1) Cem Karaca kendini "Pastör" sanıyor :
Gelin çıkın işin içinden . Tıp Cem Karaca'ya , Cem Karaca tıbba yaramış. "Topu topu 19 gün yattım hastanede. Ve Karım Feride ile vardığımız ortak kanı şu: 15 gün daha yatsaydım , herhalde kısa pantalonlaçıkardım hastaneden. Hastaneye yattığımda gözlerim 7,5 derece miyoptu , şimdi 4'e düşmüş. Saçımda epey dökükler vardı. Özellikle anlımın üst tarafında. Onların yerini şimdi yeni yetmeler aldı. Şaka maka kellikten kurtuluyorum. 30 yaşına merdiven dayadım saklayacak değilim ama 20 yaş dişlerim yeni çıkmaya başladı. Nasıl yorumlayacaksınız bu söylediklerimi? Cevabını ben vereyim. Bu yaşa kadar kendime yeteri kadar bakmamamışım. Düzenli yaşam ve bakım adamı hemen gençleştiriyor."
" Gelelim tıbba yaramama. Doktorlar yapılan tahliller sonucunda , bende lösemiden şüphelendiler. Çünkü alyuvarlarım şiddetle azalmaktaydı. Bilahare , bunun almış olduğum amfetaminli tabletlerden kaynaklandığı anlaşıldı. Meğerse bu "Amfetamin" denen meret alyuvarların üremesini önlermiş. Bu benim sayemde bulundu. Kendimi Pastör gibi hissediyorum."
" Buarada bol bol kültür yapdım. 40 yıllık genzin adı meğerse geniz değilmiş. "Nazofarenks"miş. Ama bunu öğrenmenin iki yolu var. Birincisi altı yıl tıp okumak , ikincisi de "Epistaksis", yani burun kanamasından hastaneye yatmak. Ben evvel eski pratik bir adam olduğum için 19 günde iki şişe kan yardımıyla 1500 lira kan parası verdim arkadaş. Tıp tahsilimi bitirmiş durumdayım. Fakat sarmadı tekrar müziğe dönüyorum.
(22 Ocak 1975 --- 350 kuruş)
2) Müziğe ilk adım : Cem Karaca'nın müzikle tanışması sanatçının ergenlik çağlarına kadar uzanır. 14 yaşında ailesi ile birlikte gittiği İzmir'de ,hayatının ilk aşkını yaşadı. İzmir'de oturan teyzesinin komşusu olan "Suadiye'li Nesrin" Cem'in aklını başından almıştı.
Bu kızı elde etmeyi kafasına koyan Cem bir yol aramaya başladı. Cem ergenlik çağına gelmişti ;şişmandı,gözü ileri derecede miyop olduğu için gözlük takıyordu ve tek çocuk olduğu için biraz şımarıktı.
"Etkilemek için ne yapsam , ne etsem diye uzun uzun düşündüm.Ve sonunda buldum. Ona şarkı söyleyecektim. Düşündüğüm parça ise o zamanların ünlü şarkısı Johnny Guitar'dı" diyor Cem Karaca o günler hakkında.
Cem Karaca aşık olduğu bir kızı etkilemek isterken farkında olmadan başka bir bayanı daha etkiledi. Bu etkilenen bayan Cem Karaca'nın annesi Toto Karaca'ydı. Oğlunun sesini fark eden Toto Karaca , Cem Karaca'nın müzik hayatının başlamasında büyük rol oynamıştı.
3) Yassı Ada Duruşmaları : Gün geçtikçe müzik zevki rock & roll üzerine yoğunlaşan Cem , artık ciddi ciddi 45'lik dinlemeye ve haftanın belli günleri yayınlanan batı müziği parçalarının çalındığı programları radyodan takip etmeye başlamıştı. Hatta beğendiği parçaları evdeki Grunding marka teybe elinden geldiğince kaydediyordu. Kaydettiği bantlar ise babasının özenle kaydettiği , Yassı Ada duruşmalarının radyo kayıtlarının bulunduğu bantlardı.
"O şarkıları hangi bantlara kaydettiğimi gören babamın bakışlarını hala unutamıyorum.Ben son derece masumca önüme gelen parçayı kaydediyordum.Sonra onların babamın özenle kaydettiği Yassı Ada duruşmalarının bantları olduğunu öğrendiğimde , bana pek birşey ifade etmemişlerdi ama babam "Onların değerini ileride analayacaksın." demişti."
4) Anadolu'nun varlığını kavradım : İlk evliliğini tiyatro sanatçısı Semra Özgür'le gerçekleştiren Karaca'nın askerlik zamanıda gelmişti. 1965 yılının Kasım ayında Antakya 121.Jandarma Er Eğitim Alay'ında askerlik hizmetini yerine getirmeye başladı.
"Daha önce benim Anadolu hakkında okul kitaplarından başka bir malumatım yoktu.İlkokul kitaplarında okuduğumuz "şırıl şırıl dereler , koyunları meler ..."gibi kavramlar vardı kafamda.Fakat gerek yolculuk esnasında , gerekse askerlik yaparken durumun birhayli farklı olduğunu anladım. Tam böyle karmaşık duyguların içindeyken birde sıla özlemi baş göstermeye başladı. 3 günlük evliyken askere gitmiştim. Karımı , evimi , annemi-babamı , Bakırköy'ü çok özlemiştim. Ben bu tarifsiz duyguların içindeyken , bir askerin saz çaldığının farkına vardım. Bu güne kadar ilkel bir müzik diye düşünürken , içinde bulunduğum hissiyatın o müzik tarafından canlandırıldığının farkına vardım. Bu duyguyu hiç bir Elvis Presley şarkısının anlatması mümkün değildi.
5) İlk 45'lik "EMRAH" : "Mehmet Soyarslan'ın ve benim bazı beste çalışmalarımız vardı. Emrah'ın sözlerini , içinde o güne ait bilgilerin olduğu malum takvimlerin birisinde görmüştüm. Sözler ilgimi çekmişti.Sonra bir enstruman olmaksızın bir melodi uydurdum ve mırıldanmaya başladım.Ama melodi oldukça hamdı."
"Cem bize Emrah'ı ilk sunduğunda yarı konuşma-yarı şarkı gibi bir şeydi." diyor Yalçınkaya Tümay ve sonra ekliyor. "Buna bir melodi yazmak lazım dedik ve üzerinde biraz uğraştık.Sonunda Emrah ortaya çıktı."
6) Apaşların Dağılması : Apaşlar müzik piyasasında yoluna dolu dizgin devam ediyordu. Ama grup içinde bazı sorunlar vardı.
Bir gün grup Yalçınkaya Tümay'a bir jest yapmak için , Tümay'ın askerliğini yaptığı Konya Ereğli'sine gitmeye karar verdi. Ayrıca gelmişken bir de konser vereceklerdi.Bu olayla birklikte Cem Karaca'yla Apaşlar arasındaki , kopma noktasına gelmiş olan ip koptu.
Grup konserin birinci kısmının son parçası olan "Bu Son Olsun" u çalıyor ve söylüyordu. Cem Karaca erken davranmış ve parçayı final havasına sokmuştu. Fakat arada Mehmet Soyarslan'ın gitar solosu vardı. Bunun üzerine Mehmet Soyarslan parçanın nasıl biteceğini pek kestiremeden solosunu atmış ve parçayı bitirmişti. O Karaca parçayı hızlandırıp final havasına sokarak halkın arasına inmişti. Fakat Mehmet Soyarslan'ın beklenmedik hareketi yüzünden halkın arasında şaşkın bakışlarla kala kalmıştı.
Bu olayla birlikte Cem Karaca ve Apaşlar sona erdi.
7) Dadaloğlu : 1970 yılında Türkofon firması tarafında çıkartılan "Dadaloğlu" ülke çapında büyük sükse yapmıştı. Bu başarının arkasında yatan etmenlerden biri türkünün bir isyan türküsü olmasıydı. 17. yüzyılda bir Türkmen boyu olan Afşaroğlları'nın göçebe hayatına son verip onları vatandaş kılmak isteyen Osmanlı İmparatorluğu'na karşı , bu kabilenin bir yiğidi olan Dadaloğlu'nun yaktığı bir isyan türküsüydü.Kısa süre içinde egemen güçlerin boyundurğu ve emperyalizme karşı sol kesimin aldığı tavırla özdeşleştirilen türkü, her ne kadar durağan bir ticari anlayışa göre zayıf bir satış potansiyeli taşısada , politik açıdan tam Karaca'nın aradığı kaftandı.
"Dadaloğlu" nu duymuş birçok insan vardı ama türküdeki isyan konusu onu biraz daha underground çerçeveli bir sınıfa sokuyordu.
"Dadaloğlu" nun 12 Mart muhtırası sonrası Deniz Gezmiş , Yusuf Arslan , Hüseyin İnan 'ın radyodan açıklanan idam kararının ardından müzik olarak yayımlanması Cem Karaca - KArdaşlar için de ayrıca etkileyici bir tesadüf olmuştur.
8) Vatandaşlıktan Çıkarılması : 1981 senesinin Şubat ayında Hafta Sonu gazetesinde "Cem Karaca garip hesaplar peşinde" şeklinde bir manşet göze çarpıyordu. Baştan aşağı asparagas iddialarla dolu haberin en saçma tarafıda , Karaca'nın Selda'yla beraber 1979'un 1 Mayıs'ında katıldığı yrüyüşte çekilmiş megafonlu resmin "Geçenlerde düzenlenen bir yürüyüşte , elinde mikrofon sanatçıyı göstericilere direktif yağdırıken görenler "Cem liderliğe oynuyor demişler." Ama neyin liderliği , işte düğüm noktası burada!" ifadesinde bir yazıyla anlamlaştırılmış olmasıydı. Bu iddiaları ciddiye alan 12 Eylül yönetimi Genelkurmay Sıkıyönetim Askeri Hizmetler Koordinasyon Başkanlığı aracılığıyla bir bildiri yayınladı ve Şanar Yurdatapan , Melike Demirağ , Sema Poyraz , Selda Bağcan ve Cem Karaca'ya yurda dönüp teslim olmalarını aksi takdirde vatandaşlıktan çıkarılacaklarını ihtar etti. Yurdatapan ve Demirağ çağrıya uymazken , Türkiye'de bulunan Selda teslim oldu. Hakkında çıkan haberler ve hala davası süren "1 Mayıs" marşı yüzünden en fazla töhmet altında kalan Cem Karaca'ydı. Karaca Sıkıyönetimin siyasi suçlular ve özellikle solcular üzerindeki bazı uygulamalardan haberdardı. Dolayısıyla kendisini Almanya'da aklama girişiminin daha doğru olacağını düşündü ve yurda dönmedi. Almanya'da yasal olarak kutlanan masum bir 1 Mayıs mitingi olduğunu ve sözkonusu fotoğrafın 12 Eylül'den önce çekildiğini belgelerle kanıtlamaya çalıştı. Sıkıyönetim ise 15 Temmuz 1981 tarihine kadar mühlet vermişti. Gönderilen belge işe yaramadı ve yurda dönmeye Cem Karaca vatandaşlıktan çıkarılmış oldu.
9) Rap diye Rap Rap : Cem Karaca'nın Cahit Berkay ve Uğur Dikmen'le birlikte yaptığı "Nerede Kalmıştık?" albümü belkide 1980'den beri yaptığı en iyi albümdü. Albümün taşıyıcı parçası olan " Rap Rap " albümün satışında büyük rol oynamıştı. Karaca'nın "Kişisel zevkime hiç uyuşmayan , sevmediğim bir tarz." dediği Rap tarzında söylemeye çalıştığı bu parçada , ülkemizde yapılan tüm diğer "rap" parçalardan daha çok rap havası vardı. Çünkü rap bir başkaldırı ve protes müziğiydi doğduğu Amerika Birleşik Devlet'lerinde buna rağmen siyahlar hariç herkes bu müziğin sözlerini anlamadan eğlenmek ve dans etmek için dinliyordu. Türkiye'deki rap anlayışı "Hey corç versene borç" düzeyinde olduğu için Türk gençliği için rap kelimesinin yakın zamana dek ritmden başka anlamı yoktu.
10) Kendime göre bir beyazda siyaha karşı tavır almıştım : Ben 12 Eylül nedeniyle Türkiye'den kaçmadım. Türkiye'den 1979 yılında çıktım. Zaten o sıralar da çekilmez hale gelmişti.Hiçbir şekilde siyasi irtica talebinde bulunmadım.Sadece hakkımda çıkarılan belgeyi , gazete küpürlerini gösterdim. Zaten benim o sıralarda Almanya'da oturma ve çalışma iznim vardı.
Türkiye'nin o çekilmez döneminde elbette benimde tuzum var. Ama olayın o dönem içerisinde değerlendirilmesi lazım.Gri tonlar atılıp , sadece siyah ve beyaz olarak izlenirse yanlış olur.Ben kendime göre belli bir beyazda siyaha karşı tavır almıştım. Bugün daha gri tonlardayım. Yeniden aynı şeyler olursa aynı şeyleri yaparım.Bunları yapmam bir vatandaşlık görevidir. Türkiye'de demokrasinin yanında olan kişilerle kol kola dayanışma içindeydim.Fanatik milliyetçilik terörü estirilerek aydınlar, demokratik kitleler , düşünenler sinmek zorunda kalmışlarsa onlara psikolojik moral vermek sanatçının görevidir.
11) Benimki komünistlik değil , komünistçilik oynamak olabilirdi : Tam bir komünist olduğumu zannettim ama olmadığımı anladım. Ben özel arabası olmuş,aşçısı,hizmetçisi olan bir yalıda büyüdüm.Benimki komünistlik değil komünistçilik oynamaktı sadece.Ancak Türkiye'deki bazı sosyal adaletsizliklere karşı çıkmak almış olduğum eğitimin gereği olarak benim görevimdi.Ayrıca komünist olduğunu iddia eden ülkeri ziyaret edince gerçeği daha iyi gördüm.