gay lezbiyen hareketi
yeniyetmelik ve kimlik oluşumu
Marco RAVAIOLI / Çev: SALİM /
AnkaraFINISTERRAE Periocido di AZIONE GAY E LESBICA N.1 Ottobre 1998
Anglo-Sakson araştırmacı ve akademisyenler bize birçok kere, toplumsal bir grup olarak eşcinsellerin kimliklerini aile kökeni üzerine kurmayan tek ayrımcılığa uğrayan azınlık olduğunu söylediler...Afro-Amerikalı genç erkek veya Çin kökenli Avustralyalı genç kız kimliklerini kurmak için gerekli modeli ebeveynleri ve akrabalarında bulabilirken, ki bu m
odel kendilerini kuşatan ırkçı baskıyla savaşmaları için gereklidir, genç gay ve lezbiyenler hemen her zaman eşcinsel olmayan ebeveynlerden doğarlar ve büyürlerken egemen kültürün tüm homofobik değerlerini özümserler. Her şeyden önce açığa çıkan genç gay ve lezbiyen çoğu zaman yalnızdır ve kendilerini koruyacak bir akran ilişkileri ağından ve aynı yaş ve aynı cinsel yönelimden akranlarıyla bağlantı kurmak için gerekli referans ve bilgiden yoksundur. Dahası ergenlik çağındaki gençler kolektif imgelemin ikonları, kitle iletişim araçları ve dil üzerinden genel homofobiyi özümser ve çoğu zaman paylaşırlar. Eşcinselleri tanımlamakta kullanılan sözcükler kabadır, gay ve lezbiyen insanları aşağılar. Genç eşcinseller toplumsal bir grup olarak gay ve lezbiyenlere dair aşırı olumsuz düşüncelerle donanırlar. Sonuç olarak genç eşcinsel kendisinin de cinsel yönelimi yüzünden o nefret edilen grubun bir üyesi olduğunda kavradığında krize girer. Gencin kendisinin de o ibnelerden birisi olduğunu keşfetmesi kendinden nefret, kendine saygının yıkılması ve benzeri şekillerde derin sonuçlara yol açar.En son biyografilere göre muhtemelen eşcinsel olan Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen'in fabl'ını açımlarsak, şunu diyebiliriz ki, herkesin uyması gereken genel normları dayatan hetero ördeklerin dünyasında, tüm kuşlar yavru kuğuları (gay ve lezbiyenleri) çirkin ördek yavruları olarak görür. Çirkin ördek yavruları iğrenç, uyumsuz ve hastalıklıdırlar. Çirkin ördek yavruları da kendilerini, sadece ördeklerin doğasını tasavvur ede
biliyorlarsa, tabiatın yanlışı olarak görürler.İlk sorun tek başına olmaktır, ikincisiyse "içselleşmiş homofobi" yani toplumumuzun ürettiği ve yalnız gay ya da lezbiyenin boyun eğdiği eşcinsel nefreti. Eğer Batı kültürünün tarihinde homofobinin evrimini gözlemlersek, homofobinin yapısallaştırılmasının tutarsız ama genel olarak kabul edilen bir düşünüş tarzı olduğunu görürüz. Bu düşünüş tarzı Hıristiyan Teolojisi (bir günah olarak sodomi), Pozitivist Tıp ve Biyoloji (psikolojik ve hormonal bir anomali olara
k cinsel sapkınlık) ve psikolojinin en muhafazakar akımlarının (yarıda kesilmiş gelişim olarak eşcinsellik) kullandığı terimlerle geliştirdi. Yirminci yüzyılda eşcinsel hareketin doğuşuna dek "saldırıya maruz kalan" grup bir cevap, bir özür, bir anlatım ya da kendini koruma şekli bulamadı.Yıkıcı doğasından dolayı, bu yüzyılın başlarındaki ahlaki atmosferde eşcinsel hareket kuluçka döneminde diğer potansiyel devrimci hareketlerden (işçi hareketi ve proto-feminist hareket gibi) ve çok kültürlü bir metropolitan alanın atmosferinden türeyen itkilere ihtiyaç duydu.
Eşcinsel hareketin gelişme olanağı bulduğu ilk yer Weimar cumhuriyeti döneminde Profesör Magnus Hirschfeld tarafından yönetilen Seksoloji Enstitüsü'nün içinde ve çevresinde, Berlin kentidir.
Alman hare
ketinin savunmacı ve sendikalist bir karakteri vardı. Tüm çabalarını Almanya'da eşcinselliğin bir suç olmaktan çıkarılması ve eşcinsellerin bir araya gelebilecekleri bir mekan ağının yaratılmasına yoğunlaştırmıştı. Naziler Almanya eşcinsel hareketini tümüyle yok ettiler ve geriye sadece Fransa ve İsviçre'de zayıf izler kaldı. Bu kalıntılardan düşük yoğunluklu eşcinsel-dostu hareketi doğdu.Çağdaş Uluslararası gay ve lezbiyen hareketi feminist, yurttaş hakları ve siyah panterler hareketlerinin itici gücü altında doğan yetmişli yılların Amerikan eşcinsel hareketinden türemiştir. En azından başlangıçta Amerikan eşcinsel hareketi devrimci bir karaktere sahipti. Kendisini çağdaş toplumun yapısı, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin katılığı ve toplumsal dene
tim amaçlı yaygın cinsel bastırmaya yönelik global bir eleştirinin çok sayıda ki öğesinden biri olarak ortaya koydu.İtalya'da uluslararası eşcinsel hareketin ilk yansımaları yetmişlerde ortaya çıktı. Genel olarak 1972'yi İtalyan eşcinsel hareketinin resmi doğum yılı olarak kabul ediyoruz. Bu tarihte bir grup İtalyan eşcinseli, eşcinselleri "tedavi etmek" için yapılan terapiler hakkında San Remo'da toplanan Seksoloji Kongresi'ne karşı bir protesto gösterisi örgütlediler. Bu sembolik tarihte İtalyan eşcinsel
hareketinin doğumunun toplumsal ve kültürel belirtilerini görürüz: egemen değerlere karşı çıkış; gay ve lezbiyen insanların tıbbi patojenik düşünceyi reddettikleri ancak "toplumsal aykırılığın" değerini sahiplendikleri bir gay ve lezbiyen cinselliğin görünürlüğü; egemen heteroataerkil kültürün öne sürdüğü ilişki modellerini tartışmak için bir başlangıç noktası.En iyi durumda kayıtsız en kötü durumdaysa homofobik olan baskın değerlerin egemen olduğu İtalyan kültürel panoramasında, eşcinselliğin tıbbi aşağılanmasına karşı protestolar ilk kez Psikiyatri karşıtı hareketin, öğrenci hareketinin daha ilerici kanatlarının, feminist hareketin (özelliklede bu hareketin lezbiyen-feminist kanadının) ve son olarak gay ve lezbiyen hareketi ile ortaya çıktı.
Tüm bu deney
imlerden gay ve lezbiyen ördek yavruları var olan kendi kötü durumlarını politik düşünceye taşıyan itici güçlerden değişim ve kendine güven mesajlarını aldılar. Hareket ördek yavrularına hasta olmadıklarını ama hakimiyetçi ördekler tarafından göz ardı edilen ve görülmeyen varlılarına karşı bir farklılığın temsilcileri olduğunu gösterdi. Hareket ördek yavrularına o sembolik dünya görüşü içerisinde kuğuların ve ördeklerin (Andersen'in masallarına göre kedilerin ve tavukların da) birlikteliğini görmezden gelen -en iyi söylemle sakat en kötüsüyle de baskıcı- bir kültür olabileceğini gösterdi.Hareketin yardımıyla pek çok gay ve lezbiyen kafalarındaki öfkeyi kendilerine değil, siyahların, kadınların, emekçi sınıfın, bekar insanların, Yahudilerin, yerlilerin, bedensel özürlülerin, yaşlıların, gençlerin ve renkli derili insanların haklarını görmeyen ve görmezden gelmeye devam eden bir semboller ağı inşa etmiş olan egemen kültüre yöneltiyorlar. Açıktır ki tüm bu itici güçler hareket mevcutken iyi yerlerde yaşayacak
kadar şanslı ilgili insanların sadece bir bölümüne ulaştı ama egemen kültür üstünde büyük bir değişikliğe katkıda bulunan izler bırakmaya devam etti ve ediyor.Medya tarafından gay ve lezbiyen yetişkinlere sunulan olanaklar öncekinden daha fazla artık. Sadece yanlış bilgi üzerine kurulu klişe karikatürler yok. Pek çok insan için gay ve lezbiyen hareketi, kendini savunma stratejilerinin geliştirildiği bir merkez olmayı sürdürdü ve sürdürüyor. Bu stratejiler eşcinsel gettodaki ayrımcılığa karşı savaş için bir
gerekmektedirler. Çünkü hareket sayesinde pek çok gay ve lezbiyen ortak hayat biçimlerinin bir yenisi için çabalayan diğer toplumsal ve siyasal gerçekliklerle, ister kendi özgürlükleri isterse de kolektif özgürleşme için olsun diyaloga girebilir veya karşı durabilir.Eğer gay ve lezbiyen hareketinin geleceğini hayal etmeye çalışırsak, kesin olan hiçbir şey göremeyiz. Yüzyılın sonundaki politik çelişki ve karmaşıklıkları göz önüne alırsak, karşımıza çıkan tablo: temsil sorunu, öncelikler, küçülen dünya ve toplu göçler sonucu kültürlerin nihai çarpışması...
Uluslararası düzeyde gay ve lezbiyen hareketin içeri doğru kıvrıldığını görüyoruz. Toplumdaki değişmelerden çok varolan gerçekliklerle daha fazla ilgileniyorlar. Gay ve lezbiyen hareketi çok kültürlü Batı metropollerinde sahte bir etnik grup olarak cemaat formlarına yakınlaşıyor. Şu an için gay ve lezbiyen hareketinin yapması gereken, en azından İtalya'da ve en azından genç gay ve lezbiyenler için şudur: Bilinçli gay ve lezbiyenin her hareketi homofobiye ka
rşı bir direniş edimi olmalıdır çünkü homofobi kurumlar, kiliseler, medya ve siyasi güçler tarafından desteklenmektedir...Ördeklerin homofobisi yüzyıllardır bizi sağır ederken ve bizi ezmek için uygun zamanı beklerken gerçekten çok yeni ve çok kırılgan olan bazı toplumsal ve kültürel kazanımları sıkı ve emin olarak göz önünde tutmalıyız. Eğer bugün İtalya'da gay ve lezbiyen insanların sınırlı kendini savunma kapasitelerini göz önüne alırsak, unutmamamız gereken: statükoyu korumak için günah keçilerine her zaman ihtiyaç duyulduğu ve muhtemel tehlikeli çıkışları zararsızca bertaraf etmeyi kendine borç bilen bu bakış açısıyla eşcinsellerin daima gerekli olduğudur.
Ve kendine güvenen, kendinden emin kuğular, ormanın yasalarıyla ve top
lumumuzun hâlâ yok etmeyi öğrenemediği farklılık korkusuyla savaşarak kurtulacaklar. Kuğular yumurtalarının kabuklarını kıran çirkin ördek yavrularının zorluklarını etik açıdan görmezden gelemez.