HOMOFOBİ
; her nerede yaşanıyor ya da yaşatılıyorsa...ŞAKİR /
İstanbulHiç anlaşılamamak, yanlış anlaşılmaktan daha iyidir.
‘’Homofobi
, eşcinsellere yönelik önyargı ve nefreti tanımlar.’’ Kaos tarafından hazırlanmış broşürde homofobinin tanımı yukarıdaki gibi yapılmış. Belki gereksiz ama bu tanımlamayı bir türdeş kelimeyle genişletebilmek mümkün. "Eşcinsellere ve eşcinselliğe yönelik önyargı ve nefret." Aslına bakarsanız anlam çok da değişmedi; yukarıdaki birinci tanımlamadan benim aklıma gelen ilk olgu düzcinsellerin, eşcinselliğe dair önyargılar taşıyabileceğidir. Tanım ikinci halinde benzer sorun daha genişliyor; yada genişlemeli. Tanımın bu halinden ben yalnızca homofobi karşıtcinsellerin eşcinsellere değil aynı zamanda eşcinsellerin de eşcinsellere yönelik önyargı ve nefretlerini kapsadığını hissediyorum. Yukarıdaki "genişlemeli"’ kelimesiyle hedeflenen de bu aslında. Tanım salt söyledikleri ile değil içeriği ile de bize bahsi geçen ayrıksı sunumları getirmeli. Kaldı ki her haliyle homofobi asla iki cinsel kimlik arasındaki anlaşmazlık noktası, genelin azınlığa taşıdığı önyargılar silsilesi olmamıştır, bu şekilde algılanması bizi derin yanlışın içerisinde bırakır. Yine bu aşamada bizim nedense gözardı ettiğimiz nokta, bir eşcinselin de yaşamının getirilerinden dolayı benzerlerine, eşcinsellik olgusuna dair meydana gelecek önyargılardan uzaklaşamayacak olduğudur. Öyle ki egemen dil sizi kendinize yabancılaştırma üzerine şekillendirdiği dünyasına dahil edebilmek uğruna, sizin benzerlerinize korunaklı yaklaşmanıza neden olabilir. Zaman içerisinde zar zor yaşanır kıldığımız kimliğimizden, -büyük bölümü- hayallere sıkışmış cinselliğimizden, bir türlü dillendiremediğimiz kendi benimizden dolayı belki de yaptığımız hataların bedellerini öderken buluruz kendimizi. Bir apartman girişinde üç-beş serserinin küfür ve saldırısına maruz bırakırız önbenimizi. Belki evinizi soymaya gelen pazardaki süper lahanalar kadar süper bir rentboy’la seviştiniz dün gece. Eğer doğruysa anlatılanlar taksim’in içi dışı, arkası önü karanlık. Belki de siz sadakati simgeleyen bir kedisiniz, evinize yerleşip de bir türlü yerleşmeyen sevgilinizin kollarında. Neyi, kim olarak ve kiminle yaşadığınız değil önemli olan. İzlediğimiz pek sürükleyici olmayan bu filmin, yaşadığımız toprakların kültüründe farklı yerlerde, farklı insanlar tarafından da izlendiğini bilmek, bu gösteriyi neredeyse zorla izlemek mecburiyetinde bırakıldığımız gerçeğini anlamak asıl önemlisi. Bu noktada kendini bir birey gibi yorumlayıp cinselliğini, eşcinselliğini kendi harmanladığı dünyasında varkılmaya çalışması, benzerlerinden uzaklaştırması, eşcinsel kimlik üzerine en sade cümleyi inşa edemeyecek olması ne büyük bir yanılgıdır. Kaçarken aslında ne kadar kovalandığının farkında olmayan bu birey ne sınırsız bir açmazın, nasıl bir yeknesaklığın içerisindedir. Daha başından çizilmiş aymazlık duvarları vardır onun. En ufak bir çağrışımdan uzak, o sihirli beden dili korkularla dolu, eylemler ve uygulamalar ise olabildiğince biteviyelik taşır. Nedense her yaşama anında eşcinsellik konu düzleminde yüzkızartan sohbetlerden biridir hâlâ. Aynı konu birey için de benzerlerinin ihtimalini düşünmek yerine aynı düzlemde algılanabilinir. Belki de homofobi şimdi asli görevini yerine getirmiş, heteroseksüellerin eşcinsellere değil eşcinsellerinde de eşcinsellere ve kendi benine yabancılaşmasına önayak olmuştur.Boyalı basının, özellikle radyoların elinde cilveli-pek oynak bir malzeme olduğunu biliriz eşcinselliğin. Nasılsa katılacak insanlar mutlu heteroseksüeller olacaktır, nasıl olsa saçma heteroseksist devrik cümlelerini kurup, radyo heyecanına yoracaklardır ve biz eşcinseller radyonun ucundan bu saçmalıkları büyük bir korku büyük bir eziklik silsilesi içerisinde izlemek durumunda bırakıcağız kendimizi. Yine konunun eşcinsellik olduğu bir radyo programında bir bey k
endinden son derece emin bir şekilde eşcinsellerden bahsetmeye başladı. Merter’de arabasının önüne atlamaları, aşırı makiyajları ile ne olduğu belirsizliklerinden bahsetti bir süre. Teker çalar hanımın sabrı taşana kadar sürdü bu şarlatanlık gösterisi. En nazik dille merter’dekilerin travesti ya da transeksüel olduklarını ve onların kimsenin arabasına atlamadığını belirtti. Beyefendi siz bir amaçla onlara yaklaşmışsınız dedikten sonra inanın gözlerimden iki masum damla süzüldü yanaklarıma. Tam ‘’ay ne kadar aklı başında bir sunucu ‘’ diyecektim ki üç saatlik programda canlı yayına katılan tek eşcinsele katılımını ve cesaretini öven sözler söyleyince gözlerimdeki o duruş tüm azametini yitirdi. Öyle ya eşcinseller, kendilerinden utanmalıydılar. Basit bir radyo programına -sahte bile olsa- bir isimle katılıp iki dirhem söz söyleyecek cesaretleri olmayan, cümle kurma yetisinden uzakta yüreksizlerdi aslında onlar. Bu kanımca my best friend wedding filminden sonra eşcinselliği aleniyet taşıyan rupert everet’e sorulan -sürekli eşcinsel roller gelmesinden korkmuyor musunuz- sorusu kadar homofobik, densiz ve gereksiz bir tavırdı. Öyleya Almanya’da gayclup’larda basılan(basılmak sözü bile homofobik aslında) ince ruhlu bir(?) sanat müziği icracımız nasılda erkek olduğunu anlatmıştı kameralar önünde. Kısa zaman sonra evlenceğini, mutlu, erdemli bir heteroseksüel olduğunu yada evlenince nasıl olacağını, bunu dünya aleme ispatlayacağını söylemişti. (biz ailecek hâlâ bekleriz evlenmesini.) Ünlü bir baletimiz ise nedense bir ropörtajına kafadan homoseksüel değilim cümlesiyle başlamıştır; ya da bu ropörtajı yapan muhabirin cengaverliğidir. Peki ya nerdeyse yazarlığını, hikayelerini eşcinselliği üzerine kuran malum yazarımızın, son kitabı üzerine yaratılan ‘’ bakın o eşcinsel ama heteroseksüellerle ne kadar mutlu’’ iğretilemesi nedir. Ya söyleşilerinde ‘’beni sadece eşcinseller okumuyor" cümlesini kurduran sebep nedir. İş nasıl o noktaya gelmiş ve insanlar bunları söylemek zorunda bırakılmıştır. Yahu ben bilmiyorum siz söyleyin bana. Nerde başlar bu homofobi dedikleri; nerde başlar nerde biter. Şimdi homofobi; her nerde yaşanıyor ve yaşatılıyorsa cümlesini kurabilir miyiz tüm bilgeliğimizle. Ve bu bilge heteroseksüller tüm cehaletlerine rağmen bizim içimize mide bulandıran yaftalarını salmaya devam edebilirler mi?Heteroseksüel zihniyetin, formel anlamda kendi gibi olmayanları kabul etmemek dışında, özellikle homofobi söz konusu olduğunda yaptıklarına, söylediklerine suç bulamıyorum. Yaptıkları tekşey kulaktan dolma bilgileri her fırsatta dile getirmek, bu söylencelerin yayılmasına bilinçsizce vesile olmak, yine bilinçsizce gerçekleşen bu eylemler sonrasında eşcinsellerle ilgili bilgilerin aralarındaki yada yakınlarındaki eşcinsellere ulaşmasını sağlamak, yaptıkları sadece. (fizikse
l şiddet konu kapsamının dışındadır.) Homofobiyi varolanın dışında algılayan, dallanıp budaklanmasına nedense homoseksüellermiş gibi, kesinlikle fiziksel saldırıya dayanmayan her türlü saldırıyı yine eşcinsellerin birbirlerine yaptıklarını söylemek fazla ‘’muhterem nur‘’ zerafeti olmaz sanırım. Eşcinseller kadın olmaya öykünürler, eşcinsellerin ahlâk anlayışları yoktur, eşcinseller çocuk tacizcisidir, eşcinseller ruh hastalarıdır, vs., vs... Bunları söyleyenler tabii ki mazbut ve bir o kadar ketum, kayıp yanlızlıklarına kendilerini hapseden heteroseksüeller. Peki bu önyargılara cevap vermeye yeltenipte kesin bir başarıya ulaşamayan, sırf bu önyargılardan dolayı kendi cinsinden toplumsal önyargılardan korkup kaçanlar, hatta eşcinsellere sözlü saldırıyı fiile döken eşcinsellerin varlığını kim inkâr edebilir; peki kim yadsıyabilir bu insanların "o katıksız’’ heteroseksüllere nazaran daha homofobik olmadığını?Bahsedilen salt kendisine yaşam şekli olarak kaçmayı seçenler için geçerli değil. Kimliğini sınıflandırıp, varlığını ya evet-ya hayır denkleminde yorumlayan dolabın dışındaki bireyler için de benzer önyargılardan bahsetmek olası. Bu önyargılardan en bilineni kendi yaşamadıklarımızdan dolayı başkalarını suçlamak. Çünkü başkaları aykırı, başkaları kötü ve biz sonuna kadar ninemizin ahlâk kurallarıyla bayramlarda ikinci şekeri almamaya yeminliyiz. Biz sonuna kadar bize öğretilenleri katıksız doğrular olarak kabul edip yaşamımıza yeni kulvarlar kazandırmamak adına afilli sözler verdik çoktan. Biz başkaları olamayız, başkaları kadar cesur değiliz öncelikle. Başkaları koymadıkları sınırlar sayesinde yaşayabildikleri cinselliklerini, dahası yaşama şekillerini deklare edebilme onuru ve bu onurun sonuna kadar ardında durabilme bilinçleriyle dudak ısırtan bir güce sahi
pler zaten. İşte bizi yada homofobik eşcinselleri rahatsız eden bu ‘’tarih kadar eski" yaşam şeklinin, içimizdeki adının yeni tanımlamasını asla taşımıyor olması. Oysa biz ne hevesliyiz o ustaca tanımla da, neler de bekliyoruz. Kendi beceriksizliğimizle uygulayamadığımız cinsel kimliğimizi "yeni" diye adlandırıp, bildik bir yaşam şeklini yenileyip, süslerken ve yeni diye önümüze sunarken. Eşcinsel yaşamın, kendilerini eşcinsel olarak hissettikleri anda değil daha önce, çok daha öncesinde de var olduğunu anlayabildikleri ve diğer tüm fikirlerini bu temel üzerine kurdukları anda birçok kişinin kimliklerini yaşanabilir kılınacağına inanıyorum. Biz bu cinsel kimliği yeni yaşıyoruz diye yeni olmuyor ve bu asla bize diğer insanların sözü edilen yeni biçimden anladıklarını yorumlama ve sorgulama yetisini sunmuyor. Görevimizse çok eski bir biçimin yeni soluk alan halinin sınırlarında, genel kimlik üzerinde tahakküm kurmaya çalışmadan oynamak. İyinin, daha iyinin, belki de en iyinin sorgusuna doğru yol alabilmektir görev. Durum böyle olunca sorgusuna düştüğümüz, hani o ninemizin ahlâk kurallarına pek yüz vermeyi sevmiyoruz, sevemiyoruz. Üzeri kapalı isimleri ile aslında kişilikleri ile birebir örtüşen uygulamaları sayesinde bizim de derinde saklı korkularımız su yüzüne çıkıveriyor. (belki de) Yaşadıklarımızın ezikliği ile ezebilme telaşına kapıldığımız kişileri sorguluyoruz, "kaos resimleriyle bir arzu nesnesi değildir" diyerek. İnsanız biz ve bu yüklü nahifliğimiz ile uzaklaşmakta asli çabamız. Yaşamak, yaşarken biriktirmek, öğrenmek, öğretilenleri değil kendi başımıza öğrendiklerimizi uygulamak en işimize gelmeyen tarafı hayatın. Tek suçumuz aslında bu adlandırılmamış, anlamlandırılmamış homofobinin farkına varmadan içimizde yol almasına izin vermek. Kendimizle yüzleştiğimizde ise kovalarken, en az kaçarken ki kadar suçlu olduğumuzu hissedeceğiz. Bilmemiz gereken eşcinsel birlikteliğin, heteroseksüel birliktelik dizgesinden çok farklı olduğudur. Kimse kimseyi annesinden istemek zorunda olmadığının, tarafların iki farklı cinsel kimlik taşımadığının ve siz asla diğer tarafa baskın olduğunuzu yada diğer tarafın idaresinde olduğunuzu düşünmek-hissetmek zorunda olmadığınızın farkına varmak zorundasınız. Aslında bu noktada heteroseksizmi savunanları kutlamak gerekli. Kendi fikirlerini içimize böylesi bir ustalıkla, sezdirmeden salabildikleri ve eşcinsellerin de hemcinslerinden nefret etmesini, belki de kendisine bile bir ayna karşısında korkuyla bakmasını sağladıkları için. Her sözleri her davranışları ile yaşantımıza sızdıkları, benliğimizi ele geçirdikleri, yolda yürürken korku dolu gözlerle birbirimize bakmamızı sağladıkları için teşekkür etmeliyiz. Homoseksüelin ne olduğunu bilmeden, homoseksüelliği tanımlama cengaverliğine girdikleri için cahil cesaretlerini tebrik ediyorum onların. Ve dahası biz eşcinselleri bu öğretilerle ezilip, ‘’o tür eşcinsellerle görülmek istemiyorum’’ asrın en büyük homofobik cümlesini kurdukları için teşekkür ediyorum. Onlar zor olanı başarıp içimize sürekli büyüyen, bizi eriten bir virüs saldılar. Bizim yapmamız gereken bu homofobi virüsünü herşeye rağmen ortadan kaldırmak, en azından o virüsün benliğimize olumsuz etkilerinin farkına varmaktır. Yanlış yerde durduğumuzun farkına varmak bile en azından doğru adımları atmak adına bizi taze bir heyecanın içerisinde bırakacaktır. Tüm karamsarlığıma, bütün ‘’hadi canım sende’’ciliğimize rağmen, içimdeki kallavi homofobi savaşının öncelikle kendi aramızda başlaması gerektiğini düşünüyorum ve yine de içimizdeki homofobinin sona ermesini istiyorum’’. Bana göre homofobi cinselliğin iki vajina ve iki penis arasında, iki erkek ve iki kadın yüreği arasında da yaşanabileceğini, hemcinslerimizi sevebileceğimizi anladığımız ve daha da önemlisi bunu başkalarına anlatabildiğimiz zaman sona erecektir.