"iletişim" TARTIŞMALARI
Atilla A. /
AnkaraEşcinsel bireyin varoluşunu belirleyen cinsel kimliği ise de bu belirlenim sadece seksüel paylaşımı işaret etmiyor sanırım. Zaten bu çok yeni bir düşünce de değil. Foucault; "Kişinin, kendi cinsiyetini taşıyan başka birisiyle yatması onu eşcinsel yapmaya yetmez", "Eşcinsellik sorusunu ben kimim, ar
zumun gizini oluşturan nedir sorularına indirgeyen eğilimden de kuşku duyulması gerek. Belki de sorulması gereken şu soru: Eşcinsellik sayesinde nasıl ilişkiler kurulabilir, tasarlanabilir, geliştirilebilir ve bu ilişkilere duruma göre nasıl farklı biçimler kazandırılabilir?" der. Nasıl bir etkileşim platformunda bir araya gelmeliyiz ki eşcinsel alt kültürün boş kümeleri olmaktan kurtulalım? Bu sorunun yanıtını KAOS GL, LAMBDA (diğer oluşumlar) vs. birlikte arıyorlar; dünyanın diğer ülkelerinde de durum pek farklı değil.Bu ülkede gay kimliğinin politik-apolitik oluşu tartışıla dururken seksist düzenin tuzaklarına düşmeden imkanları zorlayarak çıkan KAOS GL dergisinin, iletişim köşesi (sayfası) gibi amacına hizmet etmeyen bir bölümünün olmasını oldukça yersiz
buluyorum.Bir eşcinsel derginin, Türkiye gibi cinsel ayrımcılığın doruğunda olan bir ülkede çıkıyor oluşu toplumsal bir hareket için zemin arayışı ve bireylerin yanyana gelişi için ortak platform olması kaçınılmaz iken aynı derginin iletişim şekli yazı dili (yazının kendisi)dir. Yazıya dökülenler yaşananların, duygulanımların kendisi olması nedeniyle bu gücü taşır. Politik bir dergi çıkarmak bir misyonu üstlenmeyi beraberinde getirirken, izleyicilerinin düşünce ve temennileriyle dergi politikasını belirl
emek alt kültüre bilgi, politik söylem, düşünce geçişimini engelleyecektir. Gerek grup çalışmaları gerek dergi çalışmaları katılımcılarının unutmaması gereken yapılanların getireceği fayda hesaplamaları olmamalıdır. Hak arayışı belirli bir politik duruşu kendiliğinden getirebilir fakat hedefler saptanamadıkça yapılanların havaya gitmesi işten bile değildir. Bu bağlamda bazı şeylerin ne niyetle yapıldığının bir önemi kalmıyor, nitekim dergide yer alan iletişim köşesi bir çoğunun karşı çıktığı (benim de) barlarda oluşan ve yayılan, belirleyici olmaya çalışan yeni gay imajını destekleyen bir pozisyona giriyor. Yalnız bir eşcinselin arkadaş edinmesi, benzerleriyle tanışması, seksüel paylaşımlarda bulunması amacını taşıyan bu köşenin oluşumunu destekleyen arkadaşlar “ne var canım bunda” diyerek yukarıdaki açıklamaları yapıyorlar. Oysa işin rengi hiç de öyle değil. Sayfaya göz attığınızda çoğu cep telefonlarından oluşan iletişim şekli neyi işaret ediyor acaba? Ya gelen (yayınlanmayan-düzeltilerek yayınlanan) ilanların içindeki aktif, pasif, yaşlı, genç, gizliliğe önem veren, kendini belli etmeyen gibi sıfatlar neyi imliyor acaba! Bu arada ilan vermediğim halde telefonumu bulup beni arayan, dergide ilan sayfasından başkaca bir şeyle ilgilenmeyenlere (ki bunların fotokopi yoluyla iletişim sayfasını ele geçirenlerini de duydum) ne demeli! Kaos GL dergisinin amacı eşcinsellerin biraraya gelerek bilinçlenmesi, yanlış alt kültürün değiştirilmesi, gay politiğin belirlenmesi için birlikte düşünce üretmek, birlikte evrilmek değil de “kişisel” tatminleri sağlamak oldu da ben mi haberdar olamadım? Ayrımcılığın her türlüsüne karşıyız şiarına ne oldu?“Ucuz dergilerde” yer alan bu tip köşelerin öncelikli amacı dergi satışını arttırmaktır. Zaten bu tip dergilerin belirli bir okuyucu kitlesi yoktur. Daha doğrusu belirli kitle, düzenli dergi alma alışkanlığı olmayan, sıkıntıdan ne bok yapacağını bilemeyenlerden oluşur. Dergi yönetimi kârı hedeflerken alttan alta seksist sistemin işleyişine hizmet eder. Aynı sınıftan aynı zevklere sahi
p insanların tanışarak biraraya gelmesi tektipleşmenin kaçınılmaz yörüngesinde kişisel tatminlerini sağlayan (!) mutlu insanlar oluşturur. Hal böyleyken, sınırlı sayfa sayısına sahip dergimizde daha çok düşünce yazısı, kişisel paylaşım, haber vs. yazıları görmek isteğinde olan birisi olarak bu yazıyı yazmak durumundaydım. Bu noktada daha uzun gerekçeler yazmak, akademik bir dil kullanmak, yazıya iletişim nedir sorusunu yanıtlayarak başlamak hakkımı saklı tutuyorum.Uzun zamandır yazılarıma ara verişim nedeniyle beni suçlayan kimi arkadaşlar, yazı yazmanın dışında ki diğer alanlarda ne kadar belirleyici olduklarını sorguluyorlar mı acaba? Kaos GL oluşumunun hemen hemen başından beri içinde yeralan birisi olarak nasıl sessiz kalabildiğime şaşırmıyor değilim. F
akat susmak kimi zaman kabullenmek anlamına gelmiyor. Merak edenler varsa bundan sonra daha da aktif olacağımı zaman içinde göreceklerdir.Benim davam, bu derginin nasıl olur da perspektifini genişletirken özünü kaybetme noktasına geldiğidir. Umarım bu yazı, bir tartışma çıkarır ve neler düşünüldüğünü öğreniriz hep birlikte. Sağlıcakla kalın.
narkisos ve hermes
Murat YALÇINKAYA /
AnkaraBir karşılaşma: Ayna ve Ben
Günlerce evden çıkmayabilirim. Odamda, balkonda, salonda kahve içip, sigara tüttürerek kitaplara dalabilir, “günden güne odamın şeklini alabilir”, kimi zaman Üzüm’ün mırıltılarını dinleyip, onunla evin içinde saklambaç oynayabilir, kimi zaman da anıların kirletmediği kasetlerimi teybe koyar müzik dinlerim. Birkaç dostum gelir, onlarla da çay içer, televizyon seyreder, gördüğümüz her şeyle dalga geçeriz. Zamanı gelir; dışarı çıkmam gerekir. İşlerim ya da okula gitmem dışında dışarı çıkma isteği, sosyal alanın sürprizlerine, karşılaşmalarına, olasılıklarına en açık olduğum anlarda ortaya çıkar. Üzüm’ün burnuna bir öpücük kondurup, aynanın karşısına son bir kez geçtiğimde aynada yansıyan “ben”, risk almaya hazır olduğumu hatırlatır bana. İlk karşılaşma hep kendimledir.
Bir diğer karşılaşma: O ve Ben
Çekingen bir merhaba önce. Ya da fütursuz bir “selam” çakış: İsimlerin değiş tokuş edilmesi, hayatı kazanmak için yapılanların öğrenilmesi… Sonra boşluk doldurduğuna emin olunan kalıp cümlelerle yakınlaşma çabaları, fırlatılıp atılan renksiz kahkahalar… Ardından karşılaşmanın mekanına göre suskunluk ya da kalacak bir yer bulmaya çalışma. Bir toplantı sonrasındaysa karşılaşma ya da sinema çıkışında, olmadı otobüs kuyruğunda, karşılıklı karar verememe sürecinden sonra zorunlu olarak oturulan bir kafede kahkahaların ardından gelir suskunluk. İsimlerin değiş tokuş edilmesi, böylesi karşılaşmalarda, zamanı geldiğinde hikayelerin de değiş tokuş edilebileceğinin taahhüdüdür. Çoğunlukla bedenlerin üstünden varılır ya hikayelere, ben tutucuyumdur, önce hikayeyi dinlerim. Bir insana yaklaşmak onun hikayesinin diline yaklaşmak değil midir zaten? Bu karşılaşma, kendi hikayenin dilini aşka tercüme etme isteğini çoğaltır. Aşk, aynalı odalarda/evlerde değil, orda, dışarıdadır…
Bir soru: Sizi ararsam ne konuşacağız?
Kaos GL dergisinin iletişim sayfasıyla ilk karşılaştığımda duyduğum şaşkınlık, beklediğim üzere, kişisel ilanları okuduktan sonra yerini öfkeye bıraktı. İlk bakışta kamusal alanda kendimizi ifade edeceğimiz yerlerin azlığı ve buralara sıkışıp kalmışlığımız düşünüldüğünde, hep anonim kalmak zorundaymış gibi olan okuyucuların dergi aracılığıyla kendi aralarında iletişim kurmak istemeleri hiç yadırgatıcı gelmiyor. Kişisel anlatılarımız düşünüldüğünde ise, kendimizden başka tek bir eşcinselle karşı karşıya gelmeden, iki çift laf edemeden yaşanan sancılı yalnızlık günlerinde bu tür sayfaların, kendini yeni ifade etmeye başlamış eşcinseller için öneminin de farkındayım. Ama, kişisel ilanların dili, beş yıldan beri bu dergide öyle ya da böyle, eksik ya da çok naif bir biçimde de olsa sürdürülegelen eşcinsel kimliğe ilişkin tartışmalara set çekiyor, kapılmayalım diye elimizden gelen herşeyi yaptığımız iktidarın tuzaklarının her birine kapılıp kalıyordu. İletişim kurmanız için, Deli Dumrul’u bile hayrete düşürecek şartları yerine getirmeniz gerekiyor öncelikle. Yakışıklı, kaslı, esprili, çılgın olmanız gerekiyor: Tıpkı gay barlarda üstünüzü çıkartıp, rahat rahat dans edebilmeniz için, kelebek göğüslere ve kaslı kollara ihtiyacınız olduğu gibi…Ya da kendinizi aktif ya da pasif olarak konumlandırmalısınız ki, mesajın sahibine telefon açtığınızda size yöneltilecek olan “aktif misin pasif mi?” sorusuna tereddüt etmeden cevap verebilesiniz. Güvenilir olmak, sır saklamak da bir diğer kriter sizinle iletişim kurulabilmesi için, öyle tanıştığınız birinin eşcinsel olduğunu orda burada ağzından kaçıracak kadar düşüncesiz biriyseniz, oturun oturduğunuz yerde: Biz eşcinselliğimizi diğer eşcinsellerden saklamaktan gurur duyarız. Bu özellikleri taşımıyor ve üstüne üstlük fotoğrafınızı da göndermemek gibi bir terbiyesizlik yapıyorsanız, artık “yalnızlık” sadece size ve “allaha mahsus” olacaktır: Kaderinize boyun eğiniz lütfen. İletişim dediğiniz de nedir ki zaten, yatak odanızda duran fotoğraf albümlerine bir fotoğraf daha ekleyip, eşe dosta geçmişinizin ne çok yatak kabarıklığıyla dolu olduğunu göstermenin aracısıdır. İletişim, hep birbirine teğet geçmenin, ama bir türlü yüzyüze gelememenin tarihidir aslında. Gerisi de boş laftan ibaret.
İyi de tüm bu özellikleri taşımayan biri olarak ben, evimdeki aynayla karşılaşmadan önce, elim telefona uzansa, ve oradaki telefon numaralarından birini çevirsem ilk cümlem şu mu olacak: “Benim istediğim sadece yatma özgürlüğü. Ya senin ki?”
Bir diğer soru: Kuzum biz narsist miyiz?
Narkisos bir su birikintisi üzerine eğildiğinde suya yansıyan görüntüsünün güzelliği ile kendinden geçer. O’na dikkatli olmasını söylerler, ama O hiç kimseye ve hiçbir şeye aldırış etmez. Bir gün kendi imgesini okşamak için iyice eğilir ve düşüp boğulur.
Bu mit, hep kendini sevmenin ne kadar da kötü olabileceğini anlatmak için bir örnek olarak kullanılır. Ama, Richard Sennett’ın da değindiği gibi, narkisos miti daha başka anlamları da içinde taşımaktadır: “Bu, dünyanın gerçekliğinin benliğe ilişkin imgeler yoluyla kavranabilirmiş gibi tasarlanması ve buna göre dünyaya bir tepki gösterilmesi tehlikesidir”. Narkisos mitinin iki yanlı bir anlamı vardır: Kendine dönüklüğü kendinin ne olduğuna ve ne olmadığına ilişkin bilgi edinmesini engellemektedir, bu kendine dönüklük, kendine dönen kişiyi de yok etmektedir. Sudaki yansımasını gören Narkisos suyun “öteki” olduğunu ve kendinin dışında olduğunu unutur, onun tehlikelerini göremez.
“Güçlü bir benlik sevgisinin” tam zıddı bir noktada durur narsism. Birey kendine kapandıkça, doyumsuz kalır, zarara uğrar. Benlik ile öteki arasındaki sınır silinir ve kişi gerçekliği sadece ötekinin yansıttığı aynaların sınırları içinde algılar. İlişkiler kadar, sınırlar, limitler ve zaman biçimleri de silinir. “Narsist kişi deneyimlere aç değildir, deneyime açtır. O deneyimde hep kendi kendisinin bir ifadesinin peşinden koşar, her bir özel ilişkiyi ya da anı değerden düşürür, çünkü kendisinin kim olduğu sorusuna asla yeterli yanıtı alamayacaktır.” Sennett’e göre narkisos miti tam olarak şunu yakalar: Kişi benliğinde boğulur.
Dünyadaki her türlü sorunun sebebine eğilmek istenildiğinde karşımıza çıkan şu “iletişim” denilen problemi bir de bu narsism yakasından görmek belki de zihnimizi açacaktır. Dünyayla ve ötekiyle olan ilişkilerimizi, kendimizden doğru kurduğumuzda, aslında hem kendimizi hem de dünyayı ve ötekini tanıma fırsatını sağlayan ilişki, güdükleşiyor, elimizi kolumuzu bağlayıp, bizi doyumsuz bırakıyor. “Ben kimim?” sorusunu sormakla başladığımız yolculuk, varolan gerçekliği sadece kendi yansımamız olarak algılayışımız yüzünden kısa sürede kesilip, kendi çevremizde dönme halini alıyor. Ötekiyle karşılaşılan her an, kendimizin ne kadar güzel, ne kadar yetenekli ne kadar duygusal olup olmadığımızı kaydettiğimiz bir hesap defteriymiş gibi yaşandığında, hem kendimizi sevmekten hem de ötekinin dünyasından uzaklaşıyoruz. İlişkilerimizde “mübadele temelli mahremiyet” olduğu için can sıkıntısından kurtulamıyoruz. Çünkü, ötekiyle karşılaştığımızda eteğimizde ne var ne yoksa karşılıklı olarak döküyor, ondan sonra da boşluğun sesini duyarak birbirimizden bıkıp, etekleri taşla dolu başka birilerini arıyoruz. Halbuki, gerçek mahremiyet ilişkisinde benliği çevreleyen sınırlar yalıtıcı olmayıp tersine, onu başkalarıyla iletişim kurmaya teşvik edebilir.
Sözgelimi, bu dergide bir araya gelişimizi anlamlı kılacak eylemin, karşılıklı olarak boşluklarımızın/duygulanımlarımızın ifadesinden çok; birbirimizi tanımak, birbirimizi dönüştürmek, yeni bir yaşam tarzı, kültürü oluşturmak için çaba sarfetmek olduğunu düşünüyorum. Birlikte hareket etmemiz için hangi kanalları açabileceğimiz konusunda net bir yanıtım olmasa da, işe kullandığımız dili ve kurduğumuz ilişkileri dönüştürerek başlamanın, bize epeyce mesafe kat ettireceğini düşünüyorum. Kendimizi sürekli olarak, ezilmiş, güçsüz, yapacak bir şeyi olmayan birileri olarak hissetmek yerine, düşlediğimiz dünyanın gerçekliğine ulaşabilmek için daha bugünden itibaren her alanda alternatif ilişkileri ve oluşumları hayata geçirmek çabasında olmalıyız. Kendimizi böyle bir yerde konumladığımızda, kendimizi ve mutluluğu kasıklarımızın arasında umutsuzca aramaktan vazgeçebilir, ağlak şarkı sözleriyle aktif ve mistik eşcinsellere çağrı çıkartmanın dışında da iletişim kurmanın kanallarını açabiliriz.
Bir istek: Konuşmak istiyorum
Evden çıkmadığım günlerin birinde, bir paket sigara ve bol bol yiyecek tüketerek yazdım bu yazıyı. Üzüm’ün camdan odaya giren kelebeğe karşı düzenlediği taarruzlar, çalan telefonlar kesintiye uğrattı çalışmamı. İlişkiler, iletişim üstüne yazı yazarken insan ister istemez kendi geçmişini de temize çekmeye yelteniyor. Ama zor bir iş bu. Başka bir şey yapamamanın çaresizliğinde hiç bir zaman kopmayacağı düşünülen dostluk bağlarının koparılması, kırılan kalpler, bir o kadar özlenen insanlar, anlar… Şimdiye kadar tanıdığım, ayrıldığım ve bundan sonra karşılaşıp, tanışacağım insanlarda kendimi değil, onları görmek istediğimi biliyorum yalnızca. Konuşmamış olmakla neler kaçırıyor olduğumuza hayıflanıyorum bir de…
Sizlerle iletişim kurmak değil, sizlerle konuşmak istiyorum.