ORTAÖĞRETİMDE CİNSEL ZORBALIK

Nick STELLMACHER / Pink Paper / Çev: Harun T. / Hatay

İngiltere'nin Eğitim ve Çalışma Dairesi Başkanlığı'nın tüm öğretmenlere yönelik yayınladığı Haziran ayı genelgesinde, okullarda yaşanan homofobik zorbalık olaylarına karşı öğrencilerin yasal korunma hakkı olduğu bildirildi. Genelgede ayrıca, okullarda bu tür zorbalık olaylarını önlemenin sınıf öğretmenlerinin tartışmasız yasal bir görevi olduğu da belirtildi.

Genelge, daire başkanlığının daha önce belirlemiş olduğu, okullardaki homofobik zorbalık sorununun doğrudan ve etkin bir biçimde çözümlenmesini öngören kararını resmiyete geçirmiş oldu.

Bir eşcinsel organizasyonu olan Stonewall'un geçen sonbaharda yayınladığı bir anket, eşcinsel çıkışını okul çağlarında yapmış olan lezbiyen ve gaylerin yüzde 77'sinin homofobik zorbalığa maruz kaldığını ortaya çıkardı. Okulların genel anlamda zorbalıkla savaşım politikaları olmasına karşın, bu politikalar farklı cinsel yönelimleri hedef alan zorbalığı görmezden geliyor. Böylece de öğrencilere, bu tür zorbalığın hoş görülebilir olduğu mesajı verilmiş oluyor.

Söz konusu genelgede: "Kaynağı ne olursa olsun--çocuğun ırksal farkına, dış görünüşüne, davranışlarına, özel eğitim gereksinimi olmasına, ya da cinsel yönelimine karşı gösterilen tüm zorbaca davranışların yol açacağı duygusal bunalım, çocuğun okul başarısını düşürebilir, derslere geç kalma veya hiç gelmemeye neden olabilir, ve hatta, ileri gidildiğinde intiharla sonuçlanabilir" denmekte.

Ve eklenmekte: "Okulun eğitimci olan-olmayan tüm görevlileri, zorbalık olaylarının belirtilerine karşı gözlerini açık tutmalıdırlar; kesin bir tavırla ve derhal müdahale etmelidirler. Aksi takdirde, öğrenciler varlığı saptanan veya öne sürülen zorbalık olaylarına müdahale edilmemesini, zorbalığı hoş görmek olarak algılayabilirler."

Bunun yanı sıra, yeni yapılan araştırmalar, 11-16 yaşları arasındaki erkek çocukların cinsellikleri yüzünden okulda yaşıtlarınca zorbalığa uğramasının yaygın bir durum olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın gösterdiği diğer bir nokta da, saldırgan tavırlı erkek öğrencilerin gay terimini kendi aralarında istenmeyen özellikler olarak algıladıkları tüm durumları kapsayacak biçimde, genel bir sövgü olarak kullandığı. Bu istenmeyen özelliklerden bir kaçı, okulda başarılı olmak, sporla ilgilenmemek ve saldırganlık gösterisinde bulunmamak. Araştırmayı yapan Dr. Neil Duncan'a göre, öğretmenler cinselliğe yönelik zorbalıkla başa çıkmak için gerekli kaynak ve becerilerden yoksunlar.

Zorbalık hakkında yeni çıkan bir kitap homofobinin okul çağında nasıl başladığını inceliyor. Pink Paper'dan Nick Stellmacher kitabın yazarı Neil Duncan ile görüştü.

Eski bir öğretmen olan ve şimdi Wolverhampton Üniversitesi'nde dersler veren Neil Duncan, Ortaöğretimde Cinsel Zorbalık, Toplumsal Cinsiyet Çatışması ve Öğrenci Kültürü adlı kitabın yazarı. Yeni çıkan bu kitabı için yaptığı araştırma hakkında anlatacak ilginç öyküleri var.

"Görüştüğüm bir öğrenci grubuna, insanların yaklaşık yüzde 10'unun gay olduğunu söylemiştim. Burdan hareketle, bu oranın kendi bin kişilik okullarına uygulandığında, aralarından aşağı yukarı yüz öğrencinin gay veya lezbiyen olması gerektiğini hesapladılar. Ve hemen, bu lezbiyen ve gaylerin hangi sınıfta toplandığını öğrenmek istediler! Bu çok ilginç bir durumdu--kendi aralarındaki gay bireylerin varlığını hayal edebildikleri tek durum, soyutlanmış bir küme olarak bir araya gelmiş olabilecekleriydi. Bu kümenin diğer insanlardan farklı ama nasıl olmuşsa toplanıp birleşmiş bir grup olduğunu sanıyorlardı. Bu da onların eşcinsellik gerçeğinden ne denli habersiz ve uzak kaldıklarını gösteriyordu.

Duncan farklı cinsel yönelimi olduğu varsayılan ve bu yüzden zorbalıkla karşılaşan çocuklar konusuyla uzun süreden beri ilgilenmekte. Kendi eşcinsel olmamasına reğmen, konuya olan merakının ortaya çıkışı ergenlik çağı yıllarında glam rock'tan etkilenerek benimsediğ giyinme tarzına gösterilen tepkilere dayanıyor. Yazar o zamanlarda en camp dönemini sürdürmekte olan David Bowie'nin giyim tarzını anımsatan bir biçimde giyiniyormuş.

O zaman farkına vardığı bir şey, gençlerin farklılıkları yüzünden yaşıtlarınca dışlanıp cinsel sapık damgasını yedikleri olmuş--bu suçlamayı getirenlerin, kurbanlarının gerçek cinsel yönelimlerini bilmelerinin gerekmediğini de. Bu biçimde kullanılan en etkili damgalardan biri gaylik.

Yazar, kişilere isim takarak cinsel açıdan damgalamanın en uç örneklerini aramaktan çok, genel geçer tutumlardan örnek toplamaya çalıştığını söylüyor. "Bu konuda karşıma çıkan şeyler bana, farklı toplumsal sınıflar ve coğrafi bölgeler arasında büyük yaklaşım farklılıkların olmadığını gösterdi. Bir çocuğa gay denilmesine yol açan durumlar açısından ufak tefek farklılıklar var gerçi, ama hepsinin buluştuğu ortak nokta, bireyin cinselliğini dışlamak ve kötülemek."

Örneğin, öğretmenlerin sözünü dinlemenin ve onlarla anlaşmanın öğrenciler arasında kabul görmeyen bir özellik olduğu okullarda bu özelliğe sahip çocuklara hemen gay yakıştırması getirilmekte. Yine çok sık olarak, maço tavırlar sergilemeyen erkek çocuklara da otomatikman gaylik suçlaması getiriliyor.

"Bu durumda, bu kadar dışlayıcı kuralların geliştirildiği bir ortamda, gerçekten gay olan bir çocuk asla eşcinsel çıkış yapamayacaktır. Hep tekbaşına olduğu için, yaşıtlarınca kendine sürekli gaysin, gaysin sen denen bir gay çocuğun, cinselliğiyle nasıl olumlu anlamda başa çıkabileceği düşünülebilir?"

Tüm bunları söylerken, Duncan'ın özellikle vurguladığı nokta, zorbaca davranışı gösterenlerin, kurbanlarının gerçek cinsel yöneliminin ne olduğuna çok da kafasını takmayışı: cinsel farklılık suçlamasında bulunan terimlerin kullanılma amacı, yarattıkları kınayan ve dışlayan etkinin ötesine pek geçmiyor. Burada asıl önemli olan, ister bu davranışlara maruz kalıyor, ister yalnızca dışardan gözlemliyor olsun, böyle bir ortamda yetişmekte olan gay çocukların bundan çok kötü etkilenecek olması.

Duncan'ın gözlemlediği bir başka acı gerçek de, gençlerin ergenlik döneminin sonlarına doğru giderek daha katı bir homofobik tutum içerisine girmesi. "Ergenliğin ilk dönemlerinde bir yaşıtlarının eşcinsel olması olasılığı karşısında daha ölçülü ve uzlaşıcı tutumlar sergiliyorlar. Bu yaştakilerin tipik yaklaşımı, gay olmakla suçlanan öğrenciye acıma duygusu beslemek, ama aynı zamanda kendi adına gölge düşmesin diye o kişiden uzak durmaya çalışmak oluyor.

Daha sonraları, ergenliğin daha ileri yaşlarında, genç insanların bu konudaki düşünceleri epeyi katılaşıyor. 12-13 yaşlarında sahip oldukları sevecenliğin kaybolması, giderek artan bir duyarsızlık söz konusu.

Yaşları daha büyük olan erkek çocuklar, eğer bir başka çocuğun gay olduğundan şüphelenirlerse, "arkadaşlarla onu bi güzel benzetiriz" gibi laflar edebiliyorlar örneğin. Yıkılmaz, sarsılmaz bir savunma duvarı kurulmuş sanki. Durumun en kötü yanı da, yaklaşımların bu katılaşması, gay çocukların kendi cinsellikleri ile yüzleşmeye çalıştıkları dönemle çakışması."

Duncan okulları, içlerinde homofobiyi hâlâ yaygın olarak barındırıyor olmaları nedeniyle eleştiriyor--ama tek tek kurumlar olarak değil de, bir sistem olarak. "Okullar, norm düşüncesi üstüne kurulmuştur. Okulların temeli, gerek kendi içlerinde, gerekse birbirleri arasında rekabet anlayışına dayanır. Tüm bunlar homofobik zorbalığı özendiren etmenlerdir.

Öğretmenler de, genellikle farkında olmadan, zorlukları daha da arttıran davranışlarda bulunuyorlar. Örneğin, "hassas" bir çocuğa derse geç kaldığı için, herkesin içinde "neden sen de diğer herkes gibi olamıyorsun?" denebiliyor ve o noktada çocuk için bir sorun ortaya çıkıyor. Veya öğretmenler bazen herkesten aynı davranışı bekleyip, klasik bir örnek olarak, duşlarda soyunmak istemeyen bir çocuğu utandıracak sözler edebiliyor. Alttan alta şu mesaj veriliyor: "hepimiz biriz (aynıyız), öyleyse farklı olanların cinsellikleri şüphelidir."

Hosted by www.Geocities.ws

1