DOĞUM GÜNÜ 17 AĞUSTOS

ALKAN / İstanbul

Hayatı nasıl başlatıyorsunuz? Miladınız nedir?

Doğum gününüz mü? Yoksa sevdiğiniz, uğruna öldüğünüz, öldürdüğünüz adamın doğum günü mü? Bir yerin, mesela İstanbul'un fethi midir miladınız? Belki de Malazgirt Savaşı? Atom bombasının atıldığı gün, herhangi bir savaşın başladığı ya da bittiği gün belki de?

Komünist manifestonun yazıldığı an ya da bir peygamberin herhangi bir günü?

Hangisi?

Kendi doğumunuzu bu denli sıradan ve önemsiz kılan olay hangisidir?

Kendi varoluşunuzu hangi doğuşun devamı varsayıyorsunuz? Hangi tarihi şahsiyetin ikinci hayatının size sunulduğunu zannediyorsunuz.

Kimsiniz?

Bir siyasi akıma ya da dinsel bir temele dayanmayan, sadece sizle başlayan sizle biten bir hayat yaşadığınıza inanmamanızı sağlayan çaresizlik üzerine düşündünüz mü hiç?

Böyle dertler hiçbirimizi ırgalamazken, sizin çilenizi harf harf çeken kimi yazarların delirmek üzere olduğunun farkına vardınız mı hiç? Oysa sadece yazarlar değil biz de delirmek üzeriyiz çünkü bizim hayatımız da a ile başlayıp z ile bitiyor. Biz de harfleri çok abartıyoruz hepsi bu!

Alfabemizi yanlış harfle başlatıyoruz.

Delirmekten bu kadar çok korktuğumuz ve hayatın içinde hep tek sıra halinde yürümek zorunda kaldığımız için doğum günümüzü şaşırdık ama Tanrı şimdi hepimize ortak bir doğum günü armağan etti: 17 Ağustos!...

Artık hepimiz, üç tarafı denizlerle ve her tarafı fay hatlarıyla çevrili, bir tek çakıl taşını cümle alemden sakındığımız, altı çürük, üstü prefabrik, siyaseti dandik, sanatı televolelik bu cennet, bu cehennem vatanda sıfır yaşında bebeleriz.

Yeni bir hayat kurmak zorundayız ve aklımız fena halde karışık. Sıfır yaşında bir bebek için fazla yaşlıyız ama bundan sonra yapacağımız tercihlerle gençleşmemiz mümkün.

Depremde ölen yakınlarımızı değil sadece, ölmesi gereken yanlarımızı da gömmeliyiz. Hiç kavga etmeden üstelik, insanları kendimize benzetmeye çalışmadan...

Şimdiye kadar okumamızı, yazmamızı engelleyen ve bir süngünün gölgesinde kurulan okuma yazma seferberliklerinde tanıştığımız alfabemizi değiştirmeliyiz. Artık okuma kitaplarımız "Türkün Türkten başka dostu yoktur" cümlesiyle başlamamalı.

Altımız çürükse üstümüzü düzeltmeliyiz. Güzel Türkçemizdeki kimi sözcükleri de büyük harfle başlatmalıyız. Hangi cümlenin neresine yazılırsa yazılsın büyük harfle başlamalı mesela Demokrasi, mesela Barış, İnsan, Sanat, Aşk, Onur, Umut, İstifa, hatta İntihar bile!

Çünkü devlet kimi ölülerimizi resmi evrakta yeniden dirilttiği halde onbinlere varan ölü sayısı ortada dururken bir tek yetkilinin İstifa etmemesi akla zarar bir durum değil midir? Belki de bundan böyle seçimlerdeki bütün adaylara şunları sormalıyız: "Benim için İntihar eder misin?"

"Bir gün günah işlediğinde farkına varacak ve onun bedelinin bu dünyada ve bize ödeyecek misin?"

"Hayatının herhangi bir anında gerçekten ama gerçekten utandığın oldu mu?"

"Daha önce hiç görünürde seni hiç ilgilendirmeyen bir acıyı içinde hissettiğin ve insan gibi ağladığın oldu mu?"

Düzeni yıkmak isteyenlerle korumak isteyenler çatışırken, düzeni yıkmak değilse de onarmak isteyenlerin ara dayağı yediği ve böyle biçimlenen ya da biçimsizleşen politik tarihimiz yerle bir oldu. Hem de kırk beş saniye içinde... Elbet enkaz altındaki bu politik çöpleri kurtarmak isteyenler çıkacaktır. Şimdiden çalışmalara başladılar bile...

Belki de tarihinde ilk kez sorgusuz, sualsiz, işaretsiz ve yalansız bir biçimde birleşen toplumu, kendi üzerine yıkılmış bir enkaz gibi algılayanların üstünden kalkmamalıyız!

Yıkılanı yeniden yaparken seçici davranmalıyız.

Alfabemizi değiştirmeliyiz. Büyük harfle başlaması gereken özel isimleri özenle seçmeliyiz.

O deprem günü, tarihin sıfır noktasına gömüldü bütün milatlarınız!

Şimdi hepinizin alnında çıplak bir acının mührü gibi duran yeni bir sıfırınız var!

Hepiniz 17 Ağustos'da doğdunuz! Ve artık hepiniz 17 Ağustos hareketinin doğal üyelerisiniz. Doğum gününüz kutlu olsun!

Hosted by www.Geocities.ws

1