sappho'nun kızları tartışıyor
BİZİ GİDİ BİZİ
Tezer KANIK /
AnkaraHerşeye bir anlam yükleme çabasında olduğumuz karmaşık yaşamımızda, yüklediğimiz bu anlamların yüceliğine ve değişmez doğruluğuna öylesine inanıyoruz ki başka düşünüş ve yaşayışlar hiç anlayabilme ihtiyacı içine sokulmaksızın en baştan yok’lanıyor ya da lanetleniyor.
Bir eşcinsel olarak en baştan lanetlendiğimiz ve yok sayıldığımız bu ataerkil yapılanmada mücadelemizin asıl amacı hoşgörünün sağlanıp tüm insanlara tüm alanlarda bireysel özgürlük şansının sağlanıp sürdürülmesiyse ve işte tam da bunun sağlanamamasından dolayı sıkıntılar içind
eysek; bu konuda yeterince ağzı yanmış insanlar olarak hâlâ hoşgörüsüzlüğümüzde inat ediyorsak en büyük çelişkiyi yaşıyoruz demektir.Toplantılarda ve arkadaş sohbetlerinde en çok tartışılan hassas bir konudur ‘tekeşlilik ve çokeşlilik’ meselesi. Özgürlük ve anlayış çığlıkları attığımız dünyamızda bizden farklı düşünüp farklı yaşıyor diye karşımızdaki insanı karalayıp hayatımızda bir tehlike sinyali olarak görme çabasına girdiğimiz bir sonuca ulaşır çokça.
İnsanın egemenliğini oluşturabileceği tek yaşam alanı kendisinin yaşamıdır. Hiç kimse zorlamayla bir başkasına kendi doğrularını kabul ettirme çabasında olmadığı sürece bir başkasını salt bizden farklı inançları olduğu için karalamak; karşısında olduğumuz ataerkiyle aynı saflarda bulunmaktan başka bir sonu
ç doğurmuyor bana göre. Çünkü; “Ne kendimi ne de başkalarını belli bir yaşama şekline zorlayamam.”* anlayışına sahip olmanın gerekli olduğu inancındayım.Çok karmaşık olan insan ilişkilerini anlamlandırma süreci her insanda farklı bir içerik kazandığı için ve her insan kendi doğruları doğrultusunda yaşarsa mutlu olacağı için bu tür sert değerlendirmeler ve karalamalar ancak kendi kalıplarımızın ne kadar korkunç bir kapalılıkta olduğunu gösterir.
İnsan duygulanımlarının en güzel boyutlarından biri olan aşk, her insanda ayrı güzellikte ayrı coşkunlukta kendini var ediyor. Aşk hiçbir kalıba sokulamayan bir duygulanım. Onu ne cinsiyet kalıbına sokabiliriz ne de estetik kalıbına. Kaldı ki içinde bulunduğumuz toplumca bize yüklenilmiş ‘ahlak’ denilen oysa hiç de b
ize ait olmayan bir takım kurallar içine hiç hapsedemiyoruz.Kurumlaşmış ilişkilerin o insanı boğucu dar duvarlarına karşı çıktığımızı söylediğimiz dünyamızda ilişkilerimizi evlilik ilişkileri biçimine hapsedip kendimizi ve sevgilimizi bu ilişkiyi sürdürme zorunda bırakmak ve buna ‘yüce aşk ki sürüyor’ değerlendirmesini uydurmak sadece kendimizi kandırmaktır bana göre.
Aşkın zamanı yok. İnsanın başka bir insana karşı nasıl bir duygulanım içine gireceği zamana ve o kontekste bağlı olarak oluşmuyor. Planlanarak yaşanamayan bir oluşum aşk. Bir insana duyduğumuz coşkunun, sevginin, aşkın ne zaman başlayıp ne zaman biteceği hakkında bir önbilgimiz yok!...
Aynı zaman içinde birden fazla kişiye duygulanım içine girmek (ki bunun adına poligami diyoruz ) tamamen o insanın duygulanım sürecine bağlı bir şey. Kendi adıma aynı zaman süreci içinde birden fazla kişiye aşık olma durumunu hiç yaşamamış bir insan olarak ve tamamen içsel bir süreç olarak monogam bir insan olduğum halde bunun tersi duygulanımları yaşayan insanla
rı anlama çabasının doğru olduğu inancındayım. Anlamanın ötesinde saygı duymanın gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insan ilişkileri öylesine hassas, öylesine özel, öylesine güzel oluşumlar ki bunları karalayıp kötüleme davranışının insan olma çabasının dışında kaldığı kanaatindeyim.Öncelikle poligami ve monogami dendiğinde ne anladığımı açmak istiyorum. Monogami bir insana duygusal yoğunluk içinde olmaksa poligami de aynı zaman içinde birden fazla insana duygulanım içinde olma anlamı taşıyor bende. Cinsel paylaşımları bunun içine çok fazla dahil etmiyorum. Salt fizyolojik güdülerin tatmini için oluşan günlük cinsel paylaşımları poligamiye dahil etmenin doğru olmadığı düşüncesine katılıyorum. Yani cinsellik ötesi bir içerik taşıyan anlama geliyor bende poligami
ve monogami. Öncelikle duygusal yönelimi ifade ediyor.Bu noktada dürüstlük konusuna geliyoruz. İnsan önce kendisine dürüst olup duygulanımlarını yüksek sesle söyleyebilme gücüne sahip olabildiği ölçüde mutlu olabiliyor. Yine o zaman içinde yaşamının güzelliklerini paylaştığı insan/insanlara dürüst olabildiği ölçüde insan olabiliyor.
Monogami yoz, tabularla dolu, tutucu bir yaşam şekli olmadığı gibi poligami de yoz, dejenere bir yaşam şekli değildir. “İnsana özgü olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” anlayışını yaşamımıza katabilirsek kendi adımıza da başkaları adına da hoşgörüden, özgürlükten ve insanca yaşamaktan bahsedebiliriz.
Kendimizi yaşayabilmek için başkalarına da yaşama şansı tanımak durumundayız. Unutulmamalıdır ki, “Özgürlük mücadelesi şu
veya bu kesim için verilmez. Özgürlük bir bütündür.”*** Schopenhauer
** Yıldırım Türker