STONEWALL öncesi amerika

Dudley CLENDINEN / Adam NAGOURNEY / Çev: KEREM / Ankara

Haziran'99, Stonewall İsyanının 30. yıldönümüydü. Neler olduğu ve o noktaya nasıl gelindiği ile ilgili olarak D. Clendinen ve A. Nagourney'in 30 yıllık eşcinsel hareketin tarihi hakkında yazmış oldukları "Out for Good" adlı kitaptan "OUT" Dergisinde aktarılmış olan bölümleri çevirmeyi uygun gördük.

Amerikan toplumundaki tüm sınıfları birbiriyle çatıştıran, sosyal düzeni alaşağı eden bir onyılın sonuna doğru, 1969'un sıcak ve belirsizliklere gebe yazına girildiğinde, büyük bir grup sessizliğini ve görünmezliğini hâlâ koruyordu. Yaşanmakta olan şiddet ortamında (ırkçı cinayetler, politik suikastler, yakılan şehirler, ayaklanmalar ortasında), devinim ve dönüşümün içinde (cinsel özgürlüklerin kazanıldığı, Vietnam protestolarının seslerini yükselttiği, siyahlar, kadınlar, öğrenciler ve Amerika yerlilerinin isteklerini yüksek sesle söyledikleri dönemde), bu grup, en azından "ben de varım" demek için bile olsa, elini kaldıramayacak kadar utangaç ve korkaktı.

Ama yine de oradaydılar. Tüm o protesto eylemlerine ve hak arama yürüyüşlerine katılıyorlardı. Bazıları, cesaret ve zekalarıyla bu mücadeleler sırasında ünlü oldular. Ama henüz kendi sorunlarıyla meşgul değillerdi. 1969 yazında, ABD'de, mutsuz olmak için yeterince nedeni olan yüzbinlerce, belki milyonlarca eşcinsel vardı. Siyahların, kadınların, öğrencilerin ve Amerika yerlilerininkine benzer şikayetleri vardı. Çevrelerinde çeşitli sosyal sebeplerle kıvılcımlar çakarken, kendi hoşnutsuzlukları da büyüyordu. Bu hoşnutsuzluğu biraraya getirecek, yönlendirecek ağ oldukça zayıftı; San Francisco, Los Angeles, Washington, New York gibi yerlerde birkaç yerel örgütten ibaretti. Los Angeles'da bir gece, bir partiden eve döndüğünde, Harry Hay adındaki ortayaşlı bir eşcinselin, eşcinsellerin eşitlik aramak için ortak politik nedenlerle biraraya gelmeleri gerektiği fikriyle yanıp tutuşmasından yaklaşık yirmi yıl sonra, tüm ülkede örgütlenme ve protesto etmeye niyeti, kendilerini oldukları gibi topluma gösterme cesareti olan sadece birkaç yüz kişi vardı. Eşcinsellerin geriye kalan büyük çoğunluğu, toplumun da yaptığı gibi kendilerini özürlü sayıyor, kusuru kendilerinde buluyorlardı. Eşcinseliklerini ortadan kaldırılması gereken bir günah, çözülmesi gereken bir sorun olarak yaşıyorlardı. Bu yüzden genellikle gay ve lezbiyenler, hissettiklerini dışavurmadılar, kendilerini sadece birbirlerine açık ettiler, bunu da ne kadar yaptılarsa. Kendilerini bir grup olarak göremediler.

Ülke çapında, 1969 yılında, isminde eşcinsel kelimesini telaffuz etmeye cesaret edebilen sadece iki örgüt vardı. Bunlar da San Francisco'daydılar, ABD'de eşcinsel topluluğun politik siluetinin ilk belirmeye başladığı şehirde. Kuzey sahilindeki mahallelerde, ikinci dünya savaşını takip eden yıllarda, canlı, dikkat çeken eşcinsel çevrenin takıldığı Black Cat adında bir bar vardı. Polis zaman zaman baskınlar yapardı, ama barın sahibi, Sol Stouman adındaki inatçı işadamı, baskınları eyalet yasalarına aykırı olmaları iddiasıyla mahkemeye başvurdu ve kazandı. Bir anda, San Francisco'da bir bar patlaması yaşandı. Black Cat'de garsonluk yapan kabare sanatçısı Jose Sarria, hayranlarına ve dostlarına bunun yapılabileceğini göstermek amacıyla yerel yöneticiliğe aday olabilmişti. Ancak bunlardan sonradır ki, polisi eşcinsellere karşı olan tavrından dolayı kıyasıya eleştiren ve toplumu örgütlenmeye çağıran küçük bir gazete çıkmaya başlamıştı. Çok zaman geçmeden bar ve taverna sahipleri 'Tavern Guild' adı altında biraraya geldiler, gazeteye reklam verip gelir sağladılar, tutuklanmış olan müşterilerinin kefaletlerini ödediler. Yine San Francisco'da liberal din adamları, eşcinselleri de haklarından mahrum bırakılmış azınlıklardan kabul ederek , eşcinsellerle birlikte, polisin tavrını kınayan 'Din ve Eşcinsellik Konseyi'ni kurdular. Ve sonunda, yine orada, 'Bireysel Haklar Derneği' adında bir örgüt kurulup toplantı ve partiler düzenlemeye, eyaletin sodomi yasalarını değiştirmek için çalışabilecek olan politikacıları desteklemeye başlamışlardı.

Eşcinsel hakları için mücadele eden, uzun ömürlü ilk eşcinsel örgütler, ancak 1950'lerin başlarında kurulabilmişlerdi: California'da erkek eşcinseller için 'Mattachine Society', San Francisco'da kadın eşcinseller için 'Daughter's of Bilitis'. Bunlar, eşcinsel erkek ve kadınların, ortak sır ve ihtiyaçlarını ortaya koyabilecekleri, topluma kendilerini benimsetme umutlarını yeşertebilecekleri örgütlerdi.

Eşcinsellerin asıl büyük çoğunluğu biraraya gelmek için uygun mekanı ancak 1960'larda buldular. Kendi cinsinden birileriyle seks için yanıp tutuşarak büyümekte olan gençlerin birbirlerini bulmaları için müsait bir ortam yoktu, her nasılsa flört edecek olsalar birlikte gidebilecekleri bir yer yoktu. Ancak reşit olduklarında, Amerika'da kendilerine de açık olan tek kurumu keşfediyorlardı. Burası, bir bakıma, kendini koyvermek isteyen, ama sokaklar, hamamlar ve parklardan başka gidecek yeri olmayanlar için ideal bir yerdi. Yalnız, kabul edilmemiş, sevilmemiş, dışlanmış olanlara açık bir yerdi. Burası bardı. Gay bar.

Bunca insana bunca büyük şeyler ifade eden bu gay barlar, hemen her yerde, ne gaylikle ne de gaylere sempati duymakla alâkası olmayanlarca işletiliyordu. İçkiler sulandırılıyor ve fahiş fiyatlara satılıyordu. Hemen hiç bir yerde müşterilerin dansetmelerine, birbirlerine dokunmalarına, gereğinden fazla samimi oturmalarına izin verilmiyordu. Erkeklerin birlikte dansetmeleri, kadın kıyafetleri giymeleri yasaktı. Herkes tuzağa düşürülmek ve tutuklanmaktan korkuyordu. Son derece arkadaş canlısı görünen, hoş birisi, sonunda polis çıkabiliyordu. İşletenler içinse bu işti ve polisle nasıl baş edileceğini bilen ve patronlarının yasal yolla giderilemeyen ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan bir işkolundandılar genellikle: Hemen tüm gay barlar mafyanın elindeydi.

1960'larda ve 70'lerin başında eşcinsellere hizmet vermek yasaktı, veya eşcinsellerin takıldığı barlar yasadışıydı, ya da polis sanki ortada yasal olmayan bir şey varmış gibi davranıyordu. Yasalara uygun çalışan sermaye sahipleri, daha baştan müşterileri yasadışı olan bir işe yatırım yapıp, içki satma ve bar işletme ruhsatı almayacağı için, mafya polisi kafaya takmadan ve lisans işiyle hiç canını sıkmadan gay bar işletmeyi üstleniyordu. Ama polis buraları basmaktan vazgeçmiyordu. Özellikle seçim zamanlarında sık yapılan baskınlarda, tutuklananların aileleri ya da işyerleri aranıp, çocuklarının ya da çalışanlarının bir gay barda yakalandığı bildiriliyordu. 60'larda bunların sonucunda kendini öldürenler oluyordu. Eşcinsellerin San Francisco, Washington ve New York'da yaşayan çok az bir kısmı, bu tavra direnmeyi seçip, gösteriler düzenleyip, mahkemelere başvuruyorlardı. Daha önce kurulmuş olan, Mattachine Society gibi eşcinsel hakları savunucusu gruplar, Beyaz Saray ve Pentagon önünde 1965 ve 1966'da , erkekler takım elbiseli ve kravatlı, kadınlar etekli ve topuklu ayakkabılı olmak üzere derli toplu bir şekilde biraraya gelip, pankart açıp protestolarda bulundular. Haziran 1969'a gelindiğinde hâlâ benzer şeyler yapıyorlardı, kibarlıklarından birşey kaybetmemişlerdi.

San Francisco ve Minneapolis'de ise hem söylem hem de örgütlenme olarak daha radikal bir dönemin ilk işaretleri veriliyordu. Mevcut olan eşcinsel hareket külleniyor, yeni birşeyler ortaya çıkmaya başlıyordu. Aslında kimse, böyle sessiz ve boyun eğmiş, sadece geceleri barlara gitmek amacıyla biraraya gelen bir topluluktan radikal birşeyler beklemiyordu. Ayağa kalkıp direnmek için bir dayanağı, kavga edecek iradesi olmayan bir topluluk gibi görünüyorlardı. Ama bu bölgeler, eşcinsellerin en çok taciz edildikleri bölgeler olagelmişlerdi. Yani, bir ateş parladığında, bunun, böyle bir zamanda, bu bölgeden parlamış olması kimseyi şaşırtmamalı. Geriye dönüp bakıldığında, yirminci yüzyılın son sivil haklar hareketinin bir bardaki direnişle başlaması, bu yüzden anlaşılır olabilir.

Greenwich Village'daki (Manhattan'ın daha çok aydın ve marjinallerce mesken tutulan kısmı) evine yürümekte olan Craig Rodwell, Christopher Sokağı'nın köşesindeki Stonewall barının önüne çekilmiş olan arabaları ve kalabalığı görünce içgüdüsel olarak oraya yöneldi. New York'da o günlerde meydana gelecek herhangi bir eşcinsel hareketin -ki 27 Haziran 1969 gecesine kadar pek de birşey olmamıştı- Craig Rodwell'siz düşünülmesi imkansızdı. Eşcinsel hakları için bir süredir mücadele etmekte olan Mattachine Society'nin, 1966'da Greenwich Village'daki bir gay bara gidip, eşcinsel olduklarını ve içki istediklerini ilan ederek, barmeni eyaletin eşcinsellere hizmet vermeyi yasaklayan yasalarını ihlâl etmeye davet eden üç üyesinden biriydi Craig Rodwell. Bu küçük olay, 1967'de bu yasağın kaldırılmasına yönelik bir yasa tasarısının görüşülmesini sağladı, ki bu o onyıl içerisinde New York eyaletinde eşcinsel hareketin tek dişe dokunur başarısıydı. Gene 1967'de, garson olarak çalıştığı otelden parasını alıp, bir şükran günü sabahı, Oscar Wilde Kitapçı'sını da açan Craig Rodwell'di. Oscar Wilde'ın malum anlamını bilmeyenler için de vitrin camına üzerinde 'eşcinsel iyidir' (gay is good) yazan bir kağıt yapıştırmıştı. Kitapçı kitap işinden çok, eşcinsel hareketle ilgilenen bir merkezdi. Craig Rodwell'in, son 5 yıl içerisinde hemen tüm zamanını ayırdığı konu buydu. Bunlar, Craig Rodwell'ın, o sabaha doğru evine giderken, daha sonra basit bir baskından çok daha fazlasını ifade edecek olan Stonewall direnişine neden karıştığını daha anlaşılır kılıyor herhalde.

Ertesi sabah, Rodwell gazetelerde önceki gece olanlara dair birşeyler aradı. Buldu da. New York Post, 'Baskın Kargaşa Yarattı' başlığı altında beş paragraflık haberde gay bara yapılan baskının 'neredeyse bir ayaklanma' yarattığından bahsediyordu. Hemen telefona sarılan Rodwell, tüm günü arkadaşlarına olanları anlatarak geçirdi. Gece olduğunda, barın önündeki meydan her zaman olduğundan daha kalabalıktı. Bar açılmış, yumuşak içki servisi başlamıştı. Emniyete bağlı polis gücü, Cumartesi gecesinden daha hazırlıklı gelmişti, 200 memur Christopher Sokağı'nın köşesine dizilmişti. Önceki gece orada olanlar bıraktıkları yerden devam etmek üzere yüzlerce yeni gelenle birlikte meydanı doldurmuşlardı. Ateşe verilmiş çöp bidonları, eşcinsellerin gücünden bahseden şarkılar, havada uçuşan şişe ve bozuk paralar yine vardı; ama önceki geceden farklı bir havası vardı bu gecenin. Daha çok gürültülü, kalabalık bir cumartesi gecesini andırıyordu. Yedisi Stonewall çalışanı onüç kişinin tutuklandığı önceki geceden sonra dört kişi daha tutuklanmıştı. Gösteriler arta azala Çarşamba gününe kadar sürdü, hafta ortasına varıldığında, artık konuyla doğrudan ilgisi olmayan 1960ların devrimcileri, Kara Panterler, Sosyalist Parti üyeleri dışında pek kimse kalmamıştı.

Olaylar devam ederken, basının 'neredeyse bir ayaklanma' yaklaşımı devam ediyordu. New York Times iki tane dokuz paragraflık yazıyla bahsetti olanlardan. Daily News, "Homo Yuvası Basıldı, İbne Arılar Çılgınlar Gibi Sokuyor" başlığı altında, 'homo'ların komandoya döndüklerinden, polis karşısında sütyen kopçalarıyla hizaya girdiklerinden bahsediyordu. Şöyle devam ediyordu: "Çatışmayı kaybetmiş olabiliriz tatlım, ama henüz savaş bitmedi", diyordu ibnelerin tarafında bir kadın, sözcüleri olan adam (ya da kadın) "Gestapodan çektiğimiz yeter" diye bağırıyordu. News'e göre Stonewall sadece, eşcinsellerin biraraya gelip, 'küçük kızlar başbaşa kalınca yaptıklarını' yaptıkları bir yerdi. Village Voice bile, ki yeni solun yayın organıydı, direnişten çok eğlencelik bir olaydan bahseder gibiydi. 'Bilekler burkuldu, saçlar bozuldu' diyordu. Bunlara rağmen havada ciddi bir değişiklik olmuştu.

Göstericilerin evlerine dönmelerinden birkaç saat sonra, Stonewall'un ön yüzünde, insanları sükunete çağıran bir mesaj yazılmıştı: "Biz eşcinseller, herkesi, bölgede barış ve sükunetin hüküm sürmesine yardımcı olmaya çağırıyoruz, Mattachine." Mattachine Society tarafından yazılan bu mesaj bir gece sonra yerini daha farklı bir mesaja bıraktı: "Eşcinsel gücüne destek ver!"

Mattachine Society'nin merkezi, Stonewall'dan 3 mil kadar uzakta, eski bir dişçi muayenehanesiydi. Baskından sonraki gün, burası, eski ve yeni eşcinsel hareket temsilcilerinin karşılaştığı yer oldu. Mattachine Society'nin yöneticisi, Dick Leitsch, stonewall'un -hem kendisi hem de örgütü açısından- anlamını kavrayıp, hemen ertesi gün kendini merkeze atmıştı. Tütün zengini bir aileden geliyordu, herkesten "kız" diye bahseden, birdenbire eşcinsellik konusu çevresinde dönen sivil haklar konusuyla pek ilgilenmeyen birisiydi aslında. Başka birileri, homoseksüel kelimesinde onu ilgilendiren sadece 4 harf olduğunu iddia etmişti: s,e,k,s.

O cumartesi de insanların kendisini görmek istemeleri hoşuna gitmişti. Nadiren olsa da, eşcinsellikle ilgili bir konuda görüşülecek birisi aranırsa o muhatap alınırdı; hem televizyon ve radyo istasyonları, hem polis, hem de bazen Şehir Meclisi tarafından. Olayları sakinleştirmek için yardım aramakta olan polis yetkilileri de tabi ki o sabah Leitsch'i görmeye gittiler. Ama direniş sonrası merkeze başkaları da hücum etmişti: kimsenin daha önce orada görmediği genç eşcinseller. Sloganlar yazmak, el ilanları basmak için malzeme istiyorlardı, Leitsch de onlara bunları sağladı. Dört yıl önce Leitsch, Mattachine Society içinde başkaldıran ekibin başındaydı, o gün işin başında olmasını da öncekileri çekingen davranmakla suçlamasına borçluydu.

Mattachine Society'nin diğer üyeleri -derli toplu kıyafetleri, kısa, düzgün kesilmiş saçlarıyla- günlerdir hücum etmekte olan bu saçı sakalı birbirine karışmış, tişört ve yırtık kot pantolon giyen insan dalgasından rahatsız olmuşlardı. Ama çoğu hoşnutsuzluğunu kendine sakladı. Randy Wicker hariç. 1964-65 yıllarında yapılan o gösterilerde etkin bir şekilde çalışmıştı, Stonewall'daki provokatörlerin bir hafta içinde on yıldır eşcinsel hareketin yapmış olduğu ilerlemeyi geri çevireceğinden bahsediyordu. Daily News'in başlıkları, gazetelerde travestilerden ve mafyanın işlettiği barlardan bahsedilmesi onu ürkütmüştü. Leitsch'e yeni gelenlerin kendi gettolarını başlarına yıkmaya niyetli olduklarını söylüyordu. Leitsch de sessiz kalmakla birlikte onaylıyordu. Yeni hareketi, 1960'larda ılımlı siyah liderlerin yarattığı ahlâki otoriteyi sarsan yeni siyah aktivistlere benzetiyorlardı. Leitsch de kendini hep Martin Luther King'e daha yakın hissederdi.

Temmuzun altısında, yaklaşık Stonewall'dan bir hafta sonra, o yakınlarda bir diskoda, Stonewall baskınını anmak için, sonrasında New York'da eşcinseller arasında ortaya çıkan direniş dalgası şerefine bir toplantı düzenlendi. Basına yapılan açıklamada gecenin duyurusu şöyle yapılıyordu: "Her zaman olduğu gibi kapılarımız herkese açık, ama özellikle eşcinselleri çağırıyoruz, umarız herkes birlikte dans edecek ve bununla yetinmeyecek". Wicker, Amerikan bayrağından yapılmış bir gömlek, mavi beyaz çizgili bol paçalı bir pantolon giymiş bir halde sahneye çıktı. "Önceki yıllarda daha muhafazakar bir şeyler giyerdim, ama bu gece yeni bir dönem açılıyor," dedi. Sonra Leitsch'e daha önce bahsettiği endişesini herkesle paylaştı: "camlara taş atarak, kapılar açılmaz". Wicker yıllar sonra o gece söylediklerini hayatının en büyük hatası olarak, pişmanlıkla anacaktı. Stonewall'a ilgili zamanında kavrayamadığı bir gerçek vardı: Stonewall'a ilgili birşeyler -tüm ülkede gay barlarda yaşanan onca karşılık verilmemiş baskından sonra, karşı durup savaşan eşcinsel imajı- birçok genç eşcinsel içinde beklenmeyen bir ruhu ayaklandırmıştı. O zamana kadar bir çoğu, feminist hareketin, savaş karşıtı hareketin, sivil haklar hareketinin bir parçasıydılar. Şimdiyse, diskodakiler üzerinde o zamana kadar kimsenin görmediği bir slogan taşıyorlardı: Eşcinsellere eşitlik. Aslında bu gece de, ancak bir hafta önce meydana gelmiş bir olayın anılmaya değer bulunduğunun bir göstergesiydi. Üç ay sonra ise New York ve Los Angeles'da, her yıl bu olayın anısına yapılacak olan yürüyüş ve gösteri planları yapılıyordu. Resmen olmasa da, Stonewall'un yıldönümü, Gay Pride olarak anılacak ve haziranın son haftası cumartesi günü her sene kalabalıklaşan yürüyüş ve gösterilere sahne olacaktı.

Hosted by www.Geocities.ws

1