) Belediye Başkanı ile İstanbul Ticaret Odası'nın (eski) Başkanı, kişisel kararları ile iki büyük işe girdi. Biri İzmir'de Dünya Üniversiteleri Yaz Oyunları'nı düzenlemeye, öbürü İstanbul'da Formula 1 pisti yaptırmaya soyundu.

Meyveyi rantçılar yiyecek
İzmir'de Uzundere semtinde 934 konutluk sporcular kenti kuruldu. Açıklamalara göre İzmir Büyükşehir Belediyesi 120 trilyon lira, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 80 trilyon lira harcadı. Oyunlar için yapılan toplam harcama 300 trilyon lirayı buldu.
İstanbul'daki Formula 1 yarış pisti ve yarışların gerçekleştirilmesi için İstanbul Ticaret Odası, Odalar Birliği, Belediye, değişik kamu kuruluşları 300 trilyon lira harcadı. Hazine, projeye maddi yardımda bulundu, yarış organizatörlerine garanti verdi.
Sayın okuyucularım, "el kesesinden hovardalık" diye buna derler. İki "iyi niyetli" kuyuya taş attı. Şimdi milyonlarca insan kuyudan bu taşları çıkarmak için uğraşıp duracak.
Harcanan paralar bu harcamaları yapanların değil, benim cebimden, sizin cebinizden çıkıyor.
Beni de, sizi de uyutmaya çalışıyorlar... "Siz harcanan paralara bakmayın... Dünya bize hayran..." diyorlar. Dünyanın bize hayran olması için çocuklarımızın okuması, çocuklarımızın okuması için okul yapılması gerekiyor. Üreterek gelirleri artırmamız, bunun için de yatırım, fabrika yapmamız gerekiyor.
Uzundere'de Üniversite Yaz Oyunları için, İstanbul Kurtköy'de Formula 1 pisti için cömertçe yapılan harcamaların hiç mi yararı olmadı?.. Olmaz olur mu? Sayın Başbakan'ımızın açıkladığı gibi bu yatırımların çevresindeki arsaların 1 olan fiyatı şimdi 10 oldu. Bu yatırımların çevresinde yap-satçılar şimdiden inşaata başladı. Tanesi 1 milyon dolardan bahçeli ev satacaklar...

[email protected]
 


î Başa
Arkan’ın generali Saddam’ı savunacak - Akşam - 24 Ağustos 2005 

Irak devrik lider Saddam Hüseyin’i yargılamaya hazırlanırken, İtalyan asıllı ingiliz avukat Giovanni di Stefano, Saddam’ı dar ağacından kurtarmak için kolları sıvadı. İngiliz The Sun gazetesi, geçmişi bir hayli karanlık olan di Stefano’nun kirli çamaşırlarını ortaya döktü. Di Stefano’nun müşterileri arasında eski Yugoslavya’nın devlet Başkanı Slobodan Miloşoviç, çok sayıda cinsel tacizle suçlanan rock yıldızı Jonathan King’i ve İngiliz seri katil Doktor Herald Shipman gibi oldukça kirli isimler bulunuyor.

3 yıl hapis yatmış

Eski Yugoslavya’da Müslümanlara yönelik etnik temizlik sırasında Sırp kasabı Arkan’ın gönüllü generallerinden birisi olarak görev yapan di Stefano, sahtekarlıktan da 3 yıl hapis yatmış. 450 milyon sterlinlik servetiyle İngiltere’nin en zengin avukatları arasında yer alan di Stefano, 1998 yılında Saddam Hüseyin ve Usame bin Ladin ile tanışmış. Di Stefano, El Kaide liderinin “Kızlar gibi el sıkıştığını hatırlıyor.”

Don Giovanni lakaplı di Stefano, kara para aklama, şirket dolandırıcılığı ve katliamlarla dolu geçmişinin ardından şu an İngiltere’nin en meşhur avukatlarından birisi.

ABD’de bir Hollywood stüdyosunu dolandırdığı için istenmeyen işadamı ilan edilen İtalyan, İngiltere’ye gelerek burada avukatlık yapmaya başlamış. İngiliz The Sun gazetesi, avukatın hem sabıkalarla dolu bir geçmişi olduğunu hem de avukatlık sertifakası olmadığını iddia ediyor. Di Stefano, Amerikan Barolar Birliği’ne üye olduğunu iddia etse de hangi hukuk fakültesini bitirdiğini açıklamıyor. Parti kurmaya hazırlanan di Stefano, eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ve İtalyan diktatör Benito Mussolini’nin politikalarını, kuracağı Radikal Parti’ye aktaracağını belirtiyor.

 




î Başa
'YAŞLI BAKİRE' SORUNUNA ÇÖZÜM!..


Malezyalı politikacı Nik Abdülaziz Nik Mat, kadınlardan, eşlerinin ikinci eş almasına izin vermelerini istesi.
24 Ağustos 2005 Çarşamba 08:24

 

Malezya’nın önde gelen İslamcı politikacılarından Nik Abdülaziz Nik Mat, kadınlardan, eşlerinin ikinci eş almasına izin vermelerini isteyerek, ‘yaşlanan bakire sorunun tek çözümünün çok eşlilik olduğunu savundu.

î Başa İslami PAN partisinin dini lideri olan Nik Mat, ‘Erkeklere ikinci kez evlenme hakkı tanınmadığı için bakire yaşlanan ve ölenleri düşünün’ dedi

ve ikinci kez evlenmek isteyen erkeklerden de ilk eşlerinin hassasiyetini anlamaya çalışmalarını istedi; ‘Kadın kalbi cam gibidir, çok narindir, kolayca kırılır. Kocaların, eşlerine nasıl davranmasını bilmesi gerekir’ dedi. 

/Hürriyet

 


î Başa
Danalar kayalıklardan atladı - 23 Ağustos 2005 - internet haber
23 Ağustos 2005 13:08  
Van'ın Gevaş, Bitlis'in Tatvan İlçeleri'nde yaşanan koyun intiharlarından sonra ilginç bir intihar olayı da Hakkari'nin Durankaya Beldesi'nde meydana geldi.

     Durankaya Beldesi'nde ise bu kez koyunların yerine 7 büyükbaş hayvanın, kayalıklardan atlayarak telef olduğu bildirildi.
     
     Edinilen bilgiye göre olay, önceki gün akşam saatlerinde Biçenek Mezrası'nda meydana geldi. Durankaya Beldesi'ne bağlı Biçenek Mezrası'nda otlatılmaya gönderilen 7 dana, Kırmızı Mağara Dağı denilen sarp kayalıklardan geçerken kayalıklardan atladı.
     
     Karanlıkta olay yerine giden köylüler, hayvan leşleriyle karşılaştı. Yasin Çiftçi'ye ait 1, Yusuf Çiftçi'ye 2, Ömer Çiftçi'ye 2 ve Salih Can'a ait 2 toplamda 7 büyükbaş hayvanın, mahsur kaldıkları dağdan düşerek telef olduğu bildirildi. Köylüler, yaşanan olayla birlikte yıllardır yetiştirdikleri hayvanları kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor.
     
     Konu ile ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan İsa Can isimli görgü şahidi, sarp kayalıklardan geçen danaların bir anda kendilerini teker teker aşağı doğru attığını belirterek, "Danalar kendilerini aşağı doğru atarken, bir toz bulutu oluştu. Ben de hemen köy sakinlerine haber verdim. Geldiğimizde danalarımızın telef olduğunu gördük. Biz köylülerin tek geçim kaynağı da hayvancılıktır" dedi.
     
     Hayvan sahiplerinden Ömer Çiftçi ise akşam saatlerinde kayalıklardan geçen danalarının aşağı düşerek telef olduğunu belirterek, "7 danamız telef oldu. Hayvanlarımızın nasıl kayalıklardan atladığını bilmiyoruz, ancak bunun sebebini araştırıyoruz. Köyümüzde ilk kez böyle bir olay yaşandı. Biz de şaşkınız" şeklinde konuştu.
Bu haber 288 defa okundu.
 


î Başa
PKK Kürt sorununa engel- Kürt aydını Ümit Fırat
22 Ağustos 2005 10:18  
Terör örgütü PKK'ya muhalif Kürt aydını Ümit Fırat şiddetin devlete yarayacağını savundu. Fırat ayrıca Öcalan'ın kendisini hint tanrısı gibi gördüğünü söyledi.

     DERYA SAZAK: Aydınların, PKK'nın 'koşulsuz silah bırakmasını' isteyen çağrısından beri gelişmeler hızlandı. Başbakan Erdoğan, 'Kürt sorununu demokrasi sorunu' olarak tanımladı, KONGRA-GEL, bir ay 'eylemsizlik' ilan etti. Siz, 'Bir toplumu oluşturan insanlar barış yapmazlar, barışık yaşarlar' sözleriyle, kastedilen barışın ne olduğunu sorgulamıştınız. Bu aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

ÜMİT FIRAT: PKK, 1984'te silahlı mücadeleye girdiğinde Güneydoğu'da çatışma ortamına çok elverişli psikolojik koşullar vardı. 12 Eylül'de Diyarbakır cezaevi Ebu Gıreyb'den beterdi.
Bölge insanı 1970'lerden itibaren eziyet görüyordu. Hasan Cemal'in 'Kürtler' kitabında cezaevinde gördüğü işkenceyi anlatan Felat Cemiloğlu, 'Genç olsam dağa çıkardım!' der. İnsanlar böylesine tepkiliydi, bütün legal mücadele alanları kapanmıştı. PKK o şartlarda doğdu ama Kürtleri arkasına alamadı.

Devletle PKK arasında
Abdullah Öcalan'ı tanıyan yoktu...

- 1970'li yıllarda atladığımız bir şey oldu, 'Apocular' diye ortaya çıkan hareketi ciddiye almadık. 1920'de Stalin de ciddiye alınmamıştır Rusya'da.

'Doğu Sorunu' daha çok solun konusuydu, 1965-69 döneminde TİP, Mehmet Ali Aybar yönetiminde Kürt sorununu tartışmaya açıyor. Partinin kapatılması da o yüzden olmuştu.

- TİP'in kapatıldığı kongrenin delegesiydim. Doğu'nun geri kalmışlığı, eşitsizliği bölgesel değildir; orada Kürt toplumu yaşıyor denilerek sorunun siyasi boyutu ortaya konulmuştu. Sadun Aren, 'Kürt meselesini kongre kararına koyarsanız partiyi kapattırır' diye uyarmıştı, nitekim gelişmeler o yönde oldu... 12 Mart muhtırası ile 'balyoz' harekâtı inince Anayasa Mahkemesi'nde Kürt meselesi de kapatılma nedeni olarak ileri sürüldü. O dönemde 'Doğu mitingleri' Kürtlerde siyasi uyanış yarattı.
1984'e geldiğimizde Kürtler için legal siyasi yapılanma ortamı yoktu. Aşiret yapılanması otoriteye boyun eğer, PKK köy baskınlarıyla korku yayardı. Bir kısım insanlar da sempatiyle bakmaya başladılar. Halk, devletle PKK arasında kaldı.

AB, Kürtlere umut oldu
Demokratik olmayan zemin PKK'ya yaradı.

- Türkiye ne zaman ki AB'ye başvurdu, Kürtlerin de kafasında artık hukukun egemen olacağı, demokratik hakların garanti edileceği düşüncesiyle ayrılık olmadan da yaşama düşüncesi gelişmeye başladı. Benim de şahsen 20 yıl öncesinden baktığım zaman Türkiye'den umudum yoktu. Türkiye, AB üyeliği için başvurunca, o süreçte Kürtlere de yer olacağını düşündüm. O zamana kadar Türkiye'de ayrımcılık geçerliydi; Kürtlerin hiçbir hak ve hukuku tanınmıyordu. Dilleri, kimlikleri bastırılmıştı.
1980 öncesi parlamentoya giren Kürtler, bu özelliklerini gizlerlerdi. Şerafettin Elçi, CHP Koalisyonu'nda bakan olunca ilk kez Kürt olduğunu söyledi. 12 Eylül'de öyle bir kırılma yaşandı ki, 1990'da HEP kuruluncaya kadar ayrı bir yapılanma mümkün olmadı. O zaman da şiddet tırmanmaya başlamıştı. PKK etkinlik kazandı. Köy boşaltmalar başladı, iş çığrından çıktı. Cizre'deki Nevruz kutlamalarında 120 insan birden öldü.

PKK nasıl zemin buldu?

Savaşta gibiydik. İnsanlar her şeylerini bırakıp kaçtılar. Orhan Kemal'in 'Gurbet Kuşları'ndaki göç eden aileler değildi onlar. Köyleri boşaltıldı, ateşe verildi. PKK o şartlarda güç kazandı. Kürt aydınları ve savaşı benimsemeyen Kürtler üzerinde baskı yarattı.
İnsanlar iki ateş altında kaldı, ya korucu olacaksınız ya dağa çıkacaksınız. Gençler PKK'ya katıldı, neredeyse her aileden birden çok insan bu dava uğruna öldü. Bugün 30 bin insanın ölümünden söz ederken Kürtlerin de büyük kayıplar verdiğini görmezlikten gelemeyiz. Dağdaki çocuğunu çatışmada kaybeden aileler PKK'ya karşı çıkamadılar.

Batı'dan bakınca binlerce 'şehit ailesi' çocuklarının PKK yüzünden öldüğünü unutamıyor. Onların acılarını yok sayamazsınız, DEHAP'ın Öcalan'ı 'muhatap sayma' yaklaşımı bu yüzden büyük tepki görüyor, İmralı'ya özgürlük noktasından hareket edilirse gerilim düşmez.

- Şehit ailelerini incitmeden iki tarafta da gözü yaşlı analar olduğunu düşünerek hassasiyeti korumak gerekiyor. Ancak sadece şehit ailelerine bakarsanız barışı, demokratikleşmeyi gerçekleştiremez, sorunu çözemezsiniz.

Öcalan 1999'da yakalanıp İmralı'ya konulduktan sonra PKK uzun süre tehdit oluşturmadı. Öcalan, 'Demokratik Cumhuriyet' teziyle Kürtlerin ayrılması düşüncesinden uzaklaştı. Bunda etken, yakalanıp İmralı'ya konulması mı, yoksa değişen uluslararası konjonktür mü?

- Öcalan, Bekaa'da, Şam'da bulunurken, görüştüğü insanların niteliklerine göre konuşurdu. Komünistseniz, 'emperyalizmi yerle bir edeceğini' söyler, Ortadoğu'da Kürt federasyonu kuracağını anlatırdı. Hatta muhterem Yalçın Küçük, Apo ile görüştükten sonra 'Devrimin merkezi Moskova'dan Bekaa'ya kaydı' gibi laflar etmişti.
Yalçın Küçük'ten önce Doğu Perinçek gitti, 1989'da. Öcalan'ı yoldan çıkarmak için Perinçek ile Yalçın Hoca'dan daha iyi örnek bulamazsınız. Öcalan'ın o dönem yazdıklarına bakın, sentez görürsünüz. Biraz Perinçek, biraz Küçük vardır.

Bugün ikisi de karşılar...

- Perinçek'in 2000'e Doğru dergisinde yazdıklarına bakın. 1991 seçimlerinde HEP'in SHP ile ittifak edip İşçi Partisi'ni dışlamasıyla başlayan bir karşı duruşu oldu. Ondan bayrağı Yalçın Küçük devraldı.
1975'lerde 'Apoculuk' falan yoktu, Öcalan bazen benim Ankara'daki kitapçı dükkânıma gelirdi. Aydınlık gazetesinde, 1979'da soldaki örgütleri tefrika eden yazılarından sonra araziye uydu. Ondan önce Siyasal kantininde oturuyor, elini kolunu sallayarak dolaşıyordu. Aydınlık'ın o yayınından sonra Perinçek'le aralarında nasıl barışıklık doğdu bilmiyorum.

Mumcu bulgular elde etti
Öcalan'ın MİT bağlantısı da öne sürülmüştü.

- Uğur Mumcu birtakım bulgular mutlaka elde etti ve bir gün Uğur Mumcu cinayetinin ve onun vardığı o bulguların açıklaması olursa Türkiye'de çok şaşırtıcı hadiseler görülür. Ama bir gün İmralı'nın gardiyanları da anılarını yazacak olsalar, çok şaşırtıcı bilgiler çıkacağını düşünüyorum. Yani Türkiye'de bazı şeyleri görüyor ama belgeleyemiyorsunuz. 

Bu mayınlar nasıl geliyor?

PKK, Kandil'e çekilmedi mi, bir kısmı Türkiye'de mi kalıyor?

- Öcalan bunu önerdiğini ama Genelkurmay yetkilisinin kuşkuyla baktığını anlatıyor.
Osman Pamukoğlu'nun anılarını okuduktan sonra 'Türkiye PKK'yı gerçekten bitirmek istiyor mu?' diye yazdım. Şam'da Öcalan'a yönelik birkaç suikast planlanmıştı ama önlendi. Pamukoğlu'nun kitabında, Kandil Dağı'nda PKK'nın kongre toplayacağına ilişkin istihbarat toplantısından söz ediliyor. Operasyon için her şey hazırken MİT haber vermiyor. Bu çok anlamlı değil mi?

Dönemin başbakanı Ecevit, ABD'nin Öcalan'ı paketleyip niye Türkiye'ye verdiğini anlayamadığını söyledi. 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi sırasında Kara Kuvvetleri Komutanı olan Aytaç Yalman, Apo'nun Barzani ve Talabani'nin güçlenmesi ve Kuzey Irak'taki oluşumun geleceği açısından ABD tarafından devreden çıkarıldığını savunuyor. 'İkinci İsrail' projesi...

- Ben o kanaatte değilim ama Abdullah Öcalan'la Aytaç Yalman aynı düşünüyor. Öcalan, yakalanmasını ABD komplosu olarak değerlendiriyor, Kuzey Irak'taki gelişmelerin önünü açmak, Barzani ve Talabani'ye yol vermek için Şam'dan çıkarılıp Türkiye'ye teslim edildiğine inanıyor.

'Düşman' misyonu gördü
Apo başka ülkeye de sığınabilirdi, Türkiye niye aldı?

- Türkiye bunu reddedemezdi, çünkü PKK sayesinde Soğuk Savaş sonrası 'düşman' sıkıntısı çekmedi. Apo üzerinden bazı çevreler 'derin devlet'in var olabilmesi, etkin olabilmesi için bir düşmana ihtiyaç vardı. Öcalan bu misyonu gördü.

PKK kartı...

- Evet, böylece bölgede Kürt özerkliğine, federasyona kadar gidecek bir yapılanmaya karşı PKK kartını elinde tutmaya çalışıyor devlet. Kandil Dağı'nda yeni örgütlenme yok, PKK eskiden de oradaydı. İnsana sorarlar, sınır güvenliğini kur, PKK içeri girmesin.
Türkiye'ye giriyorsa bunu önlemeye çalışacaksın. Eskiden baz morfin geliyordu Afganistan'dan katır sırtında. Mayınlar sırtta, kucakta gelmez, o engebeli arazide birinin ayağı kaysa uçuruma yuvarlanır. Son dönemde patlayan mayınlar nerede üretilmiş, nasıl yerleştirilmiş, bunları endişeyle sorgulamak lazım.

Asker daha fazla yetki istiyor...

- Siyasi bir sorunu sadece askeri önlemle çözemezsiniz. PKK biter, başkası gelir.
Kürt sorunu olmasaydı PKK olur muydu? Öyle bir hale geldi ki PKK nedeniyle Kürt sorunu içinden çıkılmaz bir hal aldı.

'Çevik Bir'in İmralı'ya gittiğinden söz edildi'

Sizin İmralı Cezaevi'ne ilişkin bazı duyumlarınız var. Serbesti dergisinde yazmışsınız. Genelkurmay faktörü...

- İmralı ilişkileri tamamen askerin kontrolünde. Yakalandığı sıralarda Çevik Bir'in de adaya gittiğinden söz edildi. Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmede Çevik Bir'in kendisiyle konuştuğu net ifade ediliyor.

Çevik Bir, Öcalan'la mı görüşmüş, ne zaman?
- Evet, 2000 yılında.

Ne amaçla görüşmüş?

- Telkinlerde bulunuyor herhalde. Bu ayki Serbesti dergisinde Öcalan'ın bir Genelkurmay yetkilisiyle yaptığı görüşmeyi yazdım. 2000'de Özgür Halk dergisinin ekim sayısında Öcalan'ın anlattığı bir olay var. PKK güçlerinin tümüyle dışarı çıkmasına, konuştuğu Genelkurmay yetkilisinin kuşkuyla baktığını söylüyor. Orada kastettiği Çevik Bir değil.

'Öcalan kendini Hint tanrısı zannediyor'

Barıştan kastedilen nedir? Öcalan'a özgürlük mü?

- Aynen öyle, genel af bile değil, Öcalan serbest kalsın yeter. Hint tanrıları vardır ya yarı insan mitolojik güç, Öcalan'da bu psikoloji vardır. Öcalan bir Avatara'dır.
Bütün Kürtlerin kendi şahsında temsil edildiğine inanıyor. Kürtlerin aşk filmi, aşk romanı yoktur, ben yazacağım dedi.
Bu Nevzat Tandoğan sendromudur. 'Ne lazımsa ben yaparım'. Kürtlere özerklik, federasyon gerekiyorsa 'ben sağlarım' düşüncesinde. Öcalan, İmralı'da esrarengiz noktada durdukça, Kürtler üzerindeki manevi gücü artıyor.

'Baraj düşse de DTH Meclis'e zor girer'

Kürt sorunu, 'etnik kimlik' meselesinden 'haklar, sorumluluklar, özgürlükler' alanına taşınamaz mı? Kürtler değişimi nasıl sağlayacak? İmralı'ya endeksli olmayan bir partileşme olacak mı?

- Demokratik Toplum Hareketi, eski DEP'li 4 milletvekili cezaevindeyken avukatlara talimat verilerek İmralı'dan kurulmaya çalışılan bir organizasyondur. Leyla Zana ve arkadaşları başlangıçta 'yasal engelimiz var' diye bir tereddüt geçirdiler. Öcalan dayattı, 'Katılacaksınız'.
Baraj yüzde 5'e düşse de Demokratik Toplum Hareketi Meclis'e girmekte zorlanır.

Şiddet 'derin devlet'e yarar

PKK tekrar nasıl gündeme geldi?

- Bitirmiyorlar işte. Bir genel af beklentisi vardı, 1999'dan sonra gündeme gelebilirdi, çıkarmadılar.

1 aylık 'eylemsizlik'e ne diyorsunuz?

- Toplumu oluşturan insanlar barış yapmaz, barışık yaşarlar. Barış tetiği çekmemek, silahlı mücadeleye karşı durmaktır. Barıştan söz edenlere şunu demeliyiz: Bu silahlı mücadeleyi başlatan, sürdüren örgüte destek olmayın.

Terörü 'Öcalan başlattı, Öcalan bitirsin' görüşüne ne diyorsunuz? Nasıl bitirecek?

- Nasıl başladıysa öyle. Örgüte talimat verirse çatışmalar durur. Güneyde Irak Kürdistan'ındaki olumlu gelişmenin önünü kesmek üzere Türkiye'nin elini güçlendirecek bir argümandır PKK eylemleri. Türkiye'nin AB'ye açılımının önünü kesmek için de şiddet ortamına ihtiyaç var. Bunlar 'derin devlet'in işine gelir. Bu savaşı isteyenler deşifre oluyor. Hem PKK cephesinde hem derin devlette.

Nasıl çözülecek?

Türkiye'de bir De Gaulle yok. Erdoğan'ın 'Kürt sorunu' tanımı bölgede bir beklenti yarattı ama hükümet arkasını getirecek güçte mi, belli değil.

PORTRE/ Ümit Fırat

Yükseköğrenimini Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi'nde tamamlayan Ümit Fırat, 1960'larda Türkiye İşçi Partisi'ne üye oldu. 1969'da ilk legal Kürt örgütü kabul edilen Devrimci Doğu Kültür Ocakları'nda yer aldı. 1992'de Helsinki Yurttaşlar Derneği kurucuları arasındaydı. 1994'te Yeni Demokrasi Hareketi'nin kuruluşunda Doğu ve Güneydoğu İlleri Örgütlenme Sorumlusu oldu. Doz Yayınevi'nde editörlük yapan Fırat, halen "Serbesti" dergisinde görev yapıyor.
Bu haber 1723 defa okundu.


Hosted by www.Geocities.ws

1