GL kitaplığı
Kent ve Tuz,
Gore Vidal, Türkçesi: Fatih Özgüven, 1. Baskı: Aralık 1998 Roman, Altıkırkbeş YayınSELÇUK /
Ankara"Bir erkeğin bir erkeğe duyduğu aşk, suçtur.
Bir erkeğin bir erkeğe tecavüz etmesi daha büyük bir suçtur."
Şeklinde provakatif bir cümle koymuş Altıkırkbeş şu anda bahsettiğim kitabın arka kapağına. İlk okuduğumda önce hoşuma gitti sonrasındaysa bunun önce göründüğü gibi pek de "pro-gay" olmadığını düşündüm. Romanı tanıtıp, düşündüklerimi anlatmaya çalışmaya başlamadan önce bu yazının yalnızca kitap tanıtımıyla yetinmeyip, kitaptan hareketle eşcinselliğin algılanışına dair ufkumuzu
genişletecek sorular sordurtmasını diliyorum. Aslında uzun zamandır dergiye çeviri veren birisi olarak, doğrudan konuşmaya başlamaktan biraz çekindiğim için, kitap anlatımı bana iyi bir seçenek gibi göründü.Altıkırkbeş nasıl bir yayınevidir, kimler vardır, editörleri nasıl insanlardır bilmeyen birisi olarak, yukarıdaki cümlelerin aslında yazarının ya da bu cümleleri alıp oraya koyanın da, yazılanların anlamına çok vakıf olduğunu sanmıyorum. İki erkek arasındaki aşkla bir erkeğin bir erkeğe tecavüzünü nasıl
olsa her ikisi de toplumdışı bir noktada yer alıyorlar diye düşünerek, sanki aralarında sadece bir derece farkı varmış gibi yansıtmanın heteroseksüellerin eşcinsellere bakışındaki baştan sakat bir anlayışın bir örneği olduğu kanısındayım. Farklı olanı ötekileştirip, karikatürize etmek ve keskin çizgilerle sınırlanmış kişiliklere, biçimlenişlere hapsetmek tahakkümcü toplumun en bariz bir niteliğidir. Bunun ayırdına varmak bir eşcinsel için çok daha olanaklıdır. Çünkü başka pek az tahakküm ilişkisi heteroseksist yapının eşcinseller üzerinde kurduğundaki gibi zengin olanaklara sahiptir. Bir eşcinsel erkeğin kişiliği, biçimlenme sürecinde o kadar fazla stereotipe, kalıba ve baskıcı geleneğe çarpar ki, kendine gelip özgün yani kişinin "kendi" olabileceği bir yol tutturması olağanüstü çaba gerektirir.Eşcinsel olduğunuzu söylediğiniz ya da açık ettiğinizde kendinizi kurulu kalıplara hapsolmuş hissedersiniz ve hem heteroseksüeller hem de eşcinsel alt kültürünün tecrübeli ablaları sizden klişeleşmiş eşcinsel davranışları sergilemenizi beklerler. Siz farklı bir eşcinsel olarak karşılarına çıktığınızda kafaları karışır. Beyinleriyle araları pek iyi olmayanlar sırtlarını dönüp bildiklerini okumaya devam ederler çünkü sizdeki devrimci potansiyel onları rahatsız etmekte v
e kurulu bir şeylere tehdit hissetmektedirler. Kurulu olana ise ondan kopamayacak kadar adapte olmuşlardır ve kimsenin keyiflerini kaçırmasını hoş görmezler. Bu durumu bir erkek eşcinselden beklendiği gibi kadınsı tavırlar sergilemeyen gayler daha iyi bilirler. Kaos toplantılarının birinde sohbet ettiğim yeni gelmiş bir gay bana yatakta sadece aktif olabildiğini söylemiş ve insanların ona "sen eşcinsel değilsin" dediklerini anlatıp bana ben eşcinsel değil miyim diye sormuştu. Eşcinselliği göt vermek ve kadınlara öykünmekle özdeşleştiren bir anlayış bu arkadaşın ben eşcinselim demesine inanamaz ve bu iğrenç yanılsamayı en çokta aslında heteroseksist düşünceyle nasıl da kesiştiğinin farkında ya da umrunda olmayan değişime kapalı, kabuk bağlamış eşcinsel alt kültürü besler.Neyse bu girişi çok uzatmadan ve de sizi sıkmadan kitaptan bahsetmeye başlayayım. Roman genç, taşralı bir gay'in cinselliğini keşfedişinin öyküsünü anlatıyor. Bana bazı bakımlardan ve belkide aynı dönemde geçtiği için Salinger'in Gönülçelen'ini anımsattı. Bir hayli akıcı yazılmış ve kasmadan rahat okunan bir yapısı var. Zaman ikinci dünya savaşı ve yer de ABD'nin bir güney eyaleti. Kahramanımız ise uzun boylu, atletik vücutlu, sarışın, mavi gözlü ve "straight-acting" (hetero görünümlü) bir Ame
rikalı bebe. Yani Filipinlerden Peru'ya, Litvanya'dan Zimbabve'ye arzu dolu gay'lerin hayalini kurdukları (porno dergi ve filmleri sayesinde) bir tip. Çok yakışıklı olduğu, kadınsı davranmadığı ve en önemlisi hetero olduğunu iddia ettiği için has erkeğe aç gay gece aleminde el üstünde tutulan bu delikanlı oturduğu kasabada en yakın arkadaşı olan başka bir çocuğa sırılsıklam aşıktır. Kendisiyle bu en yakın arkadaşı arasında geçen sıcak sıcağa bir hafta sonunun ardından, liseden mezun olup denizlere açılan sevdiğinin ardından o da denizlere oradan da gay gecelere dalacak ve orada gördüğü insanlarla kendisi ve büyük aşkı Bob arasında bir benzerlik göremeyecek ve bu yüzden gay duygularını kabul etmesi çok uzun sürecek.Nasıl bir ikiyüzlülüktür ki bir türlü anlamam, yattığı herifler bile bu oğlana "yavrum bana bak boşuna benden saklama, benden kaçmaz sen gay'sin" demez. Hatta birlikte olduğu sinema yıldızı bir gizli gay "Aa, hiç tahmin etmezdim seni becerebileceğimi, halbuki ne kadar da erkek görünüyorsun" benzer
i bir laf eder. Allahım bu aşağılık ruh hali dünyanın her yerinde mi böyle egemendir diye düşünürken, aslında bir şeylerin yavaş yavaş değişmekte olduğunu görüp az da olsa rahat nefes aldım. Yani hepten karamsar olup vazgeçmeye de gerek yok. 1940'ların Amerika'sı savaşa gitmek üzere ailelerinden ayrılan genç erkeklerin büyük kentlerde konaklayıp, şehrin özgürleştirici havasını teneffüs ettikleri ve "aykırı"cinselliklerini paylaşabilecekleri kendileri gibi olan erkeklerle tanıştıkları bir zamandır. Her şeyden önemlisi ne kadar kırıtırsam o kadar manti bulurum diyen ablalar yavaş da olsa sahneyi birbirine benzeyen "bu muhabbetin keyfi altlı üstlü çıkar" diyen genç bahriyelilere, karacılara ve havacılara bırakmaktadır. Partilerde köşe bucakta da olsa gay akademisyenler buluşup fikir teatisinde bulunmaktadırlar. İşin çivisi o kadar çıkmıştır ki, heterolar her tarafın ibne kaynamasından şikayet etmekte ve daha da kötüsü bu ibnelerin erkeğe bu kadar benzemelerinden alınmakta ve kendi normallik kalelerinde o kadar rahat hissetmemektedirler artık. Parolaları "zaman kötü kolla götü" olmuştur.Kıssadan hisse bir gün iş yerinde bilgisayar önünde çalışırken o anda elinde iş olmayan hetero kadın bir mesai arkadaşım gelip ani bir hareket yapıp beni "hii..." diyerekten zıplattı ve sonrada gülerek aynı hareketi yanımda çalışan hetero bir oğlana yaptı ve oğlanda bana yapılanı gördüğü ya da fazla tepki göstermeyen birisi olduğu için öyle hii filan demedi. Ve ardından bu "gay-dostu" mesai arkadaşım etrafındakilere bakınıp "arada
ki farkı görüyor musunuz? Nasıl da belli değil mi?" diyerek benim çürüklüğümü yanımdaki hetero oğlanın da normalliğini test edip onaylamış oldu. Sinirimden deliye dönüp intikam planları kurarken, dünyada ne kadar hetero var hepsinin; eşcinsellerin zayıf, yumuşak ve bozuk erkekler olduğu ideolojisini var güçleriyle vatan hizmeti yaparcasına yayan ibnelerin ve en çok da beni sıkıştıran bu kapana direnemediğim için kendimin ağzına sıçmak istedim.Bu erkeklik ve eşcinsellik meselesi kafamı o kadar kurcalıyorki kitap hakkında mutlaka okuyun ve okutturun demenin dışında bir şey söyleyemeyeceğim. Yazımı romandan bir alıntıyla bitirip gelecek ay bir başka gay kitapta buluşmak üzere hoşçakalın diyorum.
"Ama artık emin değilim. Tabii her zaman aslında homoseksüel olup da nadiren cinsel ilişkide bulunan normal görünüşlü erkekler olmuştur. Öte yandan ötekiler (Tötonik dediklerin) çok görünür değillerdi, onların ne olduğunu pek bilmezdik, çoğunlukla vücutlarını sattıklarını sanırdık, örnekse aslında düzülmekten hoşlanan
ama gerçekte ilgilendiği şeyin kadınlar ve para olduğunu öne süren kamyon şoförü gibi. Ama bence savaş büyük bir değişikliğe yol açtı. Öz kısıtlamalar aşıldı. Türlü türlü genç erkekler türlü türlü şeyler deniyorlar, evlerinden ve tanıdık tabulardan uzakta oldukları için."