DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İSTEDİK

BİZ DEĞİŞTİK

ŞAKİR / İstanbul

herkesin meşrebine uygun düşmeyen bir film.

Tunca ARSLAN-Radikal, 13 nisan

Yüzyılın son yılını yaşarken, pekçok insanın dünyayı değiştirememekten kaynaklanan bir hayıflanması olduğunu tahmin ediyorum. İki dünya, pekçok bölgesel savaşı atlatan yüzyılın ilk yarısı dünyayı olanca hızıyla yok etmeye çabalarken ikinci yarıda insanlar bu hızlı yokoluşun farkına vardılar ve ikinci çeyrekte birtürlü anlaşılamayan gençlik ideallerini söylemeye başladı. Geçtiğimiz yıl otuzuncu yaşına giren 68 hareketi, zamanını düşünsel anlamda etkilemiş olmakla kalmayıp, müziğin de evrensel birleştiriciliğinden faydalandı. Binlerce genç insan wootstock konserleri için bir araya geldiklerinde tek amaçları güzel melodiler dinleyip, özgürce yaşamak değil, diğer insanların da en az kendileri kadar geniş özgürlüklere sahip olmaları idi şüphesiz. Düşünen ve söyleyen bu kitle dünyayı değiştirebilmek adına hareket ederken sistem içerisinde her zamanki yıldırıcı tepkilerle karşılaştıkları kesin. Uzun saçlı erkekler, sınırsız seks anlayışı, önlenemez arzularıyla genelgeçer kuralların fazlaca dışındaki insanlar gidebildikleri yere kadar gittiler. Nelerin değiştiği, nerelere adım atıldığı konusunda kişiye ait öznel yorumları açmazsak eğer, yüzyılın son günlerinde bu hasbelkader gidişin içerisinde, o dönemin etkisinde kalan insanların '' kusura bakmayın kendimi yazdım'' demeleri ister istemez değiştirmenin zorluğunu çağrıştırıyor bize. Senaryosunu yazdığı filmi velvet goldmine'da todd haynes bize yukarıdaki tam saptamaları adeta ezberletircesine, gerizekalı bir çocuk edasıyla anlatmaya gayret ediyor. Velvet goldmine bir dönem filmi, diğer bütün dönem filmleri gibi tariflenme, kategorilenme sorunları yaşatıyor bize. Geçtiğimiz dönemde izlediğimiz reis çelik filmi hoşçakal yarın, filmdeki ana karakter deniz geçmiş fenomeni nedeniyle eleştirmenleri esnek yorumlar getirme konforundan alıkoymuştu. Yine turgut yasalar'ın ilk uzun metrajı leoparın kuyruğu hiç şüphesiz yerini bulamayan ve tartışılamayan dönem filmlerinden biri oldu. Son olarak yılmaz güney'in yol'u da yansıttığı seksen sonrası cunta dönemine ışık tuttuğu için film olarak asli görevlerini yerine getirmeden, tartışılamadan salt anlattıkları dönemin kapsamları ve soru işaretleriyle salonlardan ayrıldılar. Brintanya'da giderek bir müzik akımı olmaktan çok fikri duruş olarak algılanmaya başlayan rock, yetmişli yıllarda formalizme kayan anlayışı ahlaki kuralları zorlayan yapısıyla tartışılan bir efsane haline gelir. Biseksüellik, eşcinsellik gençler arasında modadır, sokaklarda insanlar televizyon kameralarına, eşcinsel olmadıkları halde eşcinselmiş gibi davrandıklarını söyleme lüksüne sahiptir ve dolabın dışına çıkmak dalgalarla yayılan bir hareket haline gelir. Fişeği ateşleyen glam rock akımının tasarımcısı cain flyn'dır. Yüksek topuklar, işlemeli kıyafetler ve seksi sınırsız bir ifade aracı olarak kullanan müzisyenler başta ahlakçı tepkiler alsalar da, bu akım kısa zamanda kitlesini genişletir. Dönemin formal etkisini Türkiye de zeki müren'le bulduğunu unutmamak gerekli.. Filmin aslında çok mizahi bulduğum giriş sekansında yönetmenin ''tanrı gökte parlayan yıldızları yarattı, insanlar yerdekilerini'' metaforu sık tekrarlarla baştaki etkisini yitiriyor. Büyülü bir broş var ki neredeyse bütün idollerin yakasında görüyoruz film boyunca. Aynı broş'un bir evin kapısına bırakılan oscar wilde'ın yakasında da yer alıyor olması eşcinsel idoller metaforunu güçlendiriyor olmalı. Kendi istediği müziğini yapmak isteyen brain slade karakterinin naif yükseliş öyküsü başlı başına bir kolaja dayanıyor. Film boyunca pekçok kült filmden göndermelere rastlamak mümkün. Yönetmen bu yaklaşımı glam rock'ın bir kolaj müzik türü olduğu iddiası ve bu fikri sinemaya aktarma şekli ister istemez zayıf kalıyor. Brain slade efsanesi etrafında şekillenen filmde, sahnede sözde bir suikaste kurban giden slade'in hikayesini on yıl sonra gazetesine yazmakla görevlendirilen arthur ile gelişmeler anlatılıyor. Bilinmeyense arthur'un dönemden fazlaca etkilenip kendini açık etmekte zorlanan bir eşcinsel olduğu. Baştan sonra flash-back seansları halinde devam eden anlatım yorucu ve yorucu olduğu kadar da müzik akımını işleyen öyküde müzik - görsellik ikileminde. Film temelinde eşcinsel alt kültürü işleyen, akımın müzikle ilgili boyutuna sünger çekip idollerin cinsel hayatlarına yönelen ve döneme kapalı ahlakçı bir sorguyla yaklaşan dile sahip. Karakterlerin küçük yaşta eşcinselliği çağrıştıran imgelerle karşılaşması, erken cinsel deneyim yaşaması, eşcinsellerin pedofili olması, kadın olmaya öykünme gibi bazı talihsiz göndermelerin gönderme olmaktan çıkıp bu metinlerin katı bir gerçeklikle aktarımı şüphesiz filmin heteroseksist yaklaşımını ele veriyor. Ekolün yaratıcılarından david bowıe'nin döneme imzasını atan şarkılarının, filmin müzikleri için kullanımına izin vermemesi de filmdeki ana karakterle anılmama isteğinden geliyor olmalı. Ayrıca bir dönem birliktelikleri gündeme gelen david bowıe ile mick jager ikilisinden david bowıe'nin böylesi atıflarla dolu filmde anılması, kırık filminde jager'ın eşcinsel bir karakteri canlandırılması sinemanın elverişli coming-out ortamının güçlü bir emaresi olsa gerek. Glam rock'ın rock müzik içerisinde seyrinin uzun süreli olmaması, dönem süresince gençlerin giyim tarzlarındaki değişimlerin moda - gelgeç bir eğlence, neredeyse özenti olarak sunulması, yaşanılan cinsel kimliğinde bir o kadar özenti olarak yorumlanmasına son derece açık. Film akımın genel seyrinden çok belgesel anlatım çabası, ewan mcgregor, jonathan rhys meyers, toni colette gibi, iyi oyuncuların aracılığı, gösterişli sahne kostümleri ile bir dönem filmi. İnsanların yeryüzünde insanların yarattığı yıldızların nasıl kaydığını görmek istiyorsanız ve coming-out olmakla ilgili korkularınız varsa güzel müzikler dinleme isteğinize olanak yaratın ve filmi görün.

Hosted by www.Geocities.ws

1