Kapitalizmin Kaypaklığı
Gülay DERYA /
İstanbulBu yazıda hayatı kirletmeyi başarabilen tüm insanlara sesleniyorum. Kapitalist üretim ilişkilerinin "iş hiyerarşisi" adı altında işveren lehine yarattığı yaptırımlar; işvereni kişinin 24 saatini satın almış gibi görmesine, onun hayatına ambargo koymasına neden olmaktadır. Bireylerin hem bedenini, hem de beynini tıpkı kan emen vampirler ya da aç kurtlar gibi hiç durmadan ve doymadan sömürüyorlar.
Yine aynı kapitalist üretim ilişkileri "toplumsal etik" kandırmacası adı altında, kişilere cinsel tacizde, sömürüde bulunabiliyor. Türkiye'de kadına tecavüz etmenin suçu, o kadının hayat kadını olduğunu ispatlayınca (Madde 438) azaltılabiliyor. Televizyon kanallarında gösterilen her film veya dizide (yerli, yabancı) ya
da reklamlarda aile kurumunun yüceliği, kutsallığı gözler önüne seriliyor. Biz ise uzaydan gelmiş yaratıklar, ucubeler olarak gösteriliyoruz topluma, medyanın gözlüğünden. Hani bilmesek aile kurumunun iğrenç ve çıkara dayalı yozlaşmış değerlerini, belki yutturacaklar. İnsanların pek çoğu ortak edinilmiş mülkler, çocuklar ve yaşlılık günlerinde yalnız kalmamak adına evliliklerini sürdürürlerken, aile kurumunu yüceltmek bence komikten de öte, ikiyüzlülük oluyor.Aslında kapitalizm, yaşamın her alanında kıçımıza parmak attığı için çoğu şeyi sorgulamadan yaşamaya kendimizi alıştırıyoruz belki de.
Evelyn Reed'in "Kadının Evrimi I ve II" kitaplarında vurgulandığı gibi (Marxist terminolojideki hemen her kitapta olduğu gibi) kapitalizmin ayakta kalışını "aile" kurumuna borçlu olduğu için her yerden üzerimize bu değerler geliyor, pompalanıyor. Varoluşunun en büyük temelini aile kurumundan alan kapitalizmin, eşcinsel ilişkilere prim vermesi elbette beklenemez. Ve kendini Marxolog sanan bazı kesimlerin, eşcinselleri "ka
pitalizmin artığı" olarak görmesi beni hem şaşırtıyor, hem de üzüyor. Bu çelişkiyi göremiyor olmaları bence, Marxist terminolojiyi iyi özümseyememiş olmaları ve yüzeysel değerlendirmelerle işin kolayına kaçma istekleriyle doğru orantılı. Hepimiz Nisan ayındaki BaharANKARA anket sonuçlarını anımsıyoruzdur umarım. Eşcinselliğimizi açıklama konusundaki çekincelerimiz hepimizin önemle üzerinde durduğu bir soruydu. Coming-out yapmadığımız sürece, düzenle yaşadığımız sorunlar diğer insanlardan farklı değil. Yani kendimizi anlatmazsak, herkes kadar kıçımıza parmak atılıyor. Ama bir de kendimizi anlatırsak, kıçımıza giren parmakların sayısında inanılmaz bir artış oluyor. Herkes (kendisine düzen tarafından parmak atılanlar) sanki bu düzeni biz besliyormuşuz gibi hıncını bizim kıçımıza parmak atarak çıkarmaya çalışıyor, bir bakıma mastürbasyon yapıyor.Eşcinselliğin düzenle uzlaşmayan yanını ve politik bir duruş olduğunu acaba insanlar ne zaman anlayacaklar? İnsanlar kıçlarındaki parmaklara ne zaman dur diyecekler? Egemen güçlere karşı direnmenin tek yolunun, kitle örgütlerinde birlikte mücadele etmek olduğunu ne zaman öğrenecekler?
Özellikle Marxist olduğunu iddia edenlere bir çift sözüm var. Yaşam biçimlerimizde, yaşamı algılayışımızda renk-ton farklılıkları olabilir. Ama nihai hedefiniz insan gibi yaşamaksa, yelpazenizi lütfen genişletin ve artık bizim olduğumuzu görün. Bizi görmezden gelerek ya da ithamlarda bulunarak yaşamaya, mücadeleye devam edemezsiniz.
Çünkü biz her geçen gün biraz daha büyüyor, güçleniyor ve ken
dimizi insani değerlerle donatarak güzelleşiyoruz.Çünkü biz sizden farklı olarak eşcinsel insan olmanın zorluklarını yaşıyoruz. Ama bu bizim farklı olmak adına değil, gurur duyarak yaşadığımız bir gerçeklik.
Yazımın başında hayatı kirletmeyi başarabilen insanlara seslenmiştim. Bitirirken de diyorum ki, biz eşcinselliğimizle mutluyuz ve bizim kıçımıza parmak batırmaktan artık vazgeçin.