BAŞKA BİR ANNEYE AÇILMA HİKAYESİ
İlker ÜNLÜ /
İstanbulAnneme ilk açıldığımda aşk sarhoşuydum. Bir alt komşumuzun oğlu ile neredeyse aleni bir ilişki yaşıyordum. Adam evliydi. Biz çok mutluyduk. Ailemiz şaşkın bir görmezden gelme ile bizim dostluğumuzu kutsuyordu. Ayaklarım yere basmıyordu. Kolay oldu.
Açıkladığımda ağlamayı denediğini hatırlıyorum. Bense izin vermedim. Karşınızdakinin tepkisini yönlendirme şansınız genelde vardır. Bir iki dakika sonra anlattıklarımı dinlemeye başladı. Fırsat versem bir yerine inme inecekti; ama ben ondan özür dilemiyordum; kızarak günah da çıkartmıyordum. Sadece oturup bunu bilsen iyi olur dedim. Arkadaşlarımı seninle tanıştırmak, akşam nerede olduğum konusunda yalan söylememek, evlilik hayalleriyle boşa heveslenmeniz yer
ine ne umabileceğinizi anlamanız için bu konuda dürüst olmam gerekir diye düşündüğümü söyledim. Amacım sadece dürüst ve olması gerektiği gibi bir aile ilişkisiydi. Çok fazla Christopher Isherwood okuyorsun dedi ve konuyu kapattı.Beş yıl boyunca bu konu neredeyse hiç konuşulmadı. Görmezden gelindi. Sessiz bir olgunlaşma süreci geçirdiği umuduyla üzerine gitmeden hafta sonları arkadaşlarımla hep beraber yemekler yedik. Yürüyüşler yaptık. Konu hiç açılmıyordu. İçten içe acaba hangisi ile yattığımı merak ettiğ
ini biliyordum; ama bu hep onun sorunuydu benim için. Bir gün aklından geçen olası tüm rezillik yada her neyse bana yakıştırmasının doğru olmadığını söylemek zorunda kaldım öfkeyle. Bu onun yada genel toplumun düşüncesiydi. Disipline edilmesi gerekenler bunlardı. Cevap veremedi. Bir çeşit düşman gibi onun karşısında sürekli lehime zaferler kazanmak hoşuma mı gidiyordu? Mecburdum. Sanki yanlış yolda olan oydu ve bu sefer onun tedavi edilmesi gerekiyordu.Ellisine yaklaşan herkes gibi dine yaklaştığını görebiliyordum ve ilahi adalette ibneler için hükümler ağırdı. Bir gün Lut kavminin başına gelenlerden bahsetmek istediğinde orada şuursuzca yapılan seksin iki erkeğin iki kadının ya da kadın erkeğin bir birine duyduğu aşkın karşılığı olmadığını söylediğimde bu
açıdan şimdiye kadar hiç düşünmediğini fark edip yine sustu. Her lafına verecek kitap gibi sözlerim vardı ona göre. Tavşanlar gibi çiftleşen heteroseksüellerin dahi sonunda aynı türden manevi boşluğa düşmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledim. Bu Lut'lu eşcinseller için geçerli bir genel kural olamazdı.Doğadaki örneklerden bahsettim. Hayvanlardan dehşet korkmasına rağmen benim zoolog olma hayallerim içinde yıllardır ister istemez bilgime güvenmek zorunda kaldığı hayvanlar arasında eşcinsel davranışların üzerinden biraz geçtik. Madem doğanın kendisinde vardı yoksa tanrı hata mı yapmıştı? Cinselliğin yemek ve içmek gibi değiştirilemez bir iç güdü olduğundan yola çıkarsak ahlaksızlık bunun sadece uygulanışı ile ilgili bir bakış açısı olabilirdi. Yine aynı şeyi ya
pıyordu. Tanrı ve onun kuralları ile açıkladıkları bir yığın olgunun gerçek yüzü inançlarının temellerini sarsıyordu. Kendi kalelerine kendilerini hapsetmişlerdi. Kurtarmak, kaderin cilvesi işte, ibne oğluna mı düşecekti?Benim istediğim "ailede bir çürük domates çıktı ama ne yapalım o yine canımız" ya da "kol kırılır yen içinde kalır" yaklaşımını değiştirmekti. Ben de aşık oluyorum; ben de sokaklarda dayak yeme korkusuyla dolaşıyorum. Herkes bana karşıyken ben hâlâ yüksek sesle kim olduğumu söylemek isterk
en yokmuşum yada başka biriymişim gibi davranılmasına dayanamıyorum. Bu insanlar kendilerini ne sanmayı öğrenmişlerdi? Asıl düşündükleri "eşcinsel bir evladın ebeveyni olma sıfatını taşıyabilir miyim?" korkusu olmadığı zaman gerçekten neyin peşindeydiler acaba? Neden artık biraz da onlar hesap vermiyor?Dürüstüm. Korkmuyorum. Belki asla sokakta "oğlumla gurur duyuyorum" pankartı ile bana destek vermeyecek; ama belki şekerinin çıkmasına neden olanın ben değil başkalarının eşcinsel oğluna homofobik yaklaşımları olabileceği günler de gelecek. Hâlâ konu açılmıyor. Fatih Ürek hâlâ korkunç onun için (kimin için değil ki?) daha önce örneklerini yaşadığımız gibi sadece beni ve arkadaşlarımı tolere e
debiliyor. Evrensel bir söylem beklemek ise ellisinden sonra o güne dek aşağılayıcı bir şey olarak öğretilen böyle bir kavramla tanışan herkes için olduğu gibi çok güç. Herkesin kendisinin en iyisi olmasını beklemekten başka ne çaremiz var?