MEKTUP-LAR-DAN

 

Gökhan / Kayseri

Sınav yoğunluğu yüzünden gezi ertesi biraz geç yazdım. Kaos'u bu ay zor bekledim. Tabii gelir gelmez bir hurra kitapçıya. Bir iki arkadaş "biz almayalım, sizden iletişim sayfasının fotokopisini çekelim" dediler. Buna çok sinirlendim. Ve günde 500.000 TL nereye vermiyorsunuz ki, diye çıkıştım. Herkese aldırdım ve şu an burada kalmadı.

Biraz geziden ve şenliklerden bahsedeyim, yani bende bıraktıklarından, aklıma her geldiğinde inanın göğsüm kabarıyor. Hayatımın en güzel günüydü, partnerimle öpüşürken, bas bas bağırırken, ip atlarken hesap vereceğim, çekineceğim diye kaygım yoktu. Şimdi o dağı, o gün orada yaşanılanlardan sonra düşünüyorum, ne kadar öksüzdür şimdi. Size ne kadar teşekkür etsem azdır. Burada, Kayseri'de hayat yine bombok. Okulda başıma gelen olayları, daha önce anlatmıştım. Şu an pek bir problem yok. Ama beraber yiyip içtiğim arkadaşlarım bir yerlerden "onun yanında görülmeyeceksin" diye uyarılmış. Bu yüzden okulda beni gördüklerinde vebalı görmüş gibi kaçıyorlar. Ne diyeyim kendi zavallılıklarına, mutsuzluklarına, adiliklerine yansınlar. Bu insanlar okuyacak da ülkeye faydalı bir insan olacak ha?

……… / Hatay

Bir süre önce televizyonda TUTKUNUN ŞAİRLERİ filmini izlemeğe başlarken bir misafirimin gelmesi üzerine maalesef ilmi izleyemedim.

İşin doğrusu ciddi anlamda da rahatsız oldum.

Fakat., Aradan bir süre geçince filmin tekrarının verileceğini öğrenince sevincimi anlatamam.

Belki bugüne kadar eşcinsel bir aşk birliktelik anlamında izleyeceğim 3. film olmasından belki de o aşkın içinde yer aldığımı hayal etmemden bilmiyorum ama çok sevindim.

Filmin yönetmeni Agnieszka Holland aktörleri ise Leonardo Di Caprio ve David Thewlis. 1995 yılında çevrilen filmin çalışması ise duygusal ve drama.

Konusu ise 1871 yılında şair Verlain’ın (David Thewlis) 16 yaşındaki şair Rimbaud’a (Leonardo Di Caprio) olan aşkı ve bu aşkın dramatik öyküsüdür.

Verlain zengin birinin kızı ile evli ve bir çocuk beklemektedir. Rimbaud’un taşradan gönderdiği şiirlerden etkilenerek O’nu yanına çağırır. 16 yaşında birini karşısında gördüğünde ise şaşırır.

Rimbaud ise yaşının çok üstünde bir tutkuya ve yeteneğe sahiptir. Bir o kadar da uçuk.

Kısa bir süre içinde Verlain Rimbaud’a aşık olur ve karısı ile çocuğunu terkeder ve beraber yaşamağa başlarlar. Rimbaud hırçın, hayalperest ve uzak dünyaları keşfetmeyi seven uçarı biridir ve Verlain’i beraberinde sürükler.

Uzun ve tutkulu sürece bir beraberlik ve aşk yaşarlar. Bu arada kocasının kaybettiğini ve Rimbaud’tan kopamayacağına inanan Verlain’i karısı boşar ve boşarken de eşcinsel ve ahlak dışı bir yaşam sürdüklerini iddia ederek kocasını 2 yıl hapse mahkum ettirir.

Verlain cezasını çektikten sonra ilkin Rimbaud’a koşar. Fakat artık Rimbaud bu birlikteliğin yürümeyeceğini ifade eder ve ayrılırlar. Bu sorunlar ilişkiyi bitirmiştir.

Aradan yıllar geçer Rimbaud’un kızkardeşi İsabelle Verlain’i bulur. Ve Rimbaud’un yakalandığı hastalık yüzünden bir bacağını kaybettiğini (dizindeki tümör nedeni ile) acı çekerek yaşadığını ve hastalığı tüm vücudunu sarınca da öldüğünü ifade eder.

Verlain’den ahlaka aykırı şiirleri varsa vermesini ister.

Verlain ise Rimbaud’dan geriye kalan TUTKU DOLU ŞİİRLERİ VERMEZ.

Ve film bu şekilde bana göre dramatik bir sonla biter.

Doğrusu filmden çok etkilendim.

Ve iki erkeğin tutku dolu aşkına hayran kaldım.

Filmlerde de olsa böyle bir aşkın varlığına inanmak bile bir mutluluktu benim için.

Sonra daldım, düşündüm.

SEVGİ en büyük ilaç insana buna bir kez daha inandım. Sevgi dolu mutluluk dolu yaşamlar bizlerin olsun.

Özkan / Adana

Beni, her şey ne kadar da küçük bir ayrıntıda saklıymış, diye düşünmeye iten hep görmekten korktuğum ama görmeden yapamadığım zehirli bir yılanı günden güne süzmekti bedenimin, beynimin en can alıcı kıvrımlarına. Bir acıyı benimsemiş olmanın yaşattığı nankör duyguların hiç birini yaşamamış olmayı istemezdim demiyorum ancak istemek keşke bu kadar çabuk katılmasaydı anlamını yitirenler kervanına.

Şimdi zincirinin bir halkasını oluşturmak, bilinçaltının bir yerinde (kenarında) yerimi aldığımı bilmek ve usulca kıvranıp kalmanın orda, içimde oluşturduğu paylaşılmaz huzurundan dolayı yanılgı sonrası elde edilen tecrübeler misali küçüldüğümü hissediyorum topraklarında. En börtü böceği seviyorum topraklarında yaşayan. Hayat can alıcı bir dönüm noktasında renk değiştiriyor, şekil değiştiriyor sözlerindeki büyünün tesiriyle.

Tanımlamak şimdi seni öyle zor ki!…

Belki bir başka bedene yaşattığın hazların toplamından çıkmış olduğunu zannedebilirsin tüm düşüncelerimin buna söyleyebileceğim tek şey keşke bu kadar basit olsaydı. Elbette bir başka bedende şekillenmeye çalışmanın tarifi mümkün olmayan acılarını da tatmıştım bu kadar yorulmadan ve anlamadan önce bir şeyleri.

Mutluysan mutluyum eğer mutluluğum mutluluğunun tamamlayıcısıysa çok daha mutluyum. Asıl sorun (evet bir sorun var hem de koca bir sorun), birileri bizi hâlâ hayat üzerinde oynanan oyunun vazgeçilmez piyonları olarak görmeye devam ediyor. Bizi bize satıyor, bizi bize öldürtüp, birbirimiz üzerinde kazandığımız zaferden bizim adımıza keyifleniyor.

Sarı saçlı bebek almadan seni kollarına zindanındaki o çocuk bu denli kırgın ya da umutsuz değildi. Dökülen yaprakların yürürken üzerinden çıkardığı her bir çıtırtı bin metrekare görüntü şekillenen gözlerimde. Ve sen yolun sonunda açmayı başarabilirsen o kapıyı, aşabilirsen hayalsi kısıtlayıcılarını bir defa bak gözlerime.

Olur mu?

Kaangir / İstanbul

Oysaki çok güzel saklamıştım seni kalbimde… Seni sevmiştim oysa, biliyorum sen de sevmiştin, titreyerek öpen, seven, sevilen o küçük esmer oğlancığı… Ama yapamadın, kabullenemedin yaşananları, sevgiyi, aşkı…

Seneler sonra aradım seni. Gözünde hiç değerim kalmamış. Seni böyle heteroseksüel eğilimlere saptıran her saniyenin, her dakikanın, her insanın Allah belasını versin.

Neden seni aradım hâlâ bilmiyorum. Hâlâ sarışın güzel aşkım olduğunu umduğum için mi? Yoksa tam anlamıyla bütünleşmek için mi? O zamanlar küçük esmer oğlanın bedeni böylesi birleşmeye hazır değildi. İyi ki de hazır değilmiş.

Aylarca sonra buldum telefonunu. Aramakla-aramamak arasında parmaklarım bir gitti, bir geldi. En sonunda başardım son numaranı tuşlamayı.

KAAN: İyi akşamlar, şey Cenk ile konuşabilir miyim?

CENK: Buyrun, ben Cenk.

K: Merhaba Cenk...

C: Merhaba, şey hatırlayamadım…

K: Ben Kaan…

(SESSİZLİK…)

C: Hatırlamadım!

K: Biraz düşün… Düşünürken merkez apartmanının bodrumunu, sizin evin salonunu, o salondaki sallanan koltuğunuzu, annenlerin yatak odasını, yataklarını hatırla…

C: Sana hatırlamıyorum, dedim. Bir daha arama burayı.

K: Hatırlıyorsun!!!

C: Hatırlanacak insan var, hatırlanmayacak insan… Telefonumu nereden buldun bilmiyorum ama bir daha arama, yoksa senin…

Telefonu kapattım… Ve tekrar aradım…

K: Cenk, neden korkuyorsun ha neden?! Bir zamanlar nasıl severdin ha, nasıl sevişirdin… Heteroseksüel düzene yenik düşmüşsün. Benim gitmem heteroseksistleştirmiş seni, o düzenin parçası yapmış, yazık… Bir erkek, eşcinsel değilse bu kadar iyi sevmez, öpmez, öpemez… Sen kabullensen de kabullenmesen de eşcinselsin, tamam mı? Cenk!!!

C: Bu sözleri iyi dinle… Böyle bir şey hiçbir zaman olmadı orospu çocuğu, eğer burayı bir daha ararsan senin ağzına sıçar, anandan doğduğuna pişman ederim. Tamam mı?

K: Tamam ama söylediklerimi sen de dinle. Tamam hatırlama beni. Hatırlamaman, tanımaman yaşadıklarını beyninden silecekse tamam. Ama şunu bil, sana boşuna değer vermişim. Sokağın ortasında bir it ölüsü görsem kenara çekerim, ama senin leşin olsa gördüğüm, üstüne tereddüt etmeden basar geçerim. Ayrıca orospular bile senden şereflidir. Asla bir ibne olmanın onurunu ve gururunu yaşayamayacaksın yazık… Görüşmemek üzere hoşçakalma, kendine iyi de bakma. Cenk, karşılaşmayız umarım Cenk… Allah belanı versin Cenk!!!

Yine de sağol küçücük yaşıma ve bedenime rağmen cinselliği keşfetmemi sağladın. Ben o küçücük yaşımda kendimle barıştım. Ama adı yoktu o zaman… Şimdi adını da buldum. İbneyim tamam mı ibne!!! İnadına hem de senin, Cenklerin, Keremlerin inadına ibneyim. Senin ibneliğini kabullenmeyip, böylesi bir şereften ve onurdan yoksun olman büyük kayıp adına üzüldüm…

O küçük esmer oğlancık büyüdü Cenk… Annesini bile yanına alarak böylesi bir yolda; güvenle, başı dik ve onurla yürüyor. Sabırsızlıkla bekliyor sevgilisiyle el ele tutuşup yürüyeceği, evleneceği günü. Bir gün eşcinsel hareket patlayıp, kabul gördüğünde büyük acılar yaşamama sebep olan Cenk'e, Cenklere tükürmek için ağzımda biriktiriyorum tükürüklerimi…

M. S. / Adana

Sabahları uyanırken aman Tanrım ben bu ülkede mi yaşıyorum sorusu harbi harbi kafamda büyük bir yer etti. Her şey o kadar laçkalaşıyor ki, her şey, her yer ve herkes bence çok çıkarcı, ama zaten öyle olması da gerekiyor.

Biz nereye gidiyoruz? Bu ülkenin sonu ne olacak? Ben tarihe bakıyorum da son Osmanlı yıllarını görüyorum. Yeni rejim yanlıları ülkeyi içten içe kemiriyor. (Tabi bu şartlar şu an hepimiz için mükemmel ama o zamanlar da biz şimdi nasıl şeriatı istemiyorsak onlar da cumhuriyet rejimini istemiyorlardı). Şimdi bu ülkede büyük bir asayişsizlik var. Ve en yakın örneği ÖSYM'nin sınav sorularını çaldırması.

Zaten BM'ye üye olan TC hiçbir şartı yerine getirmezken sınav zedeleri baştan kaybetmeye mahkum etti. BM'nin insan hakları evrensel bildirgesinin 26. maddesinde yükseköğrenim tam bir eşitlikle herkese açık olmalı der. (AOÖB puanı sayesinde bu madde Türkiye'de geçerli değil diğer 30 madde gibi). Ayrıca hepimizin kurtuluşu için geçerli hiç kimsenin özel yaşamına karışılamaz ve herkes görüşlerinde serbesttir maddesi bu ülke insanının duymayı isteyeceği en son şeydir. Hâlâ onlar kurbağa vakıfları ile kumar oynayan kadınları savunma derneğinde olan insanlar için uygulanan maddelerdir.

Din ve cinsiyet tabusu ne zaman yıkılacak? İnsanlar ne zaman birbirlerine saygılı olursa işte o zaman her şey bir bir yoluna girecek ve tüm insanlar için mutluluğun anahtarı bulunmuş olur. Bugün ben vicdan özgürlüğümü kendim isteyerek seçerim ve kullanırım. Bunu kimse alamaz ve söyleme gereksinim de yoktur. (…… orijinal metinden okunamıyor!) zorla evlendirilenler ve o gece hiçbir şey yapamadan orada kalakalmak bir çok eşcinselin yaşamının en feci anıdır. Bunu bir çok kişi de yaşamıştır. O zaman felaketler, acılar, yıpranmalar üst üste gelir. Kendini koruyan, sağlıklı bir beyin yapısına sahip olan insan kötü günleri atlatır. Ya iradesi zayıf olanlar; onlar için yaşam zaten çekilmez olur ve bir şekilde de bu diyardan göçerler. Ne vahim. Bu yüzden herkes toparlanmalı ve en azından özgürlük için savaş vermeliyiz. Bundan yüzlerce yıl önce olduğu gibi. Hâlâ bir sonuç yok ama belki bir gün olur.

Eftal / Kayseri

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Elimde mevcut eski Kaos'lara yeniden gözattım ve daha önce okumadığım bölümleri okudum ve sonrasında yeniden yazmaya karar verdim.

Beni etkileyen yaşanmış ve yaşanan aşklardan, birlikteliklerden kesitler okudum. Benim yakın çevremde uzun süreli beraberlik yaşayan gayler yok ama bana hep çok uzak ütopya gibi gelen hikayeler var duyduğum.

İnsan gay de olsa, lezbiyen de her şey sadece seksle sınırlı olmamalı diye düşünüyorum. Gözardı edilmemesi gereken fakat bunu ısrarla yaptığımız duygularımıza, sevgiye, aşka ne oldu Allah aşkına? Biz sevemiyor muyuz ölümüne? Aşkla çarpmıyor mu bizim yüreklerimiz? Sizi bilmiyorum ama benimki öyle.

Belki sırf sevgi uğruna yaşanacak sımsıcak bir aşk beraberliği adına mazbut sayılacak bir hayat sürdüm ama bu arada hayat merkezimin arkamda olmadığını öğrendim. Elbette bir çok erkekten etkilendim, hatta istedim de çoğunu ama hiçbir zaman her önüme gelenle yatacak kadar yürekli olamadım. Çünkü bir takım değerlerim vardı korumak zorunda olduğum. Kendime saygılı idim ve hepsinden önemlisi bedenim çok değerli ve özeldi, sadece adını bildiğim birine veremeyeceğim kadar.

Maceralarını dinlediğim arkadaşlarım var ve dergimizde okuduklarım. Kimseyi kırmak ya da eleştirmek değil amacım. Ama onlarınkini "cahil cesareti" olarak yorumluyorum. Onlar da beni "fani dünyada dünya nimetlerinden faydalanmama"yla. Ankara'dan Ali Ferhat'ınki gibi ya da Parisli Amcanın 45. sayıda yayınlanan mektubu gibi ya da; Siyah'tan Duygu'ya, Duygu'dan Siyah'a yazılan mektuplar gibi örneklerin daha sık yaşanmasını diliyorum. Söylemek istediğim bir başka şey de; malum sinemalara, hamamlara veya barlara, cafelere giderek başımızın göğe erip ermediği, tabi ne amaçla gidildiği önemli.

Bugüne kadar düzeyli bir ilişki, aşk temelli bir birliktelik yaşama düşüncesiyle bekledim ve biliyorum ki türümün son örneği değilim. Aktif ya da pasif, gay ya da lezbiyen herkese bekledikleri gibi bir ilişki diliyorum. Taşıdığım cinsel kimliğin onuruyla herkese "onurlu" ilişkiler ve onurlu bir yaşam diliyorum.

Hosted by www.Geocities.ws

1