Gökkuşağının Öte Yanı

Uğur ALPER / İstanbul

Nezih ailelerin çocuklarının yakınından bile geçmesine izin verilmeyen dar ve karanlık sokaklar... Zamanında bu kentin asillerine, en zenginlerine ev sahipliği yapmış bugünün izbeleri. Ve karanlıkta belli belirsiz seçilen, hızlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalıştığı belli olan bir kadın. Kabarık saçları, abartılı makyajı, ucuz sahne kıyafetlerini andıran parlak elbisesi ve ancak boy kompleksli küçük kadınların giydiği türden yüksek topuklu ayakkabılarıyla, çevresindeki soluk ve yıkık binalardan çok uzakmış gibi gözüküyor. Ama hemen ötede, kapısı açıldığında içerden kalitesiz bir müzik duyulan pavyona dalıveriyor ve o da karanlık sokağın bir parçası haline geliyor. Hemen arkasından birkaç kadın çıkıyor aynı kapıdan ve onların ve hatta biraz öncekinin gerçek kadınlar olmadığını anlıyorum.

İçimi bir huzursuzluk kaplıyor, kafamdaki soru işaretleri birbiri ardına büyümeye başlıyor. Kadın neydi, erkek neydi? Cinsiyet ne menem bir şeydi ve insanların neresinde bulunurdu? Bacak aralarında mı, beyin kıvrımlarında mı? Bir erkek kadın, bir kadın da erkek olabilir miydi? Neler söylüyordum ben kendi kendime, tabii ki erkek erkek, kadın da kadındı. Ama herşeyin sahtesinin yapıldığı bu devirde kadının da sahtesinin olması kaçınılmazdı. Gerçek kadınlardan daha güzel olan bu sahte kadınların yaşamı birden ilgimi çekmeye başladı. O kapının ardında nasıl bir dünya vardı ve o dünyada biz "sıradan" insanlara yer var mıydı? Onlar mutlu muydu, bu hayattan memnun muydu?

Yanımdan hızla koşuşturup geçen bir kaç kişinin bağırtılarıyla kendime geldim. Nasıl oldu bilmiyorum ben de onlarla koşmaya başladım ve arkamda "dur polis" diye bir ses duydum. Birşey yapmamıştım belki ama yine de kendimi bir suç işlemiş gibi hissettim ve hızımı arttırdım. Sanki arkamızdakilerle aramızdaki mesafe ölümle aramda olan mesafeye denkti ve onlar o arayı kapattıkça ben ölüme yaklaşacaktım. Benim gibi bir nezih aile çocuğu için çok tuhaf bir deneyimdi ama o sahte kadınlar bu tür kaçışları hemen hemen her gece yaşıyorlar diye düşündüm içimden. Bir an yakalandığımı düşündüm ve polis aracındaki görüntümü zevkle yayınlayan televizyon kanalı ve benimle ilgili haberi ağzı kulaklarına kadar varıp neredeyse kahkahalarla sunan spikeri canlandırdım gözümde. "Toplum huzurunu bozan, hastalık saçan bir travesti daha güvenlik güçlerince yakalandı sevgili izleyiciler". Travesti? Ben? Birdenbire üzerime baktığımda nezih aile çocuğu kıyafetlerim yerine biraz önce takip ettiğim travestinin kıyafetlerini buldum. Kafka`yı bile kıskandıracak bir değişimdi bu... Artık güvenlik güçleri tarafından ezilmeyi bekleyen bir böcektim.

Topuklu ayakkabılarımı çıkarıp dar sokaklardan birine daldım ve sonunda Cihangir`in bilinmezlerinde izimi kaybettirdim. Heyecanım geçtikten sonra durumun ciddiyetini anca kavradım. Kadın halimin dönüşü yokmuş gibi geldi bana ve öyle nasıl yaşayabileceğimin çarelerini aramaya başladım. Eve gitsem annem babam beni alır mıydı? Tabii ki hayır. Herşeyin taklidini, sahtesini kullanmamıza rağmen sahte kadınlara kesinlikle tahammül edemezlerdi. Sahte sevgileri yeterince ağır bir yüktü onlar için zaten. Durumumu öyle kabullenmiştim ki yaşamımın geri kalanını planlamaya başladım. Üniversite eğitimimin bana bu durumda yararı olur muydu? Galiba olmazdı. Kimse bana iş vermezdi. Benim bir işyerim olsa herhalde ben de vermezdim, tabii travesti olmadan önce. Bu ihtimali fazla düşünmedim. Düşünmek de istemiyordum. Kafamda ne yapacağımı üzerimdekileri ilk farkettiğimde kurmuştum.

Biraz önce koşarak geçtiğim o dar ve karanlık sokaklar şimdi bana ana caddeler kadar geniş ve bir alışveriş merkezi kadar aydınlık geliyordu. Bu sefer koşmuyordum hem, salına salına, rahat rahat yürüyordum. Nerden geldiğini bilmediğim çantama elimi attım ve orda olduğunu sanki bildiğim sigaralardan çıkardım bir tane. Kendimden beklemeyeceğim kadar zarif hareketlerle sigaraya uzunca bir ağızlık taktım ve üzerinde adımın baş harfleri yazılı gümüş çakmağımla yaktım. Hiç öyle bir çakmağım olmamıştı, ama ordaydı işte. Hatta ben sigara da içmezdim. İçinden kalitesiz müzik duyulan pavyonun önüne geldim. Kapıdaki görevli ancak prenseslere gösterilecek bir saygıyla kapıyı sonuna kadar açıp "hoşgeldiniz" dedi. Bana yakıştırılan bu prenseslik ibaresini memnuniyetle kabul ettim ve tüm zarifliğimle içeri adımımı attım. Artık ben de o hep merak ettiğim dünyanın parçasıydım ve birgün yine mucizevi bir şekilde eski halime dönene kadar öyle kalacaktım.

Hosted by www.Geocities.ws

1