Tartışma... Değinme... vs...

Serkan EGE-İstanbul

SÖYLİYECEKLERİM VAR! ...

Eşcinsellere bırakın özgürlük, yaşama şansı veren sistem hangisidir? Ülkücülerden ve Hitlerin pembe üçgeninden bu sistem kesinlikle faşizm olamaz diyoruz. Dinler ne kadar izin verir sorusuna da çok kesin olmamakla (Benim için kesin fakat hâlâ islamın mesela hoşgörülü davrandığını söyleyenler var.) birlikte yaşadığımız ülke müslüman ülkemizdeki dejenere olmuş müslümanlığa rağmen yaşatmadığını gördüğümüzden izin vermez diyebiliriz. (Bildiğim kadarıyla bizim ahlak dediğimiz şey islam kaynaklı, islam ise arap geleneği göreneğinin bir eseri). Geriye bir tek ideoloji kalıyor ki o da Marksist söylem. En tartışılan da bu. Ancak marksist teoremi tartışmak istemiyorum. Doğrusu beni çok da ilgilendirmiyor. Çok basit bir yöntemim var. İnsanlar dünyanın neresinde olursa olsun (birbirlerinden habersiz) benzer olaylar karşısında benzer tepkiler verirler. İnsanlar aynı söylemlerden hareket ettiklerinde (çok az bir sapma olsa da) aynı noktaya gelirler vb. Örneğin çok basit de olsa hâlâ Hıristiyanların hepsinin her Pazar kiliseye gittiğini (pazarları sokakları insan dolu yabancı film izledikleri halde) iddia edenler var. Bunun doğruluğunu ülkemdeki insanların (yada müslümanların) her Cuma camiye gidip gitmediğine bakarak ("Yanlış" diyebilirim) test edebilirim. Yine bu mantık ile Marksist söylemden hareketle yani sosyalizm ile yönetilmiş ülkelerdeki eşcinsellere bakarak sosyalizmin eşcinsellere ne kadar yaşama hakkı tanıdığını anlayabilirim. Gerek S.S.C.B'de gerekse Çin'de (Çin'i özellikle alıyorum çünkü diğer sosyalist ülkelerin Rus güdümlü olduğunu S.S.C.B'de ise herşeyin stalinden sonra Rus faşizmine döndüğünü yani sistemi değil Stalin'i suçluyorlar bu da mazeret değil aslında çok sağlam bir sistem olsaydı kişi isimleri sivrilemezdi. Yine de Çin'i de söylüyorum) okuduklarımdan (ne onlar derler) ve KAOS GL'deki çevirilerden biliyorum en az Hitler kadar acımasız davranmış marksizm. (Ha biz Dünyada hiç olmadığı kadar marksist teori'yi aynen uygulayacağız derseniz bilemem olur ya sizin olağan üstü özellikleriniz vardır. Yada hiçbir ırkta bulunmayan "asil bir kanınız" vardır.) Bu noktadan sonra. M. Yalçınkaya, Atilla A., Tezer Kanık, Yesim. T. Başaran'ın ve benzer çabalardaki yazılara katılıyorum. Ve onların dediği gibi nedir Alternatif ilişkiler yada yaşam şekilleri denirse yada bilmem ne (Atilla A'nın dediği gibi tahmin ediyorum. "KAOS GL, Lambda vs. birlikte arıyorlar dünyanın diğer ülkelerinde de durum pek farklı değil") Valla bilmiyorum pek kimse de bilmiyor derim. Kapalı toplumları da yaratan "İnsan gördüğünü ister, görmediğini bilmeyeceğinden istemez" sözünü de biliyorum. Ve diyorumki beklerken yapmamız gereken yapabileceğimiz öyle çok iş varki. Açıkçası bunları yapmazsak bizden sonra gelenler dahil Türkiye'deki ulaşmamız gereken insanlar dahil (vicdan azabından uyuyamamamız gerekir.) bizi yemiş, içmiş, yatmışlarla suçlayacaklar. Nazım'ın en çok rastladığım dizelerinden biri "sen yanmasan ben yanmasam karanlıklar nasıl çıkar aydınlığa" (Nazım'ın bir şiiri daha var hani "dilim varmıyor ama biraz da suç senin" biri de şu şiiri yazsa da dişimi kırsam) durum hiç de öyle vahim değil. Unutulmasınki o dizelerden hareket edenler "Efsaneler ve ölü kahramanlar yaratırlar". Birlikte hareket edenler ise "özgür ve medeni toplumlar" yaratırlar.

Coşkun'un "Nasıl ulaşırız" sorusuna cevap aramak zorundayız. Atilla A'nın "kimi arkadaşlar, yazı yazmanın dışındaki alanlarda ne kadar belirleyici olduklarını sorguluyorlar mı acaba" sorusuna cevap bulmak zorundayız. "Daha da aktif olacağımı zaman içinde göreceklerdir" diyememenin ezikliğini duymak zorundayız.

Bütün bu yazdıklarımın dışında asıl beni rahatsız eden iki kişi var ki açıkçası bu iki insanın art niyetli olduklarını düşünüyorum. M. Yalçınkaya ve onu referans alan Olga. S. Bu insanların kimseyi bilgilendirmek, faydalı olmak derdinde olmadıklarını düşünüyorum (Anlatmak istediklerimi tam olarak ifade edemesem de (az sonra) oğlan hissi diyebilirsiniz bu böyle)

Müebbet hapis cezası yada idam giymiş ama aflardan yararlanarak çıkan devrimciler yıllar sonra özeleştirilerini yaptıklarında şunu söylüyorlar. Biz Devrimi içselleştiremedik. Yani insanlara devrimi, yapması gerekenleri düşünmesi gerekenleri söylerken biz Devrimi yaşamıyorduk. Biz aynı kaldık. Bugün Türkiye'de iktidarın tam karşısında iseniz yada ilintisizseniz, parti kurup seçimlere katılmayı bırakın, çay ocağı açamazsınız. Bir parti düşünün mensupları gran tuvalet. Devlet töreni (ayin gibi) ciddiyetinde Atatürk anıtına çelenk koyuyor. (Ziya Gökalp-Turan Ey türk gençliği-damarlarınızdaki asil kan-Atatürk-Türk milliyetçiliği-Faşizm) Bu parti legal yollardan meclise girip devrim yapacak! Ve ben bunu şaklabanlık bulmayacağım. ÖDP'yi kuranlar çeşitli örgüt kökenli insanlar Bunların hepsi sosyalistler (Marksistler yani). Niye bu kadar çok şaşırtmasın. Ayrımcılık onların kökeninde vardır. Leninciler, Maocular, Titocular, Stalinciler. Günümüz sol partilerine bakarsanız niye bu kadar çok anlayabilirsiniz. O, bunun tavrını beğenmez bir sol parti kurar, biri birinin bir olaya bakışını beğenmez, bir parti kurar, biri birini sert bulur, biri birinin yumuşak olduğunu söyler bir parti kurar, biri küçük olsun benim olsun bir parti kurar aynen o örgütlerin ortaya çıkışı, akımların oluşumu böyledir. Sadece Amaç tektir: Halkı kurtarmak! Yalnız halkın bundan haberi yoktur.

Birleşmek ayrılmak onların hamurunda var. (Politik gerekçelerle, M. Yalçınkaya aynı sebepler Olga S.) Halkım bu arada sürünür sürünür. CHP, barajı geçemez vb. Birden akıllarına Eski TİP gelir. Hahh işte bu; ÖDP (Çetin Altan geldi aklıma nefis bir adamdır. Bir dönem bu kıçıkırık sosyalistler ona döndü dediler sebep de Özal ile görüşmesi. Çetin Altan gülerek şöyle diyor; "Niye benim döndüğümü düşünüyorlar, belki Özal dönmüştür.") Vitrinlik bir travesti arkadaşı aday gibi gösterdiler diye eşcinseller ÖDP'ye oy vermeli. (Programlarında eşcinseller için ne var. Aman boşver) İçselleştirememek, ayrımcılık, mücadeleci olmayan pasif edilgen yapı. M. Yalçınkaya-Olga S.

İnsanların dilini, hikayelerini, acılarını, ifade şekillerini kah iktidar ile ilintili bulup, kah mistik ağlak diyerek ("Günden güne odamın şeklini alabilir" Rus ironisinden kesit) aşağılayarak sanki söyleyeceği bir şey varmış gibi davranan iki tip. M. Yalçınkaya Olga S. (İroniden, nihilizm'den kime ne fayda geldiyse) Hareket noktamın biri "Biz narsist miyiz" Diğeri "Bir namus lekesi gibi".

Bir namus lekesinden benim ne anlamam gerekiyor? Namus lekesini kavramam için Erkek egemen toplumun en tutucu en sert kesiminin değer yargılarını olduğu gibi kabul etmek gerekiyor. (Malum sürdürebilmek için ret etmem gerek. Yada bu cümle Olga S.'ye ne çağrıştırıyor. Bir şey çağrıştırmasa kullanmazdı. Yada ÖDP'ye oy vermeyen biri olarak işbirlikçi! Ben ne anlamalıydım da anlayamadım. Yada Olga S. Devrimci kafasıyla şüphesiz herşeyi içselleştirmiştir) bir anlatıverse.

"Biz narsist miyiz"? Soru iki cevaba izin veriyor. Evet yada Hayır. Soru biz derken eşcinselleri içeriyor. Evet derseniz eşcinseller narsist'tir çıkacak. Hayır derseniz kimler narsist'tir sorusuna cevap veremezsiniz. Tezer Kanık, Yeşim Başaran'ın ve KAOS GL'nin dediği özetle şu; Bütün insanlar biraz nevrotik, biraz narsist, biraz monogamik, biraz poligamik, biraz sadist biraz mazoşist vb tir. Biz eşcinsellerin hissettikleri Heteroseksüellerden farklı değildir. Biz eşcinseller siz heteroseksüeller gibi, askerlik yapabiliyoruz, doktor, mühendis olabiliyoruz, duvar kırabiliyoruz, bilgisayar kullanabiliyoruz vb. Bizim duygularımız ve yapabildiklerimiz hiç de sizden az yada fazla değilken siz, biz eşcinselleri aşağılıyor, hor görüyor, işyerlerimizde rahat bırakmıyor, bizi gizlenmeye saklanmaya mecbur ediyor. Çocuk olduğumuzdan itibaren bizim özgüvenimizi çalıyor. Özgürlüğümüzü çalıyor. Bizim tüm haklarımızı gasp ediyorsunuz.

Biz narsist miyiz sorusuyla M. Yalçınkaya eşcinselleri bölerek ayrımcılığa sebep oluyor Heteroseksüelleri bu sorunun içine almayarak yüceltiyor. Bir kesim hedef alınarak o kesime olumluluk yada olumsuzluk yükleyerek sorular sormak ayrımcılığı körüklemekten de öte faşizme de gider. Soruların sonu gelmez kim daha üstün, kim daha akıllı kim daha güçlü vb Üst insan Ari ırk. KAOS GL'nin ve nicelerimizin çabalarını boşa çıkarır ki sorunun cevabı (uç'lar her zaman ihmal edilebilinir) Herkes biraz narsist'tir olacaktır. İnanmıyorsanız Mayıs 98 sayısındaki Sıtkı Sıyrıldı'nın "Nevrotik miyim" yazısını okuyun. Hem belki de insanları bilgilendirmenin yolunu da öğrenmiş olursunuz!...

Böyle hataları yapabilen kafaların (konuşurken olabilir ama yazarken yapıyorsanız ki düzeltme şansınız vardır.) Her iki yazıda da yapay, içtensiz, ciddiyetsiz, yanlış bir sürü şey bulabilirsiniz. ÖDP'yi adres göstermek, ÖDP'li eşcinseller, düzenci eşcinseller, devrimci eşcinseller, gibi sonuçlar doğurur. Politik sebeplerle KAOS GL'den ayrılıp gitmek, sonra başlangıçtaki nedenlerden daha kötü bir durumda (onlar diyor) geri dönmek, şimdilik diyebilmek, artık gına getiren, kurtlu kuşlu hikayeler yazmak. KAOS GL'nin onlar yokken özünü, politikasını kaybettiğini söylemeye getirmek, örneğin; tersinden okumayı okuyanlara bırakmak (parantezin içindeki ikazı okudum. Tersten okuyunca da serseri olmaktan öteye gidemeyen bitli hippiler çıktı) Yaaa çok yer tutacak. İlla marksist sistem diyenler eğer Doğu Perinçek'in dediklerini, sosyalizm ile yönetilmiş ülkelerdeki olup bilenleri ÖDP'nin kurucularını da yazdım Doğu ile aynıdırlar onlar, ısrar ediyorlarsa ben ne yapayım. Atilla A'nın yazdıklarını okuyun, onun ikazlarını yanlış dediklerinin doğrularını yazışını okuyun. Bitiriş sözlerine bakın. Eğer hâlâ benim öbür iki tipe söylediklerime katılmıyorsanız (küfür etmeyin valla basmayız) ne diyeyim? Daha neler yapabileceğimizi yazacaktım. Ne istediklerimi. "Bu işler böyle başlar" diyorum KAOS GL için. (gidiyim de çikita muz yiyeyim) "Küfür etmeyin valla basmayız". "Ey okur ben buradayım siz neredesiniz". Napıyorsunuz? "Sıkılıyoruz". (Ne komik zavallı yaratıklar var yaaa.) Kimilerin hayatı (çoğunluk bunlar aslında ulaşmamız gerekenler); eşcinselliği ömür boyu hatırlayacağı bir otobüs yolculuğundaki rastlantı, kimileri de keyifleri gıcır, dert yok, tasa yok, yaşamda tatmadığı şey kalmamış. Deliler gibi sayıklıyor... Kendine faydan yok başkalarına nasıl olsun!... (Oğuz Atay manyağı). Siz asıl onun hocasını okuyun: Yusuf Atılgan-Aylak Adam. Tabi bunların babası Dostoyevski ya neyse. Taklitler asıllarını yüceltirmiş. Size noktalamasız cümle kurayım mı? Şöyle sayfalarca. Niye mi? Deliye sual olmaz!...

Son birşeyler yazmak istiyorum. Bakın abiler, ablalar, arkadaşlar, vs. Benim için çok önemli biri var ve kesinlikle bu benim şahsi meselem. Bu yazılar için çok zaman harcıyorum, açığımı kapatmak için yine de direk beni ilgilendiren şeyler yazmadım. Bu son kesinlikle beni ilgilendiriyor. Bir yazar var. O benim allahım onun önünde secde ederim ona taparım. Murathan Mungan (son zamanlarında üretememesini tekrara düşmesini ki kendi de farkında ufuk ayarından anlıyorum görmezden gelirim) O olmasaydı ben on yıl önce intihar etmiştim. "Hâlâ partisi var mı bilmediğim siyaset adamı" şeklinde Doğu'ya cevap verdiğini zanneden (çoğunluğun azınlığa baskısını onaylayan bundan daha basit, daha avam bir kafa olamaz) Biri son yazısında ona dil uzatmış. M. Mungan heryerde eşcinsel olduğunu söylemiş, maddi manevi tüm egosunu tatmin etmiş biridir. Kimseden çekinmez. Kendisi biz Taksim'e takılanlar tarafından tanınır. Eşşek bile olsanız, hıyar gibi soru sorsanız insanla oturur konuşur. Ona sorulmuş bir soru da "niçin sadece eşcinsellikle uğraşmıyorsunuz" sorusu. Ben herkese her kesime hitap etmek zorundayım benzeri cevap verir. Mungan, evrenseldir, aydındır. Yazarın ötesinde. Boru değil 3 yıl önce sadece on dakika sohbet ettim (düşünün benim gibi kaç kişi vardır) ne zaman görse nasılsın diye hatır sorar. Müthiş bir hafıza. Çevresinden bir kaç insan daha tanıyorum kendisinden, şu anda ne yazdığından bahsediyorlar bana. Yani adam hakikaten hatırlıyor beni. Müthiş mütevazıdır. Kalkıp böyle birine laf etmeden önce insan olan gider bir sorar. KAOS GL'de her sayı yazım çıkıyor diye kendini bir bok zannedip (aslında biliyor yazılarında yanlışlarını ve asla "iyi" olamayacağını) M. Mungan ile yazar gibi konuşmak isteyip gücünün de yetmeyeceğini de bilirsin, sıradan biri olarak da konuşmayı guruna yediremezsin.

***

Gülay DERYA - İstanbul

POLİGAM OLSAK MI, OLMASAK MI?

Acaba monogaminin heteroseksüel ilişkilerden örnek alındığını söylemek doğru bir söylem mi? Cinsel yönelimlerimiz onlardan farklı olduğu için, monogam ilişki biçimini reddetmek zorunda mıyız?

Aslında heteroseksüel ilişkilerin de monogam olduğunu düşünmüyorum. Ben eşcinsel olduğumu bilmeden ya da kabul etmeden önce, gözüme görünen tüm ilişkiler, heteroseksüel ilişkilerdi. Ve bu ilişkileri ne monogam, ne de poligam olarak kategorize etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Çünkü çevremdeki pek çok insanın (evli bile olsalar) gizil bir ilişki arayışı, isteği ve yaşamı olduğunu gördüm. Bu yüzden monogam ilişki biçimi heteroseksüellere özgü değil, poligam ilişki biçimi de eşcinsellere özgü değil. Bence her ikisi de insana özgü. Hangisinin yaşanacağı kişilerin yaşamı algılayışları, psikolojileri ve yaşamın o döneminde nelere teğet geçtikleriyle ilintili.

Ben kendi adıma monogamiye inanan ve yaşayan bir insanım. Eşcinselliğimin farkına varmadan önce, karşı cinsle ilişkilerimde monogam olmadım. Ama aşk varsa, adını koymaya ya da birşeyleri konuşmaya gerek kalmıyor. O zaten sizi, başkasını gözünüz görmeyecek denli kör ediyor. Aşkın tazeliğini, güncelliğini koruması kişilerin becerisine kalmış bir şey. Gerçi kokuşmuş toplumun, kokuşmuş değer yargılarının herhangi bir ilişkiyi etkilemeyeceğini düşünemiyorum. Ama aşk ilişkilerinin büyüsü olduğunu ve kolay kolay bu büyünün bozulamayacağını düşünüyor ya da öyle olmasını diliyorum.

Bu toplumun genelinin yaşadığı ve dayattığı ilişki modelini (heteroseksüelliği) reddeden eşcinsellerin, onların monogami veya poligami yaşayıp yaşamamalarını önemseyeceklerini ve öyküneceklerini sanmıyorum. Monogam veya poligam yaşamanın kişinin süper ego (üst benlik)'suyla ilintili olduğunu ve bunun kişi için faydalı veya zararlı olduğu inancındayım. Kişiler kendilerini nasıl mutlu ve üretken hissediyorlarsa ve her iki taraf da yaşanan ilişki biçiminden hoşnutsa, zaten sorun yok demektir.

Ben, eğer aşıksam poligami yaşayabilecek bir insan değilim. Sevdiğim kadının da yaşamasını istemem. Bunun demokratik bir istem olmadığını biliyorum ama; aşk, tutku dolu ilişkilerde kişiler ikame edilemez. O güzellikleri yaşadığım insanı, nasıl bir başka insanın teniyle, sıcaklığıyla değişebilirim?

Şimdi bana kişinin tüm arayış ve beklentilerinin bir insanda odaklanamayacağını, değişik insanlarda, değişik tatlar olduğunu söylediğinizi duyar gibi oluyorum. Doğru. Bir insanda aradığınız herşeyi bulamazsınız. Ama aşık olduğunuz insanla ortak paydalarınızı ötelemek ve ona sürekli aşık olmak sizin elinizde.

Öbür türlüsü biraz işin kolayına kaçmak gibi geliyor bana. Her bedenin ayrı bir kokusu ve tadı vardır ve bu her insana cazip gelir. Ama bu hedonist yaklaşımın aslında insanı son derece yıprattığını, içsel dinginlik şansını yok ettiğini ve uzun vadede insanı sevgisiz kıldığını düşünüyorum.

Bu yazdıklarım tamamen şahsi düşüncem. Kişilere özel değil ve asla bilimsel bir yanı yok. Ayrıca bugün böyle düşündüğüm gibi, yarın farklı düşünmeyeceğimin garantisini veremem.

Ama hislerim, (ki aşk, duygusal bir fenomendir) bana sevdiğim kadınla daha kalıcı ve tutkulu bir ilişki yaşamamın, monogamiyle mümkün olduğunu söylüyor.

3-5 parçaya bölünmüş bir yürek; (yine 3-5 parçaya bölünmüş sevgi, seks yaşamı, tutku vs) 21. yy.a girerken insan zamanın çok değerli olduğu bu dönemde, bence çok kısa bir süre sonra yorgun düşecek ve paramparça olacaktır.

Yine de böyle yaşayanlara saygı duyuyor ve onlara geniş bir yürek ve enerjik bir vücut diliyorum.

Genel tartışma metinlerinizi (dergideki herhangi bir yazıdan hareketle

ya da istediğiniz konuda) aşağıdaki adreslerimize bekliyoruz.

Ali Özbaş, P.K. 53 Cebeci / ANKARA

Fax: 0.312.363 90 41

E-Mail: [email protected]

Hosted by www.Geocities.ws

1