sappho'nun kızları tartışıyor

BANA BU AŞKI DA LÜTFEDER MİSİNİZ?

Yeşim T. BAŞARAN / Ankara

Tarih boyunca insanlar cinselliklerini günümüzde olduğu gibi yaşamadılar. Her şey gibi o da değişiyor. Özellikle feminizm ve eşcinsel özgürleşme hareketlerinin şekil değiştiren cinsellik algısına katkıları azımsanmayacak denli çok. Cinsellik yavaş yavaş ailenin cenderesinden, erkeğin kontrolünden çıkıyor. Aşk da tüm bu olanlara seyirci kalmıyor elbet. Zaten aşk ve cinselliğin sınırlarını, kesiştikleri yerleri kesin çizgilerle belirlemek olanaksız. Hangisi hangisinden türer, bu da belirsiz. Dolayısıyla aşk da, cinsellikle beraber yaşanma şeklini değiştiriyor. Aşk ve cinsellik için partner seçme kıstaslarımız, partner bulma şekillerimiz, yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamlar… Tüm bunlar insanlık tarihinde ataerkinin aldığı darbelerle çeşitleniyor, şekilleniyor. Erkeğin en minik egemenlik alanı aile, cinselliği eskisi kadar denetleyemiyor. Kendi coğrafyamızda cinsellik, erkeğin seçtiği kadının ailelerin anlaşması sonucu o erkeğe verilmesi çirkefliğinden uzaklaşıyor gün be gün. Şimdilerde, nasıl olup da bir zamanlar o şekilde yaşandığını anlamak çok güç. Demek ki bizi heyecan dolu, tahmin edemediğimiz yıllar bekliyor. Kim bilir daha neler değişecek, hayat daha neleri yaşantımıza sızdıracak ve biz bunlar her zaman varmış, her zaman doğalmış gibi yaşayacağız.

Eşcinsel aşkın kamusal ifadesinin kabulü böyle bir değişimin sonucunda olası hale gelmekte. Eşcinsel aşkın varlığı ise insanların kendi ürettikleri ve yaşattıkları bir şey. Toplumun kuruluş biçiminin ve kabul değerlerinin dışında bir şey eşcinsellik. Buna rağmen insanın kendi içinden gelen, toplumun oluşuş biçimini bozabiliyor. 200 yıl öncesine kadar kadınların birbirlerine aşık olabilecekleri, bedenleriyle birbirlerine haz verebilecekleri kimsenin aklına gelmezken, kadınlar kendi aralarında onlara öğretilmeyen yaşam biçimleri oluşturabileceklerini gösterdiler. Eşcinsellik, topluma daha başka nasıl yaşanabileceğini gösteriyor. Bir çok insan yaşama biçimini kendi çabalarıyla kurmaya çalışıyorlar.

Aile içerisinde izin verilen heteroseksüel cinsellik, çoğu tarafından gizli kapaklı aile dışı da yaşansa da, her heteroseksüel kendisi dışında kalanlar için toplumu oluşturup, herkesin aile içi cinsellik yaşamasını bekliyorlar. Kimsenin kendi kaçamağına bir lafı yok; başkalarının yaptıkları ise cezalandırılmalı. Heteroseksüel cinsellik, "kaçamak" ya da "aldatma" isteğini formüle edemiyor, kendi kaçamaklarını anlama ve yaşamını buna göre kurma yolunu seçmiyor. Çünkü heteroseksüel cinselliğin, cinselliğini anlama, anlamlandırma yönünde bir pratiği yok. Heteroseksüellik zaten verili olan. Kimin ne yaşayacağı önceden belirlenmiş, öyle ki aldatmaların bile klişeleri var… Gömleğinin kenarındaki ruj lekesi de neyin nesi?

Ama eşcinsellere nasıl yaşayacaklarını söyleyen yok. Eşcinselliğin ülkemizden daha görünür olduğu yerlerde "rol model" mekanizmasının işlediğini görebiliyorum, ama bu insanların yaşamlarını ne kadar belirliyor, tahmin edemiyorum. Fakat bizim ülkemizde eşcinsel rol modeli pek olmadığı için, herkes kendi başına kalmış durumda. Aşk nasıl yaşanır, kendimiz bulmak zorundayız. Bize yol gösterebilecek heteroseksüel ilişkilerin ne kadar sorunlu olduğunu biliyoruz. Heteroseksüel ilişkilerin en birincil sorunu, cinsiyet rollerinden kurtulmaya pek olanak tanımamaları. Kimin ne yapacağı belli, insanlar sınırlarını pek zorlamıyorlar. Eşcinsellerin yapabileceği (bazılarının da yaptığı) en büyük aptallık, ilişkilerini heteroseksüel çiftlerinki gibi yaşamak. Çünkü, heteroseksüel çiftlerin bile içinde kendilerini bu ilişki tarzından kurtarmaya çalışanları varken, bizim hiçbir sınırımız olmadığı halde, gidip sorunlu bir modeli kendimize örnek almamız, pek akıl karı değil. Hazır elimizde işlenmemiş bakir topraklar varken, ilişkilerimizi nasıl yaşamak isteyeceğimizi, nasıl yaşayabileceğimizi kendimiz belirleyelim.

Aşk ve cinsellik ancak iki kişi tarafından paylaşılabilirmiş gibi algılanıyor, başka türlüsünün olabileceği pek azımızın aklına geliyor. Oysa "aldatma-affetme" zinciri gibi bir gerçek, insanların iki kişili ilişkilerden daha fazlasını yaşayabileceklerini gösteriyor. İnsan içinden geleni dinlemeli. İçinden sevgilin dışında birileriyle olma isteği geçiyorsa, bu istek sorgulanmalı. Ben bu isteklerin nedeninin insanın poligamik bir yapıya da sahip olmasına bağlıyorum. Elbette herkesin poligamik olduğunu iddia edemeyeceğim. Ama "aldatma-affetme" zincirinin de uygun bir yaşam biçimi olduğunu kabul edemem. Her seferinde ilişkiler kirleniyor, insanların birbirlerine güvenleri sarsılıyor, sırf içlerinden gelen bu "başkalarıyla da birlikte olma isteğini" kabul edemedikleri, yaşamlarında bunu yaşama şeklini daha etik bir hale getiremedikleri için. O zaman ne oluyor, "beni nasıl aldatırsın"lar, kırgınlıklar, gelecekte yeniden malzeme olarak kullanılacak güçlü kavga birikimleri. Her aldatan aldattığı sırada, bu davranışının yasak olmasına akıl sır erdiremezken, roller değiştiğinde önceki durumun kurbanı, birden partnerine neler için kızdığını unutup, o da partnerinden duyacağı lafların ne kadar anlamsız olacağını düşünüyor. Ama bu ilişki bir türlü sorgulanmıyor ve "aldatma-affetme" zinciri sürüp gidiyor.

İçimizdeki poligami isteğini her seferinde başka yalanlarla aklama çabası yersiz, gereksiz enerji kaybı. Poligamiyi başlangıçta aklayıp, ilişkileri buna göre kurmak varken, sürekli heteroseksüel çiftler gibi birbirimizi yememiz bana çok anlamsız geliyor. Çünkü eşcinsellere nasıl yaşamaları gerektiğini söyleyen yokken, eşcinsellik cinselliğin sınırlarını belirleyen aileden zaten çoktan kopmuşken, nasıl olur da heteroseksüel çiftlerin ilişkilerini yaşama şekillerini kendimize örnek alırız. Bizim önümüzde başka yaşam olanakları da var ve bunları istediğimiz gibi kullanabiliriz.

Aşkı ve cinselliği heteroseksüel aile kurumunun geleneğini sürdürüp, sadece iki kişi arasında yaşanacak şekilde dayatmak, gözümüzü yeni hayat biçimlerine kapatır. Heteroseksüeller doğaları gereği üç kişilik bir aşk yaşayamazlar örneğin. Ama lezbiyenler veya gayler, üç kişiden oluşan bir sevgililik ilişkisi kurabilirler. Bu kuralları olan bir yaşam şekli olmadığı için, nasıl yaşanabilir bir hale gelebileceği, insanların kendi çabaları ile belirlenecektir. Poligami, bir çok farklı şekilde yaşanabilir. İnsanlar, birden fazla insanla duygusal ve/veya cinsel ilişki sürdürebilirler. Toplumun şu anki bozuk yapısında bunu istiyor gibi davranıyor pek çok kişi. Sadece her şey gizli kapaklı yürütülüyor. Bunun yerine, kendimizi kabul ettiğimiz bir yaşam biçimi daha üretken ve yaşamaya değer olacaktır. Poligami nasıl yaşanabilir? Bunun herhangi bir sınırı yok. Dediğim gibi ikiden fazla insandan oluşan sevgililik ilişkisi gibi de olabilir, insanlar birbirlerinden bağımsız birden fazla sevgiliye de sahip olabilirler, veya insanlarla paylaşımlarını sevgililik ilişkisi içine sınırlamayabilirler. Yaşayabileceğimiz o kadar çok şey var ki, yeter ki bunları tartışılabilir hale getirelim, heteroseksüel aile kurumunun zihnimizdeki mirasından kurtulalım.

Aşk, cinsellik bize öğretildiği gibi değil. Neden sevişmek istiyoruz, nasıl seviyoruz, sevgilimizle neler yaşamak istiyoruz… Tüm bunları sorgulamamız gerekiyor ki kendimizi, ihtiyaçlarımızı, yaşamdan beklentilerimizi anlayalım. Aşk ve cinsellik birbirini tamamlayan iki şey gibi görünürken, bir yandan da birbirinden tamamen bağımsız, biri yüceltilen diğeri de kabullenemeyen iki şey olarak görünüyor. Aşk her zaman kutsal, cinsellik ise aşk varsa kutsal. İşte heteroseksüel aileden kalan çirkef miraslardan biri. Aynı anda birden fazla kişiye cinsel ilgi duyuyorsan, bunlardan birini sevgili olarak onaylayabiliriz, ama diğeri ile yaşayacakların kirletilmiş bir cinsellik olacaktır. Çünkü toplum ikiden fazlasına izin vermiyor. İyi de toplum eşcinselliğe de izin vermiyor. Bu durumda onun diğer sakat içeriklerini devralmaya ne gerek var ki? Aşk, cinsellik… Aslında birbirlerinden daha fazla ya da az kutsal olmayı hak etmeyen kelimeler. Aşk ne kadar kutsalsa, cinsellik de o kadar kutsal olabilir, cinsellik ne kadar bayağı ise aşk da o kadar bayağıdır. Aşkı, cinselliği ne denli kutsal ve de bayağı yaşayacağımız bize kalmış. Yeter ki, içimizden gelenleri kabul etmenin yollarını bulabilelim, tıpkı eşcinselliğimizi kabul ettiğimiz o yıllardaki gibi.

Hosted by www.Geocities.ws

1