BEYTÜ’L-GAZEL

İBRAHİM / Ankara

Lise birinci sınıfta işine gönül vermiş bir öğretmenimizle birlikte başladı edebiyat sevdam. Aynı zamanda edebiyat kolunda okuyor olmamız nedeniyle haftalık ders saati sayımız da yüksekti. Müfredatta yer alan herhangi bir ders olmasının ötesinde güzel sanatların bir dalı olarak edebiyatı anlayıp özümsediğimi söyleyebilirim. Çok başarılı yazılar yazamıyor olmam fikir ve eleştirilerimi açıklama hakkıma engel değil diye düşünüyorum. Daha agresif bir savunma yapmak gerekirse iyi yemek yapmasını bilmiyor olmak yapılan yemeğin iyi olup olmadığını anlamaya mani teşkil etmez.

Bir nazım biçimi olarak “gazel”den bahseden öğretmenimiz dersin bir yerinde “çocuklar, gazelin en güzel beytine de beytü'l-gazel ya da taç beyti denir” dediğinde sessiz bir homurdanmayla karşıladım bunu. Bir şiirin en güzel dizesi ya da beytine kim, nasıl, neye göre karar verecekti? Edebiyat öğretmenlerinin bir işgüzarlığı olsa gerek diye düşünmekten kendimi alamadım. Öğretim yılı boyunca da hiçbir gazelde beytü'l-gazel bulamadım, bulunanların da beytü'l-gazel olduğunu kabul etmedim. Şiirin en güzel dizesi olamazdı.

Ve bir yılı aşkın bir süre sonra, lise ikinci sınıfta Fuzuli’nin bir gazelini işlerken jeton düştü, henüz daha şiir okunmadan kararımı vermiştim. En güzel dize buydu, o şiir ne kadar uzarsa uzasın şair daha güzel bir iki satırı yazamazdı. Zirve tekti, ikincisi olamazdı.

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı.

Yalnızlık bu dizelerden daha yalın, daha terennüm edilebilirdi. Gönlümün ateşinden başka benim için yanan bulunmaz, Sabah rüzgârından başka da kapımı açan bulunmaz.

Yıllar var ki beytü'l-gazel tadında yazılmış mısralara pek rastlamadım. Rastladıysam da yerimden sıçratacak, aklımı başımdan olacak tarzda değil. Patlayıcı madde ne denli etkili olursa olsun herşey fitili tutuşturan o ilk ateşe bağlıdır. Koskoca samanlık yanıp kül olabilir ama yine de o ilk kıvılcıma gerek vardır. Şiirin sizi ateşlemesi de beytü'l-gazel kalitesindeki dizelerle olur.

Fitili tutuşturacak ilk alevi bir düz yazıda keşfedeceğim aklıma gelmemişti doğrusu. Dergide Şarmut A. İkarus’un yazılarını ilgiyle okuyorum. Dalıp gidiyorum sık sık, bir dumanın gri yükselişinde uçuyorum bu satırları okurken. Bir de önerim var. Sigara içerken okuyun Şarmut’u. Yemeğin sosunun da tamam olduğunu göreceksiniz.

Nisan 99’da “Şehre bir kedi getiriyordu” “beden masalları” Bir düz yazıdan çok şiir tadında akıp gidiyordu yazı. Akıp giden suların çağıltısında bir avuç köpük ışıldadı birden gılgamıştan Köroğlu’na pek çok destan kahramanının bir göz yanılsaması süresinde yakalayabildiği bir ab-ı hayat köpüğü.

Sen erkime tahakküm eden bir mecaz oldun.

Aşk böyle anlatılırdı işte. Anlatılmazdı da daha doğrusu söylenirdi. Çünkü “anlatma” içinde bir zorlayıcılık, belli bir şeyin anlaşılması için bir uğraş, gereksiz bir gayretkeşlik vardır. Halbuki “Söylerseniz” serbestsiniz demektir, kim ne isterse onu anlar. Onun için sormayın ne demek isteniyor diye. Ne hissediyorsanız onu anlayın. Aşkın kriteri burada sizin için özel olduğunu düşündüğünüz insanı bir test edin bu ifadenin ışığında. Erkinize tahakküm eden bir mecaz olabilmiş mi olamamışsa eğer sıradan birisidir en fazla biraz özelliği olan birisidir, ama “çok özel” değildir. Tellerinizde gezinmiştir belki ama, bamtelinizi bulamamıştır. Isıtmıştır belki sizi ama, kanınıza giren, damarlarınızda dolaşan bir alev olamamıştır. Şeytani bir parıltıdır belki ama, ruhumuza tecavüz eden bir iblis olamamıştır. Sevgidir belki duyumsadığınız ama aşk değildir. Aşksa bile tutku eksik demektir. Erkinize tahakküm eden bir mecaz değilse yatağınızı paylaştığınız bir alt sınıftaki güzel çocuk olsa ne farkeder, mahalle kasabının çırağı olsa ne değişir, üst katta oturan Fitnat hanım teyzenin kocası öğretmen emeklisi Hidayet bey amca olsa ne olur?

Fitnat hanım teyzeyi özellikle andım. Sahi sizi rahatsız eder mi sevgilinizin Fitnat hanım teyzenin eşi olması ya da genel müdür sekreterinin nişanlısı olması? Hatta ne bileyim akşam evinize dönerken boş arsada top oynayan sevimli yumurcak Alican’ın bankada müşteri hizmetleri yetkilisi olarak çalışan babasına ne dersiniz? Seksapelitesi yüksek, kurum çalışanlarının kırılıp geçtiği sekreter bayanın nişanlısı, filanca kafede kıza verdiği randevuyu iptal edip benim merdivenlerimi arşınlıyorsa niye rahatsız olayım ki! Akşam yemeğine gelemeyeceğini telefonla eve bildiren müdür yardımcısı Gima’nın önünde yeni yetmelerin arasında beni bekliyorsa, elini tutma heyecanım, dersane öğrencisinin vereceği sarsıntıdan az mı olacaktır sanıyorsunuz...

Sen erkime tahakküm eden bir mecaz oldun diyebilirsin; var mı bunun öbür tarafı sevgili Şarmut, ne dersin?

Hosted by www.Geocities.ws

1