Son Sayı      Eski Sayılar      Dosyalar      Linkler      İletişim     
Kara Gazete - Sayı 1 / Temmuz 2003

KAPİTALİZM ALEVLER İÇİNDE!

19 - 21 Haziran tarihlerinde düzenlenen AB zirvesine karşı Selanik'te toplanan yaklaşık 100.000 kişi çeşitli gösteriler düzenledi. Gösterilerin başlamasından önceki günlerde Anarşist ve anti-otoriter gruplar Selanik üniversitesi teoloji ve felsefe fakültelerini işgal ettiler. Buraları Yunanistan dışından gelen göstericilerle beraber kaldıkları, bilgi alışverişinde bulunup, toplantılar yaptıkları bir mekan haline dönüştürdüler.

19 Haziran günü göçmenlerle dayanışma amacıyla yürüyüş düzenlendi. Başlangıçta anarşitler yaklaşık 3000 kişiydiler. Olympiodos caddesi çoğunluğunu anarşistlerin oluşturduğu binlerce insanla doldu. Gösteri Olympiodos caddesinden yoğun olarak göçmenlerin yaşadığı Sykies ve Neapoli bölgelerine doğru devam etti. Göçmenlerle dayanışmayı vurgulayan ve polislere karşı atılan sloganlarla devam eden gösteriye bir çok insan da balkonlarından, camlarından alkışlayarak destek verdi. Selanik Irkçılık Karşıtı İnsiyatifinin organize ettiği gösterinin yapıldığı alan olan Egnatia'da Anarşist Blok 6000 kişiye ulaştı. Gösteri sırasında şehrin bütün duvarları sloganlarla doldu, caddelerdeki gözetleme kameraları tahrip edildi.

20 Haziran Sabahı 1500 kadar anarşist zirvenin yapıldığı Halkidi'ye gitti. "Selanik 2003 Anti-Otoriter Hareketi - Karşı Saldırı" yazan bir pankart taşıyan grup polis barikatıyla karşılaştı ve göstericiler zirvenin yapıldığı otele ulaşmak amacıyla polisle çatıştı. Polisin yoğun gözyaşartıcı bomba kullandığı olaylar sırasında polislerden ve göstericilerden hafif yaralananlar oldu, 7 kişi gözaltına alındı.

21 Haziran?da Selanik cehenneme döndü. Polis anarşistlerin oluşturduğu iki ayrı bloka aynı anda saldırdı. Göstericilerle birlikte Selanik halkının da etkilendiği çatışmalar şehir merkezini alevler ve polisin yarattığı kimyasal gaz bulutları içinde bıraktı. Anarşistler biri Kara Blok diğeri Anti-otoriter Hareket olmak üzere iki ayrı kortej oluşturarak eyleme katıldılar. Polis saldırısının ardından Anti-otoriter Hareket bir süre ara sokaklarda ilerledikten sonra o sıralarda polis saldırısını yaşayan Kara Blok ile buluştu. İki grup birleşti ve polisin saldırısına karşı yoğun bir direniş sergiledi. Kapitalizmin vahşetine karşı öfkelerini başta McDonald's ve Vadafone olmak üzere, çok uluslu şirketlerin dükkan ve mağazalarına molotoflar, taşlar ve soplalarla saldırarak gösterdiler. Çatışmalar bir süre devam ettikten sonra eylemciler büyük bir meydanda toplanmaya başladılar. Burada eylemcileri kuşatan polis daha güçlü bir şekilde tekrar saldırdı. Bütün meydanı dolduran gazın etkisiyle anarşistler, küçük gruplar halinde üniversiteye geri çekildi. Gösteriler sonrasındaki günlerde evler basılarak pek çok kişi gözaltına alındı. Özgürlük yalanıyla yarattıkları sömürü düzeninin üstünü kapatmak isteyen Avrupa Birliğinin gerçek yüzü Yunan polisinin eylemcileri tutuklayıp, yoğun işkence uygulamasıyla yeniden ortaya çıktı.

Selanik'te anarşistlerin dağıttığı bildiri

Düşmanlarımıza hoşgeldiniz demeyeceğiz.

Çünkü bizler Avrupa Birliği Şirketi tarafından düzenlenen bir başka şovda basit izleyiciler olmayı planlamıyoruz. Onların bütünleşmesi, mekanizmalarının ve enstitülerin bütünleşmesi anlamına gelir. Bu da tahakkümün ve sömürünün sağlamlaştırılmasını sağlar. Avrupa ülkelerinin ekonomik birleşmesinin ve Avrupa otoritelerinin planlamalarının ardından hızla yürürlüğe konulan federal yapıların üzerinden neredeyse bir buçuk yıl geçti.
Daha şimdiden, sözde toplumsal barış, savunma ve "terörist karşıtı" haçlı seferi adına Birleşik Avrupa Enformasyon (AB içindeki siyasi eyleminin yanında, Avrupa Birliğinin Askeri Komisyonu ile birlikte yurt dışında hareket edecek) Ajansı kuruldu, EUROJUST adıyla bilinen Avrupa Adaletinin birleşik genişlemesi yapıldı ve EUROPOL, Avrupa FBI'yına dönüştürüldü. Selanik'teki zirvede yapacakları sadece bir Avrupa anayasası hakkında kendi aralarındaki anlaşmazlıkları gidermek için karar vermektir. Aynı zaman zarfında, yeni yağmalar ve yeni katliamlar için siyasi kararlarını uygulamaya izin veren bir savaş makinesini (Avrupa ordusu) kurmak için adımlar atmaya da devam edecekler.

Düşmanlarımıza hoşgeldiniz demeyeceğiz.

İktidarlar tarafından bir kez daha ortaya sürülen benzi sararmış rüşvetçileri de unutmuyoruz; zirvenin düzenli işleyişini aksatmamak için açık veya kapalı tüm toplantılara katılan rüşvetçileri, alternatif küreselleşme hakkında konuşan, kimliğini gösteren belgeler verip, gösterileri durdurmanın zamanı geldiğini ilan eden rüşvetçilerin hiçbirini unutmuyoruz. Düşmanlar şehrin dışında toplanıyorlar, her emre sessizce katkıda bulunmaya istekli rüşvetçiler ve boyun eğme sevdalısı her türden destekçi siyasi bir oyun oynuyorlar. Bu köleliği alkışlayan kölenin gürültüsüdür. Aynı zamanda terörün her biçimi yeni "küreselleşme çağı"nda hüküm süren köleliğin bir biçimine dönüşüyor.
Amsterdam'dan Seattle'a, Prag'a, Cenova ve Evian'a, G8, IMF, Dünya Bankası, NATO, AB ve Dünya Ticaret Örgütü zirveleri gerçekten neyseler onunla yüzleştiler. Bütün bu toplantıların hepsi yok etmek ve gezegendeki insanların sefaletine onay vermek için yapılıyor. Bunların hepsi, 1990'lar boyunca, Kinshasa'dan Jakarta'ya, Chiapas ve Arjantin'den, Pakistan ve Hindistan'a kadar "açlığın isyanı"nın kanlarında boğuldular. Bunların hepsi sözde "soğuk savaş"ın bitişinden ve 11 Eylül saldırılarından sonra suçlarına Afganistan'da, Irak'ta devam ettiler ve şimdi de "terörizm"e karşı haçlı seferiyle devam ediyorlar. Dediklerine göre görünmez, sınırları olmayan, "savaşçı" ünvanını bile lütfedemedikleri bir düşman.
Onlar sadece istenilmeyen değil, aynı zamanda düşmandırlar.
İşte bu yüzden bizler, yeni katliamlara, daha sıkı zincirlere ve binlerce mültecilere yol açan bu bozgunculuk ve sessiz uzlaşma mantığına uymayı planlamıyoruz. İşte bu yüzden, tahakkümü, yok etmeyi yeniden üreten ve koruyan bir şeye gitmek için rehberlik eden ve diğerlerini susturan bu politikaya izin vermeyeceğiz.
Çünkü bizler, "yeni çağ"ın devrim, isyan, toplumsal savunma kelimelerini yok etmek için boşuna çabaladığına inanıyoruz.
Yunan devleti yukarıdaki mantığa uygun olarak sözde terörizmle (savaşçıları tutuklayarak, işkence ederek, 17 Kasım Devrimci Örgütü ve Devrimci Halk Güçlerinin eylemleri için askeri mahkemelerle) savaşa devam ediyor; korku ve bozgunculuk örerek ve topluma bir bütün olarak saldırmaya devam ediyor. Yunan Devleti'nin AB ile bütünleşmesi ve Yunan ekonomisinin dillere destan gelişmesi, göçmenlerin zor duruma sokulup merhametsiz zulüm uygulanmasıyla oldu. Bu "mucize gelişme", toplumsal eşitsizlik geriliminden geçerek, binlerce evsiz ve toplum dışına itilmişle gerçekleşti.

Vicdan azapları onları durduramayacaksa,

BIRAKALIM TOPLUMSAL ÖFKE ONLARI DURDURSUN.

Diğer bildiriler : [1]   [2]



EŞCİNSELLER SOKAKTA

Kuruluşunun 10. yılında 26 Haziran-29 Haziran tarihlerinde "2003 eşcinsel onur haftası" çerçevesinde çeşitli etkinlikler düzenleyen Lambdaistanbul etkinliklerin son gününde sorunlarına komuoyunun dikkatini çekmek amacıyla bir yürüş düzenledi. İstiklal caddesi üzerindeki 12.30'da Terkoz çıkmazından başlayan yürüyüş alkışlarla Mis sokağa kadar sürdü. Mis sokakta basın açıklamasının okunmasıyla devam eden eylemde "Ayşe Fatma'yı, Ahmet Mehmet'i birbirlerini sevebilmeli", "Okulda, işte, mecliste, eşcinseller her yerde." "Ne yanlışız, ne yalnız, eşcinseliz buradayız." sloganları atıldı. Yaklaşık 60 kişinin katıldığı yürüyüşte geyler, lezbiyenler, travestiler ve ayıların yanı sıra heteroseksüeller de yer aldı. Lambda üyelerinin yanısıra anarşistlerin ve troçkistlerin de katıldığı eylem basın açıklamasının okunmasından sonra olaysız biçimde sona erdi.

Dünya eşcinsel hareketin simgesi haline gelen 1969'daki "Stonewall" direnişinin yıl dönümünde yalnızca eşcinsellerin örgütlediği Türkiye'deki bu ilk eylemle eşcinseller heteroseksist anlayışın savunucularına tüm ezilen ve ötekileştirilenlerin ortak özgürleşme mücadelesinin içinde var olduklarını gösterdiler. Basın açıklamasıyla toplum içinde maruz kaldıkları aşağılanmaya, inkara, şiddete, hasta muamelesi görmeye, çalışma yaşamından dışlanmalarına karşı çıktıklarını belirten eşcinseller görünür olmanın, ortaya çıkmanın önemini vurguladılar. Çevredeki insanların şaşkın bakışları altında süren eylem sonrasında Eşcinseller ve eşcinsel dostlarında 10 yıl önce yapılması planlanan eylemi gerçekleştirmiş olmanın sevinci görülebiliyordu.

Eşcinsel Onur Haftası Basın Açıklaması

Biz eşcinseller bu zamana kadar;
Aşağılandık, yok sayıldık. Hamam, park ve eğlence alanlarıyla özdeşleştirildik. Ama kimsenin aklına bakkal, manav, doktor, hemşire, öğrenci, işçi eşcinseller gelmedi.
Varlığımızı inkar eden erkek egemen ve heteroseksist sistem içerisinde yaşamaya mahkum edildik.
Aile içi şiddete maruz bırakıldık. Zorla evlendirildik, tedavi edilmeye çalışıldık. İyileştirme adı altında elektrik şokları, tiksindirme terapileri gibi olmadık işkence yöntemlerine başvuruldu. Varlığımız bir ailenin başına gelebilecek en büyük felaket ve utanç kaynağı olarak görüldü.
Lezbiyen anneler olarak boşanmak istediğimizde, çocuklarımızın vesayeti verilmedi.
Toplum içerisinde devamlı olarak varlığımızı inkar etmek, heteroseksüel taklidi yapmak zorunda bırakıldık. Erkek eşcinseller olarak askere gitmek istemediğimizde verdiğimiz beyana güvenilmeyip bedenlerimiz üzerinde hak talep edildi ve "anüs kontrolü" gibi aşağılayıcı uygulamalara maruz bırakıldık.
Sağlık kurumlarında dışlanıp hastalıklı olduğumuz önyargısı ile hizmet verilmedi.
Eğitim kurumlarında dışlanıp eğitimlerimizi yarıda kesmek zorunda kaldık. Eğitimlerini devam ettirebilenlerimize ise hasta, sapık muamelesi yapılarak çalışmalarımız engellendi. Her alanda olduğu gibi iş yaşamından da dışlandık, yapabileceğimiz tek iş olarak seks işçiliği sunuldu. Bizi bu yola iten toplum daha sonra da seks işçiliği yaptığımız için bir kere daha aşağıladı. Uslanmaz , durdurulamaz sapıklar, toplum ahlakını bozan yaratıklar olarak görüldük ve gösterildik.
Biz eşcinseller, toplumun istediği zaman kullandığı, istemediği zaman da gaspedilecek, dövülebilecek, hatta üzerlerine araba sürülebilecek, öldürülebilecek varlıklar olarak görüldük. Bu eylemleri yapan kişiler ise "bana ilişki teklif etti" şeklinde cümleler kurarak ceza indiriminden yararlanmaya çalıştı. Hatta kimileri daha da ileri gidip yaptıkları hareketin "yasak av" çerçevesinde cezalandırılmasını bile talep edebildi.
Bu ülke, eşcinsel olduğu için öldürülen, dövülen, gasp edilen, hakkını arayamayan, saklanan, okullarında dışlanan, derslere alınmayan, işine son verilen, hapsedilen, zorla saçı kesilen, trenlere bindirilip il dışına sürülen, evleri yakılan, kapıları kırılan, intihar etmek zorunda bırakılan binlerce eşcinselle dolu.

Biz eşcinseller bu basın açıklaması ile sözünü ettiğimiz ayrımcılıklara alenen karşı çıktığımızı duyuruyoruz.

Ortaya çıkmanın gerekliliğini bildiğimizi, içinde kilitlendiğimiz dolaplardan kurtulmak için mücadeleyi sürdüreceğimizi belirtiyoruz.

Tüm ezilenler ve ötekileştirilenlerle özgürleşebilmek için; kamuoyunu, özellikle de sivil toplum örgütlerini birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

Hosted by www.Geocities.ws

1