MEKTUP-LAR-DAN

Parisli Amca / İstanbul

Sevgili KAOS GL okurları,

Sizlerden uzun bir süre uzak kaldım. Özür dilerim, izninizle ve becerebildiğimce anı ve öykülerimle sizlerle olmak isterim. Beni okumak zahmetine katlanırsanız, arada sırada beni cesaretlendirecek mektuplarla sevindirirseniz mutlu olurum.

Ayrıca anılarımı neşretmekle beni son derece mutlu eden Kaos GL aktivistlerine sonsuz saygı ve sevgilerimi arz eder, hepinizi belki bir gün tanıma ümidiyle gözlerinizden öperim.

Parisli Amca'dan Yusuf Can'a / İlk mektup / 10 Haziran 1998

Sevgili Yusuf'um

Aşk, sevgi, sevmek, sevilmek ne güzel duygular.

Ekmek su gibi tabi'i bir ihtiyaç. Aşksız olmuyor. Yaşanamıyor. Bu bir gerçek, hakikat Aşk!.. Lavlarını püskürten acımasız bir volkan, onulmaz bir hastalık, çektirdiği acılar.

Titrek kalemimle hislerimi belirtmek, sevgilerimi açıklamak istiyorum Yusuf'um. Ruhumda yarattığım hayaline aşığım, yüreğimin sesini biraz dinle Yusuf'um. Yaşlı gözlerimle senden sevgi isterim kanayan yüreğime merhemim ol Yusuf'um. Benim gibi bir sevenin hiç oldu mu Yusuf'um. Cemalini belirten tasvirini yollarsan rengini bilmediğim gözlerinden öperim. -Parisli Amca

Tarih:10 haziran 1998

Parisli amcanın bu mektubunu alan Yusuf Can hem sevinir hem düşünür. Zira yazmaya vakti yoktur. Aradan uzun bir zaman geçer. Yanıt alamayan Parisli Amca kartpostal bir resminin arkasına şu sözleri yazar, gönderir.

Sevgili Yusuf

Size sevgi dolu yazılarıma henüz yanıt alamadım. Beni olumlu karşılayacağınızı ümit eder, resimli mektubunuzu beklerim. -Parisli Amca

Parisli Amca bu arada kısa bir mektup daha yazar

Sevgili Yusuf'um

Sizden özür dilerim. Kendimi tutamadım. Aşkımı itirafla belki günaha girdim. Ne olur cevap verin samimi hislerime. Kalbinizle inanın platonik sevgime. Sizinle rüyalarım, kaynamış size ruhum sevgi ne garip şey benim tatlı Yusuf'um. -Parisli Amca

Bir süre sonra Kaos GL Sayı 46, sahife 12, Yusuf Can'ın yazısının bir yerinde;

Amcam kulak ver sesime / Amcam olma amca / Dilersen anlayanım ol / Dilersen anlayanın olayım.

Ve bu mealde bir de mektup döşenir Parislisine. Eyvah!!! Yusuf Can Parisli Amcanın şefkat, sevgi dolu sözlerini değişik algılamış. Fi'ili aşk, sıcak sevişme teklif ediyor. Hem de açık sözlerle düşündüklerini ayan beyan yazmış. Dolambaçlı yollara sapmadan. Diplomatik cümleler kullanmadan tüm samimiyetiyle hislerini belirtmiş. Ekmek peynir ister gibi yazısı da Viagra hapı almış gibi insanı şehvetlendirir. Bu hoş porno mektupla ilgilenenler Kaos GL'ye yazarlarsa, bir kopya gönderebilirim. Yusuf Can mert bir iç Anadolu çocuğu. Sözü söz, dediği dedik. Henüz çok genç bir öğrenci. Hızlı, çok ateşli. Hayat tecrübesi az. Kötü kişilerin şerrine maruz kalabilir. Başı derde girebilir, Allah korusun onu. Parisli Amcaya gelince… Gün görmüş, dünya gezmiş, merhametli, duygulu, hatır gönül sayan, haklı da olsa kimseyle tartışmayan, çekişmeyen, insanları, kedileri çok seven, kendi halinde yaşlı bir gay. Yusuf Can'ın Kaos GL'de neşredilen yazılarını beğenmiş, bir de resmini istiyor. (Sokrates.)

Sevgili Yusuf'um,

Bana bir resmini yolla. Koynumda saklar, özledikçe bakarım. Rengini bilmediğim gözlerini öperken, sırma saçlarını koklar, kulağına sevgi dolu serenadlar söylerim. -Parisli Amca

Yusuf Can yanıtlar:

Parislim

Kime resim yolladımsa, hiç cevap alamadım. Sana da yollayarak kaybolmanı istemem. Karamanlı Yusuf Can'ın kalbinde yeri varsa, tahayyülle seversin, ruhunda yaşatırsın. -Yusuf Can

Sokrates şöyle izah eder:

Bu sözleri okuyan Parisli Amca derin düşüncelere dalar. Yusuf Can ne demek istemiştir? Niye resim yollamıyor?

Aklından pek çok ihtimaller geçirir. Gençlik yıllarında hemcinslerinin ve kendi başından geçen ürkütücü olayları hatırlar. Gizli gayleri ailelerine ihbar şantajı ile para sızdırmak isteyen cibilliyetsiz yaratıkların kurduğu komplolar aklına gelir.

Yusuf Can'a hak verir. Öyle ya herkese resim yollanır mı? Ama anadan üryan resim istememişti ki. Yüzü gözü net vesikalık bir resim yeterli olabilirdi, Parisli Amca'ya.

Bir yandan da şöyle düşünür: Galiba sevgili Yusuf'um eciş bücüş, çarpık çurpuk çok çirkin çelimsiz bir genç. Onun için resmini yollamak istemiyor. Ama ben onu ruhen manen seviyorum. Güzellik veya çirkinlik bahis mevzu'u olamaz ki.

Parisli Amca hemen kağıda kaleme sarılır.

Sevgili Yusuf'um,

Hayalimdeki görüntünle ruhumun en derin köşesindesin. Ziyanı yok. Resim yollama. Mektupların yeterli. Bırak seni tahayyül ettiğim gibi kalbimde yaşatayım. Belki bir gün seni görmek, yakından tanımak nasip olur. Gözlerinden öperim. -Parisli Amca

Mektubunun zarfına şahsi resimler de koyar, gönderir.

Parisli Amca Yusuf Can'ın sıcak sevişme porno mektubunu ise şöyle yanıtlar.

Biricik sevgili Yusuf Can'ım

Sevimli mektubunuzu heyecanla okudum. Acele yanıtlamakla çok sevindirdiniz. Okul durumunuzun ve sıhhatinizin iyi olduğuna bilhassa memnun oldum. Kaos GL'de neşredilen yazınız da çok heyecanlı, öfkeli bir lisan kullanmışsınız.

Nedir çektiğiniz Muşlu sevgilinizin elinden? Vefasız insanlara gönül verenlerin düş kırıklığına uğramaları kaçınılmazdır.

İyi anlıyorum bu tür ızdırapları. Hepimiz çekiyoruz bu acıları, ne yazık. Şahsıma duyduğunuz yakın ilgiye ve sevgiye çok teşekkür ederim. İlk fırsatta buluşup bire bir heyecanlı hareketli anlar yaşama isteğinize olumlu cevap vermem mümkün değil. Siz çok genç, henüz hayatın ilk baharına girmeye hazırlanan ateşli, hassas bir gençsiniz. Açık sözlü, dürüst olduğunuzu da görüyorum. Bana gelince, size duyduğum sevgiyi belirtmekte belki biraz fazla ileri gittim. Ölçüyü kaçırmış olabilirim. Sizden özür dilerim. Senelerdir kalbim boş.

İçli bir aşk yaşamak hepimizin emeli. Ben de sevmek sevilmek için çırpınırım ne çare. Aramızda telafisi gayri kabil yaş farkı var. Size gönderdiğim fotoğraflarda yaşım açık seçik belli. Her halde yaş faktörü dikkatinizi çekmemiş. Belki de bu yaş farkı sizce bir engel teşkil etmiyor olabilir. Tercihler tartışılmaz. Ben de sizin bulunduğunuz yaşlarda iken kendimden çok yaşlı hemcinslerimle duygusal anlar yaşamıştım. Beni pek çok olumsuz durumlardan kurtarmışlar, korumuşlardı. Onları minnetle anarım. Sizi özümden çok seviyorum. İnanın sevgime. Mutlu olmanızı isterim içtenlikle. Rahmetli sanat güneşimiz şöyle demişti bir şarkısında

Kıskanırım seni ben / Kendi gözümden bile / Koklamaya kıyamam / Benim güzel manolyam.

Başka bir şarkıdaki sözleri de hatırlamanızı isterim. Bu şarkının gerçek bir öyküsü de var. Genç, güzel, toy bir kızla yaşlı bir bey efendinin arasında geçen aşk hikayesidir. Yanaklarında henüz ergencelik sivilceleri yeni belirmiş bir kızcağız, romatizmal ağrılar çeken aşlı bir zata aşık olur. Bu muhterem yaşlı zat ise platonik duygularla sevdiği maşukasını şu sözlerle yanıtlar:

Ben gamlı hazan / Sense bahar / Dinle de vazgeç.

Sevgili Yusuf'um,

Siz henüz yeni tomurcuklanmış nadide bir çiçek, bense yaşlı bir çınarım. Bu nadide çiçeği kendi gözünden bile kıskanan yaşlı çınar, nasıl kıyar onu koklamaya ve kendini koklatmaya…

Ben sizi belki bir gün görürüm ümidiyle şefkat ve hasretle seviyorum. Ama yine de karar sizin. Duygular değişebilir. Ben ancak güzel gözlerinizi öpebilir, zarif parmaklarınızın ucundan tutabilirim. Hoşça kal biricik sevgili Yusuf'um. Tatlı Can'ın. -Parisli Amca

Anlaşılan Parisli Amca Yusuf Can'a olan kutsal sevgisinin koruma amacı ile böyle yazmış. Ama yine de kapıyı aralık bırakmış. Sordum nedenini Parisli Amca'ya? Bu tutumunuz biraz da, istemem ama sen yine de yan cebime koy, anlamına gelmiyor mu?

- Öyle de düşünülebilir. Sakallı, bıyıklı, saçları dökük, reşit olmayan gençler ve zencilerle cinsel beraberliğe giremem. Bu tiplerin haricinde benle beraber olmak isteyen kişileri red etmek nezaket hislerimi rencide eder.

Sevgili Yusuf Can'a gelince… O benim başımın tacı bir prenstir. Yüreğimde istisnai yeri olan, rüşdünü ispatlamış kültürlü bir genç. Talep ondan gelirse, mutlu olabileceğini sanıyorsa onu nasıl reddedebilirim. Şu mühim noktayı da tekrar belirteyim. Kendisini hiç görmedim.

Huyunu, suyunu, tercihini bilemem ki… Birbirimize meçhul ve uzaklardayız. Ona kavuşmak çok zor, imkansız gibi. Yusuf beni medyadaki röportajlarımdan, gönderdiğim resimlerden tanıyor. Bense onu sadece KAOS GL'ye yazdığı yazılardan.

Her ne hikmetse ruhum hep onunla, onu çok seviyorum. Bu bir telepatik sevgidir. Rüyalarımı süsleyen, ruhumu avutan bir aşktır.

Parisli Amcam, son bir soru; Kaos GL 45-46. sayılarda neşredilen yaşamın içinden kartpostallar sahifelerine yazdığınız anılarda hazin öyküler bulunuyor. Bir partnerinizle olan beraberliğinizin korkunç bir sonla noktalandığını, Paris'e yerleştiğinizi yazmıştınız. İzah etmediğiniz bu korkunç son nedir? Merakımıza mucip oldu.

- Olayı hatırladıkça göz yaşlarımı hiç tutamam.

Çok zengin ama cahil bir toprak ağasının en küçük oğlu olan, mimarlık fakültesinde okuyan sevgilim Yaşar memleketine çağrılır. Çok yakın akrabalarından genç bir kızla evlenmeye icbar edilir. Yaşar'ın tüm direnmelerine rağmen her şey oldu bittiye getirilir. Düğün dernek yapılır, imam nikahı kıyılır.

Günler haftalar geçer. Ama bir türlü cinsel birleşmeleri mümkün olmaz bu yeni evlilerin.

Kızcağız bekaretini muhafaza etmekte. Karı-koca tedirgin, mutsuzlar. Bu durum aile büyüklerinin gözünden kaçmaz. Soruşturmalara başlarlar, zira bazı şaialar vardır. Bulundukları kazada Yaşar'ın bazı hemcinsleri ile şüpheli arkadaşlıkları olmuştur. Bu da dikkatlerini çeker. Gözlerini Yaşar'ın İstanbul'daki hayatına çevirirler. Yaşar'ın fakültede beraber okudukları hetero hemşehrileri durumun farkındadırlar. Ailesine en ince detayına kadar her şeyi anlatırlar. Artık vaziyet anlaşılmıştır. Oğulları iflah olmaz bir sapık, korkunç bir günahkârdır. Livata fiili cehennemlik bir suçtur. Mümkün değil, tövbesi kabul olmaz!!! Zavallı Yaşar'ıma bakış açıları değişmiş, o artık ailenin bir yüz karasıdır. Baba ve ağabeyler çocuğa yüklenir dururlar. Annesi senelerce evvel öldüğünden koruyanı yoktur. Cahil baba hiddetinden küplere binerken üvey analığı sessiz kalır olana bitene. Bir gün zalim baba silahı Yaşar'ın kafasına dayar:

Ülen ben seni İstanbul'a ibnelerle itişesi diye mi gönderdim!!! Damına koduğum dölü. Silahın kabzası ile yüzüne başına vurur Yaşar'ımın yüzü ağzı burnu kan revan içinde kalmıştır.

Burada Parisli Amca artık kendini tutamaz. Hüngür hüngür ağlamaya başlar. Ben de bu mevzuyu açtığıma, yarasını deştiğime pişman oldum. Biraz teskin olduktan sonra:

Aaah, yavrucuğum günlerce tahammül edilmez hakaretlere, dayaklara maruz kalmış. Ağızlarında bakla ıslanmayan akrep akrabaları arasında bu durum konuşulur dururmuş. Ne ayıp... Ne günah... Böylelerinin bastığı yerde ot bitmez. Bet bereket kalmaz. Gökten taş yağar. Katli vaciptir, diyenleri olmuş.

Yaşar'a üç defa boş ol dedirtmişler imam nikahlı karısı için, sonra da baba evine teslim etmişler bakire kızı. Bir gece sabaha karşı silah sesi duyulur. Yaşar elinde tabanca beynine sıkılı bir kurşunla ölü bulunur. İntihar etti, dense de inanasım gelmiyor. Akrabalarının bu işi onur, namus meselesine çevirdiklerine eminim. Kahrolası ilkel töreler, belki de aile meclisi kararı ile yaşamına son verdiler.

Nasıl elleri vardı, nasıl kıyabildiler ona… KAOS GL, sayı 46, yaşamın içinden kartpostallar bölümünde bu feci sonu kalemim yazmaya elvermediğinden eksik kalmıştı. Ben de kendimi suçlu hissederim. Acaba benim yüzümden mi bu haller başına geldi? Bunca sene sonra bile hatırladıkça üzülür, göz yaşlarımı tutamam. Bu olay 1955 senesinde olmuştur.

Kaos GL, Sayı 45, yaşamın içinden kartpostallar bölümünde neşredilen hazin bir eşcinsel aşk öyküsü'nde ismi geçen Muhsin'i Paris'ten avdetimde, tüm aramalarıma rağmen, kendisine ulaşamadım. Ama evlendiğini de duymuştum. -Parisli Ama

Eski bir eşcinsel yazar;

Tasvir'ime lüzum yok / Tercüman'a ne hacet / Sabah senin olsun / Bana ver bir AKŞAM, demiş, gazete satan mantiye

Ne kadar yaşlansam da ruhum hiç farımıyor. Ölen horozun gözü çöplüklerde kalıyor. Şakir'in dediği gibi (Kaos GL, Sayı 52, s.37) nadiren sertleşsem de nice partnerlerim benle mutlu oluyor.

Hosted by www.Geocities.ws

1