CAMILLE
Ay
şe Z. / ........T
akip ettiklerin genelde seni bir yere götürmez. Takip ettiklerin; düşünceler, hayaller, kadınlar. Bir çıkmaz sokaklar labirenti; içinde nefessiz kalıp kaybolduğun.Bir Camille vardı. Mavi gözlerinden binlerce renkli ışık saçılan utangaç çocuk/kadın. Bir gece camın önünden geçişini gördün. Ayazda paltosunun kalkık yakaları arasında saklanmış endişeli bir surat. Camille, gizemli küçük fransız. Gözlerinin içiyle gülerdi, söyleyemediklerini hep o ışıltının arkasında saklayarak. Söylenmeyenler bir sigaranın dum
anında uçup gitmeden bir bakışta, bir bilgisayar ekranında yakalandılar bazen. Çünkü o, ulaşılması imkansız bir uzaklıktaydı, ancak düşüncelerin dağınıklığıyla dokunabilecek bir mesafede. Hiç yaklaşmadı. Hep kitap dizili rafların arasında, hep gizemlerle örtülü; başında beresi, yüzünü sakladığını sanarak, oysa gözleri öylece, masmavi.Derslerde tam karşımda oturmaya başladı. O kadar gözünü dikip bakmasa farkedeceğim yoktu doğrusu. Ama başardı. Mavi derinliklerin ardından gözleri üzerimde, sonra ben bakarken her başını eğişinde anlatmak istediği, ama söyleyemediği bir çok şey.
Hiç konuşmamıştık daha, bir gece rüyama girdi. Türkiye'deydik, evimde kalıyordu. Bir sabah uyandığımda, onun tarafını boş buldum. Buzdolabına yapıştırılmış bir not: "Beni ara-Ottawa/Canada". Hiç buluşamadan birbirimizden ayrılacağımızı öğrendim o gece. Sabah uyandığımda, ilk işim okul rehberine bakmak oldu. Adres doğruydu... Çıldıracaktım neredeyse, başıma bu gelenler, bu rüya bir işaret, nasıl ulaşmalıydım ona? Üstelik ayrılacağımızı b
ilerek. Ertesi gün bir e-mail yolladım. "Bu rüyanın ne anlama geldiğini biliyorum ve seninle buluşmak istiyorum". Hemen anlamıştı kim olduğumu. Profesörümüzün partisi vardı iki akşam sonra, dönem bitmek üzereydi, final haftası, herkes sıkışık, son projeler yetiştirilmeye çalışılıyor. "David'in partisine beraber gidelim mi?" diye yazdı. Tabii, neden olmasın? Karnımda kelebekler... Bütün gün süren bir hazırlanış ve kar yağmaya başladı aniden, hiçbir neden yokken. Saçımda billur taneler, kütüphanenin önünde bekledim. Beş dakika geç geldi. Karları temizlemiş arabasından. Gidilecek yol uzun. Vitesli araba kullanıyor, görüş çerçevemde deri eldivenleri. Hep soru soruyor, iki şişe şarap aldık David'e ve eve varana kadar bütün hayatımı öğrendi. Hep gülümsüyor, kendini hiç anlatmıyor.Partide çok yalnız hissettim, neredeyse hiç ilgilenmedi benimle. Ve ben şarap üstüne şarap götürdüm, önemsiz diyaloglar içinde, gözlerim hep onu izleyerek. Sallanarak, hafif bir gülümseyişle, dizlerimiz birbirine değdi bir süre halıda oturup müzik dinlerken. Bütün temas o kadar. Uzaktaydı, ve anlayamadığım bir sebepten orada kalmak istiyordu. Annesi babası diplomattılar Kanada'da. Kendisi yarı Fransız, yari Meksikalı. Üstelik benden dört yaş küçük. Diplomatlardan duygularını asla belli et
memeyi öğrenmiş.Birkaç gün sonra "kahve içelim mi?" diye bir mesaj yolladım. Cevap gelmedi. Önce çok meşgul olduğunu düşündüm, sonra benden hoşlanmadığını, sonra lezbiyen olmadığını, sonra bir sevgilisi olduğunu.
Gözden yiten bir Camille bir süre için. Or
tadan kaybolmayı seviyor. Ama rastlantılar, her beklentiyi sarsan rastlantılar. İmkansız bir kez denendikten sonra herşey daha kolay geliyor. Karanlığı biraz (zorlayarak) aralayıp daha derin bir karanlık görmek.Aylar sonra, bir gece, onunla ders dışı ilk kez karşılaşıp merabalaştığımız bara geldi, yanında aynı bana benzeyen bir kızla. O an anlamıştım işin iç yüzünü, ama bozuntuya vermedim. Beni görmezlikten geldi önce, sonra görüş mesafemden en uzak masaya yerleştiler. Ben barda oturuyordum, karşımda koca
bir ayna, aynada Camille. Bütün gülüşlerini, içkisinden aldığı her yudumu izledim. Acıyla, sigara üstüne sigara yakarak. Sonunda yanıma gelmek zorunda kaldı. Havadan sudan konuştuk. İki yabancı gibi. O benim tüm hayatımı bilirken, sanki yeni tanışmış gibi. Sonra kadınlar tuvaletinde arkadaşıyla normalden uzun bir zaman geçirdiler. O kapının arkasında olanları düşünmek istemiyorum.Bunalımlarımdan kurtulamayıp ona bütün aşkımı anlatan bir e-mail yolladım. Cevap çabuk geldi. Yine diplomatik ve sevecendi tabii. Duygularımdan çok etkilenmiş, çok tatlıymışım, ama benimle dürüst olması gerekiyormuş, o kız sevgilisiymiş, ilişkileri çok iyi gidiyormuş, umarım yakında görüşürmüşüz, vs. vs. O anda noktayı koydum, ya da öyle inandırdım kendimi.
Sonra hafif çıtır, hafif güneşli, öylesine bir sabahta, elinde bir dilim kek, merdivenlerdesin. Uzaklara bakarak, sakin, beklentisiz, ben yine uzaklardan, sen görmeden gizlice tırmandım merdivenleri, kahvemi aldım, yine gizlice geri döndüm. Hayatına karışmak istemiyorum. Şimdi k
asvetli bir pazar öğleden sonrası, korkunç maskeler beni süzerlerken, arada bir pencereden dışarıya, seni görme umuduyla kaçamak bir bakış. Ama yoksun, ve belki de böylesi daha iyi.Küçük, herkesin unuttuğu bir Avrupa kasabasında düşlüyorum ikimizi. Tahta masalar, tahta çanaklar, kırmızı şarap. Kimsenin yaklaşamayacağı bir uzaklıkta, kimsenin sorgulayamayacağı bir boyutta; bütün dünyadan uzak bir süre için.
Yaşam her an değişebilir. Hiçbir şey kalıcı değil. Her an birileri girip birileri çıkabilir yüreğinin kapısından, düşlerinde karşılaştıklarına benzeyenler, ya da başkaları. Kapıları açık tut yeter.
Birden ikileştiler. Onun bir benzeri çıktı ortaya; sağda solda karşılaştığın, aynı yeşil/gri/mavi gözler, aynı hafif gülümseyiş, aynı derinliklere merak, aynı soru işaretleri. Çoğalmaya başladılar sanki, ayırdedemez oldun Camille'i benzerlerinden, orijinali kopyalarından. Sanrılar içinde kayboldun. Bir Camille buhranına dönüşmeye başladı günler, geceler, sokaklarda onun bir benzerini görmeden yürümek imkansızlaştı.
Sonra.... Hiçlik... Sanrıların kurbanı olduğunu kabul edişin, görüntülere tutukluluğunu. Bir akşamüstüydü, bir saatlik boş vakit amaçsız dolaşarak geçirebileceğin. Ve birden bire, kız arkadaşı karşında, daha doğrusu önünde, gözlük takmış, ama yine de tanımakta güçlük çekmiyorsun, işin tuhaf tarafı, başka bir kızla kolkola. İyice birbirlerine yaklaşmış, karşıdan karşıya geçmek için bekliyorlar. Yanılsamalara alıştın, gözlerinin sana söylemeye çalıştıklarını dinlemeden reddetmek istiyorsun. Belki herşey
bitmiş, bir aşk tükenmiş, herkes kendi yoluna. Koca bir sis bulutu. Kendi ilizyonlarına inanıp öyle yerlere ulaştın ki düşüncelerinde, gerçeğin nerede bitip hayalin nerede başladığını ayırt etmen mümkün değil. Yoruldun henüz yaşanmayanları hayal olarak tüketmekten... Birkaç gözyaşı eşliğinde, vazgeçiyorsun.O gece rüyamda, mavi yaldızlı dalgalı saçları bütün bedenini örten, yıldız sarısı küçük bir taç takmış küçücük bir peri ziyaretime geldi. Işıklar saçıyordu. "Yalnızlığından kalabalıklar yarat... Çiçek bahçeleri, sonsuz ormanlar. Seni çok seviyor. Ama korkuyor. Henüz ufak, gözleri okyanusların dibini andırsa da."
Sonra yağmurlar yağdı düşümden gerçeğe. Binlerce minik yıldızla bezenmiş, ıslak, ürpertici, dinmek bilmez yağmurlar. Uykudan uyanıklığa geçişteki o belirsiz zaman diliminde takılıp kaldım bir süre; titrek bir yavru kedi gibi, çırılçıplak, öylece... Uyandığımda yağmurlar yarı açık penceremden üzerime, rüzgâr perdeleri uçuruyor, sırılsıklam titriyorum. Daha önce de aldatıldım hayallerle. Periye bir s
aniye için bile inanmıyorum. Benim takıntılarımın, bilinçaltı saplantılarımın ürünü küçük cadı.Hâlâ gözlerim onu arıyor. Sokaklarda, cafelerde, kütüphanedeyken anlamsız saatlerde, tren istasyonunda, ya da bir gece bir barda, önümde onun da çok sevdiği koyu bir kadeh Merlot, kulağımda Lakme operasından o iki kadının umutsuz düeti, arkamda bakışlarını hissediyorum aniden, ya da serin soluğunu ensemde, yumuşak sesi, delici bakışları üzerimde, bitmesin istiyorum, bir süre dönmüyorum arkama, bekliyorum, şimdi g
elecek karşıma oturacak yüzünde o çekingen gülümseme, göğüsleri sırtıma dokunacak sonra öyle belli belirsiz (Teni bir hayaletinki kadar saydamdı) ve uçup gidecek birden, daha hiçbir şey konuşmadan ve dönüyorum kaçırmamak için, gitme, ne olur gitme daha söylenecek çok şey var, çok şey var yaşanacak, yarım kalmış, dönüyorum beklentiyle, yok.... Bir rüyayla girdi hayatıma, hayallerime, beynimin kıvrımlarında yaşamaya devam ediyor, edecek.. Camille, gizemli küçük fransız; derin mavi gözlü çocuk/kadın.