Küçük bir öykü bu!

……… / Ankara

Saat: 9:15 (Akşam) ... O kocaman! O çok güzel! O çok çirkin! O çok çekici! O çok ürkütücü şehir. Duraktayım. Bir arkadaşımla gittiğim sinema sonrası, her daim az olan otobüslerden birini bekliyorum. Filmi pek beğenmedim galiba! Normalde sonraki yarım saat filmin etkisiyle geçer. Bu kez öyle olmadı (şu an hatırlayamıyorum bile). Duraklar çok kalabalık... en kalabalık yerlerinden biri. İnsanların ürkütücü bakışları, akşam ve koşuşturma. Sabırsızlanıyor bekledikçe insanlar. Genç bir kız yanındaki arkadaşına, küçük çocuk annesinin eline daha bir sıkı sarılıyor. Ve mızmızlanıyor: ne zaman gelecek?... Taksiler gelip duruyor tam önümüzde. Ya aptallar yada yüzsüz. Paramız olsa ne diye onca dakikayı akşamın bu vakti durakta bekleyerek geçirelim!... Yada onlarınki de bir umut! Lüks araçlar geçiyor sık sık. Çok doğal çünkü burası... adına yaraşır şekilde yaşanıyordu. Bizler burda, onlar orda!

Bekledikçe kızıyor, sabırsızlanıyorum. Gözüm gelen otobüslerin yarım yamalak aydınlanan levhalarında. Kahretsin o da değil bekleyip? Bekleyenlerden biri gözüme çarptı birden! Şirin.... diye geçirdim içimden: kim? Hangi otobüsü bekliyor acaba?... gibi sorular art arda geçiyor kafamdan ve yeniden tüm dikkatimi gelen otobüslerin levhalarında topluyorum.

A! Ah nihayet geldi. Hızlı adımlarla yanaşan otobüse doğru ilerliyorum. Önümdeki birkaç kişiden sonra biletimi atıyorum. Gariptir ki bu akşam kalabalık değil! Boş bile sayılır. Bu semti bir türlü sevememiştim. Gelmeyen, geldiğinde tıkıp tıkış otobüsler! Oh bu akşam keyif. Arka beşli bomboş! Ya, bir kişi var en solda. Kalan dörde koltuk boş. Gidip kurulurum şimdi bende en sağa.

Ne! Olamaz. En solda oturan biraz önce aşağıda birkaç saniye gördüğüm o şirin adam. Gerçekten hoş giyinmiş. Bu otobüse çok fazla. En solda oturuyor. Gidip hemen yanına oturamam ki, diğer dört koltuk bomboş. Oturuyorum en sağa. İster istemez gözümü çeviriyorum o yana! İki şirin göz. Göz göze geliyoruz birden. Kısa bir an içinde kaçamak birkaç göz göze geliş daha. 2-3 durak geçtik, binenlerden kimse gelip aramızdaki koltuklardan birine oturmadılar, bize kıyak geçiyor bu akşam galiba!

Ancak her zamanki gibi, heyecanlı ve cesaretsiz kalbim bir türlü beynimle iletişime geçemiyor. Bakıyor, bekliyor ve kaçıyorum. 5. durağa yanaştı otobüs. Ben aramıza birinin oturma ihtimali endişesiyle kalp atışlarımın hızlandığını ve korkuyu hissediyorum. Evet biri geliyor kahretsin. Aradaki koltuklardan birini gözüne kestirdi. “Yeter artık be! Korkaklar n’olacak” der gibi yavaş yavaş yaklaşıyor. Ve bendeki ümitler her adımın altında ezilerek gittikçe yok oluyor. Birden sağımdaki hareketlilik kalbimi, beynimi ve tüm vücudumu ateşe basıyor. Çeviriyorum başımı yavaşça o şirin varlık, yavaşça doğruluyor ve tüm sevimliliği, gizlemeye çalıştığı utangaçlığı, yerdeki bakışlarıyla üç koltuk kayarak, yanı başıma oturuveriyor. Bu beni bütünüyle alevlendiriyor. Kontrol edemiyorum kendimi. O an beni izleyen herhangi biri, tüm renkleri görebilirdi herhalde. Sakinleşemiyor, büsbütün heyecanlanmış, titriyordum. Yanıbaşımdaydı! Kimdi? Ve neden buraya kadar gelebilmişti? Bu mesafeyi katetmek çok ama çok zordu.

Acaba bakışlarımdan mı rahatsız olmuştu! Ya polisse! Yok canım kötü bir şey olsa, neden dönüp o da baksındı ki? Hele hele yanıma gelecek kadar cesaret! Neden olmasındı ki!

Hayır. Dikkatli ol! Asla yanlış bir şey yapma. Kalbindeki o saf ve sıcacık hisler, yanlış bir sözü mümkün değil, kaldıramaz. Otur ve dönüp bakma bile. Bu kadarına cesareti olan konuşabilir de. Bırak ilk o denesin.

Hay aptal! Adamcağız daha ne yapacak. Kalkıp yanına kadar geldi. Sen bunu dünyada yapamazdın! Bunu ne, bir insana yaptırabilir? Hem de bu kadar hoş bir insana.

Savaş sürüyordu. Kendimle savaşım. Onun da aynı savaşı verdiğinden emindim. Heyecan! Titreme! Otobüs amma da sıcaktı. Oysa serin bir bahar akşamıydı. Ya da ben mi çok ısınmıştım? Allahım ne olacaksa olsun artık. Dayanabilir miyim bilmiyorum.

Duraklar bir bir geçiyordu. İneceğim durağa yaklaşıyorum. “Umarım benden önce veya sonra inmez” diye geçiyor içimden. Ya inerse? Olamaz, buraya kadar gelmişken! Olmamalı. Birlikte inmeliyiz!

Geçmek için izin istemem gerek? ... 1 durak sonra ineceğim. Otobüs son yokuşu tırmanıyor. Virajı dönecek ve benim düğmeye basmam gerek! Durak göründü. Nasıl bir ses tonuyla izin istedim hatırlayamıyorum. Kalktım, kalbim hep bir atış önde gidiyor. Bir an önce inmeliyim! Ya benimle inmezse? Bu çok kötü olur! Oh ... ! Kimlere neler yaşatıyorsun!

Düğmeye bastım. Otobüs durağa yanaştı. İneceğim. İnerken heyecandan ayağım bir yere takılmasa bari. Rezil olurum millete. Evet! O da kalktı. Heyecan biraz daha. Allahım şansım dönüyor galiba. Peki inince ne olacak? Ne yapacağım, inip onu bekleyemem! Gidip yanına konuşmak! Asla! Gecenin bu vakti ne diyeceğim ki? Tamam en iyisi inip yürümek. İstiyorsa konuşmayı, peşimden gelecektir. Bırak o yapsın!

Nihayet inebildik otobüsten! O da indi. Hiç arkama bakmadan yürüyorum. Acaba kaç adım sonra dönüp baksam? Arkamdan geliyor mu? Gelmedi artık. Buraya kadar herşey iyi idi. Bundan sonra neden olmasın? Tamam şimdi döneceğim. Bir adım sonra! Ya tam arkamda ise ne diyeceğim? ”Merhaba!” Oh, hiç söyleyemeyeceğimi zannetmiştim. Tamam bir sonraki adım. Yavaşça dönmeliyim. Sakin ol! Durdum ve yavaşça arkama döndüm!!!!! ...

İlginç iki son düşündüm bu öykü için. Ancak ikisi de gerçek olduğu için seçimi size bırakıyorum.

I. … YOKTU!

II. ... YOKTU! Ama nasıl olur, biraz önce bir heyecan sağanağı sonunda otobüsten birlikte inmiştik. Arkamdan geleceğini beklemekle hata mı etmiştim? Biraz da benim çaba göstermem gerekmez miydi? Gelmemişti! O başlangıca bu son! Yoksa bu da, bu şehrin (güzel çirkin çekici ürkütücü ümit hayal kırıklığı) bir oyunu muydu?...

Dur! Hemen ümitsizliğe kapılma. Duraktan yaklaşık 100 m. kadar uzaklaşmıştım. Ya orda beklemişse! Hızlı adımlarla, gerisin geriye yürüdüm. Karanlıktı ve kimse görünmüyordu. Biraz önce büyük heyecanla indiğim mekanda, karanlık ve gelip geçen araçların kısa aydınlık farları vardı. Karanlık, otobüs durağı ve ben! Kala kaldım orada. Ne kadar hızlı yaşanmıştı şu son 1 saat. Aman güzel şeyler hep kısa sürmez miydi. Bana eve dönmek kalıyordu, biraz hüzün ve tatlı bir hayalle birlikte.

Mutlu olacak bir yan da yok değildi, bu kısa anıda! Kaç kız yaşıyordu ki, insanı bu kadar heyecanlandıran, herşeyi bir anda sunan. Kısa ama güzel bu yaşamın en cazip yanı da bu değil miydi! Az ama derinden!

Sonraki birkaç gün, bu durum üzerine düşünceler ve hayallerle geçti.

- Kimdi?

- İndiğimizde arkamdan gelmiş olsa neler olurdu:

- Nasıl göstermişti, o müthiş cesaret örneğini?

- Neler düşünüyordu acaba şu an? Ve neler düşündürdüğünü tahmin edebiliyor muydu?

- Bir daha karşılaşabilecek miydim? Neden olmasın ki. Bazen dünya inanılmaz küçülebiliyordu. Bu şehir bu kıyağı bana geçer miydi!

Günlük yaşam devam ediyordu. Bir akşam yakın bir arkadaşımı görmeye gitmiştim. Sohbet, muhabbet... Hoş geçen birkaç saatten sonra eve gitmek üzere ayrıldım Ondan. Otobüs durağına gittim ve geç gelen otobüslerden birini daha beklemeye koyuldum. Ama aklımda hep o akşam vardı. Yanılmıyorsam bu saatlerdi, belki biraz erken. Otobüs geldi, bir süre sonra. O akşamkinden değildi. Eski ve uzundu. Kısa bir ümitsizlik geçti kafamdan. Biletimi atıp arkaya doğru ilerledim. Çok kalabalık değildi ancak oturacak yerlerin hepsi dolu idi. En iyisi arkalarda bir yerden tutunmaktı. Bir yandan ilerlerken, bir yandan da tutunacağım yeri seçmeye çalışıyordum. Şoför çoktan harekete geçmiş oldukça da hızlı idi.

Yarıyı geçtim. Sağda tekli koltuklarda oturanlar! Oh ne rahat. Sonraki koltuktan 2 göz benden yana bakıyor. Umarım kalkacaktır. Ayakta durmaktan kurtulmuş olurum. Gözler halen beni izliyor! O da ne! İnanamıyorum. Bakışlar! Evet aynı sıcak ve şirin. O! Ta kendisi insan bir şeyi çok isterse olurmuş derler ya. Buna şimdi daha çok inanıyorum.

Geçirdiğim kısa tereddütten sonra, tam önünde ayakta durup, bir yere tutunmanın en iyi fikir olacağına karar verdim. Bir elimle yukarı demirden tutarken, diğer elimle O’nun önündeki koltuğun yaslanacak bölümünden tutundum. Ne şanstı, inanamıyordum. Ne yapmalıydım? Şoför ise bizim aleyhimize düşünüyormuş gibi hızla geçiyordu durakları.

Küçük göz temasları yaşanıyor, bu durum büsbütün heyecana sürüklüyordu beni. Elini kaldırdı yavaşça ve tutunduğum yerin yanından tuttu. Otobüs hızlıydı, Ani dönüşlerle yolcular sarsılıyordu. Birkaç saniye sonra eli daha da yaklaştı elime! Ve küçük parmağı , küçük parmağıma dokundu birden. Bu gözlerimizi kilitledi. Herşey silinmiş ve o küçücük dokunuş bizi bambaşka yerlere götürmüştü. Gözlerinde kalbini görüyordum sanki. Sıcak, samimi ve insanca idi. Ve masum gülümseyiverdi. Paylaşmak, bu ifade edilemezdi, yaşanırdı. İki insan için bundan daha güzel bir durum düşünemiyordum. O kısa saniyelere ne çok şey sığmıştı. Binlerce güzel his.

İneceğimiz durak geldi yine Önce ben yaklaştım kapıya. O da kalktı ve indik. Birlikte indiğimiz insanlar dağıldılar aynı yönlere. Tanıştık! Konuştuğumuz ilk şey o akşamdı.

O göz göze gelişten etkilendiğini kendini aksine çok zorlamasına karşın içinde bambaşka bir yerden gelen sesi dinleyerek, kalkıp yanıma geldiğini, sonrasını bana bıraktığını, tepkisizliğimin de çok hoşuna gittiğini, çünkü mesajı zaten bakışlarımdan aldığını, o heyecanı ve otobüsten inişte hisleriyle mücadele ederek arkamdan gelmediğini anlattı.

Heyecanım dinmemişti. O ise sakinleşmesini sağlamaya çalışıyordu. En azından tekrar karşılaşmış ve tanışabilmiştik. Bundan duyduğu mutluluğu anlatıyordu. Ben tek kelime edemiyordum ama o anlıyorum hissettiklerimi.

Evliydi. Böyle bir yaşama uzak olduğunu, yaşanılan bu heyecanın bile onun için yeterli olduğunu, sonrası için hiçbir şey düşünemediğini, kötü bir deneyimi olduğunu ve pişmanlıklar yaşadığını, daha ilerisi için kendinden emin olmadığını söyledi. Onu her şeyiyle çok iyi anlıyordum. Ve nasıl istiyorsa öyle davranmasını, benim için o heyecan ve o küçük dokunuşun böyle bir durumda yaşanabilecek en güzel anlar olduğunu, bunun da yeterli olduğunu, söyledim.

Yaşadığı güzel anlar için O da mutluydu. Her akşam 9:15’te (akşam) işten çıkıp otobüsle eve döndüğünü, bundan sonraki her 9:15'in ona bu anları hatırlatarak, sevgiyle gülümseyeceğini söyleyerek, kimbilir belki bir gün, bir akşam 9:15’te dedi.

Hoşçakal, dedim. Hoşçakal, dedi.

Hosted by www.Geocities.ws

1