eski bahçe, eski sevgi
algıladıklarının cehennemini yaşayanlar'ın güncesinden...
Uğur YÜKSEL /
Ankaradelilik biriktiriyordu. hanidir delilik biriktiriyordu.
m. mungan
suret masalı
I. ama bugün çocuk iyimser cümleler kurmak istiyor. oyuncaklarının kırılmasının üzerinden yıl geçti. yalnızca inanmıyor çocuk. inanmak istiyor yalnızca. terklerin devam edeceği korkusundan çıkamıyor yola. ama siz aksini söyleyip yardım ederseniz ona, her şey düzelecek sanki.
çocuk bu sene daha yeni doğuyor. çığlıklarını duymuyor musunuz? KENDİMİ YENİDEN DOĞURMALIYIM. ( 99 başı.ank.)
II. Söyle bana nerede yetişir Sevda*
Gönülde mi, hayalde mi?
N
asıl doğar, neyle beslenir?Koro: Söyle, söyle.
Gözlerde başlar önce Sevda,
Bakışlarla beslenir ve bir anda
Ölür kalır kendi beşiğinde
Hadi çan çalalım ardından
Hep birlikte: dan, dan, dan dan!
diyor, shakespeare, "venedik taciri" oyununda.
*sevda: aşktan farklı, derin duygulara dayanmayan, daha geçici sevgi.
III. göçmüş sevgili'yle ilk kez... tepkilerini anlayamıyorum. anlamlandıramıyorum. onu bekledim bugün. merak ettim. heyecanlandım. onun ağzından çıkacak her sözcüğü sahiplendim, kafama iyice yerleştirdim. iki hafta önce yaşamıma sözcükleriyle giren bu adam bugün de böylesine allak bullak etti beni. ona dair ördüğüm ağlar nasıl da güzel ve sağlam görünüyor.
dans ettim onunla. yıllardır birbirini arayıp sonunda kavuşan iki insandık sanki. ona mecburdum sanki. o gitse ben de gidecektim. acıyla sarılıyordum. işte. (3 ocak.ank.)
IV. ona açıldım işte. giz döküldü...ki bu giz ondan başka kimseye ait olamazdı zaten. o bilmeliydi. geciktirmek istemiyordum o kadar. ne var ki söylesem,içimde kalmasa. bir kez de ben aşkımla başlatıyorum, onların aşkıyla değil. (4 ocak.ank.)
V. sevda bu. kalıcıdır. iyi hissedersin kendini. rollere bürünmek zorunda kalmadığın ve rahat olduğum için iyiyim. huzurluyum. ( 8 ocak.ank.)
VI. ben kara adamıyım/ denizi ilk gördüğümdeki şaşkınlığım bundan/ yine de denizi/ ebediyen görebileceğim/ kasabada kalabilirim/ orada HEP yaşayabilirim/ GÖÇ geldiği vakit de/ bırakabilirim. (11 ocak. ank.)
VII. "bırak deniz kendi yatağında kalsın/ ben de kendiminkinde...." ihanetin gölgesi düşünce yorgun ve yaşlı yatağın hiç bozulmamış tarafına, gökte yanıp duran sahte yıldızlardır. o kadar . göç tamamlanmıştır. düş yarım kalmıştır. yeni duraklara çıkar yolcular. mola yerlerinde durup telefon açarlar uzaklara, ihtiyaçlarını giderirler.. vs..vs.. kaçırırlar
anı oysa. yeniden yola koyuldukları anda anlarlar bunu. BELKİ uzun süreli konaklamalarım olmayacak benim. hiç kimse tam olmayacak çünkü. gözümüz yine arkada kaldı. işte.(13 ocak.ank.)VII. göçmüş sevgili'ye son mektup .... "şimdi öyle uzak ki geldiğim yollar.." demişsin şu anda önümde paramparça duran kağıtlarda. bana ilk ve son mektubun ve öykünün giriş cümlesi bu. kısa yazılanlar. kısa ve sonuçsuz. "yanlış bir öyküdeydim..." demişsin gelişme bölümünde, yanlış olmadığına inandığın üzgün yaşamımın 'sevda k
alıcıdır.' diye fısıldadığım anlarına haksızlık ederek. sen doğruydun. Ben de doğruydum. yalnızca sen yanlış yaptın. "beni yeniden yazamadın..." demişsin bitiş bölümünde..ki bu imkansız değildi. boştun ve seni doldurmaya en uygun insan bendim. sen bana muhtaçtın. ama anlayamadın. (anladığında yine çok geç olacak.) fark ettim ya da anımsadım: ben fazlayım. ben ağırım ve onlar beni taşıyamadılar. (14 ocak.ank.)IX. yolculuğa öylesine hazır ve netim ki ...tam ,uygun bir gölge takabilirim artık. rahatça soluyabileceğim ve taşıyabileceğim bir gölgeden sakınmam. sakınmıyorum. yolculuğun bu durgunluğunu seviyorum. (17 ocak.ank.)
X. acının veya var oluşun durgunluğunu kentler algılayamıyor! ama sana yardımcı olabiliyorlar. bunu da ankara başarıyor asıl. ıstanbul'da da senin algılaman önem kazanıyor. kendini yitirmediğin sürece o kentten alınıp saklanacak çok şey var. (18 ocak nazilliye doğru otobüste)
XI. insanlar bu kenti anlayamadı. çünkü hiç biri kendisini anlayamadı. BULDUM: BU KENT İNSANLARI ONLARDAN ÇOK ÖNCE TERK ETMİŞTİ . geride kalan virane görüntü zavallıca ve çaresiz. hiçbir avuntu yok. YOK. yıkılan evler, yerlerine dikilen birbirinin aynısı yeni binalar, toprak ya da arnavut kaldırımlı sokakların, yolların yerine yapılan ıssız asfalt yollar ... bu ke
nte dair kendimi suçlu duymuyorum. daha fazla yara almadan kaçıp gitmesi iyi olmuş. evet, ben bu kenti seviyorum aslında. aslında bu kent de iyi yaşam gibi. insanlar kötü yalnızca! (19 ocak naz.)XII. evet, "mutlu aşk yoktur." çünkü mutluluk yoktur. "kimse inanmaz mutluluğa." hep bundan değil mi sıkışıp durması kalbimin, gecelerde yaşayışım, kendime kitaplardan ve filmlerden krallıklar kuruşum.(30 ocak. naz. )
XIII. kitaplar, korkularını, kuşkularını gideremiyor. Tersine yalnızlığını koyultuyor her okuduğu. (...) her yeni kitap, bir intihar lezzeti bırakıyor insanın ağzında; çünkü bir süre sonra bu yalnızlık, intiharın bir lezzeti olduğunu düşündürmeğe başlıyor insana, diyor murathan mungan, 'suret masalı'nda.
XIV. sevişmelerimi anlayamıyorum. tenlerdeki yabancılığım ve ait ol(a)mayışım hep sürecek biliyorum. hep bir şeyler eksik kalacak. mükemmeli arıyor ve istiyor olmanın çaresizliği. bir körleşme mi? bilmiyorum.(31 ocak. naz.)
XV. insanlar her an terk etmeye hazırlar. bunu nasıl başarıyorlar, bilmiyorum. ben de yapmak istiyorum:kötü davranmak,kutsallaştırmak, kendimi tek bir şeye bağlamak ya da hiç bağlanmamak, ve hep ilk terk eden ben olmak istiyorum. yapamam ki. ben bunu yapamam. çürümektir bu. ve çürütmek. YAŞAMI ZORLAŞTIRAN KİMSEYİ İSTEMİYORUM YAŞAMIMDA
! (6 şubat ank. )XVI. sanki hiç gitmemişim hep böyleymişim. durgunluğun sıkıcı an'ı. anları. bedenimdeki bu doymayan yorgunluk niye? ruhumdaki yaralara oksijenli su döküp dağlanırken, bedenimdeki yaralanmaları nasıl karşılayacağım. her şeyin sonu sanki. herkesin. her yerin. hangi uykunun hangi noktasında kendimi bütünüyle hiç eksiksiz dinlenmiş bulacağım? böyle bir uyku var mı? (28 şubat. ank.)
XVII. içimdeki ıssızlığı dolduracak adamı bekliyorum. beklemek istemiyorum şiir okumalıyım, bahar olmalı, güneş çıkmalı ve hep durmalı, gece olunca sevişmeliyim, tanımadığım adamların bedenlerinde kendimi kutsamalıyım, kutsal suyun göbeğime her dökülüşünde vaftiz olmalıyım, sızarken dudaklarımdan kaynağından gelen su gülümsemeliyim, ve hiçbir şey olmamalı odada, evde
, sokakta, kentte, dünyada, ben uyumalıyım, yine sarılabilecek bir erkek bedeni yokken yanımda, gülümsemeliyim. (4 mart. ank.)XVIII. 1- kimse, hiç kimse benim ahlâk belirleyicim olamaz. (buradaki ahlâk, hem öğretilen hem de kişinin kendi öğrendiği, fark etmiyor her ikisi de benim dışımda, beni ilgilendirmiyor.)
2- aşk bitti çoktan.
3- yıldırım türker'e inanıyorum.
4- benim şarkım: sarılsam üşür müsünüz? yalnızca vedat sakman söylemeli. (7 mart. ank.)
XIX. ihtiyarlık bulaşıcı bir hastalık sanki ihtiyarlar çevrelerindeki gençlerin gençliğini emiyorlar bitiriyorlar onların gençliğini sömürüyorlar sadece gençlikle besleniyorlar yaşlılardan uzak durun onların kanınıza girmesine izin vermeyin, diyor selim ışık, 'tutunamayanlar'da.
XX. 1- yaşamımın noktalandığı ya da "İSA"nın ülkesine gidip yeni baştan başladığım ana dek, hiçbir zaman, çıktığım tren yolculuklarında biletim "yaşlı indirimi" ile alınmış bilet olmayacaktır.
2- gösterdiğim acelecilik, ölümden korktuğumdan değil; ona karşı yaşamı tamamlayabilmek için. eksik kalacağını biliyor olmak da bunu 'kendini kaybediş, pisboğazlık ve tıkanıp kalmak' gibi sonuçlara vardırıyor.
3- "tutunamayanlar"ı bitirdim. içimde yine yolculuklara çıkmak ve kalabalık ya da bomboş istasyonlara arzusu canlanıverdi.
4- bekleme salonuna
giremiyorum. hastanelerin umutsuz ve ölümü sıradan algılayışın kokusu var orada. duramam.5- yoksulluğun kokusunu yalnızca çocuklardan duyuyorum. yetişkinlerin yaşadıkları ve beni çevreleyip aşağıladıkları yoksulluktan daha içten ve gerçek onlarınki ve ben yalnızca çocuklardan çekiniyorum. saçımın kırmızılığı, onların yoksulluğu yanında 'zengin, gösterişli, burjuva' sayılan görüntüm ve eşcinselliğim, bir tek onların karşısında zavallılaştırıyor beni. oysa onlara dokunabilecek gücüm olduğunu bilmiyorlar. h
ayır, onlara kızmıyorum. (17 mart. aydın, tren garı)XXI. "ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! bana gelin, ben size huzur veririm. ben yumuşak huylu ve alçak gönüllüyüm. boyunduruğuma girin ve benden öğrenin, böylece canlarınız huzur bulur. boyunduruğum kolay taşınır, vereceğim yük de hafiftir." (Luk. 10:21-22)
nasıl yani? böyle bir sınırlılığı nasıl kabul ederim.. ki kendi sınırlarımı bile aşmaya çalışırken ben! (21 mart. ankara'ya doğru otobüste)
XXII. "yavaşlık, hatırlamaktır" yaşamak da… evet her ikisi de zor da yaşarken hatırlananlar daha acı! (21 mart. ankara'ya 1,5 saat kala)
XXIII. saçları hep dağınık adam'a… bu adamı sözcüklerin kurduğu büyülü krallıkların birinde tanıdım. ona yaklaştım o da yakınlaştı hep hüznün olduğu ve yakıştığı bir ağacın g
ölgesinde oturduk. onu orada sevdim. hep sevdim. (24 mart. ank.)XXIV. yetmiyor. hiçbir an. hiç kimse. her şey öyle keyifsiz, doyumsuz. insanlarla aramdaki uçurum büyüyor. herkes uzaklaşmakta sanki. en kötüsü gidecek hiçbir yer, kent yok. (…) sevişmelerin beyaz yüzü siliniyor sanki. bu yüzden ölmeden eski beklentilerimi ve kararlılığımı -yeniden- geri getirebilmeliyim. arzularıma söz dinletmeliyim. aşkı bekleyebilmeliyim. ölmeden aşkı tanımalıyım. kendimi kaybetmeliyim. (...) ruhum zarar almaya başladı. öz
lemek de yetmiyor. KENDİMİ KURTARAMIYORUM! (29 mart. ank.)XXV. gecelere yalnızca alkolle dayanabiliyorum. yoksa sıkışıp kalıyorum bu köşede. alkolle uykular daha çekilebilir ve ardından sıcak duş. her şey çok daha güzel. o kadar. (30 mart. ank.)
XXVI. isa'
yla yahuda'nın aşkına kilitlendim. isa yahuda'nın ihanet edeceğini bile bile yanına aldı onu. sevdalandı ona. aşık da oldu. son yemekte isa kederin sonundayken gözünü hep kaçırdı ondan bakamadı. içinizden birisi beni ele verecek, dediğinde, 12 öğrenciden bir tek yahuda "beni mi kastediyorsun?" diye sorar. nasıl diyorsan öyledir, diyebilir isa yalnızca. ve o gün yahuda onu öperek ele verir. ÖPEREK ELE VERİR. isa karşı koymaz. aşkı karşı koyamayışıdır bu aslında. yakalanıp götürüldüğü tutuk evinde askerler ona hakaret edip, tanrı'nın oğluysan kurtarsana kendini, dediklerinde o susar yalnızca. aşkın yeniğidir çünkü o. yenilmiştir. var oluşunda savunabileceği hiçbir şey kalmamıştır artık. aşk bitti, işte. yahuda geç kalır itiraz eder o din öğreticilerine, isa'yı oyuna getiren adamları. yahuda kukla olduğunu sonradan anlar. geç kalmıştır ve öldürür kendini. ölürken sessizdir, susuyordur. yüreğinin, içinin nasıl acıdığını bir tek isa bilir. isa onu çoktan affetmiştir zaten. aşık olduğu gün hem de. belki tanrı aşkın bu başkaldırıcı ve saplantılı halinden ders alıp muhammed'i yolladı. bir hetero olarak hem de. aşk yoktu onda. birden çok eşi vardı. hiç birine aşık değildi ama. tanrı, aşkın varlığının tehlikeli olacağını sezip de yollar muhammed'i. ta o günden bu güne aşk çarmıha gerili durmakta. sessiz. suskun. aşk isa'yla birlikte dirilecek ama biliyorum! ne zaman? (2 nisan. ank.)XXVII. bugün yüzüme iyice çarptı ve içimi acıttı: her şey daha kötüye gidiyor. siyaset, iletişim, kentler, cinsellik, aşk, ilişkiler, bu ülke… her şey. savunacak şeyler kalmayacak yakında. onları savunabilecek alanlar bitmek üzereyken hem de. korkunç şeyler olacak biliyorum. (21 nisan. ank.)
XXVIII. kimsenin hikayesini, geçmişini dinlemek istemiyorum artık. bugünkü yüzünde gördüklerim, duyumsadığım beni kurtarabilecek mi o önemli. hiçbir yüzün hatırası benim yolumu göstermiyor. hiç kimsenin takvimi de bana uymuyor. yine geç kaldılar. benim takvimlerime yetişemediler. oysa ben hep onların zamanlarında yaşamayı başarabilirdim. yine geç kaldılar.
ertelediler, beklettiler, aldattılar, unuttular hatta. bugün: takvimlerim bana ait. bekleyemem. (23 nisan. ank.)XXIX. karşımda copla dikili duran adam ıssız bir yoldayız. karanlık. bağırsam kimse duymaz ve asıl en korkuncu ve yıkıcı hali gecenin, bir başıma bırakıldım oracıkta yapayalnız kaldım. ihanete uğradım. benimle kalmadılar.. kalmadılar… gittiler. yine. (6 mayıs. ank.)
XXX. "kitaplardan, yaşantılarım için yararlanamadığımı ve kendimi bir biçime sokamadığımı da yüzüme vurabilirsiniz. ne yapabilirim. kitap okumakla, manavın beni aldatmasına engel olamıyorum bir türlü. manava inanmadığım halde beni aldatıyor namussuz. ya inandığım dostlarımın beni aldatmasını önlemek: büsbütün İMKANSIZ bu.", diyor, selim ışık, tutunamayanlar'da.
XXXI. bir boşalma daha yaşandı ve bitti. canavarı bir kez daha yendim. ölmedi elbette. benimle bir ölecek o, biliyorum. ama savaş hep sürmeli. hep. iki oyun üst üste. kutsal fahişe'den bir kez daha sakınma. yine donup kalan seyirci. ama gözler donuk değildi. çoğunluk -bunlar da
çoğunluk kadındı- içten ve herkes şaşkındı. tatmin oldum, evet. yapmak istediğim tiyatro bu, bugün. (14 mayıs. ank.)XXXII. olmuyor. kimse yarattığım sınırsızlığa uymuyor. KİMSE! herkes kendi sınırlarıyla beni belirlemeye çalışıyor. her yaşam kendi yaşamım, her ölüm kendi ölümüm oysa. bilmiyorlar bilmeyecekler. (…) ancak alkolle dayanabildiğim uzun geceler, arabanın kapısını açıp baktığım uzaklar, bana gülümseyen ve beni isteyen yabancı adamlar, onların teni hep uzak sevişmeler. kendimi tahrip ediyorum iş
te. bunu topluma, düzene, bu ülkenin geriye dönüşüne, ilişkilerin güvensiz hallerine, sıkıcı, durgun, yakıcı, küçük yaşamlara karşı olan acılarımla başarıyorum. kimse yok çaresizliğime. ıssızlığımı dolduracak kimse kalmadı. hep doyumsuz. daha ne kadar taşıyabileceğim kendimi bilmiyor-um. (18 mayıs. ank.)XXXIII. saçları hep dağınık adam'ın ilk sarılışı... uzak kentlere varan uzun sohbetlerin sonunda beni kurtaracağını biliyorum. elini uzatıyordun bana, susuyordum, çığlığa dönüşüyordu sessizlik, söze döküp ihanet etmek istemiyordum düşüncelerime, duygularıma, ölümlerime. korkuyordum sana dokunmaktan. (hep mi korkmuştum bilmiyorum). imkansızı yazıyordum içimde. öldürmeye çalıştıkça büyüyordu ama onlar… yaşamak için büyüyorlardı.
gözlerinde boğulup gitmelerim bu
ndan:söyleyemediklerimden.
gözleri gökyüzünde kuşları arayan, bekleyen çocuğun abisiydin sen. ve ben kaldırım kenarında ölüsüne yas tutulan kuşadamdım. sen beni görmedin. duymadın. (umurumda değil, ben seni böyle sevdim.) sana aşık olmaktan korktuğum için öldürdü çocuklar beni. oyunlarında yaşayamadım onların, ben.
… öldüm.
ve aşık oldum işte.
nice sonra.
sana.
senin göğünde uçamam ki ben!
tek dileğim var: uçan kuşlar konsun senin göğüne. (31 mayıs. ank.)
XXXIV. ... şu kalp, bildim bileli
nice s
evilmiş de olmamıştır tutsakama bir şey yakar derinliklerini
çok tuhaf, çok huzursuz, çok mutlak
,diyor matthew arnold, 'veda' şiirinde...
XXXV. bir saat daha geçti. ve ben bir yaşıma daha girdim. hiçbir anlamı yoktu elbette. yaşlanma korkusu ya da telaşı ya da kâbusu yoktu. sonuçta her gün ağırlığınca yaşadığım bir duygu bu. yetersizlik ve doyumsuzluk haliyle yetiştirememe, yetişememe korkusu. (…) gitmeli evet. öylesine kuruyup kaldım çünkü. hiçbir an ve hiç kimse yetmiyor bana. ve aşk gerekli bana! aşk!
!! (11 haziran. ank.)XXXVI. elizabeth devrinde de dillerde dolaşan bir efsaneye göre, sessiz bir kuş olan KUĞU, ömründe yalnızca bir kez, ölümünden hemen önce öter, tatlı ve hüzünlü bir ezgi söylermiş. çirkin ördek yavrusu, masalın sonunda kuğuya dönüşür. masal bitti mi sanırsınız? oysa çirkin ördek yavrusu, görüntüsünden öte varoluşuyla acı çekmektedir. ve intihar eder. o ezgiyi mırıldanarak. (haziran sonu. ank.)
usul usul biriktirilmiş bir delilikti. (...)
günün birinde delirmişti.
m. mungan. suret masalı'nın sonu.
masumiyetimi emanet ettiğim çocuğum hakan'a...