medya
Burada yer alan metinler, Mine G. Kırıkkanat'ın aşağıda alıntıladığımız yazısı yayınlandıktan sonra kendisine e-mail ile gönderilmiştir. Ancak ne özel ne de köşesinden herhangi bir yanıt alınamamıştır.
"…
Onlara da eşcinsel diyorlar.Eşcinseller, eski Yunan kültüründe yüceltilen davranış biçimlerinin, orta, yeni ve yakın çağda yerin dibine batırıldığını, eşcinselliğe ilişkin olumsuz tepkilerin tabulaşmasını yaşamak zorunda kaldılar. Günümüzde ise, her etkinin sonunda tepki doğurduğu gibi, 'eşcinselliği yadsımak' bir tabu haline getiriliyor.
Özellikle Amerika ve Kuzey Avrupa ülkelerinde
, eskiden 'eşcinsellik iyidir' demek için yürek isterken, şimdi 'eşcinsellik kötüdür' demek, ayıpların en büyüğü, yüz kızartıcı bir 'hoşgörüsüzlük'.Bazı ABD eyaletleri, Hollanda, Danimarka gibi ülkeler eşcinsel evliliklere icazet çıkardı. Fransa, eşcinsellere nikâh olmasa bile ülkede çiftlere tanınan sosyal hakların tümünü, bir de birlikte yaşadıklarına ilişkin belge verdi.
Ancak...
Eşcinsellerin, cinsel seçimlerini bayrak yapıp dolaştırdıkları ve topluma kabul ettirmek yolunda verdikleri mücadelede çok tartışılan son bir aşama var: çocuk sahibi olmak hakkı. İstedikleri çocuk,
aslında doğa kurallarını tersine çeviremedikleri için, başkalarının çocukları.
Bir çocuk düşünün ki, okula gidiyor ve kendisine: "Senin annenin adı ne?" diye soran arkadaşına, "Benim annem yok, iki tane babam var," diyor. Ya da tersi. O çocuğun karşılaşacağı anlayışsızlığı, alayları, zorlukları, varın düşünün. Ayrıca, iki erkeğin ya da iki kadının, cinsel ilişkide bulundukları bir mekânda yetişen erkek çocuğun kadınlara dönük, ya da kız çocuğun erkeklere dönük bir cinsel seçim hakkı olabileceğini hayal
etmek herhalde olanaksız.Ama Batı uygarlığı buraya gidiyor. Belki yakında 'bize' de gelir. Gerekliyi bırakıp gereksizi benimsemekte, üstümüze yoktur, bilirsiniz."
Sayın Mine G. Kırıkkanat,
İster inanın ister inanmayın, sonucuna katılmadığım yazılarınızı bile diliniz ve üslubunuzdan dolayı beğenerek okuyorum. 1 Ağustos 1999, Pazar günkü "Eşcinsel Aşkın Ötesi" başlıklı yazınızı da okudum. Başlıkla içerik arasında bir bağlantı yakalayamasam da asıl yazma gerekçem "Ancak …"dan sonra yazdıklarınız. Türkiyeli eşcinseller olarak çıkarmakta olduğumuz aylık Kaos GL Dergisinde aklımızın erdiğince her konuyu tartışmaya çalışıyoruz. Batı'daki eşcinsel kardeşlerimizin tartışmakta oldukları pek çok konu bizler için henüz erken olsa da ulaşabildiğimiz kadarıyla takip etmeye çalışıyoruz. Örneğin son sayımızda Le Monde'dan Pascale Krémer imzalı bir yazıyı "Eşcinsel Ebeveynler de Çocuk Bakabilir" başlığıyla çevirdik ve yayınladık. 15 Mart 1999 tarihli bu yazının üstünden çok zaman geçti ama merak ettik acaba ordan mı hareket ettiniz yoksa bilmediğimiz başka bir gelişme mi oldu?
Bu arada Eski Yunan konusu, bana göre biraz da Avrupamerkezci yak
laşımların bir sonucu gibi geliyor. Üstelik Sokrates döneminde söz konusu durum doğru olmakla birlikte Aristoteles'le başlayan dönemde tam tersi bir yaklaşım ortaya çıkıyor. Eğer biraz Eski Yunan'dan gözümüzü alabilirsek Eski Çin'de, Japonya'da, Avustralya yerlilerinde ve Kızılderililerde de benzer bir realiteyle karşılaşabilmekteyiz. Ayrıca konumuz değil ama Eski Yunan'da yaşanılan eşcinsellik bizim tasvip ettiğimiz bir durum olmadığı gibi yaşanılanın adı, bugün bizim anladığımız anlamda eşcinsellik olmayıp pedagojik kılıflı bile olsa bildiğimiz oğlancılıktır. Ayrıca eşcinsel kimlik'i bir yana bıraksak bile aynı zaman diliminde farklı toplumlarda ve aynı toplumlarda farklı zamanlarda eşcinsel edimin yaşanılışı ve anlamlandırılışı farklılıklar gösterebilmektedir. Bu durum, diğer tüm insani ve kurumsal ilişkiler için de geçerlidir. Bu durumu bilmiyor olabileceğinizi düşünemediğimden geriye galiba şu iflah olmaz homofobi kalıyor!…Antropolojik araştırmaların bulguları bir yana içinde yaşadığımız toplumun 70 yıllık tarihi, o toz kondurulmayan "kutsal" aile kurumunun heteroseksüel haliyle bile ne kadar değiştiğini göstermektedir. Ayrıca bundan daha doğal ne olabilir? Hiçbir kurum ezeli ve ebedi olamayacağına göre yeni insan ilişkilerine göre şu ya da bu şekilde değişecek, dönüşecektir.
Sayın Kırıkkanat, yazdıklarında samimi olduklarına inandığım sınırlı köşe yazarlarından birisiniz. Fakat açıkça belirtmek isterim ki gerçek meselenin "çocuk sorunu" olduğuna pek ikna olmadım. Çocuğun cinsel yönelimi ve okulda yaşayacakları konusunda sizinle aynı "duyarlılığı" gösteren ve 03.06.1996 tarihinde Milliyet'te, Gani Müjde'nin yazdıklarını hatırladım. Evlendikten sonra cinsiyet değiştirenler üzerine aklı sıra mizahi bir yazı yazan ve pedagogluğa soyunan Gani Müjde, "Sonra çocuğun dünyası ne olur? Okulda arkadaşları çocuğa neler söyler, kimsenin umurunda değil." demekten kendini alamıyordu. Ama, okuldaki arkadaşlarının çocuğa neler söylediği ve NEDEN söylediği üzerine düşünme gereği duymuyordu. O bildik "sorumsuz anne" suçlamasının arkasına gizlenen Gani Müjde, "babayken teyze" olan insanların da kendisi kadar kaygılanabileceğini ve sorumluluk sahibi olabileceğini aklına bile getirmiyordu. Sayın Kırıkkanat, "o çocuğun" okulda karşılaşacağı anlayışsızlığı, alayları, zorlukları, aynı cinsten olan ilgili ebeveynler de, çocuk sahibi olmayı düşünmeyen eşcinseller de sizin kadar düşünebilirler. "Ancak…"dan sonra altını çizdiğiniz ikinci nokta ise maddi karşılığı olmayan gerçekten bir "kaygı"dan ibaret. Ayrıca artık eskide kalmış bir kaygı da denebilir. Eşcinselliğin nedenleri konusunda yapılan araştırmaların ilk dö
neminden kalma "çevresel etki" yaklaşımının "eşcinsel aile" modeline uyarlanmış hali olsa gerek söz konusu kaygı. Süreç içinde gelinen noktada eşcinselliği, "çevresel etki" ile açıklayamayan ve yana yakıla bizleri düşünen uzmanlar genetik ve beyin araştırmalarına yelken açtılar. Üstelik çevresel etki tek başına cinsel yönelimin belirleyeni olsaydı her şeyden önce bugün bu tartışmaya yol açan eşcinsel ebeveynler olmazdı! Böylece hepimiz sitreyt veletler olarak okullarımızda, erkekliğimizi ispatlamak için hor göreceğimiz, dışlayacağımız ve hatta taciz edeceğimiz "aykırı" çocuklardan yoksun kalmanın can sıkıntısından geberirdik herhalde! (Heteroseksüel ebeveynlerden -istemeseler de- yeterince eşcinsel evlat dünyaya geldiği için, eşcinsel ebeveynlerin evlatlarını ille de eşcinsel olarak yetiştirecekleri yersiz bir korku olsa gerek!)Amerikan Psikoloji Birliği "Eşcinsel ve karşı cinsel ebeveynlerce yetiştirilen çocukların karşılaştırıldığı çalışmalar sonucunda iki guruptaki çocuklar arasında zeka, psikolojik uyum, sosyal uyum, arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurma, toplumsal cinsiyet rol kimliklerin gelişimi ya da cinsel yönelimin gelişimi bakımından hiçbir fark bulunmamıştır."
diyor. Fakat kendini homofobiden kurtaramayanlar her zaman "ancak" diyecek bir nokta bulurlar. Bunun Türkçe'si en hafifinden "Ama bu kadarı fazla canım"dır! Bu durumu anlamak için homofobiyi milliyetçiliğe, heteroseksizmi ise ırkçılığa benzetebiliriz. Pek çok heteroseksüel, tamam, heteroseksizme karşıdır; eşcinsellerin ortadan kaldırılmalarını savunmazlar, çünkü söz konusu realite yadsınamaz bir hale gelmiştir. Fakat aynı kişiler gizli de olsa, öyle düşünmediklerine de inansalar homofobiden kendilerini kurtaramazlar. "Tamam, kabul ettik ama insan yerini ve sınırını bilmeli, canım"!Ben, bu duruma, entelektüellerin homofobisi diyorum. Çünkü hetero
seksist/faşisti zaten geçtik, sokaktaki adam öyle konuyu uzatmıyor, kırk dereden su getirmiyor ya hoş bir tebessümle yoluna devam ediyor ya da günümüzü gösteriyor. Entelektüel homofobik kişiler ise biz eşcinsellerin bile aklına gelmeyen, nerden çıktı bu diye şaşırtan noktaları bulurlar. Örneğin Mina Urgan'ın Sait Faik'le ya da eşcinsellikle bir sorunu yoktur ama, bazı eşcinseller o 18 yaşından küçüklere yönelmiyor mu, ah, işte o kadarını kabul edemez Urgan'ın hoşgörüsü! İşte entelektüel homofobi tam da budur. Sana açıkça ve doğrudan seslenmez, bu kaba olur, çünkü ya köprünün altından çok sular akmıştır ya da ilgili kişinin yadsınamaz olumlu/kabul edilebilir bir özelliği ve kişiliği vardır. Onun için, "hoppala…" dedirtecek bir "ancak" bulunur ve önüne konur. Daha az mürekkep yalamış biri ise "ya sana bir sözüm yok, sen temiz bir eşcinselsin, ama abi geçen sokakta birini gördüm…" şeklinde dolayımlar homofobisini.Sayın Kırıkkanat, eşcinsel ebeveyne sahip çocukların yaşayabilecekleri sorunlara dikkat çekerken farkında mısınız bilemiyorum ama madalyonun diğer yüzüne yani heteroseksüel ebeveyne sahip eşcinsel gençlerin yaşadıkları mevcut koşullara da ışık tutmuş oluyorsunuz! Batı uygarlığından ne geleceğini şimdilik bir yana bırakalım. Bugün, içinde yaşadığımız koşullarda daha gerçek konular ve sorunlar var. Sayın Kırıkkanat, biz eşcinseliz, gerçeğiz ve Türkiye'de yaşıyoruz. Biz eşcinsellerin, çocukluğumuzda ve ilkgençliğimizde yaşadığı anlayışsızlığı, alayları, zorlukları düşünmek daha gerçekçi ve daha kolay olacaktır. Okullarda eğitim adı altında zorla dayatılan heteroseksüelliğe karşı eşcinsel gençlerin neler yaşadığı, çoğu zaman tek başlarına nasıl ayakta kalabildikleri üstüne de düşünülebilir. Gelin birlikte düşünelim.
Ali Erol
***
Merhaba
1 Ağustos 1999 Pazar günü Radikal gazetesinde basılmış olan yazınızdan yola çıkarak birşeyler yazmak isti
yorum.Yazınızda yanlış olan ve beni rahatsız eden noktalara değinmek istiyorum.
Sayın MGK
1. Eşcinsellik, heteroseksüellik vs. bir tercih değildir. İnsanlar cinsel eği
limlerini pazardan elma yerine armudu tercih eder gibi seçmezler.Sayın MGK
2. y.y.'lardır eşcinseller, sizin de yaptığınız gibi çocuklara karşı tacizde bulunmakla, onlara kötü örnek olmakla suçlanıyor. Eşcinsel ebeveynlerin çocukları eşcinsel olmadıkları halde onları taklit ederek eşcinsel olur gibi saçma sapan düşüncelerle insanların beyinlerini zehirlemeyin. Ben bir eşcinselim. Lanet heteroseksist bir toplumda yaşıyorum. Heteroseksist bir eğitim alıyorum, ailem arkadaşlarım heteroseksüel.
Şimdi size soruyorum sayın MGK neden biz heteroseksüel olmadık? Bu kadar hetero bombardımana karşın.
Sayın MGK
3. Çocuklar hakkında bu kadar ince! düşünceli olmanız neden hayatın diğer alanlarında yok oluyor. Şimdi sizin mantığınıza göre düşünelim; kürtler, zenciler, aleviler, çingeneler, özürlüler, fakirler vs. gibi toplumlar ülkemizde dışlanıyor, aşağılanıyor. Size göre onlar çocuk yapmamalılar veya çocukları olmuyorsa eğer kesinlikle evlatlık edinmemeliler. Son
ra çocukların psikolojisi ne olur yani.Sayın MGK
Bize saldırılar hayatın her alanından geliyor. Bizler yine de herşeye rağmen direniyoruz. Dimdik bir şekilde mücadelemize devam ediyoruz. Siz isteseniz de istemeseniz de bizler haklarımızı ABD ve Avrupa'daki kardeşlerimiz gibi SÖKE SÖKE ALACAĞIZ... BİLİYORUM VARLIĞIMIZ SİZLERİ SİNİR EDİYOR BÖYLE OLMASINI İSTEMEZDİK
BYE MGK
Taha
***
Kırıkkanat
, Eşcinsel aşkın ötesi başlıklı (1 Ağustos 1999) köşe yazınızı okuyunca aklıma gelen atasözü şu oldu: Kırıldı ağalar paşalar kimlere kaldı köşeler. Bu köşede yazmayı hak etmeyen bir insansınız. Öğrenim durumunuz, dünya görüşünüz ve yaşamınız hakkında pek bir şey bilmiyorum fakat konu kıtlığı çektiğiniz derinliksiz, ön araştırmasız ve çoğu zaman da kendi içinde dahi tutarsız olan köşe yazılarınızdan anlaşılıyor. Adı geçen köşe yazınız hakkındaki görüş ve yorumlarımı (belki bir faydası olur diye) iletiyorum.1. "Bazı A.B.D. eyaletleri, Hollanda, Danimarka gibi ülkeler eşcinsellere evlilik için icazet çıkardı." YANLIŞ!!! ABD eyaletlerinin hiç birinde evlilik için böyle bir 'icazet' çıkmadı. Lütfen vakit ayırın da yazmadan önce araştırın.
2. "İstedikleri çocuk, aslında doğa kurallarını tersine çeviremedikleri için başkalarının çocukları." EKSİK!!! İste
dikleri çocuklar sizin gibi sağlıklı heteroseksüel (?) ebeveynlerin sorumsuzca peydahlayıp sokağa attıkları, geceleri uyuyacağı yatağı olmayan, sizin gibi sağlıklı heteroseksüeller (?) lüks cafelerde entel geyik muhabbeti yaparken yazık diye iç geçirip, değerli köşe başlarına konu yetiştiremeyip Fransız dergileri karıştırıp örnekte görüldüğü gibi saçma sapan yazılar yazıp, ahlâk ahkâmı keserken, fuhuşa, uyuşturucuya ve tinere itilen çocuklar. Anlayabiliyor musun?3. Dedim ya kendi içinde dahi tutarsız köşe yazıların. Bir de kanıt göstereyim. O fevkaladenin fevkindeki tarih bilginle eşcinsellerin tarih boyunca yaşadıklarını anlatırken önce yüceltilme sonra da aşağılanma durumunda kaldıklarını yazıyorsun. Sonra da yine o tutarlı (?) akıl yürütmenle (?) eşcinsel ebeveynlerden eşcinsel çocuklar çıkar diyorsun. Peki Kırıkkanat bu yazdığını okuyan demez mi senin de belirttiğin gibi yüzlerce binlerce yıldır var olagelmiş eşcinsellerin hangi biri eşcinsel ebeveynlerden çıkmıştır. Cevap vermeni bekliyorum. Veremeyeceğini bile bile...
İki dileğim var biri Radikal yönetiminden biri de senden. Radikalden köşe yazarı dahi olsa habercilerine dikkat etmesi. Boş, kısır ve araştırma yeteneğinden yoksun insanlara prim vermemesini istiyorum. Senden de Radikal gazetesini bırakmanı. Ucuz ve sosyetik yazıların sinirlerimi bozarak yazdığın köşenin sayfasını dahi atlamama sebep olmaya başladı. Pompei, Paris, Eşcinseller, Şaraplar, Şampanyalar vs. neyse de biraz da beyin lütfen.
Can Atak