THE KAFİ

Mevlüt KEREM / İstanbul

Pek sevgili bir dostum ön masalara oturmamamı söylemişti kurtlardan korkabileceğimi düşünerek. Kurtlarla önceden deneyimim vardı. Hem annem bile dokuz yaşımdayken tek başıma okul bahçesinde oynamaya gönderirken kurtları düşünmemişken pek sevgili dostuma da ne oluyordu ki? A, evet, okul bahçesinde iki kurtla karşılaşmıştım da zor kurtulmuştum ellerinden. Evdeki koca kurtu saymazsak ilk deneyim sayılabilirdi. Ama ben size şimdi bunu anlatmayayım. Belki psikoloji falan okumuşsunuzdur da mazallah içtiğiniz o bira bardağını bırakıp ansızın Freud kesilerek ibneliğimi kurtlarla yaşadığım maceralara falan yorarsınız. (elleriniz yaşınıza göre biraz ödünç gibi dursa da güzel, unutmadan söyleyeyim de sonra diğer methiyelerin arasında ihmal edilmesinler) Siz konuşmayın, ben konuşurum. Artık vitrin camındaki yansımamı seyretmekten vazgeçip şöyle doğru dürüst bir baksanız, bir bakışsak diyorum. İnsanlar beni şaşı sanacak. Hadi sizin gözleriniz zaten şehla bir şey olmaz da ben salak gibi görünüyor olabilirim. Arada bir bana yakışıklısın derler, hatta libidosu yüzünden sarhoş olmuş biri çok güzelsin de demişti ama kesinlikle sevimli değilimdir. Böyle camdaki yansımamızdan birbirimizi seyretmeye devam ederek gözlerimin aldığı şehla ifadenin bana –sizinki gibi- sevimlilik kazandırdığına inanıyorsanız fena halde ciğerimi yiyorsunuz. Ah, demek bakmaya karar verdiniz sonunda. Hhhhhh….yok yok kahve dilimi yakmadı. Gözünüz gözüme değince biraz canım yandı da. Öpün geçsin diyeceğim ama siz şimdi bu ‘küçüklerin gözlerinden öperim' adlı büyük amca şefkatini kompleks falan ediniverirsiniz. Yaş farkımızı buradaki insanların ve birbirimizin kafasına vurmaya gerek yok değil mi? Hem ne demişler aşk yaşta değil baştadır, başımızın tacıdır…Bakın ben rahat biriyimdir ama canımın acısı geçsin diye kahveyi bir lokmada yutuverdim. Bilirsiniz kafein acıyı sağaltır. Gözyaşı kadar olmasa da iyi becerir bu işi. Şimdi ben kahvemi tazeletmeye kalktığımda umarım buradan ayrılmazsınız. Aman isterseniz kalkıp gidin canım, bana ne. Bu şehirde gözlerdeki hüzünle avlanan, gözlerine hüzün takınıp avlarının ağzını sulandıran bir avcı her daim bulunur. İstanbul Uyurken diye bir şarkı var, duymuşsunuzdur. Yalan söylüyorlar, İstanbul uyumaz, bir yerlerde hüznün peşine düşmüş bir avcı hep bulunabilir.

Bakın ne güzel hitap ediyoruz birbirimize. Biz çok iyi anlaşacağız galiba. Ortalığı kan gölüne çevirecek yaralar bile açacağız belki de. Mercidabık savaşına katılmış olanlar, bok yoluna giden Romeo bile imrenecek yaralarımıza. Aman ne güzel, ne güzel. Yüreğim epeydir bir meydan muharebesine girmiyordu. Hani neredeyse erkekliğinden şüphe edecek hergele. Hah, gözünüze kirpik kaçmışken gidip kahvemi tazeleyeyim. Yok, ne kadar istesem de dönüp arkama bakmayacağım. Daha bir araya gelememişken ne o öyle ayrılıyormuş gibi dönüp arkaya bakmalar falan? Hem hele biz şöyle bir aşk meşk yaşayalım sonra ben çook bakacağım arkama. Hayır, öyle değil. (Hınzır gülümsemeniz pek yakıştı o çocuk yüzünüze. Sahi ilk çocukluğunuzu ne zaman bitirdiniz siz?) Evet tam üstüne bastınız ve ikinci kez canımı yakıyorsunuz. Arkama bakan hep ben oldum şimdiye kadar. Önüne bak düşüceksin diyen annem de son onbeş yıldır bunu söylemediğinden hep kapaklandım yerlere. (sahi ilk çocukluğunuz hangi çağa rastlıyor halen söylemediniz) Üstümün başımın temiz olduğuna bakmayın, yerlere kapaklansam da o yerlerden geçenler ‘kadir bilmezlik’ süpürgesiyle öyle bir temizliyor ki ortalığı üst başı kirletecek bir şey kalmıyor. A, demek gidiyorsunuz. Ne çabuk? Daha üstünüze bile düşmemişken? Daha ağdalı şiirler yazıp canınızı da sıkmadım. Dans etmeye gidelim dediğinizde reddetmiş falan da değilim. Libidolarımızı tokuşturamadık daha. (eminim sizin libidonuz benimkini döver) Yok, bu kadar erken bırakamam sizi. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı ve bilumum vakitlerde arayıp ‘seni seviyorum' deme fırsatı bile yaratmamışken bana nereye böyle? Benimkinden daha hareketli bir cenk meydanı nerede bulacaksınız allasen? Kimde var aktıkça bitmeyen kan bu kadar? Gittiniz bile. Bari dönüp baksaydınız. Kaçak dövüşüyorsunuz. Baştan anlamalıydım gözlerimi kaydırmaya beni zorlamanızdan. Şu kahvemi bitireyim ben de kalkıyorum. Yok yok, peşinizden gelmeyeceğim. Söyledim ya, bu şehirde hüznün peşinde koşan bir zalim her daim bulunur.

Hosted by www.Geocities.ws

1